Lalenin Bahçesi

Blogcudan taşınma, bir kırmızı Lale işte. Kitap okumayı , sohbeti, sinemayı, istanbulu illede Beyoğlunu sever.Olmazsa olmazları ailesi , Zuz ve denizdir. Çok şiir okumaz ama okursa Attila İlhan ve Orhan Veli okur. Gördüğü tüm güzel şeyleri paylaşmak ister. Paylaşmazsa görmüş gibi , okumuş gibi hissetmez kendini...Daha fazlası ise yazılarda.

10 Kasım 2009 Salı

Pastırma yazının intikamı

hastayız netekim.

BU KALP SENİ UNUTUR MU


var da var

Akşam yemeğine bir saat var. Herkes yavaş yavaş toplanmaya başladı. Nasıl bir gündü derseniz, dünkünden daha temiz bir evim var:))) Yıkanmış çamaşırlarım var, ütülenecek kaldırılacak çamaşırlarım var. Bir tencere pişmiş sulu köftem ve kızarmayı bekleyen sigara böreklerim var. Bir de kurutulmayı bekleyen saçlarım var. Beni kekleyen bir kızkardeşim var.

Akşama izleyeceğim bir dizim var, sonra yatakta kitap okuyacağım.
Siz de ne var.

E hadi kafam üşüdü artık.

09 Kasım 2009 Pazartesi

pastırma yazının ilk iki günü

Sizi bilemem ama ben pastırma yazını hiiiiç de evde geçirmeye niyetli değilim. Epi topu bir hafta sürer zaten. Ondan sonra kışa balıklama dalarız.Pastırma yazı elbetteki Kayseri'de yaşanan bir yaz değildir heheheheh alın işte size ansiklopedik bir bilgi:

Pastırma Yazı

Pastırma Yazı, sonbahar mevsiminin sonundaki güneşli ve ılık günler. Genellikle Ekim sonu Kasım başı.


Anlayacağınız önümüzdeki şu bir kaç günü amman kaçırmayın. Ben bir gün de, Fethi Paşa korusunda yaprak toplayacağım mesela.

Cumartesi Naziş'le çok güzel bir gün paylaştık. Ece'ye gittik.Koru kahvaltımızda tanıştığımız ve çok sevdiğimiz ,Marmarisli, Serpil Hanım da gelmişti. Günün sürprizi yemek bloğu sahibi M. tanışmamızdı. M. Hanım şahane pırasalı kişi ve ev yapımı çikolatalarıyla bizi mest etti. Tarifi bana gönderecek ve hemen uygulayacağım. Çokca konuştuk, çokca güldük. Ecem'in şahane broşlarını yakamıza taktık, yine ev yapımı likörümüzle çikolatalarımızı yiyip günü sonlandırdık.

Eve gelince valla 10 dk falan dinlendim, dinlenmedim, hemen bir hamsi buğulama attım ocağa, yanınada bi mevsim salata çektim uuuuf akşam yemeği oldu. Ecemm daha asla bir şey yiyemem dedim ama azcıkkk hamsi buğulama yedim:)))


Bu sabah, Babama yakalanmadan bi su içip yatayımda kahvaltıyı o hazırlasın derken, tıp yakalandım. Hah iyi çayı koydun mu dedi. Benim niyetim yatakta , yaşamdan dakikalar seyretmekti. Valla ruhdağı ve Peren'in nazaruna geldim:))). Gamse sucuklu yumurta isterim diye bağırdı, anlaşıldı yav dedim, bu gün şeytana azapta gerek. Kahvaltıdan sonra , mürdüm eriği marmelatı yaptım. Yaptım ama niye yaptım bi sorun bakalım. Ben Naziş daha çook küçükken hatta biz denizi olmayan yerde oturuyoruz,o zaman. Bir erik marmelatı gelmiş, Ordu'dan. O zamanla şekerlenmiş. Ben de elmalı pasta yaprığımız hamurdan hamur yaptım, onu merdane ile açtım, arasına bu marmelatı sürüp, rulo şeklinde sardım. Pişirdim, soğuyunca üstüne pudra şekeri serpip dilimleyip servis yapmıştım. Geçen gün durup dururken - Anne hatırlıyomusun , marmelatlı falan bir pasta yapmıştın , yapsana yine dedi. Ay nasıl hatırladı şaştım kaldım. Ne yapalım el mahkum , bu gün marmelatı pişti , yarına da pastası pişer.

