Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

26 Ağustos 2011 Cuma

Patti Smith - Horses & Hey Joe ve Bu gün

Tüm günü avare avare geçirdim. Kitabımı bitirdim.. Televizyon izledim... Film izledim.İzlediğim filmi yazmıştım zaten.

Dün gece saat bir gibi kitap okuyordum, birden bir bağırtı duydum ,pencereden baktım.Bir adam hem koşuyor hem avazı çıktığı kadar - savaş çıktııı diye bağırıyor ama nasıl bir bağırtı. Ben de tv de haberlere baktım. Allahım bu oruç beni saftirik yaptı... Baktığımı da sizden başkasına demedim ha:)





Yeni kitaba başlıyorum bu akşam... Daha önce de sözünü ettiğim Çoluk Çocuk-Patti Smith...Kitabın kapağı insanı hemen çarpıyor insanı. Bu kitap bana çocukluk , okul, basketbol ve bando takımı arkadaşım Nurgül^ün kızı Sinem'den armağan. Hiç tanışmadık...Annesiyle göndermişti, Ordu seyahatimde...Facebookda resmini gördüğümde karşımda gençliğimin Nurgül'ü vardı sanki... Biz birazda bu kitapla başlıyoruz Sinem'le olan hikayemizi yazmaya... Ya da Nurgülle olan hikayemizin devam ettirmeye...Kitaba bir başlayayım... Müzikleri , şiirleri ve Patti ile geleceğim...Ben başlamadan önce bir alt yapı çlışması yapıp, Patti Smith'in şarkılarını dinledim. Okurken de bana eşlik etmeleri için kaydettim... Kitap okumak artık biliyorsunuz ki benim için bir ritüel... Mesela bir önceki kitabım olan ; Ferhan Şensoy'a ait Karagöz ile Boşverinbeni'yi okurken kitabın konusu Beyoğlu ve civarında geçtiği için ayraç olarak , Beyoğlu , İstiklal caddesi kartpostalları kullandım. Ha hemen de hazırmıydı derseniz.... e o da benim uzmanlık alanım der çıkarım işin içinden... Bi de sağolasın Ecem derim:)


Bayram için ufak bir plan yapmaya çalışıyoruz ama havanın durumuna göre uygulamaya koyacağız...Her halukarda ilk gün İstanbu'ldayız...

gece gece ancak bu kadar


25 Ağustos 2011 Perşembe

Bir tatlı bir film

Dün akşam yemekte misafirimiz vardı. Misafirler yabancı değil , görümcem, Meral ve Zuz'du... İşte asıl bu yüzden daha bi önemliydi....

Yemek yaparken işin ucunu biraz kaçırmışım ama bu gün yemek yapmıyorum işte... Gecenin yıldızı güveçte patlıcan ve Çikolatalı armut tatlısıydı... Şahane organizasyonum nedeniyle, saat dör buçukta işim bitti ve misafirler gelene kadar yattım.. ve masada hiç kalkmadan misafirlerimle birlikte oturdum yedim içtim. Peki bu nasıl oldu...

Armut tatlımı bir gün önceden yaptım , eretsi gün sadece çikolata sosunu döktüm. Patlıcan güvecinin ön hazırlıklarını da bir gün önceden yaptım, ertesi gün tek kişik güveçlere bölüp fırına verme işi kaldı. Tek kişik güveçler olunca, kalkıp servis yapmak da gerekmedi... Geri kalan yemekler zaten servis tabaklarında ortadaydı, içinde servis kaşıklarıyla...yemeği biten neden devam etmek istiyorsa, kendisi aldı ve sohbet muhabbet yemeğimizi yedik.

