Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte. Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Beyoğlu'nu sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir. Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

28 Şubat 2012 Salı

Zuz'la

video

Çok beğendiğim bir İSTANBUL videosu bu günün gönderisi...

Kardeş kardeş oturduk evde...Zuz, Gamsegamse'ye kazak örüyor. Ben de yeme içme, tv de izlenecek programları seçme işiyle ilgileniyorum. Üstün Dökmen'in programını izlettirdim önce şimdi de Fırsat ver Aşka adlı filmi izliyoruz moviemax de...

Hava soğuk ve kar yağışlı...

Bu günün de böyle geçsin kayıtlara...

27 Şubat 2012 Pazartesi

Cadde, film, kitap, yağmur falan filan

Başlıktaki caddenin anlamı, cumartesi günü Gamsegamse, Zeya , Ebrucuk ve bendenizin Bağdat Caddesinde gerçekleştirmiş olduğumuz program. Yeni mekanımız olan Zamane Kahvesindeydik. Yedik , içtik bolca sohbet ettik, caddede turladık.Dünya Aktüel kitapevinde kendimizden geçtik. Akşam çayımızı kahvemizi Gloria Jean'sde içtik ve evlerimize dağıldık.İçtiğim zencefilli ve limonlu yeşil çaya bayıldım. Kendim evde de yapacağım bundan sonra.

Gelelim filme...
Fifty fifty-50/50... 27 yaşında radyocu , genç bir adamın kanser olduğunu öğrendikten sonra, hayata karşı duruşu, ailesinin, sevgilisinin, kankasının hatta terapistinin ona yaklaşım şekli komedi-dram şeklinde anlatılmış.Filmde hiç bir abartı, öyle kenar süslemeleri falan yok. Bu kadar mı? yalın anlatılabilir diyorsunuz.Hayatta hiç ummadığımız zamanda istemediğimiz bir şey gelip bizi bulduğunda, bununla nasıl baş edebilirizin cevabı aranmış. Film bana kısa bile geldi, nasıl bittiğini bile anlamadım. Bu filmi izleyin isterim.Aspen Film festivalinde geçen yılın (2011) filmi seçilen , Broadcast’te en başarılı film senaryosu ödülünü alan (2011), müzikal ve komedi gibi ödüllerde de uluslararası alanda ödüller kazanmış ,ortalama izleyici puanı da 10 üzerinden 8 olan bir filmi izlememiş olmak istemezsiniz sanırım.

Şimdi kitap...

Paul Auster'in Kış Günlüğü...
Daha önceki yazılarımda , henüz kitabın başlarındayken; acaba bir yazarın hakkında bilmediğim bir şeyin kalmaması beni nasıl etkiler diye sormuştum.Ama okudukça gördümki; Yazarlığının dışında da çok sevdim Paul Auster'i... O kadar samimi anlatmışki kendini. Ben, kendimi anlatsaydım bu kadar samimi olabilirmiydim bilemem.
Dünyaca ünlü bir yazar da olsan, dünyanın öbür ucunda yaşayan bir ev kadını da annen aklına geldiğinde hissettiğin duygular aynı...Gece uykun bölündüğünde aklına gelenler hep kötü olaylar,taksi ararken senin dışında bir sürü başka taksi bekleyen olunca hissettiğin duygu da hep aynı...İlk gelen taksiyi kapmak.Ve eski günlerin geri gelmesini istemesen de özlediklerin hep aynı...eski telefonların zili, plaklar, siyah beyaz filmler,iki film birden oynatan sinemalar ve 30 yıl dayanan tost makinaları.Bu kitabı okurken kendinize doğru yolculuk yapmak garanti. Paul Auster ömrünün kışının kapısından içeri girerken bize bu yolculuğu hediye etmiş. Umarım ikinci bölümünü de yazma fırsatı bulur.

