Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

3 Kasım 2012 Cumartesi

Sabah sabah

 Sabah Gamsegamse toplantısı olduğu için erken gitti... Naziş ve Kocam uyuyordu , ben şöle sağlam bir çay demledim, porselen demlikte, tomurcuklu harmanımla... Domatesli, beyaz peynirli tostumdan yaptım yine... Eğer kahvaltımı yalnız yapacaksam, tepsimi alıp ya salona ya da ''kendime ait oda'' ma geçiyorum. Bugün salona geçtim. Çayımı içip, bir yandan da tostumu yerken, Sözcükler dergisinden , Hande Gündüz'e ait ''Truva'' adlı hikayeyi okudum... Bir kadını yolcu eden ve otobüsün kalkmasını yağmur altında bekleyen adamın hikayesi, kadında beklediğinin farkında değil olsa da umurunda değil, kulaklıkla müzik dinliyor. Onları anlatan ise, kadının yanında ki koltukta oturan bir başka kadın yolcu...
Sonra  Selda Alkor ve Kartal Tibet'in  1967 yapımı, siyah beyaz ''Elveda'' adlı filmini izledim. Yan rollerde; Funda Postacı, Tanju Gürsu, Suna Pekuysal ve Münir Özkul vardı... Filme adını veren şarkıyı da çok severim. Beni benden alan, beni yalnız koyan elveda elvedaaaa hatıralara.... elvedaaaa, elvedaaaa:))

Öğleden sonra Gamse'nin toplantısı bitince sinemada buluşup, Özcan Deniz'in '' Evim Sensin'' adlı filmini izleyeceğiz...

Siz neler yaptınız bu sabah , nedir bugünkü programınız he!

2 Kasım 2012 Cuma

piyasadan haberler:)

Bugün dışarı çıkmakla çıkmamak arasında kaldım ve sonunda çıkmadım. Hanımcık  canımcık evimde oturdum. Kurufasulyemi, pilavımı pişirdim, çamaşır yıkadım astım... Bunlar bitince de  kendime  gül yapraklı, vanilyalı, tarçın kabuklu çayımdan demledim o turup kitabımı okudum ve bitirdim.


Necip Mahfuz'un 1988 yılında Nobel Edebiyat Ödülünü alan ''Aşk  Zamanı''... Leylak Bacı'nın armağanı olan bu kitabı çok kısa sürede okudum bitirdim ve çok beğendim. Uzun yıllara dayanan bir aşk hikayesini anlatırken, zaman içinde Mısır'ın ve karakterlerin değişimine de tanık ediyor bizi... Bir aşk romanı olarak görülse de hikaye, aşkı temel almadan işlenmiş. Bir ana oğul ilişkisi, Mısır örf adetleri ve siyasal yaşamı da anlatılmış.


Gün buydu kısaca, kızlar geç gelecekler toplantıları var, bu da demektir ki bir  de film izlemeye zamanım var.

Size vereceğim haberlere gelince:))

Özcan Deniz'in ''Evim Sensin'' bugün vizyona  girdi. Aslında cuma günüdür bizim sinema günümüz ama toplantı olunca yarına kaldı... Severim Özcan Deniz filmlerini... Favorim ''Neredesin Firuze'' dir hala... Bazen ara ara şarkılarını dinlerim... Mesela '' Ya evde yoksan''a bayılırım...

İkinci haber edebiyat dergisi ''Sözcükler''in yeni sayısı çıktı... İki ayda bir çıkıyor...

Üçüncü haberim Turkcel kullanıcılarına, ''SARIKUTU''  kampanyası ile   alcağınız puanlara hediyeler var... Uçak biletinden, Kahve Dünyasın'da kullanacağınız içeceklere, internet kullanımına kadar... Benim puanım  hayli fazla çıktı. Puanları dilediğiniz gibi kullanabiliyorsunuz bir yıl içinde ve her ay 30 puan ekleniyor. Benim puanım 2600 küsur çıktı mesela. Kahve Dünyasında istediğim bir sıcak içecek 250 puan... Sanırım işleyişi anlatabildim.


