Kaç kez yazmaya yeltendimse , nedense vaz geçtim sonra, bilmem neden...
Yine erken kalkmalar, yeşil çayla güne başlamalar, kitap okumalar, film izlemeler var... Dün, sezon açılışını yaptığımız okey partisi var ki, iki turun da galibi bendim. Diyete devam hikayeleri var... Yaz tatili boyunca alınan iki kilo var. Diyetisyene gitmeden önce vereyim diyorum...Türk usulü yani:)Ayıp olmasın kadına...
Oldu olacak dondurucuya bir kaç da palamut atsam mı ? derken Çiğdem'den gelen süper bir tarif daha var...
Lizbon'a Gece Treni var, gece geç saatlere kadar okuduğum ama artık sonlara yaklaştım.Beni sabırla bekleyen kitaplarım var... Düşünüp düşünüp bir türlü gerçekleştiremediğimiz bir hafta sonu programımız var. Toptan Galatasaray'lı bir apartmana düştük diye sevinirken anah mahalle'de mi? öyle yoksanın şaşkınlığı var. Dün gece toplu tezahüratlar eşliğinde izlendi maç.
''Muhteşem Yüzyıl''da geldi geliyor denilen Afife Hatunu hiç sevmedim olmamış, o gitsin yerine Selda Alkor gelsin... Bu castları bana yaptırsınlar ya da:))
Filmekimi var önümüzde, Sahaf Festivali var...
Ve bunlardan tat almanı engelleyen kahrolası bir gündem var...
Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
20 Eylül 2012 Perşembe
18 Eylül 2012 Salı
kısacık kıpkısacık

Sevmedim bugünü, halbuki gece ne güzel yağmur yağmış, gökgürültüsü bandır bangır eşlik etmişti. Sabah Cancan'la telefonda konuşmuştuk...Cicianne, sen anne misin? , sen benim Ciciannem misin? demiş yüreğimin yağlarını akıtmıştı.Sonrası bamya temizledim, temizlerken film izledim. Bamya tepelerini konik konik keserken elimi kesmeyeyim diye Türkçe dublaj film seçtim. Film ödülllü mödüllüymüş ama ben sevmedim... İsmi çok ama çok güzeldi ama benim için hüsrandı...Bu arada filmin adı;'' Kapıları Pencereleri Açın''...Kim böyle bir adı olan filmi izlemez ki... Neyse işte bamya pişti , ezo gelin çorba da yanında pişerek eşlik etti ona...
Dün gece tam yatarken Gamse ile biraz gerilmiştik:) akşam yemeğini başbaşa dışarda yedik, onun gözü benim yemeğimde kaldı, beni sufle yemek için ikna etmeye çalıştı, yarım yerim dedim , sonra vaz geçtik, Migros alış verişi yapıp eve geldik.
Şimdi Seksenleri izleyeceğim...Sonra kitap faslı
17 Eylül 2012 Pazartesi
Bugünün notları( kış için tarif falan filan)
Sabah bu,
Öğleden sonra da bu
Sabah çok erken uyandım. Ülen çok da erken, azcık daha uyuyayım dedim , biraz debelendim baktım olmadı kalktım. Yeşil çayımı demledim biraz kitap okudum derken bir uyku bastırsın mı? sana koşa koşa yatağa gittim , saat 10'a kadar uyumuşum. Benim için neredeyse öğlen olmuş yani.
Kahvaltı yaptıktan sonra pazara çıktım. Geçen gün elime geçen bir kışlık tarif için alış verişi kendi elceyazlarımla yaptım. Etli etli kırmızı biberler, dolgun domatesler, pırıl pırıl patlıcanlar seçtim. Bu tarif tam evlere şenlik. Hem makarnalarınızın, etinizin , köftenizin , tavuğunuzun yanına alabilirsiniz hem de meze olarak kullanabilirsiniz.
Sıra geldi tarife... Ben baz tarif veriyorum siz bu orana göre çoğaltın veya azaltın... 2kg domates, 1 kg patlıcan, bir kg kırmızı biber, 7-8 adet yeşil biber, 1 baş sarımsak, 2 kaşık sirke, 1 çorba kaşığı tuz, 1 çay bardağı zeytinyağ...
