Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Beyoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Beyoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ocak 2009 Çarşamba

dün mün işte

Dünkü yazımda belirttiğim gibi dün Beyoğlu'ndaydım. Ama ne hava anlatamam. Yağmur bir an durmadan yağdı. Rüzgar da cabası. Şemsiye insanın elinde ters dönüyor. Sabah kalkınca programı iptal etmek istedim ama- aldığım cevap şekermisin oldu. Şeker değiliz erimeyiz evelallah dedik düştük yola. Düştük diyorum çünkü Gamsegamse'ninde Beyoğlunda mezuniyet fotoğraf çekimi randevusu vardı.

Bu kez yol güzergahımızı değiştirip Kabataş değil, Beşiktaş üzeri gittik. Taksim' e vardığımızda Gamse'nin arkadaşları gelmişti bile. Şıkıdım şıkıdım hepsi. Gamse onları alıp akşamdan benim kuzenin ayarladığı kuaföre götürdü. . Ben onlardan ayrılıp kuzenlerime doğru gittim. Geç kaldın dediler. Var bizim sülalede bu hastalık. Nere gitsen nerdesin geç kaldın derler. Bundan sonra geceden yatıya gitcem valla. Ancak öyle geç kalmam çünkü.

Yağmur çamur , hiç bişe anlamadım. Çiçekçiler bi köşeye sinmiş, şemsiye satıcıları her tarafı sarmış. Ay bi de kulaklık satanlar var. Almamak için zor tuttum kendimi, ekoselisi, puanlısı, uğur böceklisi bile var zeya. Erkekler için düz koyu renkleri . Bazen acıyorum ben bu erkekler ya. Düşünün adam takım elbisesisini giymiş. Gabardin palto üstünde, ya da kaşmir elinde şık deri çantası , lap-topu , kulağında da kırmızı puantiyeli bi kulaklık ne hoş olurdu aslında. Neyse kendi bilecekleri iş. Kocama teklif etsem sadece bakar bana. O bakışlarrrrr neler neler anlatırrrr. Herkes telaş içindeydi anlayacağınız.

Dönüşte yine balık pazarına uğradım. Baktım istavritler pırıl pırıl, yemeğimiz vardı o yüzden onları karagün dostu olarak dondurucuya salladım. Bu şöle olur. Hiç hesapta olmayan bir program çıkar. Evden çıkarsınız o günün akşamına da karagün dostu yiyecekler dondurucudan çıkar. Kızlarıma da hep böyle öğütler veriyorum. Bakın şu anda yediğiniz ıspanaklı böreğin içindeki ıspanaklar , geçenki ıspanak yemeği hazırlanırken ayrıldı ve bu gün böreğin içine yerleşti. Şu anda yediğiniz pırasalı kişin içindeki pırasa geçende yediğiniz zeytinyağlı pırasa hazırlanırken ayrıldı dondurucuya atıldı ve bu gün karşınıza hazır olarak çıktı gibi. Ama onların hayali bir gün evlendiklerinde benimle aynı sokakta oturmak. Benim hayalimse onlar evlenince kocamı alıp diyar diyar tren tren gezmek. Harita da parmak basmak))))

Bu sabah devre dışıydım ben. Herkese yataktan el sallayıp iyi günler diledim. Yatakta tv izledim, gazete okudum, çay içtim. Şu anda çok güzel bir güneş ışığı odaya girmekte. Dün olsaydı bu hava ne olurdu yani. Bu günkü programımı bildiriyorum yan gelip yatmak nası iyimi)))

Dün akşam eve geldiğimde çok güzel bir sürprizle karşılaştım. Üstünde çocuklaçocuk yazıyordu. İçinden el emeği bir kart ve yine el emeği çok zarif bir kitap ayracı çıktı. Makineyi Gamse okula götürdüğü için resim koyamadım ama yarın koyarım. İyiki bu bloğ yazma işine başlamışım ve iyiki sizleri tanımışım. Başlarken hiç aklıma gelmemişti bu tür güzellikler yaşayacağım , çok teşekkür ederim

6 Kasım 2008 Perşembe

Beyoğluna giderkene ve gelirkene, Cancan , fatimanın Eli

Uyyy başlığa bakın hizaya gelin. Özellikle böyle bir başlık attım ki siz gardınızı hemen alın)).Pazar gününden bu yana yazmadığıma göre hadi pazartesinden başlayalım.

