Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

1 Haziran 2013 Cumartesi

GEZE GEZE

Taksim Gezi Parkı direnişi beşinci günününe girdi...Bunu üç beş ağacın sökülmesi olayı olarak tanımlayanlara çok şaşırıyorum...Bu yaşam hakkına sahip çıkma, ben buradayım  bir yere gitmedim, bu ülke benim demenin artık bunu anlamayanlara, cevabı...

Bu seni yok sayanlara cevap, başka bir şey değil...

 Çayır çimen geze geze  ''Diren Gezi''





Biz buradayız... Gerekirse yürüyerek


29 Mayıs 2013 Çarşamba

Lağımlaranası ya da Beyoğlu

Başlık  14 Temmuz 1995'te yitirdiğimiz Bilge Karasu'nun, ölümünden sonra yayımlanabileceğini düşündüğü Füsun Akatlı'ya teslim etmiş olduğu metinlerden oluşan kitabın adı....  Okunacak, taranacak, ayıklanacak, bazen yeniden düzenlenecek bir bavul dolusu kağıdı; Füsün Akatlı  tam iki buçuk yıl çalıştıktan sonra böyle bir anlatı olarak yayınlatmış...





Beni en çok etkileyen yeri,teyzesi vefat ettiğinde,evindeki konsolu  kendi evine götürmek istemesi,birlikte baktıkları aynaya ,bakmaya devam etmek istemesi...Hasta bir insanı yaşatmak istiyorsanız,ona anılarını anlatın demesi...Yaşamın   bir anılar bütünü olduğunu söylemesi...Koruda,ağaçların altında,çayımı ,kahvemi içerken okuduğum  bu satırlar şimdi sadece bir anı oldu artık. O güzel hava,saçlarımı uçuran rüzgar, ayağımın altından geçen kedi desadece bir anı artık...Emek Sinemasının sadece bir anı olması gibi...Tommy,Avcı,Rocky,Affedilmeyenler,Otobüs,Zafere Kaçış,Şampiyon  o sinemada izlenen filmlerin isimleri sadece artık...Bilge Karasu'nun bu  anlatısını okurken ben de kendi anlatımı anlattım ona sanki...


(arasıra da bu manzaraya baktım))

Koruda saat ikiye kadar  kah kitap okudum,kah karı koca sohbet ettik,kahvaltımızı da orada yaptık,saat iki gibi de artık  kalabalıklaşmaya başlayınca kalktık.Tam dönüşe geçtiğimizde görümcem aradı,okey oynayacağız gel dedi.Ben de doğruca oraya gittim. Valla günümdeydik çaktım da çaktım okeyi:))


Akşam  eve geldim. Henüz yarım saat olmmaıştı ki,kızlar aradı,biz arkadaşlarla yemeğe Beylerbeyi'ne geçiyoruz,sen de gel dediler. Taksiyi çağırdığım gibi soluğu Beylerbeyi'nde aldım.Mekanımız; daha önceleri de sözünü ettiğim Yakamoz Balık... Buranın,servisinden,yemeklerinden,mezelerinden çok memnunuz .Her türlü balık,balık ürünü çok lezzetli..



.Geç saatlere kadar kaldık,sohbet ettik. Artık üşümeye başlayınca eve döndük.




Böle işte








27 Mayıs 2013 Pazartesi

Günlerin Köpüğü

Başlık ,son okuduğum kitabın adı... Boris Vian'ın iki günde yazdığı söylenilen başyapıtı... Üç kez sinemaya aktarılmış...Üçüncüsü de bu hafta vizyona girdi... Bu kitabı bir yıldır okumak istiyordum ama basımda yoktu üstelik soruşturduğum tüm sahaflarda da yok cevabını alıyordum. Ama en son uzun uzun sohbet ettiğimiz sahaf, ama gerçek bir sahaftı...Yeniden basılır ''o ''dedi...Aynı fikirde olduğumu çünkü  mayıs ayında  filminin vizyona gireceğini söyledim...Bu konuşma sanırım iki ya da üç ay önce falandı...Cumartesi günü Capitol D&R a gittim.Yine bir kitap peşindeyim,yine basımdan kalkmış bir kitap ve Can Yayınlarının internet sitesinde yeniden basıldığını okudum. Tabikitleri de henüz gelmemişti...10 gün sonra falan dediler... Neyse geziniyorum,yeni çıkanlara bakıyorum, ortalığı karıştırıyorum derken bişi raftan bana göz kırpıyor,olmadı gözümün içine bakıyor cöm cöm...Günlerin Köpüğü ınınınnnnnn karşımda...niye peki...çünküüüü  film dün vizyona girdi... Yaaaa bişi biliyoz da söylüyoz di mi?)) Aldım hemen bağrıma bastım, bi oturayım ''Kitchnette'' de bir zencefilli limonata söyleyeyim,en azından sunuş yazısını okuyayım dedim ama sonra baktım her yer fıkır fıkır kalabalık. Seni ev paklar dedim,eve döndüm.