Hadi cadde, film, kitap tamam da yağmur nerede derseniz ; dışarıda...yani yağmur yağıyor:)

İyi bir hafta olsun hepimiz için .

26 Şubat 2012 Pazar

kuklalar-Hayvanlar ve Van Gogh Alive

Dali sergisine gidince serginin olduğu salonun tam karşısındaki tek kubbede Hayvanlar-Kuklalar sergisini kaçırmamız konusunda Gamsegamse tarafından tembihliydiktek kubbe salonunun kubbesi:)

Usta sanatçı, Saim Bugay'ı ölüm yıl dönümü değil, şubat ayına rastlayan doğum yıl dönümünde anmak amacıyla üç yıldır yapılan bir sergi bu. Bu yılki serginin konsepti ve konu başlığı 'HAYVAN''dı.
Ben size sergide en ilgimi çeken objeleri resimledim ama özellikle dikkatimi çeken şu altta gördüğünüz resim.Burada , parmaklılar içinde, fareler tarafından yenmiş kitaplar, daktilolar, miğferler, askeri şapkalar,hakimlerin celse açmak ve kapatmak için kullandıkları tokmak gibi şeyler var. Bu, Ergenekon tutuklamaları ve son tutuklamalar için yapılmış... Bakarken bile tüylerim diken diken oldu.
Sergi Tophane-i Amirane'de 1-Mart'a kadar devam diyor ve ücretsiz geziliyor.

Tophane'de işimiz bitince bir şeyler yemek istedik. Biraz da benim diyetime uygun olmalıydı. Antrepo 3 de ki Van Gogh sergisine gideceğimiz için oralardan fazla uzaklaşmak da istemiyorduk derken Uğrak Cafe'yi gördük. Görünüşte basit bir tostçu görüntüsünde ama içeri bir göz atınca, anladık ki, iş yerlerinin yoğun olduğu bir bölge olduğu için diyet yemek hazırlamakta usta olmuşlar. Bana süper bir salata üzerinde ızgara edilmiş tavuk parçaları getirdiler yanında da ısıtılmış esmer ekmek. Sos olarak sadece hafif bir nar ekşisi koymuşlardı. Nasıl lezzetli olmuştu anlatamam. Gözümün önünde dönerleri götürenlerin gözleri benim yemekte kaldı. Niyeyse böyle bir kaderim var:)
Yemekten sonra Van Gogh sergisi için Antrepo 3'e geçtik. Bu sergi dijital bir sergi. Van Gogh resimleri içinde yüzdük neredeyse. Çok keyifli bir oluşum gerçekleştirilmiş. Yalnız sabah saatlerinde gezin veya biletlerinizi biletix'den alın. Feci bir kuyruk oluyor ama hızlı ilerliyor neyseki. Yerlere serildik, oturduk, bağdaş kurduk, gezindik. Harika bir müzik eşliğinde içimize renkler doldu. En sevdiğim tablolar gözümün önünden defalarca aktı gitti. Bu sergi mayıs ayına kadar gezilebilecek.
Bu sergiden çıkınca hadi tam olsun dedik ve İstanbul Modern'de müstakil ressamlar ve 1950 li yılların soyut resim çalışmaları yapan ressamların resimlerinin olduğu sergiyi gezdik. Nuri İyem , İbrahim Çallı, Avni Arbaş,Bedri Rahmi Eyüboğlu,Nurullah Berk'lerle gözlerimiz bir başka şölene tanık oldu.

Bu keyifli gün şurada son buldu.Şimdi sırada , Sabancı müzesindeki Rambrant ve Çağdaşları sergisi var...

not: Yorumları yazdıktan sonra uçtu sanmayın yorum denetimi koydum birazcık:))

25 Şubat 2012 Cumartesi

Dali ile

Ben burdan yok kurdun ensesi, yok atalarımız şunu demiş bunu demiş deyince, bir baktım ki mail adresimden resim taşıyor.Zuz, hiç üşenmeden yüzlerce resmi göndermiş .