Şimdi bu gördüğünüz büsküvi kutusu Migros'un doom günü için özel yapılmış. İçinde üç paket büsküvi ile birlikte  4 lira... Kutusu için aldım hemen...

E bu kadar  haber yeter...

1 Kasım 2012 Perşembe

Bir kasım sabahıydı... ''1 Kasım''dı

Hava pırıl pırıl, sonbaharın en sevdiğim  mevsimin, son ayındayız artık.
Kasım ayı benim için hep önemli değişimlere  sahne olmuş...Bir kasım ayı bıraktığımız İstanbul'a  ikinci seferimiz 22 Kasım da olmuş mesela,...Ama bu kez yanımızda  artık ilkokulu bitiren Zuz da varmış...Sonra çok yıllar sonra , kasım ayında almışım evlilik teklifini , yıllar sonra ,24 ekim de İstanbul'da doğan Naziş'i almış Kasım ayının ikinci haftasında gitmişiz  buralardan yine. Kısaca anlamlı bir aydır, severiz kendisini...

Bu sabah   yeni bir kitaba başladım. Dün gece başlayacaktım ama resmen sızdım... Necip Mahfuz'un  ''Aşk Zamanı'' adlı  1988 Nobel Edebiyat Ödülü almış kitabı...
Çayımı aldım,  tam buğday ekmeğe yapılmış, beyaz peynirli , domatesli yağsız tostum, iyice demini almış çayımı aldım ve kitabımla kasım ayının ilk sabahının sessizliğine gömüldüm.


Bir saat kadar okudum. Sonra kalktım, birden mutfak tezgahını sararmış buldum, çamaşır suyu ve cifle bir güzel parlattım:) zira, lütfen bu ''zira'' kelimesini Hürrem Sultan tonlamasında okuyunuz , zira ben hijyenik bir kadınımdır ayrıcana da:))) Bu işlem bitince kahvemi yaptım, 12 badem, 5 gün kurusu  kayısı eşliğinde güzel bir film izledim.

İn Her Shoes... Türkçe adıyla ''Yerinde Olsam'' ...bazen bu Türkçe adları kimin uydurduğunu merak ederim... Neyse konuya dönelim, film, tek benzerlikleri ayakkabı numarası  olan iki kızkardeşin öyküsü... Cameron Diaz , Tonny Collette ve  Shirley Maclaine  var...Shirley Maclaine büyükanne rolünde şahaneydi... Eğlenceliydi, duygusaldı ve bu sabaha çok yakıştı...
Filmin finalinde, Cameron Diaz evlenen kızkardeşine Cumings'den bir şiir okudu , beni ağlattı...
Ben de Zuz'a ithaf ederek şiiri buraya alıyorum...

Kalbini yanımda taşıyorum
Seni kalbimde taşıyorum
Ve hiç şüphem yok ki
Nereye gidersem gideyim
Sen de benimle geliyorsun
Ve bir başıma yaptığım herşeyi
Aslında sen de benimle yapıyorsun
Kaderden korkmuyorum tatlım
Dünyayı istemem
Çünkü güzelim benim dünyam sensin
Gerçeğimsin
İşte kimsenin bilmediği derin sır
İşte köklerin kökü
Göklerin göğü
Ve hayat denen gökler ve gökler
Ruhun umabileceğinden daha çok büyüyen
Aklın saklayabileceğinden
Bu yıldızları birbirinden ayrı tutabilen mucize
Kalbini yanımda taşıyorum
Seni kalbimde taşıyorum
::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::..

Öle işte

31 Ekim 2012 Çarşamba

Mutfak Sineması



Eğer mutfakda yemek yaparken, film izleyeceksem bunun bir mutfak filmi olmasına özen gösteririm, stil meselesi:)))Mutfak filmleri arasında favorim elbette ki Julia& Julia... hem mutfak filmi hem bir blogger filmi daha ne olsun...İkisi ile de yakinen ilgiliyim...
İşte bugün mutfağa geçip,mevsimin ilk zeytinyağlı pırasasını pişirirken ''Chef de Chef'' izledim...Baş rolünü Jan Reno'nun oynadığı tam anlamiyle harika bir mutfak filmi...Dakika  bir gol bir, film başlar başlamaz o da pırasa pişirdi, ama onunki ballıydı:))) İki gündür size de gönül rahatlığı ile tavsiye edebileceğim filmler izlemenin  gönül rahatlığı içindeyim benim aziz okuyucularım:)Jan Reno nasıl böyle her role yakışıyor anlamıyorum. Dadı olarak bile izledik adamı, ''Leon'' gibi unutulmaz bir rolde elinde silahla da...Adamımsın Jan...süpersin.



