Sabah saat 05.30 itibariyle ayaktayız. Dün gece saat kaç da yatmış olmanın bir önemi yok. Gece yarısı uykunun bir yerinde zırt diye uyanmış bir daha uyuyamamış olmanın bir anlamıda yok. Ailecek uyandık, giyinildi kuşanıldı ve yavrular yuvadan uçuruldu... Hayırlı olsun vatana millete ikinci dönem eğitim öğretim yılı...
Gece birden bire uyandım. Sanki saatlerdir uyumuş, uykumu almış gibi... Biraz döndüm döneledim ıııııh. Tv açtım. Tam o sırada bir film başlıyordu baktım... hah dedim baka baka uyurum...filmi sonuna kadar izledim :))) Neyseki güzel bir filmdi. Demir Perde Ülkelerinden ABD ye kaçış filmleri modası vardı bir zamanlar. Pek iş yapardı. Eh Demir Perde de ülkeleri de yerle yeksan olunca bu moda da demode oldu tabi. Filmin adı;Amerikan Rapsodisisi(Baskıcı macar rejiminden kaçarken kızlarını (suzanne) feda eden bir çiftin öyküsünü anlatır. Suzanne daha sonra köylü bir çift tarafından evlat edinilir. 6 yıl sonra anne ve baba kızlarını amerikaya geri götürü ancak suzanne 15 yaşına geldiğinde Macaristana dönerek gerçek kimliğini bulmaya çalışır.)
Şimdi kahvemi aldım, bir tane de portakallı pop kek :) aldım yanına. Ama bu keyif uzun sürmeyecek... Eve nereden başlasam diyorum... banyodan mı, mutfakdan mı? seç beğen al...
Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
8 Şubat 2010 Pazartesi
7 Şubat 2010 Pazar
Bu hafta sonu evci çıktık. Dün hummalı bir temizlik vardı. Halı silmeceli falan hatta:)) Sonra yemekler yapıldı Tokat usulu tarhana çorbası, kurutulmuş biberden etli doloma ve domatesli makarna.
Akşam Zuz da geldi. Kızlar yoktgu, Kocam da askerlik arkadaşlarıyla buluştu, biz ailece yemek yedik , dışardan kimse yoktu heheheheheh Babam , Zuz ve Ben . Kızlar ve kocam geldiğinde Zuz acxıkmıştı bile:)) Kurabiye yaptık birlikte. Süper bir un kurabiyesi oldu. Naziş de gelirken sıcak şarap almıştı, geçenkinde yoktu. Ben yazınca canı istemiş:))Bu hazır tabi, döküp tencereye ısıttık.Zuz gece bir gibi gitti,biz de Tarihin Arka Odasını izledik yatak odasında, uyumuşum. Osmanlıda isyanlardan devam ediyoruz..
Sabah ,herkes uyurken , yeşil çayımı demledim, iki de kurabiye aldım , Yaşamdan Dakikaları izledim. Mazhar Alanson konuktu. Bir kitap yazmış, kocaman bir şey şarkılarının nasıl yazıldığı, o günkü Türkiye resimli, çizgi roman gibi bir şey. Aslı kocaman ve fiyatı biraz uçukmuş bir de küçük boyutlusu var bizim gibiler içinmiş hehehehehehehe. Aynı bu uzunlukta güldüm valla. Ben güleyim durayım D&R larda tükenmişde yeniden basılıyormuş. Galiba bizim Capitoldeki D&R a fakirler gidiyo çünkü hiç görmedim orada da:)) ama dikkatinizi çekerim bizim Capitol. Biziiim:))) Kitapta gözüm kaldı mı? kaldı.
Kızlar ve Koca Bey uyanınca simitli falan kahvaltı yaptık. Sonra ben bütün gün yattım , tv izledim.
Ben böyle yazınca arada bir gelip soran oluyor, sen hiç kızmazmısın, bi yerin ağrımaz mı?, kimseye küsmezmisin. Yok anam ben demirden yapılmışım, hiç bir yerim ağrımaz sızlamaz, derimin kalınlığı 17 cm hiç bir şey işlemez.
Hadi sizide memnun edecek bir şeyler yazayım. Dün geceden beri göğüs kafesim çok ağrıyor. Ağrı kesici içtim bengaylandım. O yüzden yattım bu gün malak gibi.Buram buram bengay koktum. Kızlar stresli okul açılıyor yarın. Sabah beş buçukda kalkmaya başlayacağız yarından itibaren. Kombi arada cırtlayıp sinirimi bozuyor. Kocam simit almaya gitti bir saat gelmedi, simitleri o yapıyor sandık. Sinir tepeme çıktı.
