Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

12 Haziran 2008 Perşembe

evden

Yine günler olmuş yazmayalı. Yazma , okuma modundan çıktım arkadaşlar. Sayfayı açıp bön bön ya da mel mel , ya da mal mal bakmaktayım. Açayım bir sayfayı ne gele ne gele dedim . Bakalım ne çıkacak.
Bu sabah bir müzik sesi il e fırladık. Baktık ki sevimli küçücük iki araba sokağı paspaslıyor, yeşil beyaz giysili adamlar karınca gibi dağılmışlar her bi tarafı temizliyor. Sonra anladık ki Üsküdar Belediyesinin yeni etkinliği, sokakları temizliyor ''AK'' lıyor)). Ama ne yalan sölim çok şirindiler.
Ev harıl harıl eğitim yılı sonuna hazırlanıyor. Gamsegamse hem yaklaşan finaller hem de her gün yaptığı sunumlar yüzünden pek yoğun. Sanırım çok yakında sunucu olur)). Dün arkadaşlarıyla biz de hazırlık yaptılar. Anlamadım artık zaman çok değişti. Kafalarına peruklar şapkalar giyiyorlar, Gamze bir Roamalı kadın gibi giyiniyor, sunumunu öle yapıyor. Ben de onları yedir içir durumlarındayım. E biz öle gördük anamızdan atamızdan. Neydi parola 'Kıza dokunma , yeter ki okusun''. Tepsi tepsi pizzalar yaptım, sandwiçler , kekler yaptım onlara. Arada soğuk içecekler de cabası. Gamsegamse -anne bu gün için teşekkür ederim dedi, yorgunluk gitti.
Akşam maç izledik. Artık yaz geldi herkesin pencerelerde açık ya, sanki tribünde maç izliyoruz. Her golde mahalle ayağa kalkıyor. Alem milletiz valla. Ben maç bitince mahzun mahzun bakan İsviçre Teknik Direktörü ve diğerlerine - napalım biz bakacağımıza siz bakın öyle töz tös deyip geceye noktayı koydum ve çok destek aldım hehehe.
Bu gün mavianne den haber bekliyorum, eğer işini erken bitirirse buluşacağız. İş dolayısıyla İstanbul da çünkü...

7 Haziran 2008 Cumartesi

GECE GECE -GECEDEN GÜNDÜZE

Şimdi saat gecenin bi yarısı. Hatırla Sevgilinin finalini izledim. Şimdi herkes bir kulp bulur ama bence bitmesi gerektiği gibi bitti.
Zeynepe hazırlanan sahte pasaport ekranda yakın plan gösterilince Gamze - anne aaa senin doğum tarihin dedi. O sırada ben zaten zırıl zırıl ağlamakla meşguldüm.

Kocam sizin dizi olarak izlediğiniz şeyi biz yaşadık dedi , bir final de o yaptı. Savrulduk ey halkım, yerden yere vurulduk, bir nesil kayboldu, unutma bizi .
********************************************************************************

İki gündür evde yoktum ben, önceki gün kuzen Fato'da buluştuk, benim ekiple.Ben evdekileri yolcu eder etmez biraz toparlanıp çıktım.Bilindik yoldan Kabataş sonra Kurtuluş. Fatolar kahvaltı etmeden onlara yetiştim. Ama çıkmadan bir fincan yeşil çayımı içtim.

Ertesi gün de sabah erkenden benim kuzenim, ilkokul arkadaşım, belalım Güldenle işim vardı. Sabah bir daha yollara düşme kal dediler. Bana da daha makul geldi. Eve dönme işi olmayınca, tabi biz cozuttuk. Nişantaşında alışverişin dibine vurduk. Hatta Zuzu aradım yaklaşan doğum günüm dolayısıyla bazı şeyleri ona ihale ettim:)).Akşam Güldene dödük .Kocası ve çocukları dışardaydı. Ben Yaprak Dökümü falan izlemem dedim. Bir odada ben Avrupa Yakasını , o Yaprak Dökümü izledi. Gece bir Beyoğlu yürüyüşü yaptık. Baktım Gülden de kalsam uyuyamayacğım, Cihangirde oturan teyzeme kaçtım, gece yarısı.Bir uyumuşum pes düşmüşüm resmen. Sabah kocamın telefonu ile uyandım. Biz hepimiz kalktık evden çıkıyoruz dedi.Haydi güle güleyin dedim.

