Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

31 Aralık 2008 Çarşamba

Soğuk hava mı? yağmur ya da kar mı? bizi durduramaz hiç bir şey :))

Dün gece için çok önceden kararlaştırdığımız program, buz gibi bir havaya rağmen hiç aksamadan gerçekleşti. Çok güzel bir gece oldu. Nalan ( Desertwind), nurdanacar, zeya ve ebrucukla Zuz da toplandık. Tabii Gamsegamse de vardı. Naziş ne olur ne olmaz dönemezsiniz diye gelmedi.

Bizim hamsili pilav fırındayken , oooo kokuya bak diye önce Nalan ve Nurdan geldi, arkasından Ebru ve Zeya da gelince ekip tamamlandı. Bizim mutfaktaki işimiz tamamlanana kadar mutfağa doluşup sohbete başladık.



Sonra kahkahalar arasında hediye faslı yaptık. Hediye almak da vermek de acaip güzel bir duygu. Hediyelerimin hepsine bayıldım. Resim de ben yokum mutfaktayım, benim olduğum resimler Gamsenin makinesinde , akşama okul dönüşü ancak ekleyebileceğim. Nalan resim ama koymuş ben yokum her seferinde mutfakta orda burdaymışım,Hamsili pilav resimini de ondan aldım zaten:)). Gece nasıl başladı nasıl o saatlere geldi farkına bile varamadık. Bu kaçıncı buluşmamız artık sayısını unuttuk. İlk zamanlar resim çekeceğimiz zaman zeya makineyi otomatiğe alır, son hızla üstümüze atlardı, hatta zeyanın rüzgarından Ebru'nun saçları havaya kalkmış bir resmi var. Şimdi benim kızlarında katılımıyla daha büyük bir grup olduk.

Ah gecenin en ilginç anını anlatmalıyım. Herkes birbirine hediyesini verdi açıyoruz, o sırada Zeya aaaa Vedat'ın hediyesi gelmiş sana dedi Zuz a döndük o da şaşkın şaşkın elindeki hediyeye bakıyor. Nurdan da o sırada herhalde aralarında bir esprileri var, ondan bunu almış diye düşünmekteymiş.

Unutmadan söyliyeyim hamsili pilavın hakkını da vermiştim yani:))
Dünün kayda değer ilginç bir olayıda Gamse ile Zuz'un eve giderken , Gamse'nin telefonu çaldı, cebinden çıkarırken , telefon elinden zıpladı ve o kadar kuru yer varken yolun kenarındaki küçücük su birikintisine daldı.Kurutttuk makine ile falan ama çalışmadı. Olan benim telefona oldu tabi))))

Gece Zeya eve bıraktı bizi, önce Ebruyu bıraktık kısa bir Anadolu yakası turu attık bu arada. Eve girdiğimiz de saat bir buçuktu. Hediyelerimi yaydım yatağın üstüne kocama tek tek gösterdim, o uyurken ben ona geceyi anlattım ninni gibi, sonra bi baktım Naziş ayakta ne oldu dedim, ne, ne oldu anne , okula gidiyorum dedi. Meğer sabah olmuş...


Yılın bu son gününde yeni yıl beklentilerimi de yazayım dedim

Bu yıl daha çok gezmek daha çok okumak istiyorum,
Naziş çok istediği lisans üstüne artık vakit ayırsın istiyorum,
Gamsegamse okulunu bitirip istediği gibi bir yerde işe başlasın istiyorum, dil terapistliği konusunda yine düşünsün istiyorum,
kocam yeniden resim yaptığı günlere dönsün istiyorum,
Zuz yeni taşındıkları iş yerinde daha mutlu olsun, daha kazançlı işlere imza atsın istiyorum,
Kocamla o çok istediğimiz tren yolculuğuna çıkalım istiyorum,
Ege kıyısında bir ev istiyorum, alt katı kahvaltı salonu olsun,

Cancan bana ben de seni seviyorum desin istiyorum, bize gelmek için annesini taciz etsin istiyorum..
bu yazdıklarımda önem sırası yoktur. Hepsi de birinci derecede öneme haizdir:))

Mutlu sağlıklı yıllar , hep sevdiklerinizle. Tüm dilekleriniz gönlünüzce olsun...

29 Aralık 2008 Pazartesi

SABAH SABAH EVDEN CANLI YAYIN

Aaaaa sabah olmuş. Demekki izlediğim filmin sonunu göremedim. Grey Owl du adı. Yani Gri Baykuş. Neyseki aynen çevirmişler, bazen olmadık isimler uyduruyorlar ya. Bir Kızılderilinin çevre mücadelesiydi, aşk da vardı tabi. Ama sonra gördük ki adam kızılderili falan diil, kızılderili olmaya taa çocukluktan sardırmış biri. Sonunda evden ormana kaçmış, kızılderililer arasında büyümüş falan. Güzeldi, kitap falan yazdı, hatta İngiltere Kralı onu sarayına davet etti. Elizabeth daha tıfıl , bahçede oynuyodu Margareth ile. Bir gazeteci onun kızılderili olmadığını ortaya çıkartmak üzereydi ki ben o noktada kopmuşum olaydan.


Sabah kargaşasını yaşadık kabileyi evden çıkarttık. Tost ve yanında bumba içtiler. Bumba şöle oluyo. Havuç, portakal ve elma katı meyve presinde sıkılıyo )). Sıkmak bişe değilde bizim meyve presi 10 yıllık falandır herhalde. Koca bi gemi. Her seferinde ben bu gemiyi söküp yıkayıp tekrar monte ediyorum. Sanırım şimdikiler daha küçük versiyondur. Üstten meyveyi at, musluktan suyu aksın o kısmı süper de ah o yıkama sökme takma yok mu, asıl iş orda zaten.

Ben bu gün yılbaşı öncesi yapacağımız bir partinin ön hazırlıklarını yapacağım. Yarın akşam Zuz dayız. Meeeşur blog çetesi ile. Geçen yıl da hemen aynı tarihlerde böyle bir organizasyon yapmıştık. Çiçek pasajında Boncuk da. Bu kez ev de daha rahat olur dedik. Artık Mihribanı zeya ile ben çalıcaz Nalan , Nurdan Zuz ve benim kızlar sölicek heheheh. İnşalah yol durumunda bir aksilik çıkmaz. Yarın kar bekleniyor İstanbulda , hatta bu günden başlayacakmış.


Şimdi burada oturup yazı yazdığıma bakmayın. Bir enkazın ortasından sesleniyorum. Daha bu ev hala yola konulacak, alış- verişe çıkılacak. Yani şimdi gitmem gerek. HADİ BAKALIM İYİ BİR HAFTA OLSUN HEPİMİZE

28 Aralık 2008 Pazar

BİZ

Bundan tam 27 yıl önce biz , bir yola çıktık. Şimdiki ortalamalara göre daha çocuk yaştaydık. Birlikte çok şey yaşadık, Önce ben değil biz demeyi öğrendik. Ayrıca bendik de. Ailellerimizden uzakta çok karlı bir şehirde ,soba yakmayı, annelerimiz pişirmeden karnımızı doyurmayı öğrendik. Birlikte çok eğlendik, acılar paylaştık. Annelerimizi kaybettik birbirimize sarıldık. İkiyken üç olduk dört olduk. Dört ayrı karakter bir arada nasıl yaşar onu öğrendik.

Bu ikili bu akşam evliliklerinin 27.yılını ama birlikteliklerinin tam 30 yılını devirmekteler. Artık sokaklarda kar topu oynayan, yokuşlardan kahkahalar atarak kızakla kayan , istiklal'de gülme komasına girip herkesin başlarını onlara çevirip baktığı, rezarvasyonsuz yollara çıkıp ondan ona bin usulüyle yolculuk yaptıkları günlerdeki gibi değiller. Artık daha bi ağırbaşlılar artık tatile giderken bir ay önceden rezarvasyon yaptırıyorlar ama içlerinde hala bi çocuk tarafları var. Kadın olanı hala bi çıldırık ama olsun idare edip gidiyolar işte.

Biz bu geceyi yine kendi usulumüzde ev de kutlayacağız, yemeğimizi yiyeceğiz, pastamızı keseceğiz ayyy iyiki evlendik diyeceğiz...
**********************************************************
Dün Saat bir falandı Gamsegamse ile hadi tahtakaleye gidelim dedik. Apar topar çıktık. Çıktık ki buzzzzz. Ay biz naptık böle dedim. Koştur koştur vapurda en sıcak köşeyi kaptık. Tahtakale yeni yıl telaşındaydı. İğne atsan yere düşmüyordu. Bir ara el ele yürüdük. Ben telefonumu almadım. Gamse de eski bir telefona kart taktı. Mazallah yoksa :)). Sadece harcamayı düşündüğümüz kadar para aldık , kredi kartı falan gibi dökümanları dahi ev de bıraktık. Bir de kimlik aldık tabi yanımıza. Artık zırt diye kimlik sormalar var. Soracakları kişileri biliyolar zaten de ne olur ne olmaz dedik. Geçmişten edindiğimiz tecrübelerimiz var ne de olsa. Tahtakalae de her yere girdik çıktık. Şarkhan da biraz fazla vakit geçirdik. Çok şirin şeyler aldık. Hele Gamse her gün kullandığı takılarını asmak için bir kadın figürü aldı ki çok güzel. Siyah dekolte, çok şık gece elbşseli bir kadın orasında burasında çıkıntılar var , oralara takılarını asıyor. Ah fotoğraf makinesinin bilgisayar girişini basıp kırdım, bu gün alınacaktı , eğer aldılarsa resimlerini yüklerim. Yalnız gerçek olan şu ki, kaliteli bir şey alacaksanız bu Tahtakale de de pahalı. Beğendiğim biblo 96 TL idi mesela. Bir liraya da var ama öle işte anlayın. Bi sürü ıvır zıvır aldık geldik. Yolda dedim ki; bunlar acil ihtiyaçtı, almasak olmazdı bu soğukta, Gamse çok güldü bu sözüme. Yine koştur koştur vapurun kaloriderli köşesini kaptık. Biraz da akşam tv karşısı için abur cubur alışverişi yapıp eve geldik.

Eve geldik ama biz ani kararla evden çıktığımız için akşam yemeğimiz yok(((. Naziş zaten artık biliyosunuz Cuma akşamından firar , Zuz a gidiyor. Hemen bir çay suyu koydum, kahvaltı hazırladık. Kavrulmuş kıymaya da bir kaç yumurta kırdım. Bu akşam da böyle olsun dedim. Kocam geldi- Lale biz bu gün öğlede arkadaşlarla yemek yedik, biraz ağırca bi yemekti, akşam hafif yiyelim dedi. Valla - istediğinden bile hafif bir yemek yiyeceksin dedim )).

25 Aralık 2008 Perşembe

Perşembenin gelişi çarşambadan belli olur:)))

Anlatmaya dün geceden başlamak istiyorum. Nasıl olduysa dün gece biz evcek erken yattık. Saat 11.30 gibi falandı. ne kadar uyumuşuz bilemiyorum benim cep telefonumun sesine hepimiz ayaklandık. Arayan yedi bela dokuz katil kuzen Gülden'di. Allah biliyo ya Enişteme bir şey oldu sandım. Ben bu hafta onları da ihmal etmişim meğer, gece yarısı kafasına takılmış, aynen şöyle diyo- sen nerdesin Lale, ne aradın ne geldin, ben zaten hiç bişey anlamıyorum dediklerinden , ev halkı kafam üşüşmüş. Sabah canına okudum ama. Kızım aklına geleni , geldiği andamı yapıcan hayat boyu böyle, gecenin sabahı yok mu dedim. Cevap o saate yatılır mı , oldu. Ne diyeyim. dayım boşuna ona yedi bela dokuz katil adını takmamış.

gelelim bu güne; Biz bu gün gözümüzü Can'la açtık. Artık biliyorsunuz perşembe günleri Can günleri. Gamsegamse'nin de boş günü o gün , özellikle ayarlandı yani. Perşembe günleri şöle anlı şanlı bi kahvaltı hazırlanır. Can Bey annesi ve Zuz teyzesi ile saat 10.30 gibi avdet eder. Genelde uykuda gelir. Onu karşı kanepimize yatırır, kahvaltımızı ederiz. Sonra Berfu ve Zuz 12 gibi giderler. Bize de oynamak kalır akşama kadar. Artık 6.aya girdi , gülünücek şeye gülüyor, ağlanacak şeye ağlıyor. Artık yerli yersiz gülme ağlama yok. Ama bizden gittiğinin ertesi günü annesinin canına okuyormuş kucak kucak diye. Geçen gün babasıyla kaldı adam ev eşofmanlarıyla parka gitmişler. Eşofmanını bile değiştirtmemiş, cayır cayır yıkmış ortalığı. Tüm gün gamze ablasıyla yamadıklarını bırakmadılar. benim odamda dahil olmak üzeretüm yatak odalarını , salonu dağıttılar. Bi yerde biberon, bi yerde diş kaşıma aletleri bi yerde oyuncaklar bıraka bıraka tüm evi gezdiler. Uyku saati gelince Gamse onuda ben yapıcam dedi, aldı kucağına sallamay başladı bi taraftan da eeeeee diyor. ama Can ondan daha çok bağırıyor eeeee ee diye. Nazlı ablası okuldan gelince ona kitap okuma seansı da yaptı. Baya ilgi gösterdi, Nazlı sesleri değiştirdikçe yüzüne dönüp dönüp dikkatle baktı. Akşam 6.30 da Zuz ve Berfu geldiğinde artık pili bitmiş akşam uykusuna haızrlanmaktaydı. Hemen alıp gittiler ki uykuya evde geçsin de rahat uyusun .

