Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
8 Ağustos 2013 Perşembe
6 Ağustos 2013 Salı
Ey Türk gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni, bu hazineden, mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî, bedhahların olacaktır.
Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin!
Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.
Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.
Bütün bu şerâitten
daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara
sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler.
Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr-u-zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır!
Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asîl kanda, mevcuttur!
Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927
1 Ağustos 2013 Perşembe
Flashback
Yazmadığım günler için hadi bi flashback yapalım:)
Görümcemin kızı Filiz'de yapılmış bir iftar var...Yine kalabalıktık,yine çok keyifliydi ve yine çok lezzetliydi...Öyle keyifliydi ki; sohbete dalıp iftar saatini unuttuk. Ezan sesiyle kendimize geldik. O panikle üç kişi aynı anda servise saldırdı:)
Nihayet kendi ramazan pidemi kendim yapmayı başardım... Tarifler'' Missgibi''mden ve Selgin'den...Her iki tarif de çok güzel...İftar davetlerine giderken yaptım götürdüm çok beğenildi.
Yeni bir mekan denedik ve çok beğendik. Anadolu Hisarı Göksu Nehri kıyısında -Nart Cafe-Resteurant-Bir Çerkes lokantası...Yemeklerini ve ortamı çok beğendik. Hele közlenmiş patlıcan dolmasına kocam bayıldı. Etlerinden bile daha güzel dedi. Şu limonatanın sunumu size ne demek istediğimi anlatır. Nehir kenarında oturup,serin serin yemek yemek de cabası...
(limonata sunumuna bir de yakından bakalım...yeşil elma ve limon dilimli)
Fenerbahçe Orduevinde yapığımız havuz,deniz sefaları devam ediyor. Ama dün iskele tamir edildiği için denize giremedim,havuzla yetindim.Okuduğum ''Solmayan Güller'' çok kalın olduğu için onu taşımadım oralara ...Peri Gazozu/Ercan Kesal eşlik etti bana dün. Ama ne eşlik...
Ercan Kesal kitabın başında demiş ki;Ben okuyucuma bir şeyler anlatmak değil göstermek istedim hep.Ben ne yaşıyorsam ve görüyorsam ona da aynı şeyleri göstermekti niyetim.Bir arkadaşının yazdığı küçük bir not bu konuda amacına ulaştığını göstermiş...^^Kıymetli,yazını seyrettim bugün^^yazıyormuş notta.
Evet sevgili Ercan Kesal,ben de yazını seyrettim dün,seyrettiklerim beni çok duygulandırdı.Ne çok ortak noktamız varmış...Aynı dönemlerden geçmişiz.Senin de okuma şeklin benim gibi karman çormanmış. Sen de küçükken kütüphanelere dadanırmışsın benim gibi:) Ve o''Ördek'' adlı kadın var ya, yıllar önce garip bir biçimde değdi hayatımıza...Sanırım aynı kişiden bahsediyoruz...Kaç kişi kızına ''Ördek'' diye isim koyar ki... Çok seneler önce Naziş-kahkahalar ata ata geldi. Gazetede bir isim değişikliği ilanı vardı..''Ördek Finten'' adlı bir kişinin mahkeme karariyle ismini değiştirdiği ilanıydı...Unutmamın nedeni, her isim koyma konusu konuşulduğunda aklımıza bunun gelmesi ve anlatmamızdır... Bizi güldüren bir şey,bir başkasını nasıl da yaralıyormuş meğer...Her hikaye ayrı bir hikayeyi de hatırlattı bana ve 198 sayfalık kitap sanki 300 sayfa dolduracak kadar hikayeyle doldu...Hep derim ya ben, iyi bir yazı okuduğumda,iyi bir film izlediğimde kendimi bunu yapanlara borçlu hissederim. Çünkü hissettiklerime değer biçemem. Şimdi ben sana çok ama çok borçlandım Ercan Kesal...
Dün akşam iftar yemeği için bizim mahallenin kebapçısına gittik...E maallenin:) kebapçısına gidince mahallece iftar ettik haliyle:)
Bi de ne güzel yağdı yağmur bugün...Bereketiyle geldi ağustos...