Kahvaltı bile etmeden dışarı çıkıp, yapacağımız işi hallettik. Sonra fırından tazecik ekmekler alıp geldik , sucuklu yumurtanın gözüne gözüne vurduk. Eniştem sağolsun, biz eve gelene kadar kim var kim yok kahvaltıya çağırmıştı.Sonra bir kahve faslı yaptık ve ben eve döndüm.Sigara yasağından bi memnunum anlatamam. Vapurda açık havada geleyim derken, milletin sigara dumanını yutuyorduk.Bazen düşünüyorum da İstanbulun tüm ulaşım araçlarını kullanıyorum, bir dışarı çıkınca, karadan denizden, yerin altından. Ha bi helikopter olsa ona da hayır demicem.

Akşam geç olmadan evime vasıl oldum. Kızlarla hemen aynı saatte evde olduk.
Bu sabah biraz geç kalkmak istedim, biraz yatak keyfi yapmak istedim ama kargo geldi. Gelen de çok önemli bir şey olsa bari, lüzümsuz tanıtım dergilerinden biri. Onun için iki saat çantadan kimlik çıkar, imza at.

Gamze okul çıkışı aradı, öğleden sonra-anne Kadıköyde buluşalım, bir şeyler yiyeylim, Alkıma gidelim dedi. Iııh eve gel dedim. Akşama doğru Fethi Paşa korusuna gittik, yürüyüş yaptık. Aletli jimnastik yaptık.Bu günlerde İstanbulun havası süper, hafif rüzgarlı, akşamları serin. Bu günleri çok arayacağız.
ben burada yorgunluktan ölmüş vaziyette boğaza bakarkene, foto Gamsegamse
Koru da muhteşemdi. Biraz da oturup Boğazı seyrettik.

korudan bir boğaz manzarası daha.
Gamsegamseye yakalan bir kedicik
Gece ne kadar güzel yağmur yağdı, balkona çıkıp izledim yağmuru, yağmur yağarken bizim balkondan bir gece mnzarası , manzarada sadece bir rüzgar gülü var ama idare edin. O rüzgar gülünü dün korudan gelirken aldım. Tam gece manzaralık simli mimli))



Şimdi gecenin notu ; Bir kez daha karar verdim ki bu şehri sevmemek mümkün değil...

2 Haziran 2008 Pazartesi

Kendine güvenen okumaya başlasın, abuk subuk, dereden tepeden hendekten çorttan bi yazı

Günlerdir yazma moduna giremedim. Yazılarınızı okudum yorum yazamadım. Bilmem , yine ruh hallerim değişti benim.

Bu coğrafya hiç bir zaman , yaşayanlarına tam bir huzur vermez. Bir yerden hep bir şeyler çıkar. Devletinin Dışişleri Bakanı gider , ülkesini dışarıya şikayet eder. Belki adamın Dışişerinden anladığı bu ne karışıyosunuz di' mi. Koca Türkiye bir BBG evi gibiymiş ne gam. Birbirimizden saklımız gizlimiz mi? var
.
Bu arada bir Beyoğlu yaptım ben de. Duruyo yerin de aynı. Kestaneciler gitmiş mısırcılar gelmiş. Karanfil yerine margaritalar gelmiş. Havalar ısındı ya daha bi kalabalık. Artık ara sokaklardaki cafeler sokaklara masaları atmaya başlamışlar. Her yer Japon dolu. Geçen gün bi tanesi metronun resmini çekiyodu üle siz yaptınız zati, alası var memleketiniz de , çekilsene önümdenn diyecektim. Yol vermedi ki geçelim. Zaten Türkiyedeki yabancıların , kendi ülkelerinde olamadıkları kadar rahat olmaları beni hep şaşırtır. Geçen yıl Bodrum - Turgut Reis de ki Almanları bir görmeliydiniz. Gerçi ayık olanına hiç rastlamadım ama.Ya misaperver ülkeyiz diyoruz da bize kendi ülkemizde misafir muamelesi yapın demiyoruz ya. E adamlar da haklı bunu diyenler de var.

