Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

17 Ocak 2011 Pazartesi

Lale^nin Bahçesi beş yaşında




Lalenin Bahçe'si bu gün beş yaşında...Birazdan Zuz'un ameliyatı için hastaneye gidiyoruz. O yüzden uzun uzadıya yazmak için vakit yok...Bu gün kayda girsin diye ve en çok da hepinize bu güne kada paylaştığımız her şey için teşekkür etmek için yazıldı bu yazı...

16 Ocak 2011 Pazar

Profosyonel... Cadılar Zamanı ve Eski dostum Kertenkele


Çok koşturmacalı bir hafta sonu oldu...

Cumartesi günü çok önceden planlanmış bir programımız vardı... Bu günü bizim için Sevgili Balkahve ta Ankara'dan organize etti... Bizim evin yerini bilmeden hem de... Evimizin dibinde ve en sevdiğim tarihi mekanlardan biri olan Devlet Tiyatrolarının Tekel Sahnesinde sahnelenen bir oyunu izledik, Karı koca... Yeni yıl ve evlilik yıl dönümü hediyesi olarak...Evimizin dibinde derken de hiç bir abartı yok, yokuşu iniyorsun bir koşu, dibinde Tekel Sahnesi...1001 Gece dizisini izleyenlerin çok yakinen tanıdığı bir mekan burası ayrıca... Şehrazat'ın mimarlık bürosu olarak kullandığı yerdi...

Oyun , Yetkin Dikinciler ve Bülent Emin Yarar'ın başrolünü oynadığı Profosyonel adlı oyundu. Oyunu çok ama çok beğendik... Oyuncular gözümüzün içine baka baka oynadı yani... Biz koltuklarımızı mimledik zaten , artık her yeni oyunda o koltuklar bizim... Çok ama çok teşekkür ederiz Canım Balkahve, inceliğin , arkadaşlığın bu güzel oyunu izlememize sebep olduğun ve hayatımın renklerinden , tatlarından biri olduğun için...





Akşam oyundan çıktık , serin serin rüzgar yüzünmüze çarpa çarpa, oyun hakkında konuşa konuşa yürürken, telefonum çaldı arayan Gamsegamse- Biz ablamla sinemaya geldik, siz de gelin bilet alıyoruz dedi... yok biz daha yeni çıktık falan filan dememe fırsat bırakmadan kapattı... Hadiii bu kez de sinemaya gittik ... Filme tam ucucuna yetiştik... Gider gitmez Naziş elimize patlamış mısır paketini ve birer frigola tutuşturdu yerimize oturttu... Soluk bile alamadan Nicholas Cage'in baş rolünü oynadığı, Cadılar Zamanı- Season of the Witch'i izlemeye başladık... Bu tür filmler Naziş ve Kocamın tarzıdır Gamsegamse ve bana kalsa Aşk Sarhoşuna giderdik:))
Film güzeldi.. Sonu biraz animasyona dönüştü ama bu tarz filmleri sevenler hoşlanacaktır.Çıkışta biraz D&R da gezindik eve geldik.

Eve gelince hemen çayımızı içtik biraz Cazibe'ye bakındık, sonra kitap okuma faslına geçtik.
Önce Vatan Kitap'ı okudum ağzımın suları aka aka... Yaşasın Haruki Murakami'nin dört gözle beklediğim kitabı çıkmış, adı; Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın sonu...
Şimdi Şebnem İşigüzel'in Eski Dostum Kertenkele'yi okuyorum...


Kitapta sözü geçen Matrakçı Nasuh, Kanuni zamanında yaşamış bir minyatür ustası...Savaşlara giderken bile Kanuni , yanında götürürmüş...Muhteşem Yüzyılı izleyenler bilir, elinde kalem kağıt gezen bir adam var, hatta bir iki kez adı geçti, son bölümde de Kanunini ile matrakçı oynadılar...Bu oyunu iyi oynadığı için bu ismi almış zaten... Ben işi gücü bıraktım bu minyatür ustasının peşinde gezmeye başladım, kitabı elimden bırakıp gidip onun minyatürlerine bakıyorum...Ha böylede bir huyum var. Diyelim bir tablonun , bir ressamın adı geçiyor hemen bulup bakmalıyım, bir şarkı adı geçse bulup dinlemeliyim...Bu kitap bana Leylak Dalıcımın hediye ettiği kitaplardan biridir...

