Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

30 Ağustos 2012 Perşembe

''Uzun Bir Yaz''ı uğurlarken


Yazı başlığım aslında bugünkü kitabımın adıydı...İtalya'da başlayıp, Yunan adalarına giden,Korsika kıyılarında devam eden ve İtalya'da son bulan bir hikaye...Aslına bakarsanız hikayenin hiçbir özelliği yok ama yaz boyu devam eden bu hikayede anlatılan yerler betimlemeler güzel.Bu 102 sayfalık küçücük kitap; bana çok güzel bir manzarada eşlik etti bir anlamda da yazın son ayının sondan bir önceki gününde bir yaza veda yaptırdı...
Uzun sıcak bir yazdan sonra bugün ilk kez ''Kız Kulesi'' ne doğru yürüyüş yaptık.Nasıl özlemişim, yol bu kadar kısamıydı dedim hatta:)) Rüzgar serin serin esti... Bu çok sevdiğim yoldan geçerek sahile çıktık. Burası Üsküdar'da ki ''Valide Gülnuş Sultan Camii'' nin avlusu... Caddede ki kapısından girip ön kapısından çıkınca sahile inen yola ulaşıyorsunuz.

Her zamanki yerimizde oturduk. Kız Kulesi'ni karşıma aldım, Galata Kulesi bana el salladı... canım Tarihi yarımaada Ayasofyasıyla, Topkapı Sarayıyla arzı endam eyleydi benim için sırf benim için. Atatürk'ün yatı ''Savarona'' önümüzden geçti. Martılar çığlık attı tepemizde, karabataklar denize dalıp dalıp çıktılar. Eski 45 likler çaldı... Çayımın biri bitti biri geldi... Bademlerim çıtır çıtırdı ve orada başladığım kitabı orada bitirip öyle kalktım, kalktık...

Magissam o gün çok sıcaktı, keyif alamadık. Bir sonbahar Üsküdar'ı yapalım mutlaka...

Güle güle yaz, yine gel ama lütfen azcık serin serin gel...

29 Ağustos 2012 Çarşamba

filmler, kitaplar, derin dondurucu çalışmaları falanlar filanlar


Ne güzel yağdı yağmur, serinledik epeyce...Hatta bir ara hırka giymenin lüksünü bile yaşadım:))

Bugünden bir filmim bir de kitabım var. İkisi içinde izleyin ya da okuyun demem ille de... Film bir kitap film. Film izlemeyi gerçekten sevenler için... Değişik bir tarzı var. Haruki Murakami'nin bir anlatısından yine Murakami tarafından seneryolaştırılmış. Film izler gibi değil sayfa sayfa kitabı okur gibi izliyorsunuz. Zaten bir anlatıcısısı var. Yalnızlığın, dışlaşmanın, içselleşmenin filmi gibi abuk yorumlar yapabirim bu film hakkında...TONY TAKİTANİ, bir Japon ama cazcı babası ona Amerikalı adı koymuş. Tony Takitani'nin yalnızlaşması bu adla başlamış. Japonya gibi geleneksel bir ülkede bir Japon'un , Amarikalı adı taşıması dışlanmış hissetmesinin başlangıcı oluyor. Erken ölen anne, evde durnayan cazcı baba ve alışverişkolik karı da eklenince bu film çıkmış ortaya...Bana sorarsanız ben beğendim...