Aslında bu gün benim programımda Beyoğlu ekibimle buluşmak vardı ama onu hafta içine sarkıtıp, bu gün Cancan'la program yapalım dedik. Pastırma yazını en iyi şekilde değerlendirebileceğimiz, Cancan'ın en hoşlanacağı yer olsun derkennnn benim aklıma Nezahat Gökyiğit Botanik Parkı geldi. Ama hesaplamadığımız bir şey vardı. Cancan bizim evin önüne geliince arabadan inip , eve çıkmaya kodlanmış bir kere. Arabaya ben binince kızılca kıyamet koptu. Bağlarbaşına zor geldik, arabadan indik dışarı çıkardık, gezdirdik , annesi arkaya geçti, emdi falan öyle yatıştı. Parka kadarda benim kucağımda gitti , koltuğuna oturmadı. Hadi geri kalanını resimler anlatsın.





Cancan zaman zaman aldı başını gitti böyle. İstikamet ördeklerin yüzdüğü göl. Ama O her çocuk gibi kıyıda durup seyretmek yanlısı değil ki, doğdrudan gölde birlikte yüzmek isteyen cinsten.

Alttaki yazıyı görünce, doğduğumuzdan bu yana çimlere basmayın çimlere basmayın uyarısı ile yaşamış bir ülkenin evlatları olarak, doya doya bastık çimlere. Termostan çayımızı çıkarıp içtik, böreklerimizi yedik.
Not: Bu yazı tabiki de pazar akşamı yazıldı. Siz bakmayın pazartesi yazılmış rolü yaptığına heheheheheheheheh( bu heheheheh, M. Hanım sadece sizin içindi)

düzenleme*1. Pastayı yarına kadar beklemeden yaptım bile. Naziş hemen iki dilim yedi.

Gamse sinemadan geldi. Kıskanmak adlı filme gitti. Daha kötülerini görmüştüm dedi:)))


06 Kasım 2009 Cuma

Bu gün miskin bir günümdeyim, nasıl verimsizim, nasıl uyuşuğum. Biraz önce Gamsegamse aradı Capitol'de buluşalım dedi, ııııh dedim. Dünden yorgunum. Kolay mı? memleket kolilerini açıp yerleştirmek. Her eve gelen -- Dedeeee ne getirdin asy bakalım diye zıp zıpladı, Zuz içeri girerken mis gibi bir şey kokuyor dedi. Kimi pidemi ısıt, kimi - benim payımı hazırladın mı der, diğeri başka ne var başka ne var der. Benim anam ağladı akşama kadar her şeyi yerleştirene kadar. Sonrasında da baktım ev almış başını gitmiş, kolileri balkona doldurdum akşam çöpü için, evi de bir güzel kalayladım. Bu arada babam 20 kez - Laleee diye , çağırıp bişe sordu. Akşam yemeği için memleket havası hazırladım. Geri kalan toplandı dedesinin, başına - O da gerine gerine anlatmakta, etleri almak için taaa dumankaya yaylasına gittik arkadaşlarla, cevizli baharlar o gün hazırlandı. Kuşburnular ev yapımı . Bense hadi masayaaaa - Aşk-ı Memnu başlayacak şimdii. İşte böyle yedik içtik. Zuz da payına düşenleri aldı evine gitti. Bu gün de Tüyap da , inşallah benimde payıma bir şey düşer heheheh. Belki pazar günü gidicem ben de.

Bu gün o yüzden yorgunum. Kızlar cuma günleri erken çıkıyorlar, birazdan dökülürler. Onlar gelsinler, ben salona kurulup, tv izleyip atkı örücem. Mademki domestik takıldık iki gündür tam olsunn.

Ben tüm hafta sonu doluyum, yarın çok özel ve çok güzel bir yerdeyim, pazar günü ise Beyoğlu ekibimle Beyoğlunda yemek yiyeceğiz.

Hadi gittim ben , güzel bir hafta sonu olsun. İstanbullular için söylüyorum. Hafta sonunda hava güzel olacakmış.

05 Kasım 2009 Perşembe

çamdan kavaktan sabahtan

Bu günkü çayım, yeni keşfim olan, üzüm çekirdekli , mürdüm eriği çayı ya da, mürdüm erikli üzüm çekirdeği çayı. Fonda çalan şarkı, Peren'den geldi. Brian Eno 'dan by this river. Brian Eno'yu filmmania lar oğul odasından hatırlarlar.