Çikolatalı armut tatlısı tamamiyle kendi tarifimdir. Okuyup da heee bizim komşu da böle yapıyo, annem de böle yapıyo, ben bundan daha önce yemiştim, bu tarifi şurada görmüştüm diyebilirsiniz hatta deyin de ama bu tatlıyı ben kendim bizzat şahsen, araştırıp taraştırmadan yapıverdim. Tatlı ne yapsam, bizimkiler öyle ağır, şerbetli, hamurlu tatlılar yemezler falan filan derken, gözüm kocamın pazardan aldığı armutlara takıldı...Daha yeni getirmişti ve henüz dolaba bile girmemişlerdi. Hemen sekiz tanesini aldım. Soydum, ikiye bölüp, sap kısımlarını ve çekirdek kısımlarını bıçakla temizledim. Tencereye dizdim. Üstüne bir çay bardağı kadar şeker koydum. Bir çubuk tarçın ve bir kaç da karanfil attım. Yumuşayana kadar pişirdim. Altını kapatınca bir kaç dilim Bodrum'dan getirip dondurucuya attığım minik Bodrum mandalinalarından attım içine ki kokusu geçsin armutlara... Yumuşayınca , armutları ısıya dayanıklı bir fırın kabına aldım... Bir kaç dakika fırınladım ki, haşlaklığı)) gitsin... Soğuyunca dolaba koydum...Ertesi günde , çikolatalı sos pişirdim(Dr. Ötker) üstüne döktüm. Fındık ,fıstık, ceviz ne isterseniz artık süsledim. Vanilyalı dondurma eşliğinde servis Ettim. resim çekmek malesef aklıma gelmedi ama beğenildiğine göre tekrar yapılacak demektir.

Sabah kalktığımda ev toplu, akşam yemeği içinde hazır yemeğimiz olduğu için bu günü kendime tatil ilan ettim. Bir film izledim.
Yerli film. Geçen yıl vizyona girmişti...Sinemada izlemek istemiştim ama Gamsegamse beni ekip arkadaşlarıyla gitmiş sonra ben de bir fırsatını bulamamıştım. Film ''Ya Sonra'' Özcan Deniz ve Deniz Çakır'ın... Yan rollerde Ragıp Savaş , Barış Falay,Erdem Akakçe(Bayılırım kendisine)Naz Elmas ve Cezmi Baskın( bayılırım kendisineee) Janset( bayılırım bayılırım kendisine)olması yeterince referans...Film tamamiyle bir aşk filmi öyle aman aman yan hikayeler yok ama ben beğendim. Cezmi Baskın'ın tek bir sahnesi var ama ömre bedel...Çekimler güzel, tertemiz, oynayanların hepsi iyi, yakışıklılar var, güzel kızlar var, aşk var, komedi var, hüzün var e daha ne istiyonuz diye sormazlar mı adama...Siz de bir şey düşünmeden, aman bunun mesajı neydi aha şimdi ne demek istedi,
alt metninde, üst metninde ne var, göndermeler var mı falan filan demeden keyifli bir film izlemek isterseniz. Tam sizin kaleminiz. Ben bu Özcan Deniz'i beğenirim ya, accık bi arabesk tarafım var galiba...

E biir tatlı tarifi, bir film hiakyesi daha ne olsun. ... Bu günlük de böyle olsun...

22 Ağustos 2011 Pazartesi

Bir film Bir kitap


Çoktandır bir film bir kitap yazısı yazmamıştım. Dün gece hem yeni bir kitaba başlayıp hem de bir film izleyince , hah dedim tam sırası..
Önce film
Düşes...Sonsuz, göz alabildiğine uzanan İngiliz çayırları, balolar, kostümler, peruklar, korseler, aldatmalar, aldanmalar,

.On sekizinci yüzyıl sonlarında geçen filmde, dönemin en güzel ve karizmatik kadınlarından olan Düşes Georgiana Cavendish (Keira Knightley) yaşadığı aşk, müsrifliği ve politikaya el atması sonucunda itibarını kaybeder.Ve bu arada kocası, en yakın arkadaşı Leydi Bess ve kendi yasak aşkı arasında ki ilişkiler karmaşası..


Kostümlü filmleri çok severim. Eski klasikleri okuyormuşum gibi gelir. Ben filmi beğendim. Bunu beğendiklerim, izlerseniz beğenirsiniz kategorisine koyabilirsiniz.

