Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

25 Nisan 2011 Pazartesi

Pazartesi yazısı

Haftaya başlarken haftasonunun kapanışını yapalım. Cumartesi günü akşamı yaptığımız Boğaz gezisini yazmıştım. Akşam programı kitap okumak demiştim ama gece 11.30 da program Zuz'a yönlendi... Kız kıza oturduk gece yarısına kadar...Ben yatarken saat . sabahın üçüydü ama Gamse ve Zuz beşe kadar oturmuşlar... Tabi kahvaltıyı öğle üzeri yaptık.
Sonra Gamse ile ben Cancan'ı görmeye gittik. Pek tatlı , pek yakışıklıydı yine...Bize elleriyle börekler yaptı. Evet yanlış duymadınız, Annesi Uras ağlayıp içeri gidince taburayi çekip, üstüne çıktı, yufkaları parçalayıp parçalayıp tepsiye yaydı, üstüne sos bile koydu:)) korkumuzdan Uras ile hiç ilgilenemedik bile...

Akşam eve dönüşte Gamse arabada uyudu, yorgunluk ve uykusuzluktan...


Bu gün evci çıktım... Temizlik ve yemek programı var......Arka taraftan pazarcıların sesleri geliyor. Bahar sebzesi meyvesi artık tezgahlarda... Pencereyi açınca çilek kokusu geliyor...Bir ara pazarı dolaşırım ...

Yemek olarak ilk önce etli taze fasulye pşirdim... Yıkayıp, temizledikten sonra içinden bir avuç aldım, bir patlıcan, bir pataes, bir kabak doğradım içine , buz dulabı poşetine koyup dondurucuta attım. İleriki zamanlarda , türlü olarak piyasaya sürülecekler... Bu da bir tüyo olsun benden size...Ve bu işlem yapılırken Ata Demirer'li Avrupa Yakası izlendi... Selinle yeni tanıştığı bölüm:)

Sufleyi okuyorum... Zeya ve leylak Dalı çok eğlenceli demişlerdi... Dün akşam 35 sayfa okudum... Bir ağlamadığım kaldı , nasıl hüzünlü... Sanırım eğlenceli kısmı henüz başlamadı...

Sabah ; Annemin Yeni, Sevgilisini, izledim ... Bir Meg Ryn filmi. Melekler şehrinden beri pek bi severim... Bir de şu yüzyıllar öncesinden gelen sevgilili bir filmi vardı adını hatırlayamadım... Meg Ryn filmin başında 250 kiloydu sonra bir fıstık oldu. Yani ben her an bir kabuklu fıstığa dönüşebilirim:)) Film de kısa boylu Don Juan Antonio Banderas var erkek oyuncu olarak.Valla eğlenceli bir film...izleyin... hep sanat, hep dram, hep romantizm nereye kadar :))

23 Nisan 2011 Cumartesi

ne şaaaane bir gün



Sabah güneşinin, perdenin altından süzülüp , gözüme girmesinden belliydi, çok güzel bir gün olacağı...
Saat 10.30 da ; Zeya, Ebrucuk ve Elçin gelip beni evden aldılar...Hüüüp diye Kuzguncuğa inip, Boğaz yoluna vurduk. Kahvaltı için bir yer saptamadık. Gözümüze bir yer kestiririz nasılsa dedik. Ha bura ha şura diye diye Anadolu Hisarına geldik. Marinaların olduğu bölüme döndük. Acaba kahvaltı servisi varmıdır derken, kapıdaki görevli var tabi dedi... Burası meğer Fatmagül'ün çalıştığı yermiş. Göksu nehri kıyısında küçük küçük marinalar var. Servis , ambians süperdi. Hemen nehir kıyısına, güneşli bir yer ayarladılar. Bu arada garsonumuz, herhalde bu hafta Fatmagül işten çıkacak, çünkü kavga sahnesi çekildi, tabaklar falan havada uçtu diye kulağımıza fısladı... Buranın adı Göksu Marina... Sokağın adı; Kızıl Serçe sokak... Çaylar porselen demliklerde sıcak sıcak, yumurtalı ekmek kızartmasından kızarmış hellim peynirine, su böreğine varana kadar herşey enfesti. Bir de menemen yaptılar bize Allaaaa biz artık akşama kadar acıkmayız dedik. Üstüne kahvelerimizi içtik. Birer de karanfilli telledik. Yola çıktık yeniden. Artık gidiyoruz boğaz yolunda... Gelmişken bir de Yuşa Tepesine çıkıp Yuşa Peygamberin türbesini ziyaret edelim dedik.Tepete kırdı direksiyonu Zeya... Yukarısı baua bir kalabalıktı. Türbeye uğradık. Tepeden manzara seyrettik...Tekrar aşağı indik. ve kendimizi Poyraz Köye attık. nasıl güzel bir yer burası. Mevsim dolayısıyla tenhaydı da... Burada bir çay bahçesinde oturduk. Denize, teknelere baktık,,, birşeyler içtik. hadi ne tepeden bakıyoruz dedik bu kez kumasala indik:))

