Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

8 Eylül 2012 Cumartesi

Unutulmasın

Son iki gün o kadar hızlı geçti ki, artık her şey birbirine karıştı.Artık eve dönünce resimlere bakıp bakıp hatırlayacağım.Unutmamam gereken binlerce anı var anlatmak istediğim.Mesela ,Ayvalık sokaklarında gezerken yanımızdan geçen üzüm yüklü arabayı görünce-aaa üzümlere bakın diye biz hep beraber bağırınca, arabayı durdurup bize üzüm veren Ayvalıklı...Şeytan sofrasında uçurumun kenarında karısının resmini çekerken git git biraz daha git diyen adam...biz ay ay diye bağırınca;beni öldürmek mi? istiyorsun diye bağıran kadın.Durmadan yaptığımız pazarlıklar...Gecenin birinde dükkanı kapatıp giderken ama biz yarın gidiyoruz diye kendimize acındırıp bize baaşım üstüne diye sufle yapan Yusuf Usta...Sarımsaklı da , hem Zuz'dan torpilimiz olduu için hem de yeme içme performansımızı çok beğenip bize indirim yapan Deniz Beach işletme sahibi...Restoranda ki tüm mezelerden sipariş edince masamıza gelip bize bakan meze ustası ve daha neler neler...

Bu gece dönüyorum inşallah,yarından itibaren resimli anılarla görüşmek üzere

6 Eylül 2012 Perşembe

Cunda Cunda 1

Dün sabah itibariyle Ayvalık-Cunda'da cenahlarındayım:)) Ben ve beş arkadaşım Zuz'a geldik.
Yine tabi ben bir güne beş günlük planlar sığdırma gayreti içindeyim...
Dün, valla kardeşim diye söylemiyorum şahane bir kahvaltı ile karşıladı bizi...Bir kekikleri elleri ile dağdan toplamamıştı...Kahvaltılık ezmeler, çingen pilavı denilen lorlu biber kızartması...yine kendi yaptığı reçeller marmelatlar...Enfes zeytinyağ içinde yüzen dal kekikli köy peynirleri, pembe pembe domatesler.Yedik içtik odalarımıza çekildik. Ben Lapis'de kalıyorum... Yan taraftaki Cunda Adali Pansiyona tıklayın görün odamı:))Neyse efenim ben hatta gecelik bile giymiş yatmıştım ki Nermin- hadiii denize diye bağırdı, Zuz - ne komik kadın gecelik bile giymiş dedi. Anlamadım yani, yoldan geldiğim üstüm başımla mı? yatacaktım yatağa... Neyse kalktım giyindim ve denize gittik. Akşama kadar deniz kıyısında kah güneşlendik, kah denize girdik kah yedik içtik. Şu yan tarafta gördüğünüz vişne reçelli , manda yoğurdu , sıcak havada süper bir lezzet oldu. Zuz bize bunun lorlusunu yapacak, yarın sabah. Ha niye bu sabah yapmadı derseniz arkadaşları pansiyonda bıraktık gece bir buçukta Ayvalık'a döndük. Döndük, çünkü bugün Ayvalık'ın pazarı...Yani bu yazı Zuz'un evinden yazılıyor.

Akşam deniz faslımız bitince Zuz bizi pansiyona dönmeden direk Aşıklar tepesine çıkardı. Burası Rahmi Koç tarafından satın alınmış, restore edilmiş ve Muhtar Kent'in babası Necdet Kent'in kitaplarını buraya bağışlaması ile şahane bir kütüphaneye dönüşmüş. Hemen önünde bir seyir terası ve burada çayınızı yudumlaya yudumlaya şahane manzaranın keyfini çıkarabilirsiniz.E'biz de öyle yaptık.