Kitap: Deniz Kavukçuoğlu'nun yazdığı ''Zarife'' konusu eski yeşilçam filmlerini andırıyor ama yazım dili çok akıcı. Dün akşam başladım, bu sabah bitti... Özellikle 2000 li yıllarda hızla çökmeye başlayan ahlaki çöküşü anlatmış. Bu arada insanlar için ahkam kesmeden önce biraz düşünmeyi öğütlemiş. Ataletim canım benim şöyle der- beğenenlerin olsun:))

Bugün ben biraz daha dondurucuya çalıştım. Bana kalsa bu işi artık bitirmiştim ama Çiğdem, rendelenmiş domates; pilavda ve çorbalarda çok güzel oluyor deyince hadi biraz da rendelenmiş koyayım dedim. Hadi başlamışken biraz da uzun pazar kahvaltıalrı için kahvaltılık yapayım dedim. Kahvaltılığı şöyle yaptım. Rendelenmiş domatesin içine közlediğimiz kırmızı biberlerden ama közlemeden taze haliyle rendeledim, biraz da yeşil biber rendeledim. Biraz tuzla iyice koyulaşana kadar kaynattım. Sonra soğumaya bıraktım. İyice soğuyunca bir komposto kasesini aldım önüme, içine buz dolabı poşeti yerleştirdim. hadi niye diye sorun:)). Çünkü; kahvaltıya bir kase kadar çıkartmak yeterli oluyor.Üç kepçe kadar koyup koyup bağladım torbaların ağzını. Şimdi bunu nasıl kullanacağız. Önce kaynatırım tekrarki, çözülme sırasında tadı bozulmasın. Soğuduktan sonra biraz sızma yağ,iki diş sarımsak, pul biber hatta incecik doğranmış derotu ilave eder kahvaltı masama koyarım. sonra bandıra bandıra yeyin durun:))

Bugün evde genel temizlik de vardı. Tüm işler bitince akşam yemeği için Capitol'e gittik. yedik içtik geldik, Seksenleri izledik. Tam zamanlı gidiyor, sanırım iki hafta sonra İhtilal olacak konusu...Şu anda en sevdiğim dizi...

E'hadi yatalım gayri saat 00.53

ha bu arada yoksa siz, Kurban Bayramı tatili dokuz gün olacak diye sevinenlerdenmisiniz? Cumhuriyet Bayramı güme gidiyor yine haberiniz ola...

27 Ağustos 2012 Pazartesi

Çok faideli bi yazı

Haftasonunu gündüzleri evde akşamları dışarda geçirdik. Ama artık , İstanbul'u gündüz gözüyle görmeyi özledim doğrusu... Sonbaharı dört gözle bekliyorum. Hava serinlesin, beklediğim filmler vizyona girsin, festivaller başlasın, yeni sergiler gelsin, yeni yerler keşfetmeye kaldığımız yerden devam edelim istiyorum.

Cumartesi günü akşamı Kadıköy'de Seyhan Müzik'in terasındaydık. Tarihi Yarımada, ve Haydarpaşa'ya karşı karşı oturduk. Burada gün batımı çok güzel oluyormuş. Malesef ki yeni keşettik , Kadıköy'ün göbeğindeki bu yeri.Starbucks'un hemen yanında ki Seyhan Müzik ve Kitapevinin içinden girip asansörle en üst kata çıkın.Ve seyreyleyin İstanbul'u...(Kadıköy meydan ve karşı kıyılar)

Pazar günü ise yine akşama kadar evde takılıp akşam yemeği için ''Tarihi Beylerbeyi Balıkçısı''na gittik.Aşırı kalabalıktı. Bizim masa doluydu tabi:))Yalnız aşırı kalabalığın verdiği bir pejmürdelik vardı.Yan masada iki kız, yabancı bir arkadaşlarını getirmişlerdi, balıklarının üstüne istedikleri fırın helva kömür olarak geldi önlerine kondu. Abi yaktın yaktın niye servis edersin. Bizim levrekler süperdi ama Naziş, karides güvecini beğenmeyip geri gönderdi.Yemekten sonra çarşıda İskelede biraz gezinip eve geldik.