Biz bunlar yaparken saat dört olmuş ve acıkmışız. Hadiii Anadolu Kavağına gidip balık yiyelim dedik. Şoföre kola içirdik biz üçümüz bira içtik:))Anadaolu Kavağı sokaklarında dolaştık. Ben hamsili mısır ekmeği aldım. O kadar enfesti ki, eve gelip tadına baktığımız da bir tane daha almadığıma pişman oldum. Vafflelarımızı da yedikten sonra dönüş yoluna koyulduk. Arabada şarkılar söyleye söyleye, Boğazın tadını çıkara çıkara dönüş yolunu tamamladık...( Waffle arasına konacak malzemeleri seçerken...

Eve geldiğimde kimsecikler yoktu. Yokluğumdan istifade Zuz , Kızları kapmış:)) Ben bu gece biraz survivor izlerim, sonra güzel bir film izleme niyetineyim. Henüz seçmedim, bakalım Koca ile seçeriz. Sonra güzel bir kitaba başlayacağım. Zeya önermişti, Leylak Dalıcım da beğendiğini söylemişti. Onu okuyacağım. Sufle kitabın adı... Üç kadının yemek dolu hikayeleriymiş. Daha şimdiden sevdim...

23 NİSAN'DA BU BLOG BENİM...YANİ ÇOCUKLARIN


UNICEF ve TOHUM OTİZM sponsorluğunda, H&M ve TÜRK TELEKOM katkılarıyla bu yıl üçücüsü düzenlenen ;23 Nisan'da Bloglar Çocukların" projesi etkinliği için, bu gün bloğumu sekiz yaşındaki Emre Kurtuluş'a bıraktım.

Emre ile hiç tanışmadık. Resmi bana UNİCEF tarafından gönderildi.
Emre benimle ve de tabi ki bizimle; UNİCEF yararına Roche tarafından düzenlenen ''Geleceğin Yıldızı Sensin! Ne Olmak İstersin?' konulu resim yarışmasına katıldığı resmi paylaştı...
Emre Sporcu olmak istiyormuş. Umarım dileği gerçekleşir ve adını başarılı milli sporcularımız arasında görürüz...Ve Büyük Ata'nın; Spor yalnız beden kabiliyetinin bir üstünlüğü sayılmaz. İdrak ve ahlâk da bu işe yardım eder. Zekâ ve kavrayışı kısa olan kuvvetliler , zekâ kavrayışı yerinde olan daha az kuvvetlilerle başa çıkamazlar. Ben Sporcunun zeki çevik aynı zamanda ahlâklısını severim.Sözlerini kendine ilke edinir.



Bayramımız kutlu olsun...Dilerim,Kurtuluş Savaşında gücünün son damlasına kadar , savaşarak atalarımızın geri aldığı bu toprakları ve neredeyse yoktan yaratılan bu ülkeyi bir gecede satmaya kalkanlara karşı uyanık olup gerektiği gibi davranırız. Bir sakız uğruna kaç yıllık kurumların kapatılmaya kalkıldığı günleri de gördük sonunda...

23 Nisan kutlu mutlu umutlu olsun...

22 Nisan 2011 Cuma

Gavur Mahallesi,tık tık öksürmece, ordan burdan


Boğazımda garip bir gıcık var... tık tık öksürüyorum...çok sinir... gece karabiberli süt içtim, zıp diye uyumuşum...
Dün akşam Fatmagül , Mustafa 'nın üzeine nasıl atladı öyle... gülmekten yere düşecektim...

