Dünkü yazımın sonucundan hareketle benden bu gün Beyoğlu yazısı bekleyenler i yanıltacağım. Çünkü kıramayacağımız bir iftar daveti nedeniyle yalan oldu)),
Sabah kalkışımda bir meymenet yoktu benim, üstümde bi ağırlık bi miskinlik . Kendini o kanepeden bu kanepeye atmalar. Üst üste saçma salak filmler izleyip , daha Beyoğlu moduna girememeler derken kocam aradı. - Lale , Fatih aradı , yemeğe bekliyorlar bizi dedi. Ben tekrar geri Fatihi arayıp ya zahmet etmeyin ayakları falan yaparken , - olmaz dedi, Meral , bayramda da burada olamayacağız, görüşemeyeceğiz, ille gelsinler dedi dedi . İkisi de bizim için çok özel insanlardır. Kocamın yeğeni olur Fatih. Hemen hemen aynı yıllara gelen evliklerimiz nedeniyle çocuklarımız arasındaki yaş farkı da bir ya da ikidir. Yani yemek davetine gittik. Ayıptır sölemesi Meral döktürmüştü tabi. Yemekten sonra onlar dayı yeğen hemen maçın karşısına kuruldular. Biz de çaylarımız , tatlılarımız eşliğin de okey masası kurduk yine. Ama bizim kızlar Cansu ve Gamze gıcır gıcır etti, üf sıkıldık bi de 30 dan mı düşürdünüz falan derken hadi dedik yarım bırakıp sohbet ettik tv izledik.
Gece gelirken de o saatte bile FB maçı nedeniyle trafik vardı. Gelince biraz İKEA nın her kapı önüne bıraktığı katalogu inceledim. Bir kaç dolap içi düzenleyici işaretledim.
Kitap mitap okumak hak getire gördüğünüz gibi , ama izlediğim bir filmden söz etmek istiyodum. Ama filmin ismini hatırlayamadım iyi mi??.Googleye mektup bile yazdım billa, misss.... devrimi diye ama bulamadım, hatırlarsam yazarım. Kominist rejimi benimseyen bir ABD li ailenin kendi istekleriyle Doğu Almanya ya yerleşmelerini ve sonra da ordan kaçmaya çalışma çabalarının anlatıldığı bir film di.
Bir de aklıma gelmişken gazete okuyormusunuz, RTE dedi ya gazete okumayın gerek yok, boşa israf, ben size anlatırım olanları her akşam.
Yarın akşam da Zuz da yemekteyiz, Kuzen Oya ve kocası Kadir ile birlikte. Yani yarın akşam da yemek pişirme işi yok, akşama kadar yayılayım yine , Zuz her işi bitirsin yemekleri falan yapsın öle giderim:)) Nazlı nasılsa dün akşamdan beri O'nda. Hem Ona bu gün Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesini de aldım, bayram tatilinde okusun diye. Bayram da yolcu , bu kez Olimposa. Biz buradayız, bayram ertesi Gamsegamsenin kayıt işleri var. Artık balayı dönemimiz bitti onunla , artık herkes kendi yoluna.
Şu anda saat gecenin 01:33 ü, yatma zamanıdır diyorum , iyi geceler diyorum ve de iyi pazarlar diyorum...
Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
21 Eylül 2008 Pazar
19 Eylül 2008 Cuma
kandırma sobesi, görümceli mahallle:)) yağmurrrrr
Bu sobe Taa Japonya dan geldi serroseden. İlk nasıl kandırıldımız konusu, ama ben bakalım yaş itibarıyla ne kadar geriye gidebileceğim.
Sanıyorum 5-6 yaşlarında falanıdım. Yeşil renkli bir çantam var, hiç yanımdan ayırmadığım. Artık hışırı çıkmış, sapı kopmuş, iple bağlamışım falan. Nereye gitsem yanım da. Annem artık utanıyor, yine mi onu aldın bırak diyor nere gitsek ama yok, imkansız ayrılmıyorum. Yaz tatili oldu, halamlar bize geldi.Ordu da her akşam yemeğinden sonra sahile çıkılır, İzmir'in kordonunun daha da uzununu düşünün öyle bir sahili var. Biz de halamları aldık yürüyüşe çıktık akşam. Tam deniz kenarında yürürken halam - çocuğun çantası ne güzel ne istiyosunuz ondan dedi sonra- ver LALE sapını sağlamlaştırayım dedi, ben de kendime yandaş bulmanın gururuyla verdim hemen tabi, bi de baktım ki benim çanta kuş olmuş denize uçuyor. Kalpsiz halam sen onu denize fırlat. Ortalığı birbirine kattım, kendimi denizlere atmak istedim ama nafile. Annemin yüzündeki pişmanlığı görmeliydiniz, kesin halama o gazı veren oydu.