Tabi sıcağı sıcağına yazmayınca o an ki hisler buraya geçirilemiyor. Ama diyeceğim şu ki; Bizim yaşlarda olup da sanat tarihini sevenler için yurt dışına çıkmadıktan sonra bu resimleri görmek bir hayaldi.O açıdan bakınca sergiler gezerken; ben bambaşka bir ruh haline giriyorum. Kulağımda sanat tarihi hocamız Tuncay Hanım'ın sesi çın çın ötüyor sanki.

Biz o gün annemin deyimiyle 32 çarşambayı bir araya getirip tüm sergileri aynı gün gezdik. Çünkü Zuz'un artık Ayvalık'a dönme günleri yaklaştı.

İlk önce Dali sergisinden söz etmek isterim. Sergi konsepti, Gala ile yemek ve de İlahi Komedya.
Dali hep aşcı olmak istemiş. O yüzden eserlerinin bir kısmında anlatmak istediklerini, yiyecekler üzerinden vermiş.Sürrealizmin doruklarında gezdiriyor insanı...İlahi Komedya bölümü ; eğer Dante'nin bu eserini de okuduysanız tadından yenmez bir bölüm oluyor izleyenler için. Beatrice'nin Virgile'nin Dali tarafından görselliğe dökülmesi kitabı bir kez daha okusanız ,çok daha farklı olacağını düşündürüyor insana. Araf bölümünde günahkarların bindiği kayık. Cehennem bölümündeki yaratıkların, rehber Virgile'nin. cennet bölümündeki Beatrice'nin resimlenmiş halleriyle görmek çok ilginç ve büyüleyici oldu benim için.
Virgile



Beatrice

Aşağıda gördüğünüz resimden söz etmek istiyorum. Kadınlar, Dali'nin hayatında hep çok önemli olmuş.Önce annesi sonra karısı, sevgilisi, menejeri Gala...Hep koltuk değneği olmuşlar neredeyse Dali için. Buradaki koltuk değneğinin simgelediği bu...Kelebek ise karısı Gala...Yani Dali resimlerinde bir kelebek gördünüz mü? anlayın ki O' GALA:)

Dali sergisi bu kadar ama anlatacak çok şey var onlar sonra...

24 Şubat 2012 Cuma

Senden bana kalan

Dünkü resimlerin Zuz'da olmasından dolayı resimleri ekleyemedim. Ve aziz atalarımız bir kez daha haklı çıktı. Kurda sormuşlar ensen niye kalın diye O da kendi işimi kendim yaparım da ondan demiş.Zuz her gece başka yerde gönlüm hovarda vaziyetlerinde olduğu, İstanbul'da turist takıldığı için eve uğrayıp resimleri gönderemedi.

Bu güne gelelim. Biz bu gün Gamsegamse ile 5 dalda Oscar adayı olan - Senden Bana Kalan'ı izlemeye gittik.. Film bir kitap uyarlaması ve de bir dram ama sizi öyle salya sümük etmiyor. Yalnız havuzda, su altında bir ağlama sahnesi var.O sahne için bile izlemeye değer olduğunu düşünüyorum. Dramın son derece gerçekçi yansıtılmış olması, bu kel alaka dedirten Sid karakterinin , bir kaç sahne sonra niye katıldığının anlaşılır olması , filmin Altın Küreli olması , film hakkında benim kayda değer bulduğum notlarım.Şimdi hiç kimseye bu filmi izlemeyin demem. George Cooloney , ruhsal yolculuğunu bana film boyunca hissetirdi. Ama Oscar alır mı? derseniz bilemem...


