Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

30 Haziran 2009 Salı

Bize biraz müsade, mezuniyet baloları var, kep törenleri var, tatile gidecekler var.Bunların getirdiği dağınıklıklar var:)

İstanbullular için iyi bir haber verip öyle gideyim. Yarın poyraz esecek, hava yine 30-32 derece dolaylarında olacak ama nemi hissetmeyeceğiz.

Hadi kendinize canınız nasıl isterse öyle bakın.

28 Haziran 2009 Pazar

CUMARTESİ AMA NE KADAR GÜZEL BİR CUMARTESİ


Dünkü yazımda dediğiim palnı gerçekleştirmek üzere sabah 9.15 gibi evden çıktım. Ece ile Buluşma noktamız Beşiktaş İskelesiydi. Gittiğimde henüz vapuru gelmemişti. Ben biraz iki iskele arasında gidip geldim. Çünküüüü iskelede Üsküdar vapuru varsa , Kadıköy vapuru 100 metre ilerideki iskeleye yanaşıyor. Neyse Ecemm geldi. Bundan sonraki istikametimiz O'na emanetti. Bir zamanlar O'nın hüküm sürdüğü bir semte gidiyorduk çünkü. Oraya götürmek Ece'den evi göstermek benden di:)))

Gititğimizde kutuptilkisi gelmişti ve bizi yukarda gördüğünüz masa bekliyordu. Nalan çok şık bir masa hazırlamıştı.Ama soluklanmak için bi oturduk ve şahane bir ev yapımı taze naneli buuuz gibi bir limonata ile giriş yaptık. Börekler , poğaçalar, menemenn ise kahvaltının ana unsuruydu. Valla hem sohbet , muhabbet hem lezett , masada yok yoktu anlayacağınız. Nlan bu arada bizi sık sık uyardı çok doymayın çok doymayın geride başka şeyler de var diye. Biz de kavun karpuz molası verdik hehehehe. Sonra Türk kahvesi molası.


Sonra kolruklara yayılmaca kısmında kutuptilkisinin harika vişneli keki dondurma eşliğinde geldi. O yeterince ıslak olmadığını söylediyse de biz bayıldık. Hatta Nalan eve de gönderdi kızlar ve kocam da bayıldı. Yediğimiz içtiğimiz bir yana çok güzel bir gün oldu.


Masada Nalan yok çünkü O bize çay yetiştirmekle meşgul:))

Akşam eve dönerken Ece'ye gel bi de Alkım yapalım dedim. Amacım geçen gün Kadıköy Alkım^da kızıp bıraktığım kitapları almak heheh. Girdik Ece de benimle aynı kitapları alınca iyi oldu, aklım bi de O'nun kitaplarında kalmadı.

Hayat bir Kumsaldır, 2009 un en iyi yaz kitabı seçilmiş. Hiç duymadığım bir tanımlama. Sanırım hafif ve eğlenceli, al mayonu git denize, kurul şezlonga bu kitabı oku demek. O yüzden bu kitabı Ordu kitapları arasına koyuyorum. Konusu da sanki Zuz la beni anlatıyor:))))



İlk kitap Hayat Bir Kumsaldır.Hayat bir Kumsaldır, 2009 un en iyi yaz kitabı seçilmiş. Hiç duymadığım bir tanımlama. Sanırım hafif ve eğlenceli, al mayonu git denize, kurul şezlonga bu kitabı oku demek. O yüzden bu kitabı Ordu kitapları arasına koyuyorum. Konusu da sanki Zuz la beni anlatıyor:))))

Bu kitap kedi köpek gibi çekişen; ama günde en az iki kez birbirini aramadan duramayan iki yetişkin kız kardeşin kahkahalarla güleceğiniz öyküsüdür. Sıcaklığıyla, esprileriyle ve yaşamın her aşamasında insanı ileri götürecek gerçek derslerle okuyanın yüreğini ısıtır.( tanıtım yazısından)


Diğer kitap Fürüzan^dan. Ben Fürüzan'ı parasız yatılı ile tanıdım. Ortaokul son sınıfta falan olmalıydım. Eniştem'in armağanıydı. Sonra tüm kitaplarını okudum. Yapı Kredi kitaplarını yeniden yayınlayınca çok hoşuma gitti. Bu kitapta seçki Öyküler var. Kitabı açınca çok sevindim, çünkü en sevdiğim öyküsü en baştaydı.


Füruzan öykülerinin bu denli sevilmesinin, kitaplarının yayımlandıkları tarihlerden bugünlere kadar pek çok baskı yapmasının nedenlerinden biri de sahicilik duygusunu çok güçlü bir biçimde yaratabilme başarısıdır. Sinemasal anlatım kullandığı çokça söylenmiştir, ama burada söz konusu olan, yalnızca onun gibi has edebiyatçıların gerçekleştirebildiği edebiyata özgü görselliktir. Sayısız ayrıntıyla örer öykülerini. Her ayrıntı işlevseldir: Renkler, ışıklar, kokular, sesler, biçimler... Öykü kişilerinden her birinin kendine özgü dili, kullandığı sözcükler, o sözcükleri kullanış biçimleri, susuşları, duruşları... Bu seçki, onun dünyasına açılan kapıyı aralıyor.(tanıtım yazısından)

Dünün tadı damağımda kaldı , tiz zamanda tekrarlanması dileğiyle.

27 Haziran 2009 Cumartesi

e hadi çıktım ben

Siz bu satırları okurken , ben çoktan yollara düştüm bile. Sabah kahvaltısına davetliyim. Ececimle buluşucaz az sonra: Nalan'a gideceğiz. Kutup Tilkisi' de gelecek. Artık mönüde ne olduğu sizin tahminlerinize kalmış:))). Benim bildiğim Kadıköyden alınma simitler olduğu bir de benim reçeller heheheheh. Yani bu gün Etiler civarındayız.

Çıkmalıyım şimdi, yol uzun, ama keyifli olacak. Artık biz Ece ile bıdı bıdı konuşa konuşa gideriz. Yoldan Nalan'ı arayıp böreği fırına koy deriz:)).

Bu yazı bu gün önemli bir toplantısı nedeniyle bize katılamayan zeya ya da İzmir yolcusu olduğu için katılamayan Ebru ya da ya da işi olduğu için gelemeyen Zuz'u kıskandırmak falan için asla yazılmamıştır:))).

