Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

30 Aralık 2009 Çarşamba

Mutlu Yıllar




Bizim evden manzaralarla, yeni yılınızı kutluyorum. Hepimizin tüm dilekleri gönlünce olsun. Eski yılın muhasebesini yapmadan kapatmak istiyorum bu yılı. Çok mutlu olduğum anlarda oldu, çok üzüldüğüm anlarda . Tüm kötülükler 2009 da kalsın. 2010 güzelliklerle umutlarla gelsin.

Annem ne çok merak ederdi 2000 yılını, 1998 de vefat etti. Üzülme Anneciğim hiç bir şey kaçırmadın...Hatta en güzel yıllarda yaşadın...

29 Aralık 2009 Salı

ben yaptım ben yaptım ben yaptım:)))



Bu yıl ki kapı çelengimi kendim yaptım.Tamamiyle el ürünüdür.çemberi, eski makarna süzgecinin dış çemberi. Çevresini eski kullanmadığım bir fularla sardım. Korudan topladığım çam kozalaklarının üstüne sprey vernik sıktım. Bir saat beklettim. Sonra silikon tabancasıyla çembere yapıştırdım Mor, paket kurdelesini de üstlerinden geçirdim. Üstündeki kırmızı meyveler geçen yıl Naziş'e gelen bir hediye paketinin üstündeydi. Onları da silikon tabancasıyla yapıştırdım. Çam ağacımızın alt dalındandan bi tane kesip araya yeşillikler yaptım( ben keserken pek bi feryat etti ev halkı. , yine ağaçtan iki üç çan yürüttüm alın size anlı şanlı kapı çelengi. Bizim meraklı kapıcı yine inceledi bu gün biraz yerinden kaykılmış. Kurdele yan dönmüş:))) Nasıl meraklı bişi anlatamam. Bazen kapıya yapıştırdığım şeyleri çıkıyomu diye çekerek kontrol eder:))) Bir yere giderken nereye gittiğini sorar, yanındakinin kim olduğunu sorar . Neyse işte dün gece hem ezel izledim hem faaliyet yaptım. Anladığınız üzre kariyerde yaparım çocuk da hem de iki tane hehehehehhe.

Şu anda bizimkiler içerde Zuz'un çakmağına gaz doldurmaya çalışıyorlar. Yokluğumu henüz farketmediler. Çay saatine kadar bir yazı attırayım dedim de...


Bu gün postacı kapımı çaldı yine , mavianne den kankimden hem yeni yıl kartı hem çok şık bir kese geldi, günümü pespembe yaptı.


Sonra kapı çaldı üst kattaki hiç tanımadığım komşu şahane bir aşure getirdi, ağzıma tat kattı. E çok güzel bi gün oldu.

sabahın körü

Sezen Aksu Zor Yılları söylüyor ...

Kozmik Odanın üçüncü aranışı sekiz saat sürmüş...iyi , ikinci aranışı 28 saat sürmüştü...

Sanki yabancı bir memlekette gibi, olayları dışardan izliyorum... dün akşam koskoca profösör bile anlayamadığını ve , yabancılık duygusu çektiğini söyledi...Hah dedim ya , demek ki yalnız değilim....kendi ülkemizde , fransız olduk..

Ayfer Tunç'un Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Kısa Tarihine başladım dün gece... Buket Uzuner'in İstanbulluları gibi başladı ... Kitap kahramanlarının hayatlarına geri dönüşlerle... karakter sayısı 300 müş...henüz çok başlardayım , elli sayfa falan ancak okuyabildim...Türkiye panoraması...


Akşam Zuz yemeğe gelecek...

Sabah beş buçukta uyandım, kızlar sırayla gitti... Ada çayı içtim..şimdi de uykum var...şarkı bitsin yatıcam...

28 Aralık 2009 Pazartesi

Çıktık açık alınla 28 yılda her savaştan;

Geçen yıl tam bu gün bu yazıyı yazmışım, okudum ; değişen hiç bir şey yok sadece 27 yerine artık 28 olduk. Bir yaş daha büyüdük. Tek değişen Gamse artık öğrenci değil; öğretmen. Naziş 'in meslekte beşinci yılı, Kocamın saçında bir kaç tel daha beyaz var, heheheheh benim saçlarımda kızıl kahve bu yıl , kilom aynı:))))

Link vermişim ama burayada alayım, linkteki yazının devamında Gamse ile benim tahtakale maceram var:)))

BİZ

Bundan tam 27 yıl önce biz , bir yola çıktık. Şimdiki ortalamalara göre daha çocuk yaştaydık. Birlikte çok şey yaşadık, Önce ben değil biz demeyi öğrendik. Ayrıca bendik de. Ailellerimizden uzakta çok karlı bir şehirde ,soba yakmayı, annelerimiz pişirmeden karnımızı doyurmayı öğrendik. Birlikte çok eğlendik, acılar paylaştık. Annelerimizi kaybettik birbirimize sarıldık. İkiyken üç olduk dört olduk. Dört ayrı karakter bir arada nasıl yaşar onu öğrendik.

Bu ikili bu akşam evliliklerinin 27.yılını ama birlikteliklerinin tam 30 yılını devirmekteler. Artık sokaklarda kar topu oynayan, yokuşlardan kahkahalar atarak kızakla kayan , istiklal'de gülme komasına girip herkesin başlarını onlara çevirip baktığı, rezarvasyonsuz yollara çıkıp ondan ona bin usulüyle yolculuk yaptıkları günlerdeki gibi değiller. Artık daha bi ağırbaşlılar artık tatile giderken bir ay önceden rezarvasyon yaptırıyorlar ama içlerinde hala bi çocuk tarafları var. Kadın olanı hala bi çıldırık ama olsun idare edip gidiyolar işte.

Biz bu geceyi yine kendi usulumüzde ev de kutlayacağız, yemeğimizi yiyeceğiz, pastamızı keseceğiz ayyy iyiki evlendik diyeceğiz...


19 NOLU SONNET

Yalnızca benden kaçma yeter
Boş sözler de etsen duymak istiyorum seni
Sağır olsan gönlüm sözlerini ister
Dilsiz olsan gördüğünü.
Kör olsam, seni görmek isterdim
Sen yanımda yol gösterici oldun
Uzun yolun daha yarısı bile aşılmadı

Bir düşün içinde yaşadığımız karanlığı
Bırak beni yaralıyım´ desen de boşa

Görevden dönülmez, yalnızca ertelenir
Başka bir yerde değil, yalnızca burda
Gönlüm herşeyden önce seni ister
Biz de diyebilirim, ben yerine.

Bertolt Brecht

27 Aralık 2009 Pazar

haftada bir pazar

Bu gün güne şu müzikle başladım,(ilgilenen için sayfamın yan tarafında videosu var) Gamse 'den çaldım , bayıldım , defalarca dinledim sonra sayfamın yan tarafına video olarak koydum, facebook da paylaştım. Teyzem , Karayolları lojmanında otururdu, lojmanda Melet ırmağı kıyısına yakındı daha doğrusu şantiye. Eniştem orada makne şefiydi, Babamın sınıf arkadaşı da karayolları şefi. Biz o nedenle orada , tabiri caizse at oynatırdık resmen.Bahar aylarında, bekçileri atlatır, duvarlardan aşar, ırmak kıyısındaki çingene kampına seyire giderdik. Bahtımıza bazen düğüne rastlardık. Korku nedir bilmezdik ki, bizim için çingene Paprika'daki( PAPRİKA ÇİNGENE AŞKI - ERICH VON STROHEİM) ya da Türkan Şoray'ın Ateşli Çingenelerindeki gibilerdi. Romantik bi şeydi yani çingene olmak. Şimdide çiçek kokulular.Yani bi evveliyatım var onlarla:))) Sonra Emir Kusturica'nın Çingeneler Zamanını kim unutabilir ki.Neyse işte ben bumları düşüne düşüne defalarca dinledim. Bi yandan da çayla patatesli börek yedim. E herkes uyumaktaydı ve ben açtım. Naziş'im erknden gitmişti veli toplantısına. Gerçi sonra Gamse de kalktı, ona da benim usul kahvaltı ikram ettim ve Suzan Kardeş'ten Makyaj Odaları Şarkılarını dinlettim. Yılmaz Erdoğan'ın Telli Turnamını çok sevdi.Bu anlattıklarım yataktan kalktıktan sonra yaptıklarım.

Öncesinde Naziş giderken uyanınca ,yatakta Hülya Koçyiğit ve Ediz Hun'un Sen Bir Meleksin filmini izledim, yarı bıraktım başka kanalda Engin Çağlar ve Emel Sayın'ın bir filmiyle devam ettim. Sonra yarı buçuk Dünya Bir Tiyatro sahnesidir izledim, Emrah konuktu açmadı beni sonrada acıktım kalktım zaten. Kocam ben uyuduktan sonra Tarihin Arka Odasına devam etmiş. Sarıkamış konuşuluyordu çok da ilginçti ama uyumuş gitmişim. Nazlı radyodan dinliyor sabaha kadar( aynı anda radyodan da yayınlanıyor, (bu programı keşfetmeyen varsa şiddetle tavsiye ediyorum) .


Günün sürprizi Cancan'ın gelişiydi. İçerde deriiin bir uykuda. Annesi ofise çizim yapmaya gitti. O da Babanne mi? Cicianne mi? derken ; Ciciannede karar kılmış:))). Bana - Lale demesini tercih ederim , ama hep birlikte bu eğilim içindeler heheheh. Bne de kocama dede dedirttim ödeştik. Öyle güzel dedeh diyor ki:)))İyi oldu gelişi yılbaşı araya girecek görüşemeyecektik.Nazlı ablası da toplantısını yapıp geldi. Birlikte uyuyorlar şimdi.


Şimdilik bu pazar söyleşisi bu kadar.

Not: Ayfer Tunç'un Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihine başlıyorum bu gün. Leylak Dalıcım çok seveceğimi söylemişti daha önce. Bitireyim konuşuruz , yada ara ara okudukça izlenimlerimi yazarım zaten.

25 Aralık 2009 Cuma

Yıllar sonra yeniden

Dün akşan Aşk-ı Memnu izliyoruz, görürsünüz bakın, Behlül saçlarını kestirecek, çok saç konuşuldu, bir filmde silah görünüyorsa o silah patlayacak demektir falan diye ahkam kesiyorum. Gamse içerden sesleniyor, o sahne gelince çağır bakıcam diye... Zıır ev telefonu çaldı. Bir kadın sesi- lale - buyruun beniim diyorum. Tanıdın mı??- ehem kem küm- Davut Paşa Lisesi desem- Davut Paşa Lisesi???? kem küm- derken derken Deniiiiiiz diyorum. Bana içerde konuş bakışları...

Deniz benim Davut Paşa lİsesi ve Fındıkzade yıllarındaki beş kişilk çetemin mensuplarından. Ne maceralara imza atmışız. Yenikapı, Samatya sahillerini turalamışız. , oradaki bütün öğrenci kahvelerinde bilardo, okey oynamışız. Eve sigarası içmişiz. Hani şu güllü sigaralar.Sahil yolundaki çingene kadınlara koftiden fallar baktırmış, gülmekten yerlere serilmişiz.Hem sınıfları geçmiş hem izlemedik film bırakmamışız. En büyük maceramızda , bizim bir gün önce çalınan arabamızı, bizim ertesi gün bu beş kişilik çeteyle okul kırmış dolaşırken görmüş. Kızları arabanın başına dikmiş, oradaki bakkaldan telefonla polis çağırmıştım. Babam şaşkınlıktan sen burada ne arıyorsun bile diyememişti heheheheheheh.

