Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

3 Nisan 2009 Cuma

Ben bu gün,

Ben bu gün gözümü açtım ki aaaa Naziş dışında herkes evde. Kocam kendine izin vermiş:)), Gamse2nin boş günü. Du ben biraz daha yatayım yav derken aaa dedim bu gün can geliyo, Zuz ve Berfu'nun toplantısı var. Farkındaysanız Cancan çaktırmadan haftada iki gün gelmeye başladı :)))

Olsun be yav dedim, onlar ancak 11 e doğru gelirler, ama Gamse bendeki kıpırdanmayı fark eder etmez -Anneee ben çok açım dedi. Valla ben de açım dedim. Birer yeşil çay yanına da birer tost aldık. Cancan ta saat 12 de geldi. o gelene kadar biz ikinci parti kahvaltıyıda yaptık. Gamse babasının en sevdiği şarkıları sırayla çalıp onun uyanmasını sağladı)))

Öğleden sonra Cancan'ı da alıp dışarı çıktık. Baktık hava rüzgarlı, markete yöneldik. Böylece Can ilk market macerasını yaşadı çığlıklar ata ata dolaştık markette..Kocam bizi market sonrası ekti. Akşam eve de bi çuval balıkla geldi. Az kaldı kapıda tepeleyecektim O^nu ama neyse temizlettim dedi elimden kurtuldu.

Sonra Gamse tuturdu benim dizlerim tutmuyo , çok ağrıyo demeye daha doğrusu iki üç gündür diyodu da Volteren falan sürüyoduk. Baktık olmayacak babsıyla Dr a gitti. Artık o hastane zaten Gamse'ye çalışıyo. Tabi gidince Dr bunun tipinden anlamış, ağır botlar giyme senin sınavın mınavın yok mu onlara çalış demiş.

Akşam yemeği sonrası hadi çayı Ercüler de içelim dedik. Ercüyü bi çoğunuz tanıyorsunuz havuz maceralarından. Neyse gittik , Ercü Niksar'dan , Niksar Belediyesinin hazırladığı kitaplardan getirmiş, bizimkiler bütün gece boyunca o kitaplara baktılar biz de Banu ile sohbet ettik. Ben o ara bir demlik falan çay içmişimdir sanırım. Yani bu gece Kayhan'ın Haram Geceler şerkısı benim kimselere vermem.

Bu gece yeni bir kitaba başlıyorum ama henüz seçmedim. Naziş Ne kadar Agatha Christie varsa eve getirmiş , ama ben pek polisiye okumam okuduğum son polisiye sanırım Taş Meclisi ya da Kurtlar İmparatorluğuydu.

Şu anda radyoda bahça DUVARINDAN AŞTIM , SARMAŞIK GÜLLERE DOLAŞTIM diye çığıran bi kadın var. O kelimelerin büyük harfle yzılmış olması tamamiyle yenlışlık hehehehe, üşendim silip yeniden yazmaya. Anladığınız üzre cıvıtmak üzereyim, ufaktan ufaktan gideyim ben en iyisi.

1 Nisan 2009 Çarşamba

1Nisan şaka gibi nişan töreni ve hoş geldin KEREM BEBEK

Dün akşam kocam Lale iki saat sonra 1 Nisan deyince ben tam 30 yıl geriye gittim. Babamla Annem salonda, yani Aksaray Ordu Evinde 1 1-Nisan dan başka gün olmadığı için, o tarihe nişan töreni tarihini aldıklarını söyleyince , biz iki nişanlı adayı birbirimizin suratına baka kalmıştık.Nasıl yani dedik, insanlar şaka sanıp gelmezlerse.
Olmadı tabi öyle bir şey bizim taaa Ordu dan da gelen cümbür cumaat sülaleyle ve kalabalıklıkta bizden hiç de aşağı kalmayan kocamın sülalesiyle ve arkadaşlarımızla hıncahınç doldurduk salonu ve tam 30 yıl olmuş. Hadi nice otuzlara diyelim ve gelelim bu güne.

Zeya ile sabah 10 da Kadıköy- Haldun Taner Tiyatrosunun önünde buluştuk . Çocuklaçocuk'tan Özlem'in bebeği Kerem'e dünyaya hoş geldin demeye Şifa Hastanesine gittik. Nasıl şeker bir bebek. Upuzun simsiyah saçları var. Benim kızlarım bir yaşına geldiklerinde bile onun yarısı kadar saçları olmamıştı. Özlem'i de ilk kez tanıdık bu vesileyle, Annesiyle de tanıştık. Özlem hiç de yeni bebek sahibi olmuş biri gibi değildi maşallah ,kilo sorunu bile yok. Kısmete bak dedik biz bebeği Çocuklaçocuğun diğer ortağı Fulya'dan önce gördük)). Bebek şekerlerimizi de aldık kalktık. Özlem, zeya ve bana belli olmaz biz kaynar içmeye bile geliriz heheheh.

