Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

19 Nisan 2013 Cuma

Cuma yazısı

Bu haftayı evde geçirdim, ama inşallah ve de maşallah finali şahane yapıcam...Kah dizimi dinlendirdim özel yastığında:)) kah adaçayımı  içtim bugün de...

 bu da size kitabın her derde deva olduğunun ispatı, gevşeyen adaptöre destek atan bir kahraman kitap...

 Bu yastığı özellikle koydum, yorgun bacaklara,dizlere dinlenme desteği:)

Dün akşam misafir ağırladık,Ercügiller:)) geldiler... İş çıkışı gelecekleri için,eve uğramadan direk gelin bişeyler yeriz demiştim. Mantı partisi yaptık. Sanırım mantıyı kendi elcağızlarımla açtığımı düşünmediniz. Güzel mantı yapan bir yer bulduk 5dk da iki tencere mantımız oluverdi...Onların kızlar bizim kızlar  güle oynaya yedik içtik. Sonra ebeveynler:)) okeye oturdu. Ama okeyde istediği sonuca ulaşamayan Ercü,hızını alamayınca 51 oynayalım dedi ve biz de karı koca misafirlerimizi elimizden geldiğince ağırladık ve göz açtırmadık onlara:))Kızlar da kendi aralarında coştular ama çayımızı,kahvemizi ihmal etmediler.

 Bir kaç gündür,mutfakta yemek yaparken, sesli edebiyat sitesinden öyküler dinliyorum. 1OOkadar öyküyü 250 dublaj sanatçısı seslendirmiş, canlandırmış.  Dün üç öykü dinledim mesela mutfak da  sakızlı muhallebi pişirirken, lavabomu temizlerken...Buraya bi TIK...


Bu sabah; Jane Austen'in en sevdiğim kitabından sinemaya uyarlanmış  olan ''Mansfield Park/Umut Parkı''nı izledim. Şimdiye kadar tüm Jane Austen uyarlamalarını beğenmiştim bunu da çok beğendim. Eğer kitabı satır satır okuyormuş gibi hissedersem kendimi,bak işte bu başarılı olmuş diyorum. Mesela '' Sen Dünyaya Gelmeden''i o kadar çok beklemiştim ki ve daha okurken bu film olmalı demiştim. Ama izlerken kitabı okumayan hiç kimse bunu anlamaz dedim  keza Barış Bıçakçı'nın  '' Bizim Büyük Çaresizliğimiz'' de de sanki  sayfalar onar onar atlanarak filme alınmış duygusuna kapılmıştım.


(.Filmden  bir replik
.Çok mutluyum der kız..
Erkek de cevap olarak; ''Bizim işimiz bu olsun Bayan Berthrom,sonsuza kadar mutlu olmak.''..)

 Okuma durumlarına gelince, Safran Gökyüzü ile bu akşam vedalaşırım...D&R siparişlerim kargoya verildi görünüyor ama henüz gelmedi. Heyecanla bekliyorum.

Hayde gittim ben iyi haftasonları olsunnnn

18 Nisan 2013 Perşembe

Ev hali....filmler,kitaplar

İstanbul pazartesinden beri soğuk ve yağışlı...Bu bana evde dinlenme için bir fırsat yarattı. Üç gündür  evde filmli,çaylı kahveli tek kişilk partiler yapmaktayım:))Sabah kalkınca şöyle bir toparlanıyorum, akşam yemeğini yarlıyorum sonra yatmaca yuvarlanmaca...Bünyemin buna ne ihtiyacı varmış bilemezssiniz:)) Bugün bir 15-20 dk. çıktım. Gelirken simit fırınına uğradım,simit aldım ve  kendime bir demlik çay ve tulum peynirli, simitli  ziayfet çektim,film izledim.İki gün üst üste çok güzel filmler izledim. iki filmi de izlenesi filmler kategorisine koydum. Hatta kaçırılmaması gereken filmler kategorisi bile olabilir.

İlki Kayıp Çocukluk...2011 yapımı bir Arjantin Dram filmi...Fidel Castro Küba'sıyla uyum içinde bir komünist yönetim kurmak isteyen gerilla hareketinin bir çocuğun bakış açısından aktarılışı...Çocuğa  kimlik değişiminin gerekliliğinin CHE üzerinden çizgilerle bir anlatış sahnesi var, sırf bu sahne için bile mutlaka izlemelisiniz bu çeşitli festivallerde ödül almış filmi.