Domatesleri püre haline getirin , yeşil biberleri doğrayın birlikte pişsinler... patlıcanları, biberleri közleyin, incecik doğrayın pişen domatesin içine atın pişmeye devam etsinler, sirke, tuz , yağ ve sarımsağı ilave ettikten sonra 15 dk daha pişecek. Sonra sıcak sıcak kavanızlara, kavanozlar sıkıca kapatılıp, ters çevrilecek. 1 gün böyle kalsın. Sonra kaldırın ambarlarınıza:))
Öğleden sonra da bu
Sabah çok erken uyandım. Ülen çok da erken, azcık daha uyuyayım dedim , biraz debelendim baktım olmadı kalktım. Yeşil çayımı demledim biraz kitap okudum derken bir uyku bastırsın mı? sana koşa koşa yatağa gittim , saat 10'a kadar uyumuşum. Benim için neredeyse öğlen olmuş yani.
Kahvaltı yaptıktan sonra pazara çıktım. Geçen gün elime geçen bir kışlık tarif için alış verişi kendi elceyazlarımla yaptım. Etli etli kırmızı biberler, dolgun domatesler, pırıl pırıl patlıcanlar seçtim. Bu tarif tam evlere şenlik. Hem makarnalarınızın, etinizin , köftenizin , tavuğunuzun yanına alabilirsiniz hem de meze olarak kullanabilirsiniz.
Sıra geldi tarife... Ben baz tarif veriyorum siz bu orana göre çoğaltın veya azaltın... 2kg domates, 1 kg patlıcan, bir kg kırmızı biber, 7-8 adet yeşil biber, 1 baş sarımsak, 2 kaşık sirke, 1 çorba kaşığı tuz, 1 çay bardağı zeytinyağ...
Domatesleri püre haline getirin , yeşil biberleri doğrayın birlikte pişsinler... patlıcanları, biberleri közleyin, incecik doğrayın pişen domatesin içine atın pişmeye devam etsinler, sirke, tuz , yağ ve sarımsağı ilave ettikten sonra 15 dk daha pişecek. Sonra sıcak sıcak kavanızlara, kavanozlar sıkıca kapatılıp, ters çevrilecek. 1 gün böyle kalsın. Sonra kaldırın ambarlarınıza:))
16 Eylül 2012 Pazar
pazar pazar
Pazar sabahına patates mücveri kokusuyla uyandık. Evin her santimetre karesine sinmiş, yayılmıştı...Sen yapmadıysan kim demeyin sölemem sonra nazar değiyo adamceyize:))Gamze biraz şekilsiz buldu ama tadı süperdi.
Kahvaltıdan sonra, yürüyüş yapalım, Beylerbeyi'ne gidelim, Kuzguncuk'da kahve içelim, Adile Sultan Kasrına gidelim gibi türlü fikirler atıldı ortaya ama sonunda kızlar arkadaşlarıyla Kanyon'a biz de karı koca Kadıköy'e gittik.Kadıköy'de bira, midye, kokoreç gibi nerede muzur şey varsa ona daldık.Çarşıda dolaştık, kitapçılara girdik çıktık. İhsan Oktay Anar'ın ''Yedinci Gün''ünü aldım.Fenerbahçe maçı dolayısıyla yer gök inliyordu, tüm Kadıköy sarı lacivertti..Maç, günlerden pazar oluşu ve yarın okulalrın açılıyor oluşu nedeniyle sanki tüm İstanbullular Kadıköy'e toplaşmıştı...

( Balıkçılar çarşısından eskicilere doğru çıkınca , sokak ortasında bu görüntü karşıladı bizi)Akşamı Seyhan Teras Cafe'de sonlandırıp eve geldik. Uçuyordu zaten maşallah, çok rüzgarlıydı...
Bu akşam tv de izleyecek bir şey bulamadım, kitap okuma akşamı yaptım kendime...''Lizbon'a Gece Treni'' tam da dişime göre bir kitap...Zorlayan metinler var içinde ve bayılıyorum, dönüp yeniden okuyorum.
