Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

24 Ocak 2012 Salı

Bu günlerde

Malum kızlar tatilde , o yüzden bizim ev çok hareketli.En çok da mutfak.
Yürüyüş ekibi üç kişi oldu. Naziş de katıldı bize. Gamse'de telefonla katılıyor. Nerdesiniz, hadi gelin falan gibi...

Yürüyüş sonunda keyifli çay molalarına devam.Oh bi de çay mı? içiyorsunuz diyen telefonda ki ses de Gamsegamse'nin.(NAZİŞ beni karanlıkta bırakıp, manzara ağırlıklı çalışmış:))Genelde deniz kıyısında yürüyoruz. Kız Kulesi'ni, Topkapı Sarayını , tarihi yarımadayı karşıma alarak yürümeye bayılıyorum.

Bu günkü güzergahımız Kuzguncuk tarafıydı... Gelirken Tekel Sahnesine uğrayıp oyunlara baktık. Genç Werther'in Acıları Balesini görmeyi çok istiyorum. Kitaptan ve yazılım sürecini anlatan filmden bir kaç yazı önce söz etmiştim hatırladınız mı? Şimdi kitabını okuduk, filmini izledik bale ile taçlandıralım diyorum.



Diyetisyen haberleri çok iyi. Diyete başlayalı 1,5 ay olmuş ve 6 kg vermişim.




Moviemoxfestival'de çok güzel filmler izliyorum. İzlememi bekleyen dvd lerim var bir sürü ama onları tatil sonrası izleyeceğim.Valla film keyiflerimi kaptırmam kismelere:))

Yan tarafta afişini gördüğünüz film...Noel ailesi...Noeli yalnız geçirmek istemeyen zengin bir adamın ; Noel için kendine aile kiralamasının konu edildiği , çok keyifli bir film


Cancan ve Uras ile çok keyifli bir pazar günü geçirdik. Cancan'ım bu ara çok hasta oldu. Zatüre başlangıcı demiş doktoru. Ama şimdi daha iyi.(Cancan uyuyunca , böyle gözgöze, dizdize saatler geçirdik Uras'la)
Cancan -Cicianne, korsan gemimi tamir edermisin dedi bana...









Fürüzan kitapları arasına ,kütüphaneden aldığım Dön Muazez girdi. Ayşenur Yazıcı'nın bir kitabı...Kitap, hep bir yerlerden başlanabileceğini anlatıyor. Annesinin cesedinin altından çıkan üç yaşında bebekken de... Sevdiğin seni en mutlu olduğunu sandığın anda terkederken de... Ve şansın karşına çıkan insanlar olduğunu anlamak gerektiği gibi mesajları var ki. Buna gönülden ,sonuna kadar katılırım.




Onlara nasıl yaparsam yapayım , gözlerinin yine benim diyet yemeklerimde olduğunu yazmışmıydım size. En basitinden bir örnek vereyim. Dün Gamse elinde dolma tabağı karşıma geçmiş. O sırada ben de yeşil çay, diyet peynir ve kepekli galete yiyorum ara öğün olarak. Bana diyor ki- Anne biliyomusun, gözümü senin peynirinden ve galetenden alamıyorum. Nitekim de yedi sonunda...

O yüzden bu gün öğle yemeğimi 40cm çapında bir tavaya yaptım:)) Babam da dahil yumuldular.

Dumanı üstündeyken , dürümlere sarıp sarıp yediler:)

Biz de durum böyle...Peki sizde ne var...

21 Ocak 2012 Cumartesi

Cumartesi cumartesi

Bu gün bu filmi izledim.





Bu şarkıyı dinledim...nasıl güzel bir şarkı..bir ağıtmış Ecemmm hemen yapmış araştırmasını
Eda Karaytuğ...Azad bir guştum









Ve bu kitabı okumaya devam ettim...







Siz de hafta sonu seçenekleriniz arasına koyabilirsiniz.

20 Ocak 2012 Cuma

cuma akşamı

Sabah kalkamadım , kalksam da ayılamadım... Ruhum ve bedenim ayrı ayrı bağımsızlıklarını ilan etmişlerdi... Saat 10'da ancak kahvaltı yapabildim. Ama sonrasında , ruhum ve bedenim aynı kalıba girdi,canlandım.

Bu gün yarıyıl tatiline girdi öğrenciler, öğretmenler ama analarının da yarıyıl tatili bitti. Artık iki hafta boyunca bizim evin tantanası bitmez. Tam yatakta yeşil çayını almış, filmini koymuşsun ya da kitabını açmışsın bir ses gelir -Anneee kahvaltıda ne var, Babaaa simit alıcan mı? gibi gibi.