Kitaba dönersek yine alt metinden bir müzik sesi geliyor...Ama bu kez caz...Bize bol bol Duke Ellington dinlemek düşüyor...Çılgın icatlar yapan ve hayatı boyunca çalışmadan yaşayabilecek bir servete sahip bir adam,aşcısı,avukatı,dansçısı bir başka bir adam, Jean Paul Sartre hayranı bir başka adam daha ve ciğerinde zehirli bir nilüfer büyüten bir genç kadın...Fantastik,romantik,dramatik bir hikaye...Günlerin köpüğü gider geriye acısı kalır gibi bir çıkarımı var...Yalnız kitabı okuyanların az biraz caz seviyo, az biraz Jean Paul Sartre biliyo olmasında fayda var:))



Dün akşam yeni bir kitaba başladım ve ikinci sayfada hiç hoşlanmadığımı anladım ve rafa kaldırdım. Artık bir kitaptan hoşlanmadıysam okumuyorum...Hayat kısa ve okunacak çok şey var...

Gelelim son günlerde ben ne yaptım...Biliyorsunuz benim dizim ile ilgili bitmeyen bir hikayem var, son gittiğim doktor kıkırdak nakli deyip beni çökertti ama Ataletim Canım Benim  ve Gamse bir operasyon düzenleyip beni  hastaneden kaçırdılar...Ama evlere şenlik bir operesyondu ben elimde iğneler ters tarafataki merdivenlerden kaçtım, Gamse'de acilen eve gitmemiz gerek, sonra geleceğiz deyip vınladı... Ataletimin çizdiği yol haritasında ilerleyeceğiz şimdi...Önce klasik tedavi dedi..O ne diyorsa odur:)

Evimiz yaz için hazırlandı, kışın biriken neyi varsa bir ekip tarafından temizlendi...Her şeyi indirdiler,kaldırdılar pir-ü pak yaptılar gittiler...Gerçi biz en kısa zamanda onu eski haline getiririz ama:)

Bu hafta biraz dinlendim ,pek dışarıya çıkmadım bol bol okudum,izledim...

Pazar günü  akşam çayı için bir şeyler yapma arayışı içindeyken,birden gözüm buzluktaki lavaş paketine takıldı,içinden bir iki tane kullanmışız  geri kalanını buzluğa atmışım.  Hemen çıkardım onları,çözüle dursunlar,biraz kıyma kavurdum,soğanlı,yeşil biberli,domatesli bir iç malzeme yaptım,yalnız biraz suluca bıraktım ki,lavaşları ıslatsın..Hatta azcık salça ile sulandırabilirsiniz... Karabiberini,tuzunu serptim. Yeşil biberlerimiz de biraz acıydı... Lavaşların büyüklüğünde bir tepsiye bir lavaş ,bir malzeme,bir lavaş bir malzeme sırasıyla dört kat yaptım beşinciyi üste kapattım. İki kaşık yoğurt,yarım fincan zeytinyağ ve bir yumurtadan oluşan sosu da en üste döktüm. Biraz çekemsini bekledim. Sonra önce dörde böldüm. Sonra her bir  parçayı tekrar ikiye böldüm ki,sos iyice işlesin ve servisi kolay olsun...Fırına attım üstü kızara kadar pişirdim... Breh breh valla bayıldılar,hatta daha sonra bir tane daha yaptım.
 Tabakta gördüğünüz yeşil yemek isefasulye diblesi...Muhteşem bir yaz yemeğidir.İster sıcak ister soğuk yeyin.İster meze olarak isterseniz çayın yanında...Sol üst köşedeki blog içi arama kutusuna fasulye diblesi yazarsanız onyüzbin kez verdiğim tarife ulaşabilirsiniz...



Hadi    biraz da tv konuşalım....
Survivor izleyen var mı?...Biz ailecek izliyoruz. Dün akşam Duygu,Irmak'a yenilince amma yaygara yaptı... Dağhan çok dedikoducu...Doğukan favorim ama son dörde bırakmazlar O'nu... Bi de arada sırada ezik ezik konuşuyo ya o zaman sinir oluyorum:))

Hürrem kaçtı biliyosunuz:)) ne zaman döner belli değil...Dayanamadı ,şartlara...Ne de olsa Avrupa kültürü almış kız... Önce can sağlığı dedi kaçtı...Her ödül töreninde çalışma şartlarını şikayet etti, en son konuşmasında; böyle bir ülke yok diziler 10 yıl sürüyo dedi...hey gidim 10 yıldan az sürene biz dizi demiyoruzz,bilmiyo:))

Şimdi de 90 lar başlıyor,umarım Seksenler kadar başarılı olur...