Zeytinyağlı pırasa meselesine gelirsek, bunun yüz türlü metodu yok haliyle, pırasaları doğrar, havuçlu pirinçli pişirir, soğuk olarak servis edersin. Ama ben şöyle bişi yaparım... Pırasanın yeşil kısımlarını, atmam, onları ince ince doğrarım ama baya bi ince hatta kıyar gibi diyeyim. Yağda soğan kavurur gibi kavururum, üstüne , geri kalan pırasa ve havucu koyar öyle pişiririm. Bir de böyle deneyin bakalım beğenecekmisiniz...

Akşama lüfer sezonunu açıyoruz inşalah maşallah, bol olsun, bereketli olsun mevsimi uzun sürsün... Temizlenip,  yıkandılar, süzüldüler hafifçe tuzlanıp akşama kızarmak için dolaba yerleştiler. Yemekte önce çorba içmek isteyenler içinde tarhana çorbamız mevcuttur efemmm... Hah çorba demişken, yakınınızda halk ekmek büfeleri varsa, yeni çıkardıkları fesleğenli, sarımsaklı, domatesli, biberli minik kızarmış ekmek küplerini tavsiye ediyorum... Çorbaların üstünde servis etmek için...

Şimdiii bu yazı burada bitti cancağızlarım, şimdi biraz  dergilerime bakacağım... Kalın sağlıcakla ve de afiyetle....



 

Filmi beğendiğimi söylemekle yetineceğim. Çünkü traillerini gördüğünüz gibi sayfaya koydum...

30 Ekim 2012 Salı

Yine süper faideli bir yazı:))

Sabah kalktığımda dizim artık  sinyal vermeyi bırakmış, acil  durum çağrısı yapıyordu. Önce bir yeşil çay içtim kafam yerine geldi. Sonra ufaktan ufaktan çay suyunu koydum, ve iki gün önce yaptığım zehir acılığındaki  domates sosunun acısını hafifletmek amacıyla, iki kilo domatesi soyup, ikiye üçe bölüp tencereye koydum, yine her zamanki gibi yumşayınca bızt bızt  yaptım tencerenin içinde, azcık tuz azcık yağ ile iyice koyulaşana kadar kaynattım ve diğer acı  sos ile karıştırdım.Akşam kızarttığım köftelerin üstüne biraz bundan koyacağım ve patataes püresi ile servis edeceğim...

 Kahvaltımızı yapıp, karı koca doktorun yolunu tuttuk. Bu diz macerası yeni değil biliyorsunuz, en iyi diz cerrahlarına göründü de bana bile demedi, arada unutturdu, arada buradayım dedi... Adale harabiyeti teşhisi konmuştu ama neyse ne iyileşmedi işte. Doktor muayene ederken hiç biri yeri ağrımadı acımadı iyi mi?)) yapılan tetkiktir, filmdir şudur budur sonunda, kireçlenme olduğunu gerekirse platin takılabileceğini anahhh... ama şu anda şu anda değil, dediğine göre  on sene falan sonra herhalde, öyle bir plan çıkardı ki doktorumuz beni 100 yaşına kadar yaşattı, on yılda bir platin değiştirecekmiş:)) Sonuç da bi torba ilaç aldık, diz egersizleri  şeması neyin aldık  geldik. Ben film  sonuçları çıkana kadar oturdum, İhsan Oktay Anar'ın ''Yedinci Gün''nünün son bölümünü okudum bitirdim. Kısmet doktor kapısında vedalaşmakmış.