Şimdi gelelim ne yaptık ne ettik kısmına. Çarşamba ve perşembe günü çok ağır bir misafir ağırladık. Can Bey. O gelmeden tüm ev hala yola konuyor ve tüm ilgi ona veriliyor çünkü. Törenlerle karşılanıp , törenlerle uğurlanıyor. Dün kucağıma aldığım da bir insanın tadabileceği en güzel duygulardan birinin bir bebeği kucağına almak ve onun kokusunu içine çekmek olduğunu bir kez daha anladım. Bir bebeği özlemişiz. Onun eve yaydığı havayı unutmuşuz meğer. Zuz ve Berfunun iki gün üst üste toplantıları olunca Can bey bizim evin yolunu tuttu tabi. Bir haftadır görmemiştik. Bir haftada çehresi değişmiş, çevreye tepki vermeye başlamış, Anneyi gözle takip ediyor nereye gitse, ah bizi mest etti gitti yine.
Hep derim size görümcelerle aynı mahallede oturmak süper diye. Önceleri aynı apt de otururduk, çoğunuz bilir bizim maceralarımızı. Kiracılar kıskanırdı bizi, aynı Avrupa yakasındaki Burhan gibi, bizi de alın, bizi de alın aranıza biz de Üsküdarlıyız derlerdi hehehe. Neyse işte görümceme iftar yemeğine gittik. Yani o pırasa dolmasınımı anlatsam , yoksa o muhteşem mantarlı, zeytinli sosunu mu bilemedim. Sanırım etli pırasa dolması tarifini daha önce yazmıştım ama sosun tarifini alıp yazıcam .Ercü ve Banu da vardı yemekte. Ercü kocamın yeğeni, Banu da eşi olur. Daha önceki bir yazım da kocamın hemen hemen yeğenleri ile aynı yaşta olduğunu o nedenle hepsiyle dayı yeğen değil arkadaş gibi olduğunu yazmıştım. Yemekten sonra erkek taifesi evlerin yolunu tuttu maç izlemek üzere , biz de bir diğer görümceme gittik çay içmeye ve okey oynamaya.
İstanbul da o gece çok yağmurlu bir gece yaşadık. Ben biraz daha fazla yaşadım o geceyi , iliklerime kadar diyeyim siz gerisini anlayın. Biz okey partisindeyken yağmur bastırdı. Sanki gök delindi. Gecenin sonuna doğru Gamsegamse anne hadi yağmur dindi gidelim dedi, Nazlı akılılık edip çaydan sonra eve kaçmıştı. Görümcemler kalın nasılsa Zeki ve Nazlı yarın işe gidecek sahuru beraber yaparız dediler. Ama biz , yok ya iki, üç sokak öteye gidicez hem de yavaşladı nası olsa dedik. Vedalaştık çıktık. Biraz yürümüştük kü şarrrrrr. Şemsiyemiz var ama ne mümkün, ayaklarımızın altından sanki dere akıyor. Şemsiye falan da hak getire zaten. Neyse işte yağmurdan yana nasibimizi almış olduk böylece.
Dün gece o kadar korkunç başım ağrıdı ki, gözüm oyuluyor sandım. O yüzden bu gün oruç tutmadım. Hala da biraz ağrıyor ve gözüme vuruyor nedense. Bu günü biraz dinlenerek geçireceim , çünkü yarın BEYOĞLUU
not- mavianne hadi sen de yaz , ilk kandırılma hikayeni
Sanıyorum 5-6 yaşlarında falanıdım. Yeşil renkli bir çantam var, hiç yanımdan ayırmadığım. Artık hışırı çıkmış, sapı kopmuş, iple bağlamışım falan. Nereye gitsem yanım da. Annem artık utanıyor, yine mi onu aldın bırak diyor nere gitsek ama yok, imkansız ayrılmıyorum. Yaz tatili oldu, halamlar bize geldi.Ordu da her akşam yemeğinden sonra sahile çıkılır, İzmir'in kordonunun daha da uzununu düşünün öyle bir sahili var. Biz de halamları aldık yürüyüşe çıktık akşam. Tam deniz kenarında yürürken halam - çocuğun çantası ne güzel ne istiyosunuz ondan dedi sonra- ver LALE sapını sağlamlaştırayım dedi, ben de kendime yandaş bulmanın gururuyla verdim hemen tabi, bi de baktım ki benim çanta kuş olmuş denize uçuyor. Kalpsiz halam sen onu denize fırlat. Ortalığı birbirine kattım, kendimi denizlere atmak istedim ama nafile. Annemin yüzündeki pişmanlığı görmeliydiniz, kesin halama o gazı veren oydu.
Şimdi gelelim ne yaptık ne ettik kısmına. Çarşamba ve perşembe günü çok ağır bir misafir ağırladık. Can Bey. O gelmeden tüm ev hala yola konuyor ve tüm ilgi ona veriliyor çünkü. Törenlerle karşılanıp , törenlerle uğurlanıyor. Dün kucağıma aldığım da bir insanın tadabileceği en güzel duygulardan birinin bir bebeği kucağına almak ve onun kokusunu içine çekmek olduğunu bir kez daha anladım. Bir bebeği özlemişiz. Onun eve yaydığı havayı unutmuşuz meğer. Zuz ve Berfunun iki gün üst üste toplantıları olunca Can bey bizim evin yolunu tuttu tabi. Bir haftadır görmemiştik. Bir haftada çehresi değişmiş, çevreye tepki vermeye başlamış, Anneyi gözle takip ediyor nereye gitse, ah bizi mest etti gitti yine.
