Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

20 Aralık 2009 Pazar

MİM 2010' dan beklediklerim


Yılın son mimi Oyuncak Ev den yani Peren'den geldi. Mim konusu 2010 dan beklentilerim ... O kadar çok ki , hepsi yazılamıyor tabiki :))) Ama özetle aşağıdaki gibidir... Hepimize güzelliklerle gelsin 2010 hiçbirimizin beklentileri boşa çıkmasın.

2010 beklentilerim
...Bu liste her gün biraz daha uzayabilir:))


Artık gündem değişsin acilen değişsin,

Çocuklar kaybolmasın artık bu ülkede.

Faili meçhuller olmasın.

Egenekon sadece bir Türk Destanı olarak hatırlansın.

Küre artık ısınmayı bıraksın.

Eski politikacıların hepsi politikayı bıraktıklarını, artık gençlere yol açtıklarını açıklasınlar . Topluca bir site yaptırıp oraya yerleşsinler, sadece birbirleriyle görüşsünler.Sitenin içinde bakkalı çakkalı, havuzu, sineması, tiyatrosu her bi şeyi olsun, dışarı çıkmalarına gerek kalmasın,

Hiç evsiz olmasın, şehrin ortasında donarak ölmesin insanlar.

M.Ali Alabora'nın oynadığı reklam yayından kalksın,

Yaprak Dökümü artık bitsin, rahmetli ahretten yaprak yaprak yazıp göndermekten bi hal oldu artık.

Şimdi bizim ev için dileklerim 2009 dan devredenler bunlar, gerçekleşenleri sildim.Geçen yılda böyle bir liste yapmışım. Gerçekleşenleri görünce çok sevindim.


Bu yıl daha çok gezmek daha çok okumak istiyorum,

Naziş çok istediği lisans üstüne artık vakit ayırsın istiyorum,

Gamsegamse ,dil terapistliği konusunda yine düşünsün istiyorum,

Kocam yeniden resim yaptığı günlere dönsün istiyorum,
,
Kocamla o çok istediğimiz tren yolculuğuna çıkalım istiyorum,

Ege kıyısında bir ev istiyorum, alt katı kitap-cafe olsun

Zuz yurt dışı seyahatlerini daha çok yapsın bana daha çok hediye getirsin. Ege de istediği evi alsın , benim için özel bir oda döşesin istiyorum:)))

Cancan bana ben de seni seviyorum desin istiyorum, bize gelmek için annesini taciz etsin.

Eniştem iyi olsun...

Ece hobby dükkanı açsın, beni de makastar alsın( ancak onu yapabilirim:)))

Kıbrıs planım gerçekleşsin, Zuz da gelsin.

Çok istediğim Mardin, Hatay gezisini gerçekleştirebileyim.

Ay ayının 40 türküsü varmış, kırkıda ahlat üstüneymiş. Benim dileklerimde hep gezme üstüne olmuş yav.

bu yazdıklarımda önem sı
rası yoktur. Hepsi de birinci derecede öneme haizdir:))

Şimdi adet üzere sobelemem gerekenler. Zeya uuuu günler öncesi yazdı. O zıp zıplamak istiyor en çok :))))

Balkahvem, Gümüşay, Asis sanırım bu gün bir yerlere kaçtı, gitmediyse henüz Asis de yazssın. Kankiii hazırsa listen, sen de yaz.

19 Aralık 2009 Cumartesi

Bu Cumartesi

BİRAZ BAROK





Çokça Elif Şafak'lı geçti.


dip not.Bir insana, yazarın resmi ne gerek dedik beklerken, resim çektirenleri görünce, ama gördük ki Elif Şafak kendisi teklif ediyor resim çektirmeyi, çok hoştu, çok kibardı. Naziş'le anne kız olduğumuzu öğrenince Anne - kız okuyorsunzu beni çok gurur duydum dedi. Kızkardeşlikle diye imzalamış kitabımı, Naziş'inkini yollarımız tekrar keşissin diye. Aramızda baya bi espri konusu oldu.

