Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

8 Aralık 2007 Cumartesi

KARARSIZ KASIM:))

Pazar günü havasında bir cumartesi yaşıyorum. Nedenini bilmiyorum Hep , pazar gibi geliyor bana. Geç kalktım , çayımı aldım oturdum buraya. Gamse uyuyor. Naziş teyzesin de yani Zuz da kaldı dün gece. Kocam da çoktan işe gitti. Belki öğle yemeği yiyordur.

Beyoğlu ekibim aradı.- Hadi gel, hava çok güzel - dediler . Kararsızım. Halbuki , başka yapacak bir işim de yok. Akşam yemeğimiz de hazır. Kuru biber dolması yaptım. En sevilen yemeklerimizdendir. Biberleri Adıyamandan gelir. Kocamın arkadaşları tarafından. Kendine has bir acısı var. İnsanın sınırlarını zorlamayan. Hoş benim kulaklarıma kadar yakan acı yediğim dönemlerde olmuştur. Ama gençtik güzeldik ve de anlayışlıydık o zamanlar, iyi de dansederdik. Artık bünye kaldırmıyor, mide isyan ediyor. Bu saatten sonra da anarşik bir mide ile uğraşamam. Bari onun huyuna suyuna gideyim. Kocam hep anarşik bir duruşun var dünyaya karşı der bana. Halbuki munis bir kadınım ben:)). Karadenizi bilirmisiniz , nasıl da uysal durur. Amma bi de ...
Yani gideyim diyorum ha ne dersiniz. On beş gündür falan gitmedim. Şimdi araya bayram da girer. Gerçi ay sonunda bir süpriz buluşma var , Beyoğlu gecelerinde. Zamanı gelince anlatırım.
Hadi ben gidim , gidim.Kalkıp, hazırlanayım, düşeyim Beyoğlu yollarına.
Beyoglu Sözleri:
Beyogluna götür beni
Kitaplara bakalim
Sokaklarda gitar çalalim
Tatil için para yapalimOturalim bir yerde
Bir iki laf edelim
Sinemaya gidelim sonra
Karanlikta öpüselim
Mesela aci yok
Agri yok sizi yok
Cepte para çok
Hadi gel gidelim
yaralari saralim
Hadi gel gidelim
anilari yazalim
NAZAN ÖNCEL

7 Aralık 2007 Cuma

Yağmurdan, çamurdan, trafikten yani İstanbuldan

Dün İstanbulun, tüm başlıkta yazdığım arazlarını yaşadım. Neyseki keyfim yerindeydi de fazla üzerinde durmadım. Yoksa ...
Dün Gamsegamsenin yıllık doktor kontrolü vardı. Zuz unda. Yok yok hasta falan değiller sadece yıllık kontrol. Gamsenin doktoru her zaman gittiğimiz yerden ayrılıp Göztepe - Eğitim ve Araştırma Hastanesine başhekim olmuş. O nedenle oraya gittik. Öyle de yoğundu ki meğer bizi iki toplantı arasına almış. İhale toplantıları , giren çıkan belli değildi. Biz sekreterin odasında beklerken Gamze, bura sanki hastane değil dedi. İşimiz çok sürmedi zaten . Çıkışta Zuz gidecektik; baktık ki onun saatine de az kalmış, değmez dedim. Gitmedik.
Çıkışta , Gamze - anne çok acıktım, hadi Kadıköy'e dedi. Kızımı mı kırıcam. Şampiyona gittik. Kokoreç, midye tavalar, dolmalar karnımızı bir güzel doyurduk. Bu çocuklar bana çekmiş. Nerde bi muzurluk var , gidip onu severler. Yemekten sonra doğru Alkım Kitap evine gittik. Yedi kat kitap. Daha ne isterim. Bu arada yağmur şarıl şarıl. Dikkat edim şırıl şırıl demiyorum. Kitapçıya girdik. Oooooh missss gibi kahve kokusu. Kitap ve kahve ne yakışır birbirine. Yağmurdan insanlar dolmuş içeri. Kitabını alan kahve dünyası bölümüne yerleşmiş. Biz de elimize önce birer sepet aldık. Bütün katları baka baka gezdik. Bi baktık sepetler dolmuş. Oturup inceleyelim, biraz eleyelim dedik. Evde de okunacak birikmişler var. oturduk, ben dörde indirdim, Gamze de ikiye.
.Hemen gece başladım , birine kitaplarımın. Elif Şafak 'ın ''SİYAH SÜT''. Artık okuduğum kitapdan söz ediyorum ama, beğenip beğenmediğimi yazmıyorum. Beğendim diyorum , hemen bir yorum , ki bunlar genelde isimsiz olur. - neresini beğendin , berbat. Beğenmedim diyorum. - Neden beğenmedin, bi daha oku. Yuh yav. Sanki, herkesin okuma zevki aynı. Bir zamanlar dünyayı çalkalayan ''Bir Çift Yürek'' i beğenmedim diye az kaldı afaroz ediliyodum. Yok dermiş ki , asla asla deme. Sanki yeni bişe. Benim anneannem ölene kadar dedi bunu . Olmaz olmaz deme. Olmaz olmaz. Yaniiiiii. Elif Şafak anne olan tüm kadınların yaşadığı bir ara dönemi, lohusalığı anlatmış. Nedense kadınlar , keyifle doğumlarını , hamileliklerini anlatır da, lohusalık dönemini hiç anlatmaz. Elif Şafak, kendi bu dönemini anlatmış. Araf demiş bu döneme de. İki üç gün önce bir söyleşisinde kendi ağzından dinlemiş , ilgimi çekmişti zaten. Diğer aldığım kitap da , Çikolata Kaplı Hüzünler. Canan Tan ' a ait. Yazın da bir kitabını okumuştum. Diğerlerini de okudukça anlatırım. Şimdilik bu kadar.