Uyandım sabah ile gözyaşım sile sile, pardon bu bi türküydü. Ben gayet formda bir biçimde uyandım. İstanbul son günlerde şahane bir pastırma yazı yaşıyor. Bu gün hava serinledi gerçi. Biz şu an pazartesiye gönderme yapmaktayız. Neyse, birer tost birer yeşil çay verip evdekileri postaladım. Kahvaltıya gidiyorum ama güççücük bir tost ve bir fincan yeşil çay da ben lüpledim. Evden çıktım. Üsküdar'a yürüyerek indim ve Kabataş motorunu kıl payı kaçırdım. Sonra finüküleri de kaçırdım zaten. Metronun içi k9 köpekleri ve polislerle doluydu. Bu güven verdiği ölçüde tedirginde edici aynı zamanda.
Ben böyle herşeyi kaçıra kaçıra gidince tabi vakit öğle saatlerine sarktı neredeyse. Kuzenler açlıktan ölmüşlerdi. Benim beynim yediğim o güpgüçcük tostu kahvaltı olarak algıladığı için, gözüm restoranların öğle mönülerine kaydı hep. Beyoğlu restoranlarının özelliği , çok çeşitli insan yelpazesine hitap ettiği içim mönüleri çok geniştir. Vitrinlerde her türlü zeytinyağlı , hele o şapkalı şapkalı enginarlar, beğendili patlıcanlar , Macar köfteleri insanın iştahını kabartır. hele bir ıspanaklı yumurta tepsisi vardı ki aklım kaldı. Ama dışarda asla ve kat'a ıspanak yemem. 10 kez yıkamalı, sirkeli sularda bekletmeli, kaynar sudan geçirip öldürmeli.İncecik doğrayıp kıyma ve soğanla kavurmalıyım. Sonra bir tepsiye döküp kişi başı birer yumurta kırıp , (ama yumurta dağılmayacak , göz göz duracak) pişirmeliyim. yumurtalar yarı pişince kızdırılmış tereyağı cos cos yumurtaların üstüne kaşıkla gezdirmeliyim. Yaa çaktırmadan alın size bir yemek tarifi.
Börekli çörekli , yağlı ballı bi kahvaltının ardından hadi kahve hadi fal derken baktım akşam olmuş. Bu gün erken kaçıyorum pazar alışverişi yapıcam deyip kalktım. Aynı güzegahı izleyip Kabataşa geldim ki motorda oturacak yer yok. Aman beş dakika zaten dedim yaslandım çay servisi yapılan bankoya geldim. yanımda da bi sürü genç kız kakarakikiri geldik. Tam inerken Gamsegamse aradı, O da Eminönü vapurundan iniyormuş. İskelede buluştuk. Beni uzaktan görmüş bağırıyor- anneeeeee ne güzel olmuşsun kıs. Asıl sen sabah motordaki kırmızı çizmeli hatunu görseydin dedim. Elbisesinde de minik kırmızı çiçekler vardı üstünde de mevsimlik pardesü, yetmezmiş gibi, bi de geldi yanıma oturdu haspa.
Pazar alışverişimizi yapa yapa ana kız eve geldik.
Gel gelelim salı gününe. Sabah daha kargalar bile kahvaltı etmeden cancan çıka geldi. Zuz teyzesi şirkete , annesi Adapazarına bir müşterinin evine bakmaya gitti. Ben de hemen İlmiyemi aradım, yetiş dedim. hemen geldi İlmiyem benim, Cancan kucağımızda gezdi durdu, bize gülücüklerattı. Uyuduğu zamanlarda da çayımızı içtik sohbetler ettik. Akşam olunca Can gitmedi dimii diyen eve daldı.

Bu gördüğünüz figürün adı Fatimanın Eli. Özellikte Fas da nazar boncuğu olarak kullanılıyor. Müslüman kültüründe sünnilerde Hz Muhammedin Kızı Fatmaya atfedilmiş ve beş parmak , islamın beş şartını sembolize ediyor. Musevi kültüründe ise Hz Musanın kızkardeşi Miriamın eli olarak geçiyor ve Tevratın beş kitabını temsil ediyor.Ortadaki göz nazara karşı. ( iki dinden de once de var oldugu yapilan kazilardan anlasilmis) .Bu gördüğünüz bizim kapımızda asılı olan. Zaten bizim kapıyı bi görseniz , kapıdan çok dilek ağacı gibi, her yerinden bir şeyler sallanır. Zuz'un Pragdan getirdiği, süpürge üzerinde cadı. KapI her açılıp kapandığında pis pis kahkahalar atar. Sonra nazar boncuklu annemin hediyesi süpürge. Atatürk takvimi. Dua ve de bu Fatimanın Eli. Nette gördüm ki mücevher olarak tasarlanmışından tutunda en basit anahtarlığa kadar uygulamışlar. İki ortak kültürü de sembolize ettiği için, Ortadoğu Barış Görüşmelerinde de sembol olarak kullanılmış.
Bu bilgiyi de verdikten sonra bu yazıyı burada noktalayalım. Hadi bakalım hoş kalın hoşca kalın

NOT: Bizim Fatimanın Eli figürümüz tamamiyle Nazişin el ürünüdür.

10 Ekim 2008 Cuma

9837. Beyoğlu Seferi yıl 2008

Dün sabah erkenden pörtledim, Güllü geceden aramıştı sabah erken çık, kahvaltıyı birlikte edelim diye. Hadi bakalım öle olsun dedim. Hava tam istediğim gibiydi yani ne sıcak ne soğuk. Önce iskeleye yürüyeyim dedim ama bayramdaki rehaveti atamamışım üzerimden, arabaya bindim. Japon hemşehrilerimizle birlikte motora binip Kabataşa geçtik. Çok yakında Üsküdarda iki kişiye bir Japon düşebilir, çünkü; Marmaray çalışması kazı sırasında çıkan tarihi eserler dolayısıyla uzuyor da uzuyor.

Kabataş'a geçtiğimde benim köfteci ocağını harlamış, kokularını salmaya başlamıştı. Köftecimiz bir kadın ve elleri daima eldivenli. Hemen kokteyl teknelerinin yanında arabası da, yani kokteyle katılanlar mönüyü sevmezlerse çaktırmadan bi ekmek arası köfte yaptırabilirler.