Gamse'nin panayırı çok başarılı geçmiş. Okuldaki Alman öğretmenlerin düzenlediği bir panayırdı. Bir adı var ama Gamse gelince sorar yazarım:)))) En az yüz kişiyle birlikte boncuk dizip, broş , kolye bileklik yapmışlar. O ayağıma batıp duran boncuklar meğer bir işe yarayacak , Gamse'ye başka bir heyecan getireceklermiş.
en dip not : yıllarca acaba nerede diye arayıp durduğum, facebooklara bile abaktığım arkadaşımın kuzeni Gamse 'nin okulda öğretmen arkadaşı çıktı. Tesadüf mü? Jale'yi bulma vakti mi? gelmişti.

eeeeen dip not: panayırın adı; Why Not Bazaar mış.

*************************************************************************************

Bu pazar,

Geç kalkmalı, Simitli börekli kahvaltılı. Lodosta savrula savrula yürümeliydi, öyle bir itti ki rüzgar bizi arkadan koştur koştur bir yürüyüş oldu. Nazişli ve kocalıydı yürüyüş. . Yol sohbeti gece izlenilen Tarihin Arka Penceresinden, akılda kalnlardı. Biz yarım bıraktık ama Naziş radyosunun kulaklığını takmış kulağına sabah altıya kadar dinlemiş.

Şimdi keçeler saçacağız etrafa; taçlar, broşlar yapacağız, Çok Güzel Hareketler bunları izlerken.

18 Aralık 2009 Cuma

Dün Cancan'la geçti. Hiç evi dağıtmadık, güzel güzel yedik içtik uyuduk, Ayşegül Küçük Anneyi okuduk. Ayşegül kardeşinin bezini değiştirirken yattı , kendininkinide değiştirtti. Bir güzel uyudu tam iki saat, sonra gidip evde yoğurt yokmuş, markete gittik , ıspanağı için yoğurt aldık. O yine gitti pastaneein vitrinine dayandı, simit aldık. Amma o ablalar var ya o ablalar var ya onlar gelince nasıl azdılar nasıl, banyoya varana kadar dağıttılar. Apartmanı inim inim inlettiler.

Akşam olup da Zuz ve Berfu gelince ; Gamse ile bende onlarla çıktık. Bizi Capitol'e bıraktılar. Cancan arabaya oturu oturmaz hemen nay nay diye bağırıyor, onun şarkısı açılacak. Ş arkısı Yalın'dan Ah be Kardeşim. Ay ben O'nu özledim galiba:))


Gamse ile Capitol'ün altını üstüne getirdik. Güya , ayağımı ağrıtıyor diye geri verdiği botu almaya gitmiştik:))). Bot konusu şöyle, Beta dan bot aldık . Ama Gamse uzun kullanımda ayağının ağrıttığını söyledi. Aldılar, incelemeye gönderdiler. Tabanın içine yumşak Jel koymuşlar.Bakalım bu gün şikayet edecek mi??. Botu aldıktan sonra bilumum mağazalara girdik çıktık. Hafta içi ve akşam olduğu için rahat bir alış- veriş oldu. Kızım bana da bir hırka aldı bu arada:))))). Sonra D&R a girdik. Defter baktım ama hiç güzel yoktu, Nezihten almadığıma pişman oldum. Bu arada boş durmadım tabi üç tane kitap aldım. Zadie Smith, ki kendisini İnci Gibi Dişlerle tandım. Daha önce tanışamazdık çünkü ilk romanı o hehehehe. Aldığım kitabı; İmza Toplayan Adam, konusu ilginç geldi. Hiç tanımadığım bir yazarın kitabını aldım bir de, Günhan Kuşkanat' dan Evvel Aşklar Masa veeee son olarak da Selim İleri'nin İstanbul serisinden , İstanbul'un Taramvayları Dan Dan. Bilmeyenler için tavsiye ederim bu İstanbul serisi çok güzeldir. Özellikle İstanbul dışında oturan , İstanbulu özleyen, İstanbulu merak edenler için çok güzel bir seçim oluyor. İstanbul Hatıralar Kolaonyası, İstanbul yıldızların altında, İstanbul Lale Sümbül ve sayamadığım bir sürü kitaplar var. Bir de Selim İleri'nin dilinden üstelik. Kitap alışverişinden sonra eve geldik ki Aşk-ı Memnu yarı olmuş. Neyse benim asıl dizim zaten ondan sonra başlıyan'' Bir Bulut Olsam'' anam o da gece bir de bitti .