Akşam Zuz da geldi. Kızlar yoktgu, Kocam da askerlik arkadaşlarıyla buluştu, biz ailece yemek yedik , dışardan kimse yoktu heheheheheh Babam , Zuz ve Ben . Kızlar ve kocam geldiğinde Zuz acxıkmıştı bile:)) Kurabiye yaptık birlikte. Süper bir un kurabiyesi oldu. Naziş de gelirken sıcak şarap almıştı, geçenkinde yoktu. Ben yazınca canı istemiş:))Bu hazır tabi, döküp tencereye ısıttık.Zuz gece bir gibi gitti,biz de Tarihin Arka Odasını izledik yatak odasında, uyumuşum. Osmanlıda isyanlardan devam ediyoruz..
Sabah ,herkes uyurken , yeşil çayımı demledim, iki de kurabiye aldım , Yaşamdan Dakikaları izledim. Mazhar Alanson konuktu. Bir kitap yazmış, kocaman bir şey şarkılarının nasıl yazıldığı, o günkü Türkiye resimli, çizgi roman gibi bir şey. Aslı kocaman ve fiyatı biraz uçukmuş bir de küçük boyutlusu var bizim gibiler içinmiş hehehehehehehe. Aynı bu uzunlukta güldüm valla. Ben güleyim durayım D&R larda tükenmişde yeniden basılıyormuş. Galiba bizim Capitoldeki D&R a fakirler gidiyo çünkü hiç görmedim orada da:)) ama dikkatinizi çekerim bizim Capitol. Biziiim:))) Kitapta gözüm kaldı mı? kaldı.
Kızlar ve Koca Bey uyanınca simitli falan kahvaltı yaptık. Sonra ben bütün gün yattım , tv izledim.
Ben böyle yazınca arada bir gelip soran oluyor, sen hiç kızmazmısın, bi yerin ağrımaz mı?, kimseye küsmezmisin. Yok anam ben demirden yapılmışım, hiç bir yerim ağrımaz sızlamaz, derimin kalınlığı 17 cm hiç bir şey işlemez.
Hadi sizide memnun edecek bir şeyler yazayım. Dün geceden beri göğüs kafesim çok ağrıyor. Ağrı kesici içtim bengaylandım. O yüzden yattım bu gün malak gibi.Buram buram bengay koktum. Kızlar stresli okul açılıyor yarın. Sabah beş buçukda kalkmaya başlayacağız yarından itibaren. Kombi arada cırtlayıp sinirimi bozuyor. Kocam simit almaya gitti bir saat gelmedi, simitleri o yapıyor sandık. Sinir tepeme çıktı.
5 Şubat 2010 Cuma
bu gün...
Dün Cancan lı bir gündü. Çook Can^lıydı çok güzeldi.
Elimdeki kitap bitti... Günhan Kuşkanatîn Evvel Aşklar Masalı. Başlamış, araya başka bir kitap sokmuştum. İşte okumasam çok üzülürdüm diyebileceğim bir kitap .
Osmanlı'yı bir başka yanı ile ele alan Günhan Kuşkanat'ın romanı Evvel Aşklar Masalı . 16. yüzyılda 3. Murat kız kardeşi Nagehan Sultan ve dönemin büyük bilgini Mihran Takiyuddin arasında geçen ve aşk günah nefret gurur kıskançlık ve aldatma üzerine kurulu bir roman.. İmkânsızı seven ruhlar fırtınaya kapılmış bedenler. Korkunç bir veba salgını kıyamet alameti bir kuyruklu yıldız ve uğursuz bir kule. Saray soytarıları cariyeler suikastler şeytanlar cinler mekanik aletler simya formülleri sonsuz hayat arayışları ve şehrin altında birbirine açılan yüzlerce galeri
.
Balkahvecimin hediyesi Asi... Asi... var şimdi elimde. Okuduğum kadarıyla yine çok güzel bir kitapla karşı karşıyayım. Ayla Kutlu'nun okuduğum üçüncü kitabı olacak bu...
