Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

28 Nisan 2018 Cumartesi

BÖH!

Korkmayın  korkmayın
benim :)

Mearak etmeyin sağlık ve afiyetteyim.Arada falso veriyoruz.Uykumuz kaçıyor,oramız buramız ağrıyor ama yine doğrultuyoruz belimizi.
Bu hayat bana şunu öğretti ki en önemli şey rutindir arkadaşlar...O rutin bozuldu mu her şey tepe taklak oluyor.
 Ara sıra verdiğimiz falsolar dışında yine okumaya,izlemeye ve fırsat buldukca gezmeye devam.
Mesela dün en çok huzur bulduğum yere  gittik karı koca...Süleymaniye benim için huzurun adresi. O cami avlusundaki ağaçların altına yayılmak, sonra denize bakmak, yüz yıllardır orada yatanları görüp hayatın farkına varmak, dua etmek...Süleymaniye'nin binbir hikayesini düşünmek...bacalarında biriken isin İstanbul'un mürekkep ihtiyacını karşıladıgını, caminin dört bir tarafına yerleştirilen devekuşu yumurtalarının camideki örümceklenmeyi önlemek için kullanıldıgını yeniden yeniden konuşmak... Sonra arka kapıdan tarihi kurufasulyecilerin olduğu alana çıkmak.Hepsi hepsi çok iyi geliyor bana.



Arada bir de bu ekiple buluşup nerede sabah orada akşam yapıyoruz. Bu fotoğrafın çekildiği gün Cukurcuma, İstiklal Caddesi, Galata Mevlevihanesi ve Cumhuriyet Meyhanesinde günü noktalamıştık.
O gün Çukurcuma'da bir eskiciden çok güzel bir tabloyu pazarlık ede ede almayı başardım


Bahar gelince yaptığım aktivasyonlardan biri de balkonla uğraşmak. Kış çiçekleri söküldü, soğanlı olanlar nergisler falan yani  söküldükten sonra yaprakları kesildi ve kurumaya bırakıldı. Sonra karanlık bir yerde dikim vaktine kadar dinlenecekler. Bahar balkonumuz böyle şimdi.




Nergislerin yerini de laleler aldi.
Bahar bitki deyince bizim Alaçatı Ot Festivali ile yarışan pazarımızdaki otlar biizim mutfakta da yerini aldı.Bu seneki favorim çiriş otu. Ayıklayıp , doğrayıp biraz sıcak suda bekletiyorum. Sonrada bol soğanla kavurup,yumurta kırıyorum.Ev halkı çok beğendi.O mor çiçekli olan da bizim kaldirik ama diğer yörelerde hodan denilen ot. Onu da haşlayıp, iyice suyunu sıkıp, mısır unu, tuz ve bir yumurta ile iyice harmanlayıp teflon tavada altlı üstlü börek gibi kızartıp, sirke ve sarımsakla iyice karıştırıyorum. Acaip bişi söyleyeyim yani🙃
Bahar deyince hiç Kız Kulesi karşısında kitap okuma, çay içme ritüelleri olmadan olur mu?Valla Vodafone reklamını görünce şok oldum.Senelerdir fotoğraf koya koya acep benden mi esinlendiler:)



Bazı kitaplar insana garip bir yaşama sevinci veriyor.Moskova'da Bir Beyefendi de bunlardan biri.
Okuyup okuyup bır bır  Celebistan Halkına da anlatiyorum.😊😁😂

Belki de okur hiç sevmezsiniz onu bilemem Karahindiba Şarabı'nı okurken hissetmiştim bunu bir de...
Kont Aleksandr İlyiç,yazdıgı bir şiir bahane edilerek kaldığı otelden hayat boyu çikmamaya mahkum edilip,kaldıgı şahane suitden çatıdakı bir odaya sürülür.
Artik Moskova'nın en çalkantılı yıllarinı pencereden izlemek zorundadır.
Ama hayatı daha renkli,daha macerali olmaya başlar.
Kah çatı ustası ile kurdugu arkadaşlikla yildızlı gecelerde onunla sohbetler eder.Catıya kovan yapan arılar onlara bazen leylak kokulu,bazen kiraz cicegi kokulu ballar verirler.Kahvelerine esmer ekmeklerin üzerine sürdukleri bu ballar eşlik eder. Kont bu sirada eskiden yaşadıgı evinin,elma bahçelerini  anlatır.Bu dostluk yillarca sürer.
Şimdi geldiğim satirlarda,Kont  çatınin ucuna gelmiş,artik hayatından vaz gećmisken,çati ustası Kont Aleksandr çabuk gelmelisiniz deyip onu,catıdaki yerlerine göturdü.Ağzına zorla bal verdi.Balda elma  çiceklerinin kokusu ve elma tadi vardi.
-Demek ki dedi çatı ustası,yıllarca bizi dinlemişler.Ondan sonra Kont 28 yil daha yasadi.
Haha kitabı anlattim sanmayin bu sadece bir sayfasi😊
Hem bir parti başkanının dokuz yaşindaki kızı Nina,arkadaş olduğu ona prenses nasil olunuru öğreten Konta, Noel'de otelin her kapısinı acan pas anahtarini hediye etti. Gerisi kitapta:)