Akşam kızlar bablarıyla film izlemek istediler, benimde dizim vardı, o yüzden bana yatak odasının yolu göründü, erkenden pijamalarımı giydim, kahvemi aldım koşa koşa yatağıma girdim. Dizim bitince de hadi bi de yazımı attırayım dedim, nası iyi yapmışmıyım. Gülden aramazssa bu gece deliksiz uyumak gibi bir programım var...

Ah bi de gitmeden, ağacımızı dün akşam nihayet kurduk. Yarinden çıkarmaya, süslerin bulunduğu dolabı eşelemeye çok üşendim nedense bu yıl. Ama yıllardır öyle bir çıngılçıtak birikmiş ki, ağacımız o filmlerdeki albeni ağaçları gölgede bıraktı.

24 Aralık 2008 Çarşamba

evden barktan

Bütün gece kar yağıyor mu? diye yat kalk bak. Sabah pencereye vuran tıkırtıları duyunca da , ay kızlar eve geldikten sonra başlasaydı de. Bu ne belirtisi adını siz koyun :))

Kocam, bu gün izin yapıcam dedi, ben de mükellef bir kahvaltı hazırladım romantik romantik kahvaltı yaptık. Sonra o banyo lavabo musluğunu bozduğunu ve artık hiç kapanmadan aktığını müjdeledi. Şimdi bana -Lale su anahtarı nerede, bunun yedek içi nerede diye sormakta, ben de kalkıp ona verip tekrar buraya oturmaktayım. Sonumuz tesisatçıda bitecek ama , önce bi tamiri daha güçleşecek hale getirilsin kocam tarafından da ondan sonra.

Ha bu arada doğalgaz faturalarınız ne alemde heheheheheh bizimki dudak uçuklatacak halde de ondan soruyorum. Tasarruf genelgesi yayınladım evde. Elektrik konusunda baya bi ilerleme kaydetip 30 ytl aşağıya çekmeyi becermişiz.

Naziş dönem sonu yaklaşırken her gün veli toplantıları yüzünden yorgun düştü. Bizim zamanımızda veli toplantısı belirlenen bir gün olur o gün de biterdi. Bunlar velilerle tek tek görüşüyorlar ya da ikili gruplar halinde. Gamsegamsenin her gün sunumu var. Korkarım yakında sunucu olacak. Sunum demek bir sürü ön hazırlık , slayt gösterisi , ve bir sürü materyal hazırlamak demek. Ve öğrenci gibi değil öğretmen gibi giyinmek demek. Zuz iş yerinin taşınma telaşında. Bense onları izlemekteyim.

Son aldığım haberi canlı aktarıyorum, kocam tesisatçı çağırıyor. Şimdilik bu kadar gün içinde yazarım belki bir kez daha:))

23 Aralık 2008 Salı

Bir salı günü ve havada kar kokusu var

Ahhh bi kalktım hiç bir işim yok. Yupppppi tembellik vakti dedim. Çayımı aldım yatağa girdim biraz tv izleyip, gazete okudum. Sonacımaa bilgisayarımı açtım. Az biraz teknolocik kadınız ya , mailerime baktım, iki mail attım ben de. Biri Ataletime iyi doodun maili, diğeri özel bi mail. Sonra bloğuma baktım, gittim salonda bir iki salındım. Birden anladım ki bu gün ev dar gelir bana. Önce denizler geçeyim , dalgalardan atlayayım dedim , ama hava soğuk yakınlarda takılayım dedim. Bir görümce ziyareti yaptım, en küçük görümce de dahil olunca olaya bi güzel yemek yedik birlikte , sohbet ettik.

Eve geldim.
Ha unutmadan dün sabah beni uykumdan eden vapur düdüğü emektar Fenerbahçe Vapuruna aitmiş. Ellibeş yıl hizmet verdiği İstanbullulara veda ediyormuş. Rahmi Koç Müzesine çekilmiş. Bakın bu müzeyi herkese tavsiye derim. Haliçe kıyısı var. Müze çıkışı Haliç Vapuru ile de sefa yapabilirsiniz. Ay çok zevklidir. Zik zak çizerek tüm Haliç kıyısındaki iskelelere uğrar. Çay da için bu arada yanınada simit de yeyin hatta.


Yarın kar bekliyoruz İstanbullular olarak. Bakalım yağacak mı?. Çok severim karlı havaları. Çocukken Ordu'da boyumu aşan, Niksardaki bir başlayıp bir saat içinde tüm şehri örtüp , aylarca kalkmayan , sonra benim bu kar eridiği zaman mutlak ortalığı sel basar diye beklemem, ama rüzgarla savrula savrula birden ortadan yok olan kar.Üstteki manzara o günleri hatılattı bana, aynen böyle bir görüntü olurdu. İstanbul da artık yağmaz olan , tipiyi özlerim zaman zaman . Aman kimse o havada dışarda kalmasın, evsiz kalmasın diye de dualar da ederim içimden. Öyle bir fırtına olur öyle bir savrulurdu ki, kar taneleri havada okula giderken önümü görmez olurdun. Sonra yine Ordu da annemin dışarı çıkıp hasta olmayalım diye tepsi tepsi içeriye kar taşıması.Evin içinde kocaman siniler içinde kardan adam yapmamız. Okuldayken , okuldan çıkış satlerinde okula kılavuz gelip, evleri yukarı mahallelerinde olanları evlerine götürmesi. Heyyy bu Ordunun göbeğindeki bir okuldaydı ha, dağ köyünde değil. Ama bizim müdür çok titizdi. İki yıl önce Ümraniye 'de bir öğrencinin okul çıkışı karda yolunu kaybedip donarak öldüğünü hatırlarsanız, bizim müdürü sağduyusu dolayısıyla tebrik etmeniz gerekiyor. Yaşıyorsa Allah selamet versin, öldüyse nurlar içinde yatsın Mahmut İşbakan.

Ben şimdi yemek yarışması izlemeye gidiyorum, babamla izleyeceğiz. Gülmekten yerlere yatıyorum, babamın- elini yıkamadı- onun içine o koyulurmu, o yenir mi diye bir müdaheleleri var ki ölürsünüz gülmekten. Zaten gitmesem de seslenir- Laleeee bak ne biçim yemek yapıyo diye. Onun için müsade bana şimdilik.

22 Aralık 2008 Pazartesi

Hafta başı hafta başı

Hızla başlayan hafta, aynı hızla devam edip yine aynı hızda bitince geriye benimki gibi dağınık bir ev, kazan gibi bir kafa, sızlayan dizler kaldı.

Cumartesi günü Gamsegamse ve ben yağan yağmura aldırmadan evden çıktık. Hoş onunda bize aldırdığı yoktu; de babam he babam durmadan yağdı. Bi gıdım ara verilir dimi yoook hiiiç. Neyse gideceğimiz yere vasıl olduk, Nalan bizden önce gelmişti. Çok hoş saatler geçirdik, yedik içtik sohbetin dibine dibine vurduk. Hani padişahlar , yemeğe gelenlere , yemeğin sonunda hediye verirlermiş,'' diş kirası'' adı altında , hah biz de işte öyle diş kiralarımızı aldık. Yağmur tam gaz devam tabi. Gamsegamse beni Şişlinin orta yerinde ekti. Zati bizim kızlarla birlikte bir yere gidebilirsin ama asla birlikte eve dönme şansın yoktur. Yarı yolda telefonları çalar, oracıkta program yapıverirler.

Pazar günü görümcem aradı neredesiniz yahu dedi, hastaneydi, çocukluk arkadaşıydı, Can'dı, derken 10 gündür görüşememisiz. Hadi gelin dedim. O sırada İlmiyem aradı sinemaya gidelim diye, yok sen gel dedim. Hemen mantarlı, sosili bir pizza attım fırına, patates salatası, brokoli salatası ve anne kurabiyesi eşliğinde çaylarımızı içtik biraz okey oynadık.

Akşam geleneksel pazar akşamı programımızı uyguladık. Kızlar odalarına, kocam spor programı izledi , bende onun yanında kaşur kuşur gazete dergi okuyarak onu gıcık ettim. Gazeteleri ve tüm pazar eklerini okudum. Bitrdiğimde kocam helal olsun reklamlarını bile okudun dedi. - Heee dedim o kadar para verdik zay olmasın)))

Sabah önce Nazlının hastayım anne ne içeyim diyen sesiyle uyandım. Bütün hafta veli toplantısı vardı eve geç geldi. Cumartesi günü gezdi tozdu, dünde Hanuka nedeniyle okuldaydı. Beyaz gömlek giymeleri sitenmiş, hep dışarlarda velilerle falan görüşürken iyice üşütmüş. Sabah erken yine toplantım var , gitmek zorundayım dedi ve gitti. Bi dalmışım , uyandım ki ooo kocam gitmiş bile. Sonra yine dalmışım ki bu kez de vapur düdüklerine uyandım. Nasıl da uzun uzun öttüler. Gamse hemen bilgisayarı açtı İDO seferlerine baktı , bizi ilgilendiren bir şey yok dedi. Ben de kahvaltıyı arkadaşlarımla yaparım dedi, giyindi çıktı. Ay gidim , yatayım bari dedim. Koştum soğumamış yatağıma , yeniden gözüm dalmış, garip garip rüyalar görüyordum ki bu kez de mesaj geldi. Gamse- anne, deniz iyiydi, rahat geçtim. Hadi dedim uyu kızım biraz yahu, sen bu günleri çok bekledin , çalıştığın dönemlerde, ama bu kez de zil çaldı- Alla alla kim bu saate dedim, kargo gelmiş. Yok dedim ısrar etme , kalktım çayımı koydum, mükellef bi kahvaltı ettim. Eh yazımı da yazdım. Hadi bakalım artık ne gele gele

19 Aralık 2008 Cuma

efsane geri döndü

Hastaneden gelen iyi haberlerin etkisiyle, ben de eski moduma keskin bir dönüş yaptım. Önce sıkı bir okey parisinde tozu dumana kattım.

Bu gün de çocukluk arkadaşımla buluştum. Nasıl da özlemilşim. Çocuk Lale 'ye, ergenliğe yeni adım atan Lale'ye kavuştum. Şıngır şıngır konuştuk. Sözcüklerimizde sanki kuşlar cıvıldaştı. Sonra hadi yemek yiyelim dedik. Sonra ben dedim ki, ay ben çok güzel bir yer biliyorum. Yemeğimizi yedikten sonra kanepelere uzancaz , kahvelerimizi içicez hatta kahveleri sen yapıcan dedim. Aaa ora nere dedi. Elbetteki bizim ev dedim. Bize geldik. O hemen mutfağa girdi kahveleri yaptı, ben çayı koydum. Hatta kahve içerken onunla birlikte bi de sigara tüttürdüm.

Annelerimizin sigara paketini alttan açar , içinden sigara çalar sonra paketi tekrar yapıştırırdık. Evlerimiz karşılıklıydı, gece uykusu kaçan ıslık çalar, balkonda buluşurduk. Gcenin karanlığında sigaralarımızın ateşinden , halası bizi tanır, seslenirdi , kıkır kıkır eder cevap vermezdik. Sigara falı bakardı, filtresini ezere ezer oradan harfler çıkarır, dumanı ağzından halka çıkarırdı. Evlenip de Ordu'ya gittiğimde kocamı ilk kez onlara götürdüm. Annesi Behice Teyze , sürekli Fransızca romanlar okur, bize anlatırdı, Ayşegül akerdeon çalar annesi şarkılar söylerdi. . Yazında deniz sezonunu ilk biz açardık. Annemi kaybettiğimiz de Behice T eyze o kadar ağlamış, öyle bir yas tutmuş ki, bir Ordu ona baş sağlığına gitmiş. Akşam nasıl oldu bilemedik. Kocalı mocalı Zuzlu, benim kızlarlı , O'nun oğlanlarlı bir buluşma için sözleştik.

Yarın da Nalan(desertwind) ile buluşup çoktandır istediğimiz bir ziyareti gerçekleştireceğiz. . Gamsegamse de geliyor benimle, sonra onunla Enişteme hastane ziyareti yapacağız.
Hafta sonu ise sinema programım var. Şimdilik haberler bu kadar. İyi bir hafta sonu oolsun herkese.