Artık güzergahımı biliyorsunuz, sonrası Finüküler ve Taksime çıkış. Finüküler tıklım tıklımdı. Neyseki 1.5 dk sürüyor yol. Beyoğluna çıktığımda henüz restoranlardan çorba kokuları geliyordu hala, sabah servisi bitmemişti. Dönerler yeni sarılıyor, ıslak hamburgerler yeni diziliyordu tam bir görsel şölendi hehehee,ben de açtım hem de çok aç. Güllü ile kahvaltıya oturunca üzüm üzüme baka baka kararır hesabı ikişer tane üçgen börek ve yumurta dahil bütün kahvaltılıkları götürdük, üstüne de ama yarım saat sonra türk kahvesini içtik tam oldu. Birbirimize yalancıktan fal baktık. Eğer Güldenin falı çıkarsa hayat boyu çaylar kahveler benden arkadaşlar. Ondan sonra Nalan gelecek biraz hazırlık yapayım dedim, Beyoğlunun bir tozunu aldım, çiçekçileri köşerine yerleştirdim, vitrinleri parlattım. Kitap raflarını düzelttim. Sokak çalgıcıları daha çıkmamışlardı evlerinden bi tek onlar kaldı yerleştirilecek.

Sonra teyzeme gittik, Ordu'dan getirdiği kara lahana ile yaptığı dolmalara ve incir reçeline yumulduk. Bu tabi akşam oluyor. O duble kahvaltının üstüne değil. Bu arada Zuz da taciz ateşinde bulundu iş yerinden , bir daha bana ve Oya ya da haber verin diyerek. Yani anlayacağınız her zaman ki Beyoğlu gezimi yaptım, sezonu açtım.

Şimdi daha kahvaltı bile yapmadım, üstelik öğleden sonra bir okey partisine katılmam gerekiyor, öncesinde arkadaşlarla birlikte öğle yemeği yeneceğinden , kahvaltı hafif geçilecek, dünkü yediklerine sayılacak. Yani anlayacağınız üzere bu yazı buradan bitti, ama bir kaç selam göndermem gerekiyor

Dün akşam Sıra Selvilerde yolun ortasında üstüme üstüme yürüyen , arkasında da kamyon gibi bavulu sürükleyen, tatilden geliyodun da , tatilden dönüşünün suçlusu benmişim gibi davranan güzel teyzeye

Finükülerde ki abiye, zaten gideceğimiz yol 1.5 dk, o kadar esnenirmi, az kala uyuyacaktım, motorda senin yüzünden esnemekten ağzım yırtılacaktı.

Nazlı'ya eve geldiğimde anne çay içermisin, tiramusu yaptm dediğin için,

Teyzeme bana da incir reçeli getirdiğin için:))

Gamseye geldiğimde ev de olup , beni merak ettirmediği için selam olsun

2 Haziran 2008 Pazartesi

Kendine güvenen okumaya başlasın, abuk subuk, dereden tepeden hendekten çorttan bi yazı

Günlerdir yazma moduna giremedim. Yazılarınızı okudum yorum yazamadım. Bilmem , yine ruh hallerim değişti benim.

Bu coğrafya hiç bir zaman , yaşayanlarına tam bir huzur vermez. Bir yerden hep bir şeyler çıkar. Devletinin Dışişleri Bakanı gider , ülkesini dışarıya şikayet eder. Belki adamın Dışişerinden anladığı bu ne karışıyosunuz di' mi. Koca Türkiye bir BBG evi gibiymiş ne gam. Birbirimizden saklımız gizlimiz mi? var
.
Bu arada bir Beyoğlu yaptım ben de. Duruyo yerin de aynı. Kestaneciler gitmiş mısırcılar gelmiş. Karanfil yerine margaritalar gelmiş. Havalar ısındı ya daha bi kalabalık. Artık ara sokaklardaki cafeler sokaklara masaları atmaya başlamışlar. Her yer Japon dolu. Geçen gün bi tanesi metronun resmini çekiyodu üle siz yaptınız zati, alası var memleketiniz de , çekilsene önümdenn diyecektim. Yol vermedi ki geçelim. Zaten Türkiyedeki yabancıların , kendi ülkelerinde olamadıkları kadar rahat olmaları beni hep şaşırtır. Geçen yıl Bodrum - Turgut Reis de ki Almanları bir görmeliydiniz. Gerçi ayık olanına hiç rastlamadım ama.Ya misaperver ülkeyiz diyoruz da bize kendi ülkemizde misafir muamelesi yapın demiyoruz ya. E adamlar da haklı bunu diyenler de var.

Cumartesi günü bir kaç yıldır görmediğim bir arkadaşımla buluştum. Sonra birlikte İlmiyeme gittik. Balkona çok güzel bir masa hazırlamıştı bize. Geç vakit döndüm eve.

İstanbulda hava tam benim tarzım bu ara. Gündüzleri ılık, akşamları serin. İtirazı olan var mıııı.

Valla biliyorum çok abuk subuk bir yazı oldu. Hatta izlediğim bir filmden de söz edecektim. Gözü Tamamen Kapalı da. Tom Cruise ve Nicole Kidman ın.Film hakkındaki görüşüm , her zaman söylenildiği gibi, "Bir Kubrick filmini tam olarak kavramak için bir kere izlemek yetmez."

