Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

29 Temmuz 2014 Salı

Bayramın notları

Bu bayramda bizim sülalenin çoğu şehir dışına gitti bizim evden de Naziş gidenler arasındaydı... Ama geriye kalan kadro da hiç fena değilmiş:)) Bayramın ilk günü görümcemin evinde toplandık böyle... Sonra biz eve döndük bu kadro aynen bize geldi, bu kez Cancanlar da kadroya dahil olmuştu...



 



Bayram kahvelerimizi Gamsegamse'nin elinden içtik ama kahveyi yapar yapmaz sen bu bayram etli yaprak sarma yapmadın diye tüydü evden,halalarına gitti...





Gece Meral bizde kaldı, film gecesi yaptık. Çok eğlenceli bir romantik komediydi...-Öteki Kadın-



Bugün burada kalan genç kesim havuza gitti...İkinci günün bayram kahvelerini görümcelerimle bizim evde içtik...


Sabahları  herkes uyurken, kalkıp  yeşil çayımı yapıyorum ve okuma odasında kitap okuyorum... Sabah rüzgarı tülü havalandırırken mest oluyorum...Bu arada  gördüğünüz kitap; Kız Öpme Kuyruğu/Nazlı Eray
video



Bugün öğleden sonra Begüm'ün Almanya seyahatinden dönüşte getirdiği Japon kirazlı yeşil çayımdan demledim ve Ferzan Özpetek'in son filmi olan ''Kemerlerinizi Bağlayın''ı izledim. Filmi beğendim ama benim için hala en favori Ferzan Özpetek filmi '' Cahil Periler''





Bu kada:)













''BOL KAHKAHALI GÜNLER DİLERİM TÜM KADIN ARKADAŞLARIMA''






28 Temmuz 2014 Pazartesi

Bugün ülkenin bayramı diyerek sevinçle uyandığımız bayram sabahları dileğiyle, hepinizin bayramını kutlarım...

24 Temmuz 2014 Perşembe

Kayıt lütfen:)

Yazmadığım günlerde

Nihayet'' İri Memeler ve Geniş Kalçalar/Mo Yan'' bitti... Çin Kültür Devriminin nelere mal olduğunu dokuz çocuklu Shounguan ailesi üzerinden öğrendik. Mo Yan için Çin'in Balzac'ı diyebilirim. Yaptığı tasvirlerle anlatmaya çalıştığı şey bir resim gibi beliriyor gözünüzün önünde,kokuları duyuyorsunuz sanki...
Şimdi yeni kitabım huzurlarınızda:)



Film için seçimim bu kez yerli bir filmdi...Ilgın Olut'un büyük ilgi gören ve 2000 yılında Dünya Aktüel Ödülleri En Çok Satan Roman Ödülü’nü alan "Neva" adlı kitabından sinemaya aktarılan başarılı bir uyarlama...Bence kitaptaki bütünlük bozulmadan sinemaya aktarılmış. Tabi bunda batan sona filmin yapım aşamasında kitabın yazarının kendisi olmasının da payı büyük...




Kadir Gecesinden bir önceki  akşam iftar sonrası sahuru sülale boyu buluştuk. Gece 12 ye kadar DSİ Sosyal Tesislerinde çay jahve sohbeti yaptık. Sıkılan kalktı  bahçelerde yürüyüş yaptı,sonra arabalara doluşup Bağlarbaşı'nda ki ''Dürümcü Memo'' ya geldik, gece ikiye kadar burada oturduk,sahurumuzu yaptık. Buranın; dürümlerini, köpüklü ayranını ve et suyuna yaptıkları çorbalarını tavsiye ederim.










Kadir Gecesinin iftar yemeğini ta sabahtan ben yapıcam demişti Gamsegamse... O yüzden ben bütün gün film izledim,kitap okudum:)) Alış veriş yaptı geldi.Güllacı hazır alıp,tatlı işini kafadan halletmiş. Fırında tavuk pirzola yaptı... Şahane olmuştu. hele o sarmısakları yıkayıp bütün bütün koymuştu ki enfesti... Yerken diş diş ayırıp hüüüp diye çekiyosunuz...



İşte böle böle...




