Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

31 Ekim 2012 Çarşamba

Mutfak Sineması



Eğer mutfakda yemek yaparken, film izleyeceksem bunun bir mutfak filmi olmasına özen gösteririm, stil meselesi:)))Mutfak filmleri arasında favorim elbette ki Julia& Julia... hem mutfak filmi hem bir blogger filmi daha ne olsun...İkisi ile de yakinen ilgiliyim...
İşte bugün mutfağa geçip,mevsimin ilk zeytinyağlı pırasasını pişirirken ''Chef de Chef'' izledim...Baş rolünü Jan Reno'nun oynadığı tam anlamiyle harika bir mutfak filmi...Dakika  bir gol bir, film başlar başlamaz o da pırasa pişirdi, ama onunki ballıydı:))) İki gündür size de gönül rahatlığı ile tavsiye edebileceğim filmler izlemenin  gönül rahatlığı içindeyim benim aziz okuyucularım:)Jan Reno nasıl böyle her role yakışıyor anlamıyorum. Dadı olarak bile izledik adamı, ''Leon'' gibi unutulmaz bir rolde elinde silahla da...Adamımsın Jan...süpersin.



Zeytinyağlı pırasa meselesine gelirsek, bunun yüz türlü metodu yok haliyle, pırasaları doğrar, havuçlu pirinçli pişirir, soğuk olarak servis edersin. Ama ben şöyle bişi yaparım... Pırasanın yeşil kısımlarını, atmam, onları ince ince doğrarım ama baya bi ince hatta kıyar gibi diyeyim. Yağda soğan kavurur gibi kavururum, üstüne , geri kalan pırasa ve havucu koyar öyle pişiririm. Bir de böyle deneyin bakalım beğenecekmisiniz...

Akşama lüfer sezonunu açıyoruz inşalah maşallah, bol olsun, bereketli olsun mevsimi uzun sürsün... Temizlenip,  yıkandılar, süzüldüler hafifçe tuzlanıp akşama kızarmak için dolaba yerleştiler. Yemekte önce çorba içmek isteyenler içinde tarhana çorbamız mevcuttur efemmm... Hah çorba demişken, yakınınızda halk ekmek büfeleri varsa, yeni çıkardıkları fesleğenli, sarımsaklı, domatesli, biberli minik kızarmış ekmek küplerini tavsiye ediyorum... Çorbaların üstünde servis etmek için...

Şimdiii bu yazı burada bitti cancağızlarım, şimdi biraz  dergilerime bakacağım... Kalın sağlıcakla ve de afiyetle....



 

Filmi beğendiğimi söylemekle yetineceğim. Çünkü traillerini gördüğünüz gibi sayfaya koydum...

30 Ekim 2012 Salı

Yine süper faideli bir yazı:))

Sabah kalktığımda dizim artık  sinyal vermeyi bırakmış, acil  durum çağrısı yapıyordu. Önce bir yeşil çay içtim kafam yerine geldi. Sonra ufaktan ufaktan çay suyunu koydum, ve iki gün önce yaptığım zehir acılığındaki  domates sosunun acısını hafifletmek amacıyla, iki kilo domatesi soyup, ikiye üçe bölüp tencereye koydum, yine her zamanki gibi yumşayınca bızt bızt  yaptım tencerenin içinde, azcık tuz azcık yağ ile iyice koyulaşana kadar kaynattım ve diğer acı  sos ile karıştırdım.Akşam kızarttığım köftelerin üstüne biraz bundan koyacağım ve patataes püresi ile servis edeceğim...

 Kahvaltımızı yapıp, karı koca doktorun yolunu tuttuk. Bu diz macerası yeni değil biliyorsunuz, en iyi diz cerrahlarına göründü de bana bile demedi, arada unutturdu, arada buradayım dedi... Adale harabiyeti teşhisi konmuştu ama neyse ne iyileşmedi işte. Doktor muayene ederken hiç biri yeri ağrımadı acımadı iyi mi?)) yapılan tetkiktir, filmdir şudur budur sonunda, kireçlenme olduğunu gerekirse platin takılabileceğini anahhh... ama şu anda şu anda değil, dediğine göre  on sene falan sonra herhalde, öyle bir plan çıkardı ki doktorumuz beni 100 yaşına kadar yaşattı, on yılda bir platin değiştirecekmiş:)) Sonuç da bi torba ilaç aldık, diz egersizleri  şeması neyin aldık  geldik. Ben film  sonuçları çıkana kadar oturdum, İhsan Oktay Anar'ın ''Yedinci Gün''nünün son bölümünü okudum bitirdim. Kısmet doktor kapısında vedalaşmakmış.

Sırası gelmişken kitap hakkında ki görüşlerime geçeyim, pek önemlidir zira görüşlerim:)
En sevdiğim İhsan Oktay Anar kitabı hala ''Puslu Kıtalar Atlası''...Sonra bir İhsan Oktay Anar kitabını ille de oku diye tavsiye edemezsin, kendi özel okuyucu kitlesi olan yazarlardan.Okumaya başlamadan önce bilgisayarınızı açın, yanınıza bir Osmanlıca sözlük alın mesela... Haaap diye yutacağınız, bir solukta okuyacağınız bir kitap olmadığını da bilin ama  müthiş bir lezzetle karşılaşacağınızdan da emin olun. Yine bir başka dünyalara daldırdı, geçmişten geleceğe götürdü...En ince ayrıntısına kadar bir zeplini, birlikte inşa ettik mesela... Arada memleket meselerine dokundurdu... Bir minyatür düşünün ince ince o tablonun içinde gezindiğinizi düşünün işte öyle bir şeydi...