''Bizim sorunumuz hayatımıza kuşbakışı bakamamamızdan'' ...bu cümle kitaptan alıntılama...çok hoşuma gitti...
Şimdi gidip okumaya devam edeyim...
15 Eylül 2012 Cumartesi
Cumartesiden
Gamze'yi sinema kapısında bu kitapla karşıladım... Kitap kapağı bana birlikte yaptığımız son tatili, Kalkan'da her taraftan fışkıran begonviller arasında yürüdüğümüz anları hatırlattı... Ama bu kitabın konusu Bozcaada'da geçiyormuş...Şişe ise, kantaron yağı şişesi...Ağrıyan dize, kola, başa, yanığa, kırığa, çıkığa herşeye sürülüyo:))Bugün ağrıyan bir diz için kullanıldı... Evinizde, elinizin altında bulundurulması şiddetle tavsiye edilir...
Bugün sezonun ilk sinema filmini en sevdiğimiz sinema salonunda, en sevdiğimiz koltuklarda izledik... Köy Enstitülerini konu alan ''Toprağın Çocukları''... Bir sanat filmi değil bir misyon filmi... İzleyin , izleyinki Köy Enstitülerinin bu ülkeye kazandırdıklarını unutmadığımızı görsünler...
Evimizde kış hazırlıklarından bir kuple:)) Şeftali marmelatı, iki kilo şeftali, rendelendi, iki kilo şekerle pişti, sıcak sıcak kavanozlanıp hemen ağzı kapatıldı... Böylece şekerlenme riski ortadan kalkıyor ve daha dayanıklı oluyor....
14 Eylül 2012 Cuma
Tren gelir hoş gelir
Bir önceki yazımda da dediğim gibi bugün Bakırköy civarındaydık. İlk önce bir operasyon geçiren kuzenimin kızına geçmiş olsun ziyareti yaptık, İncirli Etica hastanesinde....Apar topar geldiler Ordu'dan ama çok şükür ki herşey çok yolunda gitti. Ziyaret bitince Bakırköy'e geçti. Bir zamanlar sık uğrak yerimizdi, hatta Naziş burada doğdu ama şimdilerde yolumuz neredeyse hiç düşmüyor. Önce Saray muhallebicisinde bir çay molası verdik. Sonra tam da karşısında olan Naziş'in doğduğu kliniğe bakınıp, nostalji yaptık.
Yalnız artık orası Çevre Kontrol Müdürlüğü olmuş ve tadilatta idi... Naziş için resimlerini çektim. Orta kattaki pembe panjurlu pencereden trenlerin gidişini gelişini, inen binen , koşturan yolcuları ve ziyaretçilerimi az beklemedim:)) Hatta doktorum beni kontrole geldiğinde , ben pencereden bakıyormuşum, kocam da aşağı inmişti o sırada, adam beni perdenin altında görememiş, benim hastam nerede diye hemşirelere seslendiğni duyunca çıktım da perdenin altından adam şaşıp kalmıştı. Benim hasta , ayaklanmış da pencereden bakıyo diye :))) Ta o zamanlardan yerimde duramadığım tescillenmişti yani:)))
Çayımızı içtik, koskoca Saray Muhallebicisinde mönüde yazanlar şu anda yok cevabını alınca hiç birşey yemedik, kalktık. Yok öyle, o kalmadı bunu verelim ayakları... Biraz da meydanda dolaştık. Koca, hadi trenle Sirkeci'ye gidelim dedi , onu mu? kıracacağım, hadi dedim. İstasyona indik, tren geldi, ama insanlar biraz tedirgin oldu binmek için , çünkü; gelen banliyö treni değil Edirne- Kapıkule expres trendi. Zaten Kocam , binmeyin binmeyin bu tren değil dedi. Ama tren bir kere durdu ve bundan sonra Almanya'ya gidecek değil ya:)dedim ve bindim. Ben binince o da bindi, bir kaç kişi daha arkamdan geldi.Tabiki de Sirkeciye gidiyor ama ara duraklarda durmuyormuş. İnsanları engelledin, kendin rahat rahat koltuklara oturdun gidiyorsun dedikçe ama ben iyi bir şey yaptım, şimdi belki de 20 durak var, ya o duraklarda ineceklerdiyse diye kendini teselli etti... Sen şimdi bunu yazarsın dedi, durdu. yazacağım tabiki de dedim ben de... Ne yani:) ...Üf amma dedim dedi oldu yav. Çok güzel oldu bu tren işi, surlara değecek kadar yakınından geçmek, surlar arasındaki bir başka, bambaşka İstanbul'a tanık olmak... Bir karşı kıyıdaki gökdelenlere bakmak, bir yanıbaşındaki viranelere bakmak çok farklı bir deneyim oldu...