Bu tatil için belirli olan tek planım DALİ sergisi. Yani DALİ ayağıma gelecek de ben gidip görmeyeceğim. Sanat tarihi hocamız Tuncay Hanım yaşasaydı da görseydi bu günleri. Nasıl uzak bir hayaldi bu günler, o günlerde...





Cemil Kavukçu'nun Düşkaçıran adlı hikaye kitabını okudum en son.Kaçmak kovalamak ve yakalamak başlıkları altında üç bölümde toplanmış öykülerden oluşuyor.Öyküler fantastik ve gotik tarzda. Bazı öykülerin sonu açık bırakılmış. Sanki roman olarak devam edecek gibi. Sanırım ben öykü okuyucusu değilim tam konuya kişilere ısınırken zırt bitiyor:)

Bu akşamın dizisi Yalan Dünya...Kitabı Fürüzan'dan Gül Mevsimidir.

19 Ocak 2012 Perşembe



Güne çok keyifli bir kahvaltı ile başladım. Kadıköyde Kafka kafe'de ; Macera Kitabım Özlem ve Bir Dilim Sohbet Zero ile muhteşem bir kahvaltıda buluştuk. Cam kenarına kurulduk.

Hem yedik, içtik hem sohbet ettik.Artık tanıdığa bir arkadaşa gidiyor gibi gidiyoruz oraya:) Mesela Özlem çok sevdiği için tarçınlı kurabiyeler pişirilmişti. Siz çok sevdiğiniz için demişler Özlem'e... incecik pizza dilimleri, kızarmış ekmek üzerinde servis edilen sahanda yumurta... koca koca tabaklarda menemenler, duble çaylar , sıcacık minik minik ekmekler ve Türk kahvaltılıklarıyla donatıldı masamız. Ben bu günkü yumurta hakkımı menemende kullandığım için diyetime çok da ihanet etmedim.Valla böyle çok beğendiğim yerleri yazıyorum sonra da gittiğimde yer bulamıyorum. Ben bu işten zararlı çıkıyorum anlayacağınız:)

Kahvaltı sonunda kahvelerimizi de içtik, aşağı kattaki kitaplara bakındık. Sonra YKY'ye uğramadan olmaz dedik. Girince kitap almadan çıkılmaz dedik:)) Bu arada ay sonuna kadar ayın yazarı Fürüzan'ın kitapları % 25 indirimde kaçırmamanızı öneririm. Ben Sevda Dolu Bir Yaz'ı aldım.

YKY'den çıkınca vedalaşıp ayrıldık. Ben gelirken yarı yolda inip eve yürüdüm ve günlük egzersizimi de aradan çıkardım. Gelince de yedi otlu çayımı içtim. Doğadan'ın çıkardığı bir çay. İçinde defne yağrağı, ısırgan, yeşilçay, mate falan var. Bu falan dediklerimi unuttum, sonra bakar yazarım.

Bu gün akşam yemeğimiz hazır , hiç bir iş yapmadan yatıp yuvarlanacağım. Kızlar yarın yarıyıl tatiline giriyorlar. Cumartesi sabahı yataklarından bağırırlar- kahvaltıda ne vaaaaar, bir iki saat sonra da ne yicez derler. O yüzden bu son sefahat saatlerimi kendime ayırdım:)

Yeni kitabım; Cemil Kavukçu'nun Düşkaçıran adlı hikaye kitabı. İlk hikayesini okudum ve tarzını beğendim.

Şimdilik bu kadar diyorum.

18 Ocak 2012 Çarşamba

okuyucu isteği, film, kitap ve günün etkinliği

Yazacak ne çok şey var. İzlenmiş bir film, dün bitmiş, çok beğenilmiş henüz sıcak ve taze iken yazılmak istenen bir kitap... bu gün sabah ile öğle arası ayapılmış bir kütüphane ziyareti ... çok uzaklardan gelen bir okuyucunun yazı isteği...dünkü okey hezimeti...diyetten haberler:)

Önce çok uzaklarda ki okuyucunun yorumunu aynen alayım.

bugunku yazi icin istek yapmamiz mumkun mu? :))

eger mumkunse hayatta yeni baslangiclarin da oldugunu, bizi uzen insanlarin hayatimizdan cikmasinin iyi bir sey oldugunu, icimizi artik daraltmayacaklari icin mutlu olmamiz gerektigi ile ilgili bir yazi:)) siz bilirsiniz nasil yazacaginizi...