 Doktordan geldikten sonra çoktandır izlemek istediğim ''Moonrise Kigdom- Ayışığı Krallığı''nı izledim...Çoktandır ille de izleyin diyebileceğim bir film çıkmamıştı karşıma ama bu öyle bir film... Şiir gibi... Kahramanları iki çocuk ama çocuk filmi değil... Bir aşk filmi bir sevgi filmi daha doğrusu...Hüzünlü kasaba polisini oynayan Bruce Wils, oymak beyi rolünü oynayan Edward Norton harikalar. Hele Edward Norton'u zor tanıdım...2012 Cannes Film Festivalinin açılış filmiymiş aynı zamanda...Şimdi size bir güzellik yapıp filmi tertemiz misler gibi izleyebileceğini bir link vreceğim. Oturun paşa paşa izleyin , beğenirseniz ne ala beğenmezseniz mualla:)İşte şuraya bi TIK

Şimdi ben gidiyorum ama gitmeden size bir güzellik daha yapacağım, daha doğrusu saçları ile sorun yaşayanlara... Son zamanlarda saçlarımda dökülme hissetmeye başladım. Mevsimsel de olabilir ama zaten ince telli olan saçlarım bir de dökülürse düşünün halimi... Bu formül sayesinde hem dökülme durdu hem de diplerden saç çıkmaya başladı. Elimi saçlarımın arasına soktuğum zaman kirpi gibi çıkan saç tellerini hissediyorum ve pek hoşuma gidiyor. Tabi size kelliğe çare buldum demiyorum aman ha:)
Şimdi Otacı ısırganlı şampuna alıyorsunuz  400 milimlik ... İçine 35-40 damla çam terebentin damlatıyorsunuz. Bu meret tüm eczanelerde ve aktarlarda var... Bazılarının ağzı damlalıklı, olmadı bir damlalık edinin. Bitmiş göz damlanız, kulak damlanız varsa onlarınkini mesela... Damlattıktan sonra iyice çalkalayın karışsın. O kadar. Saçlarınızı bununla yıkıyorsunuz...Kullanan olursa ve sonuç bildirirse sevinirim.

Haydi gittim ben, bu akşam Seksenler izleyeceğim ve hangi kitaba başlayayım diye kitaplık başında olacağım...




29 Ekim 2012 Pazartesi

yıldızlar yağsın

Tüm olumsuzluklara rağmen Cumhuriyet Bayramımızı kutladık.
Sabah Gamse yataktan hasta kalkınca, üstelik de iş serum takılmasına kadar gidince bizim yürüyüşe katılma planımız yalan oldu. Naziş hepimiz adına katıldı ama o da ezilme tehlikesi geçirerek döndü eve...

Biz de salonun ,  pencerelerini açtık lazer gösterisini ve havai fişek gösterisini evden izledik.Başımızdan yıldızlar yağdı sanki, bizim için hoştu ama gökyüzünde panikle nereye uçacaklarını  şaşıran kuşları izlemek de o kadar hüzünlüydü... Pencereden çekebildiğimiz kadar video kaydı yaptık biraz..

video


KUTLU OLSUN BAYRAMIMIZ VE DÜNYA DURDUKÇA VAR OLSUN  DAİMA YAŞASIN CUMHURİYET

28 Ekim 2012 Pazar

çaydır, çorbadır, pankektir falandır filandır...

Sabah pankek yaptım kahvaltıya... Nutella, mürdüm eriği reçeli sürüp sürüp yediler...bayıldılar gittiler:)


Pankek; bir bardak un, üç yumurta, bir bardak süt, bir çorba kaşığı şeker, bir fiske tuz ve kabartma tozu... birlikte çırpın, yağsız tavayı tereyağ ile yağlayıp , kaşık kaşık dökerek altlı üstlü pişirin) Krepten farkı, kabartma tozu ve küçük küçük olur...kahve fincanı tabağı büyüklüğü gibi...Biraz daha kalın ve puf puftur...


Öğleden sonra tüm günü kendime ayırdım...'' kendime ait oda''ma çekilip  akşama kadar çay, kahve içip kitap okudum... Bu portakal çiçekli beyaz çay,  eğer değişik çaylar denemeyi seviyorsanız tavsiyemdir.
Burada uzun uzadıya anlatmayayım beyaz çayı, şuradan bakabilirsiniz...Türkiye'de satışa çıktığında fiyatı gözleri pörtletiyordu ama  Migrosta ''Doğadan''ın kampanyası var, denemek için bir fırsat. En azından -ben ömrü hayatımda heeeç beyaz çay içmedim demezsiniz:)))))





Ben yatıp yuvarlanırken anah saat beş olmuş ve bayram için yaptığım yemekler çoktaaaan suyunu çekmiş haberim yok. Fırladım yerimden. Ha bu arada , kitap okumaya çekilmeden önce  yarın nasılsa pazartesi, pazarımız var diyerek; kalan domates ve biberi hiiiç üşenmeden kahvaltılık sosa dönüştürmüştüm ama bu sefer biberini fazla doğramışım, anam bir acı olmuş sormayın. Yarın içine iki kilo daha domates sosu kaynatıp  , katsam ancak acısı  yenilecek kıvama gelir. Bunu kurufasulye falan pişirirken kullanayım diyorum... Neyse işte, o sosla bir güzel acılı bulgur pilavı yaptım,  sonra sonra, sos kaynarken boş durmamış , kabaklı , havuçlu  karışımımdan yapmıştım, hani Çiğdemin iki kalas bir hevesinden:)) ona da   sarımsaklı yoğurt hazırladım. Dolapta tavuk suyu vardı, içinde de biraz tavuk etleri , bir kaşık unla , bir kase yoğurdu çırptım, tavuk suyuna kattım, tavuk parçalarını da ufak ufak doğradım içine  karıştıra karıştıra pişirdim. Üstüne azıcık tereyağ ile bir tatlı kaşığı kadar salçayı iyice kızıdırp cos diye döktüm. Alın size tavuk suyuna düğün çorbası:)) aslında salça yerine tereyağda kırmızı biber iyice kıdırılıp dökülür ama bulgur pilavını acılı yaptık ya hani ondan naşi, salça  kondu, renk olsun babında...