Bu hafta sonunun kitabı ''İtalyan Düğünü'' idi. Pek keyifli bir okuma serüveni oldu. İç içe giren iki hikayeyi çok beğendim. Ve bundan da bir film senaryosu çıkar dedim. Pieta, Penolope Cruz olsun,Beppi'nin gençliğini de, bizim Mehmet Günsur oynasın:))Kitapta ayrıca bir yemek pişirme serüveni de var ve bazı bölümlerin başında veya sonunda da yemek tarifleri var. En çok da yemek tariflerinin altında ki notlar eğlendirdi beni. Mesela Pieta'nın yaptığı bir makarnanın tarifinin altında; Beppi'nin çok güzel bir sos Pieta ama bu restoran bana ait olduğu müddetçe bunu mönüye koydurmam notu gibi... Halbuki sos tenceresinin dibini ekmekle sıyırmıştı...Ya da Beppi'nin permasanlı patlıcan tarfinin altına Addolorata'nın - Baba , bu yazdığın tarife inanamıyorum, kolestrolün yüksekliğine şaşmamak gerek, yazması gibi... İngiltere'den İtalya'ya uzanan bu hikayeyi , hikayeleri seveceksiniz eminim.

Bugün sözünü edeceğim film ise Tapas...Hayatın Lezzeti... Tapas; İspanyol mezelerine verilen ortak ad. Filme bu isim bence çok yakışmıştı...Film aynı bir meze sofrası gibi çünkü. İç içe geçmiş beş hikaye var.İspanyanın Oscarı olarak kabul edılen Goya Ödüllerinde en ıyı yonetmen ve en ıyı yardımcı kadın oyuncu ödüllerini almış.
Filmin senaryosunu birlikte yazıp, birlikte yöneten José Corbacho ve Juan Cruz, Tapas’ı şöyle anlatmış: “Komşularımızın hatta iş arkadaşlarımızın ne yaşadığını asla bilmiyoruz. Bu toplumda herkes bir şeyler saklıyor, karakterlerimiz gibi. Filmin adı da buradan geliyor ; İspanyolca’da ‘tapas’ geleneksel bir yemek türü, bir meze. Sözcüğün fiil hali olan ‘tapar’, kapamak, içimize kapanmak, saklamak anlamına geliyor. Film sıradan insanların başına gelen küçük olayları anlatıyor.”

E benden bu kadar filmi izleyip izlememeye karar vermek, kitabı okuyup okumamaya karar vermek Size kalmış.

Yine çok faideli:) bir yazının sonuna geldik. Bir mekan önerdik, adresini verdik hatta, bir kitap ve bir film tanıtımı da yaptık. Anam daha ne olsun.

Bugün bizim pazarımız, eğer şu İtalyan domatesi denilen sivri domateslerden varsa biraz alıp rendeleyip dondurucuya koyacağım. Çiğdem, domatesli pilav ve şehriye çorbası için süpperrr oluyor dedi. Sanırım sos için de kullanabilirim. Bu akşamın yemeğini dünden yapmıştım, yemeğe gidiyoruz diye boş durmadık dün yani anlayacağınız. Karışık biber, kabak dolması, zeytinyağlı taze fasulye ve düğün çorbası pişti. Kabakların içini oyunca çıkan kısımlarının üstüne biraz domates doğradım, iki diş sarımsak , biraz da esmer bulgur ve de azcık zeytinyağ ile pişirip kendime bu öğlen için diyet yemeği çıkardım. Azcık da kırmızı pul biber dökerim yerken de yoğurt koyarım üstüne misss. Aynı işlemi patlıcan dolması yaparken , çıkan kısımla da yapabilirsiniz. Hiçbir şey ziyan olmamalı unutmayın.

E'hadi gidem ben artık.Ay gitmeden bir de hava durumu vereyim. Bu akşam geç vakitte yağmur başlayacakmış ondan sonra da 12 derece birden düşecekmiş, sıcaklık. Bekle beni Kız Kulesi, martılar, karabataklar, dalgalar kitabımı alıp geliyorummm....