Yatarken biraz kaşıntı hissetmiştim aaaah, yoksa efsane geri mi?? dönüyor dedim hemen ilacımı içmiştim. Geçen seneki maceralarımı biliyosunuz hastaneleri mesken tutmuştum. Neyse ilacı içince küp gibi uyumuşum, Üstün Dökmen'in programının sonuna yetiştim. Cuma günleri saat sekizi yirmi geçe kanal D de, Dr lar programında oluyor. Yine çok şeker bir program yaptı. Konuşurken ki yüz ifadesine bayılıyorum.

Öğleden sonra okey grubumla buluştum. Amanıın ne berbat bir oyuncuydum. Daha çok konuştum çünkü :)))



Akşam eve geldiğimde kapıda çok güzel bir sürprizle karşılaştım Nazpek , çok şeker bir kart eşliğine çok şık bir bozuk para cüzdanı göndermiş yeni yıl hediyesi olarak. Nazpek, geçen yılda arkadaşlarla korudan dönerken hadi kahve içmeye bize gidelim demiştim, geldiğimiz de çok özlediğim Ordu kahvesi ile karşılamıştı .Ordu kahvesi dediğimiz kahve arabik kahve , daha yumşak içimli.Bizimkiler hayatta içmezler Brezilya menşeyli kahveyi, çok sert bulurlar. Çok teşekkür ederim Nazpek , bana bu güzel duyguyu yaşatıp, akşam evime hoş duygularla girmemi sağladığın için.

Bu akşam önce Hanımın Çiftliği sonra okuma faslı var.


not: yarın saat iki de Capitol D&R da Elif Şafak'ın imza günü var.

Not: Zeya sana Gümüşay dan mesaj var
aynen şöyle ----Sevgili zeya ya iletirseniz sevinirim.Yazılarını takip ediyorum ama bir türlü iletişimi sağlıyamıyorum.Nazik hoş geldin mesajına teşekkür cevabımı sevgili balkahve yazmıştı ama halen ulaşamıyorum beceremiyorum heralde,iletirseniz sevinirim.Sevgiler

16 Aralık 2009 Çarşamba

Çiçekli yazı

Bu gün bu şarkıyı dinledim; gelen benim- Ezginin Günlüğü söylüyor. O söylüyor benim içim gidiyor.

Mahalle arasındaki bir sokakta bir kitap cafe keşfettim. Hiç ummadığım bir yerde. Ve insanlar masalara oturmuş kitap okuyorlardı, benim de böyle bir yerim olmalı bir gün. Hatta masalara kendi ellerimle pişirdiğim tarçınlı zencefilli kurabiyelerimden koyarım.

Akşam Gamse'ye zeytinyağlı biber dolması yaptım, dün akşam söyledi, canı deli gibi istiyormuş:)))

Ağacı hala çıkarmadım, bu sene çok üşeniyorum.

Yarın Can geliyor, bir hafta oldu görüşmeyeli çook özledik. Geçen gelişinde akşam eve gitmek istemedi. Annesi kandırmak için kapıdan çıktı, kapıyı kapattı, o arkasını dönüp salona bizim yanımıza geldi.

Cuma günü okey partim var. Cumartesi artık Beyoğlu ekibimle buluşucam.



Bu gün yürüyüşten dönerken, dolmalık biber almak için yolumuzun üstündeki ' Şok' girdik. Hani Migrosun yavrusu olan. Ya da Migrosun BİM'i diyorum ben onlara. Biberleri seçerken gözüm soğanın fiatına ilişti, 2.390 lira , gerçek fiat mı ddim. Pazarda 75 kuruş, diğer markette de 65 kuruştu. Acaba farklı mı dedim , yook bildiğimiz soğan işte, hatta pazardaki çok daha iyiydi. Herhalde uzaydan falan geldi dedim . Kasadaki çocuk gayet ciddi idi, hiç cevap vermedi. Biberlerin parasını öderken arkamdam kocamla ikisi gülüşmüş. Hadi adam güldü de, kaç yıllık kocası insanın arkasından güler mi? espirikli karım dedi. Espiri yapmadım , gerçekten soğanın geldiği yeri merak ettim, dedim.