Akşama Zuz'un bizim için yaptığı plan gereği Cunda Meze Dünyasına gittik ve bi dünya meze eşliğinde süper bir gece geçirdik. Tadına bakmadığımız meze kalmadı. Abi o neydi ya.. Bizimkiler seçerken usta bile yeter demiş. Zaten gecenin sonunda bizi kontrole geldi ve çoğunun hala durduğunu görünce ama küseriz biz dedi:))Bu arada biz kimlermiyiz. Nermin, Gamze( bu Gamze^yi lütfen bizim Gamse ile karıştırmayınız) Nezahat, Nimet ve Nazan... 4N bir Gve bir L'de diyebilirsiniz kısaca ha bir de Z var... Dün geceden aklımda kalan bir ara konrolden çıkan gülmeler bir de masada duran mezelere bakıp Gamze'nin ohhhh gözüm de doydu gönlüm de demesİ:)) Bizden sonra Ada'nın kedileri iyi bir ziyafet çekmiştir. Yanda gördüğünüz resimde ki karides sarmaymış... bir adı da karides mantı...Beğendili ahtapot , marine levrek, sıcak ot ve Girit ezmesi en favori mezelerimdi.

Gece saat biri geçerken arkadaşlara pansiyon size emanet dedik biz Ayvalık'a döndük. Biraz kardiş kardiş oturduk sonra ben yattım. Gece baktım Zuz hala yatağında yok. Burası üç katlı bir Rum evi ve ben üçüncü kattayım. O en alt katta, telefon açtım neredesin diye, beni araba ile aldılar sen neredesin dedi... Anaaaa bi korktum, manyakmısın len noluyoo dedim. Meğer ben Ayvalıktayım dermiş heheh, uyumuş kalmış, beni de İstanbul'dan arıyo sanıyo. Ben hiiiii diye korkunca, ay sen yukardaydın di miiii? deyip koşa koşa geldi.

Ben yine erkenden hortladım tabi, yeşil çayımı içtim. Birazdan Ayvalık Pazarına gidiecez, sonra Zuz bizi bi yerlere götürecek öğlene doğru da bizi Sarımsaklıya postalayıp kendi pansiyona dönecek.Biz akşama kadar Sarımsaklıda akşama kadar denize girip akşam güneşin batışını izlemek için Şeytan Sofrasına geçeceğiz.

Hadişimdilik gideyim. İlk günün özeti bu kadar.

3 Eylül 2012 Pazartesi

bugünkü gün...

Bugün nasıl geçti hiç anlamadım. Bir koşturmadır gitti. Önce karı koca Üsküdar'a indik. Kocam- hadi gel bugün değişik yoldan inelim dedi, yıllardır kullanmadığımız bir yola sürükledi beni. Burası merdivenlerden inerek Üsküdar'a ulaşılan bir yol. Çok da güzel bir yoldur, merdivenlerden inerek Üsküdar'a göbekten dalarsınız . Tabi o kadar merdiveni inince benim diz hortladı. Bunu Cunda öncesi bir suikast sayıyorum...

Önce PTT'ye uğrayıp bir kargo gönderdik ardından, Ulusoy'a gidip benim bileti teslim aldık. Poyraz öyle güzel esiyordu ki, hadi bir yerde çay molası verelim dedik, Balık pazarının yanında ki havuzlu bir çay bahçesine oturduk. Daha ne olsun yav dedim, havuzun başına kurulmuşuz, çayı da güzelse ne ala olmazssa mualla... Çay güzel değildi ama ne gam, içmiştik , gitmişti artık.
Eve gelince anladım yorulduğumu, Akşam'da kızlarla Capitol'de buluştuk, Gamse'nin pantolonlarını terziden aldık, biraz Migros alışverişi yapıp geldik.

Evde kalan kabilem için yemek hazırlıkları yaptım. Bir tepsi kıymalı bir tepsi peynirli börek yapılacak. Acıkan atıştırsın diye... Et sote, barbunya, patlıcan musakka ve kabak kemane pişecek. Buzluğa yerleşecek. Barbunya buzluğa girmeyecek tabi, o iki günde yenir, zaten uzun bir gezi olmayacak bir kaç gün havalanıp dönerim:)

Durun anlatacaklarım bitmedi. Naziş bugün yeni öğrencileri ile ilk gününü yaşadı. Anaokulları malum bir hafta önce başlıyorlar eğitim öğretim yılına... Bu seneki sınıfının adı kuzular... Geçen seneki timsahlar , gerçekten de timsah gibi yaramazdılar:)) Öğrencisinin biri- hey öğretmen, biraz daha kalırdım ama, suluk almaya gitmemiz lazım demiş. Gülmekten öldük.

