Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

14 Kasım 2017 Salı

Koş Lale Koş

Aslına bakarsanız yazı başlığı yürü Lale yürü olmalıydı:)
Pazar günü, 39.su yapılan Avrasya Maratonuna katıldık, karı koca. Katılmaya karar vermeden önce kendimi bir denedim. İki kez üst üste aynı kilometreyi yürüdüm ve yapabileceğimden emin olunca,önce göğüs numaralarımızı aldık daha sonra da maraton sırasında giymemiz gereken tişörtleri teslim almaya Yeni Kapı Avrasya Gösteri ve Sanat Merkezine gittik.Bizim için ulaşım çok kolaydı. Marmaray ile 8 dk da Yeni Kapı'da olduk ama  fuar alanına girince teslim yerine kadar tam 4km yürüdük. Hai neyse bunu da antremana saydık da ulaşımı daha zor olan yerlerden gelenler ne yaptı bilemiyorum.Fuar alanında çeşitli firmalar stant açmışlar hem ürünlerini tanıtıyorlar hem de ikramda bulunuyorlardı. Zaten yürürken karşıdan gelen herkes ellerindeki karton kaselerden bir şeyler yiyordu.Oraya gidince ne olduğunu anladım. Arbella Makarnaları makarna dağıtıyordu ve önünde belki bir km uzunluğunda kuyruk vardı. Bu bizim milletin makarna sevdası nedir, arkadaş. Bildiğin salçalı makarna işte.Neyse ben de  Doğuş Çayın demleme çay ikramını geri çevirmedim:)
 Eve döndüğümüzde tişörtleri deneyeyim dedim, giydim ama giyince de Türk Milletini standart beden düşünüp  tişörtleri tek beden yapan kafaya içimden iyi bir saydırdım. Allah'tan ki zeki kadınım:) Tişörtü bol yumuşatıcılı suya bastım biraz beklettim sonra da  çeke çeke enini de boyunu da kendi bedenime göre genişletip, uzattım.
  Kocama akşamdan dedim ki -yarın evden çıkmayalım, dinlenelim... Ama , akşam eve gelen Naziş; Yarın. Babil Mekan'da   İlber Ortaylı söyleşisi ve imza günü var deyince maraton falan dinlemeden ertesi günü  Çengelköy'de  ki Babil Mekan'a gittik. Gittiğimizde sanırım herkes geceden gelmişti. Mekan tıklım tıklım doluydu. Boş olan sandalyelere de ya çanta ya mont konmuş arkadaşlara ayrılmıştı. Ama benim kocam gözlerini bi belerttiydi hemen koşa koşa iki sandalye bulunup altımıza kondu:)
İlber Ortaylı her zamanki gibiydi, kitaplarımızı seçmiştik imzalattık. Naziş için İstanbul'dan Sayfalar kocam içinde seyahatnamelerden birini imzalatıp soluğu Çengelköy Börekçisinde aldık:)

Burada bana ne dediğini gerçekten hatırlamıyorum. Kalabalıktan öyle bunalmıştım ki, tek istediğim bir an önce oradan çıkmaktı.Ama güzel bir şey demiş ki bi gülümsüyorum sanki:)
 Hadi dönelim esas konuya şimdi. 
Maraton sabahı erkenden kalktık tabi, bir güzel kahvaltı yaptık. Sonra kocam beni öyle acele ettirdi ki az kala kavga çıkarıp gitmeyecektim. Rujumu sokakta sürdüm yeminle. Ne yani her gün mi maraton var ruj sürmeden mi katılsaydım:)
Yollar trafiğe kapatıldığı için arabadan inip  başlangıç noktasına belki üç km yürümüşüzdür. Ama sonrası çok keyifli ve asla yorucu değildi. Havanın serin oluşu çok büyük avantaj sağladı. Güle oynaya, fotoğraf çeke çeke kayıtlara göre 125.000 kişi hep birlikte yürüdük.











Kucağında bebekle yürüyen babalar, çocuk arabası iten anneler, gaziler, açıklar, kapalılar, padisah kostümüyle yürüyenler, köpeği ile yürüyenler, patenle kayanlar, birbirine tutuna tutuna yürüyen yaşlılar yani muhteşemdi her şey.


yürüyüş sırasında yıllardır görüşemediğimiz eski dostlara rastlayınca son kilometreler zaten sohbetle geçti ve parkurumuz 8 km idi fakat başlangıç yerine kadar olan  ve dönüşte yürüdüğümüz mesafe ile tam 13.800km  yürümüşüz.