Sonrası çaydır, tv dir kitaptır falandır filandır....

BULUT ATLASI


Bayramın üçüncü günü ,  çalan telefonlarla uyandık. Her ne kadar kutlama telefonları olsa bile telefon çalışı ile uyanmak hiç hoş değil. Niyeyse kalbim  yerinden fırlayacak gibi çarpıyor...Hadi  kalktık , bari kahvaltı yapalım dedim... Önce kendi yeşil çayımı yaptım, sonra da kahvaltı için çay suyumu koydum.Kocam gitti, simit ve  kıymalı kol böreği aldı. Ben de o gelene kadar kahvaltımızı hazırladım.  Arefe günü, dolapta bir sürü domates ve biberin olduğunu görünce  tatil boyu yenir diyerek kahvaltılık acılı sos yapmıştım.  Gerçektende kaç gündür en favori kahvaltılığımız oldu....

Kahvaltı sonrası, Naziş ile uzun amandır vizyona girmesini beklediğimiz '' Bulut Atlası''nı izlemek için sinemaya gittik.Biletlerimizi aldık  ve sinema saatine kadar Kitchenette'nin terasında oturduk, çaylarımızı alıp kitap okuduk, sohbet ettik.



Film, David Mithcel'in aynı adlı kitabından sinemaya uyarlandı.




 1850 yılında pasifikte bir gemide başlayıp 2144 yılına uzanan , dramatik, gizemli, komik, trajik ve bir bilimkurgu filmi... Sanırım tam bir'' ya sev ya da nefret et  '' filmi olacaktır. Eğer reankarnasyona ilgi duyuyorsanız tam da size göre bir film bu...Üç saatlik filmin sonunda tam altı film izlemiş gibi oluyorsunuz.Filme gitmeden önce ya kitabı da okuyun ya da Naziş'i de yanınızda götürün. Kendisi tam bir ''Bulut Atlası'' izleme rehberi... Gelince bana öyle şeyler anlattı ki, ben filmi izlemedim mi? acaba dedim. Film konusunda eleştirmenler de ikiye ayrılmış sirk diyenler de var   bu film  nasıl yapılır diyenler de... Bu konunun dışında kalmak istemiyorsanız izleyin.

Her yerde bizi bir antikalık bulur ya, film izlerken de en ilginç sinema izleyicisi bizim sıranın başında oturuyordu. Yalnız izlemeye gelmiş bir adam... Filmin ortasında telefonu  çaldı, açtı...sanırsınız evden konuşuyor... Telefonda konuştuğu kimse artık onun yedi sülalesinin bayramını tek tek kutladı ve selam söyledi... Ön sıradan biri, bizden de selam söyle diye bağırınca tüm salon koptu... film arasında  bu, başka birini aradı ve evdeyim dedi, yarıldık gülmekten...

Sinema çıkışı Naziş'le D&R a uğradık  sonra eve geldik.

Akşam yemeğinden sonra kocamla ben  kocamın yeğenigillere gittik, görümcegiller de geldi:))  Erkek tayfası, Galatasaray maçını izledi,  kadın tayfası  okey oynadık, genç kesim de bize çay kahve taşıdı...Kendi aralarında onlar da pek eğlendiler...

Böyle işte, bayramın üçüncü gününü de devirdik...



27 Ekim 2012 Cumartesi

Beyoğlu Beyoğlu

Bayramın ikinci günü gözümü açtığımda , saate inanamadım , ona kadar uymuşum...Tabi ben tıkır tıkır evde gezmeyince ev halkı da rahat rahat bi temiz uyku çekmiş. Kahvaltımız da neredeyse öğlen üzeri oldu...Hemen bir omlet uydurdum onlara...Bunun için kalp şeklindeki krep tavamı kullandım... Yumurtaları , kararınca tuz ile çırptım, tereyağ ile yağladığım tavaya döktüm...Biraz karabiber, kekik ve kırmızı biber serptim... Beyaz peynir, ve kaşar parçaları  koydum ara ara... domates, taze nane, ve siyah zeytin de ilave ettim...Oldu sana pizza omlet...



Kahvaltıdan sonra, Naziş, kocam ve ben karşıya geçtik...Tüm Anadolu yakası da bizimle geçmiş olacak ki, her yer çok kalabalıktı... Vapurlar, yollar, yemek yediğimiz yerler her yer kısaca... Tüm İstanbullular kucaklaştık , bayramlaştık anlayacağınız. Yani iyi ki uzun tatildide, gidenler vardı.

Önce kuzenlerle kaynaştık, yedik,içtik gülüştük, kutlaştık... Sonra biz üçümüz,  Çukurcuma, İstiklal caddesi, Atlas Pasajı gezdik, kocamın çok kötü fikir, çok kötü fikir nidaları arasında... Adam kalabalıktan nefret etti, ama bu kalabalığa üç kişilik de olsa bir katkımız olduğunu unuttu:))












Santa Maria Kilisesi







Akşam çayımızı eski Lebon, sonra Markiz pastanesi olan şimdilerde ise yemek klübü olan yerde içtik. Neden her şeyin aslını bozarız anlamam. Seramik panoların hatrına uğrarım ara sıra... Kapıdan içeri girip sadece bunların resmini çekenler bile var... Orient Ekspres ile İstanbul'a gelirken yaz panosu yolda kırılmış. Kış panosu da kaldırılıp yerine bir ayna konmuş( belki de tam tersiydi)... İlkbahar ve sonbahar var... Ben sonbahar panosunu çok severim.