Şimdi gelelim sonuca, azcık memleket meselelrine değindik, evden mevden , gezdiğimiz tozduğumuz yerlerden yazdık. Hava durumunu verdik. E araya bi de film soktuk. Daha ne olsun bundan iyisi Şamda kaysı. Gayet de doyurucu bi yazı olmuş bence...

15 Mart 2008 Cumartesi

eski yazıda da yeni yazıda da Beyoğluna giderkene

Bu sabah kalktım ki , Gamze giyinik bir halde başımda duruyor, hayrola dedim. - Arkadaşlarıyla kahvaltıya gidiyormuş. Nazlı zaten dün akşamdan kirişi kırdı ve Zuz a konuşlandı. My koca işte zaten. yahu bu evi ben mi bekleyeceğim dedim ve programımı yaptım.

Bir Beyoğlu yaptım yine. Aman ne kalabalıktı anlatamam. Bir ara İstiklal caddesine Taksim girişinden baktım sanki havada yüzen kafalar ordusu vardı. İnanılmaz bir şeydi. Yani yanındakine değmeden yürümenin imkanı yok. Ama olsun yaw.Yine aynı ekiple toplandık anladığınız gibi. Gülden yine beni gülme komasına soktu. İnsan annesinin evine hırsız girmesini böyle komik mi anlatır. En komik yanı , hırsızın dolapta asılı duran , kuzen Halilin ceketini alıp , yerine kendininkini asmasıydı. Dahada komiği enişteminde bunu farketmeden alıp giymesiydi. bu Güldenin anlatımıyla bizde gülme krizi yarattı.istanbul turist akımına uğramış arkadaşlar. Vapur, yollar, finüküler, Taksim doluydu. Biz azınlıktık desem inanın valla. Tam vapurdan indim bir karı koca yaklaştı yanıma exusme dedi. Haydaaaa yine beni buldular dedim. telefriği soruyor. Hah dedim bunlar , Pier Loti ye gideceklerdi, Haliç vapuru yerine , Kabataş motoruna bindiler. Sonra o güzelim Türkcilizcemle , finüküleri sorduklarını anladım. Düşün peşime dedim. Fakat aşağıdaki eski yazımı okursanız aynı tarihlerde Bir Japon turistle aynı macerayı yaşadığıma tanık olcak ve tarih tekkerrürden ibaretir , sözünün gerçekliğini anlayacaksınız. Ben sözü fazla uzatmayayım. Gittm geldim , dönüşte yer bulamadığım için motorda üstte oturup , şifayı kaptım.

umarım kalabalığı abartmadığımı bu resimle daha iyi anlarsınız. Burası Çin dedil :)), sadece İstiklal caddesi. Bu halini seviyormusun derseniz , hayııır derim. Ama İstanbul dışına çıkınca da bu halini özlerim.
**********************************************************************************
17/3/2007 - BEYOĞLUNA GİDERKENE
Dün nasıl pırıl pırıl bir hava vardı.Gerçi bu gün de öyle ama.Ben baktım ki pırıl pırıl bir hava var dışarda.Gündüz gözüyle bir Beyoğlu Taksim yapayım dedim.desertwind in deyimiyle şöyle kabasını bir alayım,tozlanmıştır,tozlarını alayım,haftasonu na hazırlayayım dedim.Bakayım çiçekçiler yerinde mi.Çinliler köşeleri tutmuşmu.Üle bizim satıcıları köşe bucak kovalayan zabıta bunlara bi şey demezmi.Valla çinliler bizim sokağa kadar geldiler.Boşa mı yapmış Hunlar bu Çin Seddine akınları.Attilanın kemikleri sızlayacak.Uzun lafın kısası,ben evdeki ahali evden çıkınca evi şöyle bir düzelttim.Bir gün önceden tüm ihtiyaç tedbirleri alınmıştı.Hemen attım kendimi dışarı.Güneş gerçekten parlıyordu.Hatta ve hatta güneş gözlüklerimi takmak zorunda kaldım