Bir de öneri... bir kayısıyı ikiye bölün, yarısını ağzınıza atın diğer yarısını yüzünüze sürün:)) Kuruyunca yıkayın. farkı görün bana teşekkür edin.

Tamam bitti artık:)

hafta sonu bildirgesi


Bir de baktım ki 3.eylül'ü gösteriyor takvim, eylülün ilk hafta sonunu yemiş bitirmişiz bile. Bu ilk hafta sonu süperdi. Cuma akşamı Gamse ile koştur koştur bir Capitol yaptık. Malum yeni eğitim ve öğretim yılı başlıyor. Ona okulda giymesi için iki siyah pantolon aldık, ben D&R a uğrayp kitap listesi yaptım. Bir yıla yakındır, kitap alış veriş şeklimi değişitirdim. Önceleri Alkım kitap evine gider, kırmızı sepetimi koluma takar, içini kitapla doldurur sonrasında ya Kahve Dünyasına ya da orta katta ki Balzac Cafe'ye çöreklenir, çayımı kahvemi içe içe kitaplara bakar, alacaklarımı seçerdim. Fakat sonra Gamsegamse D&R'ın internet sitesinden alış veriş yapmanın çok daha avantajlı olduğunu keşetti. Öyle ki neredeyse üç kitapta bir kitap bedavaya geliyor, karşılaştırma yapıldığında... Ama şu da var ki, ben kitapları karıştırmayı, raflardan seçmeyi severim. Dokuna dokuna almalıyım yani. Bizim oturduğumuz yerde de biri Capitol'ün içinde diğeri cadde üstünde iki tane D&R var. Önce gidiyorun yine kitapları dolduruyorum, sonra oradaki puflardan birine oturup inceliyorum , defterime not ediyorum alacaklarımı eve gelince de sipariş veriyoruz. İki gün içinde de kargo ile gönderiyorlar. 25 lira üstüne kargo ücreti yok. Neyse cuma akşamı aynı işlemi yaptık eve gelince de siparişlerimizi verdik.

Cumartesi günü yani Eylülün ilk günü akşamı ailecek yine bir Kadıköy klasiği yaptık. Önce akşam yemeğimizi Çiya'da yedik.Kahvelerimizi ve pastalarımızı Kahve Dünyasında yedik. Nezih Kitap Evinden dergilerimizi aldık. Türk Kahvecileri sokağında çaylarımızı içtik ve evimize döndük. O gece Kadıköy ünlü akınına uğramıştı . Yanımızdan geçerken son anda Yiğit Özşener'i farkettik. Ezel'in ve Kaybedenler Klübü'nün yakışılısı... Çok da beğenirim laf aramızda:))

Pazar gününü evde geçirdik. Bir ara kızlar dışarı çıktılar ama erken döndüler.

Bu arada bendeniz salı akşamı Ayvalık yolcuyum inşallah maşallah. Cunda Adali Pansiyon'un şeref konuğu olacağım heheheh. Ayvalık^dan beni takip eden okuyucularım var. Eğer yolda görürseniz seslenin arkadaşlar:)))) Kız kıza bir seyehat olacak bu. Altı kadın yollara düşüyoruz bu kez. Lise arkadaşlarım ile birlikte. Nermin'i anlatmıştım bir kaç kez . hani bana lisedeyken kocaman takma kirpikler hediye eden Nermin, okulu kırıp Yeni Kapı sahillerindeki öğrenci kahvelerinde soluğu alıp, güllü Eve sigaralarını paylaştığımız Nermin...

Bunların dışında yeni bir kitabım var. tam bir yaz kitabı ama sonbahara denk geldi. Olsun yaza veda tatiline yetişti en azından. Benimle Ayvalık'a gelecek. Cunda sahillerinde arzı endam eyleyecek. . Sex and City dizisi ve filmleri bu kitaptan ilham alınarak yapılmış. Kentli kadın öyküsü yani. Zeya^nın hediyesi...Rona Jeffi'den '' Her Şeyin En İyisi''...