22 Temmuz 2014 Salı

pazartesi yazısı

Yine Ortadoğu kazanında kaynamaktayız. 
Din tüccarlığı yapanların,din savaşlarını alttan alttan destekleyip bundan siyasi menfaat umanlar, her iki tarafa da silah satan zebaniler kendi kanlarında boğulsunlar.
Bi de şu sapla samanı ayıramayan salaklardan Allah hepimizi korusun.İsrail malalrını boykot edelim diyenler bu mudur,bulduğunuz çare... O sadece ekonomiyi kösteklemektir. Bunun çaresi  devletin bu malların ithalatını durdurmasıdır. İşte o zaman İsrail'e ekonomik bir yaptırım uygulanmış olur.  ABD'nin  Kıbrıs Barış Harekatı sonrası bize uyguladığı 10 yıllık ekonomik ambargoyu hatırlayınız mesela...

Bir de o güzelim Akdeniz Heykelinden ne istediler acaba... Nooldu tüm sorunlarınız çözüldü mü? Kayalara oyulmuş Budha heykellerini dinamitle patlatan Talibandan çok farklı bir eylem mi gerçekleştirdiniz? Dünyaca ünlü bir heykele zarar vermekle ne geçti elinize... 


 (heykeli yapan sanatçı: İlhan Koman)



*********************************************

Hava sıcak ve ramazan dolayısıyla pek dışarı çıkmadım bugünlerde...Ancak akşamları kısa yürüyüşler şeklinde çıkıyorum. Bol okuyorum fırsattan istifade ve film izliyorum. Kitabım hala -İRİ MEMELER VE GENİŞ KALÇALAR/MO YAN...Çevirisini Erdem Kurtuldu yapmış. Çok ama çok başarılı bir çeviri olduğunu söyleyebilirim. Malum yabancı dilde yazılmış bir kitabı vezir eden de rezil eden de çeviridir. Çok iyi kitapları sırf çevirisi yüzünden  yarım bırakmışımdır.
Kitapta ''Çin Kültür Devrimi'' sırasında yaşananların halkın özellikle de köylü halkın üzüerindeki ahlaki ve ekonomik çöküntüyü dokuz çocuklu  bir ailenin üzerinden anlatıyor. Romanın baş kişisi bir anne... Mo Yan zaten kitabı annesinin ruhuna adamış. Kitabın ismi konusunda değişiklik yapılması istendiğinde de bunu reddetmiş. Kitabı çok beğendiğimi söyleyebilirim halen 600. sayfada olsam da:)) Gamsegamse kitabın kalınlığını görünce- anaaam ne kadar da söyleyecek şeyi varmış dedi:))

(Aynen böyle sakin olun ve daha cok okumaya devam edin)
 
Gelelim en son izlediğm filme... Wadjda/Vecide
 Suudi Arabistan'da çekilen ilk uzun metrajli film. Film çekimi yasak olduğu için ağaçların,arasına gizlice kamera yerleştirerek çekilmiş. Üstelik de bir kadın yönetmen tarafından...
Filme adını veren Vecide, her gün yeşil, güzel bir bisikletin sergilendiği Riyad´daki bir oyuncakçı dükkânının vitrininin önünden geçen 10 yaşındaki küçük bir kız. Kızların bisiklete binmesi yasak olmasına rağmen, Vecide bisiklet satın almasına yetecek kadar para kazanmasını sağlayacak bir plan yapar. Bu parayı kazanabilmek için tek yol Kuran okuma yarışmasına katılmaktır; ancak rakipleri zorlu olunca onları yenebilmek için başka bir yol bulmak zorunda kalacaktır.

İzlemenizi mutlaka öneririm... Bu arada artık film önerilerimi ''Facebook''da ki ''Bizim Evin Orta Yeri Sinema'' sayfasından da takip edebilirsiniz... 

düzenleme: ''Bibliyomanyaklar/Kitap Dükünleri''nin bu ay ki  kitabı Deliduman'Emrah Serbest idi... Bu haftanın yazısı benden... Okuyup,yorum yazanlar arasından bir kişi hediye kitap kazanıyor. Şuraya bi TIK

17 Temmuz 2014 Perşembe

Kumburgazı:)

Yaz  da geçiyor tüm rehavetiyle,sıcaklığıyla ,yaz yağmurlarıyla...