Sirkeciye geldik ve bu anımızı da belgeleyip, kayıtlara geçirdik.
Sonrası, Üsküdar vapuru ve ev...

Yalnız artık orası Çevre Kontrol Müdürlüğü olmuş ve tadilatta idi... Naziş için resimlerini çektim. Orta kattaki pembe panjurlu pencereden trenlerin gidişini gelişini, inen binen , koşturan yolcuları ve ziyaretçilerimi az beklemedim:)) Hatta doktorum beni kontrole geldiğinde , ben pencereden bakıyormuşum, kocam da aşağı inmişti o sırada, adam beni perdenin altında görememiş, benim hastam nerede diye hemşirelere seslendiğni duyunca çıktım da perdenin altından adam şaşıp kalmıştı. Benim hasta , ayaklanmış da pencereden bakıyo diye :))) Ta o zamanlardan yerimde duramadığım tescillenmişti yani:)))
Çayımızı içtik, koskoca Saray Muhallebicisinde mönüde yazanlar şu anda yok cevabını alınca hiç birşey yemedik, kalktık. Yok öyle, o kalmadı bunu verelim ayakları... Biraz da meydanda dolaştık. Koca, hadi trenle Sirkeci'ye gidelim dedi , onu mu? kıracacağım, hadi dedim. İstasyona indik, tren geldi, ama insanlar biraz tedirgin oldu binmek için , çünkü; gelen banliyö treni değil Edirne- Kapıkule expres trendi. Zaten Kocam , binmeyin binmeyin bu tren değil dedi. Ama tren bir kere durdu ve bundan sonra Almanya'ya gidecek değil ya:)dedim ve bindim. Ben binince o da bindi, bir kaç kişi daha arkamdan geldi.Tabiki de Sirkeciye gidiyor ama ara duraklarda durmuyormuş. İnsanları engelledin, kendin rahat rahat koltuklara oturdun gidiyorsun dedikçe ama ben iyi bir şey yaptım, şimdi belki de 20 durak var, ya o duraklarda ineceklerdiyse diye kendini teselli etti... Sen şimdi bunu yazarsın dedi, durdu. yazacağım tabiki de dedim ben de... Ne yani:) ...Üf amma dedim dedi oldu yav. Çok güzel oldu bu tren işi, surlara değecek kadar yakınından geçmek, surlar arasındaki bir başka, bambaşka İstanbul'a tanık olmak... Bir karşı kıyıdaki gökdelenlere bakmak, bir yanıbaşındaki viranelere bakmak çok farklı bir deneyim oldu...

Sirkeciye geldik ve bu anımızı da belgeleyip, kayıtlara geçirdik.
Sonrası, Üsküdar vapuru ve ev...
alelacele

Le Havre'yi anlatmam, Lizbon'a Gece Treninden söz etmem, yeni kışlık kahvaltı tarifim var, bunu kavanozlara koyacağız , onu tarif etmem lazım ... Sabah çayıma eşlik eden şu güzelim , miss gibi poğaça kokulu, cevizli kek kokulu bu hikayeden bahsetmem lazım size ama vakit yok...Hazırlanmalıyım, evden çıkacağız birazdan. Bugün Bakırköy civarlarındayız.
Güzel bir sonbahar günü olsun...Güneş sırtınızı hafifçe ısıtsın, rüzgar başınızı yumşak yumşak okşasın...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)