selamlar,
uzaklardan bir okuyucu

18 Ocak 2012 10:20

Sil
Okuyucuya cevabım şu; Siz zaten yorumda öyle güzel özetlemişsiniz ki söylenecek çok fazla bir şey kalmamış. Benim hep söylediğim bir şey vardır. Bahçe duvarları... çok önemlidir bahçe duvarları... komşunuzla ne kadar samimi olursanız olun aranızda ki bahçe duvarını kaldırmayın. O duvar hep durmalı. İnsanlara hayatımızda insanlar , bizim onlara yer verdiğimiz yerde durmalılar, bir ileri bir geri, sağ sol yaparak yerini genişletince bir bakıyorsunuz ki, size azıcık yer kalmış:)) İstemediğimiz insanı hayatımızda tutmanın bir anlamı da yok zaten. Beni geren, huzursuz eden bana sürekli negatif eneri yükleyip gardımı düşürenleri zaten tutumuyorum. Facebook diliyle hemen ignore ediyorum. Size çok basit bir örnek vereyim. Naziş ile facebook'da arkadaştık önceleri. Baktım , duramıyorum , durmadan onu niye yazdın, bu resmi niye koydun diye hem ona mahalle baskısı yapıyorum hem ben geriliyorum. Çıkar beni arkadaşlıktan dedim. Hatta at dedim. Onun da canına minnetmiş. Oh bi rahatladık. Yani anne kız bile olsak bizi geren bir şeyi ortadan kaldırdık...Başlangıçlara gelince, dünya her gün yeni baştan kurulmaz mı? zaten. Her yeni gün, bir yeni başlangıcın işareti değil midir?

Şimdi sabah filmi...Bir Katy Winslet ve Johny Deep filmi... Çoğunuz görmüştür , zaten tv de de gösterilmişti. Sabah kahvaltı tepsimi kucağıma aldım. Ve bu filmi izledim.Peter Pan'in yaratıcısı James Barrie'nin gerçek hayat hikayesinden esinlenilmiş. 2004 yapımı , Akademi ödüllü ve beş dalda Oscar adayı olmuş bir film.Filmde Peter Pan'ın yazılış sürecine tanık oluyoruz. Benim çok beğendiğim bir filmdir. Yıllar sonra yine çok keyifle izledim.Mutlaka izleyin dediğim filmler kategorisinden....

Kitap...Mino'nun Siyah Gülü...Hüsnü Arkan... Çok sevdiğim Kırmızı Kedi yayınlarından çıkmış...Leylak Dalıcımın hediyesiydi...Bana bir de yazar hediye etmiş oldu bu arada... Korkma Ben Varım'dan sonra güüm diye bu kitabın içine düştüm. İki akşamda okudum. Elimden bırakamadım desem inanın. Sanırım bu kadar etkilemesinin nedeni, biraz da bizim kuşağın insanlarını anlatıyor olması.Kitapta Nuri Amca ,Fürüzan'ın Parasız Yatılısı'nı okurken, ilk baskısı da bana karşımdaki kitaplıktan göz kırparken, daha yeni iki kitabını almış, okunma sırası beklerken; nasıl sahici hissetmez, nasıl kendinden hissetmez bu kitabın kahramanlarını insan.Bu kitabı okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Hatta okumazsanız küsebilirim bile:))
Kitabı dinlerken şarkıları dinlemeyi unutmayın...


Şimdi sıra bir programdan söz etmeye geldi... HAYAT BİR MASAL...TRT Türk'de pazar günü başlayan; Nazlı Eray ve Ayla Kutlu'nun birlikte yaptıkları program. Dekoru dışında bu sevdiğim iki yazarın kendi evlerindeymişcesine yaptıkalrı sohbeti zevkle izledim dinledim. Ama o bembeyaz dekorun üstüne sanki kopyalanıp yapıştırılmışlardı. İnşallah değişir.
Ayla Kutlu- Zamanın dokunduğu her şey, zamanla bir masala dönüşür. Vardı, yok oldu. Masallarda bir varmış bir yokmuş diye başlamaz mı? diyerek programı açtı.
Nazlı Eray , romanlarına, kentin en kalabalık yerinde bir pastanede başlarmış. Renkli renkli kalemlerle, renk renk kağıtlara yazarmış. Ayla Kutlu ise çok düzenli, aydınlık, güzel müzik çalan, insan seslerinin duyulduğu ortamlarda yazarmış.
Parogram pazar günleri saat 12.30 da tekrarı ise aynı akşam 19.30 da.