Bu kitaplara henüz başlamadım ama çok sabırsızlanıyorum. Belki bi gün anlatırım sevip sevmediğimi:)
Fotoğraftaki tabak Zuz'un hediyesi. Bir Orta Çag kasabası resmedilmiş.Midilli'de bir evden çıkmış. Ben çok beğenin e kıyamadı bana verdi.

Ha bu arada "Bi Arkadaşın Başına Gelmİş kitabı çıktı ,lansmanı da tee mart ayında yaptık. Uhuu meğer ne çok olmuş yazmayalı.

Ve bu da son izlediğim film "Kelebekler"...Çok beğendik.
Ha gitmeden Cunda Adali Pansiyon'da receller pişti,sezon açıldı.

Müracaat:instagramda Cunda adali Pansiyon ya da Zuhal Celepoğlu  ya da ya da bana yani laleninbahcesine mesaj atabilirsiniiz.
Ay hadi  gideyim. 






6 Mart 2018 Salı

Pssstttt

Az daha gelmeseydim blogumu hayaletler basacaktı ay :)
 Hadi yazmadigim günlerde ne yaptım diyerek başlayalım. İlk haber taşındık. Ama çok uzağa değil aynı apartman içinde taşındık.İnanın çok daha zormuş. Aman şu özel eşyalarımı kendim taşıyayım da zarar görmesin derken, in çık çok yoruldum.Klimamız sökülünce vay içi nem almış da falan da filan da diye ıskartaya çıktı.Tamamiyle yenilediğimiz ikinci tuvalete gelen sıcak su borusu patlamış hayda tüm tuvalet yer karolarına kadar söküldü ve biz evdeyken beş gün bu sürdü. Allahtan ki sigorta karşıladı.Sigorta sirketinin anlaşmalı oldugu firma yaptı ve çok temiz çalıştı. Ustanın biri benim diğeri kocamın hemşehrisi çıkınca evdeki diğer ufak tefek şeyleri de aradan çıkardılar. Bulaşık makinamız taşındıktan 10 gün sonra bozuldu, kartı yanmış mecburen yenisini aldık.Kombi degisti. Zaten bu taşınmanın baş müsebbibi o kombi.Evdeki tadilatı göze alamayınca asagı kattaki kiracı da çıkınca hiç olmazsa boşken tadilat olsun dedik ama kaderden kaçamadık. Kırmızı salon yeşil oldu falan  derken baktık ipin ucu kaçtı biz de karı koca Ankara'ya kaçtık.



Ankara'ya ilk gisişimiz degil tabiki, ama Ankara'ya her gidilşte mutlaka gidilmesi gereken yerler vardır. Mesela Atamızı ziyaret etmeden dönülür mü?
Meclisler ve  Kale de mutlaka her gidişte ugranılması gereken yerler.
Kalede ki bu kafeye bayıldık.

Atamızla özdeşleşmis bu süveteri görmek her seferimde bi hoş eder içimi.