Tünelden Karaköy'e indik. Balık pazarından geçip motora binip, Üsküdar'a geçip eve vasıl olduk. Evcağızım evcağızım, sen bilirsin halcağızım dedim...

Hadi şimdi biraz da  kitap okuyalım.

26 Ekim 2012 Cuma

Beni Çocukluğumdan Öp

Arefe günününe denk gelen Naziş'in doğum günü itina ile kutlandı... Bayram hazırlığı savaşından yorgun  düşen  bünye de yemek hazırlamaya takat kalmayınca, bayram için hazırladığı yemeklere  de kimselere dokundurmadığı için aklam yemeğine mahalle kebapçısına gidildi...Hava güzel diye yemek dışarda yenildi ama Gamze ile  mahallenin kedisinin mücadelesi akşama damgasını vurdu:)) Kedi işi öyle abarttı ki, bir çok müşteri masasını içeriye taşıttı...O Gamse'ye rahat vermedi ama yine de Gamse yemeğinin en güzel yerlerini sonunda ona verdi...

Yemekten sonra eve geldik, pırıl pırıl tertemiz bayrama hazır ve nazır eve  girmek pek  keyifli oldu doğrusu... doğum günü pastasını, üstümüzde pijamalarımız, Muhteşem Yüzyılın reklam arasında kestik. Çok hoşumuza gitti, bundan sonra ki tüm doğum günü kutlamalarımızı böyle yapmaya karar verdik.

Sabah, kocamı  yatağın kenarında oturmuş, giyinik görünce nereye dedim, bayram namazına dedi... Aaa bugün bayramdı di mi? dedim. Kaç gündür ki evdeki bayram sefereberliğinin komutanı ben değilmişim gibi....

Bayram kahvaltımıza,  yüz yıldır yaptığım gibi mücverimi yaptım. Artık herkes öğrendi, kavrulmuş kıyma, incecik doğranmış taze soğan, maydonoz ve  yumurta ile yapılan mücverimi...

Öğleye doğru görümcelerimi  ziyarete gittik, iki sokak öteye:))  Bizim bayram ziyaretlerimiz bir amacından şaşar, yayılmaya döner...yine öyle oldu... Likörümüz, kahvemiz  sohbetimiz derken  iki üç saat oturmuşuz.

Eve döndük, Cancanlar geldi...Uras  akşama kadar dedeeee dedeee diye dolandı kocamın peşinde, eline ne geçerse getirdi eline verdi...Ciciannenin pişirdiği dolmalar, pilavlar lüp lüp lüpletildi...Can kuşum büyüdü artık el öpüyor, harçlık alıyor... Deken derken hadi bir çay suyu koyayım dedim, çayı demledim  Kocamın tayfa bastı :)) Hepsi toplanıp gelirler bize, görümceler, oğullar, kızlar, gelinler, yeğenler.... Çayımızda hazırdı,pastamız vardı hatta Cancan'da getirmişti...Hepsini döktük ortaya... sohbette kıvamlıydı....Kayınvalidem ve Kayınpederimin tanışma faslına kadar  geldi sohbet düşünün...

Misafirler kapıdan , bizim kızlar bacadan çıktı...Capitol'e gittiler...D&R'a uğramışlar. D&R da roman kampanyası başladı haberiniz olsun... Tabi her kitapta değil... Meave Beanchy'nin  iki kitabını almış Gamse bu kampanyadan. Bir daha yazamayacak  malum:(...



Bana da kampanya dışı tabi bu, Günhan Kuşkanat'ın ''Beni Çocukluğumdan Öp''ü almış. İstediğimi biliyordu çünkü Günhan Kuşkanat kitap yazmasını sabırsızlıkla beklediğim yazarlardandır. Daha önce '' Evvel Aşklar Masalı''ndan söz etmiştim size... Tarihi kurgu , inanılmaz güzellikte bir kitap...Eski Galata, yeraltı dehlizleri, Eski İstanbul  ve 16. y.y da III. Murat'ın, kıkardeşi Nagehan Sultana duyduğu aşk, Korkunç bir veba salgını kıyamet alameti bir kuyruklu yıldız ve uğursuz bir kule. Saray soytarıları cariyeler suikastler şeytanlar cinler mekanik aletler simya formülleri sonsuz hayat arayışları ve şehrin altında birbirine açılan yüzlerce galeri...2009 yılında okumasam üzülürdüm diyeceğim bir kitap olmuş... Böyle bir kitabın yazarının kitabının çıktığını duyunca  çok sevindim tabi ki  ve bu akşam da benim oluverdi, bayram hediyesi olarak kucağıma düşüverdi....

Yazımı yazarken bir taraftan da Türkmaxda Yeşilçam Gazinosunu izliyorum... Yeşilçam filmlerinin, sevdiğimiz şarkılarını görüntülerle  yayınlıyor, klip gibi...

Kızlar çoktan odalarına çekildiler, belki de uyudular bile, Kocam yeğenleri ile  Vaniköy'e gece yarısı balık avına gitti... Yazım bitsin ben de kitabıma gömülücem....
 

Ha unutmadan ''Bulut Atlası'' cuma günü vizyona giriyor, bu film çok konuşulacak haberiniz olsun hatta keşke gitmeden önce kitabı okunabilse....

Hadi bakalım ikinci gün oldu bile yazımı yazarken....