Artık yeni güzergahım Kabataş üzeri gitmek.Hiç trafik yaşamıyorum.Motorla Kabataş,finükülerle de 165 sn de Taksim.Üsküdar da ki Marmaray Tüp Geçit çalışması nedeniyle en aşina olduğumuz yüzler Japonlar.Motorda da bir Japon hanım dikkatimi çekti.Ufacık ama ne sevimli.Elinde bir harita inceleyip durdu.Ben motordan indim hemen finüküler girişinden daldım.Yürüyen merdivenler tamirdeydi.İnmek mesele değilde ,Allaaaah inşallah ,taksim çıkışı böyle değildir dedim.Ben bu arada bunları düşünürken,baktım benim motordaki ,Japon Hanım bir inip bir biniyor.Sağa sola bakınıyor.Elindeki haritayı inceliyor.Sonra geldi bir kaç sıra öteme oturdu.İnerkende bana yanaştı.Taksime nasıl gideceğini sordu.bende zaten Taksimdeyiz dedim.Elindeki haritayı açtı bana bir yer gösteriyor ama ,benim yakın görme problemim öyle ilerlemişki,göremiyorum.Tüneldeyiz hala o anda. Ben biraz ışığa falan tutuyorunm ama nafile.Kadıncağız haritayı elime verdi,çantasını açtı ve bir gözlük çıkardı.,bana uzattı.Birden ikimiz birden katılırcasına güldük.Taktım ve gördüm ki,Taksimde ki Atatürk heykelini arıyor.Aynı yöne gidiyoruz dedim.Tabi bunları benim henüz 17 ,17 paramparçaaaaaaaa ,ingilizcemle yapıyoruz.Teoman bu şarkıyı benim ingilizceme mi? yazmıştı ola.Henüz 17 yaşında; olduğu yerde terkettiğim paramparçaaaaa ingilizceme yani.Neyse Taksime çıkınca karşımıza gelen Atatürk heykelini gösterdim.Bir daha gülüştük o Japonca ben Türkçe güldüm bu kez.Türkmüsünüz dedi.Bende de aha bu şahane ingilizcesiyle sana yol gösteren,anlı şanlı bir Türk kadınıdır dedim.Karşılıklı reveranslar yaptık,Arigato Anjin san falan dedik .Ayrıldık.Dudağımın kenarında hoş bir gülümseme ,kuzenlerle buluştuk.Güllünün gazına gelip ,bi sürü lüzumsuz şey aldım.Beyoğluna gelince iyi idi hoş idi.Her şey yerli yerinde,çiçekçiler köşelerinde,akordioncu amca yine orada.Hatta dilenciler bile aynı yerlerinde oturuyorlar.Bir kaç tiyatrocuya rastladık,aralarında ya televizyonu,ya Devlet tiyatrosunu bırakmaları hakkında yayınlanan genelgeyi konuşuyorlardı.

Akşam en favori dizimiz Hatırla sevgiliyi izledik karı koca.dönem dizilerini çok severim,bu dizide de her şeyi mekan seçimlerini,kıyafetlerini çok başarılı buluyorum,
Çoktandır yeni tatlardan bahsetmiyorum size.Yeni eğlencelik tatlarımız Magmum çikolata.Bu Nazişin favorisi bir de kuru incir ve ceviz. var. Ama bunu öyle bir kuru incir,bir ceviz yemeyeceksiniz. Açacaksınız incirin içini,içine yerleştireceksiniz cevizleri,afiyetle yiyeceksinz.Üstüne de çay için ama insanı çok susatıyor.
Hafta sonu planım yok. Şimdi gidip kıymalı poğaça yapacağım.İçini akşamdan hazırladım,ve yatarken tembih ettim evdekilere sakın yemeyin diye.Yoksa ekmek arası yapar yerler valla.Gözünün yaşına bakmadan

İyi bir hafta sonu olsun size de...

5 Şubat 2008 Salı

Karman çoraman bi yazı işte

Cuma gününden beri yazmamışım ,O zaman cumadan başlayalım. Cuma sabahı erkenden kalkmıştım , kahvaltı ettik kızlarla, baktım hava çok güzel, ben bi Beyoğlu seferi düzenleyeyim dedim içimden. Ama önce Beyoğlu ekibini bi ayarlamak gerek dimi. Kuzen Güllüye (Gülden) telefon açtım. O hemen atladı tabi, -hadi gel kahvaltıdan başlayalım dedi. - yok dedim ben kahvaltı kısmını geçtim. Geri kalan zevata da o haber verdi.
Motorla karşıya geçerken dikkatimi çekti, çoktandır, yerliden çok yabancı oluyor karşıya geçerken, bir de çok konuşuyorlar. Artık Marmaray projesinde çalışanlar mı? bilemiyorum. Önceleri sadece Japonlar dı, şimdi her telden çalıyoruz. Yanımda oturan kızcağızın kafası şişti ki, ay bunlar hiç susmayacak mı? dedi.

Fato, Halil , Güllü ve Ben yine çok gürültülü bir gün geçirdik. Benim boğazım doğal olarak ertesi gün yine ağrıyordu dolayısıyla. Halili eski arkadaşlarım bilir ama bilmeyenler isminin üstüne tıklayabilir. Valla çok güzel bi gün oldu. Çiçekçiler, sokak çalgıcıları, piercingli gençler, etrafına şaşkın şaşkın bakanlar, Bambinin tostu, Kızılkayaların ıslak hamburgeri, rengarenk vitrinleri eh bi de ben her zamanki Beyoğlu idi yani.

Cumartesi günlerini eğer evdeysem kendime izlemek isteyip de izleyemediğim filmler günü yaptım. Kimse yoktu ev de, kızların arkadaşlarıyla programları vardı. Önce şöle bi hijyenik çalışmalar, sonra yemek yaptım. Daha sonra da önce Duvara Karşı ile başladım film etkinliğime, sonra 10 dk izledim. Geçen de Nalan da Ademin Trenlerini okumuştum, aklım kalmıştı. Onu izlemeye karar verdim. Çok güzeldi. Çocuk gözünden anlatılan filmlere bayılırım zaten.10 dalda ödüle aday gösterilmiş Sinema Yazarları Derneği tarafından. Yabancı festivallere davet edilmiş.