Bu gün Dayımla kolkola girip bir Beyoğlu yaptık. Hava serindi ama güzeldi. Üsküdar'a yürüdük. Motorla Kabataş'a geçtik. Oradan da finükülerle Taksim... Dayım la aramızda bir kaç yaş fark vardır. O Üniv. öğrencisiyken ben lise öğrencisiydim. Ne sinema tiyatro , Uludağ maceralarımız vardır. Hafta sonları o okuldan gelir ben okuldan çıkar e ve gelirdik. Bakardık daha hiç kimseler yok evde. Hadi derdik, bi not bırakıp doğru Bursa , Uludağda mangal keyfi, düşmeler kalkmalar... Kocam Bilecik de askerlik yaparken, hadi derdi bana, Zeki'nin yanına gidelim. Bazen öyle olurdu ki, izinden yeni dönmüş adamcağız, daha potinlerini bağlamamış:)) bi bakardıi biz karşısında... İşte öyle bir dayı - yeğen ilişkisi. Çok da kavga ederdik ha, Annem yaka silkerdi bazen... Dolaştık biraz, şapka aldık O'na, Eniştem'i ziyaret ettik, Eniştem beni görünce; eliyle işaret etti gel diye, gözleri parladı bana bakarken. Geçen gittiğimde Annemin adıyla seslenmişti bana. Daha iyi gördüm bu kez... Teyzem şahane börek yapmıştı, dolmalar sarmıştı. Hemen çayı koyduk, kuzen Gülden'de geldi, çok sevdiğimiz iki ahbabımızda geldi. Yıllar sonra dayımla karşılaşınca onlar da çok sevindiler. Sohbet muhabbet , eski günler derken geçti saatler. İtalyan yokuşundan yürüyerek Tophane^ye indik, Kabataş'a kadar yürüdük. Yüzüm üşüdü ama güzel bir yürüyüş oldu.
Bu hafta sonu kızların son tatil günleri. Pazartesi okullar açılıyor. Sabah dinlendiniz mi? diye sordum, eh dediler. Tabi , dedim ayağı yanık kedi gibi gezerseniz dinlenemzsiniz heheheheh Annemin bana söylediği sözdür ama Zuz'un eline su dökemem bu konuda:)))
Gittim ben artık, iyi bir hafta sonu olsun hepimize...
Elimdeki kitap bitti... Günhan Kuşkanatîn Evvel Aşklar Masalı. Başlamış, araya başka bir kitap sokmuştum. İşte okumasam çok üzülürdüm diyebileceğim bir kitap .
Osmanlı'yı bir başka yanı ile ele alan Günhan Kuşkanat'ın romanı Evvel Aşklar Masalı . 16. yüzyılda 3. Murat kız kardeşi Nagehan Sultan ve dönemin büyük bilgini Mihran Takiyuddin arasında geçen ve aşk günah nefret gurur kıskançlık ve aldatma üzerine kurulu bir roman.. İmkânsızı seven ruhlar fırtınaya kapılmış bedenler. Korkunç bir veba salgını kıyamet alameti bir kuyruklu yıldız ve uğursuz bir kule. Saray soytarıları cariyeler suikastler şeytanlar cinler mekanik aletler simya formülleri sonsuz hayat arayışları ve şehrin altında birbirine açılan yüzlerce galeri
.
Balkahvecimin hediyesi Asi... Asi... var şimdi elimde. Okuduğum kadarıyla yine çok güzel bir kitapla karşı karşıyayım. Ayla Kutlu'nun okuduğum üçüncü kitabı olacak bu...
Bu gün Dayımla kolkola girip bir Beyoğlu yaptık. Hava serindi ama güzeldi. Üsküdar'a yürüdük. Motorla Kabataş'a geçtik. Oradan da finükülerle Taksim... Dayım la aramızda bir kaç yaş fark vardır. O Üniv. öğrencisiyken ben lise öğrencisiydim. Ne sinema tiyatro , Uludağ maceralarımız vardır. Hafta sonları o okuldan gelir ben okuldan çıkar e ve gelirdik. Bakardık daha hiç kimseler yok evde. Hadi derdik, bi not bırakıp doğru Bursa , Uludağda mangal keyfi, düşmeler kalkmalar... Kocam Bilecik de askerlik yaparken, hadi derdi bana, Zeki'nin yanına gidelim. Bazen öyle olurdu ki, izinden yeni dönmüş adamcağız, daha potinlerini bağlamamış:)) bi bakardıi biz karşısında... İşte öyle bir dayı - yeğen ilişkisi. Çok da kavga ederdik ha, Annem yaka silkerdi bazen... Dolaştık biraz, şapka aldık O'na, Eniştem'i ziyaret ettik, Eniştem beni görünce; eliyle işaret etti gel diye, gözleri parladı bana bakarken. Geçen gittiğimde Annemin adıyla seslenmişti bana. Daha iyi gördüm bu kez... Teyzem şahane börek yapmıştı, dolmalar sarmıştı. Hemen çayı koyduk, kuzen Gülden'de geldi, çok sevdiğimiz iki ahbabımızda geldi. Yıllar sonra dayımla karşılaşınca onlar da çok sevindiler. Sohbet muhabbet , eski günler derken geçti saatler. İtalyan yokuşundan yürüyerek Tophane^ye indik, Kabataş'a kadar yürüdük. Yüzüm üşüdü ama güzel bir yürüyüş oldu.