Cumartesi günü bir kaç yıldır görmediğim bir arkadaşımla buluştum. Sonra birlikte İlmiyeme gittik. Balkona çok güzel bir masa hazırlamıştı bize. Geç vakit döndüm eve.

İstanbulda hava tam benim tarzım bu ara. Gündüzleri ılık, akşamları serin. İtirazı olan var mıııı.

Valla biliyorum çok abuk subuk bir yazı oldu. Hatta izlediğim bir filmden de söz edecektim. Gözü Tamamen Kapalı da. Tom Cruise ve Nicole Kidman ın.Film hakkındaki görüşüm , her zaman söylenildiği gibi, "Bir Kubrick filmini tam olarak kavramak için bir kere izlemek yetmez."

Şimdi gelelim sonuca, azcık memleket meselelrine değindik, evden mevden , gezdiğimiz tozduğumuz yerlerden yazdık. Hava durumunu verdik. E araya bi de film soktuk. Daha ne olsun bundan iyisi Şamda kaysı. Gayet de doyurucu bi yazı olmuş bence...

29 Mayıs 2008 Perşembe

iki sobe

İki tane sobe ödevim var. İlki çocuklaçocuktan gelmişti. Takdir ettiğim , saygı duyduğum kadınlardı konusu. İkincisi Desertwind den yani Nalandan. Konu ;cocuklugunuz da ya da gencliginizde yasadiginiz kendinizce en tehlikeli, en komik macera?

Takdir ettiğm , saygı duyduğum bi' dolu Türk Kadını var. Bilimde , ilimde çığır açmış. İlklere imza atmış, Türk Kadınına önder olmuş. Bunların çoğunu biliyoruz. Ansiklopedilerde ya da yazılı ve görsel kaynaklarda yeterince bilgi var haklarında. Tabii hak ettiği değer verilmemiş, sağlıklarında kıymeti bilinmemişler de var. Vefasızlık en başta gelen özelliklerimizden biri olma yolunda. En sonuncusunu da Leyla Gencer'e yapıp kendimizi ispatladık. Külleri boğaza döküldüğü için denizin kirlendiğini söyleyenler bile çıktı ne acı ki.

Benim sözünü edeceğim saygı duyduğum kadın. ANNEM. O' iyi bir eş, iyi bir evlat, iyi bir abla, iyi bir kardeş , iyi bir komşu, arkadaş, dost ve en nihayetin de çok iyi bir Anne oldu hem de karşındakilere bunların nasıl olacağının örneğini verdi.Hep dik oldu, hep güçlü. Kendini bir tek gözlerinde ele verdi. Hiç unutmam bir gün Nazlı , bir komşumuzun canını sıkacak bir şey yapmış. Aslında haklı da. Ama ben , o çocuk ya azarlamaya kalktım. Annem bana- hiç kimsenin gönlünü yapmak için çocuğunun kalbini kırma dedi, komşuda eğdi başını gitti.Annemin bilime ,edebiyata bir katkısı yok.Ama kendi evlatlarına kattıklarıyla , onların da annelerinden aldıklarını kendinden sonrakilere aktarmasıyla gelecek nesillere kadar gidecek iylikler bıraktığını düşünüyorum.

Gelelim çocukluğumda ve gençliğimdeki komik ve tehlikeli anılara.
Şu anda bana en komik gelen anım. Bir gösteriye Kelebek olarak çıkacaktım. Kocaman kanatlar yapılmıştı bana. Annemde çok güzel ışıltılı pırıltılı bir kostüm diktirmişti. Ben de tam gösteriye çıkarken üşüdüm, o arada nereden bulduysan eski yırtık pırtık üstelik de kocaman bir hırkayı elbisemin üstüne giyip kanatları takıp gösteriye çıktım. Annemin faltaşı gibi açılmış gözleri hala gözümün önünde , hatta resmim bile var o kılıkta çiçekten çiçeğe konarken:)).Annem senelerce söylendi öğretmenime, nasıl farketmedi diye.