25 Ağustos 2012 Cumartesi


Bazı insanlar, bazı mekanlar, bazı yemekler, bazı şarkılar, şiirler vardır insana kendini iyi hisettirir... Bir kitap okudum , kapatınca kendimi iyi hissettim, okuduğuma sevindim, okumasam üzülürdüm dedim... Marc Levy'nin ''Gölge Hırsızı'' adlı kitabından söz ediyorum.
Okul değiştirmiştim lise yıllarında hem de kazık kadardım ama orada ki çocukla aynı duyguları hissetmiştim ve benim Annem ve Babam da herşeyin daha iyi olacağını söylemişlerdi. Harika arkadaşlarım olmuş, hayatımın en maceralı günlerini , yıllarını yaşamıştım orada...Ben de gölgelerimi kovalar bir zıplasam üstüne basabileceğimi sanırdım.Güneşin konumuna göre uzayan, kısalan gölgelerimin peşinde koşardım hep. Ve Gamse ile hep gölgelerimizin resmini çekeriz. Bu kitapta kendimden o kadar çok şey buldumki...Çook ama çok sevdim Marc Levy'nin bu bir anlamda Çocukluğa veda romanını... Ve hemen bugün gidip bir Marc levy kitabı almak için sabırsızlanıyorum..

Kitap bittiğinde o kadar hoş duygular içindeydim ki hemen Ayşegül'ün hediyesi ''Büyük Saat'' i aldım elime, Turgut Uyar -turnam- dedi ben -turnam - dedim... Bir kaç şiir üst üste çaktım. Pek hoş oldu ruhum...En son'' Göğe Bakma Durağı''nı okudum yeniden kafamı kaldırdım göğe baktım yeniden yeniden sonsuz şükürlerle...Edip Akbayram'dan '' hava nasıl oralarda''yı dinledim... Güzel olsun oralarda dedim, fındıklarım kurusun:)))harmanda kalmasın...


Bundan birkaç yıl önce, Patara'da kızgın kumlar ayaklarımızı yakmasın diye ahşaptan yapılmış yürüyüş yolunda yine de ayaklarımız yana yana hoplaya zıplaya yürürken çekildi bu resim Gamse ile... Ne güzel bir gündü. Dalgalarla boğuşmuş, Caretta Carettaların yumurtlama alanlarını incelemiş çok ama çok eğlenmiştik. Gamse'nin üzerinde kırmızı , yeşil bir elbise vardı ve ben ona gün boyu karpuzum karpuzum demiştim. Naziş, Neslihan ile Bodrum'a gitmeyi seçmişti.

Bu kadar cumartesi yazısı


24 Ağustos 2012 Cuma

falan filan

Bayramın bitişi ve kızların okula başlamasıyla bizim ev de eski rutinine döndü, diyet de dahil buna:).Dört gözle havanın serinlemesini ve Kız Kulesi istikametli yürüyüşlerimin de başlamasını bekliyorum.


Kızlar henüz seminer döneminde olmanın rehavetiyle biri varsa evde diğeri yok geceleri de... Televizyon da yaz rehavetinden çıkmadı çok şükür, akşamları bir tek şeflerin düellosuna takılıyoruz ailecek sonrası filmdir kitapdır falandır filandır. Dün akşam ''Yatakta İyi''yi bitirdim. Fena değildi. Eski sevgilisinin bir dergide ''Yatakta İyi'' adlı köşede, iri bir sevgiliye sahip olmayı anlatmasıyla bu iri sevgilinin değişen hayatını anlatıyor. Hikaye olarak ilginçti. Hatta bir romantik komedi filmi bile çıkabilir bu kitaptan.Erotik bir kitap değil ismine bakmayın, daha önce de söylemiştim zaten.
İki tane de film izledim. Bir tanesinden söz bile etmeyeceğim, Leylak Dalıcıma anlattım, bir daha böyle filmler izleme dedi bana:)))) tek kelime ile iğrençti. İkinci film 2005 yapımı bir Ferzan Özpetek filmi; Kutsal Yürek. Spritüel bir anlatımı vardı. İster öylece izleyin, isterseniz filmi iki bölümde değerlendirin. Ben Ferzan Özpetek ve Çağan Irmak'ın insanın,insani duygularına , ruhlarına seslenen filmlerini çok seviyorum.
Irene annesini küçük yaşta kaybetmiştir ve teyzesi Eleonora tarafından büyütülmüştür. Başarılı bir iş kadını olan Irene, teyzesi Eleonara gibi çok para kazanmak ve büyük işlere imza atmak ister.