Bu hafta sonu kızların son tatil günleri. Pazartesi okullar açılıyor. Sabah dinlendiniz mi? diye sordum, eh dediler. Tabi , dedim ayağı yanık kedi gibi gezerseniz dinlenemzsiniz heheheheh Annemin bana söylediği sözdür ama Zuz'un eline su dökemem bu konuda:)))
Gittim ben artık, iyi bir hafta sonu olsun hepimize...
3 Şubat 2010 Çarşamba
dün dündü... bu gün de bitti...
Altta gördüğünüz resimdeki tencerede sıcak şarap var. Dün gece aklımıza düşünce Zeya ve Zuz o kara rağmen dışarı çıkıp şarap aldılar, Ebru ve Gamsegamse tarifi buldu. Sonra yine Zuz ve zeya imalata geçtiler. Ben mi? izledim ve içtim. Muhteşemdi . Anladığınız gibi dün gece biz yine toplanıp çok güzel saatler geçirdik.
Zeya'dan Ankara notlarını aldık. Ankara seyehatinde Balkahve, Mavianne ve Gümüşay ile buluşmuştu. Balkahve, bana almayı , okumayı çok istediğim bi r kitabı; Ayla Kutlu'nun Asi...Asi..
ve çok zarif bir gümüş kolye göndermiş, o ucundaki lale şeklindeki mineyi görünce içim bir hoş oldu. Canım Balkahvecim sesini duyabildim sonunda, ama seni hiç görmedim, umarım bir gün o da gerçekleşir çok ama çok teşekkür ederim.Kolyeyi hemen dün gece taktım boynuma, tesadük ki Zuz'un Prag' dan getirdiği lale kolye de boynumdaydı. İki kızkardeşimden dedim...
Biz geceyi tamamlamadan Berfu aradı; Cancan'ın Annesi olur:))) eve dönmesinler, kar var , işe gitmeyelim:))) ne yaparsın işte böle bi işleri var:)))). Kahvaltıya gelin, güne bizde devam edelim dedi. Gece Zeya ve Ebru^yu yolcu ettikten sonra bizim yatmamız üçü geçti. Sabah Cancan'lar arayıp hadi hadi dediler. Kalktık giyindik çıktık, kar devam ediyordu, ağaçlar öyle güzel görünüyordu ki...Gittik çayımız demlenmiş bir güzel, kahvaltı masası hazırlanmış, sucuklar ızgara edilmişşş. Cancan bizi görünce havalara uçtu, hemen sevdiği müziği açtık Gamsegamse ile danslar etti, kendi evinde tüm hünerlerini döktü bize...
Alttaki resimde ise biz mutfağa geçmişiz, acıkmışız yeniden, börekler yaptık, fırında kabak mücveri yaptık. Cancan^da mutfakdan çıkmadı çok yardım etti bize çook...Resimler de Zuz yok , çünkü çeken O :)))
Akşam çayımızı içtikkkk çıktık, hep beraber, Cancan da tabi. Beni eve bırakıp Capitole gittiler. Ben geldim akşam yemeği masasını kurdum,bi çorba yaptım . Tam dinlenmeye çekileceğim hadii Gamse aradı gelin beraber dönelim. Nazişle yeniden giyindik çıktık. Capitolünde altı üstüne geldi bende de derman kalmadı gayrı. Yorgunluk çayımızıda içtik şimdi tumba yatak Asi... Asi... ye başlayacağım...
Zeya'dan Ankara notlarını aldık. Ankara seyehatinde Balkahve, Mavianne ve Gümüşay ile buluşmuştu. Balkahve, bana almayı , okumayı çok istediğim bi r kitabı; Ayla Kutlu'nun Asi...Asi..
ve çok zarif bir gümüş kolye göndermiş, o ucundaki lale şeklindeki mineyi görünce içim bir hoş oldu. Canım Balkahvecim sesini duyabildim sonunda, ama seni hiç görmedim, umarım bir gün o da gerçekleşir çok ama çok teşekkür ederim.Kolyeyi hemen dün gece taktım boynuma, tesadük ki Zuz'un Prag' dan getirdiği lale kolye de boynumdaydı. İki kızkardeşimden dedim...