Çocukluktaki en tehlikeli anım, daha doğrusu bunu hep yapardım. bilirsiniz, Karadeniz hep dalgalı olur. Dalgaların boyu bir iki metreyi bulur. Ben , daha 7-8 yaşlarındayken bile can simitini takar o dev dalgaları aşa aşa bir güzel açılırdım. Sonra dalgalardan geri dönmek için canım çıkardı. Ne kadar yapmayacağıma dair söz versem de bunu sürekli tekrarlardım. Şimdi hala rüyalarımda bile yaparım o işi. Tatillerde ille dubaların altından geçip biraz açılmazssam, kapana kısılmış gibi hissederim kendimi

Gençlik yıllarım da ise. Benim kuşağım bilir. En tehlikeli şey zaten o yıllarda öğrenci olmaktı. Hep kelle koltukta okula git gel. Maceraların çoğu da zaten illegaldir.
Yalnız denizle ilgili bir olayım daha var. O yıllarda yazları Kumburgazda ki evimizde geçiriyoruz. Okul tatil olunca git, tekrar açılana kadar oradasın. Tabii zamanla sıkılmaya , kendi kumsalın sana yetmemeye başlıyor. Biz de arkadaşlarla önce yakınımızdaki bir özel bankanın sosyal tesİslerinin havuzuna dadandık. Denizden yüzerek tesislere çık millete havuzda fırsat bırakma. Tramplenden cap cap atla. En sonun da bir gün tesisin müdürü bizi toplantıya çağırdı. resmen toplantı ha. - Bakın çocuklar dedi, hepinizin evi var burada , aylarca tatil yapıyorsunuz. Buraya gelen insanlar, burada 15 gün kalabilmek için aylar öncesinden sıraya girip kuraya katılıyorlar. Biz bir utandık anlatamam. Sonra Hotel Marini keşfettik. Oraya da turistler çok gelirdi. Açıkta bağlı salları vardı , orada üstsüz güneşlenirlerdi. Biz tekneyle burunlarının dibine kadar girerdik, onlarda önlerine dönüp hello diye bağırışırlardı. Ne anlıyosak. Sonra onun trampleninden atlama yarışları. Ben en üste çıkardım ama atlarken kollarımı kuş gibi açıyormuşum iki yanıma suya bir çarpardı , kollarım kpkırmızı olurdu.
Bir kez de tekneyle 15- 20 kız açıldık. Bu olayda Zuz vardı. Açıkta demirledik denize girdik çıktık , şamata yaptık. Sonra tekneyi çalıştıramadık. Ne yapalım ne yapalım derken. Baktık az önümüzde bir balıkçı teknesi var. Eskiden Mekap spor ayakkabiları vardı. Sahibi Kaya Bey balığa çok meraklıydı ve bizim site de oturuyordu. Simin diye şimdi doktor ve ABD de olan bir arkadaş la ben atladık o tekneye kadar yüzdük. Anlattık. Biz çekelim tekneyi dediler. Biz tekneye çıkmadık, kumsal görünüyo ya biz yüzeriz dedik. Ama yüz yüz bitmez. Neyse uzun mesafe yüzücülüğümü de böylece ispatlamış oldum :)))))
Nalancım seninkiler kadar adrenalin yüklü değil benim anılar gördüğün gibi))))

27 Mayıs 2008 Salı

Günlerden sonra bizden

Günlerdir yazamadığımı görenler ooooh Lale Hanfendi gezmeler de gibi izlenimlere kapılmışlar ama yok valla .Evdeyim ev de. Bahar temizliği muhabbetleri.
Neyseki bitti. Şimdi gayet de hijyenik bir eve sahibiz]]. Bütün kışlıklar yıkandı ütülendi kalktı. Battaniyeler ona keza. Zuz yeter artık evi kazıdınız dedi hatta.