17 Aralık 2008 Çarşamba

Ayakkabı deyince


Üstteki resimdeki güzel Cinderella namı diğer külkedisi. Külkedisi deyince akla ilk gelen ayakkabıdır bence. Hani Prens , Külkedisinin baloda ayağından düşürdüğü ayakkabı tekiyle ülkeyi dolaşır ya. Pekiiii artık ayakkabı deyince ne gelecek aklınıza artık. Ataletimm usuldan bi gönderme yapmış bu gün, ben devam edeyim dedim. Yani annesinden terlik yiye yiye büyüyen bir ülkenin evlatlarıyız. Annesinin terlik fırlatmadığı kaç kişi var bakem. Bir elin parmaklarından azdır.

Ama benim annem ya kör atıcıydı ya da özellikle yapardı bilmem. Yalnız o meşhur ayakkabı fırlatma sahnesinde ben neye güleceğimi şaşırdım. Bushun pişkinliğine mi?, yanındakinin yapmacıktan elini uzatıp sözüm ona koruyor gibi yapmasına mı?, havada uçan ayakkabıya mı??.

Şimdi boş verelim bunu da dönelim bizim ayakkabı hikayelerine. Annem tam bir ayakkabı düşkünüydü. Akla gelecek her tür renkte ve modelde ayakkabıya sahipti ve de terliğe. İmelda Marcos'la yarışamasa da, fena sayılmazdı. benim en unutulmaz ayakkabım kırmızı rugan , üstten fiyonklu ayakkabımdır. Varmıdır? çocukluğunda , kırmızı ayakkabısı olmayan bi kız zaten. Ha bi de meeeşur gri ayakkabılarım var. Hehhehehe Zeya, Nalan ve Ebru da bilir bunun hikayesini. Çünkü Zuz bu ayakkabımdan nefret eder ve kızları arayıp gizlice atmalarını tembihler. Ben de hep saklarım bulamasınlar diye. İnanılmaz rahat yav, üstünde yaylanıyorum sanki yürürken. Hemi de çok ünlü bi markası var. Ama Zuz markasının onu ilgilendirmediğini söyler hep. Ay aklıma geldi bu gün onu giyim bari hehehehhe. Bir de ben lisedeyken meşhur çorap çizmeler vardı. Varmı giyen hatırlayan. Bacağı bir çorap gibi sarardı hani.

Ah bi de Gamsegamsenin ayakkabı alışverişleri vardır ki. Nazlı tüm ayakkabıcıların onun resmini vitrine asıp, bu içeri giremez diye yazacakalrını söyler hep. Satıcıda , yanında gidende nefret der, hayatından bezer, depresyona falan girer. Son kurbanı kuzeni Meral dir '. Kız eve geldiğinde bön bön bakıyordu yüzümüze. Günlerce sürmüştür sanırım kendine gelmesi. Çok küçüktü, yakkabı almaya gitmiştik yine. Sanırım 50. ayakkabı mağazasında falandık)), satıcı bunu görrmez , söyle bakim kaç ayakkabı denedin buraya gelene kadar dedi cevap --- oooo milyon tane oldu.

Ben bekliyorum şimdi sizden ayakkabı hikayelerinizi:)). Bu gün evde yokum. Hastane ziyaretindeyim.

16 Aralık 2008 Salı

iyi haberlerle

Hemen iyi haberleri verip evden çıkıyorum. Eniştemin iyiye gittiğini söyledi Dr. Zatürreyi atlatmış. Şuuruda zamanla yerine gelecekmiş. Halen uyumakta . Sağ tarafına gelen felç yüzünden o tarafı tamamen duyarsızdı. Şimdi hafif hafif elini kımıldatıyor. Dün gece Zuz hastaneden aradı. Şu an eniştem karşımda esneyip duruyor dedi:))

Bu sabah diğer bir iyi haberde çocukluk arkadaşımdan geldi. Ayşegül , İstanbula taşınmış hem de benim oturduğum semte heyyo heyyo yeniden komşu oluyoruz. Ordu'ya gittiğimde iki günümü mutlaka ona ayırırdım. Yeni maceralar bizi bekliyor. Bi gün size çocukluğumuzu, ıslıkla gece yarısı haberleşmelerimizi falan anlatırım.

Şimdi bu iyi haberlerin verdiği gazla arkadaş buluşması yapmaya gidiyorum. Biraz okey oynayıp, biraz yiyip içip stres atıcam.

15 Aralık 2008 Pazartesi

HOMELESS LERİM


Yok yok bu gün hastalıktan söz etmeyeceğim. Ama çoktandır sözünü etmek isteyip de hep ertelediğim bir konu vardı.Daha önce zeya da yazmıştı bu konuda , ben de ha bu gün ha yarın derken unutmuştum. Bu günlerde de malum hastane dolayısıyla her gün karşıya geçtiğim için ve de Ona her gün rastladığım için yeniden aklıma geldi.

Bahsedeceğim kişi, aslında bir homeless, türkçesi evsiz yani. Ama biz genelde onlara it kopuk veya serseri deriz. Bu bir kadın. Kabataş İskelesi civarı mekanı. Ama yatağı hep aynı yerde serilidir . Sotedir ve rüzgar almaz, yazında güneşten pek etkilenmez. Konumu itibarıyla pasaklı tabi. Kulağında hep dinlediği bir radyosu, kirden artık düğüm düğüm saçları , soğuğa karşı koymak için şimdilerde kat kat ama , yazın pek daha afilliydi. Mutlaka sigarası ağzında. Yazın battaniyesini altına serer. Bacak bacak bacak üstüne atar.Denize karşı sigarasını tüttürür, bir taraftan da kulaklıktan gelen radyosunun sesine bacaklarıyla , ayaklarıyla tempo tutar. Bazen yanına yatasım , bacak bacak üztüne atıp bir sigara da benim tüttüresim gelir. Bu aldırmazlığı , hayata bu duruşu ona hangi olay vermiştir hep merak ederimde soramam tabi.

İkinci Homelessim bir erkek. Beyoğlunda Ağa Camii dış duvarının dibindedir mekanı. Bir trafo kulubesini kendine siper eder. Hani şu üzerinde kuru kafa olan gri dolap gibi şeyler var ya onlardan biri işte. Kocaman kırmızı bir battaniyesi var. Onunda elinde hep sigarası ve duvara askıyla taktığı takım elbisesi imajı. . Hep oradadır. Bazen öyle bir horlarki, sanırsınız kuş tüyü yataklarda yatar. Ben oradan geçerken kafamı uzatır oramı diye bakarım görünce rahatlarım. Soğuk havalarda belediye topluyrmuş ama onlar hava açınca hemen aynı yerlerine koşuyorlar.Çoğu kişi bu yaşamın bir tercih olduğunu söylüyor. Ama bu tercihe insanı iten nedeni inceleme anlatma işinin içinden ancak atalet çıkar. Valla ben bu topı ona attım. Şu okulların açılma şeysini bir atlatsın evelallah çıkar bu işin içinden. Benim ulaştığım bir bilgi ABD de dekilerle ilgili; Baskan Reegan zamaninda akil hastalarina getirilen bir takim medical kisitlamalar yuzunden calisabilecek, para kazanabilecek durumda olamayan bir cok insan kendini hastaneler yerine sokaklarda buldu, ve bu sebepten ozellikle buyuk sehirlerde evsiz oraninda inanilmaz bir artis oldu.

Bir de Kaş da rastladığım biri var. Bu onlardan çok farklı. O da bir kadın. Kısacık saçları , çok güzel bir yüzü var. Bir ayağı hafifi sakat. Dikkat edilmezse belli de olmuyor. Yazın o sıcağında elinde kalın bir erkek paltosu, sokağın köşesinde durur. Hep yola bakar. Birini bekliyor diye fikir yürttük hep. Geceleri biz ailece yemekten , eğlenceden , ya da kumsaldan dönerken onu her görüşümde hep düğümlendim. Gülüyorsam gülüşüm dondu kaldı, konuşuyorsan kelimeler boğazıma dizildi.
Çocukluğumda ki Ordu'dan tiplemelerim var bunlara ek bir de. . Bunlar evsiz değil, hatta durumları fena da değil. İlki anne kız. Ordulular onlara Şirbanla Miriban der. Uzun saçları iki yandan örgülü, kırmızı rujlu, mavi farlı. Kıpkırmızı alıklı makyajlıdırlar hep. Kıyafetleri danteller , fistolar , hep abartılı. Garip şapkaları da cabası. Hep kolkola gezerler, kimseyle konuşmazlar. Kimse ne oldukları kim olduklarını bilmez. Sanırsınız öylece gökten indiler Ordu'ya. İkincisinin adını hatırlayanadım. Bu da çok ağır makyajlı , hep renkli boncuklar takar. Ama herkesi tanır, sohbet eder. Çok gençken kocası aldatmış, sonrada bırakıp gitmiş. Mahalleye geldi mi, hemen yanına koşardık. Kızmazdı bize hiç.

Ben bunları bu gün niye yazdım . Bilmiyorum valla, idare edin işte

13 Aralık 2008 Cumartesi

Günlerdir ilk kez bu gün hastaneye gitmedim. Tüm gün evdeydim. O kadar yorgun düşmüşüm ki, geceyi nasıl geçirdiğimi anlayamadım. Uyumak değil tam anlamıyla sızmaktı. Zuz geceleri de orada geçirdiği için o da bu gün gitmedi. Her şey hala aynı. Sadece uyuyor.Bizim yaptığımız sa sadece izlemek. Ama orada olunca daha iyi hissediyoruz kendimizi.

Ev de hayat da hastane merkezli devam ediyor. Çalan telefonlarda ilk soru , bir gelişme var mı?.Hastaneden çıkınca , dışarıda akıp giden hayata bakıyorum. Nasıl bir koşturma nasıl bir curcuna, bizim içinse zaman daha yavaş akıyor sanki. Dün Taksim Meydanına çıktığımda bir grup dikkatimi çekti. Kızlı erkekli genç bir grup. Hepsi piercingli, oğlanların da kızlarında saçları dik dik, kızların hepsi gotik makyajlı. Kızlardan biri önüme çıktı, bozuk paranız var mı? dedi. Valla bi tırstım ilk kez. İnsanlar da baktım yanlarından çekine çekine geçiyor. İki üç gün önce şu tv lerin bahsettiği , üç ölülü ünlü bar baskınını bir kaç dakika ile teğet geçtik. Geçen akşam da biz metrodan çıkar çıkmaz bir adam çocukları ve karısının üstüne benzin döküp yakmaya kalkmış. Olayları kendime doğru çekme özelliğimi biliyorsunuz. Çok şükür ki bu aralar teğet geçiyorum.

Bir an önce eski Lale olmak, Eniştemle yeniden kahvaltılar hazırlamak, onun yine -Ayşe , bu kız çuval bile giyse yakışıyor demesini duymak istiyorum.

12 Aralık 2008 Cuma

BU NE B. DAN HAYAT

Başım ağrıyor hem de deli gibi, en sevdiğim, elinde büyüdüğümüz Eniştem çok ama çok hasta. Çok yorgunum çok üzgünümm.

not. Sanem Hanım yorumlarınız için çok teşekkürler, bloğunuz var mı desemmm,

10 Aralık 2008 Çarşamba

Bayramın içinden bayram sofrasından




Bayram bayram dedik onun da üçüncü gününe geldik. Üstte bayram soframız ve sardığım milyon tane dolma görülmek de :)). Ayıptır sölemesi dolmalarım minik olmaları ve lezzetiyle ünlüdür. Mönümüz , Zuz un isteği üzerine yapılan kara lahana çorbasını takiben etli yaprak dolma , tavuklu nohutlu pilav mevsim salata, yoğurt ve vişneli - çikolata soslu kazandibi.

Biz bayrama arife gününden başladık. Zuz arife gününden geldi ve kızlar da ondan aldıkları destekle, bayram hazırlıklarıma saldırıya geçtiler. Ama var gücümle kumanyamı savundun ve bayram sabahına sağlam olarak çıkardım. Bayram kahvaltısını eskiden çok erken yapardık ama artık öğle saatlerine bile sarkmaya başladık. Bayramı , kapı telefon ve yemek, içmek şeklinde kısaca özetleyebilirim.
İlk ziyaretçimiz dayımdı. Ankara'dan geldi. Hep söylerim benimle dayılarım arasında çok az yaş farkı vardır. Hatta birlikte büyümüşüzdür denilebilir. Bütün özel günlerde kavalyem olmuşlardır. Hele de bu dayımla yani Nasuh Dayımla unutulmaz Uludağ maceralarımız vardır. Ben lisedeyken o üniversite öğrencisiydi. Cuma akşamı okuldan eve gelirdim hadi derdi bana hemen ver elini Bursa - Uludağ. Pazar akşamı dönerdik. Yalnız bir kusuru vardı bütün arkadaşlarıma aşık olurdu. ))Sonra da gitti en büyük görümcemin kızıyla evlendi. ))

Zuz akşam yemeğinden sonra ay ben evime kaçıp rahat rahat tv izleyeyim dedi ve kaçtı. Dayım da onunla birlik de kalktı.