Deniz'in Annesi Cahide Teyze arada bir Tarsus'a giderdi. Ev halkı da işe falan. Evleri de okula çok yakındı. Soğuk günlerde okul kırınca doğru Deniz^lere , bize kısırlar yapar, çaylar demlerdi. Dolaptaki Humusu da bulur dibine darı ekerdik.

Deniz'in ablası, tesadüfen bizim bu beşli çete mensuplarından, Nermin'le komşu olmuş. Nermin de yıllardır beni aramaktaymış. Anacım o zamanlar cep telefonu, facebook neyin yok. Bi telefon değiştirdin, bi adres değiştirdin kayboldun gittin işte. Sonra Nermin^'le konuştuk. Nermin İstanbuldaymış, Deniz memleketi Tarsus'a yerleşmiş. İkisinde ikişer oğulları olmuş. Nermin hala sınıftan bir kaç kişiyle görüşüyormuş. Hatta sonraları bizim gruba iki oğlan:))) dahil olmuştu. Onlardan birine de bankaya gititğinde bakmış ki bizim oğlan bankanın müdürü. Buluşacağız bir gün . Ay çok heyecanlı oldu. Deniz gece tekrar aradı sonra , artık asla bırakmam ha , ona göre dedi.

Biz Nermin'le en yakın zamanda buluşacağzı. Aramızda bir deniz otobüsluk ara var. Üsküdardan kalkan Deniz Otobüsü doğru onun oturduğu semte gidiyor.Giderken de Onun bana yaz tatilinde trenle giitiği Avrupa seyahatinden getirdiği takma kirpikleri takarım:))))9 Deniz ^le de İstanbul'a geldiğinde, belki biz de Tarsus'a gideriz belli mi olur.

Bu yazıya hiçbir şey ilave etmek istemiyorum çok keyifliyim çoook.

Okulumuz bizim yanımızda bir çok ünlü yetiştirmiştir heheheheheh onlar
Aziz Nesin,Celal Bayar,Oğuz Aral, Tekin Aral, Fatma Girik, Ayşegül Aldinç, Perran Kutman, Aydın Boysan, Doğan Hızlan, Asaf Koçak ve Murathan Mungan sayılabilir
Burası okulumuzun caddeden görünen tarihi binasıydı, bu binanın içinden geçerek büyük bahçe içindeki yeni binaya ulaşılırdı. Bizim sınıf yeni binadaydı. Zuz' da eski binada ortaokul öğrencisiydi. Cerrah Paşa Tıp Fakültesiyle karşılıklı olduğu için , hemen hemen bütün kızların bir tıplı sevgilisi vardı:))) Bizim çete hariç valla , biz o ara ancak muzurluk peşindeydik. Ay iyiki de öyle yapmışız, sevgili her zaman bulunan bişey heheheheheheheh bulmadık mı, sevgilisiz mi kaldık...Gelirmi şimdi geriye o bilardo maçları, yaptığımız şamatalar, gördüğümüz filmler. Emanueli bile gidip seyretmiş insanlarız :)))


485 yılında II.Bayezid’in Sadrazamı Davut Paşa tarafından Sübyan Mektebi olarak kurulmuştur. İstanbul’un ilk Türk okuludur.Fatih Sultan Mehmed Döneminde Anadolu Beylerbeyliği olarak fetihte büyük yararları bulunan Davut Paşa’ya Padişah büyük ayrıcalıklar vermiş, Aksaray meydanından bugünkü DavutPaşa Kışlasının bulunduğu yere kadar olan alanı Paşa’ya bırakmıştır.DavutPaşa’nın vakfı olan bu alan üzerinde adını taşıyan pek çok tarihi eser bulunmaktadır.Rumeli Beylerbeyi olarak 1478′de Rumeli atanan Davut Paşa burada da pek çok eser inşa ettirmiştir.Okul,yıllar içinde Osmanlı Eğitim sisteminde ki değişim ve gelişmelere paralel olarak değişik kademelerde hizmet vermiş,1847 yılında açılan ilk Rüştiye Mektebi yine Davut Paşa olmuştur.Dönemin Maarif Nazırı Kemal Efendi’de bu okulda öğretmenlik yapmıştır. 1894 yılında olan büyük İstanbul depreminde bugün sokak tarafına bakan duvarı hariç yıkılmış, yeniden 3 katlı yapı olarak inşa edilerek eğitime devam etmiştir.1913 yılında Sultani olmuştur. Cumhuriyet döneminde önceleri Erkek Orta Okulu,1955′ten itibaren karma Ortaokul ve en sonunda 1969 yılında Lise olarak nice öğrenciler yetiştirmiştir. Bunlar arasında Aziz Nesin,Celal Bayar,Oğuz Aral, Tekin Aral, Fatma Girik, Ayşegül Aldinç, Perran Kutman, Aydın Boysan, Doğan Hızlan, Asaf Koçak ve Murathan Mungan sayılabilir.

24 Aralık 2009 Perşembe

Dün bütün gün Cancanla idik. Yine kızlar gelene kadar mutlu mesut oynaştık yedik içtik okuduk, temiz temiz oturduk. Amma kızlar gelince her tarafa dağıldılar yine. Yeni oyun, Gamsenin takı kutularından birini alıp hızla kaçmak, Gamse arkasından koşar o çığlıklar atar, bazen kutu açılır , içindekiler saçılır...

Akşam Gamsegamse ileCapitole gittik. Hediye çekilişi yapmışlar okulda hediye aldık. İnşalah beğenir arkadaşı , çok güzel bir hırka aldık.Ay sonra malum her tarafa daldık, D&R a girdik , kart standının altını üstüne getirip, yeni yıl kartları seçtik. Yıllar sonra yeniden kart yazmak ,seçmek çok hoşuma gitti. Ben kitaplara doğru hamle yaptım ama Gamse - Anneee sen oralara hiç dalma , ben çok acıktım dedi, yemek yedik kızımla başbaşa çok hoş bir dekorda.

Eve gelince biraz tv takıldım, Naziş yatmaya hazırlanıyordu, kocam maç izliyordu. Ben de yatakta kitap okumaya çekildim. Kazım Karabekir'in Hayatım adlı kitabını okuyorum. Anlatım dili çok hoşuma gidiyor. Bu kitabı okurken bir kez daha anladım ki, hiç birşey tesadüf değil, Kazım Karabekir Paşa , Kazım Karabekir Paşa olmak için doğmuş. Daha öğreniminin ilk yıllarında insiyatifini kullanmaya başlamış. Ev de kendinden büyükler varken evin idaresi bile O'na bırakılmış, hesap kitap kabiliyetinden dolayı . Bu kitaptan sonra Günlüklerinide okumak istiyorum.


Bu gün hep evdeydim nevresim operasyonu yaptım , tüm yataklara:))) Akşam yemeğine de fırında hamsi. Bu kez değişik usulde yaptım. Soğanları piyazlık doğradım sıvı yağ, tuz , karabiber ve kekikle harmanlayıp tepsiye yaydım. Kılçıkları temizlenmiş hamsileride aynı işlemden geçirip açık bir biçimde soğanların üstüne dizdim. Ocağın üstünde bir kaç dakika tutup öyle fırına koydum. Hamsiler kızarana kadar fırında tuttun. Bir kaç da defne yağrağı koydum. Gamse çok hafif buldu , kocam da . Naziş zaten yoktu, seminerdeydi, olsada ağzına koymazdı zaten:))))

Bu gece Aşkı Mem-nu izleyip peşine Bir Bulut Olsam takıcam. Bu gece finali var , en favori dizimin.

Bizim ev de hal böyleyken böyle ya siz de ne var.

22 Aralık 2009 Salı

günün tabağı aslında dünün tabağı:)))



Bu tabak dünkü koru yürüyüşü sonucu oluştu. Yapraklar defne; en sevdiğim ağaç. Mutlaka elimde cebimde defne yaprağı olur. Evimize çıkan sokak da iki yanlı olarak defne ağaçları vardır. Baharda Belediye gelir onları budar, defneleri yol kenarına yığar.Ben her ordan geçişte bir kaç yaprak alırım cebime koyarım, bir tanesinide ortadan kırar koklaya koklaya eve gelirim. Koru deseniz çam ve sedir ağaçlarının yanında kocaman kocaman defne ağaçlarıyla dolu.O gördüğünüz üzüm benzeri şey:)))palmiye ağacından. Kopardığımı gören bir adam tartalım mı? diye espri yaptı.Diğerleride zaten at kestanesi ve çam kozalağı. Kozalaklar biraz nemli. Kurusunlar boyanacaklar.

İlkokuldaydım, öğretmenimiz sonbaharda yaprakların dökülmesini gözlemlememiz için; bizi ormana götürmüştü. Bir taraftan da yaprak topluyorduk. Sonra bu yaprakları kartonlara yapıştırır , altlarına isimlerini yazardık. Yaprağını döken ağaçlar ve dökmeyenler diye de kategorilerdik. Defneyle o zaman tanıştım işte. O dur budur, her paltomun cebinden defne yaprağı çıkar.

yunan mitolojisinde daphne olarak yer alir. kendisi bir nymphedir. apollon'un kendisine asik oldugu daphne, ona hic yuz vermezmis. bir gun ormanda apollon tarafindan yakalanmis daphne. ve babasinin yakarislari sonucu orada bulunan irmak tarafindan bir agaca donusturulmus.

Yürüyüş sonrasında eve geldim. Akşam yemeğimizi pişirdim. Brüksel lahanası ve kıymalı salçalı sapagetti ve de zeytinyağlı pırasa. Bu ara sebze ağırlıklı yemeye karar verdik. Ama kızların ikiside akşam yemeğinde dışardalardı:))) yani biz takıldık sebzeye:)) Bu ara takıldığım başka bir şey de kabuklu badem:(((

Kızlar gelince biraz da onlarla lafladık, günün raporunu aldık ve samanyolunu izleyip yattım. Bakalım bunda romana ne kadar sadık kalınacak.Bu ara geceleri yatarken alerji ilacımı içtiğim için küp gibi uyuyorum valla.

Sabah yine beş buçukta hortladık. Kızlar gitti , benim uykuda gitti bu arada ama uyumalıyım bu gün Can gelecek. Performans toplamalıyım:))

tabiki de uyudum:))) ama yazıyı göndermeyi unutmuşum:)))

not: En çok bu yazım tıklanıyor, Bu gün baktım yine en çok tıklanan yazı, o yüzden yeniden link vereyim, yeniden hatırlayalım dedim.

düzenleme: Kurban bayramlarında sokaklar kan gölüne dönmesin, sosyal kurumlar yoluyla bu iş halledilsin, kimsesiz çocuklara, kimsesiz yaşlılara gitsin dedik ... ha onun da şeyini çıkarmışız. ..Onu bile cukkalamışlar...Hem de en saygın sosyal kurumlar...Yahu biz toptan ölmüşüz de haberimiz yok,..Kurda kuşa yem olmuşuz da ruhumuz duymamış. ..Vah bize vahlar bize..Toptan paranoyak olucaz, kimselere güvenemeyeceğiz, güven bunalımı var bu ülkede güven ...Enflasyon menfilasyon gölgede kaldı...

