Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

5 Nisan 2010 Pazartesi

Kadıköy...Kadıköy

İyi bitirmiş olduğum haftaya , süper bir de başlangıç yaptım.

Bu gün Beeeen, Ece ve Magissa bir Kadıköy günü yaptık. İmrendirmek gibi olmasında nasıl güzel bir havaydı. Hani üşümezsin , sıcaklamazsın işte öyle bişe.

Eski kitapçıları gezdik önce. Sonra da Hamsi Puba oturup, açık havada bira balık yaptık. Kocaman tabak salatayı, kalamarları ve hamsileri lüp lüp götürdük.Yemek sonrası yine eskiciler ve kitapçıları dolaşmaca ve Moda'da denize karşı çay ve bol sohbet.. Modaya gittiğimizde baktık ki, depremcilerin kovboyu, Şener Üşemezsoy bizden önce oraya konuşlanmış.

Dönüş yolunda da Alkım'a girdik. Ben kitap almayayım , önce evdekileri okuyayım diyerek kendimi çocuk gibi kandırarak dolaştım dolaştım ve sonunda
Gamsegamse 'de merak ediyordu, adı ilgimizi çekmişti dedim , aldım meraktan kurtulduk işte:))) Kitabın adı Selindrella... önce D&R raflarında çıktı karşımıza. Aaa Sindrelladan esinlenme galiba dedim,daha sonra Kavak Yelleri dizisinde , oyuncular ne zaman kitap okusa bu kitap ellerinde. Meğer yazarı, dizinin senaristlerindenmiş. Kitabı ; Sex and City severler daha bi severek okuyacaklardır. Ben bu akşam önce Binbir Hayat Masallarını bitireceğim sonrada bu kitaba başlayacağım. Bu bahar havasına da yakışır ayrıca...

3 Nisan 2010 Cumartesi

Cuma cumartesi

Eve yeni geldim ama çıkışım ,dün akşam:)))) Sıcağı sıcağına anlatayım dedim...
Dün ev de yoğun bir temizlik vardı. Temizliğe dair ne varsa yapıldı. Çamaşır falan da dahil. Sonra akşam yemeği falan. Tabi bu olay benim bünyemi çökertti. İçime kaçmış olan bahar geri çıktı.

Akşam yemeğini yerken dedim ki, ben kalkıp gideyim... Baktılar ki, bağlasalar durmam , iyi dediler çaresiz. Giyindim kuşandım, dışarı baktım , yağmur sel olup akmakta. Şemsiyemi Zuz kuaföre giderken almıştı, orada bırakmış. Sanırım hala haberi yoktur, yazımı okuyumca hatırlayacaktır. Kızların şemsiyeleri de ne olur ne olmaz , Onlara lazım olur derken- Kocito, sen ne dense gidersin, benim şemsiyemi al dedi. Saat sekiz gibi evden çıktım . Kabataş motoruna bindiğimde deniz nasıl dalgalıydı, denizi yara yara, bata çıka , yalpalaya yalpalaya motor giderken; hey Allahım dedim, denizde ölebilirim ama Üsküdar- Kabataş arası gibi komik bir yerde olmasın... Sonrası Cihangir... Teyzem beni görünce nasıl sevindi, Eniştemin gözleri ışıldadı. Gülden, koptu geldi, Evine yeni gitmiş olan Fato, kocasının şaşkın bakışları altında aynı taksi ile geri döndü. Ondan sonrası şenlik...Saat gecenin dördü olmuş bizim haberimiz yok.

Sabah erken yatmaya alışmış olan benim gözler pört diye açıldı. Sağa dönsem sola dönsem yok. Kalktım kendime bir yeşil çay yaptım. Sonra biraz balkondan dışarıları seyrettim. Böyle , olmaz bana bir aktivite gerek dedim. Haşlanması için patates koydum ocağa. Yufkaları dolaptan çıkardım. Dün okuduğum bir börek tarifi geldi aklıma... zaten denemek istiyordum... kısmette kobaylarımın siz olması varmış dedim... Böreğin tarifini uzun uzadıya anlatmayayım. Tarif burada. Hiç tanışmadığım bir blogcu ; Bir Dut Masalı. Hani bazı şeyler zamanı gelince olur ya. sanırım bu da böyle bir şey oldu. Böreğinin tarifine dün rastladım, bu gün masamıza keyif kattı.
Ben haşladığı patatesleri ikiye böldüm. Yarısını ezip soğanla kavurdum. Yarısını da küçük küçük doğradım, beyaz peynir ve maydonozla karıştırdım. İkisini de çok beğendiler. Kalktıklarında börekler pişmişti bile. Hemen Teyzem çayımızı koydu. Güllü masayı hazırladı. Masada da Orduluları aradık, Bir keyif kahvaltı yaptık. Sonra Güllü Bacı, kahvelerimizi yaptı, fallarımıza baktı.