Dışarı akşam ancak akşam çıkabildik ve görümcelerimi ziyaret ettik. İşin en güzel yanı hediye faslımızdır. Görümcem elinde torbasıyla gelir ve hediyelerimiz dağıtır. Ay ben en sona kaldım ve bana kalmayacak sandım valla heheheh. .

İkinci gün eniştemin hasta olduğu haberini alınca kocam, Nazlı ve ben hastane ziyareti yaptık. Biraz da Beyoğlu - Taksim yaptık. Pek sakindi ortalık. Biz eve geldik kuzenler bastı, Oya ve kocası Kadir. Yine çay çorba faslı tabii. Benim dolmalardan onlar da nasiplendi.

Bu arada bir kaç da film izledim. Küçük Gün Işığı, Aşk Peşinde ve Aşkın Tarifi.Üçü de romantik - komediydi.Şimdilik bayram haberlerim bu kadar. Şen kalın esen kalın hoşcakalın.

5 Aralık 2008 Cuma

bayram yazısı bayram yazısı

Büyük bir olasılıkla , bayramdan önceki son yazım olacak bu. Aynı zamanda da bayram yazısı. Çok iş var, ev bayrama hazırlanacak daha. Her yer mis gibi olmalı. Kahve yanına minik kurabiyeler hazırlamalı. Olağan bayram mönüsü için de hazırlanmalı ayrıca. Bizim ev bayramlar da bolca yenilen içilen, durmadan kapısı çalan bir evdir.Bir harala güreledir gider. O yüzden gardımı hemen almalıyım.

Çocukluğumun bayramlarını hep anlattım durdum. Ermeni, rum komşularla birlikte yaşanılan bir mahalle. Teyzeli, dayılı, anneanneli, dedeli bir apratıman. Sonra bayramlar yaza gelmeye başlayınca Kumburgaz Bayramları gelmiş gündeme. Sabah bi alel ecele kutlama sonra koş denize. Sonra sonra evlenip de denizi olmayan yere gidince , yüzlerce ziyaretçili bayramlar başladı. Evin önü otopark gibi olurdu. İki dolap günler öncesi doldurulur. Ev baştan aşağı alaşağı edilir. Zuz o sıralar Bursa da. Bayram dan bir kaç gün önce telefon açar- ablaaa bayram da geliyom. Ertesi gün - ablaaa Oya da geliyo. Ertesi gün ablaaaa Aylin de geliyo. Ertesi gün - ablaaa Hanife de geliyo. Erkek kardeşim de Ordu'dan gelir ailesiyle. Neyseki evimiz üç kattı. Merdivenlerde bile acaip trafik olurdu. Orada yaşadığımız yıllar boyunca her bayram böyle dolu dolu geçti. Bir kez de Aysel ailesiyle gelmişti. Onda da çok eğlenmiştik. Ama Aysel ğer bu yazıyı okursan hatırlarsın sen gittikten sonra sana sormuştum , tavayı nere soktun, tencereyi nereye koydun diye hiihihihih. Nalaaan bizi boşuna ,Gabriel Garcia Marquez - Yüzyıllık Yalnızlık taki o kalabalık aileye benzetmiyorsun:))

Bir de bir bayramlık kıyafetim var hiç unutmadığım. Annem lacivert kadife bir jile diktirmişti bana Varsen Teyzeye. Kendisi de içine portakal rengi bir bluz örmüş. Jilenin cebini aynı renk yünle işlemişti. Saçlarım o zamanlardan hayranı olduğum Mirellie Matheu tarzı kesilmişti. Her bayram gözümün önüne o Lale gelir benim.

Hepinize gönlünüzce bir bayram diliyorum.

4 Aralık 2008 Perşembe

En Yakınınızda ki kitap

Sobe yine aysema dan. İlaç gibi geldi aysemacım. Can bey bu gün misafirimiz. İçerde uyumak da. Ablanın biri sinemaya kaçtı vizler biter bitmez. Diğeri henüz gelmedi. Konusu en yakınınızdaki kitap. Kuralları aynen kopiledim hehehehe vaktim yok vaktim.
Kuralla işte böle
En Yakın Kitap Oyununun Kuralları:

Kendinize en yakın kitabı açın
Beşinci cümleyi bulun
Cümleyi bu kurallarla birlikte yayınlayın
En sevdiğiniz, en moda veya en entellektüel kitabı seçmeyin
En yakınınızdakini alın.
Benim en yakınımda kızlardan birinin masa da bıraktığı Mary J.Gander/ Harry W.Gardiner den Çocuk ve Ergen Gelişimi. Yayıma Prof Dr . Bekir Onur hazırlamış. Anlayacağınız mesleki bir kitap. İlk sayfasını açtım. Ve beşinci cümleyi yazıyorum



Söz gelimi üniversitelerinde bir çok dersin kitapsız yapıldığı bir ülkeyiz, * Bu demektir ki, üniversite de öğrenciler, bir çok bilgiyi yalnızca hocanın ağzına bakarak alıyorlar.



Valla özel seçmedim ama cuk oturdu yav. Hadi çekin en yakınınızdaki kitabı.

3 Aralık 2008 Çarşamba

Genç Kız Sığınma Evi

Bu gün başka bir şeyden söz edeceğiz. Bilmiyorum dikkatinizi çekti mi?, bir kaç gün dür bir fragman dönüyor tv de. Şiddete hayır diyelim. Önce bir genç kız koşuyor, ardından biri kovalıyor, herkes seyirci. Adam kızı yakalayıp, defalarca bıçaklıyor. İkincide yine aynı sahne ama çevrede bulunanlar kızı çembere alıyor. Bundan sanırım 15-20 gün önce falandı Uğur İlhan'a rastladığımda tv de. Bütün arkadaşlarım tenefüste oynarken ben duvarın dibine çöker, akşam annemin yiyeceği dayakları düşünürdüm. Evlendim aynı şiddete maruz kaldım diye anlatıyordu.

Şimdi Güneş Sığınma Evlerini kuruyor. Genç kız sığınma evleri bunlar. Hepimizin yapacağı bir şey var. Mesela sayfalarımıza logolarını koyup , bundan herkesin haberdar olmasını sağlamak gibi. Küçücük 5 ytl bile yardım. Yani hepimizin yapacağı bir şey mutlaka var.Logoya tıkladığınızda sayfaya ulaşabiliyorsunuz.

Bizim de mutlaka birileri için yapabileceğimiz bir şey olmalı

2 Aralık 2008 Salı

sayıklamalar

Sabah uyandığımda değişen hiç bir şey yoktu. İçimde yatma isteği var hep. Gözlerimin üstünde oturan biri var. Boğazım ise hala alev topu gibi. Habire fısfıslıyorum. Günde beş altı kez yapabilirmişim.

Kafamın içi hala karmakarışık. İnsan hastayken ne çok şey düşünüyor, hepsi de saçma sapan. Garip garip rüyalar gördüm. Bir stadyumun ortasındaydım çıkacak yer ararken çamura battım. Tam çamurları temizlerken Gamse girdi yattı yanıma uyandım. Birlikte kahvaltı yaptık.

İstanbulda havalar önümüzdeki günlerde ısınacakmış. iyileşmem gerek, bu havaları kaçırmamam gerek. Dr ilaçları beş gün kullan , geçmezsse yeniden gel dedi.

Şimdilik bu kadar, yatarken şurayı dinliyorum http://www.musicovery.com/index3.php?ct=tr. Modunuza göre ayarlıyorsunuz istediğiniz tür müziği o sıralayıp çalıyor. Ben Blues dinliyorum , modum dark.

1 Aralık 2008 Pazartesi

son durum

Dr dan gelince ilaçlarımı içtim vurdum kafayı yattım. Sanırım bir saat falan sürmüştür. Sonra tıp diye gözümü açtım. Aaaaa iyi oldum dedim. Naziş'i aradım - Capitoldeyim dedi. Gamseyi aradım, evin önündeyim dedi. Hemen onunla markete gittik. hele şükür ben arıza çıkarmadan yürüyen merdivenler tamir edilmişti. Biraz alışveriş yapıp eve geldik.

Dün akşamdan çorbamız, zeytinyağlımız vardı. Hemen patatesleri soyup ikiye böldüm, zeytinyağ , tuz , karabiber ve kekikle harmanladım, parça tavuklarıda aynı sosa bulayıp fırına attım.nar gibi kızardılar. Ama önce tepsinin ağzını folyo ile kapadım ki iyice pişsin. Sonra da aldım ki iyice kızarsın)) Gamse masayı hazırladı ve derse koştu. yarın sınavı yok ama çarşamba günü üç sınav birden var. Çift anadal yapmanın zorluğunu yaşıyor ama inşallah sonra bu yaşadıklarına değecek.

Sonra ben ilaçların etkisi geçince yeniden hasta oldum)). Kocam bizim hiçbir zaman iyi olmayacağımızı , kurt gibi kaynadığımızı beyan etti. İyi oldu ben de kanepeye yattım bi daha da kalkmadım.

Hepinize teesüflerimi sundum arkadaşlar, hepiniz ağız birliği etmiş gibi bu ara sık sık hastalandığımı yazmışsınız. Ayol geçen bayram hastalanmıştım, yani iki ay önce. Şurda bayramdaaaan bayrama hasta oluyoruz onu da çok gördünüz.

Yarın çok daha iyi olacağım umudundayım. Hadi kalın sağlıkla

Hasta çorbası tasta

Dün sabahtan başlayayım. Gamse -anne çok kötüyüm ben diye seslendi odasından , bi zıpladım. Her tarafım ağrıyo boğazım , başım dedi. Hemen el koydum olaya, önce sıkı bi kahvaltı , bol limonlu kant, adaçayı, karabiberli limonlu mercimek çorbası ve soğuk algınlığı ilaçları derken o kendine geldi . Günde iki sınava giriyor iki haftadır. Her tarafa yayıldı yine. Geçen hafta Avrupa Yakasını izleyenler var mı? hani Volkan her odasına gidişte , Burhanı buluyodu yatağının üstünde. İşte aynen öyleyiz. Kim odasına gitse onun odasına yayılmış bir Gamsegamse var. Ayaklar duvara dayalı, ya da kalorifer peteklerine. O anda nereyi canı isterse. Bu hafta bitecek hayırlısıyla.Neyseki Naziş cumadan kaçıyo da yırtıyo bu işten.

Bu sabah ben de boğaz ağrısı ve yanmasıyla uyandım. Üstelik kulaklarım da feci yanma ve ağrı da var. Ama benim olaya el atacak kimse yok. Kendi olayıma kendim el attım ve dr a gittim hemen. Kulak burun boğaz yolları telef olmuş. Antibiotikler , boğaz spreyleri, ağrı kesciler doldurdu. Çıkış da hemen ilaçlarımı aldım hem de kocamın iş yerine uğradım . Sonra o halimle gelirken bi de pazara uğradım, kendime ev elbisesi aldım mürdüm renginde . Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu diyenlere napim yav , geçerken hoşuma gitti:)).

Eve gelince hemen bi çorba içtim , şu yazıyıda yazayım tumba yatak. Bizim ev de en lüx şey benim hasta olmamdır. Şimdi bir panik olurlar sormayın gitisin neden acaba ))))))

29 Kasım 2008 Cumartesi

Emrediyorum Mutlu Ol

Sinan Çetin'in bir kısa filmiydi bu. Youtube da hala var, izlemek siteyenler için. Gerçi kapalı ama bir yolunu bulup girersiniz. Hatırlayın blogger kapalıyken yaptıklarımızı hah işte öle.

"Sizin Mutluluğunuz Nerede ? On resimle anlatınız" , Sobemizin konusu. aysema dan geldi.
benim mutluluğum bu resimler de ilk olarak çoğunuz biliyorlar ama bilmeyenler için işte biz. Nazlının saçları şimdi koyu renk, benim saçlarımsa daha uzun, Gamsegamsenin saçlar da resimdekinden daha koyu , koca aynen :))ve biz bu resimden sonra dört yaş daha büyüdük.

Mutluluk ikinci olarak Zuz la aynı resim karesinde olmak da


Mutluluk Gamsegamsenin hala bizimle tatil yapmayı tercih etmesinde, Naziş'in yüzündeki bu gülümseme de





Mutluluk, gölgenin kızınla aynı yere düşmesin de



mutluluk sen denizdeyken seni bekleyen şezlong da, denizden çıkışdaki yorgunluk da



Mutluluk herzaman dostlara açık olan bu kapıda

Mutluluk bu yolda( köydeki evin yolu)





Bu güzel kadınlarla yürüyüp, anneden konuşmak da 150 yıllık veranda da bu pozu verebilmek de

mutluluk seni bekleyen okunması gereken kitaplarda

mutluluk keyifle yudumladığın çay da

Daha sayacak ne çok şey var. Sezen aksu şarkılarını dinlemek var, kurabiye kokusu var. Şu an da mutfaktan tarçınlı havuçlu kekin kokusu gelmekte eve yayılmak da mesela. Can'ın yüzüme bakıp gülümsemesi var. Beyoğlu var, vapurdan Kız Kulesini görmek var.