Gavur Mahallesini okyorum... Yazarı bir zamanlar bizim maalledeki Surp Haç Tıbrevank Ermeni Lisesinde müdürlük ve felsefe öğretmenliği yapmış. Yaşamlar bir yerden birbirine değince, okuduğum kitaplar benim gittiğim mekanlarda, dolaştığım sokaklarda geçiyorsa daha bir seviyorum onları... Gavur mahallesinde geçen isimler Ordu'da bizim mahalle komşularımızın ismleri... hep aklıma o günleri getiriyor. Bir öykü kitabı...Yazarı ; Mıgırdiç Margosyan... Sevgili Zero'nun hediyesi. Bu kitap da bitince , şöyle hafiiifff , eğlenceliii, aşlı meşkli, çiçek böcük bir kitap okuyacağım. Serenad ve Yalnızlık Gittiğin Yoldan Gelir beni çok yordu. Not ala ala , yok bu şiir nasıldı, ay tabloyu merak ettim bakayım nasıl birşeymiş. Bu olay neydi araştırayım bakayım. Sözü geçen şarkı nasıl bir şey acaba derken kitap mı okudum, araştırmacı gazetecilik mi yaptım bilemedim.Yıldızlı mıldızlı adı olan bir kitap hazırladım, Meave Beanchy'den. Benim taktığım adıyla; İrlandalıların kerime Nadir'i.

Sonra, karalahana çorbası pişirdim... Yanına da mısır ekmeği....

Yeni bir dizim var, adı Başrolde Aşk... Mustafa Sandal, Vildan Atasever, Dolunay Soysert, Nevra Serezli ve Bülent Kayabaş baş rollerde... Bülent Kayabaş bu diziyi izleme sebebim olabilir...eğlenceli bir sitcom.

Yarına şaaane bir programım var işallah maşallah... Tüm boğaza yayılacağız,kavaklara kadar... öyle karar verdik. Zeya, Ebrucuk ve Ben ve de aramıza yeni katılan Elçin ile. Olaya kahvaltıdan başlayacağız...

Akşam Türkmax de Kösem Sultan oynayacak. Bu sezonun filmi... Digitürk kullanıcılarına duyurulur....

İşte bu kadar bu günlük de...İyi bir hafta sonu olsun... hava güzel olsun, erguvanlar açsın...

21 Nisan 2011 Perşembe

Bu gün sabah okuduğum bir haber beni benden etti. Tüm günümü etkiledi. Gazeteyi okurkenki yüz ifademi kocam bile farketmiş ki ne olduğunu sordu. Sabahtan beri kalbimde bir acı, omuzlarım titriyor. Elime ne alsam düşürdüm. Sanki ellerim tutmaz oldu. Ben buraya yazmasam unutsam, o işkenceye uğramış henüz üç yaşındaki beden bunu unutur mu...Keşke onu sarmalayabilsem, bir silici olsa beyninden , bedeninden silse yaşadıklarını...

gece yarısından

Yüksek Sadakat dinliyorum... Pınar getirdi aklıma...Belki üzerimizden bir kuş geçer , kanadından bir tüy düşer diyor...Ne güzel bir bir şarkı...
Gece yarısı oldu, karşımdaki televizyonda maç var. Çok önemli bir maçmış... iyi ki şu kulaklıklar var...
Bu gün bir film izledim, zeytinyağlı pırasa pişirdim... Okey grubumla buluşup okey oynadım. Allah sizi inandırsın topu topu iki kez açtım.Eve gelince beyin salata yaptım. Kimi sevmez ama biz severiz. Biz zaten nerede bi muzurluk var onu severiz . 10 dk kadar tuzlu suda bekletip. Öyle pişiriyorum. Bunun bi sürü aşaması var ama gecenin bu saatinde kanlı eylemlerden söz etmek istemiyorum...
Eve gelince, Koca kişisi bir kahve içelim deyince ; Gamse ben yapıcam diye bağırdı . Naziş'in arkadaşı ; daha önce Balıkesir'den getirdiği Yemen usulü, çifte kavrulmuş kahveyi , beğendiğimi duyunca bu kez 1o paket getirmiş.Mis gibi...
Akşam yemeğinden sonra , Muhteşem Yüzyıl başlayana kadar, kitabımı okudum. Birazdan yine devam edeceğim ve bitecek. Bu kitabın hediyesi ise anlatıcının hayatımın şairi dediği Loise Glück. Şiirleri Güven Turan tarafından Türkçeye çevrilip YKY den çıkmış. Ama şu anda stoklarda tükendi görünüyor.İnternetten satış yapan bütün yayınevlerinde ya tükendi ya da satış dışı görünüyor. Ama ben hiç bir fedakarlıktan ve masraftan kaçınmayarak bir şiirini sizin için buraya aldım.