4 Aralık 2007 Salı

BU GÜNDEN

Bu gün, güne herkes bensiz başladı. Anlamadım herkes sessizce gitmiş. Kitap okuma zevkime yeniden kavuşunca, gece yarılarına kadar kitap okudum. Ben körmüşüm meğer arkadaşlar. Ne kadar küçük yazılar diyordum. Ben öyle görüyormuşum da haberim yokmuş. Kocam pek bi beğeniyor bu gözlüklü okuma hallerimi, gözlüğün üstünden bakmalarımı ama kızlar çok gülüyorlar. Yeni eğlence çıktı eve alışılana dek. My koca 25 yıldır benden gözlüğünü korumaya çalışırken , şimid benimkini benden koruyor. Çünkü her an basabilirim, üstüne oturabilirim.
Aman olsun kitaplarıma kavuştum ya.
Bu gün okey oynamaya gidiyorum yine. Herkesin görümcesinin altın günü, para günü falan olur. Benimkilerin de okey günü var işte naparsın:)).
Gelelim bu günlerde bizim evde ne pişti ye;. Elma kompostosu pişti. İçine çubuk tarçın ve bir kaç karanfil atıldı. Kendi tadında olsun diye şekeri biraz az tutuldu.
Portakal suyunda zeytinyağlı kereviz pişti. Arpacık soğanlar (10-15 adet). Sızma zeytinyağda sotelendi, bir kaç diş sarımsak. Jülyen doğranmış hehehe -yani verev verev - bir havuç, ve yine küçük doğranmış bir patates ve üç adet kereviz eşliğinde birlikte biraz daha sotelendi ve üç adet portakalın suyu ile pişti. Ha bir tatlı kaşığı da şeker. Biraz piştikten sonra kerevizin sapları ve yapraklarıda incecik doğranarak ilave edildi.
Sonra efenim zeytinyağlı pırasa pişti. Ay bunu herkes bilir geçelim. Fırında hamsi , ayrıca ocakta buğulama hamsi pişti. Hamsinin üstüne yine biraz zeytinyağ gezdirildi, bir kaç diş sarımsak atıldı, bir domates doğrandı. Bir adet kırmızı soğan halka halka doğrandı biraz da tuz ilave edilip kendi suyunda pişmeye bırakıldı. Fırında yapılana ise. tepsiye hamsiler dizildi. Üstüne kırmızı soğan , ve limon dilimleri, bir kaç defne yaprağı ve birazda yağ gezdirilip kızarana kadar pişirildi. Ama az kaldı yanıyodu. Fırını kapatayım derken , ızgaraya basmışım, yatmış kitap okurken, burnuma mis gibi kızarmış hamsi kokusu gelmeye başlayınca , o koşmamı görmeliydiniz, breh breh. Değme koşuculara taş çıkarttım. Ama kurtardım da:)) Sahi siz benim bir zamanlar ama hayli bir zamanlar, 100m. ve 110 m. engelli koşu, koşucusu olduğumu biliyormusunuz. Başka bir yazı konusu olsun bu da...