25 Haziran 2009 Perşembe

Bu gün yan gel Osman bi dönüm bostan vaziyetlerindeydik. Çünkü Can Bey konuğumuzdu. O nasıl konukluksa, o yokken mama sandalyesi salondaki masanın baş köşesinde durur. Bizim açık renkli salonda, çerçevelerin rengine bile dikkat ettiğimiz salonda cart mavi bir mama sandalyesi. Gözle görülen her yerde resmi. Mutfakta tabağı çanağı, yatak odasında havanın ısısına göre örtülecek battaniyeleri. Bu gün de merserize bir battaniye katıldı koleksiyona. Var mı? böyle bir konuk olma durumu)). Gamse'nin sınavları dolayısıyla kaç gündür gelememişti. Bu gün gelince şerefine dağıttık evi, canına okuduk. Akşam da Zuz ve Berfu biz açız, çayı koy , lahmacun yaptırıp geliyoruz dediler. Kuruldu masaya bizle, biz yerken o da elindeki ekmekle kah masanın altını doldurdu kah örtüyü çekiştirip masada ufak çapta depremler yarattı. Arada bağırdık çayları tuutuuuun diye.

Aslında bu akşam yazı yazmak değildi niyetim , ama çocukluğumun gençliğimin bir parçası daha gitmiş. Saçlarımı onun gibi yapmaya çalıştığım Farah Fawcet ölmüş. Okuyunca burkuldu yüreğim. Fındıkzade de ki evimiz geldi aklıma. Tek kanallı , siyah beyaz televizyonlar devri. Kızılelma caddesi yılları.Her çıkanın arkasından el sallayan annem. Bu alışkanlık bana da geçti şimdi, ben de her gidenin arkasından balkona çıkıp el sallıyorum. Bazen unutuyorum, kızlar köşeyi dönene kadar kafaları arkada gidiyorlarmış. Yenikapı, Kumkapı Sahilleri. Yaseminler , Nerminler, Denizler, Semahatlar. Sezen Aksu'nun Minik Serçe Yılları. Taşlık Gazinosu. Tarabya'da ki Kasis, Palet Restoranlar. Bakırköydeki, Ömür yoğurtlarına ait Ömür Restoran vay be. Ne çok gidiyor hayatımızdan farketmeden.

Yeter artık gece gece bu kadar. Hepinize iyi geceler olsun, kandiliniz kutlu olsun.

düzenleme:1
Michael Jackson'da ölmüş , balkahve'nin yorumunda görünce gittim gazetelere baktım. Flaş haber olarak girmişler hep.Dansıyla ,şarkılarıyla bir dönemi sallamıştı o da O da, tabi bir de çocuk tacizi iddialarıyla.

düzenleme 2:Sabah sabah gezinirken rastladım , en iyi bayan blogcular arasında gösterilmişim taaaa mayıs 2008 de hem de. Ay insan bi haber verir dimi. hehehehhe, sabah sabah iyi bir jest oldu. İşte burada

24 Haziran 2009 Çarşamba

sıcaktan geldim yorgunum hancı

Dışarda cehennemi bir sıcak var, ama neyseki arada esen bir rüzgar da var.
Biz bu sabah hadi Ebru gitmeden bir görüşelim sonra tatillerimiz falan araya girecek dedik veee yine bir sabah buluşması yaptık.Nalan , Zeya, Ebru ve teyzesi, siz teyze dediğime bakmayın gencecik alımlı bir hanım. Ve tam bizim kafa dengimiz. Umarım O da bizden hoşlanmıştır. Biz zaten artık blog arkadaşlığını aştık çoktan bir ailenin üyeleri gibi olduk.

Bu seferki yerimiz Kadıköy Alkım içindeki Kahve Dünyası idi. Sabah kahvelerimizi içtik, sandvichlerimizi yedik, çok güzel sohbetler ettik , bi dünya kitap aldık. Gerçi ben küçük çapta bir tartışma yarattım ama kasada olsun. Her zaman orayı zeya karıştıracak değil ya hehehehe. Her zaman yaptığım alışverişi kasadaki kadın , hayır böyle bir uygulama yok diye beni kışkırttıkça kışkırttı. Sonuçta çok istediğim iki kitabı alıp geri kalanını bıraktım. Kızgınlıkla hepsini bırakacaktım ama , kıyamadım . Güzel bir sabahı böyle bitirmek istemedim. Dönüşte Seyhan Müziğe girdim dolaştım, oradanda bir kaç bir şey aldım, sonra geri bıraktım. Yok bunun sonu, önce elindekileri tüket ededim.

Benim aldığım kitaplar Katre-i Matem - İskender Pala ve Anneler Mafyası- Kerstin Gier




Eve geldiğimde dolaptaki karpuza saldırdım. Biraz da dinlendim, şimdi ver elini iş dünyası :(((, Artık ev kadını Lale, Anne Lale kimliğime bürünme vakti:))


NOT, Bir de teşekkürüm var. Can Bey ve Annesi'ne . Doğum günüm için çok zarif bir kart göndermiş. Sayfasında teşekkür edemedim, yazdığım yorum defalarca uğraştığım halde gitmedi. Anlayamadığım bir nedenden dolayı yorum ayarı, yarım sayfa olarak işaretlenmiş sayfalara adsız bile yazssam yorum yazamıyorum. Kendisine buradan çok teşekkür ediyorum. İnsanın hiç tanımadığı biri tarafından , doğum gününün kutlanması, kart seçilmesi, yazılması, güzel dileklerde bulunulması bence büyük ayrıcalık. Can Bey ve Annesine yani Denizanasına , bana yaşattığı bu ayrıcalık için ayrıca teşekkürler.Hyatta hiç bir şey tesadüf değilir derim her zaman. Sevgili Denizanası , gönderdiğiniz kartın yağlıboya tabosu var evimiz de.

23 Haziran 2009 Salı

aaa herkes ev de

Sabah uyanınca herkesi ev de görünce ne oluyoruz leyn, yoksa bu gün cumartesi mi,??, Pazar mı?? yoksa ben uyurken darbe mi? oldu dedim. Meğer herkes kendine kafadan tatil yazmış. Nazlı, bu günkü seminere gitmemiş. Koca, kendine tatil uydurmuş. , Gamse'nin de sınavı yokmuş. Allaha şükür yarın son sınava giriyor. Çift anadal yaptı ama biz de ortamızdan yarılıp çift olduk . Bu gün ailece ev de olunca bana da hep günlerden pazarmış duygusu yaşamak düştü :)))

Baktım kimsenin kalkmaya niyeti yok, ben de aynen ev de yalnız olduğum günlerde olduğu gibi yeşil çayımı demledim, demliğim ve fincanımla salona gidip, ''Puslu Kıtalar Atlası''na başladım. Hemen girişte sardı kitap beni. Elli sayfa falan okudum, sonra it yesin bu ciğeri dedim, gidip azcık hamur mayaladım. Hamur mayalanırken , kıymalı soğanlı bir iç hazırladım. Hava sıcak olduğu için ve deee ,Görümcemin hediyesi hamur mayalama kabında mayaladığım için şıpın işi mayalandı hamur. Fırını ısınmaya ayarladım, o ısına dursun, ben de pideler yaptım , altı tane kocaman pidem oldu. Onlar pişerken de , çayımız demlendi, en bergamutlusundan, kahvaltımız hazırlandı ve süperim süperrr naraları eşliğinde kahvaltı çanını çaldım. Saat tam 11 de. Yumuldular tabiki. Kahvaltı böyle oldu ama , hiç niyetlenmeyin başka sürprizlere , öğleden sonra acıkan karpuz , peynir yiyecek dedim ve işimi de sağlama alıp , kocama karpuzu doğarattırıp , dolaba attırdım.Kahvaltıyı toplarken dolapta iki üç gündür duran kaysıları gördüm. Onları alıp yıkadım, ikiye böldüm, üstüne göz kararı şekeri boca ettim. Bir kiloluk kavanozda amber renki , kaysı reçelim var şimdi:))