Akşam Fato ile Taksim'e çıktık. Nasıl bir kalabalık anlatılmaz...gerisi çiçekçiler...müzik... her renk insan..Heykelin çevresindeki düzenleme bitmedi hala. Dün akşam geç saatte lale bayramı hazırlıkları vardı. Kamyondan, lale şeklinde süslemeler indiriyorlardı. Valla bunu nasıl tariflendireceğimi bilemedim. Heykel desem olmadı, ağaç gibi diyeyim olmadı. Anlayın gari, yormayın beni.

Dün akşam hiç yağmur yağmamış gibi hava pırıl pırıldı bu gün. Evime geldim tıngır tıngır. Hiç kimse yok tabi :))))

2 Nisan 2010 Cuma

Henüz perdeleri bile açmadım ama hava galiba güzel. Işık içeriye sızıyor. Dünün yorgunluğu üzerimde hala. Parça pinçik durumdayım. Gece yatarken aldığım alerji ilacı da bu halimin nedenlerinden biridir diye düşünüyorum... Akşam Aşk-ı Memnu izledim , kitap , gazete hiç bir şey okumadan tumba yatak. Kızların gittiğinin bile farkında değilim. Uykumun arasında galiba bir şeyler sordular, ne cevap verdim acaba...

Bu güne dair hiçbir programım yok. Ama yarına ufaktan bir kuzenlerle buluşma programı yapıyorum. Henüz onlara söylemedim, kafamda oluşuyor.

Şimdi gideyim, bir kahve içip , kafamdaki dağılan, yerlere düşen çekmeceleri yerleştireyim, gelirim gün içinde , düzenlemelerle falan...

1 Nisan 2010 Perşembe

Şimdi kısaca günün özetini yapayım size. Dışarı çıkmak için giyinirken , kocam- bu yağmur sesi mi? dedi. Bir baktım, bir deli yağmur, hava kararmış, ama bir tarafından da sanki merak etme , açacağım birazdan demekte. Bir kaç dk sonra durdu. Ama benim çoook temkinli kocam yüzünden, kışlık palto ve şemsiyelerle çıktık. Yarım saate kalmadan hava bir yükseldi, bir güneş açtı, nasıl sıcak anlatamam. Tabi ben nişan yıldönümü mönümü anlamadan yedim O^'nu. O da susmam için paltomu ve şemsiyeyi aldı :))).

Uğrayacağımız bir iki yer vardı, uğradık. Sonra yine o tarihi pidecide pide yedik. Valla kıymalı, yumurtalısı da süper. Bu kez oturdukta yedik:))) Yolumuz üzerindeki Molla Gürani Camisi var. Molla Gürani ; Fatih Sultan Mehmet'in hocalarından. Cami yapı olarak çok güzel. Vefa'da ara sokaklara gizlenmiş tarihi bir hazine. Bir kilise camii.İstanbulun fethinden sonra camiye dönüştürlen kiliselerden biri.Bizans döneminde Hagios Theodoros Kilisesi olarak biliniyor.

Fakat bulunduğu sokak da , yapının kendisi de nasıl bakımsız anlatamam. Avrupa'da olsa hemen bir çevre düzenlemesi yaplırdı diye , düşünmeden edemiyor insan.
Minaresnii, Antalya'da ki Yivli Minareye benzettim ben.

Helvacı Baba Türbesinin Hikayesini anlatmıştım daha önce. Bu gün önünden geçerken, baktım kadınlar bir şeyler paketliyor, buyrun buyrun dediler. O paketledikleri şeyler, helvaymış. Kapalı kaplara koyuyorlar bir kısmını , gelene geçene veriyorlar. Mesela ben kapıda kadını soru yağmuruna tutarken bir çöp arabası durdu, - Abla üç kişiyiz diye seslendiler. Hemen üç paket sarıp verdiler. Yoldan o anlık geçenlere de hemen birer plastik bardak ve kaşıkla ikram ediyorlar. O semtin yüzyıllardır süren bir geleneğiymiş. Karı koca aldık elimize birer bardak yiyerek devam ettik gezimize. Mutfaklarını falan gösterdiler. Türbenin bir avlusu var. Mis gibi çiçekli, tertemiz.