Filmin Konusu
Hasan Hoca, Bekir’in kirletip terk ettiği Hacer’i ailesinden korumak için nikâhına aldı. Ama ona hiç el sürmedi. Bunu Allah’ın kendisine bir sınavı kabûl ediyordu. Hoca onca yoksulluğuna rağmen Hacer’e ve dünyaya getirdiği Fatmacık’a karşılık beklemeden yıllarca baktı. Bu yaşam, bir gün Hasan Hoca’nın Manisa’nın uzağındaki yirmi hanelik küçük tren istasyonuna İmam olmasıyla değişti


Pazar günü olaysız geçti.Akşam Denizi Olmayan Yerden arkadaşım, hani ekim ayında oğlunun düğününe gittiğim Nevin aradı. İstanbuldayım , yarın bana gel dedi.
Dün yani pazartesi günü Nevin' e gittim. Bostancı'ya. Önce dışarda buluştuk. Biraz alışveriş yaptık. Ben ala ala bir krep tavası aldım. Sonra onlara gittik. Gelirken bi sürü tariflerle gelmiş. Gece ikiye kadar da onları yapmış. Yani tüm yeni tariflerini ben de denedi. Hepsi çok güzeldi. Favorilerim, tahinli bayat ekmek salatası ve sütlü incir tatlısı. Ama masa da taze bakla dan, kabak tatlısına , kivili muzlu pastadan, yöresel bir yemek olan kelem kavurması (lahana kavurması yani) , Rus salatasına kadar sayamadığım bir sürü şey vardı. Kızları da gelecek sanmış ,yapmış da yapmış. Onların hakkını göndermeye kalktı ama, götüremem dedim. Kızlar fena bozuldular ama ne yapalım gelseler di.
Bu gün bu hafta ki tek boş günüm. Yarın tiyatroya gideceğim. Bu yıl tiyatrolar altın yılını yaşıyormuş. 1960 dan beri böyle bir şey olmamım mış. Çoğu oyuna mayıs ayına kadar yer yok. Biz bu biletleri Gamsegamse nin sayesinde bulduk. Öyle takip etti ki iptal ediler rezervasyonları. Yarın ki gideceğimiz oyun , Modern tiyatronun kurucularından sayılan Nobel Ödüllü İtalyan yazar Luigi Pirandello’nun komedisi. Ayrıntıları izledikten sonra yazarım artık.
Kitabımı bitirdim. Yani Araf'ı. Beğendim, yalnız Elif Şafak bazı kelimelere fazlaca takılıyor. Örneğin ''son tahlil de '' demediği bir kitabına rastlamış değilim. Bu sabah da kocamı uğurladıktan sonra , yatakta biraz daha kitap okudum . Kimya Hatun'a başladım. Gelelim bu güne , günün en kayda değer olayı gözümüzü vapur düdükleriyle açınca anladık ki sis var. Eyvah ki eyvah Gamze'nin sınavı vardı. Hemen internete baktı. Tüm seferler iptal. Birden panikledi, neyseki sınav saatine kadar sis hafifledi.
Bu kadar bu günlük. Bu arada iki sobe ödevim var, biri maviaanne den, biri Sibelden.İkisininde konusu çok zevkli. Bundan sonraki ilk yazım onlar olsun.

30 Aralık 2007 Pazar

ne gecceydi be!!!!




Dün gece Nalan(desertwind), zeya , nurdanacar Zuz ve ben çok güzel bir Beyoğlu gecesi yaşadık.Üstteki ilk resim Kahve molası verdiğimiz, peripetie, ikinci resim se asıl gecenin yaşandığı Nevizade sokak. Bu sokak hakkında en aydınlatıcı bilgiyi, Sinan Özedincik yazmış. Kısa bir alıntı yaptım yazısından sizin için,Beyoğlu'nun gece hayatında önemli bir yer tutan Nevizade'de yaz kış ayrı bir keyif yaşanıyor. Hele yazları... Masalar, sokaklara dizilir, sazlı kemanlı fasıl cümbüşleri sokaklara taşar. Bu yoğunluğun içinde yolu bulup yürümek zorlaşır. Ancak yine de İstanbul' un olmazsa olmazlarındandır Nevizade Sokak...Yazının tamamı ise burada http://arsiv.sabah.com.tr/2007/02/15/gny/yaz1640-200-102-20070215-200.html

........................................................................................


Önce Nalan bundan sanırım bir ay önce falan , benim bitmez tükenmez Beyoğlu yazılarımdan birine , şimdi Beyoğlunda fasıl yapmak vardı yazdı. Zeya hemen yapalım o zaman dedi. Nurdan ve bende ne duruyoruz deyince , organize işi Zuz a kaldı. Ebrucuk da olacaktı ama olmadı. O bu gün gelebildi İstanbula. Ebruuu seninle bir program yaparız inşallah. Ama biz bu arada bir mail trafiği yaşıyoruz ki sormayın. Gün kararlaştırıldı. İş Nalanın Türkiyeye avdet etmesine kaldı.

.....................................................................................................................................


Dün planladığımız gece gerçekleşti nihayet. Ama önce erkenden AKM nin önünde buluşup benim deyimimle pötibör ama asıl adı peripetie de bir kahve faslı yaptık. İki saattçik kadar falan.Nurdan bize fal baktı ve hep güzel şeyler söyledi. Nurdaaaan eğer fal çıkarsa Turgut Reis de davetlimsin.

...............................................................................................................................................................................