İkinci film;Bugün izlediğim, ne yapın edin izleyin diyebileceğim bir film.Adı;''Peki şimdi Nereye'' ...oldukça yüksek bir puana sahip,bol ödüllü bir film. İzlerken hem çok düşündüm, hem çok keyif aldım ve bu dünyanın tüm sorunlarını çözebilecek gücün kadınlar olduğuna yalnız tabiki  örgütlenmiş kadınlar olduğuna, bir kez daha karar verdim. Çok şey söylemek, filmle ilgili ipuçları vermek istemiyorum. Ama başlangıç sahnesi aynen Vizontele gibiydi,bakalım izleyenler aynını düşünecek mi?






Kitabım hala ''Safran Gökyüzü'' kitabın ortasında ancak anlaşıldı isminin nereden geldiği...Kitap şu açıdan ilginç...Tek kahraman yok,olay örgüsü bir kişi etrafında dönmüyor. Birbirlerini 10 yaşından beri tanıyan kiiii bu tanışıklık dönemlerini de yakinen takip ettik,birlikte okula gitmelerine,oyun oynamalarına falan...üniversitelerini de okuttuk inşallah maşallah...Şimdi biri ülkenin en iyi genel cerrahı olma yolunda, biri; bir sanat galerisi yönetiyor, bir diğeri de şimdilik bir tıfıl gazeteci...Bu kızlar, çok zengin,  ortalama ekonomik düzey ve de bir yoksul bir Macar göçmeni gibi gelir düzeyi sıralamasına  sahipler ... Bir adam var, çok zengin...Biri legal diğeri illegal iki eşi var...Eşlerden biri  çok güzel,asil ve de alkolik, diğeri çok güzel ve de  bir köylü aileye sahip... Bir adam daha var, Mali'li siyahi...Ve de Çevre Bakanı... Bir oğlan var ,uyuşturucu müpteleası...Ben bunlarla uğraşıp duruyom anam bana da yazık:))

Şimdi gideyim çünkü dün gece ''Safran Gökyüzü''nün altında bir kızceyiz bıraktım. Bir evin verandasında oturmuş, ''Safran Gökyüzü'' ne bakıyordu...Ona da yazııık...Bu Vasviye Teyze  konuşmalarından bıkanlar da parmak kaldırsın...Gülse Birsel konuşama dilimize ''oldu gözlerim doldu'' dan sonra yeni bir.... ay adlandıramadım  da...

Neyse hadi bu kez sahiden de gittim...

15 Nisan 2013 Pazartesi

Karaköy ile Galata'nın arası yaktı beni kaşlarının karası

Bizim evde tatil  sezonu şimdilik bitti...10 günlük bohem hayatından sonra bizim kızlar bugün sabah ,seher vakti işbaşı yaptılar.

Yazmadığım günlerde Cankuşumla bir ''Karlar Kraliçesi'' günümüz var. Perşembe günü öğle saatlerinde okulundan aldık onu,bugün senin günün ne istersen onu yapacağız dedik...Hava güzeldi,bizim niyetimiz açık hava programıydı ama O'  ''Kozzy'' e gidelim dedi...Çocuk haklı ve de akıllı,oyuncakçı orada,sinema ve her türlü abur cubur orada tabi:)) İlk program sinema...''Karlar Kraliçesi''ni izlemek istiyormuş... Sinema,oyuncakçı hadi yemek derken akşam ettik... Akşam yemeğine de bizi kendi evlerine davet etti:))Doyduk birbirimize....




Cumartesi günü aile boyu Karaköy-Galata  sokaklarının altını üstüne getirdik...İlk durağımız çoktandır ,gidelim görelim deyip durduğum;  koynunda iki Sahabeyi ve onların bir dostunu saklayan İstanbul'un en özel camisi...Yeraltı(Kurşunlu Mahzen) camisi oldu.Karaköy vapur iskelesinin yakınında yeralan Yeraltı Camii nin bulunduğu yerde ; İstanbul un Fethi sırasında Haliç in ağzına gerilen zincirin kuzey ucu bağlıymış.Sütunlardan oluşan basık bir mekan.Zamanında bizanslılar tarafından mahzen olarak kullanılmış.1725 yılında Çorlulu Mustafa Bahir Paşa tarafından camiye çevrilmiş.Ashâb-ı Kiramdan Süfyan ibni Uyeyne nin, Amr İbnü-As ın, Vehb İbni Huşeyre nin kabirleri bu caminin içinde yeralıyor..Caminin içinde ışıklı Kabe maketiyle Peygamberimize ait eşyaların resimleri de yeralıyor.



 
en fazla iki metreyi bulan basık tavanıyla,birbirine çok yakın ve çok kalın sütunlarıyla,İstanbul'un en özgün yapılı en ayrıksı Camisi...