Nedir ki mutluluk, çok göreceli bir kavram. Beni mutlu eden seni mutlu etmez, seninki beni. Galiba mutluluk ortak paydalarda. Mutsuz birini gördüğünde yüzümüzde donuveren gülücük , boğazımıza düğümlenen lokma işte hala insan olduğumuzu gösteren, işte mutluluk bu
Çok güzel bir sobeydi yapmaktan mutlu olacak herkes yapsın , benim sobelediklerim bunlar. Keyifli bir hafta sonu olsun hepinize

26 Kasım 2008 Çarşamba


Siz bu satırları okuduğunuz sıralarda , ben büyük bir ihtimalle bu cadde de yürüyor olacağım. Neresimi burası. Pangaltı'ndan karşıya geçin, vurun yukarı doğru bu caddeye ulaşırsınız. Kurtuluş semti burası. İstanbulun çoook eski semtlerinden biri. Eskiden oturanların %80 ini azınlık nüfus oluştururdu. Sanırım bu oran çok ama çok aşağılarda şimdi.

Bu kitap da o günlere özlemler anlatılmış
Yaşadığımız Kurtuluş İstanbul'da Bir Kadim Semt

Hüseyin Irmak


Nahabet, Varujan, Niko, Yasef neredesiniz? Zaman zaman rüyalarımda çıkıp geliyorsunuz sadece. Nahabet, biliyor musun, çocuk hallerimizle, yine Ali abinin çay bahçesinin girişindeki toprak kaldırımda misket oynuyoruz; pirketten yapılmış duvarın dibinde. Annen pencereden bağırıyor yine. İrma yine ağlayıp sızlıyor; istediğini yapmıyorsun diye gelip oyunumuzu dağıtıyor. Kızıyoruz ona.

Ya da Niko'nun babaannesi yine kapısının önünde top oynamayalım diye bizi azarlıyor. Nahabet, Varujan, neden bilmem ama, ne zaman o günlere dair bir rüya görsem, daima günlük güneşlik oluyor hava. Eski Kurtuluş'un gökyüzü rüyalarımda hiç kapalı değil. Şimdi neredesiniz yahu? Ne yapıyorsunuz? Bir yerlerden çıkıp söylesenize! Hangi ülkedesiniz, hangi deliğin dibinde? Çıkın oğlum artık! Saklambaç oynarken bu kadar uzatmazdık. Her işin bir raconu vardı. Tadını kaçırmayın. Niko, ses ver Atina'dan. Taso, sen Selanik'ten. Aram, Hollanda'dan... Sarkis, Washington'dan... Nahabet sen nereden ses vereceksin peki? Varujan ya sen?
Kurtuluş hakkında çok anlatıcak şey var. Mesela Piri Reis'in getirdiği rum esirler buraya yerleştirilmiş. Tersanelerde çalıştırılmış ama bunlar sonra Beyoğlunun Kapalıçarşının en ünlü kuyumcuları ayakkabıcıları olmuşlar.

E sen niye gidiyorsun oraya şimdi derseniz , bir kuzen buluşması yine. Bu kez kuzen Fato'ya gidiyorum. Hava da hafiften bir lodos var akşama yağmur çiseleyecekmiş. Meteoroloji uzmanı kaocam dedi. Akşam kızlara hava nasıl olacak bakın internete diyorum. O ta içerden bağırıyor, çok yağmur çok fırtına olacakmış diye. Ama sonra kıyamadı yok yok 21 dereceye kadar çıkacakmış sıcaklık dedi.
Hadi şimdi gittim ben...

24 Kasım 2008 Pazartesi

Falan filan işte , her zamanki gibi

Uhhuuuu bu gün ikinci yazımı girmekteyim dosta düşmana duyrulur. Haftaya hızla girmiş bulunmaktayım. Önce bi okey partisi ardından pazar gezmesi ve alışverişi. Sabah benim kabileyi yolcu ettikten sonra hiiiiç acele etmeden döndüm yatağıma geri. Giderken bi fincanda yeşil çay aldım. Berrak yeşil olanından. Taktım gözlüümü , Veda yı bitirip vedalaştım.

Dün gece de geç saatlere kadar okumuştum . Yorumunu yapmayacağım , gündemi kaçırdık)). Hemen herkes okudu. Ben baskısı yüzünden almamıştım. Yok korsana karşı mavi mürekkeple basılmış da. Kitap konusunda bazı takıntılarım var. Sesini tanıdığım yazarların kitaplarını okuyamadığımı defalarca söyeldim burada. O yüzden pek yazar röpörtajları dinlemem. Kitabı elime aldığımda resmen onlar bana okuyormuş gibi oluyo , yani yapcak bişe yok , huy işte. Bir de cep boy kitapları okumam . Ay ne o öyle. Kitap dediğin şöle kelli felli olcak, eline aldın mı? ben burdayım diyecek, elinde kaybolmayacak.

Sonra ay unutmuşum Gamse evdeymiş meğer. .. Vize haftası bu gün sınavı yokmuş. Anneeee acıktım dedi. Valla kendin hallet çıkıyorum dedim. Çünkü önce arkadaşlarla yemek yiyecek sona okeye oturacaktık. Dünden onlara gelsinler gitsinler yesinler diye bi sürü gıda takviyesi yapmıştım. Biraz hile yaptım ama olsun. Bir hamuru üçe bölüp, bir parçasının içine ıspanaklı iç( akşam yemeği için hazırlanan ıspanaklı yumurtanın harcından çalındı), bir parçaya peynirli iç, diğerine de patatesli iç kondu rulo şeklinde sarılıp yumurta sarısı da üzerine yallah fırına. Bir taşla üç kuş vuruldu. Onlar pişe dursun, hemen bir kek de çırpıldı en klasiğinden yalnızca kuru üzüm kondu içine o kadar. Yani vicdan yapacağım mesele yok. Bu günün akşam yemeği de fırındakiler çıkana kadar hazırlandı. Süperdim süper.Ha bi de Laleisyon bi mezemsi salatamsı bişe var. Makarnanın yanında servis yapılcak. Artan herşeyden yapıldı.Kriz var kriz , bulan var bulamayan var, yok öyle bişeyi ziyan etmek. Bu tarifi seferberlik .tariflerine ekleyin
. Tarif dip de en dip de)

N eyse dönelim bu güne , yemek ve ardından gelen okey partisindenden sonra Gamsegamse aradı, pazarda buluşalım biraz hava layım , kafam ambale oldu dedi. Onunla buluşunca işin rengi değişti , hiç uğramayacağım kısımlara dalınıp, almayı düşünmediğim şeyleri alıp eve geldik. Tanesi bir ytl ye bi sürü bere aldık. Satıcı organik bere bunlar organik Kaynanam örüyo ben satıyom diye bağırıyordu. Alalım bayram da kapıya gelen çocuklara şeker çikolata falan verirken yanında bunlardan da verelim dedim. Sonunda eve geldik. Ohhh evim evim güzel evim. Bu gece Elveda Rumeliyi seyredip kitaplarıma döneceğim. Naziş okulun yemeğinde , kocamın spor günü, Gamse ders çalışıyo yaşasın ev bana kaldıı.

Herkes googleden gelenleri yazmış , insanı dumur eden aramalar var, bir de benimkiler bakın bakalım.
Lale Belkıs'ın yazlık evi var mı??- Var sa napcan, yoksa, yazlık ev mi hediye etcen
Üsküdar Nüfus dairesi nerede- heheheheh demekki benim sayfa daha çok ziyaret ediliyoki , orayı arayan önce benim sayfaya düşüyo
Sivrisinek hikayesi-bu başlıktaki yazım en çok ziyeretçi alan yazım
İstanbul da bu gün neler var -heheheheh diyorum
Beyoğlun da egzilecek yerler- heheheheheheheheheheheh diyorum buna en çok
Çukurcuma nerde- uy uy ben İstanbul rehberi olmuşum da haberim yok
İstanbul da bu gün rüzgar kaç km esti- buyrun burdan yakın, üle meteoroloji yaz bak
Ayşe Tüter'den hamsili pilav- bak sen iyi yere düştün, alasını yaparım, kitabını yazarım, kuş kondururum. Hava da takla attırırırm. Parmaklarım nere gitti diye sorarsın
aşk yüzünden napcanı bilmeyen kız falı- İşte ben buna biterim
Turhal da bombalanan ev- Turhal'a en son gittiğim de 14 yaşında falandım, ama abi ya da abla yine de keşfetmiş beni
adamın biri taş düşürüyormuş-Baaak bu olur işte , var biz de öle bi adam, sen ondan düştün burayaa
pnardnmz- bu var ya bu, bir arşiv yazıma gelmiş, ehe ehe ama pnardnmz den önce bana düşmüş niyeyse he atalet sen tanırsın kıs
çatılı ev resimleri- Benim eğri çatılı eve gelmiş



EEEEn dipdeki tarif: Akşamki yumurtalı ıspanaktan artan, kavrulmuş ıspanak, yine akşamdan közlenmiş biberler. Birazda brokoli( bu Gamsenin hadi bunu da kat demesiyle katıldı). Brokoli çiğ olduğu için tavada hepsini bir kez daha çevirdim. Hem de tatlar birbirine girmiş oldu. Sonra sarımsaklı yoğurtla karıştırdım. Kocam bunu yine kesin sen uydurdun dedi. Ama çok beğenildi. Domates soslu makarnanın yanında servis edildi.

Öğretmenim canım benim canım benimm

Bir öğretmen bir de öğretmen adayının annesi olunca bu günü atlamak olmazdı.
Benim ilk öğretmenim komşumuz olan İl Halk Eğitim Müdürünün kızı Canan'dı. Benden büyüktü ve benden başka arkadaşı yoktu. O yüzden kendi öğretmen oldu ben öğrencisi ve okula gitmeden annemler baktılar ki ben okuma yazmayı öğrenmişim. Tabi bu okula başlayınca öğretmenimin başına bela olarak döndü. O daha fişleri dağıtırken ben avaz avaz ne yazdığını söylerdim. Sonun da - Lale sana baban hikaye kitapları alsın, ben ders anlatırken sen onları oku dedi ve okuma serüvenimi başlattı. Öyle bi oldu ki ders zilini duymadığım için gelip beni kütüphanelerden topladı. Şimdi var mı bilmiyorum, yoksa bizim meşuuur müdürn faaliyetlerindenmidir bilmem, biz bahçeye çıkamadığımız kış günlerinde tenefüslerde kütüphaneye gider kitap okurduk. Ertesi tenefüste kaldığımız yerden devam ederdik.

Ortaokul Türkçe öğretmenimse çok şey kattı bana. Biraz zorlardı bizi TDK sözlüğü cebimizde dolaşmamız için ama sonra anladık faydasını.

Şimdi bizim ev de iki öğretmen var. Biri henüz aday ama olsun, staja başladı artık. Onların benimsedikleri ve benimsemedikleri eğitim modelleri var. Aralarında konuşurlarken - ben o sistemi tasvip etmiyorum, tasvip etmediğim sistemi de uygulamam diyorlar. O zaman umutlanıyorum demek ki idealist bi tarafları var diye.

Avrupa da ve Amerika da en saygın meslek ve de en çok kazananlardan. Türkiye de ise malumunuz.
Öğretmenler günü kutlu olsun

23 Kasım 2008 Pazar

Karaköy iskelesine ağıt. Benim de bir tarihim var yaa


Evet aynen başlık da okuduğunuz gibi benim de bir tarihim var herkes gibi, ama benim tarihime tanık olan bir yapı dün gece battı.

Karaköy İskelesinden söz ediyorum. Tarih 1974 yılları falan. Daha lise yıllarımız yeni başlamış. Aysel'le buluşma yerimizdi. O Kadıköyden ben Fındıkzadeden gelirdim orada buluşurduk. O zamanlar böyle sık iskeleler yok, motorlar böyle vızır vızır değil. Motorlar ancak sis bastırınca çıkarlardı ortaya dolmuş yaparlardı. Karaköy iskelesinde çok güzel bir kitapçı vardı. Çoğu kitaplarımı orada Ayse'li beklerken almışımdır. İskelenin tam karşısında Murat Pastahanesi vardı, hala var mı? bilmiyorum. Yıllardır gitmedim. Orada yediğim şahane şekerparelerin tadı hala damağımdadır. Karaköy iskelesi yüzer bir iskeledir. Biraz fazla kalsanız aynen deniz tutmuş gibi olursunuz. Benim öyle araç tutmalarım falan yoktur ama orada biraz fazla oyalansak aynen leyla olurdum..