Akşam yedi gibi Nevizade- Boncuğa geçtik. Zuz gelmişti zaten. Breh breh , ondan sonrası içelim açılalım , çalsın sazlar oynasın kızlar misali. Yalnız oynayan kadın değil erkekti ama hakkını verdi. Bu kısmı zeya anlatacak. Nurdan ve Nalan da resimleri gönderince resim koyacağım. Ben biraz arıza olduğum için, son anda makineyi çıkarttım çantamdan, o yüzden ben de resim yok. Masamıza gelen çalgıcılara istekler yaptık hem söylettik hem söyledik. Hepimiz Mihribancıymışız meğer, ilk istek parçamız o oldu. Mihribaaaaan mihribaaaan diye bağırmaktan şu an da boğazım acıyor. Cumartesi geceleri Beyoğlunu bilenler bilir. İnsan seli diyeyim ben size. Bir ara bizim olduğumuz sokakta insan trafiği tıkandı resmen. O soğukta dışarda masalarda oturanlar vardı. Gecenin sonun da bittiğine inanamadık. Şimdi değişik planlar içindeyiz bakalım bakalım neler olacak. Artık evimde baktıkça onları hatırlayacağım, bu arkadaşlığın sanal değil nasılda gerçek olduğunu ispatlayan objeler var. Hepsi de onları hatırlatan , onlardan özellik taşıyan.

......................................................................................................................................


Yarın yılın son günü. Tüm yaşanan sıkıntılar bu yılda kalsın, yaşanan sevinçler bu yılda da devam etsin. Yeni yıl sağlıkla güzellikle umutlarla gelsin. Hepimize iyi seneler

24 Aralık 2007 Pazartesi

bayramdan sonra

Bayram bitti, yeşil çayım ve ben huzurlarınızdayız. Biraz geç kalktım bu gün. Bayram sabahları ha şimdi kapı çalar, bi gelen olur endişesiyle bir yatak keyfi yapamadım. Bende ki de iş yani sanki millet gözünü bizde açacak. Amcam yapardı bu işi. Önceleri, evlerimiz yakındı. Kendisi de evde duramaz. Gözünü açar, doğru dışarı. Beni de çok sever, gidip, onu göremem diye, sabahın yedisinde kapıyı çalar, bayramlaşır giderdi.
Dün akşam son gelen ziyaretçilerimizden sonra , son kadayıfı yedim ve bayramı bitirdim. Valla çok güzel olmuştu. Yeni bir taktik geliştirdim. Böylece , artık her an elinizin altında kızarmış kadayıfınız olacak. İstediğiniz zaman şerbetleyip yiceksiniz. Bu kıyağımı da unutmayın. Durun hemen tarifi vereyim. Bir kilo kadayıf , ceviz ve biraz tarçın. Küçük bir de kase. Büyüklüğü kahve fincanı gibi olsun. Olmazssa kahve fincanı kullanın. Şimdi fincanın dibine biraz kadayıf koyun iyice bastırın. Arasına biraz toz şekerle, biraz tarçınla karıştırılmış dövülmüş ceviz koyun, sonra üstüne tekrar kadayıf koyup bastırın. Yağladığınız tepsiye, ters kapatın , içindeki kadayıfın düşmesi için , fincanların yanlarına biraz vurun. Sıra sıra dizin onları. Sonra bi güzel kızartın. Soğuyunca da doldurun kutulara kaldırın. Canınız çekince de kaynatın şerbetini dökün üstüne yeyin yaw. Bir kilo kadayıftan bende 36 porsiyon çıktı .
Şimdi ben son kadayıfı yedim ya. Gece Buzda Dansı izlerken Gamzenin canı tatlı istedi. Kalktı, üşenmedi.Bisküili , pudingli pasta yaptı. Bisküileri de bizim içmek için demlediğimiz çayla ıslatmış. Kocam da ne kadar az çay demlemişsin diyor bana. Nası yani dedim. Sonra gerçek ortaya çıktı.Şipşak dondurucuda da soğuttu yedik. Ben neme lazım belki kalorisi az olmuştur diye, üzerine biraz da ceviz koydum yerken.
Bu hafta çok yoğunum. Bu gün pazarımız var. Yarın görümcemin grubuyla okey oynayacağım. Koşuyoluna gidicem. Çarşamba Zuz la alış-verişe çıkmamız gerek. Onun henüz haberi yok bu programdan. Perşembe günü, cuma akşamı evlilik yıldönümümüz var ve kalabalık olacağız. Onun hazırlıkları var. Cuma günü zaten hazırlıklara son şekli verilir. Cumartesi akşamı Beyoğlundayım. Çok güzel bir buluşma için. Nalan(desertwind) zeya,nurdanacar , Zuz ve ben buluşuyoruz. Bir Beyoğlu gecesi yapacağız. Hem de erken yılbaşı kutlaması olacak. Şimdi gideyim işe koyulayım ancak yetişirim dimii...

8 Aralık 2007 Cumartesi

KARARSIZ KASIM:))

Pazar günü havasında bir cumartesi yaşıyorum. Nedenini bilmiyorum Hep , pazar gibi geliyor bana. Geç kalktım , çayımı aldım oturdum buraya. Gamse uyuyor. Naziş teyzesin de yani Zuz da kaldı dün gece. Kocam da çoktan işe gitti. Belki öğle yemeği yiyordur.