Eve geldiğimde en ufak bir yorgunluk hissetmedim hatta akşam yemeği pişirdim.

Öle işte

8 Kasım 2017 Çarşamba

Es Es

Geçtiğimiz hafta sonu,uzun zamandır yapmak istediğimiz bir seyahati gerçekleştirdik ve Eskişehir'e gittik.
Çok çok seneler önce gittiğim Eskişehir bu kez bizi bambaşka bir çehre ile karşıladı. Yılmaz Büyükerşen sanki sihirli bir değnekle dokunmuş şehre... Eskişehir insana umut vaad ediyor...Olabilir diyor.
Porsuk Çay'ı üzerindeki renk renk köprülerle şehir adeta bir renk cümbüşü gibi... 









Biz ilk günün birinci kısmını,kah Porsuk Çayı üstündeki köprülerden geçmek, çay kıyısındaki kafelerde kahve içmek kah çiğ böreklere gömülmek şeklinde geçirdik.
Çi börekleri yedikten sonra olmazsa olmaz Balmumu Müzesine gittik. Girişte hemen Yılmaz Büyükerşen'e rastladık. Zaten daha Eskişehir'e gidip de kendisini görmeyeni henüz duymadım:)Yılmaz Hoca sürekli dolaşıyor şehir içinde.
müzedeki heykellerin kimisi canlı sanılacak kadar benziyor kimisi ise neredeyse hiç benzemiyor.
Mesela aşağı fotoda benimle birlikte gördüğünüz Julia Roberts...Ama doğruyu söyleyin ben daha güzelim burada:) :) :)


Balmumu müzesinden sonra Şelale Park'a gittik. Buranın özelliği, Eskişehir'i kuşbakışı görebilmeniz. 




 Şelale Park'da Eskişehir'e karşı çayımızı içtikten sonra günü noktaladık.Zaten öğlene doğru vasıl olmuştuk Eskişehir'e o yüzden otelimize saat altı gibi gittik, akşam yemeğimizi de otelde yedik ve aşagıda gördüğünüz çamlık yolda altı tur yürüyüp öyle gittik odamıza... Otelimiz çam ormanı içinde eski bir basma fabrikasından restore edilmiş bir yerdi. İçinde on.onbeş tane apart otel var ayrıca. Otel süperdi, ambians süperdi, hizmet süperdi fakat yemekler için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Neyse biz kalender insanlarız çok da dert etmedik ben odaya gidince çayımı demledim, yanımda götürdüğüm kuruyemiş paketini açtım tık tık  hem yedik hem tv de film izledik.



Sabah hortladık erkenden ve kahvaltımızı yapıp,yola nail olduk. İlk durağımız Kurşunlu Camii idi. Turların burayı programa alma nedenini anlamadım. Sadece dıştan aha da burası Kurşunlu Camii,  kubbeleri kurşundan adı da bu yüzden öyle demekten başka bir şey yok. Caminin içine girelim dedik, girsek de bir şey görünmüyor içi karanlık.
Oradan Odun Pazarı'na kaydık. Odun Pazarı evleri gerçekten de çok güzel restore edilmiş.Altlarında kafeler ve elişi takılar satan dükkanlar var. Bi kahve molası da orada verdik.




Ve yan tarafında ki bakkalın bile yerini bilmediği Tayfun Talipoğlu  Daktilo Müzesine gittik.Tur şirketlerinin programında burası yok hatta Ahşap El Sanatları Müzesi de yok. Biz serbest zamanda gittik. Size önerim, ıncıkçı boncukçu ya da helvacılarda çok zaman kaybetmeyin buraları mutlaka görün.
Tayfun Talipoğlu Müzesinde; Bülent Ecevit odası da var.





Ahşap El Sanatları Müzesi'nde dünyanın çeşitli ülkelerine mensup sanatçıların eserleri sergileniyor. Tek kelime ile bayıldık buraya...

 

Ah Aylan Bebek, bir kez daha içimizi titretti.


Biz buraları gezerken tur ile buluşma saatimiz de gelmişti.Buluşma yerimize giderken de bu madenciye rastladık:)


 Atlı Han'da buluşup Cam Sanatları Müzesine geçtik. Camın sanat şekli de böyle oluyormuş demek ki ağzım beş karış açık gezdim diyebilirim.