Irene günün birinde ailesinden kalan bir evin, annesine ait eşyalarla dolu odasında kendi iç dünyasına doğru yola çıkar. Aniden başlayan bu değişim genç kadının bütün hayatını alt üst edecek ve hayatına ait her şeyi terk ederek yoksullara yardım eden insanlarla birlikte çalışmaya başlamasına yol açacaktır. . Ferzan Özpetek film vizyona girerken;,Kutsal Yürek,Sosyal ama sosyolojik değil, kutsallık üzerine ama dini değil?? diyerek tanımlamış...


Hava sıcak ama rüzgarlı...bu haftayı da malesef sıcak geçirecekmişiz sonra hissedilir derecede serinleyecekmişiz. Haydi inşallah maşallah diyelim ve bu yazı burada bitsin.

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Bayram Hatıraları

Bayram bayram dedik geçti gitti...Bol ziyaretçili bol gezmeli tozmalı bir bayram geçirdik.Ramazandan sonra ilk birlikte kahvaltımızı yaptık.Simitli mimitli...Ay kavuştum simitime:))
İlk günümüze damgasını Cancan ve Uras vurdu...Ciciannenin misafirleri gelir, evi dağıtmayalım demediler. Biri sehpanın üstünde göbek attı diğer faaliyet yapıcam diye örtüleri serip sulu boya çalışmaları yaptı:))

Birinci günün akşamı hadi hem akşam yemeğini dışarda yiyelim dedik ama Beşiktaş'ın da sezonun ilk lig maçı vardı. Kadıköy'e gittik ki maç izlenebilecek yerler tıklım tıklım dolu... Neyse güzel, açık havada bir yer bulduk. E' ama biz 90 dk boyunca hatır için bile olsa o gürültüyü tantanayı çekemeyceğimize karar verince koca takımdaşlarıyla takılsın yesin içsin, kızsın , bağırsın , tezahüratını gönlünce yapsın dedik ve biz yani kızlar ve ben önce Mercan'a gittik, ramazan boyunca özlediğimiz tatları azar azar tattık. Midye tavadır kokoreçtir.


Hatta bir porsiyon midye tavayı paylaştık. Çeyrek kokoreç yedik çünkü planda Çiya'ya da uğramak vardı. Gamsegamse içli köfte yemeden durur mu?)) diğer yöresel lezzetlerin tadına bakmadan olur mu?... Bu arada sürekli kocanın yanından geçiyoruz, maç hakkında konuşuyoruz :)) Yeme içme faslından sonra biraz da Alkım'a uğradık. Kitaplara baktık, Kahve Dünyasında dondurma molası verdik, derken maç bitti... Hadi hep beraber bir de kahve içip öyle eve dönelim dedik ve Türk Kahvecilerinin olduğu sokağın yolunu tuttuk. Kahvelerimizi de içip evimize döndük.