Bu temizlik aşamasında ne bir kitap okundu ne de doğru dürüst bir film izlendi. Kayda değer bir şey yok benden yana. Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok yani deyip Erich Maria Remarque gibi bir savaş karşıtını da burada analım.Ne güzel bir kitaptı. Tam sırasıdır yeniden yeniden okumanın . Savaşın bir strateji oyunu sananların özellikle okuması gerekir. Bu notu da satır arası düşelim ve bizim evden devam edelim.

Ev ahalisi çok yoğun. Nazlı harıl harıl karne yazıyor. 3 Haziran da yapılacak mezuniyet töreninde yapılacak gösteri için öğrencilerini hazırlıyor. Gamze uuuuy , her gün bir sunumu var. Her gün ödev teslimi var. Bu hareketlilik temmuz ayına kadar sürer bizde. Ha bir de kaplumbağa peşindeyiz. Gamsegiller sürekli firarda. Artık aramıyoruz. Kendiliğinden çıkıp geliyorlar. Geçen gün baktım biri kaçmış yine. Ne halin varsa gör, dedim. O gece Gamze Zuz da kalmıştı. Ertesi gün geldiğinde kapıyı çaldı, açtım. Anah diye bağırdı. Koştu. Kapıyı açar açmaz önüne çıkmış. O da yakaladığı gibi suya atmış. O koşturmaca ondanmış. Geçen gün halılar siliniyor, onca işin arasında tam dört kez kaçıp anında yakalandılar. En son onları küvete attım.

Tatil programı yapmaya başlayan var mı?. Bize sormayın , benim kocam tatil dönüşünün ertesi günü başlar plan yapmaya.

Dün bizim ev de işlere paydos dendi ya, e zamanıdır artık bir Beyoğlu seferine çıkmanın. Şimdi şu yazıyı bitirip, fincanımdaki son yudum çayımı da aldım mı, ver elini yollar...

21 Mayıs 2008 Çarşamba

bizim evin halları ve Ordu da Mayıs Yedisi yani 20 Mayıs şenlikleri

Azcık ısındık ya hemen dağıldık blog ahalisi olarak. Sanırsınız şezlonglara kurulduk, sahillere döküldük. Ben iki üç gündür evciyim mesela örneğin misal. (ha şimdi bir TDK cı çıkıpta , bunların üçüde aynı anlama geliyor, yanyana kullanılmaz derse şakkadanak bayılırım ona göre:O)

Evde olmadığım günler de bolca misafir ağırladım. Bir gün Beyoğlu ekibim geldi . Bir gün geceden İlmiyem geldi, kaldı. Tam çayımızı almış, Hatırla Sevgili izlemeye başlayacaktık. Ben de çayımızın yanına bişe istedi canım derken, İlmiyem pastasıyla kapımızı çaldı. Kocası Bursa 'daymış, kız da bir kaç arkadaşı ile ev de şamata yapıyormuş, sınav öncesi, o da bize kaçmış.

Bu sıralarda biz de ne piştiyi ihmal ettim . Bu kısmı merak eden arkadaşlar var. Önce kavanozlar dolusu çilek reçeli yaptım. Pazartesi günü kocam, - lale çok güzel çilek gördüm, alayım mı? diye telefon açtı. - çok güzelse al tabii dedim. Ama bir kasa alacağını tahmin etmedim tabiki. Bir iki saat sonra kapı çalınıp, eve bir kasa çilek gelince, aslın da tahmnin etmeliydim dedim. Yıllar önce de - lale çok güzel vişne var , alayım mı deyip, bir kasa vişne göndermişti eve de Semoşumla onları şurup, reçel ve kompostoya dönüştürmüştük. Her gittiğim yere vişne şurubu götürmüştüm hediye. Neyse çilekler de Zuz ve bizim evin kışlık çilek reçeline dönüştü. Çok da güzel oldu. Gamze bu işin ticaretini yapsam , para kazanabileceğimi bile söyledi.