Cam Müzesi içinde bulunan minyatür elbise sergisi ise muhteşemdi. İnstagramda Minyatür Butik olarak arama yapıp görebilirsiniz.

Eveet sonra Karikatür Müzesini gezdik ve Sazova'ya geçtik. Buradaki hayvanat bahçesi ve sualtı dünyasını gezdik. Ne kadar doğal ortamlarında        yaşatılmaya çalışılsa da  kocaman bir köpek balığını bir sütunun etrafında dönerken görmek çok acı ya da koloni halinde yaşayan penguenlerin bir kaç tanesini birbirlerine sokulmuş görmek gibi...
Sazova içindeki Masal Şatosu ise bizim gibi hala masallara inananları bir hoş hissettiriyor.

 


Öğle yemeğimizi ise Kent Park içindeki bir restoranda yedik. Balaban köfte çok lezzetliydi. 
Kent Park görsel açıdan çok zengin bir yer ve içinde plaj var.






Eskişehir'den çok mutlu anılarla ayrıldık.Bizi sonbahar güneşi ile karşılayıp hafif bir çise ile uğurladı.

Çoktandır okuduklarımdan söz etmiyorum ama bu kez çok güzel bir haberle geldim.Hepinizin yakından tanıdığı Leylak Dalı'nın yazdığı kitap satışa çıktı. Küçük bir kızın gözünden bir zamanların Ankara'sını, sosyal yaşamını, hep özlemle yad ettiğimiz eski güzel günleri  okuyacaksınız ve bu küçük kızı çok seveceksiniz. 

Can Yayınlarının çıkardığı Öykü Gazetesini ben çok tuttum. Hatta çok öykü okumayı sevmediğim halde. Hep çantamda taşıyorum. Ayda bir kez çıkıyor ve çok iyi bir yol arkadaşı.

Mutlak Mutluluk Bakanlığı elimde çok kaldı ama çok beğenerek okuyorum. Diğer fotodaki e-kitap ise  Gölgesizler/Hasan Ali Toptaş...





hadi kaçayım ben:)

































29 Ekim 2017 Pazar

Huuuuu kimse var mıııı😍

Öncelikle beni merak edip, mail atan, yorum yazan herkese çok teşekkür ediyorum.
Şükürler olsun iyi ve sıhhatteyiz.Sadece bu yıl fazla seyehat ettik ve İstanbul'da çok kalamadık.Burayı ihmal etmemin ve sizi merak ettirmemin asıl sorumlusu ise instagramdır :)Orada da Lalenin Bahcesi olarak takip edebilirsiniz,

En son Santorini yazısını yazmışım.Ondan sonra bir Ordu iki kez de Cunda gezisi yaptım.
Ordu'ya kız kardeşim Zuz ile gittik. Tam da fındık zamanına denk geldi, çok güzel oldu. Çocuklukla bugün arasında gittik geldik.Köyde kalmanın da tadını çıkardık.


Üstte Köydeki evin verandasında... Alttaki foto,,bizim çocukluk evimize çıkan yokuşta... Arkada görülen kilise,yarı açık cezaevi olarak kullanılıyordu şimdilerde müze...

Cunda seyehatinin ilkini Aysel ile yaptık.Onunla da çocukluk ve gençlik dönemimizdeki gibi zamanlar gecirdik, altı gün boyunca... Uzun uzun gece sohbetleri yaptık, hadi artık gidip yatalım dedikten sonra hadi ya Taş Kahvede bir cay içip öyle gidelim diye geceleri uzattık.İstanbul'a dönmek için yola çıkıp kahve molası verdiğimiz Küçük Kuyu'da; bi de denize girelim deyince gece de kalıp ertesi gün yola çıktık.Çay, kahve molası vere vere sonunda İstanbul'a vardık.

İkinci Cunda gezisini ise Kocamla yaptık.Zuz ev değiştirmişti hem onu gördük hem de yaza vedayı Cunda'da da yaptık.
Bunlar dışında yine bol bol yürüyor,okuyor, film izliyorum.Ve bol bol da yemek pişiriyorum😍
Margaret Atwood'un Damızlık Kızın Öyküsü adlı kitabının dizisi yapıldı  ve  Blutv de gösterimde.O yüzden blutv aldık.Filmler ve diziler açısından da zengin ve sürekli yenilenen bir içeriği var.Ayda 12 ₺ için şimdi illegal yollara sapıp diziyi indiragandi yapma yollarına sapmaktan da kurtuldum😍 


Bunun dışında Kitap kulübümüzün 3.sezonu başladı. İlk toplantıda yaz kitaplarımızı konuştuk çok keyifli geçti.