Yaz demek bizim aile için;Aşağı inip,arabaya kurulup beş saat annemin   evi kapatmasını bekleyip, o gelince de artık okullar açılana kadar kalacağımız Kumburgaz yoluna düşmekti..Oraya varınca da sahile koşup ,kimler gelmiş diye bakmak hemen akşamına program yapmak demekti. Perşembe günleri gelen Migros otobüsü demekti, önce sapsarı ayçiçeği tarlaları mevsim sonuna doğru da onların anızlarının yakılmasının havaya savurduğu dumandı, süt almaya ve  büyüyünce de köyün postanesine nişanlıdan gelen postrestant mektupları almak için köye yapılan yürüyüşlerdi:) Postacının işi yoktu da sitelere kapı kapı posta dağıtsındı. Akşam olunca sitenin delikanlılarının  plaj voleybolu oynamak için kumsala ağ germeye başlamalarıyla ,sitenin kızlarının biz daha güneşleneceğiz diye yaptıkları tatlı ağız dalaşıydı...Kumsala yakılan ateşler, site yönetisinin kapıya bırakılan ayakkabı ve terlikleri toplamasını izlemekti...Cep telefonu yoktu zaten ihtiyaç da yoktu en fazla kumsala inerdin hadi hadi Hamit'in Yerine giderdin...Gündüz cayır cayır yakan güneş  gece ayaza bırakırdı yerini ve hırkasız dışarı çıkmak mümkün değildi...Bitişik sitenin altında  o zamanların en yakışıklı jönlerinden Engin Çağlar ve Avrupa Güzeli karısı Filiz Vural'ın butiği vardı... Çok güzel kendi tasarladıkları Şile bezi elbiseler satarlardı.

 (Kumburgaz Define Sitesi)
Akşam olup eve dağılıp, duşlar alınıp, akşam çayı balkonda içilip,akşam yemeği de yenir yenmez  Tülay balkonun altına gelip bağırırdı, hadi artık in diye...Sabah yine aynı seromoni yine balkonun altından seslenen kızlar hadi in artık tekneyle açılacağız, ne bekliyorsun  diye...Ya da Kumburgaz'ın girişindeki bir sitede oturan Aysel,tüm arkadaşlarını toplar gecenin ikisinde kapıya dayanırdı, bugün benim doğum günümdü  nasıl unutursun feryat figanları içinde...
Eskiye özlem değil bu yazının amacı yalnızca  hiç bir yere gitmeyen anılar. Hani yaşadın bitti,boş her şey geçici denir ya asla öyle değil. Hiç bir yere gitmeyen anılar var. Galiba insan anılardan teşekkül  bir şey...Böyle fırt fırt fırtlıyorlar bir yerlerden...
Bir rüzgar esti, tül havalandı benim aklıma Kumburgazdaki  balkon kapısının havalanan tülü geldi...

Kumburgaz çok şeydi o zamanlar için ama en çok da Annemdi...

14 Temmuz 2014 Pazartesi

ROMANTİK İRONİ



Romantik İroni/Tuba Akyol...Nar Kitap

Tam bir yaz kitabı, hafif ,eğlenceli...Bölüm başlıklarını mevsimler ve aylar oluşturuyor.
 Kahramanımız Banu birlikte yaşamanın zorluklarını, kolaylıklarını,arkadaşlıkları, iş yaşamını, her şey hakkında ve hiçbir şey hakkındaki düşüncelerini, yaşadıklarını kısa kısa pasajlar halinde anlatıyor bize... Her pasajın sonunda doğru yav, aynen böyle diyorsunuz.

Siz mesela ''tulpa'' nedir ,biliyor musunuz? Ben bilmiyordum  ama meğer hep yaptığımız bir şeymiş. Mesela hangimiz çocukken resim dersinde dağların ardından gülümseyen bir yarım güneş, dağların arasından akan bir dere, derede yüzen ördekler, dere kıyısında yaz kış dumanı tüten bir bacası olan ev, evin bahçesini çeviren çitlerin olduğu bir resim çizmedik. Milyonlarca çocuk köy resmi denince bunu çizmiştir. İşte bu tulpaymış.Yani tüm dünya barışı dilesek gelir mi bu barış? denemekten ne zarar gelir...Valla okur okumaz facebook da bir tulpa konusu açtım. Gün boyu  giden gelen bir yorum yazdı, giden yine geldi yine yazdı:)Düşünün siz bu konuyu:))
St. Petersburg'u kurmak için 1. Petro'nun  bataklık bir bölgeye bir kale yaptırıp gelene geçene taş vergisi koyduğunu(ortamında taş bile olmayan yere) bu taşlarla rıhtımlar inşa ettirdiğini,dönemin en ünlü mimarlarını parayla, olmadı tehditle olmadı yaka paça getirtip saraylar yaptırttığını,bu kentin temelinin kentin inşasınında çalışırken ölen işcilerin kemiklerinden oluştuğunun söylendiğini  ben Banu'dan öğrendim. O da Moskova'ya yaptığı iş yolculuğunda öğrendi,ayı eti yerken:))

Herkes burcunu okur ama sorsan burçlarla ilgilenmediğini söyler, hiç kimse doğru dürüst kullanma kılavuzu okumaz ama yine de aletleri kendince metotlarla çözüp kullanır.Mesela ben:)) klimanın kılavuzunu bile okumadan kumanda üzerinden deneye yanıla çözdüm,kılavuz okumaktan çok daha kolay:))

İşte bunları okurken de,İstanbul, Van, Diyarbakır, Moskova, Cape Town  arasında gidip geliyorsunuz. Hatta Urfa'da bir sıra gecesi bile var.