1 Aralık 2007 Cumartesi

ÖNCEKİ GÜNDEN DÜNDEN , BUGÜNDEN YARINDAN

Gözlük almaya gidiyorum demişim, kalmışım. Evet , kaldığım yerden devam ediyorum. Zuz la buluşmak için Kadıköye gittim.
Ooo bizimkinin işi benden çoktu. Önce nüfus müdürlüğüne gittik. Baktım sıra var. Ben gideyim gözlük işini halledeyim dedim. Nasılsa gideceğim yerde , arkadaşımın, O da yardımcı olur dedim. Gittim , gözlüğü Eda ile birlikte beğendik.Yarın alcaksın dedi. Hoppala yarim yaz geldi dedim. Neyse yapacak bişe yok. O sıra Zuz aradı- benim işim burada bitti dedi. Tekrar buluştuk , bu kez Üsküdar- Doğancılar S.S.K da işi vardı, oraya geldik. Baktık sıra orda da almış başını gitmiş. Saat dörtte de kapanıyormuş. Acaba yetişir mi?, yetişmez mi derken baktık bir saat var daha. Bekledik, iyi de ettik , sıra bize geldi. Şimdi, sıra kime geldiyse gişeden bilgileri veriyor, sonra içeri girip evrğını alıyor. Cam bölmeli bir yer. Zuz sırası gelince , verdi kağıtları içeri, sonra evrakı almak için içeri girdi. Baktım adamlara bişey söylüyor, bir adam kalktı pencereleri açtı. Dışarı çıkınca ne oldu dedim- ne kadar havasız, nasıl çalışıyorsunuz burada, dedim dedi. Yani sana ne ne , ne karışırsın dimi olmaz, karışır.
İşleri bitirdik ,acıktık,yorulduk.Külünkoğlu na girdik, Üsküdar da. Burası, hani fırınımsı pastaneler vardır ya ; öyle bir yer. Kendine özgü çeşitleri vardır. Mesela bülyen gibi. büyükçe bir at nalı düşünün. Hafif pembe , üstü toz şekerli gibi. İçi de badem ezmeli bir pasta. Çeşit çeşit galetaları vardır. Bir kişiyi yedimi doyuran, abartısız neredyse 10 cm çapında büyüklüğünde kurabiyeleri vardır. Ben mesela o gün bir kurabiyeyi dörde böldüm masaya koyarken. Enfes tahinli çörekleri de unutmayayım. Yolunuz düşerse uğrayın bir. Hemen balık pazarından çıkınca sola dönünce sağ tarfta . Açız ya aldık bi sürü bir şeyler . Kızları aradık çay suyu koysun , eve gelen varsa diye, biri vapurdaymış biri serviste.
Eve hep birlikte girdik. onlar doğru bilgisayarın başına toplandı, kakarakikiri facebook vaziyetleri. Ben bağırınıyorum, birlikte geldik, hani bende yoruldum acıktım diyorum. ayyy doğru , şimdi geliyoruz diyolar, ne gelen var ne giden.
Masayı hazırladım. Bizde gelenek. Eğer dördümüzsek masada. Yani Gamze , Nazlı , Zuz ve Ben. Masa annemden kalan, örtüler, çay bardakları, çay tabakları , servis tabakları , hatta çatalalları bile, onlarla hazırlanır. Çay tabakları, uçuk yeşil , uçuk mavi renkte, üstlerinde eski Fransız tipi kadınlar erkekler, ya piknikte ya baloda tasvir edilen resimler var. Kenarları da dantel gibi fırfırlı. Servis tabakları , ince , ışığı geçiren porselen , üstünde zarif natürmontlar. Aynı annemin bize hazırladığı masalar gibi olur yani. Yedik içtik , ama son golü ben attım. Hakanım Şükürüm gibi. Gördünüz mü?, yine nasıl skoru belirledi hehehe. Yani diyeceğim masadan kalktım kanepeye yattım. Gecede kestane beklediler ama , çamura yattım. Belki bu gece.
Dün akşam , eski iş arkadaşlarımdan birinin kına gecesi vardı. Garip geldi dimi? , benim iş arkadaşım ve kına gecesi. Yahu iş yerlerinde çalışan herkes aynı yaşta mı?. İlmiyemle gittik. Çok güzel oldu, sanki hiç yapmışım gibi kına yoğurdum. Tabii eldivenle. Dönüşte de taksici ile kavga ettim. Eve gelip , anlatınca, Kocam kızdı. Üç kuruş için niye böyle yapıyosun diye ama. Mesele o değil, mesele hakkını aramak. Adamı çağırdık. Taksimetreyi duraktan açmış öyle gelmiş. Hiç böyle bişe duydunuz mu. Hep duraktan çağırırm , hiç rastlamadım. Tabiki vermedim farkını. Zavallı İlmiyem de sen bi kork ,ben adama laf söylerken. . Ne korkuyosun kızım, benim atalarım sırtında top mermisi taşımış, anneannem seferberlik görmüş, o adamdan mı korkucam dedim. Uyyyy damarım kabardı yine , yine de şahlanıyor amman da kolbaşının da atlarııııı. Hasan Mutlucanı hatırladınız mı? . Hey gidi.
Bu gün evdeyim. aslına bakarsınız , iki gündür boynum tutuk, ensem, kafamın arkası hatta kulaklarım , hatta kollarım çok ağrıyor. İlaçlanıp ilaçlanıp geziyorum. Bu gün kesin ültümatom aldğım için evde dinleniyorum . Yemek bile yapma dediler. O yüzden prensses halleri takıldım. Yani bu gün dinlenmeye çekildim ki , yarın arkadaşın nikahı var. Eee bütün arkadaşlar bir araya geleceğiz. Nikahtan sonra hemen eve dönecek değiliz herhalde...