Yeni yıl gelirken- kokinalı yıllar

Her yıl, yılbaşı yaklaşırken mutlak bir kokinalı yazı yazmışım. Bu yıl da, yazayım yazayım derken Leylak Dalıcım koymuş bile kokinaları sayfasına. İlk kokinalı yazımı 2006 da yazmışım, acemilik bi kokina resmi bulamamışım, evdekileri çekip koyamamışım. Ataletim canım benim yetişmiş imdadıma ve kendi kokinalarını resimleyip benim için koymuş. Bknz aşağıdaki resim.Ve yazısını şöyle bağlamış, kokina resimlerini koyarken...



.


üstteki resim ne alaka derseniz..
dikkatinize ve affınıza sığınarak..
yılbaşı sözü bir kez de olsa geçti.. yazıda..
e bi de lale.. bulamamış bir kokina resmi.. ben de yardımcı ''oliiim'' dedim.. =))
bu arada kokina ne demek var mı bilen??.



İşte 2006 da yazdığım kokinalı yazı.
Ben yeni yılın geldiğini önce köşe başlarında , çingenelerin kokina satmaya başlamasından anlarım. Doğada yetişen bir bitki değidir. Dikensi bir bitkinin dallarına , diğer bir bitkinin kırmızı meyvalarının bağlanmasından oluşur. Adını rumca kırmızı anlamına gelen kokino dan alır. Ben küçükken anneme - anneee bak seni kandırmışlar, bu kırmızı şeyleri buraya iple bağlamışlar derdim:))). Annem onlara yılbaşı gecesi kar görüntüsü vermek için pamukla süslerdi. Yeşil yapraklar arasında küçük kırmızı meyveler ve uçlarında minik minik pamuklar , bayılırdık .


Şimdi yılbaşı ağaçları süslüyoruz. Sanıldığının aksine bunun hiçbir dinle ilgisi yoktur. Bir pagan geleneğidir. Yalnız bu yıl dikaktimi çeken bir şey var. İstanbul çoktan hazırlanmaya başlardı, yeni yıla bu günlerde. Vitrinlerde , sokaklarda bu coşkuyu göremiyorum. Halbuki ayrı bir zevktir o. Sokağa çıktığınız da o görüntü, ister alış veriş yapın , ister yapmayın insanın içine umut doldurur. yeni yıl hep yeni umutlarla gelir ya. Umudumuz kaybolmasın hiç.

Ne zahmetli bir iştir kokina yapmak, o dikenli bitkinin dallarına o minik kırmızı topcukları bağlamak.Kokinayı pazarlıksız almam, öyle hoşuma giderki kokina pazarlığı yapmak.Gider gibi yapınca arkamdan satıcı kadının gel kız gel diye bağırması, gülüşmemiz...

Ne zaman bir çingene kadının elinde kokina görürseniz anlayın ki, yeni yıl yaklaşmakta. Eğer evinize kokina laıp götürürseniz ve ertesi yıl yeniden sokakta kokina satıldığını gördüğünüzde sizinki de hala yeşilse ; kırmızı boyalı , yeşil pancurlu bir eviniz olacak demekmiş:))))

Bizim ev hiç kokinasız olmadı. Annemin favori dekorasyon malzemesiydi. Yılbaşı akşamı mutlaka minik pamuklar koyar, üstüne kar yağmış görüntüsü verirdi. Sonrada girişteki büyük yer vazosundaki yerlerini alırlardı . Hiç sararmadan aylarca durabilir çünki.Gelenek bu ya ben de girişteki büyük yer vazosuna koyarım hehehehe.

Eeee hadii almadınız mı? hala kokinaları. Bu yıl İstanbuldan Adana'ya bile gitmiş kokinalar. Duydun mu?? Dilaracım...

düzenleme: Dün akşam Yule idi. yani kış dönümü yani Anneannemin deyimiyle gün dönümü. Eski Türkler yılbaşı olarak kutlarlarmış. Ne yalan söyleyeyim bu güne yule dendiğini pagan kültürüne çok meraklı olan Naziş'den öğrendim. Geçen gece Muazzez İlmiye Çığ ağaç süslemenin tamamen türk pagan adeti olduğunu sonradan hristiyanlar tarafından benimsendiğini anlattı.

20 Aralık 2009 Pazar

MİM 2010' dan beklediklerim


Yılın son mimi Oyuncak Ev den yani Peren'den geldi. Mim konusu 2010 dan beklentilerim ... O kadar çok ki , hepsi yazılamıyor tabiki :))) Ama özetle aşağıdaki gibidir... Hepimize güzelliklerle gelsin 2010 hiçbirimizin beklentileri boşa çıkmasın.

2010 beklentilerim
...Bu liste her gün biraz daha uzayabilir:))


Artık gündem değişsin acilen değişsin,

Çocuklar kaybolmasın artık bu ülkede.

Faili meçhuller olmasın.

Egenekon sadece bir Türk Destanı olarak hatırlansın.

Küre artık ısınmayı bıraksın.

Eski politikacıların hepsi politikayı bıraktıklarını, artık gençlere yol açtıklarını açıklasınlar . Topluca bir site yaptırıp oraya yerleşsinler, sadece birbirleriyle görüşsünler.Sitenin içinde bakkalı çakkalı, havuzu, sineması, tiyatrosu her bi şeyi olsun, dışarı çıkmalarına gerek kalmasın,

Hiç evsiz olmasın, şehrin ortasında donarak ölmesin insanlar.

M.Ali Alabora'nın oynadığı reklam yayından kalksın,

Yaprak Dökümü artık bitsin, rahmetli ahretten yaprak yaprak yazıp göndermekten bi hal oldu artık.

Şimdi bizim ev için dileklerim 2009 dan devredenler bunlar, gerçekleşenleri sildim.Geçen yılda böyle bir liste yapmışım. Gerçekleşenleri görünce çok sevindim.


Bu yıl daha çok gezmek daha çok okumak istiyorum,

Naziş çok istediği lisans üstüne artık vakit ayırsın istiyorum,

Gamsegamse ,dil terapistliği konusunda yine düşünsün istiyorum,

Kocam yeniden resim yaptığı günlere dönsün istiyorum,
,
Kocamla o çok istediğimiz tren yolculuğuna çıkalım istiyorum,

Ege kıyısında bir ev istiyorum, alt katı kitap-cafe olsun

Zuz yurt dışı seyahatlerini daha çok yapsın bana daha çok hediye getirsin. Ege de istediği evi alsın , benim için özel bir oda döşesin istiyorum:)))

Cancan bana ben de seni seviyorum desin istiyorum, bize gelmek için annesini taciz etsin.

Eniştem iyi olsun...

Ece hobby dükkanı açsın, beni de makastar alsın( ancak onu yapabilirim:)))

Kıbrıs planım gerçekleşsin, Zuz da gelsin.

Çok istediğim Mardin, Hatay gezisini gerçekleştirebileyim.

Ay ayının 40 türküsü varmış, kırkıda ahlat üstüneymiş. Benim dileklerimde hep gezme üstüne olmuş yav.

bu yazdıklarımda önem sı
rası yoktur. Hepsi de birinci derecede öneme haizdir:))

Şimdi adet üzere sobelemem gerekenler. Zeya uuuu günler öncesi yazdı. O zıp zıplamak istiyor en çok :))))

Balkahvem, Gümüşay, Asis sanırım bu gün bir yerlere kaçtı, gitmediyse henüz Asis de yazssın. Kankiii hazırsa listen, sen de yaz.

19 Aralık 2009 Cumartesi

Bu Cumartesi

BİRAZ BAROK





Çokça Elif Şafak'lı geçti.


dip not.Bir insana, yazarın resmi ne gerek dedik beklerken, resim çektirenleri görünce, ama gördük ki Elif Şafak kendisi teklif ediyor resim çektirmeyi, çok hoştu, çok kibardı. Naziş'le anne kız olduğumuzu öğrenince Anne - kız okuyorsunzu beni çok gurur duydum dedi. Kızkardeşlikle diye imzalamış kitabımı, Naziş'inkini yollarımız tekrar keşissin diye. Aramızda baya bi espri konusu oldu.

Gamse'nin panayırı çok başarılı geçmiş. Okuldaki Alman öğretmenlerin düzenlediği bir panayırdı. Bir adı var ama Gamse gelince sorar yazarım:)))) En az yüz kişiyle birlikte boncuk dizip, broş , kolye bileklik yapmışlar. O ayağıma batıp duran boncuklar meğer bir işe yarayacak , Gamse'ye başka bir heyecan getireceklermiş.
en dip not : yıllarca acaba nerede diye arayıp durduğum, facebooklara bile abaktığım arkadaşımın kuzeni Gamse 'nin okulda öğretmen arkadaşı çıktı. Tesadüf mü? Jale'yi bulma vakti mi? gelmişti.

eeeeen dip not: panayırın adı; Why Not Bazaar mış.

*************************************************************************************

Bu pazar,

Geç kalkmalı, Simitli börekli kahvaltılı. Lodosta savrula savrula yürümeliydi, öyle bir itti ki rüzgar bizi arkadan koştur koştur bir yürüyüş oldu. Nazişli ve kocalıydı yürüyüş. . Yol sohbeti gece izlenilen Tarihin Arka Penceresinden, akılda kalnlardı. Biz yarım bıraktık ama Naziş radyosunun kulaklığını takmış kulağına sabah altıya kadar dinlemiş.

Şimdi keçeler saçacağız etrafa; taçlar, broşlar yapacağız, Çok Güzel Hareketler bunları izlerken.

18 Aralık 2009 Cuma

Dün Cancan'la geçti. Hiç evi dağıtmadık, güzel güzel yedik içtik uyuduk, Ayşegül Küçük Anneyi okuduk. Ayşegül kardeşinin bezini değiştirirken yattı , kendininkinide değiştirtti. Bir güzel uyudu tam iki saat, sonra gidip evde yoğurt yokmuş, markete gittik , ıspanağı için yoğurt aldık. O yine gitti pastaneein vitrinine dayandı, simit aldık. Amma o ablalar var ya o ablalar var ya onlar gelince nasıl azdılar nasıl, banyoya varana kadar dağıttılar. Apartmanı inim inim inlettiler.