25 Ekim 2012 Perşembe

İYİ  BAYRAMLAR

24 Ekim 2012 Çarşamba

Oy benim Nazlı kızım




Bazen çok renkli

 Daima  bir kraliçe
 Bazen annesinin arkadaşı
Ufku hep açık
 Sanat tarihi aşığı




tam bir hayvansever
 (annesinin babasının gözünde ise hala böyle:))))




Nice keyifli , sağlıklı yıllara Nazişim...İyi ki ama iyi ki benim kızımsım, başkalarının kızı olsaydın çok ama çok kıskanırdım onları...

Oy benim Nazlı Kızım yazısı burada

22 Ekim 2012 Pazartesi

Yeraltında

Bugünün ana teması '' Geleneksel Türk Kadını Bayram Temizliği''ydi ama ...Araya bir film sokmakta hiçbir beis görmedim ve üstelik de gözünü çıkartıp  ağır takıldım... Zeki Demirkubuz'un '' Yeraltı'' filmini izledim. Dostoyevski'nin'' Yeraltından Notlar'' kitabından uyarlanmış, bir karanlık film...Her ne kadar en az beğenilen filmi olsa da benin en sevdiğim Demirkubuz filmi; ''Kıskanmak'' tır. Filmde 'Üç Maymun''u kendinden  çalmakla suçladığı, Nuri Bilge Ceylan'a da gönderme yapmış, bir başkasının hikayesini çalan  yazara ödül aldırmış...Her insanın bir yeraltısı vardır, yalnız kalan, sürekli aşağılanan insanın içinden sonunda ne çıkar bilinmez...Kendisini aralarında görmek istemeyen arkadaşlarına , kendini zorla yemeğe  davet ettiren, Patatesi  başka amaçlar için kullananan, hırıldayan, uluyan, gurursuz, aşağılık hatta çukur   Muharrem sizin film kahramanınız olabilir mi? izleyin görün...


Bugün bayram temizliğinin en önemli kısmı olan cam ve perde işleri halloldu... Mutfak dolapları işini de hem film izledim  hem sildim , hem yerleştirdim. Eksik baharatları tamamladım, zamanı geçenleri attım... Çoktandır kullanmadığım bardakları öne çıkardım, biraz da onlar kullanılsın diye...Kendi okuma odamın camını elceyizlerimle sildim, perdeleri yıkandı asıldı. Okunan kitaplar , kitaplığa geçirildi.Bayram yemek planını yaptım. Etli yaprak sarma ve nohutlu pilav zaten olmazssa olmaz, kadı günah yazar...Kızlar bunu  bayramdan saymaz, bizim eve bayram gelmedi derler...Kabaklı, havuçlu  yoğurtlu salata, Gamse'nin özel isteği fasulye pilaki... Barbunya pilakiden çok , kuru fasulyeden yapılmışını sever, küçücüğüm herşeyim:)) Çorba olarak karar vermedim henüz... Mercimek çorbasını bu akşam yedik. Güzelim tarhanalarımdan yaparım belki... Sonra,  kıymalı, patatesli ve ıspanaklı  rulolardan  yaparım,  çay saatleri için... Yemek kısmını  çarşamba gününe bıraktım. Ama etli yaprak sarma ; yarın akşam ''Seksenler''i izlerken sarılacak. Bu tür işleri yaparken mutlaka film falan izlerim çünkü:))

Bu akşam yeni bir kitaba başlıyorum, henüz neye başlayacağıma karar vermedim...Ama şöyle bayramlık bir şey olsun, güzel bir şey olsun istiyorum. İhsan Oktay Anar'ın ^^Yedinci Gün''olabilir belki...

Bu akşam ''O SES''  gecesi...

Şimdilik gideyim , tarçın kabuklu, vanilyalı ve gül yapraklı çayım eşlğinde bir kaç Turgut Uyar şiiri okuyayım... Bünyemin ona ihtiyacı var...



böyle olur bizim evin pazarı

Pazar gününü yani bugünü tamamiyle evde geçirdik. Geç kalktık, daha doğrusu ben yine beş buçuk gbi uyandım, bir iki yatakta debelendim olmadı, kalktım yeşil çayımı aldım saat yedi buçuğa kadar kitap okudum, sonra gidip yattım saat on buçuğa kadar uyumuşum. Sonra , kocam gitti simitlerimizi aldı, ben kahvaltıyı hazırladım, salona taşımaya üşendim  valla mutfakda yaptık.

 Akşama kadar yat yuvarlan derken  aklıma madımak pişirmek geldi:)) Geçtiğimi mayıs ayıydı galiba kocam maden bulmuş gibi elinde iki kilo madımakla çıka gelmişti.Benim için yabancı olan bu otu Niksar'da tanımıştım. Orada çok sevilen bir yemek, yalnız temizlenmesi, ayıklanması  felaket derecede zor. Düşünsenize milyon tane  minik minik ot tek tek elden geçer. Zaten sonuna doğru ıvanadan çıkar olay çıkarırım. Niye yarım kilo almadın, bi kere yerdik , tadardık yeterdi diye... Kocam da her seferinde, geri kalanını at der, atmayacağımı bile bile... Neyse , sonuda temizlemiş, dörde bölmüş, bir parçasını pişirmiş geri kalan üç parçayı dondurucuya atmıştım. Bugün çıkardım,  önce tencerenin dibinde geleneksel Türk yemeği harcı olan kıymalı, soğanlı, salçalı harcı hazırladım. Biraz kırmızı pul biber ve karabiber ekledim, ince ince pastırma doğradım ve donuk haldeki  madımağı üstüne koyup, altını iyice kıstım. Yavaş yavaş çözüldü,iyice çözülünce  harçla  birlikte iyice karıştırıp sıcak su koydum ve pişmeye bıraktım. İyice pişmeye yakın, bir fincan bulgur ilave ettim. Bulgur da pişince altını kapattım, amaninn akıllara ziyan bir şey oldu.