Hele de o Ankara'nın dönercileri. Bir bir ziyaret edilmeli.Ben kaldıgımı otelde oturup bi güzel listeledim onları zaten.İlk sırada olan Mutlu Lokantası(Aşagı Ayrancı) zaten kaldıgımız otele çok yakındı. Valla bir porsiyon yedik sonra yarımşar porsiyon daha istedik.
Ama Aspava Gülçimen lokantası gerek ıkramlar, gerek servis, gerekse de lezzetiyle gönlümüze taht kurdu. Hele de çıkışta sigara ikram etmeleri yok mu:)

Ana yemegimiz olan oranın spesyali ssk dürüm hariç tatlı da dahil olmak üzere her şey ikram.Tatlı hem künefe hem de dondurmalı irmik helvası olarak çayla birlikte geliyor.Ve iki kişi 50 lira ödedik. Döndüğümüz gün yine yolumuz o tarafa düşünce hadi yemek yiyip öyle çıkalım yola dedik ve bu kez ben İskender kocam porsiyon döner yedi yine aynı ikramlar bu kez 55 lira ödedik. Yani tavsiyemdir.
Asagıdaki fotograftaki yer Aşağı Ayrancı'da İclal'in Lezzetli Ev Yemekleri lokantasından. Bir yere kadın eli degince nasıl olurmuşum en güzel örneği. Duvardaki tablolar da kendisine ait.Yediğim Kayseri yağlaması enfesti.

Dönüşte de gece yarısı İstanbul'da olduk ama benim hemen ertesi gün  Kadıköy programı olunca onun ertesi günü tumba yatak:) Gözümü bugün açtım sayılır.


Kitaplara gelelim haydi:)
 Bu ara güzel kitaplar okudum neme lazım, hepsini de tavsiye ederim.
Ayfer Tunç'un dört yıl aradan sonra yazdığı  Aşıklar Delir Ya da Yazı Tura 

ve güzellikte ondan aşagı kalmayan İflah Olmaz Optimistler/ Jean Michel Guenessia, 

Tütüncü Çıragı/Robert  Seatheler,

 Oyun Dürtüsü/ Juli Zeh


Doğma Yavrum Dünya Çok Kalabalık/Armağan Portakal

,Çatlak Kızlar Saglam Kapıda/ Ayten Kaya Görgün ve en son okudugum Balkanlardan Bugüne Evvel Zaman Hikayeleri/ F.Zerrin Dağcı hepsini gözüm kapalı tavsiye ederim. 


Gelelim filmlere üç yerli bir yabancı film izledim sinemada...
Arif v 216, Cebimdeki Yabancı, Deliha 2 ve Lady Bird...Yerli filmleri elimden geldiğince sinemada izlemeye çalışıyorum. İzlediğim filmleri de begendim. Cem Yılmaz her zamanki gibiydi, Cebimdeki Yabancı sanırım uyarlama ama kast şahaneydi. Hele de Çağlar Çorumlu olaydı yani. Deliha 2 de evet güldüm seviyorum Gupse'yi ve kadın sinemacıları da özellikle destekliyorum. Lady Bird ise vir anne kız ilişkisi...çok begendim ve anladım ki ergenlik denen iş dünyanın her yerinde aynı ve eninde sonu da annelerimize benziyoruz.



Bir de tiyatro oyunu izledim  Grand Pera'da...Masanın  Altında Bir Kış...yer yer beğendim yer yer sıkıldım ama işlediği göç sorununu çok güzel ortaya koymuştu. Oyuncunun kaçık çorabından gözümü alamadım. Takıntılı olmak başa bela:)


Ha bu arada cicek dikip duruyorum. Gecenlerde don olacak,donacaklarina evde mis gibi koksunlar dlye sümbüllerimi içim gide gide kestim.Şimdi lalelerimin açmasını beklleyip, duruyorum.Yani sunları minicik bir soganken toğraga gömdüğümü düşünüyorumda toprak Allah'ın bize verdiği gerçek bir mucize.

Şimdiii gelelim en önemli habere :)Yine kollektif bir kitap ile karsınızdayım.Bu kez 99 kadınız.Geliri Kansersiz Yasam Derneğine bağışlanacak bu kitapta kimselere anlatamadığımız basımızdan gecen komik,acıklı,utandığımız  hikayelerimizi anlattık.Tabi bi arkadaşımızın başına gelmiş gibi:) :)


Tekrar ne zaman yazarım,bilmiyorum ama siz de beni terketmeyin buralara ben yokken
 sahip çıkın. Uğradık buradaydık falan deyin.  ocakda 12 yıl oldu tanışalı. Ben olmayınca burayı klimacılar turizmciler basmış ayol, her yere reklam bırakmışlar:)
Öle işte 






3 Ocak 2018 Çarşamba

Hayalet- hayal-et

O baslık neden bilmiyorum, belki bu sayfanın hayaleti oldugumdan ve sürekli yazabilmeyi hayal ettiğimdendir.
2018 de daha düzgün aralıklarla yazarım inşallah.
2017'yi uğurladık gitti.
Benim için 2017 değerlendirmesi yaparsam, galiba geçtiğimiz yıllara göre daha az okuduğum daha az film izlediğim ama en çok şarkı söylediğim en çok yürüdüğüm yıl oldu. Haftada iki günden üçer saatten toplamda 6 saat şarkı söyledim.