Bir de poğaça denedim. Sizin de denemenizi şiddetle öneririm. Tarif , baharçiçeğinden. Hem mayalı hem sodalı. Lezzetinin yanın da en büyük özelliği çabuk bayatlamaması. Tarif için bir zahmet oraya gideceksiniz.Arkadaşlarımdan tıklayabilirsiniz, link veremedim , çünkü sağ tuşum çalışmıyor. Artık kızlar akşam mouse değiştirir. Poğaça etkinliği- pazar poğaçası başlıklı yazı.

Dün kocam evdeydi, dışarı çıkmıştı gelirken benim işim olduğunu bilip dışardan yemek getirmişti. Nasılda acıkmıştım , sanırsınız Haymana Ovasından gelmiştim. Öğle yemeğini fazla kaçırınca akşama şöle hafif bir şeyler yiyelim dedim ve benim defalarca tarifini verdiğim meeeşur kabak kemanemden pişirdim. Aslında bilirsiniz kabak kemane bir müzik aleti ama ben ilk kez pişirdiğim de ne pişiriyorsun denince bu cavabı verdiğimde dolayı ismi böyle kaldı. Sanırım Kabak Kemane çalanlar kızmaz bana)))

Bu gün ev de yokum , gezmeler de tozmalardayım. Hava da çok sıcak. Yazlıklara başladık. Ama iki gün sonra 5-6 derece düşecekmiş.

haftanın ortasından yaptığım bu sesleniş burada sona erdi, bir dahaki yazı gününde buluşmak üzere şen ve esen kalın. Sağlıcakla kalın, hoşcakalın. Nasıl isterseniz öyle kalın. Hatta kalmayın yürüyün koşun gezin tozun ay ne istiyorsanız onu yapın...

not- Dün Orduda Mayıs yedisi denilen bir şenlik vardır. Yüzlerce yıllık geçmişe sahiptir. Hızır ve İlyas peygamberin, dalgaların kırıldıktan sonra , denzi sularının karayla temas ettiği nokta da buluştukları gün olarak bilinir. Eski takvime göre mayısın yedisi , 20 mayısa denk geliyor. Baharın gelişi kutlanır. Deniz kıyısına gidilir, yedi dalgadan atlanıp dilek dilenir. Derdim belam denize diyerek denize yedi tek bir çift taş atılır. Tekneler doluşulup gezilir. Gece yedi köprüden geçilir, yine dilekler dilenir. Ha yedi köprü nereden mi bulunur. İlahi, boşa mı türkü yakılmış Ordunun derlerine. Köprüden bol ne var. Her mahalleyi neredeyse bir dere ayırır, mahallleden mahalleye geçerken köprüden geçersiniz. Biz çocukken bütün mahalle deniz kıyısına pikniğe giderdik. Annemin zeytinyağlı biber dolmalarını elime alıp elma gibi ısıra ısıra denize ayaklarımı sokar, sezonu açardım.Sonra bir de delikanlılar arasında yağlı direğin ucunda en fazla durabilme yarışması yapılır. Bir tekneden yağlı direk uzatılır denize doğru onun en ucuna kadar gidebilen ve denize düşmeden en fazla kalabilen kazanır. Ve buna çok önem verilir. Acaba yine aynı coşku var mı? merak ediyorum.

16 Mayıs 2008 Cuma

bu günden, dünden falan filan

Dün evden çıkarken yazdığım yazıdan hemen sonra çıktım. Akşamdan biraz yağmur yağmış onun serinliği vardı. Üsküdara yürüyecektim vaz geçtim. Arabayala indim. Oradan motor sonra finüküler tabii.
İHE çok güzel bir ekmek standı açmış metroya. Üzümlü ekmek aldım. Geçen seferde ruşeymli ekmek almıştım. Ruşeym buğdayın filizlendiği yermiş. Ve buğdayın asıl özü orasıymış. İyi de o zaman niye ayrılır buğday öğütülürken.Yazının sonuna bu ruşeym ile ilgili bilgi koyacağım ilgilenenlerin ilgilerine bilgilerine .Üzümlü ekmek de süperdi.
Kraliçe ile karşılaşmadık. Ben her ihtimale karşı tacımı yanıma almıştım. Neyse kısmet değilmiş bir dahaki sefere inşalah ya da benim İngiltere seferime .