Beyoğlu ekibim aradı.- Hadi gel, hava çok güzel - dediler . Kararsızım. Halbuki , başka yapacak bir işim de yok. Akşam yemeğimiz de hazır. Kuru biber dolması yaptım. En sevilen yemeklerimizdendir. Biberleri Adıyamandan gelir. Kocamın arkadaşları tarafından. Kendine has bir acısı var. İnsanın sınırlarını zorlamayan. Hoş benim kulaklarıma kadar yakan acı yediğim dönemlerde olmuştur. Ama gençtik güzeldik ve de anlayışlıydık o zamanlar, iyi de dansederdik. Artık bünye kaldırmıyor, mide isyan ediyor. Bu saatten sonra da anarşik bir mide ile uğraşamam. Bari onun huyuna suyuna gideyim. Kocam hep anarşik bir duruşun var dünyaya karşı der bana. Halbuki munis bir kadınım ben:)). Karadenizi bilirmisiniz , nasıl da uysal durur. Amma bi de ...
Yani gideyim diyorum ha ne dersiniz. On beş gündür falan gitmedim. Şimdi araya bayram da girer. Gerçi ay sonunda bir süpriz buluşma var , Beyoğlu gecelerinde. Zamanı gelince anlatırım.
Hadi ben gidim , gidim.Kalkıp, hazırlanayım, düşeyim Beyoğlu yollarına.
Beyoglu Sözleri:
Beyogluna götür beni
Kitaplara bakalim
Sokaklarda gitar çalalim
Tatil için para yapalimOturalim bir yerde
Bir iki laf edelim
Sinemaya gidelim sonra
Karanlikta öpüselim
Mesela aci yok
Agri yok sizi yok
Cepte para çok
Hadi gel gidelim
yaralari saralim
Hadi gel gidelim
anilari yazalim
NAZAN ÖNCEL

17 Kasım 2007 Cumartesi

CUMARTESİ CUMARTESİ

Aslında hafta sonları yazı yazmam ama bu gün çok sıkıcı bir gündü. Dün o kadar ıslandım ki, iliklerime , kemiklerime kadar . Sanırım onun da etkisiyle kızların sesi müzik gibi kulağıma gele gele uyudum geç saatlere kadar. Kocamın gittiğinin farkında bile olamadım
O ne yağmurdu . Bi kez de 1979 yılında ıslanmıştım böyle. O zaman da kirpiklerimden sızmıştı yağmur. Yok öle yağmuru severim deyip pencereden izlemek. Benim gibi yapacaksın. Taksimin göbeğinde birden şar diye boşalınca yağmur. Beni bir gülme aldı. O sırada yanımdan da , hani Bizimkiler dizisi vardı. Hakimim, hakimim diye dizideki hakimin arkasında gezen adam rolünü oynayan sanatçı geçiyordu yanımdan , tanımazdım, belki ama, öle tuhaf baktıki yüzümdeki ona anlamsız gelen gülüşe. Birden herkesin elinde aynı model yanından etiketler sarkan şemsiyeler belirdi. Şeffaf maviler pembeler morlar. Tam metro girişinde baktım ki şemsiye tezgahı kurulmuş. Metrodan çıkan ilk iş şemsiye alıyor. 3ytl olan şemsiyeler birden 5 ytl oldu. Gözünü sevdiğimin İstanbulu her durumun sektörü var. Bir de tam İstiklal caddesine girişte , O yağmurun altında öpüşen çift çok romantikti. İnşallah bu gün romantik romantik öksürmüyorlardır. Akşam haberlerde yağmurun asıl Silivriyi vurduğunu öğrendik. Görüntüler içler acısıydı.
Neyse sonunda kendimi motora attım. Tabiii yağmur başlayınca millet beni aramaya başlamış. Tabii finükülerde çekmedi telefon. tam motora bindim .Başladı zır zır çalmaya . Yanımdakilerden utandım. İki kez kocam. Bir yerde bekle diyor yağmurun geçmesini, sanki onun niyeti var da geçmeye. Sonra Nazlı aradı . İki kez daha Gamze aradı. O da Eminönünden binmiş motora. Aynı zaman diliminde Üsküdarda olduk. Buluşup birlikte geldik. İki kez Zuz aradı. Akşam size geliyorum dedi. Sonra ne yemek var diye aradı. Sonra köftenin yanına sarımsaklı domates sosu yap diye ardı. Ben eve gidebileyim inşallah da dedim. Eve geldiğimde üstümdeki yağmur geçirmez sandığım paltom bir tona ulaşmıştı.
Biraz dinledik, kızlar masayı hazırladı, ben yemekleri ısıttım. Köfteleri kızarttım. Sosu yaptım. Zuz geldi. Kocamda geldi. Toplaştık yani , yemeğimizi yedik benden paso dedim kenara çekildim.
Bu günde evde , son derece uyuşuk bir gün geçirdim. Naziş dışarı çıktı , gece teyzesinde yani Zuz da kalacak. Gamze vizeler başladı harıl harıl çalışıyor.
Akşama doğru kocam aradı maç var dedi. Bu demektir ki akşama hiç bir program yapmayın, en azından benimle yapmayın, büyük TV benim. Yani kısaca bunları demek ister. Neyse güzel bir maç oldu. Biz Gamze ile dışarı çıkmıştık. 1-0 Norveç öndeydi. Alış veriş yaparken bir baktım Milli Takım iki gol atmış. Fatih Terim de milletin dilinden kurtuldu. Maç sonrası pek havalıydı. Ama yakışırrr dimi. Ah bi de Hakanım Şükürüm de oynayaydı da bir gol de o ataydı . Hadi darısı Bosnaya. Gol gol gol Milli takım gol.