Kendime nergis alıcam, kokusu beni sarhoş eder başka bir şeye lüzum yok.Biz ona Ordu'da sümbül derdik. Bir ara fulya dedik hatta şimdi nergiz. Nergis turuncu renkta papatyamsı, daha çok dere kenarlarında olan bir çiçek değilmidir?. Hani Narsis , dereden su içerken kendi görüntüsünü görmüş suda, kendini o kadar beğenmiş ki aşık olmuş, ayrılamamış oradan , sonrada nergis olmuş işte. Bknz psikolojide Narsis Kompleksi. Halbuki bu şimdi nergis diye satılan bizim sümbül biz onu fındık bahçelerinden bile toplardık. Yanında anemonlar olurdu hatta. Fabrikada çalışan işciler , lale diye getirlerdi bizim eve de, ne lalesi derdim meğer yabani laleymiş anemon:))))



Anemon


nergiz sümbül

benim nergisim




Şimdi okuma faslı.
******************************
Artık bu gün oldu:)))

düzenleme: Artık geceleri kahve içmeyeceğim. Eskiden hiç etkilemezdi beni, kahve bardağımı , yanımdaki komodin üstüne bırakır vurur kafayı uyurdum. E zaman değişti, Çelik de değişti tabi, küresel ısınma da kapıda. Sabahı zor ettim. Bir sürü abidik gubidik şey izledim. Eski dizi tekrarlarından tutunda en ucube magazinleri bile. En son bir Türkan Şoray filmi buldum da cila yaptım. En sevdiğim filmlerinden biriydi hemde. Tatlı Meleğim. Ugly Bety uyarlaması gibi olan hani. Ediz Hun da vardı, e daha ne olsun. Yeşil çay yaptım, yanına da havuçlu kek aldım bir dilim. Hey bu sabah yedide ha, Türkan Şoray filmi, o saatte izlendi.

15 Aralık 2009 Salı

Tekkeli yazı



Bu gün yürüyüş yolumuzun üstüne Özbekler Tekkesi ( burada İlber Ortaylı'nın yazısı var)çıktı. Bu tekkenin bahçesinde Ahmet Münir Ertegün'ün mezarı var. Zaten bir alt sokak da bu ismi taşıyor. A. Münir Ertegün'ü tanımayan yoktur sanırım. Hani Ray Caharles, Led Zeppelin, Rolling Stones gibi isimleri müzik dünyasına kavuşturan kişi. Eeee ne alaka diyeceksiniz şimdi. E şu alaka çünkü kendisi bu Tekkenin şeyhinin torunu. Özbekler Tekkesi Kurtuluş savaşında büyük rol oynamış. Anadoluya silah sevkiyatı buradan yapılmış. Kuvvacılar burada barınmış.`Halide Edip Adıvar, İsmet İnönü, Celalettin Arif gibi çok önemli şahsiyetler buraya sığınıyor. Kaçırılarak İstanbul`dan Anadolu`ya geçmeleri sağlanıyor.Kurtuluş Savaşı`ndaki katkılarından ötürü Özbekler Tekkesi, 1925`te çıkan Tekke ve Zaviyeler Kanunu`ndan etkilenmedi. Vakıflar Genel Müdürlüğü`ne bağlanan tekke, bir kültür merkezi olarak faaliyetlerini sürdürüyor.
özbekler Tekkesi, 1752'de Buharalı Nakşibendi dervişler tarafından Ahmet Yesevi geleneğinde Üsküdar, Sultantepe'de kurulan tekke. Kurtuluş Savaşı yıllarında Anadolu'ya asker ve cephane göndermede gizli bir üs olarak hizmet verdi. Halen Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne bağlı olup müze olarak kullanılması gündemdedir.kaynak : Vikipedia


Yandaki resim Tekkenin sanatsal faaliyetlerinin yürütüldüğü vakıf binası. Sanırım Ebru ve musiki çalışmaları yapılıyor.