Biz geceyi tamamlamadan Berfu aradı; Cancan'ın Annesi olur:))) eve dönmesinler, kar var , işe gitmeyelim:))) ne yaparsın işte böle bi işleri var:)))). Kahvaltıya gelin, güne bizde devam edelim dedi. Gece Zeya ve Ebru^yu yolcu ettikten sonra bizim yatmamız üçü geçti. Sabah Cancan'lar arayıp hadi hadi dediler. Kalktık giyindik çıktık, kar devam ediyordu, ağaçlar öyle güzel görünüyordu ki...Gittik çayımız demlenmiş bir güzel, kahvaltı masası hazırlanmış, sucuklar ızgara edilmişşş. Cancan bizi görünce havalara uçtu, hemen sevdiği müziği açtık Gamsegamse ile danslar etti, kendi evinde tüm hünerlerini döktü bize...
Alttaki resimde ise biz mutfağa geçmişiz, acıkmışız yeniden, börekler yaptık, fırında kabak mücveri yaptık. Cancan^da mutfakdan çıkmadı çok yardım etti bize çook...Resimler de Zuz yok , çünkü çeken O :)))

Akşam çayımızı içtikkkk çıktık, hep beraber, Cancan da tabi. Beni eve bırakıp Capitole gittiler. Ben geldim akşam yemeği masasını kurdum,bi çorba yaptım . Tam dinlenmeye çekileceğim hadii Gamse aradı gelin beraber dönelim. Nazişle yeniden giyindik çıktık. Capitolünde altı üstüne geldi bende de derman kalmadı gayrı. Yorgunluk çayımızıda içtik şimdi tumba yatak Asi... Asi... ye başlayacağım...
1 Şubat 2010 Pazartesi
İstanbul içinde Hoptirinam:))) -2
Bu gün İstanbul'un tozunu aldım kabaca. Tüm Tarihi Yarımada ve Haliç kıyıları...Tahtakale, Mısır Çarşısı... Kapalıçarşı... Sahaflar Çarşısı... Ayın Biri Kilisesi... Fener... Balat... Eyüp Sultan...
Naziş şimdi de Babasının gözüyle , Babasının önderliğinde keşfediyor İstanbul'u... Bilmediği İstanbul'u görüyor.
Tarihi Çınaraltındaki sıra sıra dizili tespihçilerde bir tesbihin 10bin 20 bin dolardan gittiğini görünce anaaaam dedi.Herhangi bir işportacı sanmıştı onları:))) Sahaflar benim ona anlattığım sahaflar değildi artık... KPPS ci olmuştu hepsi... müşterileri de ona keza... yüz kez gittiği Kapalıçarşı^ya Örücüler Kapısından girmemişti hiç.. Hasırcılar çarşısını, Veznecileri bilmiyordu...Valla Tahtakale ye o kadar gider gelirim o gititğimiz yerleri ben bile bilmiyorum...
Günün duraklarından biri de Ayın Biri Kilisesiydi. Çoğu kimse burayı Ayşe Arman'dan öğrendi. Bu kilisenin diğer kiliselerden farkı, her ayın ilk günü açılır ve gidenler dilek dileyip, kilisenin içindeki Ayazma suyundan içerller...
Bizans zamanından kalan ve camiye dönüştürülmemiş tek kilisedir.Junstuniaus'un theodora için inşa ettirdiği kilise ve bu kilisedeki din adamlari direkt olarak Vatikan tarafindan atanmaktaymis.
So0nra Haliçe doğru yol aldık. Ben buraları genelde vapurla geçtiğim için sadece denizden gördüğüm güzelliklerle kalırdım ama karadan geçince viraneleri de görmüş oldum. Viranelerin çoğu sanırım vakıf binalarıydı. Nerede böyle virane görürseniz büyük bir ihtimalle bunlar vakıf binalarıdır. Nereden mi biliyorum. Üsküdar ve Kuzguncuk tarafında bunlardan o kadar çok ki, artık görür görmez hemen anlıyorum...
En son Eyüp'e geldik. Burada caminin içine girdik dua ettik. Naziş hiç gelmemişmiş hayran kaldı o görkeme. Sokollu Mehmet Paşa'nın türbesi de bu külliye içindedir. Şu anda okuduğum kitap tam bu atmosfere uygun. İstanbul ve Bizans, yeraltı dehlizleri, Sokollu Mehmet Paşa , o zamanlar Ceneviz Kalesi denilen Galata Kulesi. Gezerken bir taraftan da kitabımı anlattım. Ay çok zevkli bir gezi oldu benim açımdan. Sanki kitabın içine doğru girdim.