Karaköy de buluşma nedenimiz sanırım hemen tünelden Taksim' e çıkmak içindi. Neden direk Taksim de buluşmazdık hatırlamıyorum. Sanırım Aysel bu yolu yalnız gitmemek için beni kekliyordu:)). Trafik o zaman da sorundu İstanbul da. Ben Beyazıt da otobüsten iner. Çınaraltından aşağı, Nuruosmaniye falan inerdim Mısır Çarşısına, oradan karşıya geçer, Galata köprüsünü koşa koşa geçer Karaköye varırdım. Cep telefonu falan yok akşamdan randevulaşırsın, evden çıkarken de şuraya gidiyorum dersin olur biter. Çıkış saati ve eve gidiş saati arasında evle kontak kopuk. Şimdi biz kızlarla ders aralarında bile konuşuyoruz. Bir de merak eden olursa kızardık üstelik.

Dün gece battı gitti, benim 15 yaşındaki ayak izlerimle...

21 Kasım 2008 Cuma

Teyzelerden devamm


Ben köyümüüüü özledim. Uçan da kuşlara malum olsun ben köyümü özlediiiim. Şu gördüğünüz ağaçlı alan var ya tam onun karşısı bizim ayile apt nin olduğu yer. Yani balkonlarında denize bakaaa bakaaa teyzelerle dayılarla kuzenlerle geyik yaptııım. Kahvaltı masalarının en az on kişi akşam masalarının ise kaç kişi olacağının kestirelemediği yer. Bütün daire kapılarının kapı çalınmadan tokmağı çevirip girildiği Aneannemin benim yolumu dürbünle beklediği yer . Kaç kişinin anneannesinin boynunda dürbünü vardır he sorarım size. Şimdi giriş niye derseniz , bu gün teyzeme gidince hep de ORDU dan konuşunca , ben de geçtiğimiz yaz gitmeyince çoook özlediğimi anladım da ondan. Neyse bu güne dönelim biz.

Kocam gece yarısı rüzgarın sesine uyanınca , uyumakta olan bana söylediği söz , fırtına var yarın gitme sakın. Niye ki demişim, kızlar okula gitmeyecek mi? onlar da karşıya geçiyo hoş. Cevap - yarın bakarsın havaya oldu. Ama sen mutlaka bi arıza çıkarırsın da ondan diyemedi zaar. Sabah kalktım hava rüzgarlı fakat dışarı çıkınca oooh dedim ya, misss. Tıpır tıpır yürüdüm , hiç bir aracımı da kaçırmadan tıkır tıkır gittim. Yalnız doğrusunu söylemek gerekirse deniz sanki kaynağan bir kazan gibiydi. . Kuzen Gülden le buluştuk, teyzeme vasıl olduk. Masa hazırdı aynen dediğim gibi . Teyzem börekleri yapmış , çayı demlemiş, masayı tv nin karşısına kurmuş. Eniştem sucukları doğruyordu. Turşu da kavrulmuştu. Bir erik reçeli vardı breh breh. Seneye bana özel yapacak ondan. Sonra kahve faslı . Arkadaşlar inanmazsınız falım da pelikan çıktı. Bakın şimdiye kadar hiç pelikan çıkmamıştı. Hani denizde olur, ağzının altı torba gibi olur diye tarif ede ede heeee dedik pelikan bu. Helal olsun teyzemeeee, pelikanlı falım bile oldu. Bizim sohbet muhabbet iyiydi ama bizim evin telaşe müdürleri rahat verseler, önce kocam aradı - lale çok fırtına var -
-e hani nerde burada öle bişe yok.
- Yalova da vapurlar falan çalışmıyomuş
- Hasbinallah
- demekki buralara sona gelecek
Sonraki telefon telaşe müdürünün yardımcısından , Gamsegamseden
- anne ben vapurdayım, Kadıköye geçiyorum, çok fırtına var
Hay Allah ikiside böyle dediğine göre ben geç kalmayayım
Teyzem girer devreye - yat yat bura da yat.
Sonun da belki bir , bir buçuk saat sonra kalkacaktım ama kalktım. E biraz rüzgar vardı ama uy sanki ilk kez rüzgar, lodos gördük. Gülden le dışarı çıkınca ille de bir kaç yere girip bir şeyler almadan da edemeyiz. Bi de birbirimizi gazlamalar. İki tane termofor aldım. Çocukluğumdan o kadar termoforlu anılarım var ki bi gün yazıcam unutmazsam.Çok şekerler karali kareli kılıfları da var. Ama ben onlara kendi elcağızlarımla da örücem kılıf. Neyse gelirken balık pazarına da uğradım. Bi fırın palamut çekeyim akşama şunlara dedim, madem erken geldim . Ama hamsileri görünce pırıl pırıl hamsi alıp geldim.

Hafta sonu yağışlı bir hava bekliyormuş bizi. Henüz kesinleşmiş hiç bir programım yok. Bakalım ne gele gele.
Son dakika notu:
Şu an da haberler de , İstanbul da oturanların programlarını yeniden gözden geçirmeleri öneriliyor. Demek ki program; film , kitap , çay ,kahve

öyle işte

Canım yazmak istemedi , geldim gittim buralara. Çok kayda değer birşey de yapmadım bu arada. Cancan geldi gitti, yemekler pişti, dışarlara çıkıldı. Bel ağrıdı hem de çok ağrıdı. Bengay kokuldu buram buram . Ama ondan başkası da iyi gelmedi.

Yine üç kitaba aynı anda başlandı. hepinizin okuduğu kitaplardır sanıyorum biraz geç kalındı okumaya. Bir şeyden çok söz edilince okuyamıyorum. Kitaplarım Veda -Ayşe Kulin, Gece Sesleri -Ayşe Kulin ve Latife Hanım-İpek Çalışlar. Neden üç kitap diye yeni okumaya başlayanlar soracaktır. Aç gözlülük diyelim )).


Yarın sabah erkenden çıkacağım evden Teyzeme gideceğim. Kuzenlerle birlikte. Şimdi erkenden kalkar börekleri yapar, turşu kavurur, kendi yaptığı çeşit çeşit reçelleri koyar. Ne kadar erken gidersek gidelim de hep geç kaldınız der. Sonra da ille de gece de kal diye tutturur. Eniştem tüm yeğenlerinin içinde en çok beni sevdiğini söyler Gülden'i çatlatır:)). Sonra kahve içeriz bize fal bakar, hepimizin falında balık ve kuş çıkar. Uzun yol çıkar. Yeni aldığı kıyafetleri giyer giyer bize gösterir. Mutlaka altına giyeceği ayakkabıyı da giyer , koluna da uygun çantayı takar. Çok komik bir anımız var onunla tabi bana komik. Onun Ordu da ki evindeyiz bir yaz. Biz kızlar, kuzenler cümbür cemaat denize indik. Geldik ki üstünde benim elbisem, tutturmuş bu bana çok yakıştı bana ver diye. Kızları zor vazgeçirmişti, anne sana olmaz diyerek.Üstteki resimde beş teyzeden üç tanesi ve yeni bebeği olmuş bir kuzen var. Ordu- Çambaşı yaylasındayız, Dayım arkadaki kasap da et seçiyor. Geri kalanımız arabalarda oflayıp poflamak da, hadi gelin artık diyerek. Kırmızı pantolana dikaktinizi çekerim.Benim çocukluğuma gelen gençkızlıkları hala hatırım da. Ama onların ruhu hala o günlerdeki gibi. Kendileri gibi kocalarda buldular da sorun çıkmadı hiç ))

Ev de durum aynen bildiğiniz gibi, haftaya Gamsegamse'nin ıvizeleri başlıyor artık kağıtlar içinde yüzeriz. Odası dışında her yerde ders çalışır çünkü.

Öyle işte dedik başladık böyle işte deyip bitirelim yazıyı.Fonda İstanbul da Sonbahar çalıyor, Nil Karaibrahimgil söylüyor.

18 Kasım 2008 Salı

DÜNDEN BUGÜNE ve de bir de benden ISSIZ ADAM

İstanbul yağmurlu bir güne uyandı bu sabah gibi şairane bir cümle ile açıyorum yazımı )).Naziş akşamdan - anne yarın çok yağmur yağacakmış , dedi. Bizim evin meteoroloji bildirimlerini kocam yapar. Yarın hava şu kadar derece düşecek sıkı giyinin, yarın yağmur yağacak şemsiye alın. Yarın hava çok sıcak gündüz saati dışarlarda olmayın gibi .... Beş günlük hava raporu alır çünkü sürekli. Halbuki sabah kalkarsın pencereden kafayı uzatırsın, aa yağmur yağıyor der şemsiyeni alırsın, ya da ayyyy çok soğuk yav , kalın kazak giyim dersin. Şemsiye dedim de, Gamsenin şemşiye diyen bir öğretmeni vardı o şemşiye dedikçe bizimki kalkar örtmenim şemsiye dermiş sürekli. Bunu bana anlatan da öğretmeni valla. Biz sürekli okuduğunuz gibi konuşun okuduğunuz gibi konuşun diyerek çocukların beynine işlemişiz. İyiki benim yazdıklarımı okuyarak konuşacakları günler değilmiş )))

Tamam bu girizgahtan sonra gelelim düne. İlmiyeme erken gel demiştim. Hatta iki gün önce arayıp-pazartesi erkenden bende ol dedim sinemaya gitcez dedim de, hangi filme diye bile sormamıştı. Neyse İlmiyem saat 11 gibi ben de oldu. Birlikte çay içip çıktık. İstikamet Kadıköy. Kadıköy de de bir tek Rex de oynuyormuş Issız Adam. Şu İstanbulda sorsalar bana en sevmediğin sinema salonu hangisi diye kesinlikle Rex derim. Keşke Natiliusa a gitseydik dedim ama oranın da trafiğine gıcık olurum. Film tam bir Çağan Irmak filmiydi. Anlatılan hiç lafı dolandırılmadan anlatılmış. Mekanlar çok güzel, ille de çalınan şarkılar ille de çalınan şarkılar. Bir de üstüne filmin geçtiği sokaklar hep bildik yerler olunca , Çukurcuma , Galata , istiklal , tadına doyulmadı. Mesaj ; çok güzel , hiç sorunsuz gibi görünen bir şey de bir gün ansızın bitebilir. Valla doğru demiş. Aynen de öyle oluyor. Ha! bir de her erkek yemek yapmayı bilmeli, hiç olmazssa çok iyi yaptığı ona özel bir yemek olmalı. Yemek yapmak bir erkeğe bu kadar mı yakışır yav. Zaten baş rol oyuncusu Cemal Hünal'ın greçek hayatta da bir restoran sahibi olması ilgi çekici. Rol onu düşünerek yazılmış olabilir. Belki de o yüzden bu kadar yakışmıştı rolüne. Çok ağlayan olmuş film de . Halbuki çok sulu zırtlak bir kadınımdır ama ağlamadım. Karnım biraz acıkmıştı ondan olabilir heheheheh ya da sinema çok soğuktu ondandır. Yakında tasarrufun şeyi çıkmassa iyidir. Benim sıcakla aram hiç iyi değilidir ama yazlık sinemalarda donma hikayelerim de mevcuttur. Burhaniye Ören de, yazlık sinema haline getirilmiş amfitheatre da Ağustos ortasında buz tuttuk sanmıştık .

Sinema çıkışı hemen yemeğe gittik. Yemek yyiyeceğimiz yere giderken ben biraz eski kitapçıları dolaşmak istedim. Çok güzel kitaplar çıkabiliyor bazen oralardan. Ama bir adamı az kala dövecektim. Dua etsin bir aşk filminden çıkmıştım çok naiftim. Adamdan fırsat bulup kitap seçemedim hep önümde hep burnumun dibinde eli çaprazlama bakacağım kitapların üstünde bir de zırt zırt çalan telefonum , ev halkı sıraya geçmişti. Neyse yok bu gün olmayacak bu iş dedim, seçtiğim kitaplarıda bıraktım çıktık.

İlmiyemle bi güzel karnımız doyurduk ve Haldun Taner'in önünde ayrıldık. Bizim evin dolaylarına gelmiştim ki aklıma pazar geldi, hemen daldım alacaklarımı aldım. Neredyse toplanmak üzereydi zaten. Evden içeri girdim bi 10 dk yattım , yorulmuşum. Sonra hadi bi pasta attırayınm akşam çayının yanına dedim. Uyduruk kaydırık hiç ölçüsüz bir şey yaptım ve tadı aynen browni gibi oldu. Tarifini aşağıda vericemm.Sonrası yemek, tv, sohbet muhabbet, biraz okuma tumba yatak.
Bir bakmışım sabah olmuş. Ev halkını evden at. Sonra kendime yeniden taze çay demle. Kafam yerine gelince de evi hala yola koy işte özet bu. Birazdan da yavaş yavaş mesajlarım gelmeye başlar- aneee vapurdayım açımm, - anne servisteyim açımm.


uyduruk browni.
3 Yumurta , bir buçuk bardak şeker, herhangi bir marka bir paket çikolatalı sos, un, yarımbardak vişne reçeli, iki kaşık kakao, kabartma tozu, yarım su bardağı sıvı yağ, bir su bardağı süt.
yumurta ve şekeri çırptım, bir su bardağı light süt( ev de o vardı) ve yarım bardak sıvı yağ ile çırpmaya devam ettim. sonra vişne reçeli, kakao ve çikolatalı sosu döktüm( sos pişirilmeden toz halinde) bunlarla da biraz çırptım en son un ve kabartma tozunu ilave ettim, kalıba döktüm. Çıkarırken biraz yapışmıştı , onu da hindistan cevizi ile kamufle ettim.