Bu güne gelince, sabah kalktık kahvaltımızı yaptık, kahvelerimizi içtik... Ben yarın Zuz'un ameliyatı olduğu için , evle bir iki gün ilgilenmem imkansız olduğu için , biraz yemek stoklama işine girişeyim dedim... Kızlar kıpraşmaya başladılar, Gamse'nin değişmesi gereken elbisesi, Naziş'in bakması gereken şeyleri varmış, illede ben de gelseymişim... o zaman bana zaman verin dedim. Bir tencere sulu köfte yaptım yanına da erişte... Kuru biberleri sıcak suya koydum ki gelince zeytinyağlı dolma yapayım... saat üç buçuk gibi çıktık. Natiliusa gittik... Elbise değişim işiydi, Megavizyondu ,, acıktık hadi bir şeyler yiyelimdi derkeeen aklıma Haruki Murakami^nin kitabı düştü bir kez... Megavizyon^ da yoktu... hadi buradan Alkım'a geçelim dedik... orada da yoktu ya neyse Naziş alacaklarını aldı Kahve Dünyasında oturduk soluklandık ve eve geldik nihayet... Yazımı bitireyim dolmalarımı doldurayım... Eski Dostum Ketenkele^ye gidiyorum.
Yarın büyük gün sabah erkenden hastaneye gideceğiz Zuz'un ameliyatı saat 10.30 da...

14 Ocak 2011 Cuma

cuma cuma

Bu sabah aynadan değişik bir ''Ben'' baktı bana...Henüz alışamadım... Gamse hem beğendi hem alışırmıyız dedi... Nazlı çok çok beğendi... zıp zıpladı neredeyse -Anne genç kız gibi olmuşsun dedi...
Saç rengim,modelim dip köşe değişti...Dip bucak yenilendi... Dün akşam sadece boya için gittiğim kuaför... saçlarımdaki doğal süreçten dolayı:)) artık biraz açık renklere yönelelim, kızıldan vaz geçelim dedi, Gamse O'nu deli gibi destekledi, hadi saçlarada bir şekil verelim derken 2011 model Lale çıktı ortaya... Ben bi alışayım bi resim koyarım sizin için de...

Yalnız kızıl saçdan dönmek çok zor, acaip bir silme işi yapıldı, uzay aletlerinin içine girdim çıktım, kafam mavi bir şeyle kaplandı ve üzerine biraz para koysam 2.el bir araba alacağım fiyata kızıl saçlar gitti. Tabi bu şaka ama yine de içimi cızır cızır etti. Ben söyleyeyim de saçları kızıla boyarken de vaz geçerkende beni hatırlayın...Üstelik 20 gün sonra bir de renk oturtma işlemi var. Neyse unuturum elbet:))


Akşam kuaförden geldiğimde Fatmagül başlamak üzereydi... Hem izledim hem de gündüzden binbir meşekkatle yaptığım karalahana çorbasını içtim, bir güzelde mısır ekmeği doğradım içine... Valla da Anamın çorbası kıvamında olmuştu... Senede bir kez yaparım, hatır için bile olsa iki kez yapmam... O lahanaları ince ince doğrarken elim su topladı . Yok iç malzemesi, yok unlanması yok sosu... yok yav... Ordu'ya gider yerim daha zahmetsiz. Ama bu kez şöyle bir şey yaptım... Fazla hazırladım malzemeyi... yani lahanasını, minik minik doğranmış patatesi havucu, içinin fasulyesi... onları ikiye bölüp bir kısmını dondurucuya attım... Bu sayede bir kez daha pişirebileceğim yani...Artık Zuz , ameliyatını bi olsun da ... Pazartesi günü olacak... Benim pazar gününden eve yemek stoğu yapmam lazım.

E hadi ben gideyim artık... Şimdi eve şefkat gösterme vakti...

13 Ocak 2011 Perşembe

Dünlerden bir dün...dün kü gün

Dün okey grubumla buluşup okey oynadım. Malesef şanssız bir günümdeydim, yerlere serildim... neyseki, yemekteki mantı şahaneydi de yenilgi fazla acılı olmadı:))