29 Kasım 2007 Perşembe

YAŞASIN GÖRÜYORUMMMM

Sonunda göz doktoruna gitmeyi başarabildim. Zuz 'un - gitme gitme yakında dürbünle kitap okursun uyarısını, daha doğrusu bıt bıtından, kocamın çocuk olsan elinden tutup doktora götürücem vıt vıtından illallah deyip sonunda doktora gittim. Gamsegamse de geldi , o da hem göz hem kulak burun boğaz muayenesi oldu.
Benim Taksimde bir Japonla, yaşadığım macerayı çoğunuz biliyorsunuz, elime tutuşturduğu haritadan bir şey gösteriyor ama ben göremiyordum ki, sonunda çantasından gözlük çıkarıp vermişti de Taksimdeki Atatürk heykelini sorduğunu anlamıştım. İşte o dur , bu dur, ben doktora gideceğim. Neyse ikimiz de gittik işte ben ısrarlı çabalarım sonucu 1.50 yapmışım gözlerimi. Gamseninde artık nur topu gibi bir reflüsü var. Gözlerde fazla sorunu yok 0.50.
Benim, değil ailemde sülalemde gözlüklü kimse yoktur. Bi de protez dişli. Anneannem de bile yoktu. Fındığı bile dişimizle kırarız. Kocam benim fındığı dişimle kırdığımı görünce kafayı yiyordu az kaldı . Şimdi çeşitli boy ve ebatlarda fındık kırma aletlerimiz var. Timsah şeklinde olanı örneğin, ağzına fındığı koyuyorsun kuyruğuna basıyorsun. Çat fındık ikiye ayrılıyor
Yav ben göz demiyormuydum, nerden çıktı şimdi fındıktı dişti muhabbeti. Ha işte, yoktur benim ailemde gözlüklü kimse diyordum. Ama kocamın tarafı full aksesuar gözlüklü. Yakını uzağı, astimatı hepsi var. Nazlı lisedeyken , tahtayı göremiyorum falan demeye başladı. Zuzla aldık bunu göz doktoruna götürdük. Gerçekten de gözlüğe ihtiyacı varmış. Zuz hemen - ııııy bu baba tarafına çekmiş dedi. Sonra Kadıköyde bir gözlükçüye gittik, gözlük alcaz dedik. Hooop bi dolap çektiler önümüze , açtılar bi sürü çekmece çerçeve seçin dediler, tabii bundan önce çerçevenin cinsini sordular. Biz hayatımızda gözlük almamışız güneş gözlüğünden gayrı. Çerçeveyi seçtik saatlerce, sonra cama geldi sıra, yok filtreleyelim mi, yok kaplayalım mı, organik mi olsun başka bişe mi. Biz bakıyos birbirimize . Sonra dedik işte , öğrenci, bu gözlük yerede düşecek her şey de olacak. en sağlamından olsun. Fiatı duyuncada bi uçmuştuk zaten bu ne yaw, arsa mı alıyoruz yoksa diye. Sonra efenim günlük lensler , yok onların koruma suları filan. Öğrendik her bi şeyini.
Bu gün Zuz işi kırdı bize geliyor. Ama önce bir Kadıköy buluşması yapıcaz onunla , bana gözlük bakacağız da...