Gamse biraz önce ev çok hareketli, ben dışarda çalışacağım , gider kendime bir de kocaman naneli bir limonata söyler, ağaçlar altında ders çalışırım dedi. O öyle dedi ya ben de özendim, ay ben de gelip kitap okuyayım dedim, sonra senin dersini bölerim dedim gitmedim. Gittiği yerin adı portakallı mortakallı bir şeydi galiba hatırlayamadım şimdi:))). Bizim eve yakın, akasya ağaçları altında bir yer. İçeçek servisi ve sandviç servisi yapıyor. Sıcak ve soğuk sandvichlerinin hepsi de çok güzel.

Şimdilik bu kadar kitabıma dönmeliyim, yarınki programım kitapçıda da :)))

21 Haziran 2009 Pazar

Programsız yapılan programlarla geçti hafta sonu diyebilirim. Cuma akşamı hiç planda yokken bir Beyoğlu akşamı yaptık , çok güzel oldu.

Ertesi gün geç kalktık, ailece bol kalorili bir kahvaltı yaptık. Sonra dağıldık. Akşam tekrar toplandık ve koruya gittik. Geçen de kahvaltı yaptığımız yerde oturduk , donduk, neyse şal servisi varmış, getirdiler. Ama yine de o kadar üşüdük ki, eve dönmek zorunda kaldık.

Kiralık Adam'ı bitirdim. Bu konuda biraz karışığım diyelim. Karar veremedim. Zeya oku öyle konuşalım kitap hakkında demişti, o yüzden kitapla ilgili düşüncemi sonra yazayım. Ama bir yeşilçam melodramı gibi başlayan kitap çok değişik yönlere gitti, beklenmedik bir şekilde de bitti .Aslında Kırmızı Pelerinli Kentten sonra iyi geldi. Son zamanlarda okuduğum en sert kitaplardan biriydi. Şiddet , açlık, yalnızlık duygusu , duygusuda demeyelim yalnızlığın ta kendisi var dı Kırmız Pelerinli Kent de. O yüzden Kiralık Adam da biraz kafam hafifledi.

Pazar gününü evde geçiriyoruz. İyi ki koca bir tencere zeytinyağlı biber dolması yapmışım. Bizim ev de 7/24 yenilebilen bir yemektir. Karnı acıkan bi tane alır gider.

Şimdi akşam yemeğine değişik bir şeyler düşünmeli hatta düşüncemi uygulamaya koymalıyım.


TÜM BABALARIN , OLMAK İSTEYENLERİN, KENDİNİ BABA GİBİ GÖREN HERKESİN BABALAR GÜNÜ KUTLU OLSUN


NOT


28 Haziran’da Umut Çocukları Okulunda buluşuyoruz.


Biz ailece orada olmaya gayret edeceğiz. tüm ayrıntılar zeya da


düzenleme-- FOÇA YANIYOR ,BENİM DE İÇİM....

18 Haziran 2009 Perşembe

gece gece , günün raporu

Bu gün biliyorsunuz Büyükçekmece dolaylarındaydım. Güzel bir gün seçmişiz. Hava rüzgarlıydı, ılıktı.Sabah bi güzel kahvaltı yaptık, öyle çıktık yola. Gerçi Büyükçekmeceye vardığımızda ben açlıktan ölüyorum sandım. Midemde bir garip ezilme anlayın gerisini. Kahvaltı ettik ama kocam evden çıkmak bilmediki, yok balkonda sigara keyfi yok kahve keyfi derken saat onbiri geçiyordu evden çıkarken.E ,oraya vardığımızda da trafik mrafik saat iki olmuştu.

Neyse Kocamın işinin olduğu binaya girdik önce. Daha öncede gittiğimiz için tanıyorum aradaki zevatı. Yanlarında sıkıldım bir süre sonra ben dışarı çıkayım biraz dedim. Bina içinde gezinmeye başladım. Asansörlerin önünden geçiyordum ,birileri seslendi, bayan bayan yukarı çıkacakmısınız diye,-yoooo dedim. Bir kaç kişi vardı içinde , yedi kişilermiş , sekiz kişi olmazlarsa , asansör çalışmıyormuş. Bana dedilerki, şimdi siz asansöre binin , algılasın sekiz kşi olduğumuzu sonra inersiniz. Bakın kapı kapanır mapanır, yukarı çıkmak zorunda kalırım , beni ararlar dedim.Yok yok dediler, heheh neyse bindim asansöre, biri diafona - sekiz kişi olduk, sekiz kişi olduk diye bağırdı. Bu olay tamı tamamına aynen böyle gelişiyor. Neyse asansör tam algıladı kapı kapanırken ben dışarı atladım, gittiler. Sonra kocam işini bitirdi geldi, anlattım. Tövbe tövbe , hiç yalnız bırakmaya gelmiyosun dedi.

İşimizi bitince Büyükçekmece Öğretmenevinde yemek yedik. Bina, biraz hışırcan ama manzarası deniz ve aqua park. Hem yemek yedik hem de aqua parkın dj yi tam karşımıza geliyordu , tempo tuta tuta , benim macerama güle güle yemeğimiz yedik.


Eve dönerken Gamsegamse aradı, eve geldiğini akşam için hazırladığım köftelerden yediğini, bu sebeple akşam yemeğinde köfte yemeyeceğini beyan etti. Biz de dümeni balık pazarına kırdık. Karadenizden gelme çok güzel mezgit vardı, aldık.Çok güzelde temizlediler ama ben yeniden bir güzel yıkadım tabi. Babamın usulunde yaptım. Bu sadece mezgite yakışan bir pişirme şekli, o yüzden başka balıklar için tavsiye etmem. Yıkanan , tuzlanan balıkları, önce bir güzel unladım, sonrada çırpılmış yumurtaya batırıp kızarttım. Yanına da bol limonlu roka ve domates salatası vardı. Tv de Aşk-ı Memnu seyrede seyrede yedik. İlk versiyonunu yani bunun Müjde Ar'lısnı izleyen biri olarak, bu versiyonunu da beğendiğimi söyleyebilirim. Ailenin balık düşmanı Nazlı masaya bile gelmeden odasında köfte mönü yaptı kendine.