Eyüpten sonra Mısır Çarşısına geldik. Bitki ve Evcil hayvanların olduğu yerden başladık. Sonra KapalıÇarşıya girdik, Örücüler Kapısından... Bedesten falan derkeeeen Sahafların girişinin olduğu dokuz numaralı kapıdan çıktık. Sonrası Çınaraltı, Mahmutpaşa yokuşu... Naziş pek eğlendi burada ...
Nasıl da güzel bir hava vardı, inanılmazdı. Ama akşam bir fırtna bir kıyamet attık kendimizi Üsküdar'a
Evim evim güzel evim, geldik sonunda... yemeğimizi yedik... çayımızı koyduk... şimdi Ezel seyredeceğiz müsadenizle... Yarın büyük program var, karda geliyormuş ama bizi durduramaz dedik... kim mi biz e, o da Çarşamba gününe...
Naziş şimdi de Babasının gözüyle , Babasının önderliğinde keşfediyor İstanbul'u... Bilmediği İstanbul'u görüyor.
Tarihi Çınaraltındaki sıra sıra dizili tespihçilerde bir tesbihin 10bin 20 bin dolardan gittiğini görünce anaaaam dedi.Herhangi bir işportacı sanmıştı onları:))) Sahaflar benim ona anlattığım sahaflar değildi artık... KPPS ci olmuştu hepsi... müşterileri de ona keza... yüz kez gittiği Kapalıçarşı^ya Örücüler Kapısından girmemişti hiç.. Hasırcılar çarşısını, Veznecileri bilmiyordu...Valla Tahtakale ye o kadar gider gelirim o gititğimiz yerleri ben bile bilmiyorum...
Günün duraklarından biri de Ayın Biri Kilisesiydi. Çoğu kimse burayı Ayşe Arman'dan öğrendi. Bu kilisenin diğer kiliselerden farkı, her ayın ilk günü açılır ve gidenler dilek dileyip, kilisenin içindeki Ayazma suyundan içerller...
Bizans zamanından kalan ve camiye dönüştürülmemiş tek kilisedir.Junstuniaus'un theodora için inşa ettirdiği kilise ve bu kilisedeki din adamlari direkt olarak Vatikan tarafindan atanmaktaymis.
So0nra Haliçe doğru yol aldık. Ben buraları genelde vapurla geçtiğim için sadece denizden gördüğüm güzelliklerle kalırdım ama karadan geçince viraneleri de görmüş oldum. Viranelerin çoğu sanırım vakıf binalarıydı. Nerede böyle virane görürseniz büyük bir ihtimalle bunlar vakıf binalarıdır. Nereden mi biliyorum. Üsküdar ve Kuzguncuk tarafında bunlardan o kadar çok ki, artık görür görmez hemen anlıyorum...
En son Eyüp'e geldik. Burada caminin içine girdik dua ettik. Naziş hiç gelmemişmiş hayran kaldı o görkeme. Sokollu Mehmet Paşa'nın türbesi de bu külliye içindedir. Şu anda okuduğum kitap tam bu atmosfere uygun. İstanbul ve Bizans, yeraltı dehlizleri, Sokollu Mehmet Paşa , o zamanlar Ceneviz Kalesi denilen Galata Kulesi. Gezerken bir taraftan da kitabımı anlattım. Ay çok zevkli bir gezi oldu benim açımdan. Sanki kitabın içine doğru girdim.
Eyüpten sonra Mısır Çarşısına geldik. Bitki ve Evcil hayvanların olduğu yerden başladık. Sonra KapalıÇarşıya girdik, Örücüler Kapısından... Bedesten falan derkeeeen Sahafların girişinin olduğu dokuz numaralı kapıdan çıktık. Sonrası Çınaraltı, Mahmutpaşa yokuşu... Naziş pek eğlendi burada ...
Nasıl da güzel bir hava vardı, inanılmazdı. Ama akşam bir fırtna bir kıyamet attık kendimizi Üsküdar'a
Evim evim güzel evim, geldik sonunda... yemeğimizi yedik... çayımızı koyduk... şimdi Ezel seyredeceğiz müsadenizle... Yarın büyük program var, karda geliyormuş ama bizi durduramaz dedik... kim mi biz e, o da Çarşamba gününe...
30 Ocak 2010 Cumartesi
Bu Cumartesi
Biz , bu cumartesi zilin çalmasıyla uyandık. Kargo gelmişti. Kızlar yine ıvır zıvır almışlar. Hadii oturdular yatağın üstüne hevesle açtılar koliyi. Benim gözüm yatakta ama saat de 11 olmuş. Azcık daha yattım, ama duramadım kalktım. Çayı koydum, bir dolu yumurtalı ekmek kızarttım. Her önüne gelen eve ekmekle gelmiş. Kızların da eli ekmek tutu ya :))) Oturduk kahvaltımız yaptık.