Dün akşamdan kalan yemekler de var , bu iş de bitti derken zırt Cancan'ın annesi aradı, o tarafa geçicez, Cancan'ı özlediyseniz bir saat uğrayabiliriz dedi.Özlemezmiyiz, biz onu gördükten beş dakika sonra bile özlemeye başlıyoruz... Telefonu kapattıktan sonra, şimdi akşam saati, bi de  zıttrık Urasımız  var artık, abisiyle aşık atan, şimdi bunlar gidene kadar acıkırlar, bizim yemekler de acılı dedim ve hemen ocağa mercimek çorbasını oturttum, bir de Cancan bayılır, tavuklu, nohutlu tereyağlı bulgur pilavı salladım yanına... Yemekler pişti kapı çaldı.
Oynadık, zıpladık, yemekler yedik, nasılsa yarın bayram temizliği harekatı başlıyor diye evin her tarafını dağıttık:)
 (burada ne mi? oluyor, hepimi gözlerimii kapattık sayıyoruz, yirmi olduğunda Cancan çorbasını bitirmiş olacak...e Uras saymaz mı?))


 Onlar gidince de tv izleme , çay içme, kitap okuma faslı...

Temmuz Çocukları bu akşam bitti... Menekşe Toprak; Gurbetçi olayına bu kez  başka bir taraftan baktırmış bizi... Gurbetçilerin, yanlarında götürmeyip, anneanne, babaanne, dede yanlarında bırakılan, yazdan yaza gördükleri çocukları  tarafından...Yazları ailelerinin gelmesini bekleyen,bir aylığına analı-babalı olmanın ayrıcalığını yaşayan,anne babayı nereye koyacağını bilmeyen  ya çocuklarını, temmuz çocuklarını anlatmış. Hayatta herbirimiz, bir başkasının hayatının romanının yan figürüyüz dercesine anlatmış.

Dışarda gök gürlüyor, şimşekler çakıyor  pencere açık, içeri serin rüzgar giriyor. Nasıl hoşuma gidiyor anlatılmaz...

Hadi gideyim şimdi, iyi geceler olsun, yarın başlayacak olan hafta süper olsun...

20 Ekim 2012 Cumartesi

Cumartesi cumartesi

Dünü tansiyondu, tepe  delme operasyonu ayağına beyni havalandırmak gibi aksiyonlardan sonra akşam evde baya bi havalıydım:))) Gamse eve gelirken hediye, Naziş diyet çikolatalar getirmişti:)) Gak desem su guk desem çay yetiştirdiler...


( annenin olduğu yer evdir... ya da ev; annenin olduğu yerdir anlamına gelen sözün yazılı olduğu kapı süsü, Gamse'nin hediyesiydi)

Sabah kahvaltımızı yaptık, kahvemizi içtik, gece arkadaşında kalan Naziş'de eve geldi, günü evde geçirmeye karar verdik... Onlar odalarında takılırken ben bir gün önce haşladığım, kurutulmuş fasulyeleri kavurdum , iki yumurta kırıp karıştırdım, kısır yaptım... yedik içtik derken, yağmur yağacak diye dışarı çıkmadık ama yağacağı yok ,  hadi dışarı çıkalım  dedi Gamse... Hatta  ben mutfakdayken , yatak odasından telefon açtı:))  Ali Muhittin  Hacı Bekir'de çay, kahve içip, macoron yiyelim mi?, akide şekeri, çikolatalı lokum alalım mı? YKY uğrayıp, ayın yazarının kitaplarına bakalım mı? dedi... Giyinin o zaman çabukun akşam yemeği saatinde evde olalım dedim. Zıpladık gittik.

Yağmur hafiften atıştırdı bir ara ama onun dışında üzmedi bizi... Her yer kalabalıktı... Özellikle Penty kabustu... Herkes mi?aynı anda çorap almaya karar vermişti, bilemedim...

Ali Muhittin Hacı Bekir, eski görünümünü, klasik tatlarını koruyan  ender bir kaç yerden biri...Arka tarafında üç beş masa var, şekerinizi almadan önce bir soluklanıp, çay kahve molası verebilir, kurabiye, tatlı yiyebilirsiniz.  Bir , kafe ya da pastane gibi düşünmeyin ama hoş  ve kısa bir mola için yeterli...Bayram öncesi olduğu için bira kalabalıktı... oturduk çayımızı içtik , macaron yoktu, profiterol yedik, tarçınlı, portakallı güllü akidelerimizi alıp kalktık.

Kızlar Nezih'in kırtasiye bölümüne dalınca, ben bir iki kitap alıp, incelemek için  oturdum, işleri bitene kadar da yerimden kalkmadım...Oradan sonra da Alkım kitapevine uğrayıp evimize geldik.

Akşam  yemeğinden sonra çayımı alıp kitabımı okudum, cumartesi akşamları izlenebilecek bir şey bulamıyorum...

Hadi bu kadar...

19 Ekim 2012 Cuma

Biliyormuydunuz

Yıllardır, resimlerimde gördüğünüz gözlüğümü Canik Dağlarına kurban vediğimi...

Beta'dan aldığımdan beri başka ayakkabım yokmuş gibi, ayağımdan çıkartmadığım, es kaza başka ayakkabı giysem bile çantama gizliden  soktuğum  canım ayakkabımla artık vedalaşmak zorunda kaldığımı...vedayı benim değil onun yaptığını...