Rivayete göre, kabrinin bulunduğu yere hapsedilmiş Uyeyne. Bizans askerleri işkence etmiş. Susuzluktan kavrulan Uyeyne'ye Allah rahmet etmiş. Esir düştüğü yerden su çıkmış,



 Caminin içi  lale motifli çinilerle kaplı...Bu özel camiiyi mutlaka görmenizi tavsiye ediyorum.


Cami çıkışı artık acıkmıştık...Galata Köprüsünün altındaki balıkçılara gittik...Size önerim burada yemek yemeden önce mutlaka pazarlık yapın. Çünkü daha yemeğe başlamadan önce +22 lira ile başlıyorsunuz bir de hesabınızın %10 u olan garsoniye var,diyelim ki 100 lira hesabınız bunun 10 lirası garsoniye olduğuna göre +32 lira ile başlıyorsunuz demektir...Anneannemin bir sözü vardır '' dana yediği taşı bilir'' ... Yani biz de daha önce bu taşı yediğimiz için artık raconu biliyoruz:)) önce pazarlık:)) Yoksa alimallah sizi havada karada   ham yaparlar. Oturduk biraydı balıktı,kalamardı, karidesti,midyenin her çeşidiydi  saldırdık:)) Üstten balık çekenleri izledik...



Karnımız doyunca da vurduk Galata'ya yukarı...







Metrekareye 15-20 turist düşüyordu,çok kalabalıktı... Biz karı koca kuleye çıkmak için sıraya girdik. Ne öyle  hep Kız Kulesinden mi? Galata Kulesine el sallayacağız, bu kez de tersi olsun dedik. Kızlar aşağıda kaldı,dükkanları dolaşacağız dediler. Her yerde bir egzantiriklik bizi bulacak ya,bu kez de   karşımıza Türkçe öğrenmeye çalışan iki Amerikanyalı  çıktı...Asansör sıramız gelene kadar bedava Türkçe dersi verdik... Afedersinizi öğretene kadar göbeğim çatladı... Sonunda affiderziiiin demeyi öğrendi Cosby:)) Ayrılırken de bi  sağlıcaklaaa deyip dumur ettim onu:))
İtişe kakışa,  kulenin etrafını dört döndük...İstanbul'a pazar günü de Galata Kulesinden baktık.





Pazar günü evde dinlendik.

Şimdiii  bir filmim var sözünü edeceğim...

1996 yılında Emily Watson'a Oscar ödülü getrimiş bir film...Dalgaları Aşmak....Aşk, cinsellik ve Tanrı inancı arasında gidip gelerek dalgaları aşmaya çalışan Bess'in hikayesi...İskoçya'da  unutulmuş küçük bir kasabada, aşkla tanışan,istediği tek şeyin mutluluğunun bozulmaması olan,bunun için kiliseye gitmeyi daha da fazlalaştıran,yaşanan herşeyin tanrının isteği olduğuna inanan , en büyük yeteneğinin aptallık olduğunu söyleyen ve bunu da çok iyi yaptığını söyleyen, Bess...Çok fazla bir şey söylemek istemiyorum ki,izleyecek olanların  ağzının tadı kaçmasın... Bu hüzünlü  filmi, kimileri başyapıt olarak nitelendirmiş kimileri de sapkın bir film olarak...Ben izlemenizi tavsiye ediyorum. Yalnız tam bir yetişkin filmi olduğunun notunu da düşerek.



Aslında bir film daha var:))

Eddie... Woody Goldberg'in bir  limuzin şöforüyken bir basketbol takımın onursal koçluğunu  üstlendiği film. Çok eğlenceli bir filmdi...Bunu da  izlecek filmler listenize ekleyebilirsiniz...


E hayde gittim ben...


12 Nisan 2013 Cuma

Üsküdar'da zaman

''Keşke daha makul olabilseydi hayat'' ...Bana ait değil, şu manzaraya karşı okuduğum bir yazıda geçiyordu...Çok hoşuma gitti... Manzara ile biraz tezattı, biri hayatın güzelliğini çağırıştırırken diğeri sitemkardı sanki  hayata...