Şimdi kitabıma dönmeliyim. Kiralık Adam'a başladım. Ebrunun isteğine uyarak.

17 Haziran 2009 Çarşamba

Azcık bizim ev ve de son kitaplar

Aslında şu anda bu klavyenin başında değil de, yerden kağıt topluyor olamalıydım. Bu yer sokak değil, bildiğin bizim ev. Gamse'nin sınavları bir gün bitecek diye beklediğim bizim ev. Bu masa örtüsü sürekli yıkamaya gelen bir örtü değil, pilot kalemlerini, dışarda oraya buraya koyduğun çantanı üstüne koyma diye sızlanıp durduğum, şu anda bulaşıkların makineye atılması, lavaboların yıkanması, ve süpürülüp silinmesi gereken bir ev. Akşama yemek yapılması gereken bir ev aynı zamanda da.

Dün akşam Gülden'in teklifini kabul etseydim Beyoğlu'nda kahvemi içiyor olabilirdim şu anda. Ama ta cumartesiye salladım. Çünkü ev şefkat bekliyor benden.

İki tane Aslı Erdoğan'ı üst üste okumak yordu beni. Kafama donk donk vurdu. Bu kadar yalnızlık bağıran hikayeler gerdi beni. Şimdi üstüne hafif eğlenceli bir şey okumam gerek. Geçen gün kocam gel sana kitap ısmarlayayım dedi , yok elimde var bi sürü dedim. Ama yalancıktan tabi, ayak yaptım. O da yemedi zaten bu ayakları. Gel hadi gel dedi, senmisin öyle diyen ben de daldım içeri. Dört kitap aldım. Yazgülü Aldoğan^dan, Kiralık Adam, dikkat edin bu kitap Türkiye de bir sektörün oluşmasına fikir verebilir. İhsan Oktay Anar'dan Puslu Kıtalar Atlası, Seyit Göktepe'den Defter ve Çikolata. Hulki Aktunç , yazarın öykücülüğü için endemik demiş. Biliyorsunuz endemik, yöreye özgü, dünyanın başka hiç bir tarafında bulunmayan canlı demek. Sırf bu yüzden aldım,çok merak ettim. Sonra da Bekarlar'ı aldım, yazarı Henry de Montherland. Bir de benim Ruhdağı'nda okuyup merak ettiğim, defalarca arayıpta kendi kitapçımda bulamadığım Kirpinin Zerafeti var. Yazarı Muriel Barbery. Bu kitabı Gamse'den tüyo alarak Meral getirdi doğum günümde.Okunmak için bekleyen kitaplar rafına beş kitap daha katıldı böylece.


Naziş yıl sonu etkinliklerini bitirdi, karnelerini dağıttı . Şimdi 26 Hazirana kadar sürecek seminerlerde. Ay sonunda hemen Bodrum'a kaçacak. Zuz'u tatil kesmedi Bozcaada planlarında. Bizde hal ve gidişat böyle böyle.

Şimdi bir Ordu kahvesi ile kendime gelip işe atılayım. Yarın karı-koca , Büyükçekmece'ye gideceğiz. Yani cumaya kadar beklemeyin beni:)))


düzenleme-1: Saat üç buçuk gibi Gamse, - Anne hadi ben derse ara vereyim, biraz dışarı çıkalım, dışarda bir şeyler yiyeylim dedi. Yani duramadık yine ev de . Hava da hafif bir rüzgar var, efil efil . Bilmiyorum her yeri böylemi İstanbulun. Yoksa biz biraz Boğazın, biraz Çamlıca'nın mı ferahlığını mı? yaşıyoruz. Yemeğimizi yedik, biraz mağaza dolaşıp geldik.

16 Haziran 2009 Salı

Fethi Paşa Korusuna bloglama dalış:))) ve Ordu'dan gelen kahve keyfi











Gün hakkında ne desem az, nasıl güzel başladı ve devam etti, resimler anlatıyor her şeyi. Günün en sevindirici özelliği Ece de katıldı bize arkadaşı Serpil'le. Evet biz blog ahalisi Zeya, Nalan, Ebru ve Ece ve de fasulyeden blogcu Zuz, blog camiasının yakından tanıdığı Cancan, Cancan dan torpilli Berfu ve Marmaristen gelip bize katılan Serpil Hanım ile şahanemi şahane bir kahvaltı yaptık. Benim meşhur korum da.Çam Ağaçları ve eşşsiz Boğaz manzarası karşısında yedik içtik güldük konuştuk. Pek keyifliydi pek.

Kahvaltı sırasında tüm terası işgal ettik , bizi gören başka yerlere gitti :)). Sabahın dokuzbuçuğunda başlayan kahvaltı öğlen yarımda sona erdi. Zuz işe gitmekten vaz geçti, Ben Cancanla oynayacağım sen işe git dedi Berfu'ya.
Hadi bir kahve içelim biz de de öyle git dedim ben de . Eve geldik Apartman girişinde koca bir zarf karşıladı bizi. Ordu'lu blogcu arkadaşım Nazpek hem doğum günümü kutlayan zarif bir kart yazmış, hem de eşşiz Ordu manzarası resmi göndermiş. Ama ne yalan söyleyeyim en hoşuma gideni de Ordu Kahvesi oldu. Zaten O da özlemişsinizdir Ordu Kahvesini , yazmış. Ordu da kahve ağaçları falan yok tabi. Ama tarihi bir kahvecimiz var ,çarşı içinde. Gidersin kahveni orada çektirir, alırsın. İçimi bildiğimiz kahvelerden biraz daha yumşaktır.Bunun sanıyorum kahvenin çıkış yeri ile ve kavrulma şekliyle ilgisi var. Ama her Ordu'dan misafir geldiğinde bu aaa bu kahve ne kadar acı muhabbetini yaşarız. Eve, kahve içmeye gelip de kapıda bizi bu sürprizin karşılaması muhteşem oldu. Kaymaklı ekmek kadayifi oldu. SAna canı gönülden teşekkürlerimizi gönderiyoruz Sevgili Nazpek. Temmuzda balkonunda ki kahve hakkımı saklı tutarak:)).


Eve geldik kahveleri içtik, çilek reçeli yaptık , sonra çayımızı demledik, akşamdam buzluğa yapıp, attığım mozaik pastayı da çıkardık. E daha ne olsun her gün böyle olsun.

15 Haziran 2009 Pazartesi

Anadolu Hisarında pazar günü


Anadolu Hisarı İstanbul'da en sevdiğim semtlerden biridir. Üstteki resimde eski halini görüyorsunuz. Alttaki resim ise yeni hali. Anadolu Hisarı biraz olsun korunmuş bir semt. Bozulma çok az.