Daha sonra Beyazıd Kapısından Kapalıçarşı'ya girdik. Hadi oraya bak buraya bak derken Mısır Çarşısına geldik. Ama ben bir yoruldum, artık oyalanmayalım dedim Kocama. Kendimi bir ton hissettim, bacaklarım gitmiyor. Bu arada Kocama- sen çaktırmadan yolumu uzatıyorsun diye çıkışıyorum . Sokaklarda bir kalabalık bir kalabalıktı anlatamam. Hatta Ece ve Kedili Cadı şahidimdir:))) Sanırsınız tüm İstanbullulara dedik ki, bu gün Eminönü, Kapalıçarşı civarlarında buluşalım. Olabilirse ki; olur, biraz da turist neyin de katılsın olayaki ortalık iyice karışsın. Vapura kendimi dar attım. Home sweet home derim de başka bi şey demem...

düzenleme-1: Aşk-ı Memnu iki haftada bir oynasın, özetsiz oynasın ya da biz bir hafta izleyelim bir hafta izlemeyelim...
Ezel'in senaristi beyin kanaması geçirdiği için diziye ara verilmiş...

Gördüğün gibi pek sayın okuyucu, imla yanlışları, kelime düşüklükleri, devrik cümlelerimiz, anlamda kaymalarımız olabilir. Hatta konu bazen iyice dağılıp , toplanamaz hale gelebilir. Ama şu yazıda da görüldüğü üzre, tarihi ve turistik bilgiler, güncel hayata dair dokunuşlar:) ve de magazinsel olaylar hep burada:)))) hele zaman zaman verdiğim şahane yemek ve pasta tarifleri. Ölçü vermiyorum ama olsun, o kadar kusur kadı kızında da olur.

Dün, bu gün, bu sabah

Bu gün bizim için çok özel bir gün. Nişan yıldönümümüz. Anneminde dediği gibi, kutlanacak ne varsa kutlanmalı görüşünden yola çıkarak, elbetteki bu gün de bizim ev de coşkuyla kutlanır... Kaç yıldı oldu sölemem, dün akşam zeya; neredeyse yaşım kadar dedi:)))

Dün akşam Zeya ve benim kızlarla Capitolde bir kahve molası verdik hayata... valla çok afilli bir cümle oldu. Kahve içtik bol bol sohbet ettik, hatta çıkar ayak ve koşar ayak alış veriş bile yaptık...

Ve bu gece okuduğum kitabımın ayracı çok ama çok özeldi. Amsterdam'dan adımın konulmasına sebep olan ülkeden gelen , lale şeklinde, tahta oyma , ve benim gibi bir kırmızı lale... Zeya , ne diyeyim sana , yine kendimi çok ama çok özel hissetirdin bana ve ne güzel bir güne denk geldi...Dün ayrıca, bir günlüğüne İstanbul'a gelen Mavianne'nin de , görüşemesek de telefonda sesini duydum...

Dünün programında Cancan vardı, Geçtiğimiz Cuma gününden bu güne kadar Pesah tatilinde olan Naziş ile , evde ablası olmanın keyfini çıkardı. Yedi içti, market alış verişleri yaptı, parkta kaydı, sallandı. Hatta sokakda kendi yaşıtı çocuklarla oynamaya çıktı, Annesi gelince .Fakat o yaşıtları ile oynamak yerine, büyüklerle top peşinde koşmayı tercih etti. Boyuna bakmadan, milletin ayağından top almaya kalkıp, gool diye bağıra bağıra üstelik. Bir fanatik Galatasaraylı geliyor ki, sormayın gitsin...

Bu günün programında , Eminönü, Tahtakale, Mısır Çarşısı Kapalıçarşı var...

30 Mart 2010 Salı

Dünden ama bu gün için yeniden düzenlendi:)))

Pata küte yazıya gireyim hemen çünkü henüz çay bile içmedim. Önce, dün doktora gittik... göz nezlesiymiş... iki damla verdi, üst üste damlatılacak.Benim kulak ağrımda da geçti...