“acımın sonunda bir kapı var.
duy beni: senin ölüm dediğini hatırlıyorum ben.
korkunç bir şey kalmak
bir bilinç olarak
kara toprağın altında.
herşey biter sonra:
korktuğun, bir ruh oluşun ve
beceremeyişin konuşmayı,
ansızın biter, katı toprak
bükülür azıcık.
ve benim
kuş sandıklarım dalar çalılar arasına.
sen ki hatırlamazsın
öteki dünyadan geçişini.
sana yeniden anlatırım derim:
kim ki döner gelir unutuluştan,
döndüğünde bulur kendi sesini:
hayatımın tam ortasından
görkemli bir kaynak fışkırır,
koyu mavi gölgeler
gökrengi denizde.”

İzlediğim film ise Türkçe adı... Sabah Neseşi olan Harrison Ford ve Diane Keton'un oynadığı bir film. Dün akşam ki, Geçmiş Zaman Olur ki den sonra iyi geldi.




Bir de bir güzellik yaşandı bu arada... Telefon çaldı, açtım. Lale dedi , hiç tanımadığım ses. Evet dedim... Sen beni tanımazssın şimdi, sen de beni arasan tanımazdım sesini, dedi.İlkokuldan arkadaşınım dedi, Ordu'dan... Ya Neşe ya Jale dedim. Neşe'ymiş.Hem mahalle hem sınıf hem sıra arkadaşım... Emekli oldum, Kocamı'da alıp Ordu'ya döndüm dedi... Mutlaka beklerim dedi. .Bir sürü resmimiz var, ben eteğimin bir kenarından tutup yelpaze gibi açıp poz vermişim... Başımızda çiçeklerden taçllar, beyaz elbiselerimiz var. Sanırım bir müsamere sonrası çekilmiş.İçimi sıttı... gönlümü şen etti.

Hadi bakalımmm bu yazı da burada bittiii

20 Nisan 2011 Çarşamba

Yalnızlık Gittiğin Yoldan gelir


Bir kaç gündür ev kuşuyum. Ev halkı pek memnun... Tepsi tepsi börekler yaptım onlara... En sevdikleri yemekler pişti. Geldiklerinde önce bir çay saati yaptık. Yemeği daha geç yedik. Dizi saatine kadar bizim yatağın üstüne doluşup sohbetler edip , kitaplar okuduk. Perşembe gününe kadar evdeyim. Perşembeden sonra hava biraz düzelecekmiş...
Sernaddan sonra Selçuk Altan'ın '' yalnızlık gittiğin yoldan gelir'' adlı kitabına başladım. Kitabı okumak dev bir kütüphanede dolaşmak gibi...Binlerce kitapın arasında dolaşıyor, inanılmaz müzikler dinliyorum... Okuduğum kitaplardan, sevdiğim yazarlardan söz edilince seviniyorum. İstanbul'da bildiğim mekanlara gidilince , gözümde canlanıveriyor o sahne... Mesela Çela'yı görmeye giden Sina; Ankara Palas apartmanını ararken , tarif edesim geldi. Gümüşsuyunda , sığınak gibi girişi olan Rus Lokantasının üstünde diyecektim ki, o da aynı tanımlamayı kullandı... Sığınak gibi girişi olan diye...Kocamın o lokantada verilen bir yemeğe katılıp, aç gelip, gece geç saate bizi uyandırmadan , mutfakda soğuk pilava talim edişi vardır. Tenecerenin tıngırtısına uyanmıştım.Oldum olsaı karışık şeyleri yiyemez. Borç çorbasında olayı bitmiş zaten:)
Kitabın adı ; Oktay Rifat'ın bir şiirinin son dizesi.Şiiri sizin için aldım buraya, okumayanlar okusun, bilenler bir daha okusun diye

sofalar seninle serin
odalar seninle ferah
günüm sevinçle uzun
yatağında kalktığım sabah

elmanın yarısı sen yarısı ben
günümüz gecemiz, evimiz barkımız bir
mutluluk bir çimendir bastığın yerde biter
yalnızlık gittiğin yoldan gelir
OKTAY RİFAT

Bu akşam , Öyle Bir Geçer Zaman ki izlerken çok gerildim.Hatta sıkıldım. Sürekli olumsuzluk, hiç bir şeyin yolunda gitmemesi , bu kadar umutsuzluk aşılaması artık beni sinir etmeye başladı.Tamam hayat güllük gülistanlık değil. Zaten bir sürü geri zekalıca şeye tanık oluyoruz reel hayatta... Bedri Baykam'ın bıçaklanması ve insanların sadece izlemesi... o adamın sağa sola koşturması beni bi acaip yaptı.

İşte bu kadar ya