Hayde gittim ben...

23 Mayıs 2013 Perşembe

Karışık Kaset

Sıcaklar birden bastı,benim bünye henüz adapte olamadı...Ne de olsa genlerimiz serin havaya kodlanmış, istediğin kadar İstanbul'da doğdum ,büyüdüm de,  genlerin Karadeniz'in serinliğiyle, yağmuruyla, dalgalarıyla harmanlanmış... Bir  serin rüzgar yüzümü yalasın,bi sırtımı ürpertsin isterim. Bu sabah da,gökgürültüsünü duyunca fırladım yataktan yağmuuuur diye, o gürledi, bir iki kocaman damla attı camlara geçti gitti...

Üçüncü gündür evdeyim,cuma günkü büyük en büyük temizliğin ön hazırlıklarını yapıyorum,sadece kendim yapmam gereken yerleri ince ince işliyorum:))

Bu ara film izleyemiyorum farkındaysanız,öyle güzel filmlerim var ki stokta,ama niyeyse   izleyemedim...Ama kitapta tam gaz gidiyorum...Karışık Kaset/Uygar Şirin de bitmek üzere...Bu kitabın benim için şöyle,ayrı bir özelliği oldu. Uygar Şirin, kahramanı; Ulaş'ı hep bizim çevrede gezdiriyor. Kadıköy,Koşuyolu,Acıbadem...Bizim piknik yaptığımız yerlerde, birşeyler atıştırdığımız büfelerde, ve alışveriş yaptığımız pasajlarda... Bir de şarkılar var tabi ve hikayeleri...Gece yatakta okuduğum için notlar alamadım ama ben de ben de,biz de biz de diyerek  okudum. Size şu yaz günlerinde içinizi ılık ılık edecek,pır pır ettirecek bir kitap öneriyorum...



Kitap demişken, Can Yayınları D&R da kalasik  yaz kampanyasına başladı... Her kitap değil ama alabileceğiniz bir çok kitap var. Ben Marc Levy'leri topladım:)) Geçen yıl ''Gölge Hırsızı''nı kaçıranlar,bu yıl kaçırmasınlar...Her gittiğimde de karıştırıyorum şimdi Carlos Funtesl'ere diktim gözümü...


Dün akşam Muhteşem Yüzyıl bize madik attı ama işin aslı Hürrem kaçmış:)) şimdi Almanyadaymış ve ne zaman döneceği belli değilmiş. Doktorlar ''tükenmişlik sendromu' teşhisi koymuşlar. Kadıncağız,ödül töreninde boşuna kendini paralamadı,böyle bi ülke yok..diziler 10 yıl sürüyo,her hafta bir film çekiyoruz diye...

Hadi gideyim ben biraz daha çalışayım ''evim  evim güzel evim'' için:)

21 Mayıs 2013 Salı

Merak Eden Çocuk...BÜMED



Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği tarafından kurulan BÜMED Merak Eden Çocuk Anaokulu ve İlkokulu, Arnavutköy'den sonra şimdi de Çekmeköy'de ikinci şubesini açıyor. Eğitim dünyasına farklı bir bakış açısı getirmek üzere yola çıkan Merak Eden Çocuk Okulu, 150 yıllık geçmişi olan Boğaziçi Üniversitesi'nden aldığı kültürel ve bilimsel mirası, uzman eğitimcilerinin dinamizmiyle birleştiriyor. Okul merak eden, hayata olumlu bakan, öğrenme sürecinden keyif alan, kendine güvenen, mutlu bireyler yetiştirmeyi hedefliyor. Çekmeköy'deki ilkokulun anasınıfları ve 1. sınıfları için kayıtlar halen devam ediyor.
http://www.merakedencocuk.com/index.html

Okul seçiminin daha da önem kazandığı şu günlerde sizlerle paylaşmak istedim. Hepinize iyi şanslar ve çocuklarımıza da zihin açıklığı diliyorum!

Bir sürü bişi... Kitaplar, Mayıs yedisi falan

Çoktandır,kitaplardan söz  edemedim. Okuma hızım yeniden eski seviyesine geldi bu hafta ve iki kitap bitrdim,üçüncüsünde ise 50.sayfadayım.Ayrıca okuduğum bir de ekitap var...