Yürüyüş sonrası canım karşıya geçmek istemedi. Eve geldim. Naziş Havuçlu kek istemişti onu yaptım. Akşam yemeği hazırlığı falan derken oldu akşam. Akşam olduda ortada kimse yok, herkes gecikecekmiş bu akşam. Ben Zuz ve Berfu'nun yemek teklifini bile geri çevirmiştim oysaki, onlara hazırlık yapıyorum diye:((((. Bilsem karşıyada geçerdim, Zuz ve Berfu^nun çağrısına da uyardım. Neyse geçti Bor'un pazarı .

Bu günlerin en kıskandığım olayı; dün akşam Zuz ve Zeya Ece'ye gittiler. Bir saatliğine dediler, on ikiye kadar oturmuşlar, belki kadının uyuyacaktı :))) Zuz öteden beri benim arkadaşlarıma bayılır zaten. Hem o blogcu mu? he sorarım size.

İyi akşamlar olsunnnn

Çok kızarım biliyomusunuz, benim kupamla bir şeyler içilmesine ve sabah kalktığımda onu kirli bulmaya. Bu pek olmaz ama bu gün oldu. Yeşil çayımı demledim, Mitsukonun bu iş için özel olarak Japonya'dan getirdiği demliğe, tam 4 dk. beklettim, ama o ne kupam yok. kendisi kavanoz kadardır, baş parmak koyma yeri vardır ve benimdir kaç yıllıktır bilmem. Hatta bir yerlerde resmi vardı durun bulayım:)) Neyse kupa bulaşık makinesindeydi ve üstelik de salep içilmişti. Başka kupa kullandım çaresiz.Annem olsa - nooldu, boğazından eğri mi? gitti diye sorardı şüphesiz)).

Resmi buldum, işte yandaki kupadır kendileri , hatta benim için mutluluk nedir, miminde bile koymuşum onu :)))


Yürüyüş güzergahımızı Nakkaş Tepe'ye kaydırdık.Nakkaş Tepe deyince artık kendindende ünlü olan gece klübü gelir akla, Rakkas. Aşağıda küçücük bir ansiklopedik bilgi verdim, Nakkaş Tepe hakkında. Çalıştığım dönemlerde sabahları önce bir boğazı baştan başa geçer öyle giderdik işe, akşamlarıda trafikten kaçmak için Nakkaş tepe yolundan dönerdik, böylece ilk ben inerdim servisten.Manzara güzeldir.
İstanbul ilinin en güzel manzaraya sahip semtlerinden biri olan Nakkaştepe Üsküdar ilçesine bağlıdır.Ayrıca bu ilçeyi Beylerbeyi ile Boğaz Köprüsü ne bağlar.Trafiğin en çekilmez olduğu zamanlarda kullanılan kavşak da bu semtte bulunmaktadır.Bünyesinde bulunan Rakkas Meyhanesi de oldukça ünlüdür.

Akşam Ezel'i izledik. Bazen sadece Dayı konuşsun istiyorum.Gamse arkadaşında kaldı, sabah servisten konuştuk, uyuyordu artık kaçta yattılar kimbilir. Ben Ezel bitince doğru yatağa koştum:)))Kazım Karabekir Paşa'nın ''Hayatım''adlı kitabını okuyorum. Çocukluğundayım henüz. Bu tür insanların çocuk olduğunu, yaramazlıklar yaptıklarını düşünemiyoruz değil mi? sanki onlar öyle var oldular. Kazım Karabekir'in asker bir aileden geldiğini, dayısının Japonya'da batan Ertuğrul Gemisinde olduğunu bilmiyordum mesela. Babasıyla birlikte tüm imparatorluğu geziyorlar, Ben Mekke bölümündeyim şimdilik. Her gittikleri yerde evlerinin olduğu yeri kroki ile göstermiş, bu çok hoşuma gitti.

