Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

3 Aralık 2011 Cumartesi

Cumartesi cumartesi

Tamam dün okeyde kötüydüm, hafta sonu kaçamağı yine kaçamamaya döndü, okeylediğin tur, yeterli sayıya ulaşmadığı için kalkış yapamıyoruz dendi diye enseyi karartmanın alemi yok.
Bu günün diğer günlerden farkı ne, cumartesi kızlar evde olur e onlarda yok... Gamze derse gidecek, Naziş'in tüm hafta sonunu kapsayacak bir eğitim programı var. Hem de babasının mezun olduğu okulda. Yıllardır dinlediği Güneş Koleji hikayelerini, yatılı maceralarını, Prens Sabahattin binasında babasının ayak izlerini arayacak birazda...Bu yüzden ayrı bir heyecanla gidiyor.Acaba , küçücük bir çocuk olarak girdiği okuldan , üniversite adayı bir genç adam olarak çıkan kocamın aklına hiç gelmişmidir, çook yıllar sonra kendi kızının buraya geleceği, diğer arkadaşlarından farklı gözlerle bakacağı sağa sola...

Yeni kitabım; Yaşamın Kıyısından sayfasının sahibi Nur'un hediyesi olan; Lütfen Anneme İyi Bak... Bu kitabı çok duydum ve çok okumak istiyordum. Okuyan herkes çok beğendiğini yazmıştı. Ben kitap hakkında söylenenleri okudukça , geçen yıl izlediğim bir filmi ne kadar anımsattığını söyledim her seferinde. Çok severek izlediğim Pandoranın Kutusuna... Kitaba başlar başlamaz da ilk cümlede aynı fikre kapıldım. Kitap filmden önce basıldığına göre yine bizikiler apartmışlar ...Bir kere de tersi olsa dişimi kırıcam yani. Ama siz hem kitabı okuyun hem de filmi mutlaka izleyin. Çok güzeldi çünkü...Kitabı okurken, ben de içimden annemle konuşuyorum mırıl mırıl...Kitap bitince yazmak istiyorum gerçek görüşlerimi, o yüzden şimdilik bu kadar.

Bülent Ortaçgil'in Memurun Şarkısının cumartesi dizeleriyle bitsin bu yazı...

.
cumartesi cumartesi sanki bir kış sonrası
küçük renkli bir sofrada sabah kahvaltısı
bir katarın vagonları gibi özelmişiz öyle derler
oysa bütün vagonlar aynı rayda gider

Not: Facebbokdan kopyalama yapınca, bizim resmimizde takılıp gelmiş peşine şiirin...Kıyamadım silmeye , olsun be dedim, yakıştı...

2 Aralık 2011 Cuma

hafta sonu önerileri

Sizin için sabahın körü olabilir ama biz güne başlayalı tam iki saat oldu... Yeşil çayımı içtim, mahallenin simit fırınından alınmış çıtır simitlerimizi yedik. Günün haberlerini de izledik. Noel çikolatasından iki aralık çikolatasını bile açıp yedik.

Dün akşam Ataletim canım benim, Üç Temmuzum ve Dolphine ile Kadıköy akşamı yaptık. Benim her zamanki mekanım Hümeyra'da kırmızı şaraplarımızı içtik arada karanfilli tüttürdük ve gece yarısına kadar sohbetin dibine dibine vurduk.Beşiktaş maçının golleri geldikçe sevindik...Bizim kahkahalarımız maç izleyenlerin, maç izleyenlerin gol sevinçleri birbirine karıştı...Dışarı çıktığımızda dükkanlar kapanmıştı artık bir biz bir de sokak çalgıcıları vardı... Tefini bana uzatan çocuk tefinin içine attığım parayı beğenmedi , dolmuşcunun verdiği para üstüydü o an cebimde ki:)Eve gelmek için dolmuşa bindim baktım bir tek ben varım inip taksiye atlayıp eve geldim ki; o arada BJK iki gol yemiş, kocam Beşiktaş adamın yüzünü güldürür mü? diye üzüm üzüm üzülmekte neyseki Qurasme son dakikalarda bir gol attı da, adamcağızın morali düzeldi. Quarasme sana şahsi teşekkürlerimi sunuyorum, sen kocamı güldürdün Allah da seni güldürsün ...