Kahvaltı sonrası   yürüyüşe çıktım..Caanım Kız Kulesi  yollarımı gözlerdir epi bi zamandır... Karşıma onu aldım, Galata Kulesine göz kırptım...Ayasofyaya el salladım...Valla pek güzel oldu...Günlerdir bir hengamedir gidiyoruz evde,dışarda...Böyle bir başınalığımı nasıl da özlemişim... Bir ara Kız Kulesi karşısında bir bankta oturdum, valla ne yalan sölim bi tane telledim...Dumanını üfledim karşı kıyıya...Sonra Salacak Kahvesine geçtim,sade kahvemi söyledim...yanı başımda kırmızılı,beyazlı sarılı laleler... açtım Sözcükler dergimi,öyküler,şiirler, deneme yazıları okudum çeşit çeşit...Hikayelerinden biri dedi ki karşısındakine-Ben kendimi sevmedim ki,başkasını nasıl seveyim...








Bir başka yazıda da 2012 yılında 320 dil uzmanının görüş bilidirdiği ankette,dünyanın en romantik sözcüğü; Faransızca aşk anlamına gelen ''AMOUR '' olduğu bildirildiği yazıyordu...Dostoyevski'yi kendine tanrı edinen bir adamın hikayesini okudum,çayımın eşliğinde,ilginçti,çok ilginçti hatta...Ben bir, bir buçuk saat kadar böyle takıldıktan sonra Kocam geldi yanıma...Bir saat kadar da onunla oturduk, yine  sahilden yürüyerek eve döndük...

Bu ara kitaplarla ilgili derdim var,hangi kitabı elime alsam bu değil diyorum,bu değil...Bişi arıyorum, hiç okumadığım kadar güzel,ilginç bir kitap arıyorum...

Bi dünya film stokladım. Şu kızların tatili bi bitsin başlarım izlemeye...Dün akşam başım ağrıyo dedim,demez olaydım,vay senin tansiyonun çıktı,Gamse-Baba sen bilmiyosun bize evdeyiz ya,ev dağıldı diyedir, kitabı azalmıştır onun içindir gibi bir sürü çirkin iftiraya uğradım:)

Bi de  ben ,un helvası yaptım bu akşam...Bu konuda asla tevazzu gösteremem,un helvasına şarkı söyletirim,dile getirir konuştururum:))



Bu kada...




10 Nisan 2013 Çarşamba

Bugünlerde

Bugünlerde bizim ev fazla hareketli,malumunuz üzre kızlar ara tatildeler:))Geç kahvaltılar,geç yatmalar, sürekli bi ne yapalım demeler falan...

Hafta sonu yağışlı geçince biraz ağırdan aldık. Cumartesi günü Gamse dışardaydı ama Naziş ile biz,çaydır kahvedir ,filmdir evde takıldık...Çoktan beridir izleyelim dediği bir film vardı onu izledik...Metin Erksan'ın 1965 yılında çektiği ama  Çekildiği yıllarda,konusu itibariyle Türk Halkına hitap etmeyeceği düşünülüp,gösterime girecek salon bulamamış...2007 yılında DVD si çıkınca izleme
şansına sahip olduğumuz ''SEVMEK ZAMANI''... Duman grubu ''hela olsunl'' adlı şarkılarının klibinde bu filmden kareler kullandı...Filmin her bir karesi tablo güzelliğinde...Bir kadına değil onun resmine aşık olan adamın hikayesi.... İzleyin bu kült filmi....o yıllarda bu çekim kalitesine nasıl ulaşılabilmiş muamma...









Pazar akşamı büyük bir aile yemeği yedik...15 kişi kadardık...Pek eğlendik,elden ele tabaklar göndere göndere  upuzun bir masada yemek yedik yine... Artık garsonlar da bize alıştılar neyseki....yemek sonrası   genç takım  tv salonuna geçip,kimi Survivor izledi, kimi tabletinde oyun oynadı,kimi de 51 oynayan anne babalara  tezahürat yaptı:))


Pazartesi beni yataktan bıçakla kazıyabilirlerdi ama yine de kahramanca kalktım... Biraz dışarı çıktık ama çokça evde takıldık. Yine film izledik ama  bu kez   bir komedi filmi olsun dedik ''Celal ile Ceren''i izledik.Ezgi Mola'yı çok severim,bu filmde de çok iyiydi, Şahan'da onun hatırına mı? acaba öyle çok küfür yoktu.


Bugün  Anadolu Yakasında takılmadık,karşıya geçtik. Arnavutköy sokakları-Akıntıburnu  şenlendi bugün bizden ötürü... Sahilde yürüdük, gemileri,balıkçıları izledik, sokaklarında dolaştık,kahvelerinde oturduk,balıkçılarında balık yedik ve akşam ettik...








Bu gece de Galatasaray turu getirmedi bize ama gururu getirdi...Çok güzel bir maç oldu,yüreğimiz ağzımızda izledik...

 Yarın özgürlüğümü ilan edip, okey oynamaya gideceğim...