Arabadan inerken, kocamın kafana dikkat dikkat diye bağırmasına rağmen kafamı  kapının üstüne çaktığımı pardon vurduğumu...Tepemde bir  hava deliğinin açıldığını:)

Bugün de okeyini oynamış, yemiş içmiş, şakkudu şukkudu evime gelmek için dışarı çıktığımda, dengemi kaybedip az kala merdivenlerden yuvarlanma tehlikesi geçirdiği mi?...eve yürürken yine denge problemi yaşayıp, noluyooo lennn dediğimi, eve gelince yalpalayınca anahhh deyip doktora koşturduğumuzu ama neyse ki sadece tansiyonumun düştüğünü söylemedim size sırf siz sırf siz üzülmeyin , gerilmeyin diye:))
 Eve gelince koca bir sucuklu tost  yanında da ayran içip gözümün önünün açıldığını da itiraf edeyim:) Birgün önce kafamı vurmamış olsaydım yine aldırmazdım  yine de ama  korkulu rüya görmektense uyanık yatmak iyidir derler ya hani....

Peki ben bunların içinde en çok neye üzüldüm, tabikitleri de gözlüğüme...Hiçbiri onun gibi olamadı, hepsi gelip geçici aslolan oydu... Zuz'un doğum günü hediyesiydi...Pek kıymetlimdi:)


Bu akşam Yalan Dünya izleyeceğim  ama Açılay  yine cozutursa , hiç acımam harcarım...


hafta sonu ne yiyelim, ne okuyalım , ne izleyelim acep


Sabah horozdan önce uyanıp , bekledim:) ötmeyince ay yoksa kestiler mi? dedim ama çok sürmedi ötmeye başladı.

Kızları işe gönderdik, yeşil çayımı aldım...İrfan Değirmenci'nin sunduğu haber programını izliyorum bir taraftan da...Ben O'nu mesleğe ilk başladığı yıllardan beri takip ederim, küçük kanallarda  haber sunarken önce Fox sonra  Kanal D kaptı...

Bu yazı stili  fikri benim değil, zaten öyle değişikliklerin adamı değilim. Nasıl olduysa kendiliğinden oldu, biçimlemeyi kaldır dedim, şöyle yap dedim, böyle yap dedim, sağa yasla, sola yasla yok, kararlı bu biçimde hadi bakalım bu kez böyle olsun.

Dün  Çınaraltından gelip, biraz dinlendim, sonra  iki üç gündür uçuşan güvelerin izini takip ettim ve dolaptaki buğdaydan geldiğini keşfettim. O tür şeyleri yaz mevsimi gelince buzdolabına koyardım , hatta buğdayı da haşlayıp porsiyonlara bölüp kaldırmış( hala da var dondurucu da))),  sıcaklarda bol bol soğuk çorba yapmıştım ama evde meğer bir buğday silosu  varmış:) bunu unutmuşum.Mecburen atmak zorunda kaldım.
Sonra hiç ara vermeden yemek işine giriştim. Missgibi'den gelen tarhanaların bir çeşidini denedim. Hatta tadını tam anlayabilmek için, salça falan gibi hiçbir katkı koymadım, yalnızca biraz tereyağ ilave ettim. Çok lezzetli bir çorba oldu. 





Dolabı karıştırırken, kurutulmuş fasulye de buldum:)) onu da haşladım, bol soğanlı, kıymalı kavurup, yumurta ile karıştırılacak, Naziş bayılır.Fasulye haşlanırken bir taraftan da yeşil mercimek haşlandı... İçinden iki kepçe aldım, suyunu süzüp, taze reyhanlı, taze naneli ve de taze soğanlı mercimek salatası yaptım. Öyle güzel oldu ki ben akşam yemeği niyetine yedim, çorbamın yanında...Mercimeğin geri kalanı, içine haşlanmış nohut ilave edilip, gelenkesel Türk yemeği harcı ile mercimek yahnisine dönüşecek.Ha  bi de makarna haşladım. Ay ne bulsam haşlamışım yav:)

Bugün okey grubumla buluşacağım, ayda iki kez buluşuyoruz  yaz ayları hariç tabi, 18 yıl  önce bizim evin bahçesinde başlamıştık, odur budur  devam ediyor.




Hafta sonu    ev halkına aşağıda resmini ve tarifini gördüğünüz  kedidili pastayı yapmayı planlıyorum. Diyet ayağına , onları bu tür şeylerden mahrum ettim biraz...Tarif hoşuma gitti, biraz ekler pasta havasında...
 

 (kaynak)Tarif nefisyemektarifleri.com dan...

20 adet kedi dili bisküvi
hazır çikolata sosu
Muhallebisi için:
yarım litre süt
5 yemek kaşığı şeker
3 yemek kaşığı un
2 yemek kaşığı katı tereyağı
1 paket vanilya

Kedi dili bisküvilerin yarısını ıslatmadan birbirinden uzak olacak şekilde tepsiye koyun. Hazırladığınız muhallebi ılıyınca tepsiye dizdiğiniz kedi dili bisküvilerin üzerine biraz sürün ve üzerine 2. kedi dili bisküvileri koyarak yeniden muhallebi sürün. En üstüne ise hazır çikolata sosundan dökün. Dövülmüş şam fıstığı ve ya hindistan cevizi ile pastanızı süsleyebilirsiniz.   2 kedi dili bisküviden bir kişilik pasta elde etmiş olacaksınız. 