Berfu yani Cancan'ın Annesi ile doğum günlerimiz bir gün arayla. Eşi pazar günü çalıştığı için onlarda kutlamalrını benimle aynı akşam yaptılar. Ben pazar günü yani dün kutlamak için arayınca hadi bir şeyler yapalım dedi. Bne de hemen hadi Anadolu Hisarı'na dedim. Önce acaba boğaz trafiği nasıldır falan dedik ama ilkinci köprü yolunu kullanınca bu problemi çözdük.

İstanbul için sıcak bir gündü ama orası uçuyordu. Hatta bakın bu resimde ben dalgaların sıçrattığı sudan kaçıyorum. Gamsegamse anında yakalamış.




Cancan artık büyüdü , salıncakta tek başına oturabiliyor. Hatta kalkmıyor:)))

Güneşi hiç sevmedi, güneşli yerlere gidince suratı böyle turşu sattı Can Bey'in.


Kocaları pazar günü çalışan kadınlar dayanışması.Hatta tekrar bir pasta merasimi bile yaptık.

Kısacası güzel bir gün oldu. Eve geldiğimiz de anladım ne kadar yorulduğumuzu. Erken yatarım dedim ama heyhattt saat dört olmuştu ben cöm cöm bakıyordum hala. Biraz okudum, salona gidip Türkmax de Oyun adlı bir program izledim. Dokuz köylü kadını tiyatroya merak sarıyorlar, ve bir oyun hazırlıyorlar. Belgeseldi, geçen yıl haberlerini de okumuştum ahtta gazetelerde. Sabah da hortladım erkenden yine. Kocamı işe gitti ben kendime yeşil çay ve tost yaptım. Maillerime baktım, Nalan'la sıkı bir mail tarafiği yaptık:)). Gazete okudum.
Bu gün de pazarımız . Durum vaziyetleri bundan ibaret. Hadi gittim ben, iyi bir hafta olsun hepimize

14 Haziran 2009 Pazar

video

Dün gece nasıl geçti derseniz bu video size nasıl geçtiğini açıklar sanırım. . yedik içtik ve çok güzel vakit geçirdik.

Hepinize , kart gönderen, telefon açan , sms gönderen, mail atan, yorum bırakan herkese ama herkese çok teşekkürler. Beni çok ama çok mutlu ettiniz . Sayfasında bana parti yapan ataletime de ayrı ca bin teşekkür.

Birazdan Anadolu Hisarına gideceğiz. Cancanla ayrı kutlama yapmak için. Çünkü annesiyle yani Berfu ile bir gün ara ile doğmuşuz. Kadere bakın ki Zuz da Cancanla bir gün ara ile doğum günü kutluyor.

12 Haziran 2009 Cuma

Siz bu satırları okurken ben çoktan dışarlarda olucam. Uzakta değilim Bağdat Caddesi dolaylarındayım

Doğum günü mesajı bırakanlara çok teşekkür ediyorum. Doğum günüm yarın. Şenlik ateşi yakmadan doğum günü kutlarmıyım hiç. Yarın akşam bilumum taife ile kutlayacağız .

İstanbulluların dikkatine , kocam bildiriyor ayilenizin meteorologu:))) bu gün ve yarın iki üç derece düşüyor sıcaklık.

Hadi gittim ben iyi bir hafta sonu dileklerimi de bıraktım.

10 Haziran 2009 Çarşamba

Uyumuşum, uyandığımda biri sepet dolusu rüya gördüğümü hatırladım. Oradan oraya koşturuyordum. Sanki gün içindeki yorgunluğum yetmezmiş gibi.

Sabah en son Gamse evden çıktınca - hadi Lale dedim durma , erken kalkan yol alır, erken evlenen döl alır. İkisini de yaptık evelallah. Bu gün temizlik günüydü. Dün Can vardı. Can olunca ertesi gün enkazın ortasında uyanıyorsunuz. Her tarafınız ağrıyor. Yerlerde yatıp yuvarlanmaktan. Yere yastık koyup yatıyorum, mal bulmuş mağribi gibi koştura koştura gelip üzerime atlıyor.Yüzümü, gözümü nere önüne gelirse öpmeyle karışık ısırıyor, ben kendimi sakındıkça yüzümü ortaya çıkarmak için saçlarımdan çekiyor. İkimiz de çığlık çığlığa bağırıyoruz.Dışardan sesimizi duyan olsa cinayet işleniyor sanır. Evinde canına okuyoruz bu arada. İşte; bu gün ev baştan aşağı temizlendi , paklandı, çamaşırlar yıkandı asıldı. Biber, kabak dolması da pişince. Doğru banyo ondan sonra da kitabımı aldım uzandım. Aslı Erdoğan'dan Kırmızı Pelerinli Kent'e başladım dün akşam. Biraz okuyunca uyku bastırdı , o kadar tatlıydı ki ama epi topu 45 dk uyumuşum.

Gözümüz aydın Mehmet Topuz Fenerbahçe ile anlaşma imzalamış. Bu konuyu size anlatmaya valla gücüm yetmez. İrgenç bir transfer hikayesi diyebilirim. Herkesin ne koparsam kardır diye üstüne atladığı yağız Anadolu futbolcusu. Kapanın elinde kalacaktı , ya da tarihe gömülecekti. Sonunda Fenerbahçe de kalmış. Bakalım spor programlarında ne konu bulup konuşacaklar. Bir haftadır kafamı şişirdiler. Maçlara yayın yasağı geldi ya bunlara da çenesi düşük kocakarılar gibi konuşmak kaldı. Hele Ahmet Çakar meydanı kimselere kaptırmıyor. Önce pehlivanlar gibi konunun etrafında dönüp dolaşıyor ta ki, rakiplerinde takat kalmıyor , voleyi vuruyor. Yanındakiler ancak Sayın Çakar, sayın Çakar , sayın çakar çakmaz çakan çakmak diye dursun atı alan Üsküdar'ı geçiyor.

Bir de bitti mi şu Türkçe Olimpiyatları , çocuklar çok şekerler de , yok Başbakanın yok Cumhurbaşkanının önüne çıkıp tekrar tekrar şarkı söylettirilmiyorlarmı gıcık oluyorum. Sanki Türkçe aşkına öğrendi bu şarkıları çocuklar. Gülen Okullarının bir promosyonu olduğunu Mısırdaki sağır sultan bile biliyo da. Bizim Zatı muhteremler haklarındaki dedikodular bu kadar ayyuka çıkmışken yinede buralarda boy göstermekten, duygu yoğunluğuna , duygu seline kapılmaktan kendilerini alamıyorlar.

Bu akşam biraz Avrupa Yakası takılıp yine kitabıma gömülücem e hadi gittim ben.


not: Bu gün Tibetdiyarından , doğum günümü kutlayan bir kart aldım. İçim öyle tuhaf oldu ki anlatamam. Ne şahane bir şey şu blog dedim yeniden yeniden. Teşekkürler kendisine buradan da, günümü aydınlattı, renk kattı. Doğum günümü şimdiden daha bir güzel kıldı.