Özlemden ayrılınca zeya ile iskeleye doğru yürüyelim dedik ve Alkım kitapevine girdik. Ben sırada bekleyen 20 kitap var almayacağım biraz dolaşırım sadece dedim ama dayanamayıp A.S.Byatt'ın Oyun adlı kitabını aldım. İki kızkardeşin aralarında oynadıkları bir oyunu ve sonrasını anlatıyor.Arka kapak yazısı dikkatimi çekti. Yazarın daha önce başka kitabını da okumamıştım. Zeya'ya söylemedim ama kapak resminde biri zayıf diğeri kilolu iki kızkardeşin temsili resmi var . Gamse daha içeri girer girmez farketti, kapaktaki resmi. -Hani kitap almayacaktın elindekiler bitene kadar dedi. Bahanem hazır, promosyon vardı, kaçırmayayım dedim)). Ama promosyon işi gerçek valla. Gezen Kitap projesi için alıp bir kaç yere bırakmak istiyorum. Bırakacağım yerleri bile ayarladım. Bir tanesi İstiklal Caddesi girişindeki taramvay durağı mesela. Zeya dururmu O da iki kitap aldı ve Alkım önünde vedalaşıp ayrıldık.

Be deniz kıyısında biraz yürüdüm. Sonra da eve geldim ki Gamse açım açım çok açım diyor. Ben de acıkmıştım zaten hemen bir şeyler yedik. Şimdi biraz evi toparlayıp kızımla takılacağım...

31 Mart 2009 Salı

ondan bundan

Gezdim tozdum, okudum , izledim , pişirdim taşırdım ama canım yazmak istemedi nedense.
Sabahları mide ağrısıyla uyanıyorum, bir iki gündür belki ondandır. . Yedi sekiz yıldır unuttuğum bir şeydi ama hortladı birden. İlaçlarıma başladım ve bu gün nispeten daha iyi.

İstanbul bir kaç gündür daha sabahtan güzel bir hava vaad ediyor insana. Hadi dışarı dışarı diyor. Naziş dün Fethi Paşa korusunun açılışını yaptı. Çok güzeldi dedi. Bazen kışın da yürüyüşlere gidserdim ama bu kış hiç gitmedim. Bazen kızıyorum kendime burnumun bu kadar dibindeki bir güzellikten yeterince yararlanamadığım için. Mahallenin kadınları her sabah yedide yürüyüşe , spora gidiyorlar. Sabahları Spor Akademisinden spor hocası geliyormuş, aletler de var ama işte...

Cumartesi günü erkenden İlmiyem aradı, hava çok güzel gel balkonda çay içelim dedi. Yok karşıya geçiyorum dedim ama ne yaptı etti beni razı edip, fikrimi değiştirtti. Küçük bir operasyon geçirmişti onu kullandı bana karşı bi de pizzayı hehehe. Neyse bir de çok tatlı bir iş arkadaşı gelmişti Sema Hanım. Güzel güzel oturup sohbet edip çay içtik.

Pazar günü ise malum seçim. E iyi oldu, anladık ki kriz bize teğet geçmiş gerçektende. Kimse ağlayıp zırlamasın artık dinlemem . O kadar oyu tek başıma ben vermiş olmama dimi))


Prenses Günlüklerini okudum.Burada sözünü edeceğim Kastilya Prensesi Dona İzabel'in günlükleri. Sonradan İspanya Kraliçesi oluyor. Hayatında bir kara leke bir de yüz akı var. Kara lekesi engizisyon mahkemelerini kurdurmuş olması. Çocukluğundan başlayan günlüğünde o kadar naif , resim yapmaya çalışan, nakış işleyen, hasta annesi için o kadar endişelenen bir genç kızın engizisyon mahkemeleri kurdurmaya kadar giden hayatı. Ve de Kristof Kolomb'a verdiği destekle dünyanın seyrini değiştirmesi. Gerçi Kristof Kolomb onu bile din adına diyerek arazı ediyor. Yeni dünyadaki insanları da hristiyan yapmak için. İlginç bir kitaptı.



Her sabah kadife elbisemi giyip saçlarımı altın simli ağla toplayıp Portekizli elçi ile piskoposa tatlılıkla gülümsemek için hazırlanıyorum. Yüzüm gülüyor ama içim kan ağlıyor! Bu kadar iyi bir oyuncu olduğuma ben bile şaşırıyorum. Bütün bunları, henüz hakkında çok az şey bildiğim biriyle evlenmek için yapıyorum.