Akşam olup da Zuz ve Berfu gelince ; Gamse ile bende onlarla çıktık. Bizi Capitol'e bıraktılar. Cancan arabaya oturu oturmaz hemen nay nay diye bağırıyor, onun şarkısı açılacak. Ş arkısı Yalın'dan Ah be Kardeşim. Ay ben O'nu özledim galiba:))


Gamse ile Capitol'ün altını üstüne getirdik. Güya , ayağımı ağrıtıyor diye geri verdiği botu almaya gitmiştik:))). Bot konusu şöyle, Beta dan bot aldık . Ama Gamse uzun kullanımda ayağının ağrıttığını söyledi. Aldılar, incelemeye gönderdiler. Tabanın içine yumşak Jel koymuşlar.Bakalım bu gün şikayet edecek mi??. Botu aldıktan sonra bilumum mağazalara girdik çıktık. Hafta içi ve akşam olduğu için rahat bir alış- veriş oldu. Kızım bana da bir hırka aldı bu arada:))))). Sonra D&R a girdik. Defter baktım ama hiç güzel yoktu, Nezihten almadığıma pişman oldum. Bu arada boş durmadım tabi üç tane kitap aldım. Zadie Smith, ki kendisini İnci Gibi Dişlerle tandım. Daha önce tanışamazdık çünkü ilk romanı o hehehehe. Aldığım kitabı; İmza Toplayan Adam, konusu ilginç geldi. Hiç tanımadığım bir yazarın kitabını aldım bir de, Günhan Kuşkanat' dan Evvel Aşklar Masa veeee son olarak da Selim İleri'nin İstanbul serisinden , İstanbul'un Taramvayları Dan Dan. Bilmeyenler için tavsiye ederim bu İstanbul serisi çok güzeldir. Özellikle İstanbul dışında oturan , İstanbulu özleyen, İstanbulu merak edenler için çok güzel bir seçim oluyor. İstanbul Hatıralar Kolaonyası, İstanbul yıldızların altında, İstanbul Lale Sümbül ve sayamadığım bir sürü kitaplar var. Bir de Selim İleri'nin dilinden üstelik. Kitap alışverişinden sonra eve geldik ki Aşk-ı Memnu yarı olmuş. Neyse benim asıl dizim zaten ondan sonra başlıyan'' Bir Bulut Olsam'' anam o da gece bir de bitti .



Yatarken biraz kaşıntı hissetmiştim aaaah, yoksa efsane geri mi?? dönüyor dedim hemen ilacımı içmiştim. Geçen seneki maceralarımı biliyosunuz hastaneleri mesken tutmuştum. Neyse ilacı içince küp gibi uyumuşum, Üstün Dökmen'in programının sonuna yetiştim. Cuma günleri saat sekizi yirmi geçe kanal D de, Dr lar programında oluyor. Yine çok şeker bir program yaptı. Konuşurken ki yüz ifadesine bayılıyorum.

Öğleden sonra okey grubumla buluştum. Amanıın ne berbat bir oyuncuydum. Daha çok konuştum çünkü :)))



Akşam eve geldiğimde kapıda çok güzel bir sürprizle karşılaştım Nazpek , çok şeker bir kart eşliğine çok şık bir bozuk para cüzdanı göndermiş yeni yıl hediyesi olarak. Nazpek, geçen yılda arkadaşlarla korudan dönerken hadi kahve içmeye bize gidelim demiştim, geldiğimiz de çok özlediğim Ordu kahvesi ile karşılamıştı .Ordu kahvesi dediğimiz kahve arabik kahve , daha yumşak içimli.Bizimkiler hayatta içmezler Brezilya menşeyli kahveyi, çok sert bulurlar. Çok teşekkür ederim Nazpek , bana bu güzel duyguyu yaşatıp, akşam evime hoş duygularla girmemi sağladığın için.

Bu akşam önce Hanımın Çiftliği sonra okuma faslı var.


not: yarın saat iki de Capitol D&R da Elif Şafak'ın imza günü var.

Not: Zeya sana Gümüşay dan mesaj var
aynen şöyle ----Sevgili zeya ya iletirseniz sevinirim.Yazılarını takip ediyorum ama bir türlü iletişimi sağlıyamıyorum.Nazik hoş geldin mesajına teşekkür cevabımı sevgili balkahve yazmıştı ama halen ulaşamıyorum beceremiyorum heralde,iletirseniz sevinirim.Sevgiler

16 Aralık 2009 Çarşamba

Çiçekli yazı

Bu gün bu şarkıyı dinledim; gelen benim- Ezginin Günlüğü söylüyor. O söylüyor benim içim gidiyor.

Mahalle arasındaki bir sokakta bir kitap cafe keşfettim. Hiç ummadığım bir yerde. Ve insanlar masalara oturmuş kitap okuyorlardı, benim de böyle bir yerim olmalı bir gün. Hatta masalara kendi ellerimle pişirdiğim tarçınlı zencefilli kurabiyelerimden koyarım.

Akşam Gamse'ye zeytinyağlı biber dolması yaptım, dün akşam söyledi, canı deli gibi istiyormuş:)))

Ağacı hala çıkarmadım, bu sene çok üşeniyorum.

Yarın Can geliyor, bir hafta oldu görüşmeyeli çook özledik. Geçen gelişinde akşam eve gitmek istemedi. Annesi kandırmak için kapıdan çıktı, kapıyı kapattı, o arkasını dönüp salona bizim yanımıza geldi.

Cuma günü okey partim var. Cumartesi artık Beyoğlu ekibimle buluşucam.



Bu gün yürüyüşten dönerken, dolmalık biber almak için yolumuzun üstündeki ' Şok' girdik. Hani Migrosun yavrusu olan. Ya da Migrosun BİM'i diyorum ben onlara. Biberleri seçerken gözüm soğanın fiatına ilişti, 2.390 lira , gerçek fiat mı ddim. Pazarda 75 kuruş, diğer markette de 65 kuruştu. Acaba farklı mı dedim , yook bildiğimiz soğan işte, hatta pazardaki çok daha iyiydi. Herhalde uzaydan falan geldi dedim . Kasadaki çocuk gayet ciddi idi, hiç cevap vermedi. Biberlerin parasını öderken arkamdam kocamla ikisi gülüşmüş. Hadi adam güldü de, kaç yıllık kocası insanın arkasından güler mi? espirikli karım dedi. Espiri yapmadım , gerçekten soğanın geldiği yeri merak ettim, dedim.

Kendime nergis alıcam, kokusu beni sarhoş eder başka bir şeye lüzum yok.Biz ona Ordu'da sümbül derdik. Bir ara fulya dedik hatta şimdi nergiz. Nergis turuncu renkta papatyamsı, daha çok dere kenarlarında olan bir çiçek değilmidir?. Hani Narsis , dereden su içerken kendi görüntüsünü görmüş suda, kendini o kadar beğenmiş ki aşık olmuş, ayrılamamış oradan , sonrada nergis olmuş işte. Bknz psikolojide Narsis Kompleksi. Halbuki bu şimdi nergis diye satılan bizim sümbül biz onu fındık bahçelerinden bile toplardık. Yanında anemonlar olurdu hatta. Fabrikada çalışan işciler , lale diye getirlerdi bizim eve de, ne lalesi derdim meğer yabani laleymiş anemon:))))



Anemon


nergiz sümbül

benim nergisim




Şimdi okuma faslı.
******************************
Artık bu gün oldu:)))

düzenleme: Artık geceleri kahve içmeyeceğim. Eskiden hiç etkilemezdi beni, kahve bardağımı , yanımdaki komodin üstüne bırakır vurur kafayı uyurdum. E zaman değişti, Çelik de değişti tabi, küresel ısınma da kapıda. Sabahı zor ettim. Bir sürü abidik gubidik şey izledim. Eski dizi tekrarlarından tutunda en ucube magazinleri bile. En son bir Türkan Şoray filmi buldum da cila yaptım. En sevdiğim filmlerinden biriydi hemde. Tatlı Meleğim. Ugly Bety uyarlaması gibi olan hani. Ediz Hun da vardı, e daha ne olsun. Yeşil çay yaptım, yanına da havuçlu kek aldım bir dilim. Hey bu sabah yedide ha, Türkan Şoray filmi, o saatte izlendi.

15 Aralık 2009 Salı

Tekkeli yazı



Bu gün yürüyüş yolumuzun üstüne Özbekler Tekkesi ( burada İlber Ortaylı'nın yazısı var)çıktı. Bu tekkenin bahçesinde Ahmet Münir Ertegün'ün mezarı var. Zaten bir alt sokak da bu ismi taşıyor. A. Münir Ertegün'ü tanımayan yoktur sanırım. Hani Ray Caharles, Led Zeppelin, Rolling Stones gibi isimleri müzik dünyasına kavuşturan kişi. Eeee ne alaka diyeceksiniz şimdi. E şu alaka çünkü kendisi bu Tekkenin şeyhinin torunu. Özbekler Tekkesi Kurtuluş savaşında büyük rol oynamış. Anadoluya silah sevkiyatı buradan yapılmış. Kuvvacılar burada barınmış.`Halide Edip Adıvar, İsmet İnönü, Celalettin Arif gibi çok önemli şahsiyetler buraya sığınıyor. Kaçırılarak İstanbul`dan Anadolu`ya geçmeleri sağlanıyor.Kurtuluş Savaşı`ndaki katkılarından ötürü Özbekler Tekkesi, 1925`te çıkan Tekke ve Zaviyeler Kanunu`ndan etkilenmedi. Vakıflar Genel Müdürlüğü`ne bağlanan tekke, bir kültür merkezi olarak faaliyetlerini sürdürüyor.
özbekler Tekkesi, 1752'de Buharalı Nakşibendi dervişler tarafından Ahmet Yesevi geleneğinde Üsküdar, Sultantepe'de kurulan tekke. Kurtuluş Savaşı yıllarında Anadolu'ya asker ve cephane göndermede gizli bir üs olarak hizmet verdi. Halen Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne bağlı olup müze olarak kullanılması gündemdedir.kaynak : Vikipedia


Yandaki resim Tekkenin sanatsal faaliyetlerinin yürütüldüğü vakıf binası. Sanırım Ebru ve musiki çalışmaları yapılıyor.

Yürüyüş sonrası canım karşıya geçmek istemedi. Eve geldim. Naziş Havuçlu kek istemişti onu yaptım. Akşam yemeği hazırlığı falan derken oldu akşam. Akşam olduda ortada kimse yok, herkes gecikecekmiş bu akşam. Ben Zuz ve Berfu'nun yemek teklifini bile geri çevirmiştim oysaki, onlara hazırlık yapıyorum diye:((((. Bilsem karşıyada geçerdim, Zuz ve Berfu^nun çağrısına da uyardım. Neyse geçti Bor'un pazarı .

Bu günlerin en kıskandığım olayı; dün akşam Zuz ve Zeya Ece'ye gittiler. Bir saatliğine dediler, on ikiye kadar oturmuşlar, belki kadının uyuyacaktı :))) Zuz öteden beri benim arkadaşlarıma bayılır zaten. Hem o blogcu mu? he sorarım size.

İyi akşamlar olsunnnn

Çok kızarım biliyomusunuz, benim kupamla bir şeyler içilmesine ve sabah kalktığımda onu kirli bulmaya. Bu pek olmaz ama bu gün oldu. Yeşil çayımı demledim, Mitsukonun bu iş için özel olarak Japonya'dan getirdiği demliğe, tam 4 dk. beklettim, ama o ne kupam yok. kendisi kavanoz kadardır, baş parmak koyma yeri vardır ve benimdir kaç yıllıktır bilmem. Hatta bir yerlerde resmi vardı durun bulayım:)) Neyse kupa bulaşık makinesindeydi ve üstelik de salep içilmişti. Başka kupa kullandım çaresiz.Annem olsa - nooldu, boğazından eğri mi? gitti diye sorardı şüphesiz)).

Resmi buldum, işte yandaki kupadır kendileri , hatta benim için mutluluk nedir, miminde bile koymuşum onu :)))


Yürüyüş güzergahımızı Nakkaş Tepe'ye kaydırdık.Nakkaş Tepe deyince artık kendindende ünlü olan gece klübü gelir akla, Rakkas. Aşağıda küçücük bir ansiklopedik bilgi verdim, Nakkaş Tepe hakkında. Çalıştığım dönemlerde sabahları önce bir boğazı baştan başa geçer öyle giderdik işe, akşamlarıda trafikten kaçmak için Nakkaş tepe yolundan dönerdik, böylece ilk ben inerdim servisten.Manzara güzeldir.
İstanbul ilinin en güzel manzaraya sahip semtlerinden biri olan Nakkaştepe Üsküdar ilçesine bağlıdır.Ayrıca bu ilçeyi Beylerbeyi ile Boğaz Köprüsü ne bağlar.Trafiğin en çekilmez olduğu zamanlarda kullanılan kavşak da bu semtte bulunmaktadır.Bünyesinde bulunan Rakkas Meyhanesi de oldukça ünlüdür.