Sırası gelmişken kitap hakkında ki görüşlerime geçeyim, pek önemlidir zira görüşlerim:)
En sevdiğim İhsan Oktay Anar kitabı hala ''Puslu Kıtalar Atlası''...Sonra bir İhsan Oktay Anar kitabını ille de oku diye tavsiye edemezsin, kendi özel okuyucu kitlesi olan yazarlardan.Okumaya başlamadan önce bilgisayarınızı açın, yanınıza bir Osmanlıca sözlük alın mesela... Haaap diye yutacağınız, bir solukta okuyacağınız bir kitap olmadığını da bilin ama  müthiş bir lezzetle karşılaşacağınızdan da emin olun. Yine bir başka dünyalara daldırdı, geçmişten geleceğe götürdü...En ince ayrıntısına kadar bir zeplini, birlikte inşa ettik mesela... Arada memleket meselerine dokundurdu... Bir minyatür düşünün ince ince o tablonun içinde gezindiğinizi düşünün işte öyle bir şeydi...


 Doktordan geldikten sonra çoktandır izlemek istediğim ''Moonrise Kigdom- Ayışığı Krallığı''nı izledim...Çoktandır ille de izleyin diyebileceğim bir film çıkmamıştı karşıma ama bu öyle bir film... Şiir gibi... Kahramanları iki çocuk ama çocuk filmi değil... Bir aşk filmi bir sevgi filmi daha doğrusu...Hüzünlü kasaba polisini oynayan Bruce Wils, oymak beyi rolünü oynayan Edward Norton harikalar. Hele Edward Norton'u zor tanıdım...2012 Cannes Film Festivalinin açılış filmiymiş aynı zamanda...Şimdi size bir güzellik yapıp filmi tertemiz misler gibi izleyebileceğini bir link vreceğim. Oturun paşa paşa izleyin , beğenirseniz ne ala beğenmezseniz mualla:)İşte şuraya bi TIK

Şimdi ben gidiyorum ama gitmeden size bir güzellik daha yapacağım, daha doğrusu saçları ile sorun yaşayanlara... Son zamanlarda saçlarımda dökülme hissetmeye başladım. Mevsimsel de olabilir ama zaten ince telli olan saçlarım bir de dökülürse düşünün halimi... Bu formül sayesinde hem dökülme durdu hem de diplerden saç çıkmaya başladı. Elimi saçlarımın arasına soktuğum zaman kirpi gibi çıkan saç tellerini hissediyorum ve pek hoşuma gidiyor. Tabi size kelliğe çare buldum demiyorum aman ha:)
Şimdi Otacı ısırganlı şampuna alıyorsunuz  400 milimlik ... İçine 35-40 damla çam terebentin damlatıyorsunuz. Bu meret tüm eczanelerde ve aktarlarda var... Bazılarının ağzı damlalıklı, olmadı bir damlalık edinin. Bitmiş göz damlanız, kulak damlanız varsa onlarınkini mesela... Damlattıktan sonra iyice çalkalayın karışsın. O kadar. Saçlarınızı bununla yıkıyorsunuz...Kullanan olursa ve sonuç bildirirse sevinirim.

Haydi gittim ben, bu akşam Seksenler izleyeceğim ve hangi kitaba başlayayım diye kitaplık başında olacağım...




29 Ekim 2012 Pazartesi

yıldızlar yağsın

Tüm olumsuzluklara rağmen Cumhuriyet Bayramımızı kutladık.
Sabah Gamse yataktan hasta kalkınca, üstelik de iş serum takılmasına kadar gidince bizim yürüyüşe katılma planımız yalan oldu. Naziş hepimiz adına katıldı ama o da ezilme tehlikesi geçirerek döndü eve...

Biz de salonun ,  pencerelerini açtık lazer gösterisini ve havai fişek gösterisini evden izledik.Başımızdan yıldızlar yağdı sanki, bizim için hoştu ama gökyüzünde panikle nereye uçacaklarını  şaşıran kuşları izlemek de o kadar hüzünlüydü... Pencereden çekebildiğimiz kadar video kaydı yaptık biraz..



KUTLU OLSUN BAYRAMIMIZ VE DÜNYA DURDUKÇA VAR OLSUN  DAİMA YAŞASIN CUMHURİYET