1400lü yılların ortalarında yaşayan prenses İzabel hem kaba saba bir adam olan erkek kardeşi Kral Enrique ile mücadele etmek zorundadır; hem de onu zorla evlendirmek istedikleri, Portekiz Kralı Afonsodan kurtulmak. Küçük prensesin mücadelesi zor ve acılı olur ama Amerikayı keşfeden denizci Kristof Kolomba verdiği destekle tarihin akışını değiştirir. Afonso ile değil, aşık olduğu Kral Fernando ile evlenmeyi başaran İzabel artık İspanyanın Altın Çağını yaratan bir Kraliçe, Amerika Kıtasının Anası olarak anılacaktır..



Bunlar dışında hayat bizim evde bildiğiniz gibi akıyor. Okula gidenler, işe gidenler, yoldan açım ne yiyeceğiz diye arayanlar. O, bu nerede diye soranlar. Pişenler taşanlar, gelenler gidenler, çalan telefonlar, kapılar. Hayatımıza acaip bir renk tat katan Can var bi de. Bu gün gelecek. Kokusunu almaya başladım bile. Ona okuyacağım kitapları hazırladım. Bi kitaba bakacak bi yüzüme arada bir de çaktırmadan tadına .

Hadi gittim ben kahve saati....



Not. Anam bu yazıyı ben size Pasifikten yazıyorum. Ne ettiysem ayarlayamıyorum saati.Hep pasifik saatine göre yazım çıkıyor. Bakın şimdide yazım pazartesi yazıldı çıktı hehehe idare edin.


Not.2-Zuhal Olcay'ın o buğulu , hüzünlü bakışlarının nedeni makyaj alerjisiymiş. İnsanın kendine ettiğini kimse edemez derdi annem ne doğru dermiş.

27 Mart 2009 Cuma

Ebru ya güle güle partisi ve dünden ,sabahın içinden

Geceden cümle eve ilan ettim, yarın öğlene kadar yataktayım bana elleşmeyin diye.Kim ses etmedi , bi tek Naziş giderken yatak oda penceremden el salladım O'na. Aramızda bir seromoni o. Kalkar, giyinir cornflakesini yer, çıkar. Servise binmek için arka sokağa dolanır. Bende yatak oda pencereme çıkar el sallarım ona, gider gider dönüp el sallar, köşeyi dönüp görünmeyene kadar. Sonra küt diye bi yatağa atarım kendimi, kocam uyanır Nazlı mı? gitti der ))


Dün program yoğundu. Sabah 11 gibi Cancan geldi. Zuz ve Berfu ile kahvaltı yaptık onlar gitti. Biz de oynadık , yattık yuvarlandık yedik içtik. Akşam altı buçuk gibi de Zuz ve Berfu geldiler birlikte çıktık evden.

Ebrucuk İzmir'e dönüyor cumartesi günü. Geçen cumartesi veda için toplanacaktık ama Yüksel Enişte vefat edince Zuz ve ben katılamamıştık. Dün akşam Ebru ve Zeya Zuz'a geldiler. Bol bol sohbet edip gülüştük ve yine saati unuttuk. Zeya herzamanki gibi eve servis yaptı sonra. Önce Ebruyu bıraktık sonra biz gecenin birinde ay kayıp mı olduk yoksa demeye başladık. Şantiye gibi korkutucu yerlerden geçerken biraz tırstık ama sonra Zeya- Lale abla şurada medeniyet görünüyor dedi ve ışığa doğru gidip doğru yolu bulduk. Zeya ile böyle gece yarıları yol maceralarımız meşhur oldu artık


.


Zeya Faili Meçhul Kıyak için, çikolata paketi hazırlayıp , faili meçhul kıyak kartı koymuştu, Zuz dan çıkarken şağı katın önündeki bebek arabasının içine attı. Zuz da hazırlayacaktı bize bu gün bu kartlardan.Gezen kitaptan sonra bu da çok hoş , insana umut aşılayan bir uygulama. Vew gittikçe de büyümekte.

Dünü ve gecesini böyle atraksiyonlu geçirince bu gün sükut dedim kendime. Nazişten sonra kocam da dün ayptığım havuçlu kekden çayının yanına alıp sessiz sedasız gidince biraz daha yattım sonra Yabancı Damadın final bölümünü izledim çayımla. Sonra bi kahve yapıp tekrar yatağıma gidip Buket Uzuner'in Yolda sına başladım.