Dün gece Meeeşur Muhteşem Yüzyılı izledik... Beğeniyorum Halit Ergenç'i netekim... Sabah saat altıda da Bibirgece izliyoruz... E, ne yapalım Gamsegamse ev de tek kişilik ordu gibi dolaşırken o saatte, Naziş'in kalk zili çalarken uyumak olmuyor olamıyor...Sanırım bir çalar saat kaçtı içime zaten , tıp uyanıyorum.Bu sabah biraz yatayım dedim. Binbirgece bitince tv yi kapadım. Bir güzel uyumuşum...uyandığımda saat sekizi on geçiyordu .Neyse , Muhteşem Yüzyıl diyordum. Ne alem bir milletiz, bir bardak suda fırtınalar yaratıp , gemiler batırıyoruz... Padişahlara peygamber muamelesi yapıyoruz. Cumhurbaşkanı Yemen'de şehit olan Osmanlı Askerine ağlaya dursun hala, burada patır patır şehitler veriyoruz... İki yıl önce de gidip orada ağlamamışmıydı ki?Neyse ya ben siyaseti 1981 de bıraktım...

Dün gece kitabımda sonlara geldim...bu yalnızlık ne illet bişi ki can düşmanını eve alabiliyorsun... Sıradan bir kişiyken, sevince farkediyorsun yol kenarındaki zambağı işte öyle bir şey bu kitap , Küskün Kahvenin Türküsü...adı gibi güzel

Amerika'nın güney tarafları, diğer taraflarına hiç benzemez. Buranın hikayeleri daha zor, daha pusludur. Alışılmadık şeyler gelir başlarına. İşte bu grotesk hikayelere, Güney Gotiği derler.




Bu da İdefiks'in çıkardığı Türkiye'nin okuma haritası



Çok sevgili
Mavi Balon, Gümüşay ve Eda Üntürk yeni yıl kartlarınız ve güzel dilekleriniz için çok teşekkür ederim... Günümü güzel yaptınız...
Sevgili Mavi Balon..bilerek seçmediniz o unutmabeni çiçekli kartı ama beni nasıl ilkokul yıllarıma, kitabımızdaki bir okuma parçasına , götürdünüz bilmelisiniz... Sevgilisinin istediği çiçeği koparabilmek uğruna uçurumdan yuvarlanan, yuvarlanırken unutmabeni diye bağıran delikanlının sevgisi vardı o kartın üstündeki unutmabeni çiçeklerinde...

Sevgili Eda... 9 yaşındaki Ferman'ın çizdiği resimle Nesin Vakfını yeniden hatırlattın bana çok çok teşekkür ederim...Dilerim Ferman'ın da resimde çizdiği ev kadar güzel bir evi ve hep tüten bir bacası olsun... Yüzüme yaydığı gülümseme onun hayatı boyunca yüzünden gitmesin...

Canım Gümüşay... Öyle güzel şeyler yazmıştın ki çok duygulandım, okurken gözlerim doldu inan... O güzelim hediyeler içinde çok teşekkür ederim... Kızlarla paylaştık hemen:)))


Dün dün dün işte oldu bu gün...

11 Ocak 2011 Salı

Akşam akşam mır mır dır dır

Dünden devam

Zuz geldi esetledim besetledim, o karşımda yattı ben nette ilginç bulduğum şeyleri O'na okudum... bloglardan haberler verdim... Facebook da eski arkadaşlarımıza baktık kuzenlerin yeni koydukları resimlere bakıp güldük... O uyudu ben karşısına uzanıp yeni kitabıma başladım... Daha sonra sevdiği yemekleri pişirdim... Kara şimşek vardı zaten , yani yeşil mercimek... fırında tavuk pirzola yaptım... bakın bu en paratik yemeğimdir... Tavuk pirzolaları sıvıyağ, kekik, kırımız ve kara biber ve de tuzla harmanlayın, yağlı kağıt serilmiş tepsiye dizin... Patatesleri elma dilim yapıp tuzlayın boşuklara sıkıştırın, biberleri yan yan koyun dekor olsun... sarımsakları soymadan bir güzel yıkayıp bütün olarak baş baş yani tepsiye koyun... Sonra bunları hüüüp hüüüp diye istakoz yer gibi çekeceksiniz ağzınıza... atın fırına pişşsin... alın size alt yapı üst yapı yok sosu gerektirmeyen hafif bir yemek... o ara pat küt pırasayı havucu da doğrayıp tencereye yollayıp zeytinyağlı pırasa pişirdim... o pişe dursun, tavuklarda fırında pişe dursun ... hemen yufkaları aldım önüme O karadeniz mincircesimiydi hellimcesimiydi neydi o peynir o peynirlede börek yaptım... o arada tatalı ne yapsam diye düşünürken aklıma Dr Ötker'in aşureleri geldi... iki pakettten de onu pişirdimm... Kendi yaptığımız aşureden hiç bir farkı yok... şekeri buğdayı tam ayarlı... Yalnız 3,5 bardak su diyo ben iyice pişşin diye bir bardak fazla koyup biraz daha uzun süre pişirdim..