Hep derim size görümcelerle aynı mahallede oturmak süper diye. Önceleri aynı apt de otururduk, çoğunuz bilir bizim maceralarımızı. Kiracılar kıskanırdı bizi, aynı Avrupa yakasındaki Burhan gibi, bizi de alın, bizi de alın aranıza biz de Üsküdarlıyız derlerdi hehehe. Neyse işte görümceme iftar yemeğine gittik. Yani o pırasa dolmasınımı anlatsam , yoksa o muhteşem mantarlı, zeytinli sosunu mu bilemedim. Sanırım etli pırasa dolması tarifini daha önce yazmıştım ama sosun tarifini alıp yazıcam .Ercü ve Banu da vardı yemekte. Ercü kocamın yeğeni, Banu da eşi olur. Daha önceki bir yazım da kocamın hemen hemen yeğenleri ile aynı yaşta olduğunu o nedenle hepsiyle dayı yeğen değil arkadaş gibi olduğunu yazmıştım. Yemekten sonra erkek taifesi evlerin yolunu tuttu maç izlemek üzere , biz de bir diğer görümceme gittik çay içmeye ve okey oynamaya.
İstanbul da o gece çok yağmurlu bir gece yaşadık. Ben biraz daha fazla yaşadım o geceyi , iliklerime kadar diyeyim siz gerisini anlayın. Biz okey partisindeyken yağmur bastırdı. Sanki gök delindi. Gecenin sonuna doğru Gamsegamse anne hadi yağmur dindi gidelim dedi, Nazlı akılılık edip çaydan sonra eve kaçmıştı. Görümcemler kalın nasılsa Zeki ve Nazlı yarın işe gidecek sahuru beraber yaparız dediler. Ama biz , yok ya iki, üç sokak öteye gidicez hem de yavaşladı nası olsa dedik. Vedalaştık çıktık. Biraz yürümüştük kü şarrrrrr. Şemsiyemiz var ama ne mümkün, ayaklarımızın altından sanki dere akıyor. Şemsiye falan da hak getire zaten. Neyse işte yağmurdan yana nasibimizi almış olduk böylece.
Dün gece o kadar korkunç başım ağrıdı ki, gözüm oyuluyor sandım. O yüzden bu gün oruç tutmadım. Hala da biraz ağrıyor ve gözüme vuruyor nedense. Bu günü biraz dinlenerek geçireceim , çünkü yarın BEYOĞLUU
not- mavianne hadi sen de yaz , ilk kandırılma hikayeni
16 Eylül 2008 Salı
havadan sudan kayktan mayıktan
Günlerdir yazmamışım, e bu kadar tembel günler geçirisek ne yazalım. Ramazan tüm rehavetiyle çöktü üzerimize. Gamse de tatil ya sahura kadar otur, öğlene kadar yat. Sonra hadi ne pişirelim ne yiyelim, alış veriş falan.
Neyseki yarın Can geliyor da hayatımıza bir aksiyon katılacak. Bir kaç günün tembelliği yarın çıkacak. Sabah Can gelecek ,akşam görümceme yemeğe davetliyiz, yemekten sonra da haydiii , başka görümce de okey partisi var. Nazlı ve kocam yemek sonrası eve dönecekler. Biz Gamze ile devam edeceğiz)). Ama Gamsenin okul da bayram sonrası açılıyor. Ben , artık asıl kış programına geçerim hayırlısıyla.
Bu ara en çok güldüğüm şey Aydın Doğan la, RTE nin kapışması. Al birini vur öbürüne. Nasılda istekleri olmayınca birbirlerini ispiyonladılar hehehe.Siz bakmayın atıp tutmalarına, kayıkçı kavgası bu tak tuk sesten başka bişe çıkmaz. Hilton dilton olur yine iş yoluna girer. Bir zamanlar eski bloom da yazmıştım . Ama hatırınız için bi da yazayım.2006 da yazmışım bunu hatta şimdi yazıyı okurken gördüm.
Eskiden Üsküdar-Beşiktaş arasında yolcu taşıyan kayıkcılar,bazen müşteri yüzünden kavgaya tutuşurlarmış,kürekler falan havada uçarmış.Öyle çok gürültü çıkartırlarmış ki halk seyretmek için etraflarına toplanırmış.Şimdi bi şey olacak biri yaralanacak derken ,onlar hiç bir şey olmamış gibi işlerine dönerlermiş.Kayıkcı kavgası sözü buradan geliyormuş. Şimdi siz bu tak tuklara fazla kafanızı yormayın. Ama kendimle çok bi gurur duydum, kendi yazısını google de arayan bir zat olaraktan, daa kolayımageldi yav, şimdi arşivi marşivi mi karıştıracam dedim. Ay bi de baktım ki tüm o anlı şanlı köşe yazarlarının hepiciği de bu olayı kayıkçı kavgasına benzetmiş ve bendenizin yazısı da aynı sayfa da çıkmış .