Bu gün önce kombi bakımı sonra okeycilerle buluşmam var... Son zamanların en kötü oyuncusuyum bu aralarda göze mi geldim nedir. Bu hafta sonu için bir kaçamak yapalım dedik nereye el attıysak kurudu valla, şahane bir tur programı vardı, Bursa Kervansaray otel konaklamalı, Cumalıkızık, Mudanya, Trilye gezisi... Yeterli katılım olmadığı için kalkış iptal haberini verdiler.Pamukkalede kalmak istediğimiz otel yıkılıyormuş...O otel olmayınca hevesimiz kaçtı...Hayırlara gark olsun, daha iyisi olacağı için bu aksilikler çıkmış olsun...

Hafta sonu için hala izlemediyseniz Dedemin İnsanlarını izlemenizi
Kyung-sook Shin'in yazarı olduğu ''lütfen anneme iyi bak''ı okumanızı
sıcak sıcak mercimek çorbası içmenizi, limon sıkmayı unutmamanızı
Aşure pişirmenizi, size aşure getirenlerin tabağını geri verirken içine sıcak sıcak poğaçalar koymanızı( benim komşum öyle yapmıştı, pek makbule geçti:))
Bir Yeşilçam filmi izlemenizi mesela Kızıl Vazo ya da Güllü geliyor Güllü ya da Dila Hanım ya da Bodrum Hakimini izlemenizi
Kadıköy taraflarına gelirseniz Baylan'da çay eşliğinde fare şeklinde ki pastalarından yemenizi
önerir ve iyi bir hafta sonu dilerim...

30 Kasım 2011 Çarşamba

Sinek Isırıklarının Müellifi


Yazı başlığım, Barış Bıçakçı'nın son kitabı yani yedinci kitabının adı... Sinek Isırıklarının Müellifine önce Müellif ne demektir ondan başlayalım ki, bilmeyenler için yazı havada kalmasın ayaklarını yere bassın:)) TDK ya göre müellif; Kitap yazan veya kitap hazırlayan, bir eseri ortaya koyan ve eserin sahibi olan kimse, yazar demekmiş.

Barış Bıçakçı bize bu kez Ankara'nın toplu konutlarından ses vermiş. Kitap kahramanı Cemil ile az kala kanki oluyorduk ki kitap bitti neyse ki:)Cemil ile bi sürü ortak yanımız çıktı.Bi kere ona hayatı şölen gibi hissettiren şeylerin hepsi bende de aynı duyguları uyandırıyor.
mesela Melehat Gürses'in kapıldım gidiyorum şarkısı benim bulaşık makinası yerleştirme şarkımdır. Onun karısının adı Nazlı, benim kızımın adı ve iki Nazlı'da balonla uçmayı seviyor. Kim Novak ve William Holden'in oynadıkları Piknik filmi hala ilk 10 filmim arasına girer. Sonra Burt Lanchester'in oynadığı yüzücü filmini , komşularının havuzlarına bata çıka denize ulaşmaya çalışması sahnesi favori sahnem... Bence Virgina Woolf'un Mrs .Dalloway romanı en iyi romanı...Benin babam da, öyle bir sıkar ki muslukları açmanız gerektiğin de, İngiliz anahtarı ile açmanız gerekebilir...Ezginin Günlüğü mü? dedim Cemil'e bayılırım ve çilek zamanı geldi mi? ben de deli gibi çilek reçeli yaparım...Ve ben de ben de hiç kol saati takmam , insanların kollarındakine sarkarım... Ben de Cemil gibi aramıştım , akşamdan ıslatılan nohuttan gelen çıt çıt sesinin nereden geldiğini... Bu bendeler böyle sürüp gider...Bir roman kahramanı ile hiç bu kadar ortak zevkim olmamıştı bu gidişat iyi mi ? Kötü mü? bilemedim:))Cemil adamım, öyle dişlek ve çirkin olsaydın da yine de severdim ben seni...