27 Kasım 2007 Salı

YAZIMI YAZI İŞTE , ÜSTELİK ŞİİR BİLE VAR İÇİNDE

Kaç gündür yazmıyorum ya, bi şe yaptığımdan da değil ha!. Galiba bu blogspota ısınamadım daha. Yol geçen hanı gibiydi benim eski bloom, ayıptır sölemesi. Burda sanki bi kıyıda köşede kalmış gibi. Taşınsamyoksam eski yerime. Hani kayınvalide yanına giden yeni gelinler olur ya, alışamazlar bi türlü, mutfağa girseler kendi mutfakları değil, salona gitseler kaynanın kendi çeyizinden örtüler , tabaklar çanaklar falan , aynı öyle. Aslında resim eklemek falan burada daha rahat yok resimload a gönder, ordan link al , küçült falan yok. Gerçi blogcu bu konuda bazı yenilikler yapmış galiba. Ama anam, o da az etmedi bana, yazılarımı, yorumlarımı yuttu . Sayfana giremezsin gün boyu. Çilingir çağırsan para etmez. Du bakalım az daha takılayım buralarda olmasa, evim orda dayalı döşeli duruyor.
Bu gün eski yazılarıma baktım biraz. Daha bi eğlenceli yazılar yazarmışım. Arada bir buraya alayım bari. Okumayanlar ve yeniden okumak isteyenler için deeermişim. Hani dizilerde yapıyorlar ya, yetiştiremeyince , izlemeyenler ve yeniden izlemek isteyenler için , ya da genel istek üzerine diye.
Cumartesi Erenköy Kazasker deydim. İlmiyemle bir arkadaşımıza gittik. Kocamın ve keny@lının okullarının yanında hemen evi. İkisininde kulaklarını çınlattım. Eski Güneş koleji, yeni adıyla Işık Okulları. Kampüsün adı hala Güneş kampüsü. Kocamın bitmez tükenmez yatılı okul maceralarının geçtiği yer. Bu arada keny@lı yine firarda.
Gamsegamseninnavları devam ediyor. Çarşamba bitecekmiş. Sabahları atom kahvaltılar hazırlıyorum O'na, otlu motlu omletler, balı mallı yeşil çaylar, içine de taa Bodrum -Turgut Reis pazarından alıp doğrayıp dondurucuta attığım limlerden atıyorum , pek hoşuna gidiyor.
İstanbulu lodos vurmaya devam ediyor. Dün akşam vapur seferleri yine iptaldi. Neyseki sabah durdu da , kızlar ulaşım sıkıntısı yaşamadı. Naziş Ulus, Gamse Beyazıt yollarına düşüyor. Neyseki Nazlının servisi var.
Ben çarşambadan sonra havama girerim. Evdekinav havası bi bitsin. Vururum kendimişarlara. Şimdi istiyorum ki kızım sınavdan gelince kapıyı ben açayım, nasıl geçtinavın diyeyim. Yıllarca yapamadım bunu. Eeee ne yapalım o zamanda öyle gerekiyordu.
Bu günde akşam oldu , Haşimin dediği gibi akşam yine akşam.Bilirmisiniz ? Haşim AKŞAM şairi olarak ün yapmıştır. Hadi söz akşamdan, bide Haşimden ılmışken söz bir akşam şiiri ile analım kendisini.

BIR GÜNÜN SONUNDA ARZU
Yorgun gözümün halkalarinda
Güler gibi fecr oldu nümayan,
Güller gibi.. sonsuz, iri güller
Güller ki kamistan daha nalan,
Gün dogdu yazik arkalarinda!
Altin kulelerden yine kuslar,
Tekrarini ömrün eder i`lan,
Kuslar midir onlar ki her aksam,
Alemlerimizden sefer eyler?...
Aksam, yine aksam, yine aksam,
Bir sirma kemerdir suya baksam;
Aksam, yine aksam, yine aksam,
Göllerde bu dem bir kamis olsam!
AHMET HAŞİM
e başlamışken bi tanede Oktay Rifat dan gelsin bir akşamlı şiir
Akşam Balığın Karnında Bekliyor
Bir yağmurla çıkıyor rıhtımına sıkıntının,
büyük kayıkların dönüşünü gözlüyordu,
akşam balığın karnında bekliyor.
Fitili tütüyordu servilerin ve yazılar dallar arasında.
Mahallenin deniz koktuğu
kamburun atla dolaştığı
saatlerin saatlere benzediği
bir günde bekliyordu
insanların dönmesini oraya
oysa bir delik kalıyordu
yerinde umutların,
kara bir yelken yarını olmayan iskelede.
Mevsim, tonozların altından geçerek basıyordu toprağa,
çöp yığınları leşler
yeni sözcükler otta ve yaprakta
yabancı bir kıpırtı ruhumuzda.
Bir tüy düşüyordu suya
karayelin dişlerinden geçirdiği
Akşam balığın karnında bekliyor