Ben gözümü gökyüzüne diktim yağmur bekliyorum, bu gün bi ara dışarı çıkmıştım feci sıcaktı. Bu akşam meteorolojiye göre sağnak yağmur var ama şu ana kadar tıs yok. Güya bu kış bol yağışlı geçecekmiş, hadi bakalım inşalah.
evvet bir yazının daha sonuna gelmiş bulunuyoruz, darısı başka yazılara...
Neyseki yarın Can geliyor da hayatımıza bir aksiyon katılacak. Bir kaç günün tembelliği yarın çıkacak. Sabah Can gelecek ,akşam görümceme yemeğe davetliyiz, yemekten sonra da haydiii , başka görümce de okey partisi var. Nazlı ve kocam yemek sonrası eve dönecekler. Biz Gamze ile devam edeceğiz)). Ama Gamsenin okul da bayram sonrası açılıyor. Ben , artık asıl kış programına geçerim hayırlısıyla.
Bu ara en çok güldüğüm şey Aydın Doğan la, RTE nin kapışması. Al birini vur öbürüne. Nasılda istekleri olmayınca birbirlerini ispiyonladılar hehehe.Siz bakmayın atıp tutmalarına, kayıkçı kavgası bu tak tuk sesten başka bişe çıkmaz. Hilton dilton olur yine iş yoluna girer. Bir zamanlar eski bloom da yazmıştım . Ama hatırınız için bi da yazayım.2006 da yazmışım bunu hatta şimdi yazıyı okurken gördüm.
Eskiden Üsküdar-Beşiktaş arasında yolcu taşıyan kayıkcılar,bazen müşteri yüzünden kavgaya tutuşurlarmış,kürekler falan havada uçarmış.Öyle çok gürültü çıkartırlarmış ki halk seyretmek için etraflarına toplanırmış.Şimdi bi şey olacak biri yaralanacak derken ,onlar hiç bir şey olmamış gibi işlerine dönerlermiş.Kayıkcı kavgası sözü buradan geliyormuş. Şimdi siz bu tak tuklara fazla kafanızı yormayın. Ama kendimle çok bi gurur duydum, kendi yazısını google de arayan bir zat olaraktan, daa kolayımageldi yav, şimdi arşivi marşivi mi karıştıracam dedim. Ay bi de baktım ki tüm o anlı şanlı köşe yazarlarının hepiciği de bu olayı kayıkçı kavgasına benzetmiş ve bendenizin yazısı da aynı sayfa da çıkmış .
Ben gözümü gökyüzüne diktim yağmur bekliyorum, bu gün bi ara dışarı çıkmıştım feci sıcaktı. Bu akşam meteorolojiye göre sağnak yağmur var ama şu ana kadar tıs yok. Güya bu kış bol yağışlı geçecekmiş, hadi bakalım inşalah.
evvet bir yazının daha sonuna gelmiş bulunuyoruz, darısı başka yazılara...
12 Eylül 2008 Cuma
Ne demişti Yahya Kemal'' akşam akşam yine akşam;''
Bu akşam bizim ev de hiç adet olmadığı üzre sessizlik hakim. Kocam yeğenleri ile buluştu. Nazlı hanımlar önce arkadaş buluşması sonra da Zuz da konaklamak üzere çıktı.Artık okul açıldığı için hafta içi yorgun 0luyor. Neyseki öğrencilerinden çok memnun. Gamsegamse yi sorarsanız frekans tutturamadık bu akşam, o başka bir şeylerle uğraşmayı seçti . Ayrı takılıyoruz ev de.))
Ben de önce dizimi izledim sonrada buralara biraz bakınayım dedim. Baktım hemen her blogda bir ramazan muhabbetidir gidiyor. Benim de aklıma hep Ordu da ki ramazanlar geliyor. Tabi bu ancak ilkokula kadar olan bölüm. Duvarın üstüne tüm mahalle çocuklarının dizilp top patlamasını bekleyip , koşa koşa evlerimize gittiğimiz ramazanlar. Daha sonra benim hayatımın ikinci İstanbul baskısı başladı. O zaman da pencereden minare ışıklarının yanmasını beklerdik. Kalabalık iftar sofralarını hep sevmişimdir. Bu yıl kocamın işlerinin yoğunluğu nedeniyle , ancak iftardan bir kaç dk önce evde olabilmesi nedeniyle henüz daha ne iftar daveti verdik ne de katıldık. Ama bu gün Zuz'un kesinlikle itiraz kabul etmeyişi nedeniyle bu pazar değil daha sonraki pazara randevu verdik O'na.
Dün akşama doğru ben tüm yemek programımı yapmış oh bir iki saat kestireyim diye kanepeye uzanmıştım ki Gamsgamse aradı ; anne , hamsi aldım dedi. Haydiii iş başa döndü. Yemekler bu akşama ertelendi hamsiye yakışacak mönüye geçildi. Tam o sırada Zuz aradı ne yapıyosunuz, işten çıktım canım eve gitmek istemiyor dedi. Hadi koş hamsi sezonu açıyoruz dedim. Şekerpareleriyle geldi.