Barış Bıçakçı, çilek reçelinin üstünde biriken beyaz köpüğe, parkta ayak altında dolaşan kirpilere, alt kattaki yaşlı kadına, banyonun damlayan tavanına , aynı rüyayı görüp , sırf aynı rüyayı gördükleri için birbirlerine aşık olanlara, inşaatlarda çalışan insanlara ve de ruhlarımızda ki söküklere kadar her şeyin farkına vardırıyor bizi. Yaşam denen şölende sinek ısırkları kadar acı versin bize hayat ve de Barış Bıçakçı yazssın hep yazssın...

Barış Bıçakçı'nın yazılarında ki şu özelliği de belirtmeden geçemeyeceğim doğrusu, çevreyi o kadar iyi betimliyor ki, insanın gözünde söylediği , koltuk kanepe, park gözünde canlanıveriyor hemen. ben Bizim Büyük Çaresizliğimizin filme alındığını bilmiyordum. tesadüfen internette gezinirken bir resim gördüm, aa ne kadar kitaptaki sahneye benziyor dedim tıkladım baktım , filme alınıyormuş, filmden bir karenin resmiymiş. Bir piknik sahnesiydi valla yere serilen örtüden bile anlardınız kitaptan bir sahne olduğunu... Öle işte

Çoğu okuyucu bu kitaptan ne kadar övgü ile bahsetse de en sevdiklerinin yine de Bizim Büyük Çaresizliğimiz olduğunu yazmışlar. Evet bence de öyle ama bu kitap insana umut etmeyi de tevsiye ediyor.

Sinek Isırıklarının Müellifini ; Lalenin Bahçesinin tavsiye kitapları arasına rahatlıkla koyabilirsiniz.

28 Kasım 2011 Pazartesi

sürprizler hep güzel olmaz

Güzel başlayan, şahane biten hafta sonunun ardından haftaya kötü bir başlangıç yaptık. Sabah kahvaltı yaparken yeni bir istemik atak, yine ambulans yine hastane koridorları...
Bu kez sadece akşama kadar gözlem odasında kaldı babam. Ve akşam saatlerinde bir kaç günlük evde yapılacak bir ek tedavi sonunda kontrol edilmek üzere taburcu edildi.

Sağlık Bakanlığı yardımcı personel olayını kaldırmış. Koca koca sedyeleri hasta yakınları ite kaka götürmek , indirmek bindirmek zorunda. Ya da Özal'ın dediğini yapmak zorunda. Çaresiz kalınca onu yapıyorsunuz zaten, ister istemez.

Ataletim canım benim yine yanımda hep yanımda....

Akşam eve gelince normal seyrimize döndük ama bu atakların tekrarlayabileceği endişesi hep bizimle...

Ben yarın inşallah bugünü yaşamamış sayarak kalkmak ,istiyorum yatağımdan. Sinek Isırıklarının Müellifinden söz etmek istiyorum, bu günlerde iki gün dahi olsa yapmak istediğimiz kaçamak artık kaçamamak olmasın istiyorum. Tam yerine gelmekte olan ağzımızın tadı kaçmasın istiyorum.

27 Kasım 2011 Pazar

Aşureye gel

Ben hiç aşure yapmazmışım, bunu söyleyen bizim kızlar... Unutkanlığın da bu derecesi işte şu yazımda hem yedi mahalleye yetecek kadar aşure pişirdiğimi yazmış hem de bunları dağıtmak için yer aramışım...Hem de kendi usulüm olan saray usulü aşureyi tarif etmişim. Hemi de pişirirsem saray usulu pişiririm dercesine...

Bu günde kalktım aynı usulde pişirdim ve Leylak Dalıcım'ın ev alma komşu al tavsiyesine uyarak komşularıma da dağıttım.


Resmi de budur, biraz modernize oldu, üstünde kurutulmuş meyvalar var. Allah eksikliğini göstermesin artık muz kurusu bile satılıyor memleketimde, cranberry bile var...Valla Kanuni yaşasaydı bu aşureye çift dalardı. Neyse işte aşure ayında aşuremi de yapıp , ayvası var narı var, kırk tarakta bezi var ağızlara layık aşuresi var diye kendime bir mani düzer, gider elime bir tas aşure alırım. O SES başlayana kadar kitabıma gömülürüm. Koca da maçdan döner o sırada,çayımızı neyin içer hafta sonunu böylece bitiririz.