Akşam Ezel'i izledik. Bazen sadece Dayı konuşsun istiyorum.Gamse arkadaşında kaldı, sabah servisten konuştuk, uyuyordu artık kaçta yattılar kimbilir. Ben Ezel bitince doğru yatağa koştum:)))Kazım Karabekir Paşa'nın ''Hayatım''adlı kitabını okuyorum. Çocukluğundayım henüz. Bu tür insanların çocuk olduğunu, yaramazlıklar yaptıklarını düşünemiyoruz değil mi? sanki onlar öyle var oldular. Kazım Karabekir'in asker bir aileden geldiğini, dayısının Japonya'da batan Ertuğrul Gemisinde olduğunu bilmiyordum mesela. Babasıyla birlikte tüm imparatorluğu geziyorlar, Ben Mekke bölümündeyim şimdilik. Her gittikleri yerde evlerinin olduğu yeri kroki ile göstermiş, bu çok hoşuma gitti.

Şimdiii, bu gün karşıya geçmek gibi bir niyetim var, havada çok soğuk gibi duruyor, tam karar veremedim. Beyoğlu ekibim çok sitem ediyor bana. Hadi bakalım gün ola harman ola.

not: beş dakika önce sayfamda sekiz kişi vardı , hani şimdi nerdeler he:)))

13 Aralık 2009 Pazar

pazar anlatısı

Pazar gününe Dünya bir Tiyatro Sahnesini izleyerek başladım. Konuk Sunay Akın'dı . Çok severim kendilerini zevkle izledim de; geçen hafta, Yaşamdan Dakikalarda ki konuşmanın aynı olunca, biraz sıkıldım. O' aynı şeyi anlatırken gidip, kendime yeşil çay yaptım. Şu Defterdar Camii'de minarenin tepesindeki yazı takımı olayı. İlk dinlediğimde çok hoşuma gitti, hatta bir kaç kişiyede anlattım. Neyse sonra Yaşamdan Dakikalar başladı, üst üste Sunay Akın biraz fazla geldi :))) ama konuk Yılmaz Erdoğan'dı. Aldı götürdü programı. Şiir okudu, türkü söyledi, Neşeli Hayat filminin alt metninde neler söylemek istedi onları anlattı. . Hah işte o arada bende dünkü yazımda , kitap beni zorlamalı derken , neyi anlatmak istediğimi buldum. Yani yazarı dediklerinin yanında, demek istedikleride olmalı, onları da keşfetmeye çalışmalıyım demek istemiştim hah şimdi oldu yav.

Orhan Veli için yazılan bir şiiri okudu Sunay Akın, içimi titretti. Şair çocukluk arkadaşıymış, Orhan Veli'nin . Orhan Veli belediye çukuruna düşmüş ama bir şey olmadan kalkmış, üstünü başını silkelemiş yürümüş gitmiş. Dört gün sonrada ölmüş. Doktorlar neden öldüğünü anlamak için otopsi yapmışlar. Açınca görmüşlerki dört gündür beyin kanaması geçiriyormuş meğer. Onun üzerine bu şiiri yazmış Halim Şefik.

Otopsi

Halim Şefik

Orhan Veli'ye ağıt

Morgda açılınca kafatası
Doktor beyler beyin gördüler
İndirince tenkafesine neşteri
Doktor beyler yürek gördüler
Yürekte ne gördüler dersiniz
Yürekte memleket gördüler
Dünya gördüler
Bir de dost gördüler
Ama bu işte doktor beyler
Doğrusu geç kaldılar
Çok geç kaldılar

*************************************************************************************



Kahvaltı sırası geldi sonrada, malum evdeyiz hepimiz. Çoluk tombalak. Kahvaltıdan sonra Yürüyüşe geldi sıra.Yağmur deeemem çamur deeeemem diye başladım yürüyüşe ama Naziş- Aneeee dedi. Nasılda yağıyor meret. Ama yok, başlarken dedik ki karı-koca. Yağmur, kar demeden çıkıp yürüyeceğiz. Çevre yürüyüşleri bitsin. Araba ile ver elini neresi olursa , orada yürüyeceğiz ama ille de sonu denize çıkacak, mutlaka deniz kıyısında da yürünecek.

Koruya geldiğimizde , kestane gürgen palamut, altı yaprak üstü bulut diye şarkı söylemeye başlayınca; Naziş - nasıl oluyorda hep aynı yerde başlıyorsun söylemeye dedi. Eeee meslek sırrı sölemem. Koruya ilk girdiğimizde sanki şelale sesi duyduk. Fırtınanın ağaçlarla dansıymış meğer. Bayıldım, aşık oldum o görüntüye. Siz benim fırtına seyretmeyi sevdiğimi bilebilirmiydiniz he lutfiye. İşte bir '' Bir Demet Tiyatro '' repliği. Fadıl derdi, sen bunu bilebilirmiydin Lutfiye. İşte ben mutlu mutlu tırmandım koru yollarında. Deniz görünmüyordu, köprü ise sadece bir silüetdi.

Bir pazar günü bizim evde böyleydi işte sizinki nasıldı??

NOT: Bu gün lunaparkdayaşamak yazarı Sanem'in doğum günü. Kendisi uzun bir süre dışardan takip etti bizi, güzel yorumlarıyla gönlümüzü hoş etti, sonra da ısrarlarımıza dayanamadı blog açtı.

Doğum günün kutlu olsun Sanem , nice sağlıklı mutlu yaşlara

12 Aralık 2009 Cumartesi

Evettttt, Yağmurun elleri gerçektende varmış, dün hiç elini çekmedi üzerimizden. Dünkü yazımda da dediğim gibi Gamsegamse gelince dışarı çıktık. Ver elini Kadıköy. Önce bir kokoreç partis yaptık. Ortaya da şöle sağlam bir midye dolma ve midye tabağı oturttuk . Ataletim kızıyo bana yeme şu Marmarada çıkan midyeleri diye ama kıs beslenme tarzımız değil ki ayda yılda bir yahu:)))



Kadıköy ara sokakları , sigara yasağı yüzünden tıpkı bir açık hava restoranı gibi artık, benim çok hoşuma gidiyor doğrusu.

Yemeğimizi yedik çayımızı da içtik. Sonra başladık balık pazarı , barlar sokağı falan tırmandık Bahariye'ye doğru. Tam Bahariyeye çıkmadan iki tane karşılıklı bu incik boncuk satan dükkan var. Önümüzdekine girdik önce , ay bunlardan da alalım, Gamse bak bu geyik şeklindeki keçelerden alalım broış yaparsın, Anne sen benim yanıma gelsene sırayla gidelim bağırış çığrışları rasında alacaklarımızı aldık. Yüklü bir alış- veriş yapınca satıcı bize çocukların yaptıklarını koymaları için minik sevimli cüzdanlar hediye etti 35 adet falan:)) Renki boncuklar, mumlu ipler, misinalar,kurdeleler, renk renk çeşit çeşit keçeler, peri , uğur böceği, melek, yusufçuk şeklinde kolye uçları ve bunları takacakları zincirler alıp karşıdaki boncukçuya geçtik. Orada da aynı işlemleri yaptık . Bir ara baktım kapı önünde diğer satıcı ile içinde olduğumuz dükkan sahibi konuşuyor. Meğer iki dükkanda onlarınmış hehehehhe. Neyse o da çocuklara cüzdan hediye deyim dedi iyi dedik. 40 kadar falan da o verdi, çantalarımızı yerleştirirken aa orada vermişler dedi, biz de evet ya teşekkür ederiz çocuklar çok sevinecek dedik pişmiş pişmiş heheheheheh. Oradan çıkınca da düz taçlar aldık. Çocuklar üstlerine istedikleri renkte şekilde keçe süsler yapıştrsınlar diye. Bu arada Gamsegamse'ye çok güzel renkli, kürklü bir çizme aldık.

Sonraaaaa, Alkım Kitapevine girdik. Ama gerek ellerimizdekilerin ağırlığı, gerek benim hangi kitapları alsam kararsızlığım onun yanında yorgunluğumuz , baktım hiç zevkli değil, söylerim sana yarın al Kızım dedim. Ayfer Tunç'un Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihini almasını söyledim. Akşam başlarım artık. Dün gece Leyla'nın Evi bitti. Sanırım şimdiye kadar çoğunuz okumuştur. Ama ben Mutluluktan sonra okuduğum için ya da İmkansızın Şarkısının üstüne bu kitap geldiği için hüüüüp diye okuduğum kitaplardan diyebilirim. Sonunda anladım ki , okuduğum kitap beni azcık yormalı . Ne demek istedim ben de bilemedim ama böyle bir duygu işte.



Sonunda evimize ulaştık akşamın sekiz buçuğu olmuştu. Evdekiler akşam yemeğini yemişti, Naziş aldığı vahşi hayvanlar ansiklopedisinin başına tünemişti. Sadece bir tabak çorba içtim o kadar. Sonra oturduk Gamsegamse ile çocuklar için birer örnek model yaptık. Bir bileklik, iki taç, bir kaç kolye örneği. Öyle güzel oldular ki. Tam 150 çocukla gerçekleştirelecek bir etkinlik bu. Ay o gün keşke ben de gitsem:))))) . Bir taraftan da Hanımın Çifliğini izledik. Sonrasında da kitabımı bitirdim.


Gelelim bu güne. Kaç gündür ballandıra ballandıra anlatınca yürüyüşlerimizi, bu gün Naziş de katıldı yürüyüş ekibine. Biz güzergahı değişitirmiştik ama O^!nun isteği üzerine tekrar Kuzgıncuğa yöneldik. İyi de ettik, bilmediğimiz bir sürü ayrıntıyıda ondan öğrendik. Mesela Kuzguncuk da; cami, kilise ve sinangogun aynı bahçe içerisinde olduğunu bilmiyordum. Bize gösterdi, anlattı. Sonra yine koru içinden geçerek geldik eve. O yağmurda bile koruda yürüyüş yapanlar vardı, hatta bir genç kız grubunun resimlerini çektim. Oh be dediler, sonunda hepimiz aynı karede olabildik.

Şimdi salep ve kitap vakti kitabım Zeya^nın hediyesi olan Kazım Karabekir Paşa'nın '' HAYATIM'' adlı kitabı.

İstanbulda kar bekleniyor. Hepinize iyi bir hafta sonu diliyorum.

Not: Asortikkrep de gördüm ve hemen dinlemeye başladım.Dün Kadıköy de sokak çalgıcılarıda söylüyordu. -Yanlarına oturmak istemiştim o yağmurda.- İnce Sazdan, Mazi kalbimde yaradır. Burada

11 Aralık 2009 Cuma

Dün Cancan'la hallettiğimiz evi bugün pürü pak ettim. Biz de Cancan'ın gelmesi şöyle olaylara neden olur.