Bu gün , dün akşamdan yemekler hazır olunca tüm gün tembellik ettim. Ama gerçek tembellik. Hiç bir şey yapmadan serildim. Yalnız yapıcam deyip de yapamadığım vişneli armut tatlısı bu gün yapıldı ve de beğenildi. Ayva tatlısın çağrıştırıyor. Hatta gözünüz kapalı yeseniz ayva tatlısı dersiniz.
Hafta sonu için hiç bir planım yok, ama ramazandan sonra savulunnnn ben geliyorum.
Ben de önce dizimi izledim sonrada buralara biraz bakınayım dedim. Baktım hemen her blogda bir ramazan muhabbetidir gidiyor. Benim de aklıma hep Ordu da ki ramazanlar geliyor. Tabi bu ancak ilkokula kadar olan bölüm. Duvarın üstüne tüm mahalle çocuklarının dizilp top patlamasını bekleyip , koşa koşa evlerimize gittiğimiz ramazanlar. Daha sonra benim hayatımın ikinci İstanbul baskısı başladı. O zaman da pencereden minare ışıklarının yanmasını beklerdik. Kalabalık iftar sofralarını hep sevmişimdir. Bu yıl kocamın işlerinin yoğunluğu nedeniyle , ancak iftardan bir kaç dk önce evde olabilmesi nedeniyle henüz daha ne iftar daveti verdik ne de katıldık. Ama bu gün Zuz'un kesinlikle itiraz kabul etmeyişi nedeniyle bu pazar değil daha sonraki pazara randevu verdik O'na.
Dün akşama doğru ben tüm yemek programımı yapmış oh bir iki saat kestireyim diye kanepeye uzanmıştım ki Gamsgamse aradı ; anne , hamsi aldım dedi. Haydiii iş başa döndü. Yemekler bu akşama ertelendi hamsiye yakışacak mönüye geçildi. Tam o sırada Zuz aradı ne yapıyosunuz, işten çıktım canım eve gitmek istemiyor dedi. Hadi koş hamsi sezonu açıyoruz dedim. Şekerpareleriyle geldi.
Bu gün , dün akşamdan yemekler hazır olunca tüm gün tembellik ettim. Ama gerçek tembellik. Hiç bir şey yapmadan serildim. Yalnız yapıcam deyip de yapamadığım vişneli armut tatlısı bu gün yapıldı ve de beğenildi. Ayva tatlısın çağrıştırıyor. Hatta gözünüz kapalı yeseniz ayva tatlısı dersiniz.
Hafta sonu için hiç bir planım yok, ama ramazandan sonra savulunnnn ben geliyorum.
Etiketler:
akşam akşam,
Ordu da ramazan,
v,
Yahya kemal
11 Eylül 2008 Perşembe
yağmur ve dilekler
Dün sabah erkenden eve çıkıp gelince de teknik arıza ile karşılaşınca , dünkü yağan yağmurdan, ayağımda terliklerle şıpır şıpır , İlmiyemle birlikte durakta bile olmayan otobüse , üstelik hangi yöne gittiğini bilmeden atlamamızı anlatamadım tabi. Neyseki gideceğimiz yöne gidiyormuş.
Bir kaç gündür İlmiyemle dr lardayız. Şükür , bir sağlık problemi değil konu. Ama her kadının yaptırması gereken kontrollerini birlikte yaptırdık. Aynı gün ve saatlere randevu alıp , birlikte gittik geldik. Kemik yoğunluğu ölçtürdük, mamografi çektirdik , simir testi yaptırdık. E ne yapalım küresel ısınma kapıda:))Adım adım yaklaşıyoruz.
Dün tam dr dan çıkıyoruz şarrrr diye birden yağmur boşaldı; ama ne boşalma sanırsınız gök delindi. Hemen geri oturduk. Bekledik biraz diner gibi oldu, çıktık dışarıya.Yolun karşısına geçtik , taksiye binmek için, ama bilirsiniz İstanbulun taksi şoförlerini, yağmurlu havalarda pek alımlı çalımlı olurlar. Yağmurda yeniden hızlanmaya başlıyordu ki, önümüzden geçen otobüsü durdurdu İlmiyem, ben durmaz , durak değil bura derken baktım zınk diye durdu. Biner binmez yağmur sanki kovadan aktarılıyormuş gibi başladı. Beş dakika sonra durdu, bi baktık yerler bile kupkuru oldu. O kadar yağmur ziyan oldu , rögarlardan aktı gitti kanalizasyona dedim. Toprak çekemedi.