 Hafta sonu film önerim ise  geçen hafta vizyona giren, bu hafta da gösterimde kalan ''Başka Bir Kadın'' geçen hafta film seçimimizi ''Uzun Hikaye''den yana kullanmıştık bu hafta bu filmi izleyeceğiz.
Başka Bir Kadın
La Vie D'une Autre

Yönetmen : Sylvie Testud
Oyuncular : Juliette Binoche, Mathieu Kassovitz, Aure Atika, Danièle Lebrun, Vernon Dobtcheff, François Berléand, Marie-Christine Adam
Tür : Dramatik komedi, Romantik
Yapım : 2011, Fransa, Belçika, Lüksemburg
Süre : 97 Dakika

Romantik komedilere farklı bir bakış açısı getiren filmin hikayesi şöyle : 40 yaşındaki Marie , 25 yaşında olduğunu düşünerek uyanır , hayatının 15 yılını tamamen unutmuştur. Bitmek üzere olan bir aşk hikayesinin başlarındadır ve uyandığında hayatının aşkını tekrar kazanmak için sadece 4 günü vardır. Boşanmak üzeredir ve bir oğlu vardır.



Diğer bir film önerimi ise yapıp yapmamayı çok düşündüm.Bunun iki nedeni var birincisi film 6 saat, evet yanlış okumadınız tam 6 saat. Üçer saatlik iki bölüm halinde çekilmiş.Pazar günü hava yağmurlu, belki vakit ayırabilirsiniz. Altı saat oturup izlenmez , iki seans yapın:))  3′er saatlik iki kısım halinde çekilen ve iki kardeşin hayatını ele alarak, aslında 40 yıllık Avrupa  tarihini  aydınlatan film Altın Küre ve Cannes festivalleri de dahil toplamda 24 ödül kazanmış bir yapım..
-The Best of Youth / La Meglio Gioventù 2003 İtalya / Türkçe Altyazılı-
IMDB Puanı: 8.2/10
Tür: Dram, Romantik, Macera, Tarih
Yönetmen: Marco Tullio Giordana
Senaryo: Sandro Petraglia
Oyuncular: Luigi Lo Cascio,
Alessio Boni, Jasmine Trinca
Müzik: Astor Piazzolla
Süre: 6 saat 10dakika







 iki parça ya da birer saatlik bölümler halinde  izleyebilirsiniz. İzlediniz izlediniz, bir süre sonra filmler kaldırılıyor.Buradan tıktık..Putlocker 'den izlemelisiniz...Videonun altında göreceksiniz tuşunu...

Kitap ise, ben elimde ki ''Temmuz Çocukları''nı  hafta sonunda  da okumaya  devam edeceğim.






İyi bir hafta sonu diliyorum...


18 Ekim 2012 Perşembe

Çınaraltı

Bir önceki yazı bugünün yazısı gibi duruyor ama o aslında dünün yazısı, ben gece yarısını geçerek yayına verince böyle olmuş.

Dün, dünle birlikte gitti cancağızım bugüne bakmak lazım...

Bu sabah şöyle bir derlenip toplanıp,kahvaltı etmeden evden çıktık. Kahvaltı etmedik ama ben çıkana kadar bir kupa yeşil çay, iki fincanda tarçınlı, güllü ve vanilyalı  siyah çayımdan içtim. Daha önce sözünü etmiştim Liptonun casmihre serisinden... Migroslarda hala var, meraklısı için not.
 Evden çıkmadan önce ben, kahvaltılık nevale hazırladım, yanımıza aldık doğru Çengelköy Tarihi Çınaraltı çay bahçesine gittik. Burası deniz kıyısında , 780 yıllık olduğu tahmin edilen kocaman bir çınarın altında...Süper Baba ve Orhan Gencebay'ın ''Dertler Benim Olsun''filmine ev sahipliği yapmış. İçinde  Tarhi Hamdullah Paşa-Çınarlı camii de var... Ağacın altında bir taraftanda camiden çıkan ihtiyar amcalar oturur sohbet ederler.

 Yaz kış çok kalabalık olur. O yüzden erken gitmekte fayda var...Buranın ünlü müdavimleri de vardır, Avrupa Yakasının Tacettin'i özellikle... Kahvaltı , ya da  ne yiyecekseniz kendiniz götürüyorsunuz, hemen girişte fırın ve börekçi var ama hafta sonları inanılmaz kuyruk olur... İçeride  de omlet falan yaptırabilirsiniz.


Ağacı bütün olarak resimlemek neredeyse imkansız, artık alttan destekler koyulmuş böyle...



Biz, böreğimizi, simitimizi aldık masamıza yayıldık, kocaman su bardaklarında çaylarımı geldi...Keyif çayları ise küçük bardaklarda geliyor. Kahvaltımızı ettik , kitabımızı , gazetemizi okuduk ve  saat bir gibi iyice kalabalıklaşmaya başlayınca kalktık...

Bugün de böyle

Ben bugün İstanbul'a  buradan baktım...Çayımı bu manzaraya karşı içtim...
Yürüdüm çok yürüdüm , oturdum böyle dinlendim...


Tekel Sahnesine uğrayıp , program aldım...
(Resimler Mehmet Atabay tarafından çekildi... bugün bana eşlik etti, her türlü nazımı niyazımı çekti... yengesinin nar tanesi nur tanesi bir tanesi:))))
Akşam bu kitaba başladım... Temmuz Çocukları/Menekşe Toprak
Muhteşem Yüzyıl izledim. Cansu Dere'nin sultanimmm sultanimmm demesine uyuz oldum... Taşlıcalı Yahya'yı pek beğendim...

Akşam yemeğine annemin usulünde sirkeli balık yaptım...İlk kez yaptım, beğendiler... Hafif kızarttğım   palamut dilimlerinin üstüne  piyazlık şekilde soğan doğradım, küp küp doğranmış bir kaç domateside üstüne yaydım... Bir kaç diş de sarımsak , bittabiki ayarınca tuz, ve bir buçuk çorba kaşığı sirkeyi bir fincan suya koyup tepsideki malzemenin üstünden gezdirdim ve fırında pişirdim... Biz onu yerken de Koska-fırın helva fırındaydı...

İşte böle böle