Gelmeden önceki gün , O'nun geleceği günün akşamının yemeği hazır edilir. Onun sevdiği bir yemek de ikram olarak hazırlanır, Annesi ne yiyecekse getirse bile. Salondaki sehpa tv önüne çekilir, üstü battaniye ile kaplanır. Çünkü köşeler takılan koruyucuları Cancan bizzat toplamıştır. Ortada bilumum ağza atılacak ya da sakıncalı ne varsa kaldırılır. Laptop neyin elbise dolabına saklanır.

Geldikten sonra bolca oynanır, öpüşülüp koklanır, oynanır , zıplanır.Ne kadar toplansa bile cep telefonları ortada unutulmuştur. o kulağına dayayıp baba baba derken ver de sana büyü büyü yapayım denir, O her seferinde bu numarayı yei şimdilik. Yenilir, içilir. Ev dağıtılabildiğince dağıtılır, bu konuda tüm sınırlar aşılır.

Cancan gittikten sonra ev yeniden toplanır beş dakika sonra daha çok özlenilir.

Şimdi tertemiiiz miiiis gibi evimde, giyindim kuşandım Gamsegamse' yi bekliyorum. Okuldaki yılbaşı panayırı için , çocuklarla birlikte takı yapma etkinliği yapacakmış. Okul yanınıza şöfor verelim , demiş ama O annemle biz daha iyi yaparıx demiş. Şimdi ben yazarken geldi bile:))). Birazdan gidip malzeme alacağız. Gamse'nin en sevdiği şeylerden biri bu boncuklarla uğraşmaktır zaten.Gidip boncuklar, keçeler , zincirler alacağız , çok zevkli olacak çok.


Hadi gittik biz, yağmurun kollarına doğru...

10 Aralık 2009 Perşembe

Dün sana bir tepeden baktım ey Aziz İstanbul

Dünkü yürüyüş etkinliğimi yazamadım . Bu kez önceki yazımda da dedğim gibi menzilim de Kız Kulesi vardı. Ama önce Sultantepe'ye çıkıp, oradan sahile indik. Üsküdar-Eminönü İskelesine kadar her şey çok iyiydi ama oradan sonrasında Marmaray çalışması yüzünden zevkli bir yürüyüş olmadı. Hatta gıcık bile oldum denilebilir. Neyse sonunda sahile çıkabildik. İncecik bir çise eşliğinde Kız Kulesine kadar yürüdük. Kız Kulesi İstanbul'un en ama en sevdiğim objesi. Ben, Kızkulesine karşı doğmuşum. Annemle Babam beni oynatmak için Şemsi Paşa Çayırına getirirlermiş. Gerçi şimdi o çayırda cafe bozuntuları var. Kız Kulesi kullanıma açıldığında en çok feryat edenlerin başındaydım. Tüm büyüsünü bozdular. İçinde fast food bile varmış. Varmış diyorum, içine büyük konuşmamyım da gitmem sanıyorum. Ben O^na yanından motorla, vapurla geçerken bakmalıyım, karşısına geçip oturmalı kitap okumalıyım hadi hadi oradi bir çay bahçesinde çay içmeliyim. Onun dışında padişah kızın sığınağı olmalı orası hala. Yanaşan sandal, ona yiyecek getiren sandal olmalı. Çay içecek, yemek yiyecek başka yer kalmamıştı sanki, Kız Kulesi'ne de uzaktan baksak , hikayesini anlatsak n'olurdu.

Dün sanırım boğaz da istavrit akını vardı. Oltayla balık tutanlar, hiç boş çekmediler oltayı. Satanlarda vardı ama yürüyeceğiz diye almadık.

Daha sonraKız Kulesinin tam karşısından, yolun karşı tarafına geçtik. Marmaray zımbırtısına yeniden takılmamk için. Yeşil alandı orası da, ben dört yapraklı yonca aradım, bulamadım. Bizim meeşur dört yapraklı yonca hikayemizi kaç kez anlattım ama hadi bi daha hatırlayalım, napiim çok seviyorum:))Naziş daha 4-5 yaşlarında falan, otomobille yolculuk ediyoruz. Tokat - Turhal yoluna girdiğimizde yol kıyısında durduk. Koca sigara molası verdi diyelim. Biz de Naziş,le arabada oturuyoruz ama yan oturduk , ayaklarımız dışarı sallladık. Baktım yol kenarı yonca dolu, aaa Naziş- gel dört yapraklı yonca arayalım, uğurludur dedim. O da bana- nasıl o dedi. - Tüm yoncalar üç yapraklı olur, onun dört yaprağı vardır, çok ama çok zor bulunur dedim. Eğildi yerden aldı, böyle mi? dedi. Anah sahiden de dört yapraklı yonca. ülen yoksa burdakilerin hepsi mi? dört yapraklı dedim. Hani şimdi aşılı dört yapraklı yonca dolu ya, parklar bahçeler, herhalde öyle dedim. Eğildim aradım taradım yok yok, hepsi üç yapraklı. Zaten durduğumuz yer bildiğin yol kıyısı. İşte böle bi hikayemiz bu da.Yeniden hatırladık, yeni arkadaşlar da eksik kalmadı hehehehehhe.


Yürüyüş dönüşünde balık pazarına uğradık,hamsi aldık. Babama buğulama bize tavasını yaptık. Nazlı yine sağa sola kaçıştı:)))O balık yemez ,yese de allengirlisini yer. Ispanaklı , püreli levrek yada aynı usulde yapılmış mezgit fileto. yani balık balıklıktan çıkacak bi kere:)))Balık dışında da tüm deniz ürünlerine bayılır, favorisi kalamardır.
Dün akşam Türkmax de ''Hoşcakal Güzin''i izledik. Biz karı koca çok beğendik. Dün akşam zaten pek hüzünlüydüm iyi oldu formatıma uydu. Film bitince Leyla'nın Evi ni okumaya devam ettim. Gece bir buçuğa kadar okumuşum. Sonra bu gün Cancan'ın geleceğini hatırlayıp yattım.

Cancan geldi, tozu dumana kattı şimdi uyuyor. Bu yazıda oradan yazılabildi zaten. Bundan sonra O sahne alacak çünkü...
Biz, dün akşam Babamla mutfak da balık yaparken bizi gördün mü? Anne....

8 Aralık 2009 Salı

içim dışım koru, Kuzguncuk;))))

Sabah kızlar gidince azcık daha yatayım dedim ama yatamadım. Tv açtım Ayşecikli Ömercikli bir film vardı. Biraz ona bakarken yine uyumuşum. Sonra sanki ev telefonu çaldı, kalktım gidip baktım, yeni bir çağrı yok yazıyordu, he gaipten çağrıldım demek ki dedim , kalktım. Yeşil çayımın suyunu koydum, bilgisayarı açtım, maillerime baktım, fecebooka baktım, bloguma baktım. Biraz internet gazetelerine baktım ayyyyy ne teknolocik bi kadınım ben yav. Radyo çağına doğduk ama bu işide kıvırdık evelallah dedim. TV benim ortaokul çağıma yetişti ama , salondaki o koca grundig radyoda az kahrımızı çekmedi yani. Arkası yarınlar, öğleden sonra çocuk saati ne güzeldi. Ay orda bi Yaşar vardı, kim seslendiriyorsa , sesi bana çok değişik gelirdi hatta hatırlıyorum da Yaşar hiç konuşmasın isterdim. Ben daha ilkokula gitmeden Edith Piaf hayranı oldum, arkası yarınlar yüzünden. O'nun yaşam hikayesi tiyatrolaştırılmış ve yayınlanmıştı radyoda.

Bu günkü yürüyüş güzergahım değişik sokaklardan, hatta bu semtte doğmuş biri olarak hiç girmediğim , görmediğim sokaklardan yine Kuzguncuğa inmekti. İncecikten yağmur yağıyordu , ahmak ıslatan dediklerinden:))) Kapşonumu bile örtmedim, usul usul indik şağıya karıkoca.Denize baktık kıyıdaki parkın korkulukların aşağı. Kocam ne kadar çok balık var dedi, göremedim. Hayat Kahvesinde konakladık. Yarınki kahvemizin adı Tesadüf. O kadar hoş isimleri var ki. Bir eski kitapçıda takıldım, çok çok eskiydi kitaplar bana göre bir şey çıkmadı. Sonra kıyıdan kıyıdan Yalılar boyunca yürüdük.Fethi Paşa Korusunun içinden eve çıktık. İşciler hala lale soğanı dikiyorlar. Korunun girişinde asırlık bir sakız ağacı var. Hep bakmış ama görmeden geçmişim yanından ne ayıp. Özür dilerim Sakız Teyze. Sen yıllarca dur orda, ben önünden yüzlerce kez geçeyim, sana herhangi bir ağaç muamalesi yapayım. Affet beni, artık her geçişte selam vereceğim sana .

Eve gelince Ginsengli, mateli, adaçaylı bir çay içtim.
Gamse almış. Active yazıyor üstünde, Lipton çıkarmış. Sonrada maydonoz , domates ve yeşil biberden oluşan bir tabak hazırladım amma yanında da bir dilim taş fırın ekmeği yedim.Şu üstündeki kıvrımlı yer var ya, hah onu olduğu gibi çıkarıyorum, kıtır kıtır yiyorum, aman ne lezzet. Ağzınızı sulandırmama da kızmayın yani, o yemek bloglarındaki makaronları falan hüüüp diye ağzıma atmak çok istemişimdir heyhatt.Ekmek resmi netten, ama bizimki de aynen böyle bir ekmekti:)))


Dün akşam Ezeli izledim. Tuncel Kurtiz ne oynarsa izlerim abi. Dayı rolünde harikalar yaratıyor. O yeğen yeğen dedikçe bayılıyorum. Dün akşam da kardeş kardeş diye diye anlatığı meseller''(masal değil) harikaydı. Geçen de anlattığı Hasan Sabbah hikayesini tam anlatacaktı, aa bunu anlatmıştı zaten dedim, o da benim gibi keklerin ağzını payını verdi:))) bunu anlatmıştım, bilen biliyor anlatmayayım dedi. Konuşma metinlerini kimin yazdığını çok merak ediyorum doğrusu. Yoksa Ezel'in senaryosu çooooook yıllar önce lise yıllarumda okuduğum Monte Cristo Kontundan araklamasion:))). Hadi esinlenme diyelim, kalp kırmayalım.

Yarın yürüyüş güzergahımı değişitiriyorum. Sultantepe'den bakacağım Boğaz'a .O daracık sokaklardan yavaş yavaş ineceğim denize doğru.Sahilde yürüyeceğiz. Sonra Kızkulesi var Menzilde.

Not:Ben, bu gezdiğim yerleri anlatırken , bir gezi yazısı tekniği ile yazamıyorum tabi ki, sanki herkes biliyormuşcasına anlatıyorum. Doğal olarak merak edenler oluyor. İşte bu link Kuzguncuk hakkında biraz bilgi biraz görsellik isteyenler için. Özellikle de senin için adsız. Hadi tık ayrıca yorum bölümünde de sana özel bir link verdim.