Günün bilançosu


Gün Çağan Irmak'ın bu filmiyle noktalandı...Dedemin İnsanları'nın fragmanını izlemiş ve o günden bu yana sabırsızlıkla beklemiştim. Bu gün vizyona girdi nihayet ve hemen bu akşam gidip izledik. Çağan Irmak bir hikayem var anlatacağım bitecek demişti. İlk Çemberimde Gül Oya^ya başlarken,ve 13 bölümde anlatıp bitirmişti. İlk o diziyle tanıdım zaten. Hala tadı damağımda kalan dizilerden biridir. Dedemin İnsanlarının ,Babam ve Oğlum'da ulaşılan gişeyi yakalasın isterim. Aynı tatda aynı dokuda bir film. Filmi izlemenizi tavsiye ediyorum, küçük oyunculara doyamayacksınız, bu filmde büyüğü küçüğü herkes başrolde. Hümeyra'dan bir metafor dersi almalısınız, kefen bohçasını; çeyiz bohçası gibi özenle hazırlatan o yaşlı kadını tanımalısınız.Matematiğinin pekiyi olmasına aldırış etmeyen ama arkadaşlarıyla uyumu orta olan torununa kızıp, seneye bunu pekiyi yapmazsan gözüme görünme diyen dedeyi görmelisiniz ve Yiğit Özşener adamımsın ya yine harikaydın...

Gün böyle bitti ama başlangıcı da bitişi kadar güzeldi. Hayat İzlerim Özlem İstanbul'a gelince, Macera Kitabım Özlem, Yaşamın Kıyısından Nur ve Baykuş Gözüyle'den Natali ile Alkım Kitap Evi içinde ki Kahve Dünyasında buluştuk. Kitaplar arasında kitap sohbetleri, film sohbetleri yaptık. Ayrılık vakti geldiğinde Maceracı Özlem ve Ben bu kez eski Balzac yeni Kafka Kafede devam ettik sohbete. Burası da Alkım'ın ikinci katında. Çaylarımız koca koca cam kupalarda gelince; bu neee diye bağırındık, adamcağız; Dün aynı oturduğunuz yerde Şener Şen oturdu ve aynısını söyledi dedi. Biz sohbetten dilimiz damağımız kuruyunca, nasıl ya, şimdi küçük bir bardak yok mu , o koca kupalardan bir tane daha nasıl içelim dedik. Yarım doldurayım dedi, peki dedik...yok yok tam doldurayım, yanında kurabiye ikram edeyim onunla içersiniz dedi:)) Valla da öyle içtik:))
(bunlar bu günkü ciciler... Sinek Isırıklarının Müellifini ben aldım. Diğerleri, bu günün anısına, hediyelerim...Çok teşekkürler arkadaşlar günümü anlamdırdınız...)

Akşam eve dönerken, sanki ağzımda çok hoşbir tat vardı... Dolmuşta öne oturdum... Haydarpaşa, Numune arasında ki ağaçlık yoldan geçerken kuru yaprakların arabanın ön camına doğru savrulması ayrı bir keyif verdi. Sonra gözüm gökyüzüne takıldı binlerce yelkovan kuşu uçtu şaka değil binlerce...Şu anda göç mevsimleri...Marmara boğazını takip ederek Karadenize uçuyorlar. Bir yelkovan günde yirmibeş bin yelkovan kuşunun İstanbul'dan geçtiği saptanmış. O yüzden İstanbul'da yaşayanlar arada gökyüzüne baksınlar ve bu şöleni kaçırmasınlar.


Akşamı biliyorsunuz Sinema ... Sinema çıkışı Capitol'de tüm mağazalar kapanmıştı tabi, o halini görmek şaşırtıcı oluyor bazen.Eve yürüyerek döndük, serin daha doğrusu soğuk hava kendimize getirdi bizi...
Bu kadar...