Binbir Hayat Masallarını okumanızı tavsiye edeceğim. Bağdat, Paris, Madrit, Kuveyt, Hindistan arası gidip geliyor bir sürü kadın , erkek tanıyorum... Kitaptaki baş kişinin, abisini arıyoruz.Abinin adı İlyas. Dün akşam Yeni Delhi'ye gittiğini öğrendik, ama oraya vardığımızda benim uykum gelmişti. Paris, Madrid bölümleri ise bu arayışının dışında onlar, şimdiki zamana ait.

Dün akşam Ezel; tekrar bölümüydü. O yüzden Türk Malını izleyelim dedik... yok böle bir şey... İnsanı güldürmek bi yana gerim gerim geriyor. Bu kadar zorlanırmı olay... sanırım bir iki bölüm sonra gider ...

Dün çikolatalı bir kek yaptım, normal kekin içine , Dr Ötker portakallı ve çikolata parçalı gurme puding koydum. Sonuç süper, aklımın ve aklınızın bir köşesinde bulunsun. Ve, eğer okursa beni affetsin, çünkü nerede okuduğumu gerçekten hatırlamıyorum. Bir yemek sitesinde görmüştüm. Fincanda kek deneyimi yaptım. Sonuç süper süper süper. Yaptığım keki kalıba döktüm, küçük kalıba dökmüşüm. O sırada işte, aklıma okuduğum fincanda kek pişirme olayı geldi, aklıma. Fincanları yağlayın. Yarısına kadar kek harcınızı koyun. Fincanların yarısına kadar su gelecek şekilde , su dolu bir tencere oturtun. Cam kapak kullanırsanız kabarmasını , piştiğini neyin görüyorsunuz. Önce fokur fokur kaynayana kadar , altı hararetli, sonra iyice kısın. Piştiğini anlarsınız zaten, iki çorba kaşığı şey hemencecik pişiyor.Tahmini 20 dk falan. Yalnız altını kapattıktan sonra 15 dk kapağı açılmayacak. Sonra sufle gibi yumşacık bir kekiniz oluyor. İster fincandan çıkarıp , sos mos dökün, hatta marmelat da olabilir. Y ada bizim gibi kaşık kaşık yeyin...

Yine Şamdan kavaktan, ordan burdan, öteden beriden bir yazının sonuna geldik sayın okuyucu. Ne yapalım herkes anasının karnından yazar doğmuyor.

Hadi gittim ben , kahvaltı bile yapmadım henüz...

düzenleme-1: Daha sonra kekin tarifini okuduğum siteyi buldum, gerçek tarif burada

düzenleme-2 :Hava pırıl pırıl diyerek kendimizi sokağa attık ama poyraz varmış meğer. Dondum. Korunun güneşli yerindeki jimnastik aletlerinde boğaza bakaaaa bakaaaa jimnastik hareketleri yaptım. Sonra da biraz yürüdük karıkoca-karıkoca... Sonra ben bir de sigara tüttürüverdim. Denizde , sefer yapan motorların sesini dinleye dinleye, süzülen motorlara baka baka. Kocito- aynı resim gibi dedi, Ben de resim olsa - aynı canlı gibi derdin dedim:) Erguvanlarda henüz bir hareket yok, bazıları hafiften tomurcuğa durmuş o kadar. Defneler hep çiçekli. Bir de kirpi ölüsü gördüm çok üzüldüm. Kocamandı. Beni öndeden tanıyanlar , en sevdiğim hayvanların kirpiler ve kargalar olduğunu bilir. İstanbul'un martıları bu kadar koca totolu olmadan önce onlarıda çok severdim. Ama neylersiniz ki artık onlarda fastfood çu oldular. Artık denize dalıp balık avlamak yok valla ancak motor vapur kovalayıp, atılan simitleri, ekmekleri yesinler. Bazen bir bakıyorum bir bulut halinde motorlarla birlikte karşıya geçip geri geliyorlar. Kıyıdaki büfelerin çöplerini karıştırmakta onlarda . Oh ekmek elden su gölden yaşıyorlar...

düzenleme-3: Zeki Demirkubuz'un Kıskanmak filmini izledim az önce ve böylece gündüz etkinliklerimi bitirmiş oldum. Şimdi sıra akşam yemeği hazırlığında. Bu akşamki dizim Aşk Ve Ceza. Sonra da Yeni Delhi^de İlyas'ı arayacağım...

29 Mart 2010 Pazartesi

Kızımın gözü ağrıyo,

benim de kulağım,

gözlüğümün camı düştü, vidası kayboldu,

Hava berbat...