Şimdilik gittim ben. Yarın ola hayr ola, yeter ki gönlümüz şen ola...

1 Eylül 2012 Cumartesi

Eylül



Bu gün İstanbul' a sonbahar geldi...Havada bir serin rüzgar, gökyüzünde bembeyaz bulutlar ve bizim havalara uçan tüllerimizle...

Sabahtan beridir kah Alpay'dan ''Eylülde Gel'' kah Bülent Ortaçgil'den ''Eylül Akşamı'' dinliyorum. Ama en sevdiğim Teoman'ın'' İstanbul'da Sonbahar''ı...

Bana sorarsanız bu haftasonunuza en yakışacak kitap Esra Uçar'ın'' Eylüldü Aşkım''ı... Geçen sonbahar okumuştum ben...
Eylüldü Aşkım aynı apartmanda yaşayan bir grup kadının sıcacık dostluklarının öyküsü. Karanlık gökyüzünde çevrelerini aydınlatsalar da kendi yollarını bulmak için birbirlerinin ışığına ihtiyaç duyan bir avuç yıldız; Zeyno, Hicran, Damla, Necla, Şerbet... Mimi Günyüzü görmez pavyonlardan moda dünyasının renkli ışıklarına, aşkın tatlı esintisinden ayrılığın kör kuyularına, küçük burjuva hayatların kuralsız gecelerinden aşiretlerin kanlı kurallarına, ölümü beklerken yaşamla tanışmaya uzanan bir yolda, paylaştıkları büyük sırla birlikte yürüyecekler... Bir kelebeğinki kadar kısa olsa da hayat, Tanrı'nın sunduklarını hep kabul edecekler..


Yeni kitabımız; Marakeş'in Masalcısı

Marakeş’in Masalcısı” bir üçleme ... İkinci kitapta mekan olarak Bağdat, son kitapta ise İsfahan seçilmiş.Bu ilk kitap, diğerleri de yazım aşamasında zaten:))


Marakeş'de Cema-ül Fena Meydanında akşam vakti, bir adam oturmuş masallar anlatır. Onların meslekleri bu, kuşaktan kuşağa aktarılan...Yanında küçük oğlu oturur, oturur ki babasından meslek sırlarını öğrensin...Adam masala başlar, sözü bir başkası alır, masalla ilgili aklına geleni anlatır ve böylece sürer gider gece...


Hoş geldin Eylül...






30 Ağustos 2012 Perşembe

''Uzun Bir Yaz''ı uğurlarken


Yazı başlığım aslında bugünkü kitabımın adıydı...İtalya'da başlayıp, Yunan adalarına giden,Korsika kıyılarında devam eden ve İtalya'da son bulan bir hikaye...Aslına bakarsanız hikayenin hiçbir özelliği yok ama yaz boyu devam eden bu hikayede anlatılan yerler betimlemeler güzel.Bu 102 sayfalık küçücük kitap; bana çok güzel bir manzarada eşlik etti bir anlamda da yazın son ayının sondan bir önceki gününde bir yaza veda yaptırdı...
Uzun sıcak bir yazdan sonra bugün ilk kez ''Kız Kulesi'' ne doğru yürüyüş yaptık.Nasıl özlemişim, yol bu kadar kısamıydı dedim hatta:)) Rüzgar serin serin esti... Bu çok sevdiğim yoldan geçerek sahile çıktık. Burası Üsküdar'da ki ''Valide Gülnuş Sultan Camii'' nin avlusu... Caddede ki kapısından girip ön kapısından çıkınca sahile inen yola ulaşıyorsunuz.

Her zamanki yerimizde oturduk. Kız Kulesi'ni karşıma aldım, Galata Kulesi bana el salladı... canım Tarihi yarımaada Ayasofyasıyla, Topkapı Sarayıyla arzı endam eyleydi benim için sırf benim için. Atatürk'ün yatı ''Savarona'' önümüzden geçti. Martılar çığlık attı tepemizde, karabataklar denize dalıp dalıp çıktılar. Eski 45 likler çaldı... Çayımın biri bitti biri geldi... Bademlerim çıtır çıtırdı ve orada başladığım kitabı orada bitirip öyle kalktım, kalktık...