Benden bu kadar...
Görümcemin kızı Filiz'de yapılmış bir iftar var...Yine kalabalıktık,yine çok keyifliydi ve yine çok lezzetliydi...Öyle keyifliydi ki; sohbete dalıp iftar saatini unuttuk. Ezan sesiyle kendimize geldik. O panikle üç kişi aynı anda servise saldırdı:)
Nihayet kendi ramazan pidemi kendim yapmayı başardım... Tarifler'' Missgibi''mden ve Selgin'den...Her iki tarif de çok güzel...İftar davetlerine giderken yaptım götürdüm çok beğenildi.
Yeni bir mekan denedik ve çok beğendik. Anadolu Hisarı Göksu Nehri kıyısında -Nart Cafe-Resteurant-Bir Çerkes lokantası...Yemeklerini ve ortamı çok beğendik. Hele közlenmiş patlıcan dolmasına kocam bayıldı. Etlerinden bile daha güzel dedi. Şu limonatanın sunumu size ne demek istediğimi anlatır. Nehir kenarında oturup,serin serin yemek yemek de cabası...
(limonata sunumuna bir de yakından bakalım...yeşil elma ve limon dilimli)
Fenerbahçe Orduevinde yapığımız havuz,deniz sefaları devam ediyor. Ama dün iskele tamir edildiği için denize giremedim,havuzla yetindim.Okuduğum ''Solmayan Güller'' çok kalın olduğu için onu taşımadım oralara ...Peri Gazozu/Ercan Kesal eşlik etti bana dün. Ama ne eşlik...
Ercan Kesal kitabın başında demiş ki;Ben okuyucuma bir şeyler anlatmak değil göstermek istedim hep.Ben ne yaşıyorsam ve görüyorsam ona da aynı şeyleri göstermekti niyetim.Bir arkadaşının yazdığı küçük bir not bu konuda amacına ulaştığını göstermiş...^^Kıymetli,yazını seyrettim bugün^^yazıyormuş notta.
Evet sevgili Ercan Kesal,ben de yazını seyrettim dün,seyrettiklerim beni çok duygulandırdı.Ne çok ortak noktamız varmış...Aynı dönemlerden geçmişiz.Senin de okuma şeklin benim gibi karman çormanmış. Sen de küçükken kütüphanelere dadanırmışsın benim gibi:) Ve o''Ördek'' adlı kadın var ya, yıllar önce garip bir biçimde değdi hayatımıza...Sanırım aynı kişiden bahsediyoruz...Kaç kişi kızına ''Ördek'' diye isim koyar ki... Çok seneler önce Naziş-kahkahalar ata ata geldi. Gazetede bir isim değişikliği ilanı vardı..''Ördek Finten'' adlı bir kişinin mahkeme karariyle ismini değiştirdiği ilanıydı...Unutmamın nedeni, her isim koyma konusu konuşulduğunda aklımıza bunun gelmesi ve anlatmamızdır... Bizi güldüren bir şey,bir başkasını nasıl da yaralıyormuş meğer...Her hikaye ayrı bir hikayeyi de hatırlattı bana ve 198 sayfalık kitap sanki 300 sayfa dolduracak kadar hikayeyle doldu...Hep derim ya ben, iyi bir yazı okuduğumda,iyi bir film izlediğimde kendimi bunu yapanlara borçlu hissederim. Çünkü hissettiklerime değer biçemem. Şimdi ben sana çok ama çok borçlandım Ercan Kesal...
Dün akşam iftar yemeği için bizim mahallenin kebapçısına gittik...E maallenin:) kebapçısına gidince mahallece iftar ettik haliyle:)
Bi de ne güzel yağdı yağmur bugün...Bereketiyle geldi ağustos...
Benden bu kadar...
26 Temmuz 2013 Cuma
Böle
Bi de böle
Bu sözler de yeni başladığım kitap olan Solmayan Güller/Jennifer Donnedlly için söylenmiş...