9 Haziran 2009 Salı

Şimdi Ordu'da; teyzemlerin balkonun da olsam, denize, limana ve şehrin ışıklarına baksam. Eniştem sağlıklı olsa burası ,Tarabya dese, içeri seslense- Lale ile bana bi kave ama kave yapın dese.

Ben denize baksam bu gün çok güzeldi, çıkmak istemedim desem. Sanki hiç denizden çıkmak istermişim gibi, sahile çıkıp tekrar denize dalmazmışım gibi. Gülden yine ısrar etse, yarın akşam da burada kal dese, bunun için kavga etsek O'nla, İstanbul'da da beraberiz burada da mı? birlikte zaman geçireceğiz desem.

Dayım telefon açsa – sen, üç kağıtçının tekisin, neredesin dese, sonra Hakan arasa - nerdesin oraya geleyim, helva yapalım dese. Bir baksak sülale ben neredeysem oraya doluşmuş olsa. Ayşe, helva tarifini yeniden yazdırsa.


Yüksel arasa ,yarın ne tarafa denize gidelim dese, yine eşek kadar tostlar yapsa. Karısı bu kadar büyük yapıyorsun , öğle yemeğini mi? atlatmak istiyorsun bize, diye takılsa.

Sabahları Yengem kahvaltıya beş kilo patates kızartsa, Dayım siz adam yersiniz valla deyip, herkesten çok yese. Mehmet teyzemlere sadece gençler toplanıyoruz biz de bu akşam dese, teyzemler küsse, o da kıyamayıp tekrar onları tek tek toplasa, azıcık nazlansalar ama yine de süslenip püslenip gelseler.

Pazar günlerini sadece kardeşim(Metin) ve ailesiyle geçirsem, hep kendi kardeşimin tarafını tutsam hehehe. O nereye derse oraya gidelim desem. Arzu ile sabah kahvesi içsem. Burcu ile aynı yatakta sarılıp yatsam. Doğa hala gel seni muayane edeyim deyip ,dr takımlarıyla beni on saat muayene etse uykum gelse.

Şaziye Teyzem ile karşılıklı yataklarda yatıp gece yarılarına kadar sohbet etsek, iyi geceler iyi geceler deyip yeniden konuşmaya başlasak.

Bazı geceler hadi köydeki eve gidelim, orada yatalım bu gece desem, Dayım da hadi dese, palas pandıras köye gitsek.Yolda Evşen arabayı kullanmak istese, teyzemler hep birlikte duaya başlasa. Giderken de herkesi toplasak yine. Sabah taze süt kokusuyla uyansam, çıplak ayakla harmanda yürüsem. Annemi ziyaret etsem- Ah be Anne desem , ne idi bu acelen desem , Bak Gamze'de okulu bitiriyor, bu sene desem.

Sabahnur Teyzem, yine gelirken vitrinde gördüğü bluzu anlatsa, alsamıydım acaba dese, dönüşte alsa. Mecbure Teyzem ne lüzum var dese, ama O da alsa .

Emine Teyzem, Enişten Yağlı yaptırıyo dese, kahvaltıya gitsek, Eniştem evi yağlıyla doldurmuş olsa, Teyzem de geri kalannını elimize tutuştursa, biz de ikindi çayında onları tekrar ısıtıp yesek, ikinci ısıtmada yağlının daha bir güzel olduğunu savunsam ben yine( Yağlı, karadeniz pidesi, Ordu'da yağlı deniyor)

Ben yine A, B, C planları yapsam. A planı deniz, hava kaplıysa B planı köy, hava yağmurluysa C planı- ev ev gezme eşek oynama, okey oynama durmadan yeme içme , kahve içme fal bakma. Orada olmayanların durmak bilmeyen telefonları . Kısacası benim Ordum geldi arkadaşlar. Ama var daha .

Bu yazıda böyle bir yazı olsun, adı özlem olsun



not:Bu yazı Magissa için yeniden elden geçirildi , örneğin Teyzemlerim balkonda olsam cümlesi, teyzemlerin balkonunda olsama, laleyle bana bi kave yapın cümlesi , Lale ile bana bir kahve yapın olarak değiştirildi. Ama bak Magissa bu seferlik ha bundan sonra yine ko gitsin, koyver gitsin :))))

8 Haziran 2009 Pazartesi

Bu günden, bu akşamdan ve yeni kitabımdan

Bu akşam hiç bir şeye odaklanamıyorum. Kocam korolar çarpişıyoru izlememizi önerdi , bazen bayılır antiri fostik yarışmaları izlemeye. Gerçi bunu bende seviyorum. Hepsi de favorim çünkü hepsi pek bi güzeller. Bana izleyelim dedi şimdi de balkonda orda burda geziniyor. Kızların her biri başka bir yerde. Bu akşam dağınık takılıyoruz.

Ne sıcak bir gündü , sabah kahvaltıdan önce bir yürüyüş yapayım dedim, market alış verişi yapıp geri döndüm. Gamse 'de evdeydi. Gelirken simitte aldım uzun uzun kahvaltı ettik . Sonra O ders çalışmaya başladı ben evi toparlayıp biraz internette takıldım. Saat dört gibi pazara çıktık, ayağı yanık kedi gibi gezdik:))) . Semizotu aldım gelir gelmez pişirdim Can için. Annesinin tatsız tutsuz sebze çorbalarından sonra benim ekşi ekşi semiotuma bayılıyor:))). Onun için tuzssuz ve çok az yağlı pişiriyorum. Biz yerken tuz ilave ediyoruz. Gamsegamse2nin cuma günü üç sınavı olduğu için onun programını salıya aldık. Yani yarın bizim ev de Can sahne alacak. Artık yürüteciyle koridorda koşmayacak uçacak, bütün çekmeceler açıp kapanacak, buz dolabının kapağında ne kadar magnetle tutturulmuş tarif resim varsa aşağı inecek eve çöp eve dönecek. Ama biz buna bayılacak , ve garip anlaşılmaz bir zevk duyacağız.

Yeni Kitabım Çarşamba Mektupları. Zeyanın hediyesi. Çok sevdim ve hatta her çarşamba ben de kocama mektup yazayım dedim. Zaten her şeyi gelince , adam kapıdan içeri girer girmez dır dır anlatmaya başlıyorum da bir de üstüne mektup okumak adamın bünyesine nasıl gelir onu düşünemiyorum. Kitabı yarısına geldim bile, her mektubu sabırsızlıkla okuyorum.Kitabın en ilginç kılan şey. Arka kapağa yapışık bir zarf var, zarfın içinden bir mektup çıkıyor. Ben tabi dayanamadım mektubu hemen okudum




Bugün, yani evlendigimiz gün sana bir söz verdim ve bu gece de baska bir söz verecegim. Sana her hafta mektup yazacagim... Laurel, her zaman senin yaninda olacagim. Ne olursa olsun. Her durumda beraber olacagiz. Hiç sir olmayacak. Sürprizler olmayacak ve ben her zaman burada senin yaninda olacagim.
-Jack-

Birbirlerinin kollarinda öldüler. Fakat sirlari mektuplar onlarla birlikte ölmedi. Gerçek askta hiçbir sir gizli kalamaz.