Bu rada ben bu filmi izlerken , o uzun up uzun, geniş İngiliz çayırlarına bakarken, kendi İngiliz çimi maceramız geldi aklıma.. Denizi olmayan yerde, eğri çatılı evde otururken.; kocam İstanbul seyahatindren bir kaç kilo İngiliz çimi tohumu ile dönmüştü. Biz de gördüsüzce , arap yağı bol bulunca orasına burasına sürermiş hesabı, tüm tohumu bahçeye saçtık. Sanırsınız buğday ekiyoruz. Ay bunlar bir çıktı. Bahçevan Mehmed Ağa elinde bir makas tayır tayır her dakika çim biçti. Ben de o kızmasın diye , her sabah kahvaltısına beş yumurta kırdım :)


Gelelim kitaba... Kitabın bana geliş hikayesi var önce... Ben Atalet'in bloğunda bu kitabı gördüm. Bi de altına Atalet bunu çok beğendi çok güldü falan yazmış. Ben de bir ara sesini çok iyi bildiğim yazarları okuyamamam hastalığı vardı::) neyse hallettim onu... Kitabı görünce hah dedim ya artık okuyabilirim... Frehan Şensoy kendi okumaya kalkmaz bana. Ama gelin görün ki kitap yok. basımdan kalkmış. Canım Bahar karları bana göndermeyi teklif etmişti hatta. Neyse o sırada Leylak Dalıcım ne etti etti bana kitabı ulaştırdı...
Kitap, tammaiyle bir yalnızlık hikayesi... Annemin İstanbul'a ilk geldiğinde tanıdığım bir kuş bile yoktu demesi gibi... Neyse bu adamceyizin tanıdığı iki kumru var... Ben onları izlemedeyim şimdi. Beyoğlu-Karaköy- Şişhane hattında yürüyoruz, uçuşuyoruz...Hem kumrulara da aşinayım. Yuva yeri bulma konusunda nasıl gerzek olduklarını, açtığım banyo penceresinin üstüne yuva yapmaya kalkmalrından bilirim. Kitabın harfleri o kadar büyük basılmış ki, gözlüksüz okuyabilirim sandım ve dün gece şıp diye yarıladım.Tipik bir Ferhan şensoy kitabı...Kelimelerle oynayışı, onlara cambazlık yaptırışı, araya sokuşturduğu ince kara mizahlar... Bana çok iyi geldi. Hele bir de Ferhan Şensoy oyunlarına aşinaysanız. Sahnede Ferhan Şensoy izliyor gibi okuyabilirsiniz.
Bu günlük de bu kadar

21 Ağustos 2011 Pazar

Evrenden Torpilim Var

Sakın yanlış anlamayın kimsenin torpil falan yaptığı yok bana ... Sadece dün akşam başlayıp gece dörtte bitirdiğim kitabın adı... Bu kitaba karşı niyeyse bir direnç oluşmuştu bende...İlk baskısından itibaren elime defalarca alıp bıraktım. Her Ebru ve Zeya ile buluşmamızda bundan konuştuk. Okumadan okumuş gibi oldum neredeyse ve sonunda 95. baskısı Ebru tarafından bana hediye edildi... Ben bunu okuyana kadar Aykut Oğut ikincisini yazdı:))

İşin aslı benim hiç ama hiç kişisel gelişim kitabı okumayışım, hoşlanmayışım. Ferrarisini Satan Bilge ile başlayıp kitabın yarısında biten bir serüven benimkisi. Bu kitapları okurken bir taraftanda yazara - evet vet öyledir, heeee aynen öyle gibi içimden cevaplar veren bir tipim. Ama bu kitap, öğüt veren , ille de şöyle böyle yapın diyen bir kitap değil. Bir reçete sunmuyor insana... Kendi serüvenini anlatıyor Aykut Oğut. Şöyle şöyle yaptım, böyle böyle oldu diye anlatıyor. Ben bile bir iki tüyo kaptım ve sabah ev ahalisine sunum yaptım:))