Yeme içme faslı bitince Zuz'a ya bizde kal rahat edemezsen ben sana gelirim demiştim, Gamsegamse hemen servisini ayarladı O da düştü arkamıza Zuz'a gittik... Oturduk... tv de bir şey bulamayınca dvd izledik... Ne saçma ne saçma diye izlediğimiz film yarısından sonra ilginçleşti ve güzel bir final yaptı... adı ; Benim Hırçın Sevgilim...

Zuz gece rahatsızlandı yeniden boyunluğunu takıp sabaha kadar oturdu... Yıllardır uğraştığı boyun fıtığı artık ameliyat aşamasına gelmiş... Sanırım bu hafta acilen ameliyata girecek...

Gamse tabi sabah erkenden gitti, biz de kahvaltımız yaptık, Berfu geldi bizi aldı, beni eve bırakıp dr a giitiler... Sonuç da ameliyat çıktı işte

Eve geldiğimde Kocam evdeydi... Birlikte yürüyüşe çıktık hava misler gibiydi... rüzgar biraz serin serin yüzümüze vuruyordu ... o da çok hoşuma gitti.Sultan Tepeden aşağı indik... Eski Tekel Binasının önüne... Bu tarihi bina restore edilip Devlet Opera ve Binasına ve Devlet tiyatolarına verildi... Çok şahane bir yer oldu... Baldan tatlı Kadın; bize bir sürpriz hazırlamıştı burayla ilgili , bu cumartesi inşallah gerçekleşecek...


Yeni kitabım Küskün Kahvenin Türküsü... Leylak Dalıcım'a sormuştum bir kez bana çok güzel bir kitap ismi söylesen neyi dersin diye... bunu demişti... Sonunda da hediye etti zaten... Okuyayım üstüne konuşuruz tabiki de.

Şu anda dizimin başlamasını beklemekteyim... Acaba Mete babasının kafasını o baltayla yardı mı ? diye...

10 Ocak 2011 Pazartesi

yeni yıl şarkılı pazar


Bir hafta sonunu daha devirdik cümleten...Umarım hepinizin ki keyifli geçmiştir...
Cumartesimizi yazmışım zaten...Cumartesi gecesi , Naziş Cihangir gecesini geç noktalayınca , bari ayrı ayrı gitmeyelim evlere deyip Neslihan'lara gitmişlerdi, o yüzden biz üç kişilik bir kahvaltı yaptık...Koca ve Gamsegamseyle... Peynircimizin tavsiye ettiği bir peynirle yapılan omletle... Peynirin adını bir türlü aklımda tutamadım ...Karadeniz hellimcesimi, minzircesimi bişe dedi ama... yağlı ama kurutulmuş gibi bir lor, içinde tel peynire benzeyen büyük büyük parça peynirler vardı... tadı biraz tuluma benziyordu... omleti çok güzel oldu... bu gün bir de börekde deneyeceğim. Neyse kahvaltımızı yaptık... Digitürk salondan Yeni Yıl Şarkısını satın aldık ,izleyelim derken, Naziş koştur koştur bizimle kahvaltı etmek için eve gelmiş... Tabi biz kahvaltımız neyin bitirmiş, toplamıştık masamızı... tosta talim etti...

Filmin adı ; YENİ YIL ŞARKISI...Caharles Dickinson'un hikayesinden uyarlama...Tam 17o yıl önce yazılmış ama düzinelerce sinema versiyonu çekilmiş... Naziş Taş Devrine bile uyarlanmış versiyonunu izlediğini söyledi... Gamse küçükken ; Naziş onun yanına yatar bu hikayeyi okurmuş O'na... hemde ingilizcesinden... Filmi izlerken anlattılar... Çocuklarımla ilgili hiç bilmediğim bir ayrıntı... Sanırım benim kolleksiyon çalışmalarım sırasında eve çok geç geldiğim dönemlere ait bir şey... kaçırdığım bir şey...Film bir animasyon çok ama çok başarılı bir animasyon... Tek gerçek kişi Jim Carry.