Şimdi size bir serginin haberini vereyim 15.İstanbul Bienali için Abdülmecit Efendi Köşkü ilk kez ziyarete açıldı.Nakkaştepe'de İş Bankası Korusu içinde... Hem sergiyi,hem köşkü hem de koruyu görme fırsatını kaçırmayın.12 kasımda sona eriyor.

Ve bu arada Naziş'in doğum gününü kutladık.




İ


Sözünü edceğim bir sürü kitap ve film var,umarım en kısa zamanda yazarım.

Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.Cumhuriyetimiz daim olsun.
Not:Merak edenler hadi bakayım parmaklar çalışşın göreyim yorumları :)Sevgiler hepinize...,



8 Ağustos 2017 Salı

Yunan Adaları- Santorini

Mikonos'tan ayrıldığımız  gece deniz yine fırtınalıydı ama yani bi fırtına için de uykumu bölecek değildim herhalde:) Ara sıra uyanınca lumbozdan bakıp aaa yine çok dalga var deyip kocamı fıtık ettim:)
Sabah biz kahvaltımızı yaparken Santorini göründü ve deniz artık sakinleşmişti.

Santorini, volkanik bir ada. Rehberimiz, dakikada bir altımızda aktif bir volkan var dedi, durdu. Yani patlamak için bizi beklediyse , yapacak bir şey yok dedik.
Rodos'ta gezilecek her yer merkezde o yüzden tur almayın, Mikonos'ta tur almayın ama mutlaka ring seferi alın demiştim,ama Santoroni'de mutlaka ama mutlaka tur almalısınız.Denizsiz turlar 45 euro,içinde  Perissa Plajı olan tur 60 euro... Burada 15 euronun hesabına girmeyin oraya kadar gitmişken bi suya girin serinleyin bence:)
Santorini'ye tender botlarla çıkılıyor. Bot dediğime bakmayın 150 kişi alıyor.
Evet, bizim ekip bot sırasında:)


Santorini'ye üç şekilde ulaşılıyor. Ya teleferikle çıkacaksınız, ya 600 merdiveni katırla ya da yürüyerek çıkacaksınız ya da botdan indikten sonra otobüse binip çıkacaksınız. Teleferik de korkunç bir sıra var. Katır zaten tercih etmeyiz. Bizim turumuz otobüsle çıkarıyordu zaten. Gemiden her biri 48 er kişilik beş grup oluşturuldu. Biz 1 numaralı gruptuk. E, bir numaralı grup olunca rehberimiz de, rehberler ağası Cemal Ağa idi:) Eli cebinde, ağzından düşmeyen sigarası ile otobüste yol boyunca Google'ye açıp okuyabileceğimiz şeyleri anlattı. Dakikada bir altımız volkan patlarız. Ulan keşke patlasak dedim :) Neyse hakkını yemeyeyim kruvasan ile anlattığı hikaye ilginçti.Viyana Kuşatması hezimetle sonuçlanınca onun anısına bizim bayraktaki hilali sembolize eden kruvasan yapılmış. Hayatta yemezmiş o yüzden:) Santorini, İmparatorluğa katılan son Yunan Adası olduğu için ''son torun'' denilmiş. Sonra Santorini olmuş. Valla duymamıştım bunu da Cemal Ağamız anlattı:)
Bizim ilk durağımız, Siyah İnci diye anılan, siyah volkanik taşlardan ve kumdan oluşan kumsalı ile ünlü Perissa Plajı idi. Burada iki buçuk saat kadar kaldık, yüzdük, güneşlendik.