Bu gün,alış - veriş yapmamız da gerekiyordu. Naziş Natilius a gitmeyi teklif etti. Gamsegamse ben gelemem sinemaya gideceğim dedi. Hoop kalktık my koca, Naziş ben gittik. Önce biraz mağaza gezindik , valla bir tek çorap aldık. Sonra Gloria Jane's de kahve molası verdik. Ondan sonrada aşıl alış-verişe başladık. Eviin eksiğini gediğini aldık işte. Döndük evimize.
Akşam için Nazişle program yapmıştık ama iptal ettik. Ben bu arada aldıklarımızı yerleştirirken dün akşam yaptığım çikolatalı pasta tabağını hatta tepsisini diyeyim , düşürüp , atomlarına ayırdım. Tepsi umrumda değil, pasta gitti:((( Kristal bir pasta haline geldi. O yetmezmiş gibi reçel kasesi de elimden düştü hatta düşerken havada parçalanıp elimi kesti. Hala bu olayı çözmeye çalışıyorum , o iş nasıl oldu.
Akşam yemeğimizi yedik hatta çayımızı içtik, ben ziyan olmasın diye çay poşetlerini demlikten çıkarıp gözlerimin üstüne koydum:))) Gözlerimide dinlendirdim bu ara , bir taşla iki kuş yani.
Bu gece Tarihin Arka Odası var, konusunu bilmiyorum , ama yatakta onu izleyeceğiz, Naziş^de radyodan dinlemek hoşuna gidiyor. Zaten görsel bir yanı yok heheheh sonuç da Murat Bardakçı yakışıklı değil, sanırım alınmaz , önemli olan zeka dermişim :))))
Pazar günü için şimdilik hiç bir programım yok ama pazartesinden sonra iğne deliği kadar boşluk yok. Hele de salı akşamı... siz çarşamba gününü bekleyin...
Bu gün,alış - veriş yapmamız da gerekiyordu. Naziş Natilius a gitmeyi teklif etti. Gamsegamse ben gelemem sinemaya gideceğim dedi. Hoop kalktık my koca, Naziş ben gittik. Önce biraz mağaza gezindik , valla bir tek çorap aldık. Sonra Gloria Jane's de kahve molası verdik. Ondan sonrada aşıl alış-verişe başladık. Eviin eksiğini gediğini aldık işte. Döndük evimize.
Akşam için Nazişle program yapmıştık ama iptal ettik. Ben bu arada aldıklarımızı yerleştirirken dün akşam yaptığım çikolatalı pasta tabağını hatta tepsisini diyeyim , düşürüp , atomlarına ayırdım. Tepsi umrumda değil, pasta gitti:((( Kristal bir pasta haline geldi. O yetmezmiş gibi reçel kasesi de elimden düştü hatta düşerken havada parçalanıp elimi kesti. Hala bu olayı çözmeye çalışıyorum , o iş nasıl oldu.
Akşam yemeğimizi yedik hatta çayımızı içtik, ben ziyan olmasın diye çay poşetlerini demlikten çıkarıp gözlerimin üstüne koydum:))) Gözlerimide dinlendirdim bu ara , bir taşla iki kuş yani.
Bu gece Tarihin Arka Odası var, konusunu bilmiyorum , ama yatakta onu izleyeceğiz, Naziş^de radyodan dinlemek hoşuna gidiyor. Zaten görsel bir yanı yok heheheh sonuç da Murat Bardakçı yakışıklı değil, sanırım alınmaz , önemli olan zeka dermişim :))))
Pazar günü için şimdilik hiç bir programım yok ama pazartesinden sonra iğne deliği kadar boşluk yok. Hele de salı akşamı... siz çarşamba gününü bekleyin...
29 Ocak 2010 Cuma
Ne çok yağmur yağdı bu gün, sanırsın hiç yağmamış. Ama güzel yağdı Allahı var. Biz de Naziş2le takıldık. Gamsegamse dün akşamdan tüydü. Tuğçe'ye gitti. Bir gün bu Tuğçe geldi bize, gülmekten ölüyor- inanmazsınız bir martı gördüm , uçuyordu ağzında kızarmış patates vardı, hem de ketçapl, dediı. -İstanbul martılarının ondan totosu büyük işte dedim, hepsi kaz kadar oldular. Bazen karşı binanın çatısına konuyorlar hep birlikte sanırsınız kaz sürüsü ya da besili bir tavuk sürüsü. İncecik zarif martılar nerde. Vapurdan atılan simitleri , ekmekleri yiye yiye, sahil kenarındaki büfelerin çöp kutularındaki, artık hamburger, sosisli, kızarmış patatesleri yiye yiye azmanlaştılar. Richard Bach , bu İstanbullu martıları görse MARTI yı yazarmıydı acaba:)))
Pes bana yani pesler bana hatta, sen yağmur yağdı de haydiii gel Richard Bach'a , Martıya..