17 Kasım 2008 Pazartesi

sabah sabah evden ve çok hüzünlü bir yemek programı

Hiç niyetim de yoktu yazı yazmak. Yarın yazarım demiştim. Çünkü hemen toparlanmam gerek , ev halkını yocu ettim. Birazdan İlmiyem gelecek ,bir Kadıköy günü yapacağız . Kadıköy günü demek sinema demek, alış-veriş demek, her mağazaya girip bol yeme içme bol sohbet demek, Alkım Kitapevi ve Kahve Dünyası demek. .

Sessiz sessiz gişeleri zorlayan, şu anda üçüncü durumda olan bir Çağan Irmak filmi olan Issız Adama gideceğiz. Aynı Babam ve Oğlumdaki gibi hiç promosyonsuz hiç tanıtımsız vizyona girdi. Kulaktan kulağa yayıldı. Ha Atatürkçü Düşünce Derneği, Can Dündar'ı mahkemeye vermiş, Atatürk'e hakaretten dolayı.

Hava soğuk bu gün İstanbul'da .Arka sokaklardan kurulan pazarın sesleri geliyor. Neyseki bizim sokak da yok. Bizim sokağın şöyle bir özelliği var , ekşi sözlükte İstanbul'un en kısa ve üzerinde bakkal olmayan tek sokağı diye geçiyor. Biraz abartı sanırım yani her sokakta bakkal mı var.

Ah' bi de çoktandır yazmak istediğim ve unuttuğum bir şey var. Digitürk yayını izleyenler bilir Türkmax i. O kanalda tüm zamanların en hüzünlü yemek programı yayınlıyor. Baş rolde Ayşe Tüter. Bu hanımın yazdığı yemek kitapları ve gazetede yazdığı yemek köşesi var. Gelin görün ki bir yemek programı yapıyor; bezgin, yılık, surat beş karış asık. Yanındaki yardımcı bayanın sorduğu soruyu bazen duymazdan geliyor, bazen de cevap verirken sanki dövecek sanırsınız. Biz de inatla seyrediyoruz kızlarla. Acaba ne zaman kafasını yaracak yanındakinin diye. Kanala sesleniyorum konuya açıklık getirsin, Ayşe Tüter size bu programı borç karşılığı mı yapıyor yoksa silah zoruyla mı??. Bir insana bu kadar eziyet insanlık dışı. Nerde Avrupa İnsan Hakları kuruluşu, nerede sivil örgütler?? . Ben üstüme düşeni yaptım valla, benden bu kadar))

Şimdi bakın hava soğuk dedik, film hakkında bilgi verdik, bir Can Dündar haberi verdik. Bir program eleştrisi yaptık. E daha ne olsun bu kadar kısa bi yazı da bunların hepsini verebilmek kaç yiğidin harcı he sorarım size. Yiğidi öldürün hakkını yemeyin. A işte bir de atasözü de patlattım ve şimdilik gittim ben hepinize iyi bir hafta olsun, kazançlı olsun, keyifli olsun. Nasıl arzu ediyorsanız öyle olsunnnnn.

15 Kasım 2008 Cumartesi

EVDEN , ANILARDAN falan işte

Sabah pencereden dışarı baktığımda camların bayağı bi buğulu olduğunu gördüm, bu demektir ki hava soğuk bu gün. E, atrık normaldir.

Evdeki hastalık halleri biraz hafifledi. hatta Naziş kendini dün akşam saatleri itibarıyla Bağdat Caddesine vurdu bile. Zeyaaa , rastlarsan ona oralarda selam söyle)) Artık geceleri de Zuz'a gider ancak pazar akşamı döner eve. Pek ağırladım hastalığı süresince en sevdiği keki yaptım , havuçlu kek, sonacığıma çikolatalı muzlu krep yaptım. En sevdiği yemekleri pişirdim. He bu arada benim bademciklerim de iltihaplıydı ama ne gam!!. Gece yatarken yaf bu benim boğazım bi aciiip , sanki bişiler takılıyo, sen şu deprem fenerini al da boğazıma bak bakim dedim, kocama; -sanki kar yağmış boğazına ,dedi. Hemen bi kekik çayı yaptım. Sabah da antibiyotiğe başladım bitti gitti.
.

Biz küçükken boğazımız ağrıdığında ne kadar ilaç bile alıyo olsak. Ne kadar Dikran Amca (mahallemizin doktoruydu) ilaçlar verse , iğneler yapsa da ille de annem taflan yapraklarını boğazımıza sarardı. Bu konudan daha önce söz etmiştim. Yaprakları kauçuk yapraklarına , meyvesi de kirazımsı ama yendiğinde ağızda burukluk bırakır. Yani boğazı şişen çocuk hemen Mualla'lara gider. Ayten Teyze den ağaçlarındaki yapraklardan istenirdi. Dr Dikran Amca ile de ilgili bir şey anlatmam gerek. Dikran Amca , Dr, kızkardeşi eczacıydı. Ordu'da ki bir inanışa göre dişi çıkan çocuk dişini , yüksek mevkili , okumuş birinin evinin damına atarsa O da öyle biri olur. Yani hemen her gün bi kaç diş atılırdı evlerinin damlarına. Annesi pek eğlenirdi bu durumla, şu taraf daha alçak o taraftan atın diye taktik bile verirdi. Bu doğru olsaydı bizim mahallenin tüm çocuklarının dr ya da eczacı olması gerekirdi. Yani bu tez çürüdü :))

Bu çocukluk anılarını yazmam Zuz'un pek hoşuna gitmiş, bunu okudum yenisini yaz dedi, önceki yazımı ekler eklemez.Onun hatırına biraz okulumuzdan söz edeyim. Bizim mahallede iki ilkokul vardı. Biri Cumhuriyet İlkokulu diğeri İsmet Paşa İlkokulu. Biz kuşaklar boyu İsmet Paşa İlkokulu'nda okumuşuz. Teyzelerimin dayılarımın haylazlıkları biz okula başladığımızda bile anlatılırdı. Bu iki ilkokulun çocukları birbirlerine rakipti. Diyelim bizim okulun önünden bir Cumhuriyet İlkokulu öğrencisi geçiyor, hemen duvara birlikte dizilinir , hep bir ağızdan - Cumhuriyet itli, çocukları bitli diye bağırılır. Sizin yolunuz oraya düşerse aynı muamale size yapılır tabi.İsmet Paşa ilkokulu ; 1860 yıllarına burada yaşayan Ermeniler tarafından yapılmış, taştan, çok güzel mimariye sahip bir binadır. İntenette çok resim aradım ama bulamadım. Görmenizi çok isterdim. Daha önce blogcudayken bu okulla ilgili yazdığım bir yazıyı hatırlayanlar belki vardır ama okumak isteyenler için burada. Bu yazıyı yazdığımda kuzen Oyanın yazdığı yorum aynen şuydu. O da aynı okulun öğrencisiydi çünkü.
9/2/2006 - akvaryumlu okul
Yazan oya
bende okulumuzun akvaryum bölümünü sevdim.............
birde kömürlükten geçen tiyatro sahnesini..............
birde karda yokuş aşağı kaymasını.............
glu glu hindileri.Rezzan öğretmenimizi de unutmadım.
yanlız hiçbir müzik aleti ile tanışma fırsatım olmadı ...olsa idi o akardiyonu beraber çalardık.........benden ağır ama olsun...

Boğaz ağrısıyla başladık , ilkokula kadar gittik. Bu konu bitmez. Eğer buradaya üşenmeyip de tıklarsanız bu okulun eşi bulunmaz bir okul olduğunu anlarsınız.

Şimdi sıra geldi bizim evde ne piştiye. Dün karalahana çorbası pişti. Ben bunu pişirmeyi babamdam öğrendim. Yanlış okumadınız aynen öyle. Hep annem pişirdi biz yedik. Biraz da karışık çok malzemeli falan olunca hiç yanaşmadım. Annemden sonra da hiç cesater edip yapmadım. Nerde rastladıysak orada yedik. Bir gün eve geldim ki babam pişirmiş. Nasıl yaptığını da anlattı , ondan sonra ben pişirdim.
Malzemesi oldukça kabarık.

Bir bağ kara lahana. Birer avuç kadar mısır ve haşlanmış kuru fasulye. Bir adet havuç ve patates. Yarım su bardağı mısır unu. Bir parça kemikli et veya biraz kıyma. Lahanayı incecik doğrayın ve iyice yıkayın. Küçük küçük ve küp küp doğradığınız, (aynı garnitürlük gibi) patatesi havucu ve eğer et ile pişirecekseniz eti, mısırı ve fasulyeyi koyun birlikte pişlsinler. Sebzeler iyice yumşayınca mısır ununu sulandırıp ilave edin, birlikte bi 10 dk daha kaynasınlar. Sonra kendi zevkinize göre seçeceğiniz yapa bira salça ve kırmızı biber atıp iyice kızdırıp çorbaya dökün. Altını kapatın. Eğer kıyma ile pişecekse kıyma sos aşamasında girecek devreye.

Krep çeşitlemeleri yaptım bir de bu hafta. Tatlı olarak yemek isteyenler için arasına fındıklı çikolatalı sarelle sürdüm muz dilimleri koyup rulo yaptım. Yok tuzlu isterim diyenler içinse domatesli, biberli kıymalı bir karışım yapıp arasına onu koyup rulo yaptım. Naziş çikolatalı ve muzlu için; canımız ne zaman tatlı istese bundan yap anne dedi.

Bir de aldım denedimler var. Doğadan'ın çıkardığı ballı yeşil çayı hiç beğenmedim. Kokusu çok rahatsız etti. Yol gösterici olacaksa hiç birimiz sevmedik.Komilinin çıkardığı Manolya &inci tozlu bakım sabununu çok sevdim, Gamsegamse de Palmolive nin çıkardığı cahsmere serisini çok sevdi. Avonun beyaz zambak kokulu banyo köpüğü ise harika. Annem kolonya sevmediği için bir tek Pe Re Ja nın beyaz zambak kolonyasını alırdı ve okula giderken bire damla yakalarımıza sürerdi. Kolonya şişesi de kocaman bir kristal şişeydi. Hep çıkış kapısının yanında dururdu. Sonra ben kırdım onu. Milyonlarca parçaya ayrıldı. Toplansa 10 şişe falan çıkar bu parçalardan, ne kadar çok dedim. Annem tam kızacakken güldü.
Bir de Dr Otker in gurme puding serisinden elmalı ve üzümlü pudingi denedim hatta pasta kreması olarak kullandım , beğendik. Korkmayın reklam ücreti almıyorum))
Bi de hoşuma giden söz nerden duydum bilmiyorum , galiba bi yerde okudum. Çok param olunca kendime yalnızlık satın alıcam diyordu biri. Dermiyim acaba bir gün böyle bişe. Şimdi her odadan biri çıkarken. Koridorda bile birilerine rastlarken . İnsana bu kadar alışıkken. Ama sabah saatlerim var yalnız olduğum. Yataktan kalkmadan bir şeyler izleyip , okuduğum , yeşil çayımı içtiğim. Bakın o saatleri de babam gelse vermem valla )))

Bu gün cumartesi tüm program tekliflerini reddettim. Evdeyiz Gamsegamse ile. O yarın çıkacakmış dışarıya . Naziş dünden kırdı kirişi zaten. HADİ BAKALIM İYİ BİR HAFTA SONU OLSUN, KEYİFLER GICIR OLSUN...

12 Kasım 2008 Çarşamba

içten içten mırıl mırıl

Keyifli başlamadı sabahımız. Uyandığımda çok erken bir saatti ve kendimi hiç iyi hissetmedim. Naziş zaten dünden sevk alıp gelmişti okuldan. Şimdi doktora gitti. O da kendini iyi hissetmiyor, çocuklardan her gün taze taze alıyor mikroplarını )). ne kadar kendini korusa da bir yere kadar tabi.