Yol hikayeleri ve yol filmlerini de severim.Her ülke ile ilgili hikayesinin sonunda bir de yerel yemek tarifi koymuş. ilginç bir kitaba benziyor , ince de . Yani iki sabahlık işi var.

Bu gün evdeyim biraz temizlik var hafta sonu yemekleri var. Yani sabah mahmurluğundan sonra bol bol çalışma var.

Pazar günü bir seçime daha gidiyoruz. Biz artık ailece oy kullanıyoruz. Çok önemli bir iş yaptığımızın bilincindeyiz.

26 Mart 2009 Perşembe

Bir gülücük için...

Biz meşgulüz bu gün. Çok yakışıklı biri var ev de. Yürüteçle volta atıyor koridorda. Dünyanın en başarılı işini yapıyormuşcasına gururlu .

Bizim en asli görevimiz O nu sevmek, yedirip içirmek. Onun göreviyse bize sadece bi gülücük atmak. Tüm hizmet bu gülücük uğruna işte.

24 Mart 2009 Salı

23 Mart 2009 Pazartesi

kitap kitap kitap kitap kitap kitap


Dünü ev de geçirdim, tüm gün kitap okudum. Hem de hiç salona geçmeden yatak odasında. Nazlı Zuz dan gelince bir ara verdim o kadar.

Yemeği de dolaptaki hazır döner ve dürümle hallettik. Bi tek arasına domates ve ızgara biber ilave ettik. Sonra yine okuma ya devam. İrfan Orga'nın Bir Türk Ailesinin Öyküsünü bitirdim. Daha önce kitaptan söz etmiştim. Kitapta yer yer tutarsızlıklar dikkatimi çekmişti. Ama oğlunun eklediği son söz kısmında nedenini anladım. Kitap İrfan Orga tarafından ingilizce kaleme laınmış ve İralandalı eşi tarafından edith edilmiş. Bu kitabı da okuyunca anladım ki ben biyografi okumayı seviyorum. Yaşanmışlıklar beni daha çok cezbediyor.

Sabah çerez bir kitap aldım elime. Kaş dan dönerken yolda bir kitapçıdan almıştık. Leylak Zamanı Maeve Binchy ye ait. İrlandalıların Kerime Nadir'i diyorum ben ona. Sahi bilen var mı yeni nesilden Kerime Nadir'i. İlk kitabı İtalyanca Aşk Başkadır çok güzeldi. Zuz filmini beğenmiş kitabını almıştı. Ben de kitabı ondan okudum çok beğendim filmine de gittim. Fimi hiç beğenmemiştim. Her şey yarım kalmıştı sanki. Sinema çıkışı ee sonra demiştim. Bir yaz günü sinemada yedi kişi izlemiştik. ikisi de zaten Gamsegamse ile ben. Sıcak bir günü sinemada geçirelim demiş, gidip donmuştuk. Neyse işte bu kitapta biraz İtalyanca Aşk Başkadırın tarzı var. Yine tek tek kişiler üzerinden gidiyor. İki saat sürmeden okunup bitecek bir kitap.

Okunmak için sıra bekleyen kitaplar rafından rast gele çektim aldım bu geldi. Bu kitaplar bitmeden kitap almak yok demiştim ama dün akşam Adalet Ağaoğlu'nun Sessizliğin İlk Sesleri adlı kitabı Gamse tarafından kitaplığımıza armağan edildi. Bizim evden her çıkanın yolu bir kez Alkım'a düşer mutlaka. Bir göz gezdirdim ilginç bir şeye benziyor.

Kitap okumaya üç kitap olarak başlarım hep, bir felsefi ya da derinlerde kalmış bir kitap, bir roman bir de çıtır çerez.Roman bitti, çıtır çerez bitmek üzere. Faust beni biraz oyalıyor. Ya da modum da değilim öyle bir kitap için . Bir kitabı yarım bırakmak hiç tarzım değil. Bir kez yaptım. O da Orhan Pamuk'un Beyaz Kalesi idi. Sonra onu yıllar sonra okuyup bitirdim.


Bu gün pazarımız var. Bir ara dışarı çıkıcam. Yarın arkadaşlarla buluşacağım. Çarşamba Cancan dan randevu isteyeceğim. Kokusunu bile özledim. Dün akşam kocam tv kumandasını bulamamış , aaa Can alıp eve götürmüştür dedik.

Hadi gittim ben. İyi bir hafta olsun hepimize



deeep not.:Karabükten sonra Muğla- Gümüşlükte de Latife Tekin'in üzerine yürüdüler. Tarihi eserler ve araziler kime aittir diye sorduğu için