Çocukluğumda ki ,Ordu da yağan yağmurlar geldi aklıma. Yağmur yağıyor ,seller akıyor , arap kzı camdan bakıyor tekerlemesini gerçek sanır. Hiç pencerelere bakmadan eve koşardım. Şimdi her yağmurda aklıma gelir. Her yağmurdan sonra gök kuşağı çıkardı, koştururduk altından geçip dilek dilemek için. Nedir biz de ki bu dilek dileme merakı. Ayselin kulakları çınlasın, mektup arkadaşım hani, bir zamanlar anlatmıştım hikayemizi. Kızıltoprakta yürürken eğer tren geçerken rastlarsak koştururdu beni ,köprünün altına , tam tren köprüden geçerken biz altında dilek dilerdik. Ne dilerdik acaba o yıllarda. Bir de hiç sormazdık dileklerimizi, eğer söylersek dileğimiz yerine gelmezmiş. Sırası gelmişken Ayselle biz birbirimize uzak bile otursak, aylarca görüşemesek bile sık sık telefonlaşır , her sıkıntımızda birlikte oluruz. Annemi kaybettiğim an da bile yenımdaki insan Aysel di. Bir de Aysel ben nerede olursam olayım mutlaka beni bulur. Ben denizi olmayan yerde yaşarken bile ailesiyle birlikte bizi ziyarete gelmiş, bir bayram tatilini birlikte geçirmiştik. Geçen yıl Bodrum tatilimiz de baktım yine kapıda Aysel. Bir program listesi ile gelmişti. Bir dakikası bile boş olmayan. birlikte geçirdiğimiz o güzel günü tatil yazım da anlatmıştım. Ay özlemişim ben onu.
Bu yazı hep iyi dileklerle bitiyor burada çaktırmadan
Bir kaç gündür İlmiyemle dr lardayız. Şükür , bir sağlık problemi değil konu. Ama her kadının yaptırması gereken kontrollerini birlikte yaptırdık. Aynı gün ve saatlere randevu alıp , birlikte gittik geldik. Kemik yoğunluğu ölçtürdük, mamografi çektirdik , simir testi yaptırdık. E ne yapalım küresel ısınma kapıda:))Adım adım yaklaşıyoruz.
Dün tam dr dan çıkıyoruz şarrrr diye birden yağmur boşaldı; ama ne boşalma sanırsınız gök delindi. Hemen geri oturduk. Bekledik biraz diner gibi oldu, çıktık dışarıya.Yolun karşısına geçtik , taksiye binmek için, ama bilirsiniz İstanbulun taksi şoförlerini, yağmurlu havalarda pek alımlı çalımlı olurlar. Yağmurda yeniden hızlanmaya başlıyordu ki, önümüzden geçen otobüsü durdurdu İlmiyem, ben durmaz , durak değil bura derken baktım zınk diye durdu. Biner binmez yağmur sanki kovadan aktarılıyormuş gibi başladı. Beş dakika sonra durdu, bi baktık yerler bile kupkuru oldu. O kadar yağmur ziyan oldu , rögarlardan aktı gitti kanalizasyona dedim. Toprak çekemedi.
Çocukluğumda ki ,Ordu da yağan yağmurlar geldi aklıma. Yağmur yağıyor ,seller akıyor , arap kzı camdan bakıyor tekerlemesini gerçek sanır. Hiç pencerelere bakmadan eve koşardım. Şimdi her yağmurda aklıma gelir. Her yağmurdan sonra gök kuşağı çıkardı, koştururduk altından geçip dilek dilemek için. Nedir biz de ki bu dilek dileme merakı. Ayselin kulakları çınlasın, mektup arkadaşım hani, bir zamanlar anlatmıştım hikayemizi. Kızıltoprakta yürürken eğer tren geçerken rastlarsak koştururdu beni ,köprünün altına , tam tren köprüden geçerken biz altında dilek dilerdik. Ne dilerdik acaba o yıllarda. Bir de hiç sormazdık dileklerimizi, eğer söylersek dileğimiz yerine gelmezmiş. Sırası gelmişken Ayselle biz birbirimize uzak bile otursak, aylarca görüşemesek bile sık sık telefonlaşır , her sıkıntımızda birlikte oluruz. Annemi kaybettiğim an da bile yenımdaki insan Aysel di. Bir de Aysel ben nerede olursam olayım mutlaka beni bulur. Ben denizi olmayan yerde yaşarken bile ailesiyle birlikte bizi ziyarete gelmiş, bir bayram tatilini birlikte geçirmiştik. Geçen yıl Bodrum tatilimiz de baktım yine kapıda Aysel. Bir program listesi ile gelmişti. Bir dakikası bile boş olmayan. birlikte geçirdiğimiz o güzel günü tatil yazım da anlatmıştım. Ay özlemişim ben onu.
Bu yazı hep iyi dileklerle bitiyor burada çaktırmadan
10 Eylül 2008 Çarşamba
tek tek teknik arıza
Bu gün bir teknik arıza ile karşınızdaydım. Sayfamı her açmaya çalışanın hoop yallah başka bir adrese yönlendirildiğini beni ziyaret edenler görmüştür.
E her zaman kedi keşkek yemez derdi annem , dün pasta tarifi sunduk bu gün de teknik arıza. Neyse yine her zamanki gibi imdadıma zeya koştu. teknik ekip desteğiyle sorunumuz çözüldü. Yani kurtulamadı blog dünyası benden hehehhe.