Jack ve Laurel 39 yildir evlidir. iyi bir yasam sürmüsler ve mükemmel bir evlilik geçirmislerdir. Esine sarilmis bir sekilde ölen Jack son nefesini vermeden önce, son Çarsamba Mektubunu yazar.

Çarsamba Mektuplari bagislama üzerine güzel bir vurgu yapmaktadir ve bu kitabi okuduktan sonra kendi Çarsamba Mektuplari'nizi yazmaya baslayacaksiniz.

"Herkes için dokunakli ve muhtesem bir ask hikayesi. Buradan bir ders çikartip, arasaniz da aramasaniz da, askin gücünü içinizde hissedeceksiniz. Bagislamanin hayat veren gücünü ve ailenin gerçek anlamini çok iyi gösteriyor."
-Publisher Weekly-

"Bu mükemmel kitabi çok sevdim. Beni güldürdü, aglatti ve aileme, sevdiklerime farkli bir gözle bir kez daha bakmami sagladi. Bitirene kadar elimden birakamadim. Bu kitabi herkese tavsiye ediyorum. Bu kitabi okuduktan sonra elime kalem alip mektup yazma ihtiyaci duydum. Elbette gelecek çarsamba ben de esime bir mektup yazacagim."
-Keith Merrill, Akademi Ödüllü Yönetmen-

7 Haziran 2009 Pazar

AŞK; ÜSTÜNE DE ZEYTİNYAĞLI FASULYE

Aslında başlık yalnızca Aşk olacaktı ama önceki yazıdaki zeyadan çalıntı başlıktan sonra , şimdi de Ece den çalıntı bir başlıkla karşınızda olacaktım:)))))))



Sabah yatakta Aşk'ı bitirdim, güzeldi evet söylenenler doğruymuş gerçekten güzeldi, modern hayat ve Mevlana Şems hikayesi çok güzel birleştirilmişti. Kırk kural internette o kadar çok dolaşıyor ki, zaten herkes okumuştur ben kendi adıma her kuraldan kendime bir şeyler çıkardım.

Kitap bitince de akşam için zeytinyağlı fasulye pişirdim :))


Dün Gamsegamse saat üçe kadar ders çalıştı. Sonra görümceme çaya gittik. Görümcemin kızı Meral hem benim hem Gamse'nin kankası. Aynı zamanda meslektaşlar. O da öğretmen. Ama onunki sanatla ilgili, resim öğretmenidir. Giderken Meral'e hediye kitap götürdüm, kitaplığımın armağan kitaplar köşesinden Adalet Ağaoğlu'na ait Sessizliğin İlk Seslerini seçtim. Evet böyle bir köşem var kitaplığımda ama artık oradaki kitaplar tükendi yerine yenilerini koymam gerek.

Hava çok sıcaktı , neyseki aynı mahallede oturuyoruz görümcelerimle. yürürken tam onların sokağına dönecekken Gamse gel deniz gören sokaktan aşağı inelim dedi. Denize baka baka indik de ne olacak bu deniz sevdamız dedim içimden. Artık mayıs ayından itibaren denize girebileceğim bir yerde oturmak istediğime karar verdim heheheh her yaza girişte ben bu kararı veririm.


Bu gün evdeyim anladığınız üzre. Gamse Caddebostan sahilinde piknikte, Kocam işte pazar pazar, Naziş sabah erkenden yıl sonu gösterisi için gitti biraz önce haşat biçimde geldi. Cuma günü de karne veriyor sonra ay sonunda ver elini Bodrum. Ben kararlıyım bu yıl kesinlikle tatilimin tümünü Ordu^da geçireceğim. Gamse 10 günlüğüne ben de gelirim dedi. Kocam da aynı fikirde . Tamamdır 10 gün kalıp dönsünler ben kendi kabilemle takılırım biraz , ayile saadeti durumunda takılmalar da bi yere kadar dimi yani=))

Hadi gittim ben önce çamaşır asacağım sonta biraz tv ve Zeyanın armağanı Çarşamba Mektuplarına başlanacak.

5 Haziran 2009 Cuma

FELİCİTA:))

Başlık çalıntı zeya'dan)))). Çünkü ben de sabah O'nunla aynı duygular içinde uyandım. Dün akşam hiç ummadık bir anda keyifli bir gece geçirdik. Ben Zuz'daydım. Ebru namı diğer yıldızlı fırça ile Zeya da Caddede buluşmuşlar. Zuz'u aradılar, bir Cadde sakini olarak. Biz de hadi gelin hadi gelin deyince gece birden seyrini değiştirdi, ev de ne nevale varsa çıkardık ve süper bir gece geçirdik.

Gecenin sonunda her zamanki gibi Zeya ve ben önce Ebru'yu eve bıraktık. Bu kez kaybolmadan yolumuzu bulduk:))). Medeniyet medeniyet diye bağırmadan direk medeniyete daldık bu sefer, meğer biz sola dönmemiz gerekirken dümdüz gidip şantiyelerin içine dalış yapıyomuşuz. Ben kapıdan girerken saat ikiye yirmi vardı, hemen cupladım yatağa.

Bu günü ev de bir o yana bir buyana devrile devrile, tv izleyerek, kitap okuyarak geçirmek istiyorum. Kırmızı Pelerinli Kent'e başlayacakken, Aşk'ı okumaya başladım. Çünkü okuyan herkes çok beğendiğini söylüyor daha fazla bekletemedim. Ama o beni bekleyen kitaplar yok mu? onlar hazinem benim.

3 Haziran 2009 Çarşamba

Tenhalarda buluşalım :)))

Ne oldu ayol, blog sapır sapır döküldü. Kırlaramı açıldık, yaylalara mı? çıktık. Biz aynıyız. Naziş son turları atıyor okulda, yıl sonu etkinlikleri hazırlıyor, hep sahnede olacağı için ))) kendine kıyafet ayarlıyor. Gamsegamse hala ödev sunum, yıllık çekimleri peşinde. Neyseki stajı bitti. İzleyen hocası hem çekim yapmış, hem de hayatımda izlediğim en iyi 10 staj dan biri demiş. Biz de ev de videosunu izledik ve iyi not verdik:)). Allah dualarımı kabul ediyor. Nazlıya bir delik olsada seni sınıfta izlesem demiştim. Kanal Türk ve Show TV sınıfında çekim yapmıştı, değil ben sülalace izlemiştik. Hele Kanal Türk'ünkü bir çocuk programıydı ve aylarca her sabah saat 9 da Nazlı'nın sınıfından yayın yapıyordu. Ben ev de baba iş de kızımızı izledik . Neyse Gamse^yi de izledim ders anlatışını çocuklarla iletişimini birebir kendi gözlerimle gördüm,

Zuz tatilden kara marsık olarak döndü. Tatili çok iyi geçmiş. Kuşadası ve Bodrum dolaylarındaydı. Can Bey de yurt semalarına döndü, dün bizdeydi. O bizi biz O'nu çok özlemişiz. Yaladık yuttuk birbirimizi, doyamadık yarın da geliyor. Zaten perşembe O^nun günü de, dün özlemden extra yaptık. Sevgiden mi?dir nedir bilemedik bana bir sarıldı kulağımı kaptı ısırdı:)).