Bu gün Gamse ile birlikte Çemberimde Gül Oya'nın tekrar bölümlerinden birini izledik. Televizyonu açınca birden karşımıza çıkınca ; tam da en sevdiğimiz sahnelerin olduğu bölüm olduğunu anladık.Mehmetlerin Yurdanur'u isteme sahnesi. Babası Yurdanur'un Mehmet ile evlenmesine izin vermeyeceğini söyleyip, üstelik etmedik hakaret bırakmayınca, Mehmet'in babasının fenalaştığı ve Yurdanur'un da onlarla birlikte evden çıkıp, gittiği sahne...
O sahne bitince ben Gamse'ye sandviç yapmaya başladım, o sırada dizi de günümüze döndü, Yurdanur kızına sandviç yapmaya başladı o, jambon koydu ben ton balığı, ikimizde marul koyduk ve aynı anda turşu koymuyorum dedik...Sonra bu tesadüfe hem güldük hem de yaşamın bu garip sürprizlerle nasıl daha da keyifli olduğunu anladık. Kitap okurken olur bazen tam elma yerken bakarsınzı kitap kahramanı da elma soyar birden iç içe geçer gerçekle hayal...Gülümserim o zaman kendi kendime...Yüzümün aldığı şekli aynada görmek isterim hatta.

Bu akşam Yalan Dünya izliyoruz. Çaydır, kitaptır takılıyoruz falan filan.
Yarına hoş bir programım var inşallah maşallah...

23 Şubat 2012 Perşembe

Bu gün

Sabah çayını Tophane'de bir çay bahçesinde içti.

Tophane-i Amirane' de Dali ile hasbıhal etti.

Dali sergisi karşısındaki Hayvan-Kukla sergisini kaçırmadığına çok ama çok sevindi.

Karaköy Antrepo 3 de Van Gogh ile gezdi tozdu, yerlere oturdu.

Öğle yemeğinde, Fındıklı'da hiç ummadığı bir yerde , önüne gelen harika bir diyet yemeği ile karnını douyurdu...

İstanbul Modern'de Nuri İyem, Bedri Rahmi Eyüboğlu ile gözlerini şenlendirdi

Akşam çayını İstanbul Modern'in terasından, karşı kıyılara, Üsküdar'a )) baka baka içti hem de Lise arkadaşı ile...

Vapurda geleceğin psikopatı ile tanıştı.

Bir anne çocuğuna , bak dedi bak... güneş doğarken veya batarken tarihi yarımadaya bak...İstanbul'un tarihi silüetini göreceksin. Yüzlerce kez gördüğü görüntüye dönüp baktı tekrar ve o sadece kontörleri belli olan görüntüye baktı, gözleri doldu....

Bu gezilerin bir bölümünde yalnızdı, yalnız olmadığı bölümlerde kardişi,arkadaşı vardı, Dali ve Kukla sergisinde Gamsegamse ve öğrencileri vardı hatta:)

Akşam yemeğinde de domates çorbası, mantarlı et sote, pilav ve yoğurt var

E daha ne yapsın bu kadınceyiz...

Resimler, detaylar yarına... Bu notlar biraz da kendim için oldu unutmamak için...

22 Şubat 2012 Çarşamba

Dün dün de kaldı cancağızım, artık yeni şeyler söylemek vakti...

Bu gün diyetisyen randevum vardı... Diyetisyenim beni çok beğeniyor:)) Son görüşmeden beri verdiğim kiloların hepsini yağ yakarak vermişim ki bu en çok tercih ettiğimiz şeymiş:))Böylelikle iki ay sonunda verdiğim kilo; tam 10 kg oldu.
Diyetin bana öğrettiği şey, yaşam tarzını değiştirmeden, sosyal yaşamını kısıtlamadan da bu iş olabiliyormuş. Dışarda yemek yediğimde salataların üzerine kırmızı et veya tavuk ızgara koyduruyorum, içecek olarak da suyu tercih ediyorum.İki dilim esmer ekmeğim zaten var... Yanına şöyle güzel bir sohbeti de katık ettin mi? iş bitiyor. Yürüyerek gidilen her yere artık yürüyorum. Mesela karşıya geçeceksem iskeleye mutlaka yürüyorum gibi...