Bi de bu minnacık minnacık sarılmış etli lahana dolmaları var...Görümcemin bizim için,iftara hazırladığı...
Bu Gamse'nin tabağı olduğu için böyle minimalist bir tabak:)
24 Temmuz 2013 Çarşamba
Tanrı'nın Unutulan Çocukları
''Maya'nın Günlüğü''nü okuyorum demişim ama kitaptan söz etmemişim. Maya, California'da yaşayan Şilili bir kız...Annesi doğurmuş unutmuş, babası başka alemlere dalmış unutmuş. Birbirine delice aşık Astronom ,kendi kayıp gezegenini arayan Büyükbaba ve astrolojiye meraklı bir büyükanne yanında büyümüş..Kocaman ,çok renki bir evde çok mutlu bir yaşam süren Maya'yı çok sevdiği kocasını kaybeden büyükanne de kendi yoğun acısını yaşarken ona delice bağlı olan,büyükbabasız bir hayat düşleyemeyen Maya'yı unutmuş. Hatırladığında ise artık çok geçtir ve asıl hikaye burada başlar... İsabel Allende bizi yine Şili'nin karışık,çalkantılı siyasi yaşamına daldıra batıra içinde yerel halkın,oradaki pagan adetlerinin, yeme içme kültürünün de bulunduğu bambaşka bir hikaye anlatıyor.
Yeni kitabım ise; Tanrı'nın Unutulan Çocukları/Craig Silvey...Hayat bir piyangodur.Şanslı olan kazanır,şanssızlar ise, Tanrı'nın Unutulan Çocukları'dır...Avustralya'da bir sürü edebiyat ödülü almış bir kitap. Biraz daha ilerleyeyim konuşuruz hakkında...
Bugünlerde eskisi gibi sık yazamıyorum ya, gariptir izleyici sayım her gün artıyor:)) Yazma mı demek isteniyor acep diye düşünüyorum:)
Bugün Çiğdem ve kızı Elif ile buluştuk Üsküdar'da... İlk kez yüzyüze görüştük ama sanırsız kırk yıllık dostmuşuz,anlatacak ne çok şey varmış...
Gamsegamse ile benim havuz-deniz maceramız devam ediyor...Havuzda biraz yüzüyorum ama o ne ya git gel Konya altı saat deyip,deniz kenarına iniyorum. Dün uzaktan yunuslar geçti yine...Güneşlenmek gibi bir derdim olmadığı için şezlongum hep ağaçların altına çekip,kitabımı okuyorum . Tek şikayetim selfservis olması...
Hadi giitim ben
Yeni kitabım ise; Tanrı'nın Unutulan Çocukları/Craig Silvey...Hayat bir piyangodur.Şanslı olan kazanır,şanssızlar ise, Tanrı'nın Unutulan Çocukları'dır...Avustralya'da bir sürü edebiyat ödülü almış bir kitap. Biraz daha ilerleyeyim konuşuruz hakkında...
Bugünlerde eskisi gibi sık yazamıyorum ya, gariptir izleyici sayım her gün artıyor:)) Yazma mı demek isteniyor acep diye düşünüyorum:)
Bugün Çiğdem ve kızı Elif ile buluştuk Üsküdar'da... İlk kez yüzyüze görüştük ama sanırsız kırk yıllık dostmuşuz,anlatacak ne çok şey varmış...
Gamsegamse ile benim havuz-deniz maceramız devam ediyor...Havuzda biraz yüzüyorum ama o ne ya git gel Konya altı saat deyip,deniz kenarına iniyorum. Dün uzaktan yunuslar geçti yine...Güneşlenmek gibi bir derdim olmadığı için şezlongum hep ağaçların altına çekip,kitabımı okuyorum . Tek şikayetim selfservis olması...