Geçen gece Karı Koca ''Gişe Memuru'' nu izledik. Altın Portakallı bir film. Adı Gişe Memuru olabilir ama bir gişe filmi değil. Gişe memuru Kenan'ın çalıştığı gişesiyle evi arasında tıkalı kalmış monoton hayatını anlatmaktadır.İnsan ben büyüyünce gişe memuru olayımm demez tabiki... Film için Edirne yolunda ıssız bir yola gişe inşa edilmiş. Filmde Van Gough'un taboları gibi manzaralar var. Bittim o uçsuz bucaksız ayçiçeği tarlaları arasında kıvrım kıvrım uzanan yollara. Bir huyum var, şimdi o yollardan geçmeliyim diye tutturdum. Ama ayçiçeklerinin açtığı zaman. Hatta çaktırmadan bayramı o taraflarda bir yerlerde geçirsek diye kıtır attım ama kimse düşmedi...Bir de anız yakmaya başladıkları zaman gitmemek lazım. Kumburgaz, Kumburgaz'ken; bizim sitenin karşısında ayçiçeği tarlaları vardı... Mevsim sona ererken başlarlardı anız yakmaya, ne pencere açabilirdik,ne balkonda oturabilirdik. Şimdi oralar havuzlu siteler olmuş. İçim cızladı. Razıydım anız kokusuna...


Kitap dedik film dedik yazının sonuna geldik bile...

19 Ağustos 2011 Cuma

Dostlukların Son Günü


Hiç Orhan Kemal kitabı okumadım diyen biri bile El Kızı'nı , Yalancı Dünya'yı bilir. Filmini izlemiştir...dizisini izlemiştir. Yani az çok aşinadır Orhan Kemal'e...
Önce Ekmek; önce ekmek diyenlerin hikayelerinden oluşuyor. Kitaptaki, 17 hikayenin sekizinin kahramanı çocuklar...Ekmek kavgasında ki çocuklar.
..Ekmek parası uğruna , elinden defteri kitabı bırakan çocuklar...Orhan Kema;l erdemi ve ahlakı çocukların kişiliklerinde somutlaştırmış.Kitap, 1969 yılında TDK ve Sait Faik Hikaye ödülünü almış. Bu yıl Everest Yayınları tarafından yeniden basıldı.

"Gerçek olan öğrenmektir. Nereden, nasıl öğrenirsen öğren.
Nereden,
nasıl öğrendiğin, diploman, hatta neler bildiğin de önemli değil.
Ne yaptığın önemlidir."

Orhan Kemal
(
Arkadaş Islıkları'ndan)


Okuduğum ikinci hikaye kitabı Selim İleri'nin ''Dostlukların Son Günü''...Orhan Kemal'in hikayeleri ve Selim İleri'nin kitaplarında ki mekanların farklılığı ikisini ard arda okuyunca çok dikkatimi çekti... O. Kemal'in hikayeleri, gecekondularda, İstanbul'un varoşlarında geçerken Selim İleri'nin hikayeleri; köşklerde yalılarda geçer. Buradaki insanların da maddi kayguları yokmudur , vardır elbette ama olsun onlar yalılarda köşklerde otururlar...Bu kitap , Selim İleri'nin ikinci kitabıymış ama bu kitabı yazdıktan sonra yazma stilinin tam oturduğunu söylemiş. Kitapta eltisinin evinden sedef kakmalı ağızlık çalıp, bir süre sonra da ağızlığa sigara koyup tüttüren , aa o' benim diyen eltinin babasına da aaa olur mu öyle şey diye çıkışan büyükanne modeline bayıldım. Selim İleri Şifa'dan Moda'ya yürüyüp deniz kıyısına inişini bir yazmış ki bildik sokaklardan birlikte yürüdük ...Kitaba adını veren , Dostlukların Son Günü, bir yalnızlık hikayesi , ama nasıl bir yalnızlık,insanın içini kanatan bir yalnızlık. Hep başkalarının evinde olmakmisteyen, bir yere gitseler sen de gel desinler diye gözlerinin içine bakan, bir gel , hadi sende gel diyen birini arayan bir insanın hikayesi..
Selim İleri'nin İlk Gençlik Çağına Öyküler kitaplarını özellikle çocuklarınıza okutmanızı öneririm. Hatta sizde okuyun ben çok sevmiştim. Ama benim için en favori kitabı hala ''Hepsi Alev'' dir... Bu kitabı okumadan öncede bir Ayasofya bir Büyük Saray Mozaikleri müzelerini ziyaret etmenizi şiddetle öneririm...