İkinci gün... Hem kocamın hem Gamsegamse'nin ayrı ayrı önceden yapılmış programları vardı.Önce birlikte Görümceme bayram ziyaretine gittik. Sonra dağıldık... Biz, Naziş ile takıldık. Ver elini Taksim dedik. Öğle yemeğimizi Bambi'de bir şeyler atıştırarak halletik, sonrada benim kuzen tayfası ile buluştuk. Yine çok güldük, çok konuştuk... Gülden beni ben Gülden'i yine çok kızdırdık, çok güldürdük ve akşam sekiz gibi evimize döndük. Ne kadar yorulduğumu eve gelince anladım. İstanbul bayramda biraz olsun tenhalaşmıştı ama geri kalan insanlar Üsküdar iskele meydanına mı? dolmuştu anacım biz anlamadık. İnsan seli içinde yüzdük resmen...E vapura bindik vapur da bomboştu o insanlar o meydan da ne döneleyip duruyorlardı Allahını seven bilen söylesin yav...

Üçüncü gün, karı koca Göksu'ya Kayınvalidem'in kabrini ziyarete gittik. Dularımızı ettik, biraz kabire bakım yaptık.İnsan oralara gidince , ne garip hissediyor kendini, mesela ölüm bana o kadar korkunç gelmiyor...

Göksu'dan Anadolu Hisarı'na geçtik. Sabancı Öğretmen Evinde, Gamsegamse, Naziş, Görümcemcim ve Mehmet ile buluştuk.Rumeli Hisarına , İkinci Boğaz köprüsüne baka baka, karşı kıyılara dala dala yedik içtik. Ben o kadar acıkmıştım ki, onlar gelene kadar yemeğimi yedim. Diyetime de yeniden başladığım için balık siparişi vermiştim sonra kocamın altında ateşi ile birlikte gelen saç kavurması önümde fıkır fıkır kaynadıkça, buram buram tüttükçe içim gitti ve takdir edersiniz ki biraz ekmek bandım:))Millet gelince de herkese ille saç kavurma yiyin diye baskı yaptım:))Ordu+ramazan= 2kg... Ama önümüzde ki ilk 15 günde bunu telafi edeceğimden kuşkunuz olmasın. Enseyi karartmanın bi manası yok...

Bugün artık evde yalnızım herkesler işlerine gitti. Biraz önce bir film izledim.Adı; Tanryla Sohbet... Kitabını belki okuyanlar vardır. Kocaman ansiklopedi gibi bir kitaptı. Bu da filmi... Herkes ne düşünür bilmiyorum ama kitabını okumak bana zevk vermemişti... Kişisel gelişimden hoşlanmadığımı artık cümle alem biliyor ama film güzeldi... ''Ye Sev Dua Et'' de mesela kitabını hiç sevmemiş ama filmine bayılmıştım. Filmi izlemenizi tavsiye ediyorum.Hatta bir iki alıntı yapayım belki ilginizi çeker.
Dünyevi başarılarınla hiç ilgilenmiyorum.Hayatını kazanman senin için endişe olmamalı... Gerçek efendiler hayatını kazanmak yerine onu yaşamayı seçerler...
Durma gerçekten ne istiyorsan onu yap, başka bir şey yapma...Zamanın çok sınırlı...yapmak istemediğin şeyleri yaparak zaman kaybetmeyi nasıl düşünebilirsin.Bu yaşamak değildir, bu ölümdür.

Kendin için bir bolluk yaratmak istiyorsan bunu başkaları için yarat..


21 Ağustos 2012 Salı

Sen rahat ol

Şimdi, Gaziantep yanmış dün akşam, ama bizim dünya yansa bir halbur samanımız yanmamış yine... Sabah kalkmışız dünya yeniden kurulmuş...İyi de bu ateş birgün hepimizi yakmaz mı?

Sen Suriye'nin kuyusunu kazarken, alttan alta orada ki savaşı körüklerken, çalma kapını çalarlar kapını atasözünü söyleyen atalarım bunu niye söylediler acep diye düşünmez misin? ...Sen,3000 Suriyeli Gaziantep'e yerleşirken Gaziantep'i ilticacılar çadırına döndürürken neredeydin diye ,bu sınırlar yol geçen hanı mı? diye sormazlar mı?
sormazlar rahat ol...