Şimdiii, bu gün karşıya geçmek gibi bir niyetim var, havada çok soğuk gibi duruyor, tam karar veremedim. Beyoğlu ekibim çok sitem ediyor bana. Hadi bakalım gün ola harman ola.

not: beş dakika önce sayfamda sekiz kişi vardı , hani şimdi nerdeler he:)))

13 Aralık 2009 Pazar

pazar anlatısı

Pazar gününe Dünya bir Tiyatro Sahnesini izleyerek başladım. Konuk Sunay Akın'dı . Çok severim kendilerini zevkle izledim de; geçen hafta, Yaşamdan Dakikalarda ki konuşmanın aynı olunca, biraz sıkıldım. O' aynı şeyi anlatırken gidip, kendime yeşil çay yaptım. Şu Defterdar Camii'de minarenin tepesindeki yazı takımı olayı. İlk dinlediğimde çok hoşuma gitti, hatta bir kaç kişiyede anlattım. Neyse sonra Yaşamdan Dakikalar başladı, üst üste Sunay Akın biraz fazla geldi :))) ama konuk Yılmaz Erdoğan'dı. Aldı götürdü programı. Şiir okudu, türkü söyledi, Neşeli Hayat filminin alt metninde neler söylemek istedi onları anlattı. . Hah işte o arada bende dünkü yazımda , kitap beni zorlamalı derken , neyi anlatmak istediğimi buldum. Yani yazarı dediklerinin yanında, demek istedikleride olmalı, onları da keşfetmeye çalışmalıyım demek istemiştim hah şimdi oldu yav.

Orhan Veli için yazılan bir şiiri okudu Sunay Akın, içimi titretti. Şair çocukluk arkadaşıymış, Orhan Veli'nin . Orhan Veli belediye çukuruna düşmüş ama bir şey olmadan kalkmış, üstünü başını silkelemiş yürümüş gitmiş. Dört gün sonrada ölmüş. Doktorlar neden öldüğünü anlamak için otopsi yapmışlar. Açınca görmüşlerki dört gündür beyin kanaması geçiriyormuş meğer. Onun üzerine bu şiiri yazmış Halim Şefik.

Otopsi

Halim Şefik

Orhan Veli'ye ağıt

Morgda açılınca kafatası
Doktor beyler beyin gördüler
İndirince tenkafesine neşteri
Doktor beyler yürek gördüler
Yürekte ne gördüler dersiniz
Yürekte memleket gördüler
Dünya gördüler
Bir de dost gördüler
Ama bu işte doktor beyler
Doğrusu geç kaldılar
Çok geç kaldılar

*************************************************************************************



Kahvaltı sırası geldi sonrada, malum evdeyiz hepimiz. Çoluk tombalak. Kahvaltıdan sonra Yürüyüşe geldi sıra.Yağmur deeemem çamur deeeemem diye başladım yürüyüşe ama Naziş- Aneeee dedi. Nasılda yağıyor meret. Ama yok, başlarken dedik ki karı-koca. Yağmur, kar demeden çıkıp yürüyeceğiz. Çevre yürüyüşleri bitsin. Araba ile ver elini neresi olursa , orada yürüyeceğiz ama ille de sonu denize çıkacak, mutlaka deniz kıyısında da yürünecek.

Koruya geldiğimizde , kestane gürgen palamut, altı yaprak üstü bulut diye şarkı söylemeye başlayınca; Naziş - nasıl oluyorda hep aynı yerde başlıyorsun söylemeye dedi. Eeee meslek sırrı sölemem. Koruya ilk girdiğimizde sanki şelale sesi duyduk. Fırtınanın ağaçlarla dansıymış meğer. Bayıldım, aşık oldum o görüntüye. Siz benim fırtına seyretmeyi sevdiğimi bilebilirmiydiniz he lutfiye. İşte bir '' Bir Demet Tiyatro '' repliği. Fadıl derdi, sen bunu bilebilirmiydin Lutfiye. İşte ben mutlu mutlu tırmandım koru yollarında. Deniz görünmüyordu, köprü ise sadece bir silüetdi.

Bir pazar günü bizim evde böyleydi işte sizinki nasıldı??

NOT: Bu gün lunaparkdayaşamak yazarı Sanem'in doğum günü. Kendisi uzun bir süre dışardan takip etti bizi, güzel yorumlarıyla gönlümüzü hoş etti, sonra da ısrarlarımıza dayanamadı blog açtı.

Doğum günün kutlu olsun Sanem , nice sağlıklı mutlu yaşlara