Hasan Ali Toptaş şırıl şırıl anlatımıyla, geç kalmışım çok yazık olmuş dedirtti bana... ''Heba'' ile heba olmuş hayatları okurken, o hayatlara  dalıp dalıp çıkarken'',uyku delinmesi'' diye bir kavram sızdı benim de hayatıma...Hani televizyon izlerken uykuya dalarsınız da, tv deki konuşmalar, rüyanıza sızar, karmakarışık,anlamsız şeyler görürsünüz, ya da odadaki konuşmalar bi biçimde rüyanızın içine girer. İşte!bu uyku delinmesiymiş. Uyku delinince o delikten içeri, dışardaki hayat sızarmış... Ziya ile bir Türkiye panoroması serildi gözlerimin önüne.. ''Heba'' yı okumazsanız heba olur size...



İkinci kitabım ise Kardeşimin Hikayesi/ Zülfü Livaneli...Güzeldi, bir ''Serenad ''değildi...Ama yine beni araştırmalara sevk etti, bu ne yav, açıp  bakayım, şu şarkıyı dinleyeyim moduna soktu... Ama olay örgüsünü kitabın başında .çözdüm biraz bilindik bir şey çıktı... Sonu çok sürpriz diyenler çok ama  katilin uşak olduğunu hemen anladım:)  Ama Zülfü Livaneli;-Edebiyat ,hayatın anlamanın tek yoludur dedi....Okuyan insan; dünyanın aklına yaslar sırtını dedi... Kimseyi ,dost olmaya zorlayamazsın dedi ve gönlümü fethetti...Üç başlı köpek  ''Kerberos'' u tanıttı... Bu kitap da su gibi akıp gitti. Ayıptır söylemesi sabah başladım, gece bitirdim.









Üçüncü kitap,henüz terü taze:) yeni başladım . Uygar Şirin'e ait Karışık Kaset... pek keyifli başladı...



Dördüncü  kitap; bir e-kitap... Artık sanal kitaplığımı da oluşturmaya başladım. Henüz altı adet ama, siparişlerim var..e-kitap tarihimin ilk sayfasında Gece Yarısı Çocukları/ Salman Rüşdi  var... Henüz elli sayfa okudum. Dışarıda okuduğum zamanlar okumayı tercih ediyorum. Bugün Kuzguncuk'da deniz kıyısında 30 sayfa kadar okudum.

Ha Kuzguncuk demişken. Bugün Karadeniz kıyılarında şenlikler vardı. Bugün Karadeniz'in Hıdırellezi, ''Mayıs Yedisi''ydi... Bugün kıyı boyunca,sahil şehirlerinde,kasabalarında ,köylerinde Hıdır ve İlyas Peygamberlern,deniz kıyısında buluşması kutlandı... Yedi dalgadan  geçildi, denize yedi çift bir tek  taş atıldı... Yedi  çift taş atılırken derdim,belam denize denildi...Tek taş atılırken de dilekler dilendi... Biz de  Karadenize'e atamadık ama Marmara'ya attık....Bu tür hoşluklarla dünya daha hoş, daha renkli oluyor...







Ayol ne sıcak bir gündü bugün... Gamse ile Kuzguncuk öncesi bir dr kontrolümüz vardı,dönüşte  eve yürüdük,aney ölüyorum sandım... Ben Kuzguncuk'a falan gitmem dedim. Neyse bir saat kadar falan sonra kendime geldim de öyle gittik. İyi ki gitmişiz.Meral,ben ve Gamse pek eğlendik, taşlarımızı denize attık, Çınaraltı Kahvenin enfes miss kokulu ağaçlarının altında oturup, çaylarımızı içtik,sandviçlerimizi yedik sonra Mehmet'de katıldı bize... Dönüşte de, ben yokuş çıkmam deyince yolu uzatıp Üsküdar'a yürüdük...

Hadi gideyim ben artık. Karışık Kaset/ Uygar Şirin dün gece  yatakta okumaya başladım çok hoşuma gitti....Kitabımı okuyayım...

19 Mayıs 2013 Pazar

Biz küçükken,en çok nereye gitmek istersin dediklerinde Anıt-kabir derdik. Anne babalar da görev bilirdi,çocuklarını ''Ata''nın huzuruna çıkartmayı...Öğretmenler kadar görev bilirlerdi Atatürk devrim ve inkılaplarını çocuklarına anlatmayı...Biz böyle geldik böyle gideriz,şüphesi olanlar,başka emelleri olanlar gitsinler kendilerine sahipsiz arazi bulsunlar...Bu ülkenin sahipleri var.

19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı hepimize kutlu olsun... Ağız tadıyla kutlayacağımız nice bayramlar olsun.