Gelelim bu günün etkinliğine... Yıllardır hep bir kütüphanenin sürekli üyesi olmak ister ama bunun içinde bir hareket yapmazdım. Geçen gün Üsküdar sahilinde yürürken Kocama anlatıyordum , O'da dedi ki ben üniversitedeyken bir kaç kez Şemsipaşa Kütüphanesine geldim. Yeri de binası da tam sana göre. Deniz kıyısında tarihi bina daha doğrusu bir külliye... Dört asır önce Mimar Sinan tarafından yapılmış , daha sonra Atatürk Dolmabahçe Sarayında kalırken tam karşısına gelen bu binanın harap durumunu görüp onartmış.Böylece kütüphanenin üyesi oldum, olduk. Bu gün kahvaltıdan sonra gittim, gazete odasında gazeteleri okudum, katalogları inceledim. Bütün odalarında ki kitaplara tek tek baktım, dokundum. Ve üç ödünç kitap alıp geldim. Kütüphane görevlisi o kadar kibardı ki, bulamadığınız bir şey var mı diye defalarca sordu.İnternet salonu, grup çalışması yapılacak salon, bireysel okumalar için ayrı salon ve de süreli yayınları takip salonları var.
Mıgırdiç Magosyan'ın Tespih Taneleri
Cemil Kavukçu'nun Düş Kaçıran ve Ayşenur Yazıcı'nın Dön Muazzez adlı kitapları ilk ödünç kitaplarım. Her kitap için ayrı ayrı 15 günlük süre var. Ayrıca şifrem ile netten kataog taraması yapıp , kitap ayırtabileceğim ya da süre uzatması yapabileceğim. Kitapların %10'unu geçmeyecek şekilde fotokopi yapma fırsatı da var. Hem biliyormusunuz, ben küçükken annem beni kütüphanenin önündeki çayıra oynamaya götürürmüş. Şimdi oralar cafe tabiki.

E, ben gideyim artık yetmez mi bu kadar.

17 Ocak 2012 Salı

Korkma Ben Varım

Korkma Ben Varım çok ilginç bir kitap.Bu kitapta anlatılan olayların hepsi gerçektir, fakat hiçbiri henüz cereyan etmemiştir"girişiyle başlıyor. her gerçek okuyucunun hoşlansın hoşlanmasın böyle bir deneyimi yaşaması gerekir diye düşünüyorum. İlk yirmi sayfa falan , ne oluyoruz üleyn dedim. Sanırım okuyamayacağım, tarzım değil diye düşündüm. Fakat sonra, sonrası bir tufan. Matruşka diyebilirim, sürpriz yumurta diyebilirim. her an ne ile karşılaşacağınız meçhul. Murat Menteş'in bizi aforizma bombardımanına tuttuğu kesin . Bir de müzik bilgisinin sağlamlığına şapka çıkarttım. Biraz Murakami havası sezdim hatta...Alttan alta bir müzik sesi hep kulağınıza geliyor, konuşan kediler düşünen köpekler de romana gerçek üstü bir hava veriyor.

Kitabın bir yerinde Ömer Seyfettin'in Yüksek Ökçeler adlı öyküsünü baya baya okuduk. Bir yerinde bir çizgi roman çıkıyor karşımıza ve Abdülhamit'in bir kunduracıya hediye ettiği papağanının öyküsünü okuyoruz. 11 sayfalık bir çizgi roman bu...Sonra o papağan günümüzde , romanın kahramanlarından birinin evinde karşımıza çıkıyor. Çünkü kahramanımız , kunduracının torunu...


Kitabın benimle ilgili özel yanları da vardı. Mesela , size anlatmayı unuttuğum bir yarışmayı bana kazandırdığını, yarışma jürisinin dikkatini çekmeyi, bu seçimin olduğunu düşündüğüm , Charlie Chaplin'in Altına Hücum filmindeki çatal bıçakla potinlerini yeme sahnesinin olayın ertesi günü kitapta karşıma çıkması...Kitapta ki olayların Üsküdar-Kadıköy ve Beşiktaş iskelelerinde geçiyor olması. Sözü geçen mekanların, sokakların çoğunu biliyor olmak da ayrı bir hoşluktu.

Duş alırken George Baker'in Little Gren Bag şarkısını söyleyen ve adı Müntekim Gıcır Bey olan bir kahramanı olan bir roman olması bile okumam yeterli bir sebep bence:))

Murat Menteş herhangi bir yazar değil, kendi okuyucu kitlesi olan bir yazar.Okurken kelimelerin diziliminden aynı bir şair gibi dediğim yerler oldu meğer şairmiş de aynı zamanda...
Şiirlerinden bir örnek aldım buraya, hem de hınzırca bulduğum yazı dili hakkında da fikir sahibi olursunuz böylece...