Dün akşam Cancan gittikten sonra Gamsegamse ile dışarıya çıktık.Yağmur yağıyordu, şemsiyelerimizi açtık, yürürken Gamse -bak bu köpek sabah da yanıma yaklaştı dedi. Bir kadın, korkma demiş, bu önceden ev köpeğiydi. İçim cızzz etti. Yani hayvanları süs olarak görenlere uyuz oluyorum. Sıkıldığında çocuğunu atıyormusun dışarıya mesela. Koşa koşa markete girdik. Sosis, kağıt tabak falan aldık. Çıktık köpeği aradık. Yok nereye gitti derken , bir baktım bir apt kapısında oturmuş bana bakıyor. hemen anladı geldi. Tabakla koyduk önüne , ben zırladımm.

Sabah babam geldi. Sevdiğimiz , özlediğimiz ne varsa birlikte. Gamse ve Naziş'in pideleri, Zuz'un cevizli baharları. Benim üçgen kesilmiş , mantılık makarnalarım.Akşama doğru okuldan çıkan , pideleri fırına koy diye arar.

Bu gün çok işim var, koridor , açılacak kolilerle dolu. Ama yarın ve cumartesi için çok güzel planlarım var.


Artık gerçek çay içme vakti. Şöyle güzel demlenmiş bir çaya ne dersiniz. Ben , bitki çaylarını severim, ev aktar gibidir. Ammaaa benim geleneksel çayımın yerini hiç bir şey tutmaz. Yeni tatlara açığımdır ama her şeye değil. Mesela Naziş, vasabili kuruyemişi çok sever, ben dörtnala kaçarım. Sakızlı türk kahvesi güzel ama kahveyi kahve olarak içeceksem tercih etmem. Ev de çikolatalı türk kahvesi var, henüz açmadım ama çikolata ve kahve birbirine yakışır , güzel olabileceğini düşünüyorum. Yeni tatlar dedim de, geçen yıl yazmıştım hatırlayanlar vardır. Bir arkadaşımda , mor lahana, kuru üzüm, cevizden oluşan bir salata yemiştim, isim bulamadım salata dedim işte. Çok beğendim, akşam gelince yapıp, masaya koydum, onu gerçekten, limonlu , yağlı , tuzlu bir salata sanan kocam, ağzına koyup da, ağzım da ne var , ağzımda ne var demesini, yüzünün şeklini unutamıyorum hala.

E hadi çay demiştik.

düzenleme-1- Bu umca bitkisel damla arayanlar günde iki üç kez neden benim sayfama düşüyor , anlamadım. Böyle bir etiketim olmadığı gibi, zambak reçelinden söz ettiğim yazıda , damla ve bitkisel sözcüğü bile geçmiyor. Ben memnunum, bi şikayetim yok da merak sadece merak.. Du bi ben de yazayım umca bitkisel damla , hatta etiket vereyim, hatta hakkında bilgi yazayım . Üç dk sonra...

3 dk ya bile gerek kalmadan:))

Afrika Sardunyasından elde edilen , bir bitkisel damla.
ENDİKASYONLARI:
Akut ve kronik enfeksiyonlar, özellikle de solunum yolları enfeksiyonları ve kulak-burun-boğaz enfeksiyonları (örneğin bronşit, sinüzit, anjin, rinofarenjit gibi) kullanılıyor.

olayı da çözdüm bizim fırça yani yıldızlı olanı, namı diğer ebrucuk, yorum kısmında bana tavsiye etmiş:))))


Aha da resmini de koydum. Bi de etiketliim ben onu .

04 Kasım 2009 Çarşamba

YAGMUR SENFONİSİ YA DA YAĞMUR GÜZELLEMESİ

Cancan geldiğinde uyuyordu, yatırdım yanına uzandım, beraber beraber uyuduk...yağmur yağıyordu.

Uyandı , yemek yedik beraber beraber ...yağmur yağıyordu.

Kitap okuduk , kitaptaki köpeğin mamasını bana ikram etti. Ham ham etik beraber beraber...yağmur yağıyordu.

Hastaydı cancanım, çok azamadık, koşamadık koridorda...yağmur yağıyordu.

hep yağdı hep yağdı, her anımıza eşlik etti, tıp tıp camlara vurup kendini hatırlattı milyon kez , ben de ben de dedi Cancan'a ben de seviyorum seni.