24 Kasım 2007 Cumartesi

KONUMUZ YEMEK -FİLİZ AŞI VE BALIK ÇEŞİTLEMESİ

Başlığa bakıp da aldanmayın sakın, Filiz adında birinin yaptığı bir yemek değil sözünü edeceğim. Bizzat yemeğin adı. Bu gün yedim ilk olarak. Akseki yöresine ait yöresel bir yemek. Kullanılan malzemeler de pişme şeklide çok değişik. Ama tat mükemmel. Görünüşte son derece birbiriyle uyumsuz malzemeler. Örneğin , asma yaprakları yeni filizlenirken bu küçücük yapraklar toplanıp kurutuluyormuş. Sonra bu yine minik parçalara ayrılıp, etle ve bulgurla pişirilmiş. Asıl ilginç yere geliyoruz şimdi bolca çifte kavrulmuş tahin ilave ediliyor. En sonda birer çay bardağı kekik ,nane ilave edilip bir taşım daha kaynatılıyormuş. Bu uyumsuz malzemelerden nasıl güzel bir lezzet çıkmıştı anlatamam. Yani uyumsuzlar da bir arada uyum oluşturabiliyormuş. Uyyy n'olcak bu benim hallarım, filiz aşına bile felsefe yapmaya başladım.
Sizin için nette tarif, resim neyin ararken blogcu bir arkadaşta tarifine rastladım. Şimdi bu blogcu taifesinde, bazı yemek tarifi veren arkadaşlar var. Anaaa bazen kaza rıza raslıyorum, yok benim tarifimi almış, resmimi çalmış , o yemeği ben yaptım halbuki ,diye niza çıkarıyorlar aralarında. Ama sanırım Çağlar kızmaz, gerçi tanışmıyoruz ama ataleti referans gösteririm. Benim için iyi kadın kızma falan der , hamili kart yakinimdir der O. Şimdi tarifi, hemde kendi dilinden alıyorum buraya.
Köyde Filiz Aşı diye bir yemek duydum, anlattırdım, şimdi buraya alalım tarifini. Malzeme olarak bir baş yemeklik kuru soğan, bir su bardağı kadar kırık bulgur, az biraz kuşbaşı kavurma et, üç yemek kaşığı kadar tahin, salça veya domates(veya domates kısmı Güveç lokantası için, çünkü onlara önereceğim bu yemeği ve onlar genelde salça kullanmazlar), bir dolu avuç filiz.Filiz ne la diyenler için açıklama gerekecek biliyorum. Filiz bizim oralarda iyice körpe taze asma yaprağının kurutulup ovulmuşuna denirmiş. Olmadı tazesi yırtılarak parçalanarak kullanılabilirmiş.Yapımı ise çok basit: Soğanı kavur; salçayı öldür; filiz at, pişir; üstüne sıcak su
sal; bulgur at, şişir; kavrulmuş kuşbaşıyı da at; kıvamlanınca tahini kestirmeden azar azar sal. Bitti.
Bu yemeğin üstüne de hemen oracıkda taze taze künefeler yapıldı geldi. Künefeye de 10 üstünden 10 verdim. Bunların arasında masaya gidip gelenleri saymıyorum bile.
Ben bunları yedim geldim . Evdekilere de balık partisi yaptım. Ama tam parti ha!. Barbunları, tuzlayıp karabiberledim. Üstüne çok az tereyağ ile iki çorba kaşığı kadar su ile salçalı sos yaptım, domates dilimleri ve bir kaç diş sarımsak eşliğine fırına verdim. Hamsileri bolca mısır ununa bulayıp tava yaptım. Yanına kırmızı soğan dilimleri ve havuç salatası ve de tahin helvası ve de tam tahıllı ekmek yetmez mi?.
Bu yazıyı vefatını öğrenince şok geçirdiğim, blogcu arkadaşımız büyüleyenmutfakkokusuna ithaf ettim.Allah rahmet eylesin nurlar içinde yatsın.