Hadi giitim ben
21 Temmuz 2013 Pazar
O anlar unutulmasın diye- Curcuna Üsküdar 2013
Dün akşam çok geç saatte kocam hadi yürüyüş yapalım dedi...Koru mu,sahil mi dedi?. Ben de deniz kıyısında yürüyelim dedim...Yürüyerek indik sahile,gözlerime inanamadım sanki gökten insan yağmıştı... Deniz kıyısında yürüdük Kız Kulesine kadar denizi göremedim desem inanın,bir insan seli sahil boyunca karşılıklı akıyordu. O benim oturup,kitap okuduğum taraçalarda bir tek boşluk bile yoktu... Hemen yolun karşısına geçtik. Orada bir yerde bari kahve içelim diye ama gecenin onikisiydi inan ey okuyucu ve oralar da tıklım tıklımdı...Bir yere oturduk ama,nargile kokusu,çat çat tavla sesi, okey taşlarının sesi bizim o gecemizin ambians seçenekleri arasında değildi. Birer çay içtik,kalktık...O sıra baktım sahilin Kız Kulesinden sonraki kısmı tenhaydı...Hadi deniz kıyısına geçelim dedik ve Harem'e kadar yürüdük. O sırada bir seyyar araba üstüne koyduğu kömürlü semaverde çay satan bir kadınla karşılaştık. O tenha yere,zabıtalardan saklanmak için gelmiş. Yanında kzıları vardı. Onlar da plastik tabureleri hemen,çay içmek isteyene veriyorlar. Biz çaylarımızı alıp,denize karşı bir banka oturduk. Oturduk ama kayaların altında denize doğru bir kıpraşma vardı, sonra anladım ki; bir sevişgen çift orayı mesken tutmuş. Kadın hatta arada denize giriyordu... Kocam da bana bakma sakın diyo,ay ben denize bakıyom dedim:))
Üsküdar sahilden manzaralar size
Beş liraya dilek feneri uçuran çocuk ve Kömürlü seyyar semaver arabası
Közde kokoreç...Gamse olsa asla atlamazdı:)
Bir daha hafta sonu tövbe dedik,evimize geldik...Naziş zaten İzmir'de Gamsegamse'de kuzenleriyle sahur yaptı,gece üçde geldi eve bizde tv de garip bir şeye takıldık sabahın beşinde uyuduk. Ama ben bir kaç saat sonra kurulmuş saat gibi zıpladım tabi:)
Before Sunrise,Before Sunset serisinin üçüncüsü Before Midnight vizyona girdi ama bizim gittiğimiz Spectrum sinemalarında oynamıyor... Sabah mail attım,kınadım onları:)) Gülücük işareti yaptığıma bakmayın,gerçekten de attım ve geçen sezondan beri onları eksik gördüğümü vizyonun gerisinde kaldıklarını bildirdim...
Üsküdar sahilden manzaralar size
Közde kokoreç...Gamse olsa asla atlamazdı:)
Bir daha hafta sonu tövbe dedik,evimize geldik...Naziş zaten İzmir'de Gamsegamse'de kuzenleriyle sahur yaptı,gece üçde geldi eve bizde tv de garip bir şeye takıldık sabahın beşinde uyuduk. Ama ben bir kaç saat sonra kurulmuş saat gibi zıpladım tabi:)
Before Sunrise,Before Sunset serisinin üçüncüsü Before Midnight vizyona girdi ama bizim gittiğimiz Spectrum sinemalarında oynamıyor... Sabah mail attım,kınadım onları:)) Gülücük işareti yaptığıma bakmayın,gerçekten de attım ve geçen sezondan beri onları eksik gördüğümü vizyonun gerisinde kaldıklarını bildirdim...
20 Temmuz 2013 Cumartesi
Naber
Fırıl fırıl rüzgarlı günler,geceler yaşıyoruz,İstanbul'da...Ben her gün tüm yaz böyle geçse keşke diye dualar ediyorum:)
Geçen gün biz Kadıköy'e gitmek için dolmuş beklerken gördüğümüz bu pamuk yığını bulut,geri döndüğümüzde bu halde bekliyordu bizi
Bu ponpon gibi kabarık bulutlar ,yağmur bulutuymuş, böyle puf puf kabarık olmalarının nedeni,su buharı yüklü olmalarındanmış. Zaten gece de çok güzel bir yağmur yağdı.