Ha güzel bir kitap okuyorum bu arada adı; Safran Gökyüzü... Elli yıllık bir zaman dilimini anlatan bir hikaye...Biraz kalınca bir kitap azcık daha okuyayım hakkında konuşuruz nasılsa...

Haydi gittim ben...Sahi siz neler yaptınız görüşmeyeli...

7 Nisan 2013 Pazar

cadılı pazar

Serin bir pazar sabahı...Kızların biri halasında kaldı dün akşam,biri de kursta...Biz de akşamdan karar vermiştik,kahvaltıyı koruda yapalım diye ama havanın serin oluşu caydırdı...

Hadi o zaman pazar sabahını ben ısıtayım dedim...







İşte size kahvaltınızı yaparken çoluk çombak izleyeceğiniz bir animasyon filmi...Dün gece Zero,bunu çoçuk,genç,yetişkin kimse kaçırmasın dedi...Hemen duruma hakim oldum ve filmi buldum...Küçük bir cadının hikayesi...Çıtır simitli, beyaz peynirli ve daha iki gün önce yapılmış taze çilek reçelli bir masaya çok yakışacak...

İşte buradan izleyin...izledikten sonra bana haber vermeyi unutmayın ki,Zero'ya teşekkür edelim.

buraya bir tık yapın ve izleyin...

5 Nisan 2013 Cuma

Günün enleri,boyları ve günün sorusu

Kitap...Aşk Kırgınları...Nedim Gürsel ile Venedik'de kapı kapı dolaşıp Yüzyılın aşklarının geçtiği yollardan geçip,durakladıkları cafelerde soluklanıp,kaldıkları otellere gidip,otellerin pencerelerinden baktıkları manzaralara bakıyoruz...Thomas Mann, Louis Aragon, Ernest Hemingway, Alfred de Musset, George Sanda ve Marcel Proust gibi dünya edebiyatının ünlülerinin Venedik'de biten ya da başlayan aşkları...
Çok keyif alarak okuyorum ama ilk 32 sayfasının geçen ayki ''Sözcükler'' dergisinde yayınlanmış olması biraz garipti...Zaten küçücük bir kitap,kafadan 32 sayfasını okumuş olarak başladım:))




Film...Bir Romen filmi...Filantropica/Hayırsever...



Balkan sinemasını çok severim bilen çoktur..Bu filmi de sevdim. Meğer Romenler ne çok benzerlermiş bize Bizim dilencileri çalıştıranlar,sokakta rastladığımız,yolda kaldım ne olursunuz 1 lira verin diyen iyi giyimli kadınlar erkekler meğer bu filmi izlemişler 2000 yılından beri şimdi de bu yol mu? çıktı dediğimiz tüm sahtekarlıklar bu filmde...Ağzım açık kaldı...Tam bir kara mizah...


Yemek...Dün akşamdan kalan tavuk sotenin üstüne bir buçuk kase bulgur koyup onu bulgur pilavına dönüştürmek...Tavuk sote olarak kimseye yetmeyecekti ama koca bir tencere şahane bir pilav oldu...Kendimi tebrik ederim:)) yanına da yazdan dondurucuya atılmış közlenmiş kapya biberler çıktı,yine Burgaz Ada'dan alınıp,hay aklıma tüküreyim bu kadar bamya ayıklanır mı? diye söylene söylene temizlenip ,dondurucuya atılan bamyalar; hay aklımı seveyim diye diye pişirildi....

Günün aksiyonu...Ev, dip köşe temizlendi,misler gibi yapıldı...Yarın 10 günlük ikinci mi? üçüncü mü? ne ara tatile girecek kızlar rahat rahat dağıtsınlar diye hazırlandı...Yıkanan çamaşırlar katlanmadan okuma odasına atıldı,unutuldu şimdi yazarken akla geldi ve amaaaan sendeee  dendi:)

Günün haberi...Kızamık salgını nedeniyle belli yaş aralığındaki öğretmenler de kızamık aşısı olacakmış ne mutlu bize ki bizimkiler de aşı olacaklar grubunda:))

Bi de gece gece çilek reçeli yaptım...Pazar bu hafta çilek kokusuyla gönlümü fethetti:)


Günün sorusu...Biz ''Akil''siz miyiz?

Günün çağrısı...Bir köy okulu kütüphane kurmak istiyor...Mahmut Adın,bir mail atarak duyurmamı rica etti...
Tüm bilgilere buradan ulaşabilirsiniz.
 http://www.kitapkolik.net/koy-okulu-kitap-toplama-kampanyasi/