Magissam o gün çok sıcaktı, keyif alamadık. Bir sonbahar Üsküdar'ı yapalım mutlaka...

Güle güle yaz, yine gel ama lütfen azcık serin serin gel...

29 Ağustos 2012 Çarşamba

filmler, kitaplar, derin dondurucu çalışmaları falanlar filanlar


Ne güzel yağdı yağmur, serinledik epeyce...Hatta bir ara hırka giymenin lüksünü bile yaşadım:))

Bugünden bir filmim bir de kitabım var. İkisi içinde izleyin ya da okuyun demem ille de... Film bir kitap film. Film izlemeyi gerçekten sevenler için... Değişik bir tarzı var. Haruki Murakami'nin bir anlatısından yine Murakami tarafından seneryolaştırılmış. Film izler gibi değil sayfa sayfa kitabı okur gibi izliyorsunuz. Zaten bir anlatıcısısı var. Yalnızlığın, dışlaşmanın, içselleşmenin filmi gibi abuk yorumlar yapabirim bu film hakkında...TONY TAKİTANİ, bir Japon ama cazcı babası ona Amerikalı adı koymuş. Tony Takitani'nin yalnızlaşması bu adla başlamış. Japonya gibi geleneksel bir ülkede bir Japon'un , Amarikalı adı taşıması dışlanmış hissetmesinin başlangıcı oluyor. Erken ölen anne, evde durnayan cazcı baba ve alışverişkolik karı da eklenince bu film çıkmış ortaya...Bana sorarsanız ben beğendim...

Kitap: Deniz Kavukçuoğlu'nun yazdığı ''Zarife'' konusu eski yeşilçam filmlerini andırıyor ama yazım dili çok akıcı. Dün akşam başladım, bu sabah bitti... Özellikle 2000 li yıllarda hızla çökmeye başlayan ahlaki çöküşü anlatmış. Bu arada insanlar için ahkam kesmeden önce biraz düşünmeyi öğütlemiş. Ataletim canım benim şöyle der- beğenenlerin olsun:))

Bugün ben biraz daha dondurucuya çalıştım. Bana kalsa bu işi artık bitirmiştim ama Çiğdem, rendelenmiş domates; pilavda ve çorbalarda çok güzel oluyor deyince hadi biraz da rendelenmiş koyayım dedim. Hadi başlamışken biraz da uzun pazar kahvaltıalrı için kahvaltılık yapayım dedim. Kahvaltılığı şöyle yaptım. Rendelenmiş domatesin içine közlediğimiz kırmızı biberlerden ama közlemeden taze haliyle rendeledim, biraz da yeşil biber rendeledim. Biraz tuzla iyice koyulaşana kadar kaynattım. Sonra soğumaya bıraktım. İyice soğuyunca bir komposto kasesini aldım önüme, içine buz dolabı poşeti yerleştirdim. hadi niye diye sorun:)). Çünkü; kahvaltıya bir kase kadar çıkartmak yeterli oluyor.Üç kepçe kadar koyup koyup bağladım torbaların ağzını. Şimdi bunu nasıl kullanacağız. Önce kaynatırım tekrarki, çözülme sırasında tadı bozulmasın. Soğuduktan sonra biraz sızma yağ,iki diş sarımsak, pul biber hatta incecik doğranmış derotu ilave eder kahvaltı masama koyarım. sonra bandıra bandıra yeyin durun:))

Bugün evde genel temizlik de vardı. Tüm işler bitince akşam yemeği için Capitol'e gittik. yedik içtik geldik, Seksenleri izledik. Tam zamanlı gidiyor, sanırım iki hafta sonra İhtilal olacak konusu...Şu anda en sevdiğim dizi...

E'hadi yatalım gayri saat 00.53

ha bu arada yoksa siz, Kurban Bayramı tatili dokuz gün olacak diye sevinenlerdenmisiniz? Cumhuriyet Bayramı güme gidiyor yine haberiniz ola...