Olan Kocama oldu ,heheheh, bu gün evde izin yapıyor. hastabakıcılık yapacak. Yapacak da ooo hala uyuyor. Biz acıktık bile. Öyle karşıdan bakılmıyor hastaya dimi. Çaylar çorbalar sıcak sıcak taze taze olacak. İlaçlar tam saatinde olacak ve tv kumandası her daim hastanın elinde olcak. gak dedi mi guk dedi mi çorba filan koşturulacak. Gazeteleri önce o okuyacak.Gamse de okuldan gelir bir kaç saat sonra , bu gün dersleri erken bitiyor. O da kesin çok yorgun gelir:)) hizmet bekler, zili çalar çok yorgunum çok açım der. Dün akşam aynen böyle dedi. hadi hemen otur çocuğum yemek hazır, kimseyi bekleme dedim. Mönü hayallerimi yıktı dedi ama tabağında da hiç bişe bırakmamıştı. Süper bir ezo gelin ve ondan da süper kırmızı ve yeşil biberleri soteleyip pişirdiğim bulgur pilavı , taze fasulye ve ayva kompostosu vardı. Final de de meyveli irmikli tatlı. Yemekler güzelmiş de , beklediği bu değilmişşş.

Biz üç kardeş aynı ilkokula giderdik. Aynı saatte gidip aynı saatte de gelirdik. Okul sabahtan akşama kadar olduğu için , öğlede eve gelir , yemeğimi yer tekrar okula giderdik.Zuz a mutlaka patetes kızartılacaktı . Okuldan çıkar çıkmaz başlardı oooh mis gibi pataes kızarması kokuyor demeye. Okul zaten mahalle de. Okul yokuşun başında biz yokuşun dibinde , kar yağınca ters çevir çantayı, otur üstüne iki dakika da ışınlan eve)). Annem çok faal bir kadındı. genel de evde olmazdı. Benim fanilamın askısında evin anahtarı bağlı olurdu. Kapıyı açar içeri girerdik. Bunu çok kez anlattım zati. İki büyük bakır tenceremiz vardı. Birinin içi kurabiye dolu. Üstünde mutlaka bir fındık olan. Diğerinde ise kıymalı poğaça. Hemen üstümüzü değiştirir, onlardan yer. Kanepenin altındaki meyve sepetinden de portakal mandalina elma ne istersek elimize alır, sokağa fırlardık. Tabi anneanne en üstkattaki evinin camından sürekli bizi takip eder. Ağaçlara çıkardım dalın sallanmasından bile benim olduğumu anlar -Laleeee , Çabuk in ordan diye bağırırdı.

Anneannem mahallenin patronuydu. Biz hariç herkesin ödü patlardı ondan. Büyük küçük hem de. Mahalle de sertliğinden ve sinirliliğinden dolayı Deli Memet dedğimiz biri vardı. Adam deli meli değil , vergi dairesinde müdürdü hatta. O bile korkardı anneannemden. Tamam Döndü Teyze derdi ne dese.Sokaktaki bu tantana , ta ki annem ve gelip, yemek masasını hazırlayıp babam da geldikten sonra bizi çağırana kadar sürerdi. . O zamanlar bu yarış atı gibi sınavlara hazırlanmak falan da yok. yemekten sonra ders çalış. hehehehehe tv de yok zaten .Radyo tiyatrosu ya da istek programları var BBC nin türkçe yayınları var. TVnin evlere girişi benim ortaokul yıllarıma denk gelir.
Bir de bir okul anım geldi aklıma, annemle de ilgili aynı zamanda. Annem ev içinde de dışında da her ortam da çok şık bir kadındı. Bir gün okula gittim , ev de bir şeyimi unutmuşum, arkadaşımla hemen tenefüzs arası eve koştum. Daha sabahın ilk saatleri, annem sabahlıkla ve makyajını yapmış bir şekilde açtı kapıyı. Arkadaşım -aaa annen balodan yeni gelmiş dedi. Biz masal çocuklarıydık. Balolar , külkedileri , pamuk prensesler , en kötüler masallardaki cadılar veya hain kurttu. Şimdi üzülüyorum çocuklara valla

Eskiyi hatırlamak iyi geldi, kocanında kalkacağı yok, Naziş de şimdi dr dan gelir. Ben iyisimi usuldan usuldan çayı koymakla başlayayaım işe...

ANNE KURABİYESİ
Bir paket eritilmiş margarin ya da aynı ölçüde tereyağ. Bir buçuk su bardağı şeker, bir kase yoğurt. Üç yumurta , portakal kabuğu rendesi,vanilya, bir çay kaşığı karbonat ve alabildiğince un.

Bir yumurtanın beyazını ayırın, kalan malzeme ile , kulak memesi kıvamında hamur yapın. Bu hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparın , elinizle yuvarlayın.Yumurta akına batıra batıra tepsiye dizin. Üstlerine hafif bastırın birer de fındık kondurun üstüne. Pembeleşinceye kadar pişirin hatta biraz beyaz kalsın. O yüzden de biraz düşük ısıda pişirin ki hem beyaz kalsın hem de içi pişsin. Hadi afiyetler olsunnn

10 Kasım 2008 Pazartesi

Haftanın başındannnn

Evvet yeni bir haftaya daha başlamış bulunuyoruz. hayırlı uğurlu olsunnn. Tabi haftaya başladık ama bu güne gelene kadar biz ne yaptık ne ettik dimi. Bi onu anlatalım. Salı günü çıktığım Beyoğlu seferinden sağ salim döndükten sonra heheheh bu arada az kala motordan ayağım kayıp düşecekken kendimi zor kurtardığımı , arkadan gelen adamın karısına , -valla iyi kurtardı, deyişini size anlatmayı uunutmuşum. Ama ev de anlatınca kıyametler koptu . Kocam bu - Beyoğlu seferlerinin bir gün başımıza bir iş çıkaracağını beyan etti. Biraz da bu yakada gezssem nolurmuş sanki bak bak. Neyse geçti gitti ve ben çarşamba günü zati yine o taraftayım heheheheheh.

Salı günü öle geçince ben du çarşamba ev de takılayım biraz, kültürel faaliyetler falan yapayım dedim ama o sırada kapı çaldı. Anköserden - kim o dedim, balkona çık diye bir ses)))). Görümcem- hadi gel biz pazardan geliyos, çay içcez bizde okey mokey oynarız sonra dedi. Yarım saate kadar gelirim dedim. Gittim . Pazardan aldıklarını gösterdiler - ay bu negüzel şu ne güzel deyince ben- tüm beğendiklerimi bana hediye ettiler. Size diyorum ben görümcelerle aynı mahallede oturmak süper bişiiii. Biz çayımızı falan içip tam okeye oturduk ki, Gamsegamse aradı, halandayım deyince heyyo deyip çaya geldi. Çaydan sonra da Zuz'a gitti yarın sabah onlarla birlikte gelirim diye. Çünkü ertesi günü yani perşembe günü Cancan günü. Perşembe günleri, Gamse'ninde boş günü olduğu için, Zuz ve Berfu toplantıları o güne ayarlıyorlar. Gece Zuz aradı - ablaaaa biz yarın dokuzda bırakıcaz Can'ı , çünkü müşteri erken gelecek, bu demek oluyorki - ablaaaa kahvaltıda yapalım gelince. Sabah kalktım onlara birer kaşarlı tost hazırladım, çay yaptım. Çünkü uzun bir kahvaltıya vakit yoktu. Oh oh geldiler ki, akşamdan oraya giden Gamsegamse, Cancan, Zuz , Berfu ve Meltem. Tabi bu ekip akşam Can'ı alırken aynı seromoni ile geri geldi )).

Cuma günü tüm gün evde biraz okudum biraz film izledim ve kocamın önerisiyle dinlendim . Cumartesi günü biz daha uyurken tel çaldı, İlmiyem hadi bana gel dedi. Kızlar biz de geliriz dediler , programları akşamaymış çünkü. Haydiiii kalktık gittik. Bu yeni evi iyi güzelde İlmiyem pek uzaaa gitti , ama sanıyorum bir seneye kadar falan buradaki evine geri döner. Onlara da uzak geliyormuş çünkü. Gittik masamız hazırdı. Hatta Naziş resmini çekti ama bulamadım.

Pazar günü benim zavallı kocam çalışmak zorunda kaldı. Sabah dedim ki O' na-gel sen kahvaltıyı boş ver , ataların gibi sıcak sıcak besleyici bir çorba iç. İtiraz etmeyince tavuk suyu limonlu karabiberli bir çorba ikram ettim ona ve gitti. Hemen yatağa geri koştum, ama uyku tutmadı. Akşamdan okuyamadığım gazeteleri başucuma getiriyorum yatarken, onları okudum bi fincen çay içtim derken ben uyumuşum tekrar. Kalkınca kızlarıma güzzel bir kaşarlı patetesli mücverimden yaptım. Akşama doğru Naziş arkadaşıyla çıkıyordu, ona maçı hatırlattım o yüzden Capitole gittiler. Yani görüyosunuz dimi , İstanbul'da yaşarken önceden hava durumunu bilicen mazallah ya sis bastırdı , vapurlar çalışmadı, maç olunca özellikle derby maçları Kadıköy , Mecidiyeköy ve Beşiktaş da program yapmayacan. Sonra özel günleri bilicen o günlerde nerelerde miting olur nerelerde tören olur , yaaa boru değil bu iş.

Biz de Gamsegamse ile akşama doğru karnımız acıkınca Bağlarbaşına açılan Şampiyonu ıslatmaya gittik. Ne var ne yok herşeyden yedik. Kokoreç, midte tava, midye dolma. Ne kadar muzurat varsa yendi anlayacağınız. Ataletim daha iyi bilir bu marmarada çıkan midyelerden ne kadar uzak durulması gerektiğini ama herzaman deği yav arada kaçamak niyetine.

Dün akşam tam kitaplarımı almış, kocam spor programını izlerken ben de biraz okuyayım dedim. Onu sorularımla fıtık ediyorum bazen ama dünkü maçtan sonra spor programı izlemek istemedim doğrusu. Tam kitaplarımı alıp köşeme kurulacakken kızlar- anne gel bizle film izle, Oscar aldı 1988 yılın da , bu film animasyon dalında dediler. Hem de Nazlının örtmenlik yaptığı okul dolayısyla çocuklara anlatıyor böyle şeyleride arada. Filmin adı Mısır Prensi Hz Musanın kavmiyle Mısırdan çıkışını anlatıyor.
Mısır'ın Firavunlar döneminde Nil nehrinde bir sepetin içinde bulunan çocuk saraya getirilir ve Firavun ailesinin bir ferdi olarak yetiştirilir. Moses (Musa) ailesinin kölelere eziyet ve işkence yapmasına karşıdır ve birgün bir köleye işkence yapan Firavun askerini öldürür ve kaçar . Kaçarken Yahudi halkıyla karşılaşır ve kendisi hakkında gerçekleri öğrenir. Ardından Tanrı'nın sesi onu kavmini kurtaran elçi olarak seçtiğini söyler ve Moses 'ın hayatı tamamen değişir. Bu arada kardeşi Aaron'u (Harun) ve Miriam'ı bulur... Firavun'a halkını bırakması için Tanrının mesajlarını iletir. Ne var ki Firavun her defasında Moses'i reddeder..

Bir de bu gün izledim bir filmden söz etmek istiyorum. Adı tam da günün bu saatine yakışıyor ve bana da yemek sırasında eşilk etti zaten. Arada böyle eski filmleri izlemekten büyük keyif alıyorum. Bu filmin adı da'' Öğleden sonra aşk''. Çevrildiğinde ben bile doğmamışım anlayın eskiliğini. 1957 yılına ait. Ama o kadar naif bir film ki. İzlerken keyf alıyorsunuz. Sürekli peşinde keman grubuyla gezen bi r adam, çok güzel bir genç kız, elinde sürekli bir çello var. Kanoyla gölde yapılan gezintiler , o manzaralar. İyi geldi yemeğimi yerken.

film biraz aşıklara yönelik bir film.romantşk komedi cinsinden bir aşk filmidir.ayrıca aşkımın oynamasıda filme ayrı bir heyecan katmış.AUDREY HEPBURN bir konservatuar öğrencisini canlandırıyor,babası da gizli bir dedektif rolünde oynuyor.babasının yanında çalışan adamın biri gizli bir plan yapmaktadırlar,ikilinin asıl amaçları gary cooper(frank flannagan'ı) öldürmektedir ve AUDREY HEPBRUN bunları kapı arkasından gizlice dinlemektedir,bu arada HEPBURN başarılı bir konservatuar öğrencisidir,çalıdğı enstrümanlardan bellidir,konservatuardaki arkadaşından aldığı 2 jetondan ard arda önce gary cooper'in bulunduğu oteli arar da santral onun meşgul olduğunu söyler ve bu seferde polisi aramaya yönelir,polisi de bu durumu inandıramaz,yapacağı işse otele girip gary cooper'i bulmaktır,bu sebeple otele gider de gitmesine babasının arkadaşı odanın önünde pusuda beklemektedir,AUDREY HEPBURN'da başka bir odadan girip bu sefer resmen ateşle oynar şekilde gary cooper'in odasına balkon kısmından girer ve film başlarrrrr.