Bu ponpon bulutu gördüğümüz gün Kadıköy'deydik kızlarla...Naziş,İzmir'e gideceği için biraz alış veriş yaptuk.Tabi olmazsa olmazımız Akmar pasajı,Otantik,Alkım ve Nezih Kitapevi de bizden nasibini aldı.Sokak çalgıcıları ve şarkıcılarıyla, hiç özelliğini yitirmeyen tarihi balık çarşısıyla, Türk kahvecileri ve eskicileriyle dopdolu bir Kadıköy günü oldu yine,bizim için...
Bu ramazan ilk iki gün tuttuğum oruçda, kullandığım bir iki ilaç yüzünden fire verdim ama önümüzdeki hafta bitiyor. Ama evimizdeki ramazan havası da tam gaz devam ediyor. İftarda misafir ağırlayıp,bize yapılan davetlere icabet ediyoruz...Biz dışarda olsak da rahat rahat eve gelip kocama şahane iftar masaları hazırlıyorum:)) E neredeyse gece yarısı iftar yapıyoruz:)) ilk akşam iftar yaparken dokuza on vardı,şimdi bir kaç dakika kısaldı işte....
Geçen akşam Görümcem'de dillere destan bir iftar masasındaydık...Aradaki yemekleri saymıyorum bile ama sirke ve sarımsak ilaveli bir tavuk çorbası yapmıştı,unla falan kıvamlandırmıştı ve finaldeki leylek giliği...Bundan daha önce de söz etmiştim. Niksar'da leylekler gelirken yapılırmış. Gilig hamur parçası demek,pekmezli de yapılıyor ama biz şerbetlisini severiz ve de bol cevizli...
(orjinali böyle sac üzerinde yapılır,ama yanmaz teflon tavanızı da kullanabilirsiniz) Açıklayıcı olması açısından görselleri buradan aldım...
Yarım paket yaş maya
1 su bardağı süt
2 adet yumurta
1,5 su bardağı un
1 fiske tuz
Yaş maya ılık sütte eritilir. Üzerine diğer malzemeler konur ve mikserle karıştırılır. Yarım saat üzeri kapaklı olarak dinlendirilir. Düz bir tavaya az yağ konur. İyice kızınca tavaya ikişer parça, oval şekilde hamur akıtılır. İki yüzü pembe kızartılır. Servis tabağına kaydırarak dizilir, üzerine pekmez gezdirilir. Ceviz serpilir.Bizimki pekmezli değil,aynı baklava şerbeti gibi şerbetli ve bol cevizli yine....
Yeni kitabım; Maya'nın Günlüğü/İsabel Allende... Dün Fenerbahçe Orduevinde deniz kıyısında yattım,okumaya başladım...Arada havuza ama çokça denize daldım:) Uzaktan yunuslar geçti, bir gün önce şamandraların iplerinden içeri girmiş ve bir kadına kafa atmış...Orada olmak isterdim ama bana kafa atmasın:)
Bu yaz tatili biraz geç yapıyoruz, gerçi Naziş kaçtı,gitti İzmir'e ama:) Geri kalan zevatın tatili, ağustos ,eylül aylarına doğru yayılacak. Aslına bakarsanız bana göre en güzel tatil ayı eylüldür. Bir Eylül ayını Bodrum'da geçirmişliğim ve tadına doyamamışlığım vardır. Kalabalıklar çekilmiş, güneş o çok yakıcılığını biraz kaybetmiştir... Tadından yenmez bir tatildi...Benim, Turgut Reis dokuma pazarında ,masa örtüsü ve plaj havlusu yerine kullanmak için aldığım peştamal,bırakmayacağımı,daha denize girilmedik koy kalmadığını anlayan kocam hadi eve dönelim demişti:)
bi de bu şarkı ne kadar güzel...Gözlerin,İstanbul İstanbul bugün derken...
TIKLAYIP dinleyin...
E hadi ben de gideyim. Güzel olsun hafta sonunuz...