Ama korktum valla, şu dünyada bi bloom vardı , onu da elimden aldılar diye pek hayıflandım kızlara. . Tabii ikisinin de ortak cevabı her şeyi sayfaya ekleme sen de.
Siz benin ilk bloğumu görmeliydiniz. Çok eskiler hatırlar. Pırıl pırıl şıngır şıngır. Cadılar uçar, balıklar yüzer , çiçekler açar. Açılır açılmaz bir hoşgeldiniz yazısı sizi karşılar breh breh. Ayni yeni zengin bloo gibiydi:)).Ay ne severmişim meğer ben burayı , Allah fakiri sevindirmek isteyince , önce eşeğini kaybettirir, sonra buldururmuşa döndü ya hadi .
Her neyse arkadaşlar ayani birlikte olmaya devam edeceğiz.
Beni merak eden herkese teşekkürler sevgilerrr
E her zaman kedi keşkek yemez derdi annem , dün pasta tarifi sunduk bu gün de teknik arıza. Neyse yine her zamanki gibi imdadıma zeya koştu. teknik ekip desteğiyle sorunumuz çözüldü. Yani kurtulamadı blog dünyası benden hehehhe.
Ama korktum valla, şu dünyada bi bloom vardı , onu da elimden aldılar diye pek hayıflandım kızlara. . Tabii ikisinin de ortak cevabı her şeyi sayfaya ekleme sen de.
Siz benin ilk bloğumu görmeliydiniz. Çok eskiler hatırlar. Pırıl pırıl şıngır şıngır. Cadılar uçar, balıklar yüzer , çiçekler açar. Açılır açılmaz bir hoşgeldiniz yazısı sizi karşılar breh breh. Ayni yeni zengin bloo gibiydi:)).Ay ne severmişim meğer ben burayı , Allah fakiri sevindirmek isteyince , önce eşeğini kaybettirir, sonra buldururmuşa döndü ya hadi .
Her neyse arkadaşlar ayani birlikte olmaya devam edeceğiz.
Beni merak eden herkese teşekkürler sevgilerrr
9 Eylül 2008 Salı
Richard Gere , Dansa Davet, elmalı pasta ve armutlar

Şimdi başlığa bakıp , hah yine bizi karman çorman bir yazı bekliyor beklentisine girdiyseniz ki çok haklısınız . Bela geliyorum demez , gelir.
Geçen gece tam tv yi kapatıp yatak odasına doğru yol almak üzereydim ki; ekran da Richard Gere yazdı . Zınk diye durdum. Amanın bir Richard Gere filmi başlıyordu, hemi de Jenifer Lopez ve Susan Sarandon ile. Üstelik de nasıl olduysa izlemediğim bir filmi ile. Tam gece yarısına yakışır naiflikte. Hiç bir aksiyon yok, ayile bağları var, aşk var, dans var dans. İnsanın filmi izlerken dans edesi geliyor.Fimden çıkan herkes dans kursuna yazılmak istemiş zaten. Şimdilerde sadece özel günler de , geceler de, düğünlerde falan dans eder olduk. Eskiden hafta sonları okulların danslı toplantıları olurdu.
Geçen gece tam tv yi kapatıp yatak odasına doğru yol almak üzereydim ki; ekran da Richard Gere yazdı . Zınk diye durdum. Amanın bir Richard Gere filmi başlıyordu, hemi de Jenifer Lopez ve Susan Sarandon ile. Üstelik de nasıl olduysa izlemediğim bir filmi ile. Tam gece yarısına yakışır naiflikte. Hiç bir aksiyon yok, ayile bağları var, aşk var, dans var dans. İnsanın filmi izlerken dans edesi geliyor.Fimden çıkan herkes dans kursuna yazılmak istemiş zaten. Şimdilerde sadece özel günler de , geceler de, düğünlerde falan dans eder olduk. Eskiden hafta sonları okulların danslı toplantıları olurdu.
Richard Gere Jennifer Lopez'le dans ededursun, karısı (Susan Sarandon) da kocasındaki anlamlandıramadığı mutluluk halini çözmek için bir dedektif takmıştı peşine. Dedektifle aralarında bir 'İnsan neden evlenir?' diyaloğu geçti ki, sanırım bu soruyu her evli insanoğlu soruyor günün birinde. İşte Susan Sarandon'dan insana iyi gelebilecek bir cevap: 'Çünkü hayata tanık gerek.' Galiba öyle... Hayatındaki başka kimsenin bilmediği, bilse de önemsemediği detayları senin için izleyip kaydedecek biri-leri-ne ihtiyacın var herhalde. Kahveyi şekerli mi sade mi içtiğini, seni kimlerin, nelerin kırdığını, nelerin güldürdüğünü, hangi rengi, hangi filmi sevdiğini, sana hangi kokunun, hangi şarkının neyi hatırlattığını bilecek biri... Bir tek 'Hatırladın mı?' ile anlaşabileceğin biri... İnsan uzun evliliklerden de, bugün tanısa belki sadece selam verip geçeceği eski arkadaşlardan da bu yüzden vazgeçemiyor olsa gerek. Hayatının tanıkları oldukları için. Tanıklar olmasa yaşanmış olanlar yaşanmamış da sayılabileceğinden..