Sözünü edeceğim üçüncü kitap ; Bir Ses Böler Geceyi...Ahmet Ümit'in en kısa romanı diyebiliriz. Kitapta Alevi düşünce sisteminin ve sol ideolojinin kırılma noktaları alt metinde... Tamamiyle mistik bir kitap. Hatta bir ara acaba bir rüya mı anlatılıyor diye düşündüm. Kitap bu yıl filme alınıyormuş.Alevilik ile ilgili ritüellerde bol bol var kitapta... Kitap enteresan olmaya enteresan ama Ahmet Ümit kitabı değil...

Kitap severler için yepyeni bir adres var artık... Zeya'yı hepiniz tanıyorsunuz zaten. Burası günlük yazılarının dışında kitapla yaptığı yolculukları anlattığı bir yer olacak. Kitap Okuyan Kız'ın maceraları burada


18 Ağustos 2011 Perşembe

Ramazan yazıları 10



Son derece keyifsiz bir gece geçirdim. Hiç ama hiç uyuyamadım çok sıcaktı, klima da açamadım , çünkü kızlar tarafından kapılmıştı,salon yine. Hadi erken kalkacaklar ben şimdi oflarım puflarım ay uy eder onları uyandırırım diye salona geçemedim.Hafiften daldığım sıralarda da rüyasında takunyalara motif işleyen Leylak Dalıcımın keyifli rüyasının aksine bende tabancaya kurşunlar koydum, birini öldürmeye çalıştım. Durmadan da o beni öldürecekti diyordum. Evde; boşta ne kadar koltuk kanepe, kızların yatakları varsa hepsini dolaştım. Sabaha kadar kendimi oradan oraya attım.

Gece keyifsizdi ama akşam keyifliydi.Aslında şu anda ben artık çarşamba gecesinden söz ediyor oldum, çünkü artık cuma gününe geçtik.Akşamı keyifliydi dedim çünkü; Görümcemin meşhur iftarlarından birine katılıp , geleneksel aile iftarımızı yaptık. Gelin görümceli, kardeşli ablalı, yeğenli kuzenli, torunlu torbalı bir iftar yaptık. Minnacık minnacık etli yaprak sarmaları lüp lüpledik, her bir lezzete , bi de muhabbetimizi kattık, hep bir ağızdan konuştuk.(ancak bir bölümümüzün oturabildiği masa:)bu resmi asıl koyma nedenim, pencereden görünen sokak... Kocamın ilkokuldan itibaren evine yürüdüğü sokak, annesinin onu sokak başından itibaren izlediği, sonrada benim yıllar yılı acaba geliyor mu diye gözümü alamadığım sokak.. Bu sokağı kayınpederimin diktiği akasyalar süsler)

Eve gelince biraz balkonda oturdum, sonra kitap okudum. Orhan Kemal'in ''Önce Ekmek''' adlı hikaye kitabına başladım ve bu gün bitirdim. Bu akşam da Selim İleri'nin ''Dostlukların Son Günü'' ne başlayacağım.Bunu da bitireyim. Toplu gösterime geçeceğim:))