Sonra tekrar otobüslerimize binip, Oia Köyü'ne gittik. Köye vardığımızda indik, Cemal Ağanın başına toplaştık. O da şurada şu yenir,burada bu içilir buluşma yerimiz şurası diye tüttüre tüttüre anlattı. Benim derdimse bir an önce onu başımızdan savmak.:))
Oia Köyü'ne gittiğimde hissettiğim duygu, Kapodokya'ya ilk kez gittiğimde hissettiğim duyguydu.
Dünyanın en romantik köyü seçilmiş bu köy. Görsel anlamda muhteşem diyebilirim.
Gidip de şurada fotoğraf çektirmezseniz hem gitmiş sayılmazsınız hem de kadı günah yazar:)
Şu kırmızılı adamdan kurtulamadım her fotoğrafımda var:)
Bu fotoğrafı koyduktan sonra farkettim, aşağıda, aranıp durduğum kocam varmış meğer:)

Ben yine almış başımı gitmişim, kendi kendime selfie yapmaya çalışırken bir Japon kadın, çekmeyi teklif etti.Sonra bari kocamı bulayım dedim, bakınırken bakınırken baktım tee aşağılara inmiş fotoğraf çekiyor.

Ve onlarla uzaya bile gidebileceğimize emin olduğumuz Öztürk Ailesi. Bu arada kocam, Fatih'in dayısı olur...



 








Denize girdik, gezdik falan derken acıktık tabi. Yemek yiyeceğimiz yeri kararlaştırmıştık önceden.Favalı ahtapotu ile ünlü Blue Sky da buluşalım diye Whatsappdan mesaj attım ve beş dakikaya kalmadan orada toplandık ve tüm gezimiz boyunca yediğimiz en lezzetli en keyifli yemeği yedik.Domates köftesi, favalı ahtapot, ıspanaklı börek ve kalamar  ve Greek salata... Hepsi birbirinden güzeldi. Yemekten önce gelen zeytinyağlı zeytin ezmesinden anlamıştım zaten.
Yazının sonunda Santorini usulü domates köftesi tarifi vericem hiç merak etmeyin.








favalı ahtapot.


Ben biraz acele edelim dediğimde Fatih acele etmeyin Cemal Ağamız da burada yemek yiyor dedi:))

 Yemeğimizi yedikten sonra hadi bir de tatlı yiyelim dedik ve elmalı turtası ve limonatası ile meşhur pastaneye gittik. Bunları bulamam diye endişeye gerek yok, hepsi üç aşağı beş yukarı aynı daire içinde...Elmalı turta iki kişiye bir tane gelsin gibi sipariş verelim diye düşündük ama Cem; bi dilim turta ya ne kadar büyük olabilir ki, birer tane yenir  dedi ve pabuç kadar turtalar önümüze kondu:) Limonata da saf limon suyundan biraz hallice şekeri yanında geliyor, isterseniz koyuyorsunuz ama turtanın şekerini çok güzel dengeledi.






 Tatmamız gereken kuru üzüm şarabı ve el yapımı dondurmaya yer kalmamıştı artık mecbur bir daha geleceğiz.

Otobüslere bindik, Fira Köyü'nün içinden geçerek  tender botlara bineceğimiz limana geldik ve gemimize döndük.

Gün batımını gemiden izledik...



Akşam gemide, Türk Müziği gecesi vardı, çok eğlenceli geçti. Sonra odalara dönüp, hazırladığımız bavulları kapılarımızın önüne koyduk ve yattık.  Sonra tarr tarrr bi ses, baktım ki Çeşme Limanı'na giriyoruz:)

Hep hayalini kurduğumuz gezi hayal ettiğimiz kadar güzel geçti...
Yazımı bitirirken, tatillerini bizimle geçirip gezinin tüm teknik  yükünü çeken, yaşıtlarıymışız gibi bize uyum gösteren Cansu ve Cem'e... Evin tüm sorumluluğunu üstlerine alıp, dedeleri ile yakından ilgilenip gözüm arkada kalmadan gezi yapmama neden olan Nazlı ve Gamze^ye  ve gezi boyunca ki çok keyifli arkadaşlıkları için Fatih ve Meral'e çok teşekkür ederiz....

::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::.
Santorini usulü domates köftesi
yarım kg çeri yada salça yaptığımız sivri domateslerden
1 su bardağı un
iki dal ince kıyılmış taze nane
2 dal ince kıyılmış fesleğen
1 çay kaşığı kekik
tuz, karabiber, bir çay kaşığı karbonat
domatesleri küçük küçük doğrayın ve bir süzgece koyup bir kaç saat bekletin ki suları süzülsün.
suları süzülen domatesi diğer malzeme ile karıştırın. Kabak mücveri kıvamında bir koyuluğu olsun. Gerekirse un ekleyebilirsiniz. Kaşık kaşık yağda kızartın.