Kilometrelerce yürüdüm  bu sahilde

ve karı koca katıldığımız Avrasya Maratonu ile de taclandı bu yürüyüşlerimiz..


Seyehatler acısından da iyi bir yıldı.Selanik 'de Atamızın evini ziyaret etmemiz en güzel gezi anım diyebilirim. 

Selanik'i çok sevdik.


Çok gitmek istediğim Santorini'yi de bu yıl  görme fırsatım oldu.



ve yıllardır ilk kez findik zamani gittim Ordu'ya. 



Sağlık açısından  biraz zorlandık. Kocam, omzundaki bir damarda daralma sonucu anjiyo oldu ve stent takıldı. 



Ülke olarak da çok parlak günlerden geçmedik 2017'de... Bana göre, ülkende hiç bir şey iyiye gitmezken senin de kendini çok iyi hissetmen beklenemez. Her yaptığın bir gün sonra bir yumruk gibi boğazına tıkanır , lokman boğazına dizilir.
Şimdi yeni bir yıl , her zamanki gibi yepyeni umutlarla girdik yeni yıla. Biz her zamanki gibi evimizde ve kendi çekirdek ailemizle yemek yiyip televizyon izledik.12 de kucaklaştık öpüştük ve kızlar kitaplarını alıp yataklarına gittiler. Biz de karı koca birer kadeh şarapla biraz nostaljik müzik yayını yapan bir yere takıldık sonra da yılın ilk kitabına başladım.



2018'in ilk günü her yıl yaptığımız gibi Viyana Flarmoni Orkestrasının yeni yıl konserini dinleyip yine en sevdiğimiz yemeği yani yılbaşı akşamından kalanları yedik...

2018 çok iyi bir yıl olsun. Hepinize iyi seneler dilerim.
Öle işte...

8 Aralık 2017 Cuma

Selam Dünyalı

İtiraf edeyim ki artık burayı açtığımda kendimi uzaylı gibi hissediyorum.Halbuki inanın şu sosyal medya olayında en sevdiğim yer blog sayfam.
Yazmadıgım günlerde hayat durmadı aktı tabi. Bazen sıkıcı bazen neşeli bildiğiniz gibi işte. Size şimdi burada dert tasa anlatacak değilim tabi.
Sondan başlayalım o zaman...
Geçtiğimiz hafta sonu,Edirne gezisi yaptık. Daha önce defalarca gitmiştik hatta gittiğimiz yerleri de görmüştük ama bu sefer ki Edirne'ye gidişimizde anladık ki biz meğer Edirne'ye hiç gitmemişiz. Folklorik Tur ile yaptığımız geziden çok memnun kaldık.
Önce hafif bir yağmur başladı. Biz vah tüh derken kesildi ve ardından şahane bir gökkuşağı armağan etti bize. Tam da  Hatice Sultan Hamamı üzerinden görünüp muhteşem bir görsel oluşturdu.

Burası Adalet Kasrı. Ben güzel güzel kocama poz verirken, kulenin arkasından çıkan davulcuyla zurnacı ödümü koparttı:)
Burası Edirne'nin Saray İçi denilen bölgesi.İstanbul feth edilmeden  önce padişahlar buradaki sarayda yaşarlarmış.Saray; Osmanlı-Rus harbinde cephanelik olarak kullanılmış. Daha sonra Rusların eline geçmesin diye havaya uçurulmuş  ve geriye sadece burası kalmış. Zaten davulcu ve zurnacının yarattığı kaos yüzünden kocam fotoğraf çekerken kulenin tepesini havaya uçurmuş.
Aşağıda gördüğünüz fotoğrafları Darüşşifa'da çektim. Burada kurulan tıp medresesinde uygulanan tedavi usulleri böyle canlandırılmış. Her odada hangi tedavi yapılıyorsa onun  böyle balmumu heykellerle tasviri var. Çok ama çok başarılı bir müzecilik örneği, sakın burayı görmemezlik yapmayın.