Bu gün arkadaşlarla buluştuk iki tur okey oynadık, ayıptır söylemesi ikiye katlayıp dörtle çarptım onları:)). Ya bi adamın her el elinde okey olurmu bazen iki okey birden . Kumarda kazanan aşkta kaybeder lafına inanmayın siz, artık devir değişti kazanan her yerde kazanıyor heheheheheheh.

Akşam yemeğine kabak kemane yaptım( benim uydurduğum isim biliyosunuz). Giderken pişirip bırakmıştım. Nazlı bu gün koşturmacadan doğru dürüst yemek yiyememiş okulda gelince bir tabak yemiş hemen. Ben gelince de giyindi uçtu gitti bile dışarıya.

Aldığım kitaplardan Mucizevi Mandarini bitirdim. Okudukça İstanbul'u özledim ne garip değilmi??. Bir de,'' aşka bir göz fazladır''sözü kaldı yadigar. Sonuç'da Aslı Erdoğan'ın okuduğum ilk kitabıydı , yazı dilini sevdim. Yani evet bir Aslı Erdoğan okuyucusu olabilirim. Sırada Kırmızı Pelerinli Kent var. Bu akşam başlayacağım.

Hadi bakalım artık akşam oldu evli evine köylü köyüne

1 Haziran 2009 Pazartesi

Hafta sonu raporu:)))))

Hafta sonunu tarif et deseler, eğlenceli, doyurucu ve yorucuydu derim:).
Cumartesi önce ev halkı ile geç ve uzun bir kahvaltı yaptıktan sonra hadi çıkalım , şimdi çıkalım derken ancak saat ikiye doğru çıkabildik.İstikamet Beşiktaş.




Beşiktaş'a veya Kadıköy'e gidince uğramadan edemediğimiz yer tabiki Alkım Kitabevi. Ben buraya girince saldırganlaşıyorun, bir oraya bir buraya gidiyorum, her kitabı elime alıyorum. Sonuç da Gamse ile dört kitapta karar kıldık ve aldık. İlki Elif Şafak'dan ''Aşk''. Bu kitap hakkında çok yazıldı , çok söylendi. Ben de böyle popüler kitapları okumak için ortalığın biraz durulmasını beklerim. İki kitapda Aslı Erdoğan'dan aldık. ''Mucizevi Mandarin'' ve ''Kırmızı Pelerinli Kent''. Erdogan’in dunya okurlarinca gelecege kalacak elli yazardan biri sayildiginı ve kitaplarının İngilizceden Norveçceye kadar bir çok dile çevrildiğini de dip not olarak düşelim. Dördüncü kitapta ''Telefonda Anlatılan Masalar'' yazarı Gianni Rodari. İçinde 70 kısa öykü var. Çok seyehat eden baba, her akşam kızına bir masal anlatmaya söz veriyor, cep telefonunun olmadığı zamanlarda geçiyor bu olay.

Kitapçıda hemen hemen bir saat falan kalmışız, acıkmışız da bu arada. Karnımız doyursak teyzeme gidiyoruz, hadi Şampiyonda birer midye tavalı sandvich yiyeylim dedik. Hem yedik hem kitaplarımızı inceledik. Teyzeme gittiğimiz de tüm kuzen tayfası toplanmıştı. Acaip gürültülü bir gündü. Hatta Gamse eve dönmeye falan kalktı, Oya da bize gel dedi ama ertesi günkü sınav yüzünden kaldı mecburan bizimle:))). Bu gürültü patırtı ve yeme içme faslı gece 11 e kadar sürdü. Bir ara Beyoğlu faslı yaptık geri döndük. Gece yarısı Kuzen Gülden'e geçtik. Karar verdim artık yatağım dışında yerlerde uyuyamıyorum. Uyur uyanık bir gece geçirdim. Gamse Darüşşafaka'da ki sınavda gözetmen olduğu için erken kalktık. Taksim'e çıktık , o saatte insanlar eğlenceden yeni dönüyordu , Bambi de kahvaltı ettik birlikte . Sonra ben yine Gülden'e geri döndüm. Mucizevi Mandarin'i okudum biraz , yeniden uyumuşum. Öğlene kadar uyumuş kalmışız, o ara Gülden benim odama gelmiş, karşı yatağa yatmış haberim bile yok. Kalktık kahvaltı ettik, kahvemizi içtik. Eniştem'i ziyarete gittik. Ben Eniştem için enginar pişirdim, piştikten sonra püre yaptık. Biraz biraz konuşuyor , bir iki adım attırdık, koltuğa oturttuk.


Akşam eve dönerken Kabataş'a geldiğimde yer gök inliyordu, Beşiktaş2ın Şampiyonluk kutlamasının hazırlıkları vardı. Biliyosunuz bizim ev fifty fifty Beşiktaşlı ve Galatasaraylı. O yüzden biz de bu sevinçten pay alıyoruz. Gamse ve Kocam BJK li , Ben Ve Naziş GS liyiz. Zaten bu yıl ya Beşiktaş Ya Sivas şampiyon olsun istiyordum.

Üsküdar'a geçtiğimde hissettiğim dinginliği anlatamam. Sanki garip bir huzur vardı. Eve gelen sokağa girdiğimde yorgunluğumu anladım. İçeri girer girmez hemen banyoya sonra yatağa gittim. Gamze de gelmiş aynını yapmış uyuyordu. Gözümü açtığımda üstüme eğilmiş şaşkın şaşkın bakan kocamı gördüm. Bu kadar yorulacak ne yaptınız ki dedi, hangisini anlatsam ki dedim içimden. Sadece Gülden desem yeter sanırım dedim.
Hafta sonunun bir diğer güzelliği de Moonsun'dan aldığım doğum günü kutlama kartıydı. Nazlı - Anne sana Miami'den kart var deyince nasıl şaşırdım anlatamam. Akabinde nasıl mutlu olduğumu da. Moonsun hafta sonumu aydınlattın renk kattın çok teşekkür ederim. Doğum günüme biraz daha var ama çok güzel oldu, kutlamalar erken başlamış oldu:))). Bu sayede bir kat daha anladım ki blog açmakla doğru ve güzel bir şey yapmışım.