25 Kasım 2011 Cuma

filmli kitaplı kuzenli yazı

Dün Kuzen Yüksel ve Eşi Hürmet ile birlikteydik. Ordu-İstanbul-Bursa üçgeninde bize de bir günlerini ayırdılar.Yirmi küsur kuzeniz toplamda... Herkes birbiriyle ayrı ayrı kanka... Kız erkek ayrımı yok... Mesela bu Yüksel'le öyle komik anılarımız vardır ki,yaz tatillerinde Ordu^ya gidince bunlarda kaldığım zaman, akşam eniştem telefon açar- eve ne lazım der mesela...bu -Lale'nin canı muzlu pasta istiyor ama Buket pastenesinden der. Ya da sabah benim canım pide istermiş kahvaltıya bak bak... Eniştem herkese saat kaç da kalkacağını sorar pide de o sırayla gelirdi eve... Pideci o işe nasıl razı olurdu bilmem. Biz kocayla henüz nişanlıyken, hadi sizi Boztepe'ye götüreyim , orada yemek yeriz dedi. Meğer tesis inşaat halindeymiş daha...İşcilerin mutfağında menemen ve çay yaptırmıştı, oyle bir menemen yemedim daha...Dün erken saatlerden akşama kadar biz de şen şakrak oturduk ama hain Zuz geldi, ay hem akşam yemeğini bizde yedi hem de hadi karnımız doydu nasılsa, bize gidelim deyip, onları aldı gitti:) umarım güzel bir kahvaltı hazırlamıştır , sabaha...

Akşam Fatmagül gecesiydi...Geçen hafta kaldığı yerden başlayıp, bir sahne sonra bir hafta önce yazıp, bir hafta önce olanların anlatılması neydi , hangi akla hizmetti bilemedim. En güzel sahne Ebenine ile Mukaddes'in kucaklaşmalarına ve buna kendilerinin bile şaşması sahnesiydi.Ha bir de Kerim ve Fatmagül'ün yürüyüş yaptıkları yer Beylerbeyi Aynalı Kahve'nin sokağıydı. Hep söz ederim ya burada...

Bir İtalyan Masalı'nı okuyordum ama bir günlük ara verip Hamdi Koç'un 2006'da yayımlanan Kalpten Parçalar adlı kitabının 2011 baskısını okudum.Kitap , baştan sona bir Hamdi Koç kitabı...Beşinci kitabıymış.İlişkiler üzerine güzel yazıyor neme lazım ve de erkeği de kadını da güzel analiz ediyor. Kitap insanı hemen ele geçiriyor ve ir ilişkiye baştan sona tanık oluyorsunuz. Talat,ismini bile sıradan bulan sıradan bir adam o yüzden çekingen hep, Meltem çok güzel ve tam bir kadın ...Talat'ın bu duruşunu cool olmasına bağlıyor ve onunla olmak için olmadık manevra yapıyor.
Bir alıntı size

Meltem'e bir aşığa değide, iyi kalpli bir insana duyulan türden bir sevgiyle baktı. Onun için bütün kalbiyle üzüldü, bir ara.Sonra onun için sevindi, yanında kendisi olduğu için.Hata yapacaksa benimle yapsın dedi hüzünlü bir avuntu içinde, ben ona herkesten daha az veririm.


Son bir bilgi daha, Hamdi Koç aynı zamanda hemşehrimdir. Ordu'ludur yani:)





Bir de filmim var . Bu sabah izledim. Sinyorina Enrica ile İtalyan olmak. Son zamanlarda izlediğim en keyifli ama en keyifli filmdi diyebilirim. Nasıl naif bir hikaye... Müzikler son derece güzel. Bizim ilk gençlik çağlarımızın Cladue Cardinale'sini İsmail Hacıoğlu ile birlikte izlemek de ayrı bir keyifti.

Aslında size sözünü etmek istediğim bir film daha var. Adı Jack'in Kayık Gezintisi... Temposu düşük ama çok güzel bir film. Sakin sakin izleyin... İnsan aşkı neyi nereye kadar yapabilir onu görün. Jack astronot falan olmaya kalkmadı ama aşkını haziranda sandalla gezdirebilmek için kış aylarında yüzme öğrendi. Çünkü yüzme bilmeyene sandal kiralanmıyor ve sevdiği kadın ; hayatımda kimse benim için yemek pişirmedi, annem bile dediği için, bir şeften yemek dersi aldı.

Aaa yazı bitmiş benim haberim yok