********************************************************************************
Filmi izlerken bir taraftan da elmalı pasta yiyip çay içtim. Hem de sahura alt yapı oluştu hehe. Gündüz aklıma geldi, oruçken de canım bir istedi anlatamam. Filme de pek yakıştı. Bu pasta tarifi teyzeme aittir. O da bir yerlerden almıştır tabiki. Tam 30 yıllık bir tarif benim bildiğim. Ondan öncesinden teyzem mesul.
Tarif aslında çok bilindik . Tabanı bir paket istediğiniz tür yağ, tereyağ da olabilir. ben zeytinyağlı becel kullandım. Bir su bardağı şeker, biryumurta ve 10 çorba kaşığı süt. Hemen hemen bir çay bardağı gibi. Kabartma tozu ve vanilya. Yağı ertmeyin. Birlikte yoğurun. Ammaaaa bu yoğurma işlemine geçmeden içini pişirelimki o arada soğusun. Dört elmayı soyun rendeleyin. Yarım su bardağı şeker ile pişirin, altını kapatınca iki tatlı kaiığı kadar tarçın ilave edin. İsterseniz biraz fındık veya ceviz de koyabilirsiniz ama ben koymadım. Teyzem koyardı. Hamuru ikiye bölün , tepsiniz büyüklüğünde birinci parçayı merdane ile açıp, tepsiye yerleştirin. Ben hamuru direk yağlanmış tepsiye koyup elimle tepsiye yayıyorum:)). Üstüne hazırladığınız malzemeyi yayın. Şimdi asıl konuya geliyoruz. teyzem ikinci parçayı da merdane ile açıp üstüne yerleştirip fırında çok pembeleşmeden pişirip üstüne pudra şekerini eleyerek dökerdi. Bendeniz ise Linzer Turtadan esinlenerek bu ikinci parçayı merdane ile incelterek ama çok inceltmeden, kurabiye kalıpları ile kesiyorum. Çiçekler kalpler. Bunları malzemenin üstüne yerleştiriyorum. hafif aralıklar kalmasında bir sakınca yok , o pişerkende biraz kapanıyor zaten. Serviste aynen yine üstüne pudra şekeri serperek servis yapıyorum.
****************************************************************************
Sıra armutlar da. Dün bizim pazarımızdı. Kocam akşam pazarın içinden geçerken armut almış. Ama insanın canı armut isterse bir ya da bilemedin iki kilo alır dimi yok ama burada vişne reçeli yapıcam deyince eve bir kasa vişne gönderen birinden söz ediyoruz. Ay no'lcak bu kadar armut dedim. Komşulara ver dedi. Yani bizim sadece selamlaştığımız komşuların kapısını çalıp, alın size armut getirdim, bu şu anlama da geliyor anladım ev sinema sisiteminiz çok güzel ama siz film izlerken bizim duvardaki Afrikalı kzıların da dans etmesi gerekmiyor . Nalan en çok senin getirdiğin oynuyor:)). Neyse ben bu gün google teyzeye sordum, bence google dişi çünkü; en çok yemek tarifi için başvuruluyordur herhalde. Tamam güzel bir espri olmadı ama oruçum ondan yaw. Bir sürü armutlu tarifler açıldı. Ben vişneli armut tatlısını seçtim, en kolayı oydu çünkü. Armutları ikiye bölüp içlerini temizleyip, oyuk kısımlarına biraz şeker koyup, üstünü örtecek kadar vişne suyu ilave edip armutlar yumşayıncaya kadar pişiriyorsunuz.. Servis yaparkende krem şanti koyuyorsunuz üstüne . Ben muhallebi koyup tarçın ve cevizle süsleyeceğim.
***************************************************************************
Bu gün de bir film ve iki tarifle geldik, yarına Allah kerim. Ceviz ağacının resmini koyamadım, çünkü pencereden çekmeye kalktığımda sadece yapraklar çıkıyor. Daha dün İlmiyem ben ve Gamsegamsenin Kemik yoğunluğu ölçtürme ve İlmiyeme aldığımız Hollanda menşeyli hebe çiçeği ile pazarda dolaşmaya kalkmamız vardı ama yerim dardı oynayamadım. kemik yoğunluğu ölçüm sonucum yaşıtlarımdan kat kat iyi durumdaymışım:)).
**************************************************************************
Bu günlük de bu kadar daha şeftali reçeli yapacağım, haa sabahta çilek reçeli yaptım. Yayla çileğiymiş. Saplarını kabak oyacağı ile çıkardım . Ama kokusu evi tuttu. Gamze onun kokusuna uyandı. Tamam tamam bitti yazı.
Etiketler:
Aşka Davet,
elmalı pasta,
hebe çiçeği,
linzer turta,
Richard Gere,
Vişneli armut tatlısı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