7 Aralık 2009 Pazartesi

bol notlu , durmadan düzenlenen bi yazı

Dün akşam gördüğüm karışık rüyaları anlatmaya kalksam burdan köye yol olur. Çocuk sesleri var, pencereden bakıyorum , top kafama geliyor. Sonra yine çocuk sesleri bu kez kızlar evcilik oynuyor ama garip bir evcilik. Anneleri elinde pasta ile geliyor, doğum günü varmış. Böyle abuk subuk rüyalar gördüm. Ama sonra zil çaldı ve günüm aydınladı. Leylak Dalımdan paket geldi. İlk yeniyıl hediyem oldu böylece. Siftah senden bereketi Allahtan, Leylak Dalıcım:))) Bana olabilecek en güzel hediye; kitap vardı paketimde. ''Fettan Vişne Günahkar Elma'' , Ayşe Kilimci'ye ait.
. Ayşe Kilimci benim çok yakın arkadaşımın -Deniz- teyzesinin oğlu ile evlidir. Kayınvalidesi yani , Deniz'in teyzesi, notlarını gizlice okuduğunu ve bunu yazan benin Gelinim diye nasıl gizli gizli sevinç duyduğunu anlatırdı bize. Leylak Dalı''mın paketinden çok zarif bir kart ve kızların ve benim adıma ayrı ayrı kitap ayraçları çıktı. O kartı seçişteki zariflik gözlerimi yaşarttı-Bir lale sepeti. Kartın güzelliğine vuruldum. Blog dünyası beni günden güne şaşırmaya , her gün yeni iyikiler dememe devam ediyor böylece. Burada yaşadığım güzellikler saymakla bitmez. Fotoğraf yarın koyacağım , çünkü iki makine var evde güya, ikisinin de ya pili bitmiş ya şarjı yoktu.

Dün başlattığımız yürüyüş etkinliğim bu günde devam etti. Bu kez de Kuzguncuğa indik hiç bilmediğimiz sokakları keşfede keşfede ve Kuzguncuklu olmaya iyice karar verdik

Dönüş yolu Fethi Paşa korusu içinden oldu. Zeya ve Ece bu yolu iyi bilirler, çok keyiflidir. Yine karşıda Boğaz arz-ı endam eyler, orman içinde bir patika. Yol kenarları mevsimine göre çiçeklendirilmiştir. Şükrede şükrede çıktım, yanı başımda , hemen elimin altında böyle bir güzellik olduğu için. Yerler meşe palamutu doluydu. İşciler lale soğanlarını toprağa yerleştiriyorlardı. Her taraf hercai menekşe , papatya kasımpatları ve siklamenlerle doluydu. Ağaçların altındaki jimnastik aletlerinde birazda spor yaptım. Yeni yıla bir kaç kilo daha az girebilmek niyetim. Zuz kafamı ütülemekte. Hah şimdi hatırladım rüyamda O'nu kilo almış gördüm, oh gördün mü? diyorum bi de:)))). Gamsegamse ve O, hani şu yiyip yiyip kilo almayıp, durmadan da şimdi ne yiyelim diyen tipler vardır ya onlardanlar. Gelirken birazda pazar alış- verişi yaptık.

Eve gelince çayı koydum hemen, dilim damağıma yapışmıştı. Sonrada akşam yemeği hazırlığı , kuru fasulye yanına bulgur pilavı ve vişne kompostosu yaptım. Accık accık yiyeceğim. Ah dün akşam yediğim bir kase kabuklu bademin vicdan azabını duymaktayım hala:)) Ama Çok Güzel Hareketler Bunların yanına çok yakışmıştı napimmm.
*********************************************************************************

Not: şu anda şehit haberleri var tv de. Ben diyorum ki'' eceli gelen köpek cami duvarına işermiş''. Artık bunun toptan bitmesi gereken yere geldik. Ben burada boyumu aşan şeyleri yazmam pek. Her konuda söyleyecek bi sözüm benim de var elbet. Her sözümü her yerde söylemem ama bıçağın kemiğe dayandığı an bu an. Yüz yıllık yanlış politika bir günde çözülemez elbet. Ama bir adım ileri iki adım geri, mehter marşı formuylada olmayacağını da görüyoruz. Bu konuda tek bildiğim var;Terörün hiç bir haklı nedeni olamaz. Şiddet hiç bir şeyin çözümü değidir.
*********************************************************************************
Bu sabah yatakta kendimi, yarın Can gelirse ne pişirsem acaba derken yakaladım. Geçtiğimiz perşembe gününden beri görmedik, çok özledik.
***********************************************************************************
Kitabım bitti- İmkansızın Şarkısı- çok beğendim, çok yolculuklar yaptım Vantabe, Nauko , Midori ve Reiko ile.
Leylak Dalı'mın hediyesi kitabımı bu sabah yarıladım. Benim için hoşluklarla dolu, yazarın kayınvalidesinden bahsediyor ara ara ve ben O 'nu tanıyorum.Ve meyveler edebiyatımıza ne çok şey katmışlar. Mesela Karadutum Çatalkaram Çingenem demeseydi Bedri Rahmi...

bedrirahmi“Karadutum, çatal karam, çingenem….” diye başlar şiir ve devam eder gider.
Bir çoğumuz biliriz bu şiir'i. Ve sanırız ki şair, bu şiiri eşi için yazmıştır.
Oysa sairin esi için tam bir dramdır bu yazılanlar!


Eeeeen dip not.

Karadut gerçeği;
1949'da bir gün İstanbul Büyük Kulüpteki bir toplantıda, davetliler Bedri Rahmi'den bir şiir okumasını istediler. Eyüboğlu ayağa kalktı ve Karadut'u okumaya başladı.

"Karadutum, çatalkaram, çingenem.
Daha nem olacaktın bir tanem
Gülen ayvam, ağlayan narımsın
Kadınım, kısrağım, karimsin…"

Bedri Rahmi, şiiri okurken aniden gözlerinden yaşlar süzüldü. Salondaki herkes niye ağladığını anlamıştı, tabii herkesten çok hemen yani başında ki karisi Eren Eyüboğlu. Çünkü şiirde bahsedilen karısı, şu an yanındaki karısı değildi.

Şiiri 3 yıl önce, bir başka kadın Mari Gerekmezyan için yazmıştı.
"Kara saplı bıçak gibi " Mari, Bedri Rahmi'nin asistanlık yaptığı Güzel Sanatlar Akademisi'nin heykel bölümüne misafir öğrenci olarak gelmişti. O dönem askerliğini yapmakta olan Sair – Ressamın sinesine "Kara saplı bir bıçak" gibi saplanmıştı. Mari, Bedri Rahmi'nin bir büstünü yapmıştı. Bedri Rahmi bu büstü, Mari'nin çeşit çeşit portresiyle ve ona yazılmış şiirlerle yanıtlamıştı. Artik asklarından bütün İstanbul haberdardı. Bedri Rahmi sanatında tam bir patlama yasıyor, Eren Eyüboğlu ise sabırla eşinin kendine dönmesini bekliyordu.

*************************************************************************************

Gamsegamse'nin, ayyyy iki metre yazı, bunu kimse okumaz, dediği yazılardan olmuş bu yazı. Ama bu bizim evin sahici tarihi kızım bilmezmisin, Ayfer Tunç' a gönderme yapmışım bu arada hehehehhe. O Bir ''Deliler Evinin Yalan Yanlış Tarihi''ni yazmış ben bizim evin sahici tarihini:)))

Bu ara bloglarda , çekilişlere rastlıyorum, bloglarının reklamını yapmak gibi bir şey. Ben de bu yazıyı sonuna kadar okuyanlar arasında çekiliş yapmak isterdim:))) Mesuud olmuş görmek isterim sizi( Bir Türk Sineması repliği)

6 Aralık 2009 Pazar

''Bu sabah yağmur var İstanbul'da''


Yağmurlu bir sabaha uyandık bu gün. Sessiz sedasız bildiğince yağmakta. Naziş Hanuka nedeniyle sabah altı buçukda okula gitti. Gamsegamse'de saat 10 da derse gitti. Naziş'e yetişemedim, ay çöreği ve çay içti ama Gamsegamse, kaşarlı domatesli tost yanında bir bardak elma, havuç, portakal , nar karışımından oluşan bir bomba içti. Kendi elceyizlerimle taze taze yaptım. Yani o koca gemi kadar katı meyve presini söktüm taktım, yıkadım yine:))). Şunların daha küçüğünü, daha az aksamlısını yapsalar keşke.

Karıkoca Yaşamdan Dakikaları izledik, çayımızı içtik.İstanbul'un 100 yıldır yaşayan mekanları ve İstanbul'un yaşlı ev sahipleri başlıklı çık güzel bir mini belgesel vardı içinde . Daha yüzlerce yıl yaşasın bu mekanlar inşallah. Pek çoğunda bulunmuş olmaktan da sevinç duydum doğrusu. Emirgan'da Çınaraltı, Kadıköy'de Baylan Pastanesi, Beyoğlu Markiz ve İnci, Hacı Abdullah Lokantası, Kaplıçarşı Şark Kahvesi şimdi hatırladıklarım.

Birazdan şemsiyelerimizi alıp karı- koca yürüyüşe çıkacağız. Korunun içinden geçip , Kuzgun'cuğa inip sahilde yürüyeceğiz.
Yanıma kitabımı da alacağım, keyfimize göre bir kahve buluruz belki.

Bu günden başladım:)) dün İlmiyem geldi. Çok özlemişiz birbirimizi. Tekrar buraya taşınsın ben yine eşofmanlarımla ona gidebileyim, okey partisi ve sohbet uzasın sonra onlar beni gece yarısı eve getirebilsinler istiyorum yaaaa:((( Ha cuma günkü okey partim süper geçti. Çok eğlenceli ve doyurucuydu heheheheh.


İmkansızın Şarkısında sonlara geliyorum, her sayfasında olaylar değişip, başka bir yöne gidiyorum. Ve beni bekleyen hala bir şeylerin olduğunu tahmin edebiliyorum. Teşekkürler zero. Bazen acaba kitap okumaktan hoşlanmayan bir olsaydım ne yapardım diye düşünüyorum , ürperiyorum. Neler kaçırmış olacaktım bu hayatta.

Cuma akşamı nihayet Güneşi Gördüm'ü izledim. Kızlar görmüş - Anne kaçırma demişlerdi. Ama bir kez daha anladım ki, sinema sinemada izlenmeli, ya da herkes görmemiş olmalı. İzlerken Naziş - ay bu sahne çok kötüydü, çok etkilenmiştim der, Gamsegamse , bakın burada şimdi ne diyecek der, o derken adam zaten der ve sen duyamazssın, ne demişti derken, başka bir yer gider. İşte böyle böyle izledik.

Şimdi giyinip çıkmalıyız. Yağmurlu İstanbul sokakları bizi beklemekte.

düzenleme:1- Biraz önce döndük eve. Koru'nun içinden değil, daha aşağı sokaktan yokuş aşağı , karşımızda boğaz manzarası, çisil çisil yağmur romantik romantik indik.
Şu yukarda görmüş olduğunuz yoldan.

Arada ben yol kenarlarında ki ebegümeçlerini gösterip ah ne güzel tam dolmalık deyip ambiansı ara sıra bozdum ama olsun.Sanki hayatımda ebegümecinden dolma yapmışım gibi. Bir kez Aylin'de yemiştim, sevmişmiydim onu bile hatırlamıyorum ya:))) .
Tarihi , cumbalı evlerin olduğu sokak boyunca yürüdük yürüdük.