Geçen gün biz Kadıköy'e gitmek için dolmuş beklerken gördüğümüz bu pamuk yığını bulut,geri döndüğümüzde bu halde bekliyordu bizi
Bu ponpon bulutu gördüğümüz gün Kadıköy'deydik kızlarla...Naziş,İzmir'e gideceği için biraz alış veriş yaptuk.Tabi olmazsa olmazımız Akmar pasajı,Otantik,Alkım ve Nezih Kitapevi de bizden nasibini aldı.Sokak çalgıcıları ve şarkıcılarıyla, hiç özelliğini yitirmeyen tarihi balık çarşısıyla, Türk kahvecileri ve eskicileriyle dopdolu bir Kadıköy günü oldu yine,bizim için...
Bu ramazan ilk iki gün tuttuğum oruçda, kullandığım bir iki ilaç yüzünden fire verdim ama önümüzdeki hafta bitiyor. Ama evimizdeki ramazan havası da tam gaz devam ediyor. İftarda misafir ağırlayıp,bize yapılan davetlere icabet ediyoruz...Biz dışarda olsak da rahat rahat eve gelip kocama şahane iftar masaları hazırlıyorum:)) E neredeyse gece yarısı iftar yapıyoruz:)) ilk akşam iftar yaparken dokuza on vardı,şimdi bir kaç dakika kısaldı işte....
Geçen akşam Görümcem'de dillere destan bir iftar masasındaydık...Aradaki yemekleri saymıyorum bile ama sirke ve sarımsak ilaveli bir tavuk çorbası yapmıştı,unla falan kıvamlandırmıştı ve finaldeki leylek giliği...Bundan daha önce de söz etmiştim. Niksar'da leylekler gelirken yapılırmış. Gilig hamur parçası demek,pekmezli de yapılıyor ama biz şerbetlisini severiz ve de bol cevizli...
(orjinali böyle sac üzerinde yapılır,ama yanmaz teflon tavanızı da kullanabilirsiniz) Açıklayıcı olması açısından görselleri buradan aldım...
Yarım paket yaş maya
1 su bardağı süt
2 adet yumurta
1,5 su bardağı un
1 fiske tuz
Yaş maya ılık sütte eritilir. Üzerine diğer malzemeler konur ve mikserle karıştırılır. Yarım saat üzeri kapaklı olarak dinlendirilir. Düz bir tavaya az yağ konur. İyice kızınca tavaya ikişer parça, oval şekilde hamur akıtılır. İki yüzü pembe kızartılır. Servis tabağına kaydırarak dizilir, üzerine pekmez gezdirilir. Ceviz serpilir.Bizimki pekmezli değil,aynı baklava şerbeti gibi şerbetli ve bol cevizli yine....
Yeni kitabım; Maya'nın Günlüğü/İsabel Allende... Dün Fenerbahçe Orduevinde deniz kıyısında yattım,okumaya başladım...Arada havuza ama çokça denize daldım:) Uzaktan yunuslar geçti, bir gün önce şamandraların iplerinden içeri girmiş ve bir kadına kafa atmış...Orada olmak isterdim ama bana kafa atmasın:)
Bu yaz tatili biraz geç yapıyoruz, gerçi Naziş kaçtı,gitti İzmir'e ama:) Geri kalan zevatın tatili, ağustos ,eylül aylarına doğru yayılacak. Aslına bakarsanız bana göre en güzel tatil ayı eylüldür. Bir Eylül ayını Bodrum'da geçirmişliğim ve tadına doyamamışlığım vardır. Kalabalıklar çekilmiş, güneş o çok yakıcılığını biraz kaybetmiştir... Tadından yenmez bir tatildi...Benim, Turgut Reis dokuma pazarında ,masa örtüsü ve plaj havlusu yerine kullanmak için aldığım peştamal,bırakmayacağımı,daha denize girilmedik koy kalmadığını anlayan kocam hadi eve dönelim demişti:)
bi de bu şarkı ne kadar güzel...Gözlerin,İstanbul İstanbul bugün derken...
TIKLAYIP dinleyin...
E hadi ben de gideyim. Güzel olsun hafta sonunuz...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




