Filmden sonra Gamse, Kuzen Meral ile , Koca; kendi arkadaşlarıyla dışarı çıkınca Naziş- Anne hadi biz de bir şeyler yapalım dedi, biz de çıktık Natiliusa gittik, mağaza dolaştık biraz alış veriş yaptık... Megavizyona bir daldık çıkamadık. Ben Vermer'in tablolarının ve tablolarının hikayelerinin olduğu devasa boyutlu kitabın başına çöndüm... En sevdiğim ressamlardandır , özellikle İnci Küpeli Kız... İki yıl önce filmini izlemiştim ama kitapda ki hikaye bambaşkaydı... Filmdekini tercih ederim:)) Filmdeki kız bir çamaşırcıydı... kulağındaki küpeler hanımınındı... o çivit mavisi rengi elde edene kadar canları çıkmıştı... Kitapta ise kızın çok zengin biri olduğu , çünkü o büyüklükteki bir inciyi ancak öyle birinin takabileceği ya da Ressamın Kızı olduğu görüşünün yaygın olduğu söyleniyor, yazıyor
Kendimizi frenledik ve hiç kitap almadık , yalnız Naziş şu gördüğünüz tombul periyi hediye aldı bana.

Sonra Penty de çorap dünyasına daldık... Yemeğimizi Günaydın'da yedik... Yemek yerken gözüm Çılgın Türk adlı bir mönüye takıldı. Lahmacuna sarılmış, dönermiş... Yok artık daha neler dedim...Artık gelebileceğimiz son noktanın bu olduğu görüşündeyim. Gözüme takılan başka bir şeyde, tam da tvnin karşısına oturmuşuz :) bir haber geçiyor, uykusuz bir gece geçirmek 3.2 km yürümeye bedelmiş.

Dün gece Kürk Mantolu Madonnayı bitirdim... Mümkünsüz bir aşk hikayesi... Sanırım artık böylesi yaşanmaz ... yaşanmasında zaten... Bütün aşklar mümkün olsun:)Sabahattin Ali ile tanışıklığım lise yıllarıma dayanır. Bir gün Edebiyat hocamız... Özgürlük başlıklı bir yazısını okudu. Ben Dinlerken yamuldum resmen... Anlatış tarzına , yazı diline hayran oldum... Hemen yazıyı istedim hocamdan ve elindeki sarı tefsir kağıda basılmış yazıyı , belkide daktilo ile yazılmıştı ... verdi bana. Ama roman kişiliği bambaşka... Kürk Mantolu Madonna çok seveni olan bir kitap ben beğendim mi evet beğendim ama çok etkilendim diyemem. Hanende Melek daha çok hoşuma gitmişti mesela...
Şimdi Zuz bize geliyor... Hasta olmuş- Ablam bana bakar demiş... Öyle bir bakarım ki hatta arkadaşlarına kızdığı zaman - hasta olasınız da ablamın eline düşesiniz diye ettiği bedduasını bile hatırlar yeniden:))

8 Ocak 2011 Cumartesi

Cumartesi cumartesi

haftasonu filmi... Memlekette Demokrasi Var... Benim hoşuma gitti...Adnan Menderes'i Hapishane'den kaçırmaya çalışan sözüm ona bir deli... taaa 1972 Deniz Gezmiş'lerin asılmasına gönderme yapması, sürekli uyuyan adamla yine demokrasiye göndermeler altı ince ince çizilen detaylardı... Filme gidin gülün, göndermeleri yakalayın içiniz burulsun...Canneslik Tourist'den ve bol küfürlü Çakal'dan sonra iyi geldi... Eyvah Eyvah şu anda salonlar full oynuyor... Hafta içine bıraktık...
Haftasonun kahvaltısı... Baba simitleri aldı geldi... Anne kahvaltıyı hazırladı ... Oryantalist pembe renkli , taş işlemeli bardaklarını çıkardı...bi de baktılar ki Gamsegamse sehpaya çıkmış masa resmi çekiyo)) Hapur hupur her şey yendi ve herkes arkadaşlarıyla buluşmaya gitti ben de hafta sonunun işini yaptım , çekmece örtüleri yenilendi, düzenlendi nihayettt...




Haftasonun kitabı... Florantino Ariza ve Fermina Daza'nın elli yıla yayılan aşklarıyla vedalaşıp Kürk Mantolu Madonna^ya başladım... Sabahattin Ali... Roman kahramanlarının derdini okura dinleten Adam... sıra O'nda...

Şimdi kahve ve Sufi'nin tavsiyesi üzerine stoktan öne çekilen Siyah Kuğuyu izleme vakti