Kuzguncuk tam bir film platosudur. Perihan Abla Sokağının başında Ekmek Teknesi Fırını vardır. Birden pencereden Perihan Abla sepet sallayacak sanırsınız. Bir Dilim Aşk da ki; Dilim Pastanesi çikolataya batırılmış armutlarıyla göz kırpar caddenin köşesinden. . İskeleye inen sokak çok uzundur. Yol boyu karşılıklı , çınar ağaçları yapraklarını dökmüştü. İşciler habire yaprak süpürüyorlardı hışır hışır üstlerine basa basa yürüdük.Köşeye Dilim Pastanesi önüne gelince içeri baktım. Sanki Mustafa Uğurlu ve Berna Laçin oradaymış gibi.Kocam pastalara baktığımı sanmış heheheheh, bir şeyler alalım mı? dedi. Bütün cesaretimi topladım ve HAYIR dedim. İskeleye indik. Üsküdar yönüne döndük yeniden deniz kıyısı boyunca ilerleyip, iskeledeki çay bahçesine geldik, çay molası verdik.Nasıl güzel geldi o çay anlatamam. Eve çook keyifli döndüm. geldiğimde Naziş gelmişti. Limonlu yeşil çay yaptık. Ben yanına ay çöreğimi aldım .

Peki siz pazarınızı nasıl geçirdiniz. Keyifli pazarlar

4 Aralık 2009 Cuma

dün dün dün dün dün dün dün.........ve bu güüün

Dün geceden saat kurdum, ne olur ne olmaz uyuya kalırım diye, sabah kalktım Üstün Dökmen'in katıldığı programı izledim. Bayılırım kendisine. Eskiden TRT1 de programı olurdu pazar sabahları. Kızlar da bizim yatağa gelir, hep birlikte izler sonra kahvaltı yapardık. Bir çok şeye farklı açıdan da bakabilmemizi sağladığını sanıyorum.

İki gündür tv den gidiyorum, dün akşam en sevdiğim dizim vardı; Bir Bulut Olsam. Diğer diziler gibi değil, çünkü ben şimdi şu olacak derim ve olur diğer dizilerde sonrada heheheheh çünkü bunları ben yazıyorum der evdekileri fıtık ederim. Ama bunu valla kestiremiyorum. Oradaki her tiplemeyi seviyorum, o manyak bakkal kadını bile gerçi dizideki en aklı başında insan o gibi:)))Dün Hanımın Çiftliğinde olacakları ve sonunu yazmayı unutmuşum , isteyen var mı? hemen yazayım, dip not olarak heheheheheheheh.


Dün gece saat iki buçuğa kadar kitap okudum. Sabah kızlar giderken duymazdan geleyim, çamura yatayım dedim ama Gamsegamse^ye yakalandım.- Anne, yakaladım, vitaminimi ve suyumu verirmisin dedi:)))

Dün Cancan bizdeydi demiştim , değil mi. Nasıl güzel bir gün oldu anlatamam. Annesi gelene kadar neler yaptık neler. Minik Sincap Pippo yu okuduk. Onun topladığı , sakladığı fındıkları bulduk yedik. Danslar ettik. Pencereden kedileri , köpekleri izledik. Kargalara el salladık. Zaten onun için tüm kuşlar kaaaga. Sırası gelmişken, İstanbullular bu aralar gökyüzündeki şenliği kaçırmıyosunuzdur umarım. Birden başının üstünden yağmur gibi geçen kırlangıç sürülerini umarım görüyorsunuzdur. Ne güzel bir şenlik o. Birden gökyüzü karardı sanıyorum, o kadar kalabalıklar ki.

Bu gün programım, okey grubumla buluşup yemek yiyip, okey oynamak. Özet bu. Bu gün böyle takılınacak nokta.


Düzenleme- 1. Hanımın çiftliğinin sonunu söylüyorum, valla Balkahvecim söylemiş yaz diye:))))

Görümce çiftlikten gidecek. Muzaffer bir kaza sonucu sakat kalacak, bütün işleri Güllü eline alacak. Bütün Çukurova'da Hanımın Çiftliği olarak nam salacak bundan kelli çiftlik. Güllü kah at sırtInda , kah traktör tepesinde çiftlik yönetecek. Ama merak etmeyin sonra Muzaffer yürüyecek ve mutlu son ınınının.
Ama bunlar kaç senede olacak işte onu bilemem. Bu arada diziyi izliyorum , onuda belirteyim.
Not: Bu gece Turkmax de Güneşi Gördüm oynayacak. Daha önce izlemeyenler için bildiriyorum:))

3 Aralık 2009 Perşembe

Çarşamba akşamları , tam bir okuma seansı yapıyorum. Özellikle izlediğim bir dizi yok. Yaprak Dökümü bitsin istiyorum. Arada zaplarken bile görsem, herkes ağlamış suratlı. Okumayan herkese de söyledim sonunu zaten :))) Evet bilmeyenler için söylüyorum, sonunda o aile tamamen dağılacak, herkes bir yere gidecek, Ali Rıza Bey Fikret'in yanına yerleşecek. Öylede bitecek. Aşk-ı Memnunun sonunu söylüyorum şimdi. Behlül, Nihal'e gerçekten aşık olacak, nişanlanacak, Sonunda herkes bu ilişkiyi, öğrenecek ve Bihter intihar edecek. Yani bu dizi 15 sene de sürse sonu bu. Yanlardan çekiştirmek kolay ama sonunu değiştirmek yürek ister. Buldular rahmetlileri, yandan, arkadan, önden çekiştirsinler eserlerini. Beğenmiyormusun derseniz evet modernize edilmiş şekillerini beğeniyorum ama uzadıkça afakanlar basıyor. Şimdi Samanyolu başlıyor hatta başladı , izlemedim. Sırada Hıçkırık, Kızıl Vazo, Ölmüş bir Kadının Evrakı Metruyesi( ah bu bir Türkan Şoray filmidir, yanlış hatırlamıyorsam).

Ben bu filmi adam asmaca oynarken yazardım, kimse bilemezdi. Az idam yapmadım onun sayesinde. Ay ben bu oyunu bi yerde biriyle oynamak istiyorum, bilin bakalım kiminle.

Böyle dizili mizili giriş yaptığıma bakıpda hiç işim yok sanmayın. Cancan içerde uyuyor. Biraz önce parktan geldik. Kargaları besledik. Markete girdik, daha doğrusu zorla girdirildik. . Yürüyen merdivenlerde bir aşağı bir yukarı inip çıkmak isteyince asansörlü tarafa çaktırmadam gidip, asansörle ikinci kata çıkıp dışarı vınladık. Yoksa akşama kadar oradan çıkamazdık. Pastane vitrinine öyle bir yapıştı ki mama diye, hemen ikram ettiler, hatta kese kağıdına yedeklediler, peçetesini bile koydular ve hiçbir ücret almadılar. Söz bir daha şikayet maili atmayacağım oraya heheheheh.

Zuz Ayvalık'tan döndü, bu sabah hem Cancan'ı getirdiler hem birlikte kahvaltı yaptık. Zeytinimizi evde unutmuştu. Ne kadar burada olsada, oranın köylerinden alınınca daha çok hoşuma gidiyor.

Şimdi Cancan uyurken biraz iş yapayım. Sonra yine düzenlemelerle falan gelirim belki.

2 Aralık 2009 Çarşamba

sabahın en köründen

Sabahın köründe pörtledik yine, Gamse giderken Kocamda çıktı onunla, simit ve açma alıp, geldi. Harika simitler açmalar çıkaran bir fırınımız var caddede. O gelene kadar hemen çay demledim, sabahın altısında yarımşar simit ve açma yedik. İki fincanda çay içtim.Gazetelere baktım... Hiç mi? iyi bir şey olmaz bu memlekette, bazen avaz avaz bağırmak istiyorum.

Zuz Hanımlar memleket semalarına döndüler. Henüz tatil notlarını alamadım. Beni oralardanda takip etmiş. Burada yoktu ama buzlukta onu bekleyen dolmaları var, hiç birşey kaçırmadı yani.

Dün akşam bayramın son ziyaretçilerini ağırladık. Bayram bittikten sonra gelmeleri bizim için iyi oldu heheheheh zavallı ERCÜ hiç oturmadan gidene kadar tamirat yaptı. hatta bir ara gidip dükkandan malzeme bile aldı:))). Balkon kapımız bozuktu, onun aksamı tamamen değişti, bazı pencerelerde hırsız kilidi yoktu, taktı. Benim okuma lambam yeterli değildi, kendime İKEA dan duvar modeli almıştım -valla projektör gibi- onu taktı. Ellerine sağlık Ercümmm, sana en harbisinden hamsili pilav yapıcam. Ercü bunları yaparken biz eşi, kızı , kayınvalidesi ve kayınpederi ile oturup sohbet ettik bi güzel, sanki evde hiç böyle bir faaliyet yokmuşcasına:))

İmkansızın Şarkısını okuyorum. Peren'le paralel gidiyoruz. Okurken uzun uzun yürüdüm sanki ormanlarda, sanki yapraklar hışırdadı ayaklarımın altında.Aynı şeyleri O da hisseti mi ? acaba diye düşündüm, okurken. Kitap Japonca dan Fransızcaya ondan sonra Türkçeye çevrilmiş.Acaba Japoncadan direk Türkçeye çevrilseydi nasıl olurdu, çeviri herşey bir kitap için. Yazın bir kitap okudum-Anneler Mafyası- hay seni çevirene diye diye. Neyse İmkansızın Şarkısına dönersek,şu anda 72.sayfadayım. Öyle hoop diye , çerez niyetine okumak istemiyorum bu kitabı, öylede değil zaten. Bitireyim üstünde konuşalım.

Şu anda saat 08.08 , gidip azcık daha yatsam mı ne, biraz tv takılayım o arada uyuklarım belki.


düzenleme-1: Alttaki yazıma gelen bir yorum kafama takıldı. En sonunda buraya almaya karar verdim. Umarım okur çünkü adsız bir yorum.
Yorum şöyle:

Adsız
Adsız dedi ki...

İlişkilerin nasıl böyle iyi samimi uzun süreli olabiliyor?BEnde güler yüzlüyüm ama bu enayi yerine konulmak kullanılmak ve sonundada uzaklaşmaktan başka bie sonuç getirmiyor.


Cevabım-Eğer bir ilişki uzun sürmeyecekse, yüzeyselse ; zaten ta başından belli oluyor. Ama kısa süren ilişkilerde bile geriye hoş anılar kalabiliyor.

Ama çok uzun süren ilişkilerimde asla hep veren taraf olmamaya çalıştım, bu her ne olursa olsun, sonunda suistimale yol açabiliyor. Birde gerektiği zaman dostunun ,arkadaşının yanında olabilmek önemli tabi. Acı günleri, sıkıntıları paylaşmak çok önemli olsa da, birlikte eğlenebilmek, gülebilmek de çok çook önemli. Mutluluklarda paylaşılmalı.

Asıl önemli olanda , ne kadar seversen sev gerektiği zaman HAYIR diyebilmek. Bu çok ama çok önemli. Yapamayacağın bir şeye ta başından eğer hayır diyebiliyorsan, hem o talep bir daha gelmez sana hemde yapmak istemediğin bir şeyi hem yapıp hem de rahatsız olup içten içe kendini yemezssin, dostluğuna zarar vermezssin.

not: Bu tecrübe çok kolay elde edilmemiştir, hatta birileri üzülerek de olsa feda edilmiştir .


deeeep en deeep not: Sayfalar güncellenmiyor ya da çok geç güncelleniyor.