Bu akşam ki iftar yemeğiğni, yemek değilde bir kahvaltı masaı şeklinde hazırladım.Menemen, kıymalı börek ve zeytinyağlı biber dolma... iftariyelikler, kahvaltılıklar ve çaaayy... En çok canım çay istiyor zaten.Herkesin çok daha hoşuna gitti.
::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::.
Bundan 12 yıl önce falan, Naziş bir ameliyat geçirmişti. Ameliyat olduğu hastanenn karşısında lunapark vardı. Geceleri pencereden , gondola binip aşağı yukarı çıkarken çığlıklar atanları, dönme dolaplara inenlere binenlere, bakar, atlıkarıncanın dönmesini izler , hayatımız boyunca hastanede kalacakmışız , hiç o insanlar gibi eğlenmemişiz , gülmemişiz gibi hissederdim kendimi.Şimdi bu şehit cenazeleri oldukça, sanki biz şimdi o lunaparktaki insanlarız , bir yerlerde bir şeyler oluyor, gencecik çocuklar ,kırılmış dallar gibi yerlere seriliyor. Sanki hiç bitmeyecek duygusu gelip çörekleniyor yüreğime... Atalet sormuş yazısının son bölümde nasılsınız diye... Anneannemin bir sözü vardır. ''Ne kadar gülsem konuşsam da , eski oynaşım aklımdan çıkmıyor'' aynı öyle... Ağızda ekşimsi, kekremsi bir tat, mide ekşimesi gibi bir şey , anlatılmaz yaşanır derler ya aynen o...


17 Ağustos 2011 Çarşamba

17 Ağustos şifreleri

Önce tavana yapıştı yatağım sonra yere indik... Evin altından sanki yük katarı geçiyordu. Kızların odasına fırladım. Naziş yatakta oturmuş şaşkın şaşkın bakıyordu. Gamse'yi bacaklarından çektim kendime, sarsıntının şiddetinden yanına geçemedim. Ben kapıya yönelirken, kocam durdu bizi kapı altına soktu. Halbuki adımda dışarıdaydık. Çünkü aile apartmanındaydık o zanamlar ve giriş kattta oturuyorduk. O 45 saniyeyi evde yaşadık. Şimdi depremi yaşamayanlar için 45 sn ne ki ama sayın bakalım 45 2e kadar ve o sırada deli gibi yerin sallandığını düşünün. Apartman ahalisini oluşturan görümcelerim neden çıkamadığımıza şaşmışlar, deli gibi kapıyı dövdüler de o zaman akıl ettik çıkmayı.

Gökyüzü yere ne kadar yakındı ve ne çok yıldız vardı. Sanki elimizle tutacak gibiydik. Her yer insan doluydu. Arabaların radyoları açıldı vemerkez üssünün Kocaeli olduğunu öğrendik. Çok acılar çekildi. Manzara anlatılacak gibi değildi. Günlerce evlere giremedik. Bizim talihimiz bahçeli bir evde oturmaktı. Zaten bahçede yiyorduk yemekleri. Akşam olunca Oya ve Zuz işten çıkıp bize geldiler. Depremin ertesi akşamı baktım o zamanlar mimarlık öğrencisi olan kuzenim Ahmet elinde bir battaniye ve yastıkla çıka geldi. Kapıda onu göyle görünce gülmekten öldük. Sen de mi Lale Ablana koştun diye. .
Bu gün hiç unutulmasın ve hiç yaşanmasın bir daha. 17 ağustos tarihi güzel günlere kodlansın...

Bizim Cemo'nun yani Cemre'nin doğum günü bu gün. Ercan ve Banu'nun küçük kızları...Deprem olmasaydı o gün ilk doğum gününü kutlayacaktık. Sonra iki üç yıl daha annesi ona doğum günü yapmadı.Ne zaman büyüdü arkadaşlarıyla kutlayacak zanmana geldi o zaman yaptılar.( Gamse ablasını çok sever... birlikte gittiğimiz Uçak Müzesindeki resimlerini bulunca hemen koydum)

İyi ki doğdun Cero, mutlu sağlıklı yıllara.... Çok sağlıklı çok keyifli bir yaş olsun ve elinde hep bir per'in olsun..( Cero biz küçükken , okey oynarken yanımıza gelir ve Annesine...inşalah bir per'in olur annecim derdi çok gülerdik. Okeyde elde üçlü varsa ona per deniyor bilgiisini de oynamayanlar için ekleyelim:)