Diyetisyenim bu gün benden çok memnun kalınca ödül olarak istediğinizi yiyin dedi. Biz de karıkoca önce Koşuyolu -Harem arasını arabayla gittik sonrasını yani Harem ve Üsküdar arasını sahilden yürüdük. Hava misler gibiydi. Martılar ve karabataklar için hazırladığımız ekmekleri unuttuğumuzu anlayınca pek üzüldük. Sonra benim öğle yemeğim vakti gelince yemeğimizi yiyelim , hem de ödülü öttürelim dedik. Ben ,bu kez bizim mahallenin kebapçısına gidelim dedim.Çoktandır yeni yerler keşfediyoruz diye onu ihmal etmiştik. Gidince bir kebabpçıda ne yapılabiliyorsa tüm etkinlikleri yaptık. Yani etinden , sütünden , yününden , yumurtasından faydalandık. Kebapçımız da bizi özlemiş ki ikramı biraz bol tuttu, daha yemek bitmeden künefeleri masaya oturttu.Ama , bakın burada gözleriniz yaşaracak, ben reddettim, künefeyi... Yolda, eve gelirken, bir daha ödül yemeğine sakın buraya gelmeyelim dedim.Yemek sırasında Macera Kitabım Özlem aradı, ne o bir etkinlikte misin? yoksa dedi hehehe bundan iyi tanım olamazdı doğrusu:)))


Dün başladığım ama yarım bıraktığım filmi bu gün tamamladım.Filmin adı ; Almanya'ya Hoş geldiniz. Almanyada ki ilk nesil ve son nesil Türk işcilerin birbirleri arasındaki iletişimleri , ne oralı ne buralı olmalarını, ben neyim , kimim sorularının cevaplarını aramalarını konu almış. Oldukça eğlenceli olduğu kadar da hüzünlü bir film. Filmi beğendim, izlemenizi öneririm ama Almanca bölümlerde alt yazı yok haberiniz olsun, vcd kayıtlarında da internetteki kayıtlarda da yok.

Kitapta Kış Günlüğüne devam... Biraz daha okuduğumda artık Paul Auster hakkında bilmediğimiz hiç bir şey kalmayacak. Artık kaşının üstünde yarığın nedenini de, ilk kez bi kadınla birlikte oluşunu da, annesi babası boşandığında, annesiyle birlikte gittiğini ve salondaki kanepede yattığını biliyorum. Hatta başka bildiğim şeyler de var ama müstehcen söyleyemem:)) Okurken çok hoşuma gidiyor ama sonra soruyorum acaba bir yazarı bu kadar yakından tanımak hoşuma gidecek mi?...Boru mu? Paul Auster , New York Üçlemesini, Yanılsamalar kitabını yazmış biri O.Neyse sonunda göreceğiz...

Dünün bir hoşluğu oldu. geçtiğimiz cumartesi günü AJANDA DERGİ'nin konuğu olarak gittiğimiz Nilli takı atölyesinin sahibi Elif Hanım ,mail atıp bu taraflarda işi olduğunu , uğrayıp bize hediye bırakmak istediğini söylemiş, hatta resim gönderip seçimi bize bırakmıştı büyük bir incelikle. Ben evde yoktum ama getirip, Kocama bıraktı. Bayıldık kolyelere, Gamse hemen okula giderken taktı. Zuz ve ben yeşim taşlı olanı seçmiştik, Gamse ise Karnelyan olanı, kahve siyahlı olan taşın adı kaplan gözüymüş, Siyah olan ise oniks...Ben de taktım kolyemi hemencecik.Elif Hanım taşların anlamlarını da yazmıştı, seçimimize yardımcı olması için.

Bu akşamın dizisi Muhteşem Yüzyıl...

Şİmdilik bu kaa