Edirne'de gözümü alamadan gezdiğim yerlerden biri de Eski Cami oldu. İç duvarlarındaki muhteşem hat yazılarıyla yazılmış ayetler ve diğer süslemeler ve de Kabe'den getirilip koyulan taş, Hacı Bayram Veli'nin kürsüsü, denge taşları görülmeye değer. 600 yıllık bu abideyi görmezseniz valla yazıktır günahtır size. 



E oralara gidip de Meriç üstünde bir çay içmeden dönülmezdi di mi?
Burası da Karaağaç... Karaağaç'ın sonbaharını ucundan kıyısından yakalamış olmamıza çok sevindi. Yol kenarında bal kabağı, Trabzon hurması ve ayva tezgahları renk cümbüşü gibiydi.

Aslına bakarsanız Edirne ne anlat anlat ne de gez gez biter. Gidiniz, görünüz, bi daha bi daha gidiniz.

Gelelim kitaplara filmlere...
O koca çiçeğin yanındaki kitap, Müzik Uğruna/Ketil  Bjornstad aynı zamanda aralık ayı kitap kulübü için seçtiğimiz kitap. İçinde geçen her müzik parçasını açtım dinledim, her tabloyu internetten bulup baktım. Tavsiye ettiğim kitaplar arasına rahatlıkla koyabilirsiniz.

Kitap kulübü demişken geçtiğimiz ayın kitabı da İza'nın Şarkısı/Magda Szabo idi... Daha önce okumuş olduğum halde hatırlamak için yeniden okudum hem de hiç okumamışcasına zevkle. Böyle  güzel bir kitap az bulunur. Okumadıysanız listelerinize mutlaka alın.

 Deniz Uzaktan Gülümsüyordu/Serhan Ergin  daha önce okuduğum ve çok beğendiğim ''Bize Kalsa Böyle Geçerdi Akşamlar'' ı çok ama çok beğenmiştim ama bu yani açıkça söylemek gerekirse sıkıla sıkıla okudum.

Nam-ı Diğer  Grace/ Margaret Atwood   BBC için uyarlanan 6 bölümlük dizisi ve kitabı eş zamanlı okudum. Çok farklı bir deneyimdi, kitapta tasvir edilen aynayı, mekanı görmek çok ama çok iyiydi. Çünkü; neredeyse  kitap cümle cümle  filme alınmış. Okuyun mutlaka okuyun. YKY  yeniden basmışken okuyun.

Bu hafta iki gün üst üste sinemaya gittim. Dün karı koca Gülse Birsel'in yazdığı ve oynadığı Aile Arasında'yı izledik. Ne yalan söyleyeyim özlemişim Gülse Birsel tarzını.Bir Demet Evgar izleyeceksiniz, bayıldım.



Bugünse tek başıma gittim. Julia Roberts filmini kaçıramazdım doğrusu. Hafta içi olduğu için salon boştu. Numaramın olduğu koltuğa oturmadım gittim sevgili koltuğunu kaptım. Bunlar her salonda bir ya da iki tane var. Çif kişilik kanepe gibi düşünün. Bir yayıldım bir yayıldım, sinemaya girerken kocaman da bir latte almıştım. Hem lattemi içtim hem filmimi izledim. Canımın istediği gibi de ağladım, sefam olsun.

Hah işte Apple Tree Yard bu da 4 bölümlük bir dizi...Neyi nereye kadar yapabilirsin ve her söylediğini yapar mısın mesela... Valla ben izleyin derim, gerisi size kalmış.


Yaza yaza kolum uyuştu ama Kum Kapı Halıları Sergisinden söz etmeden olmaz.Gerçi kusuruma bakmayın, sergi çoktan bitti ama hiç olmazssa bir iki örnek göstereyim size...
Ustalar halı dokumamış roman yazmışlar neredeyse...
Osmanlı Sarayları için Kum Kapı'daki atölyelerde dokunan tamamı ipek ve altın. gümüş iplerden dokunan halılar bunlar. Fiyatları için milyon dolarlar telafuz ediliyor.







Bu da Sultan Ahmet gezisinden ben:) Yaslandığım yer bir  zamanların posta pulu satan dükkanıymış... Ben öyle her yere sırtımı dayamam:)



Şimdi altın vuruş, limon soslu ve limon şekerlemeli kek... Ama tarifi yok. Çünküm okuyup kaçıyosunuz, yorum yapmadan:)



Öle İşte...