İşte böyle bir şey ''Romantik İroni '' ... Ben sevdim , umarım siz de seversiniz...


11 Temmuz 2014 Cuma

Sıcak ilişki

Sıcakla aramdaki ilişki şöyledir; sıcak, her ağzımı açtığımda ilk sözüm sıcak olur, ne diyeceksem onun ardından gelir. Öyleki yanımdakiler sıcaktan çok benden bezer,dünyaya geldiğine pişman olur...
Neyseki evimizin olduğu mahalle  Boğaz ve Çamlıca arasında  kaldığından,bizim daireninde açık bir alana bakmasından dolayı ev çok sıcak değil. Henüz,hiç klima çalıştırmadık ama dün bir ara dışarı çıkmıştım. Taksi ile gidip gelmeme,klimalı ortamda olmama rağmen, yolun karşısına geçmek gibi bir mesefade sıcak beni sanki dövdü...

Bu ara ben ne yapıyorumda ilk haber;  kombimiz bozuldu,iki gün revizyona girdi. Bugün getirip taktılar ve denemek için kaloriferi de yaktılar:))İliğimiz kemiğimiz ısındı:))

Kitap, Nobelli Yazar Mo Yan'ın ''İri Memeler ve Geniş Kalçalar'' adlı kitabını okuyorum. Yazara kitabının ismini değiştirmesi için çok baskı yapılmış ama kabul etmemiş. Yalnız bu Uzak Doğulular  uzun uzun ,geniş geniş takılmayı seviyorlarki kitap bir ansiklopediden hallice kalınlıkta ve ağırlıkta...




Mo Yan'a biraz ara vermek zorunda kaldım çünkü ''Bibliyomanyaklar'' ın  temmuz ayı kitabı olan  ''Deliduman/ Emrah Serbes '' okuyorum.Okurken ,notlar alıyorum  Çok beğendim şimdiden söyleyeyim size... Emrah Serbes yine yazmış afilli afilli...Hatta ''Bibliyomanyaklar'' a gidip Leylak Dalı'nın yazısını okuyabilirsiniz...





Akşamları iftardan sonra yeni mekanımız olan ''Bağlarbaşı Kahve Dehası''na takılıyoruz. Bütün mahalle ve tabikitleri de bizim sülale toptan oradayız. Neyseki yeterince büyük ve yeterince hizmetli var da  servis hiç aksamıyor. Bu akşam nasıl olur bilemiyorum ama bu akşama kadar her akşam şalla oturdum diyeyim size... O meydanın esintisi her zaman ünlüdür zaten.



Yazlık dizimiz ise; Ulan İstanbul... Biz sevdik. Sezon tatiline giren ''Aramızda Kalsın''ın açığını kapattı...



Yazlık en favori içeceğim ise karpuzlu frozen,içindeki minik buzları ,pipetle çekmek pek keyifli.



Geçen gün kuzen Vildan ile buluştuk. Kuzen benim ama benim kızlarla daha çok ortak arkadaşı ve ortak konusu var ne de olsa o da öğretmen... Kadıköy'de buluştuk ve saatlerce kulak çınlatmadık, anmadık kimse bırakmadık...


Bugünlerde bunu dinliyorum hem de her sabah...Hele bu sıcaklarda Samistal Yaylasının erimeyen karından söze eden bir türkü... Gitarla Yaşar Kurt söylemiş... Pek de güzel söylemiş,çok şahane söylemiş...Tık tık



Hayde gittim ben...