Seksapel Seksen Papel

Bir 45’lik lütfen; plak ya da tabanca.
Stresli bir gangster başka ne ister?
Aşiretim kötürüm çetem komada
Hareketli bir hedef gibi Jüpiter

Telefonum çalıyor, arayan canlı bir kız!
Ateş ile barut süper bir ikilidir.
Kimsecikler kırılmaz, hangi çağdayız?
Hem cinayet göründüğü kadar zevkli değildir.

Pekala, yanılmışım fakat isabet olmuş:
Taziyeye giden bir ağır hasta gibi
İmgesel rehineler, simgesel değiş tokuş…
Kainatı görmezden gelemezsin ki?

Radyo anteni sanki, Türkiye’ye yapışık,
Halka dik dik bakan 30 bin heykel.
Duygu, zaman, imaj, beden her şey kiralık
Maalesef, mesela seksapel seksen papel.

Avını kovalarken kaybolmayasın?
Şans, bir aptalın temel ihtiyacıdır.
Paso lagaluga, habire mırın kırın
“İnşallah” demeyen paranoyaktır.

Murat Menteş





“Öldürdüğüm insanlarla iyi arkadaş
olacağımızı düşünmüşümdür hep.”

Dublörün Dilemması’nın yazarından komik, hızlı, şoke edici bir roman daha.

Gönül İşleri Bakanlığı’nda basın müşaviri dövüş ustası Fu.
Başkalarının intikamını alarak hayatını kazanan Gıcırbey.
Tarih öğretmeni dilber Şebnem Şibumi.
Padişah yorganları satıcısı Enver Paşa.
Dul gangster Hayati Tehlike.
Mr. Spock, Abdülcabbar, Ruhiye Hanım, papağan Huduni, cin Jajha, Atom Bombacıyan, Uçan Kız, Abidin Dandini, Leyla Kalahari ve diğerleri…

Korkma Ben Varım’ın her sayfası sürprizlerle dolu.
Aşk, dostluk, intikam, yalnızlık ve şiddetin ustaca harmanlandığı roman, olağanüstü bir enerji saçıyor.

“Bu kitap karnaval sırasında başgösteren bir bombardımana benziyor.”
MURAT UYURKULAK





Derecelendirme: 8.8/10

16 Ocak 2012 Pazartesi

geceden notlar


Akşama doğruydu kar yağmaya başladı , birden pazardaki her şey bembeyaz oldu...Ben her kar yağdığında ki ritüelimi tekrarladım. perdeleri açtım ve Elhan-ı Şita okudum...Elhan-ı Şita ...Cenap Şahabettin'in doyamadığım kış musikisi...Geçen seneki yazı da burada

Pazarcılar nasıl toplanacaklarını şaşırdılar. On dakika içinde her yer bembeyaz oldu. Ve anında Gamse'nin notu düştü facebook'a yolda kaldık diye... teknoloji seviyorum seni, Gamse iletişimde kal dedim. Sonra karı koca gidip aldık O'nu. Bana da gün doğdu, dışarı çıkmak için fırsat kolluyordum. O yüzden akşam yemeği masasını erkenden hazırlamıştım.Caddeye bir çıktık ki, kayan arabalar , gıdım gıdı ilerleyenler, kaldırımlardaki yaya trafiği, araç trafiğinden de kötüydü.Bağlarbaşına kadar yürüdük ancak servise rastladık. Gamsegamse'yi servisten aldık. Kar topu oynaya oynaya eve geldik.

Sözünü edeceğim kitaplar var, Nazlı Eray ve Ayla Kutlu'nun birlikte yaptıkları Bir Masaldı Yaşamak adlı program var. Unutmayayım diye notlar aldım.Araya bir sürü şey girdi yazamadım.Dekoru dışında çok sevdim. Sanki evlerini oturma odasındaymışcasına çok samimi bir sohbet yaptılar. Ama dekor çok beyazdı ve Nazlı Eray ve Ayla Kutlu sanki kopyala yapıştır gibi duruyorlardı:))

Bu hafta bir sürü planım var. Geceli gündüzlü umarım hava şartları bana bize engel olmaz.

Geceden notlar bu kadar.

deeep not.Blog yıldönüm yazıma yaptığınız yorumlara çok teşekkür ederim.Sağ olun var olun...