Bu günün elde tutulan tek yanı şu anda mutfakda arzı endam eyleyen kocaman bir çikolatalı pasta. Naziş'in isteği üzerine yapıldı. En sevdiği pastamdır. Hamurunun tek değişik yanı normal kakolu kek yaparken ununu bir bardak eksik koyun, onun yerine de pirinç unu. Fırından çıkınca da üstüne bir bardak soğuk süt gezdirin. Kek pişirken , pişirdiğiniz çikolatalı sosu da üstüne dökün tamaaaam oldu işte. Bir çığır açıcam, bu tarif verme usulümle :)))
Akşam bir dizim var onu izledikten sonra Islak Güneşi bitireceğim. Islak Güneş de ; konun geçtiği bir mahalleye benzer bir yerde büyümüş olabilirsiniz, o mahalledekilere benzeyen bir komşunuz dahi olmuş olabilir hiç değilse bir sokak çeşmesinden su içmeyen yoktur. Bu kitabı ben öyle okudum, eğdim başımı , dayadım elimi, Keçiköy'deki sokak çeşmesinin ağzına kana kana su içtim. Deli Yadigar'ın oğlunun kafasını tuğla ile yardım:)) Kendi duygularınızı da katabileceğiniz öyle bir kitap işte... Leylak Dalıcım teşekkür ederim, sayende bu kitabı kaçırmadım...
Nazlı ağzıma bir şeker verdi şu an kaktüslüymüş:))) Daha neler yapacaklarını merak ediyorum:)). Ağzımdaki tat hoşuma gittimi derseniz valla fena da değil , en azından kaktüslü:)))
Eh, ne demişti Ahmet Haşim usta Akşam ...akşam yine akşam...
Giitim o yüzden ben, iyi bir cuma akşamı olsun...
Not: biz dün Cancanla çook keyifli bir gün geçirdik çoook ...Çok kalabalık bir kahvaltı grubuda ağırladık, Ankaradan dayım geldi, ev de bir bahar havası durumları...
Pes bana yani pesler bana hatta, sen yağmur yağdı de haydiii gel Richard Bach'a , Martıya..
Bu günün elde tutulan tek yanı şu anda mutfakda arzı endam eyleyen kocaman bir çikolatalı pasta. Naziş'in isteği üzerine yapıldı. En sevdiği pastamdır. Hamurunun tek değişik yanı normal kakolu kek yaparken ununu bir bardak eksik koyun, onun yerine de pirinç unu. Fırından çıkınca da üstüne bir bardak soğuk süt gezdirin. Kek pişirken , pişirdiğiniz çikolatalı sosu da üstüne dökün tamaaaam oldu işte. Bir çığır açıcam, bu tarif verme usulümle :)))
Akşam bir dizim var onu izledikten sonra Islak Güneşi bitireceğim. Islak Güneş de ; konun geçtiği bir mahalleye benzer bir yerde büyümüş olabilirsiniz, o mahalledekilere benzeyen bir komşunuz dahi olmuş olabilir hiç değilse bir sokak çeşmesinden su içmeyen yoktur. Bu kitabı ben öyle okudum, eğdim başımı , dayadım elimi, Keçiköy'deki sokak çeşmesinin ağzına kana kana su içtim. Deli Yadigar'ın oğlunun kafasını tuğla ile yardım:)) Kendi duygularınızı da katabileceğiniz öyle bir kitap işte... Leylak Dalıcım teşekkür ederim, sayende bu kitabı kaçırmadım...
Nazlı ağzıma bir şeker verdi şu an kaktüslüymüş:))) Daha neler yapacaklarını merak ediyorum:)). Ağzımdaki tat hoşuma gittimi derseniz valla fena da değil , en azından kaktüslü:)))
Eh, ne demişti Ahmet Haşim usta Akşam ...akşam yine akşam...
Giitim o yüzden ben, iyi bir cuma akşamı olsun...
Not: biz dün Cancanla çook keyifli bir gün geçirdik çoook ...Çok kalabalık bir kahvaltı grubuda ağırladık, Ankaradan dayım geldi, ev de bir bahar havası durumları...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)