5 Temmuz 2014 Cumartesi

Kitap kitap dedikçe

Tatil matil derken kitaplardan söz edemedik... Kısa kısa geçelim unutmadan:)
 ''Patriça Koyu'' na giderken yanıma Ferzan Özpetek'in ''İstanbul Kımızısı''nı almıştım. Filmlerine bayılırım ama yazı dilini sevmedim...Ferzan Özpetek'in çocukluk,ilk gençlik anılarını bölük börçük anlatması beni sarmadı. Kiii  bayılırım anı kitabı okumaya...
 Kürşat Başar'ı severim. Daha önce ''Kış İkindisinin Evinde'' ve ''Baş Ucumda Müzik'' kitaplarını okumuştum. Bu adı gibi yaz gibi bir kitap olmuş. Çocukluğa, gençliğe ağıt gibi ama aynı zamanda da yaz gibi uçuş uçuş bir kitap olmuş. Şezlonguma yattım,kitabı açtım okumaya başladım, ara ara denize daldım çıktım derken  bi baktım kitap bitmiş:))  O gün Duba plajındaydık...
 ''Beyaz Balina'' ya gittiğimiz gün yanıma iki kitap aldım. Çünkü ''Emir Beyin Kızları/Ayla Kutlu'' yarımdı... Onu bitirdim.Üç ayrı karakterden Cumhuriyetin ilk yıllarını ve  bireye yansımasını da çok güzel anlatmış bu kitapta Ayla Kutlu...Çok çok beğendim.

İkinci kitap; Berlinli Apartmanı/ Yaprak Öz...Yazım dili son derece akıcı,kolay okunan bir kitaptı.Hatta o kadar kolaydı ki tüm ipuçları hiç şaşırmadan katile çıktı:))
Çılgın ve Özgür/Hıfzı Topuz... Neyzen Teyfik'in hayat hikayesini anlatan bir biyografi roman... Neyzen Teyfik ney çalması yanında çılgınlığı ve özgürlüğüne düşkünlüğü ile tanınan bir sanatçıydı... Hazır cevaplılığı ile ilgili anekdotlar hala karşımıza çıkar. Bunlar kitapta bolca yer alıyor. Ölümünün ardından Hasan Ali Yücel'in söylediği şu sözler onu çok iyi ifade ediyor.''Ferdin ve topluluğun üzerine çöken istibdadın baskısından kurtulmak için o dönemde iki yol vardı... Ya işi  deliliğe vurup sorumluluktan kurtulurdu ya da kendini içkiye verirdi. Neyzen  bazen bu yollardan birine  bazen de diğerine saptı ama hiç teslim olmadı''


İşte böle böle


2 Temmuz 2014 Çarşamba

CUNDA'DA TATİL DEMEK

Cunda'da tatil demek; Kardeşinin kah evinde kah pansiyonunda hazırladığı kahvaltıların keyfini sürmek demek...


Cunda'da tatil demek;''SEMALİ Küçük Yer'' de Berduş köfte ve ızgara kalamar demek, Girit Ezmesinin dibini ekmekle sıyırmak demek...




Sema ve Ali ile sohbetin dibine dalmak günün son kahvesini birlikte içmek demek...
Cunda'da tatil demek; Üstünden ne kafar geçerse geçsin doğumgününü bir kez de orada sokak ortasında verilen bir partide kutlamak demek...


Cunda'da tatil demek;  Meltem ve Levent'in evlerinde şahane bir kahvaltıya konuk olmak demek...



 Levent'in özel spesyalitesi ıspanaklı ve pastırmalı suflesinin lezzetine doyamamak demek...
Kahvaltı sonrası da kendi yaptıkları likör eşliğinde sunulan kahveyi içmek demek...

C

Cunda'da tatil demek;Şirinkent'de şezlongunu bir zeytin ağacının altına çekip, yatıp kitabını okumak bu koca bardaklardan çayını yudumlamak demek...
Cunda'da tatil demek , bir  akşamAyvalık'a gidip sokak boyunca kurulan  pazarda Meltem'in el yapımı bebeklerini görmek demek...
Cunda'da tatil demek bir akşam Ayvalık'a gidip saat yedide kalkan servise yetişip   ''Şeytan Sofrası'nda güneşin batışını izlemek demek...
Cunda'da tatil demek; Duba plajında şezlonguna yatıp Kürşat Başar'ın son kitabına başlayıp, bitirmeden kalkmamak demek...
Cunda'da tatil demek; Bir tepenin eteğinden Çatal Tepe'den denize girmek demek
 

 Cunda'da tatil demek; Patriça Koyunda Bıyıklı Beachde zeytin ağaçları arasında yol ala ala oraya gidip, sadece kuş seslerini duyarak denize girmek demek...






Balık simiti, levrekten yapılan, susamlı ve özel soslu bir meze... Cunda'ya yolu düşen mutlaka tatmalı...



Cunda'da tatil demek; Bir Ayvalık kaçamağında hemen ''Kafe Karamel'' uğrayıp soluklanmak demek...Sahibesi Yasemin'in o ince zevkine, enfes sunumlarına tanık olmak demek...



Valla ben yoruldum, daha bi sürü yol hikayesi var...