Taksime çıktığım da hani yol soranlar beni bulur ya bu kez de Taksim İlkyardım Hastanesini arayan iki kadını taktım peşime götürdüm. İlk kez gelmişler, ara sokakları görünce şok oldular. Ayyyy burasımıymış Taksim Taksim dedikleri dediler. Hastanenin olduğu yerde gerçekten leş gibiydi.

Evdekilere geç dönerim demiştim ama, akşam olunca hadi ben kaçtım dedim millete. Birden evve dönmek istedim. Dönüşte balık pazarına uğrayıp çupra aldım. Tava yaptım onları bir de çoban salata çektim ortaya . Oldu da bitti maşallah.

Kitap okuma modumdan çıktım duyrulur. Nedenini bilmiyorum. Erkenden uykum geliyor.

Bu güne gelince evdeyim, bir ara bankaya gittim geldim. Hava çok güzeldi ama biraz rüzgarlı. Hadi iyi bir hafta sonu olsun, keyifli olsun, eğlenceli olsun...


RUŞEYMLİ EKMEK


Buğday ruşeymi, tanenin filizlendiği bölgedir. Muhteviyatında yüksek miktarda A,E ve B1 vitamini, lesitin, esansiyel yağ asitleri ve proteinler ile minerallerden çinko, manganez ve krom bulunmaktadır. Döllenmeden sonra oluşan tohumda bitki embriyosu ile beraber besin deposu bulunur. Embriyo, bitkinin küçük bir kopyasını içinde barındırır. Besin deposu ise, bitki kendi besinini üretebilecek hale gelene kadar embriyonun büyümesini sağlayacaktır.
Döllenmeden sonra tohum oluşurken bitki türüne göre nişasta ve protein ile birlikte şeker ve yağ da tohumla birlikte besin olarak depolanır. Nişasta tohum için gerekli olan enerji kaynağını sağlar. Depolanmış proteinler de bitki açısından önemli olan diğer proteinleri inşa etmek için embriyonun ihtiyaç duyacağı aminoasitleri sağlayacaktır. Buğdaydaki toplam proteinin yaklaşık % 8’ini içeren ruşeymin protein miktarı % 30 civarındadır.
Buğday ruşeymi tüm tanenin % 2-3’ünü oluşturur ve gıdalarda, kozmetikte aranan bir üründür. Gıda kullanımına uygun olan ruşeym oranı en fazla % 0,5’tir. Geleneksel bir değirmen sisteminde ruşeym, kepek azaltma pasajlarında elde edilir.

İçinde vücut için gerekli besin öğelerinin bir çoğunu yüksek miktarda içeren buğday ruşeymi, değerli bir maddedir. Bu maddenin % 15 oranında ekmeğe ilave edilmesi ile besin değeri yüksek, oldukça lezzetli ve iç yapısı homojen bir ekmek elde edilmiştir. Bu ekmeğin yeni bir çeşit ekmek olarak piyasaya sunulması, yeterli ve dengeli beslenme konusunda tüketiciye bir katkı olmuştur.


İçindekiler
Buğday unu, içme suyu, ruşeym, kepek, gluten, ekmek hamur mayası, Gıda sanayi tuzu, sirke, Ekmek katkı maddesi [Emülgatör (mono ve digliseridlerin diasetil tartarik asit esterleri), şeker, enzim (fungal hemiselülaz, fungal alfa amilaz), antioksidan (askorbik asit)] ve koruyucu (kalsiyum propiyonat)

100 gr. Ruşeymli Ekmeği'n Besin Değeri
Enerji 224 kcal
Protein 9,5 gr.
Toplam Yağ 1,85 gr.
Diyet Lif 6,9 gr.
Karbonhidrat 42 gr.