Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

28 Aralık 2010 Salı

çıktık açık alınla 29 yılda her savaştan

Fındıkzade de ki evin penceresinin dili olsa da anlatsa sana,yolunu ne çok beklediğimi...İstiklal caddesinde bir yerlere takılıp kalmışmıdır o gençlik kahkahalarımız...Kumburgaz...Gümüşyaka sahillerindeki ayak izlerimiz silinmişmidir çoktan...Bilecik"de ki gelincik tarlaları hatırlar mı O asker ç0cuğun nişanlısı için bir günlüğüne kaçmayı göze alıp gelincikler arasından ana yola çıkmayı göze alışını...Öyle çok gezerdik ki 0 karartma gecelerinde Annemin ödü patlardı biz eve gelene kadar...adaklar adardı kadıncağız evlendiğiniz gün aç köpekleri doyrucam diye...iyi ki bu günkü kadar teknolojik bir zaman değilmiş o zaman da gönlümüzce gezebilmişiz,evden çıktıktan sonra nerede olduğumuzu bir tek bizim biliyor oluşumuzun cazibesi dayanılmazdı...

Bu gün tam 29 yıl olmuş...hava da aynı 0 günkü gibi soğuk ama kalbim de aynı o günkü gibi...
0kulu o gün iyi ki kırmışım iyi ki 0 gün sizin okulda boykot varmış, iyi ki ama iyi ki evlenmişiz yeşil parkalı çocuk.

24 Aralık 2010 Cuma

Çok Can'lı çok heyecanlı





Sözün özü biz bu gün bunları yaptık... Yılbaşı ağacı süsledik... Bing Bang öğrendik...evi çok ama çok karıştırdık, darma duman ettik...

23 Aralık 2010 Perşembe

bak postacı geliyor

Malum bizi Yeni Yıl Kartları etkinliğine katılanların gözü kapıda bu günlerde...Her gün farklı bir heyecan yaşıyoruz....
Dün bizim kapımızı Noel Baba Leylak Dalısı çaldı... Böyle demekte haklıyım çünkü paketten evdeki herkes nasibini aldı...

Kartın zarfına kadar o kadar düşünülerek , zarifçe hazırlanmıştı ki, elime aldığım her şey beni düşünülerek hazırlanmıştı ki duygularımı tarif edemem...En komiği Naziş eve gelince kendine bir broş seç dedim, seçimi onlara bırakmıştı çünkü Leylak Dalıcım...oh iyi ki doğru eve gelmişim Gamze'den öne seçeyim dedi...Gamse gelince bak senin broşun deyince- yazmışmıydı Leylak Teyze hangisinin kimin olduğunu dedi- evet dedim:)O sırada Naziş çoktan mis kokulu broşunu paltosunun yakasına takıp evden uçmuştu... Resimde yok o yüzden... Bir de o şahane ayracım resimde tam çıkmamış...o ikisi ayrıca resimlenecektir...Filmler ,kitaplar her şey her şey öldürücü ölçüde cezbedici...ben o deftere nasıl kıyar da yazı yazarım, hem de benim o eşi menendi bulunmaz yazımla:))Dün akşamdan beri elimi üstüne sürüyorum zaten....Çünkü kapak dokusu bir tuval ve üstünde Monet'in bir tablosu var...

Can Leylak Dalıcım her şey için özellikle de yaşamımda var olduğun için bin teşekkür sana...

22 Aralık 2010 Çarşamba

yeni yıl kartları




Bu günlerde Leylak Dalıcımın başlattığı yeni yıl kartları etkinliğinin heyecanı içindeyiz... Hergün tanıdık tanımadık bi sürü kişiden yeni yılımı kutlayan, güzel dileklerini ileten kartlar alıyorum...Yurt dışına çıkarken , ya da ameliyata girerken atılan , ya da kendi elleriyle yaptığı miss kokulu sabunlarından kartlar yapıp gönderenler var, gözlerimi ışıl ışıl eden, günüme renk katan...

Ben, madem nostalji hadi tam yap kartları Cağaloğlundan al, Sirkeci Büyük Postaneden de postaya ver diyen diyen kocama uydum ve dün ilk iş Cağaloğluna gittik. Hava mis, güneş gözlüklerimi almadığıma bin pişman ben... Tabi gittiğimizde gördük ki kart sektörü mevta... Bir dükkan bize bir yer tarif etti, bir pasaj ... oraya gittik ki o pasajdaki dükkanlardan bir iki tanesi direniyor... Ben Eski İstanbul kartlarına yönelirken, Koca kişisi - Lale bak , ünlü ressamların tablolarının kartları var, çok güzel dedi... hadi o Zaman dedim, İstanbululara tablo, İstanbul dışına eski İstanbul kartpostalları...Kart işini bitirdik... Karnımızı bi güzel doyurduk sonra Büyük Postaneye gittik...

hatta delil olsun size resmim bile çekildi ama nasıl kalabalık anlatamam... hadi evimize , yayıla yayıla seçe seçe yazarım dedim... E tabi hemen eve dönmedik, Mısır Çarşısıydı , Tahtakalesiydi bi güzel dolaştık.

Mısır Çarşısı çıkışından kestanelerimizi aldık, Vapurda çayımızı söyledik... arada bi koltuğu sehpa yaptık kendimize gıldır gıldır konuşa konuşa geldik. Bu gıldır gıldır konuşma lafı Kayınvalidemindir... Mırıl mırıl sohbet falan yerine, ya da keyifli keyifli yerine kullanırdı galiba:)


Akşam yemeğinden sonra ben kartlarımı aldım yayıldım ama dizim de başlayacak derken Gamsegamse ve Kocam zarfların üzerine adres yazma işini üstlendiler:) Ve bu etkinlik hem yeni yıl nostaljisine hem de ayile dayanışmasına örnek oldu :)
Naziş bir şey yapmadı mı derseniz O da, kartpostallardaki tabloların ressamları yazılmış ama tablo isimleri yoktu onları bilgisayardan bulup bizi bilgilendirdi...Mesela benim adını Hasat kaldıran kadınlar diye tutturduğum tablonun adı Başak toplayan kadınlarmış pek ayıplandım...Uydurukçulukla suçlandım...

Bu da Gamse'nin öğrencilerinin tenefüsde öğretmenlerine yaptığı sürpriz... yerim ben onları.

20 Aralık 2010 Pazartesi

pazartesi mahmuru ve bir film bir kitap klasiği

Sakiiin, yavaaaaş bir hafta sonu geçti... Hiç dışarıda program yapmadım... Hafta sonuna doğru yaptığım bir okeyciler buluşması ve Gamsegamse ile yaptığımız bir alışveriş akşamı bu haftanın tek dışarda olan programlarıydı... Alışveriş akşamı hepsine bedeldi zaten:))

Son derece uykusuz bir gece geçirdim... aynada kendimi görünce bunun boyutlarını da anladım... Saçlarım sanki topuz olmuştu, aynada bakan sanki ben değildim...gözlerim çökmüştü yüzüm bembeyazdı... Kitap okudum... tv izledim... Odayı zifiri karanlık yaptım yok... Birde uyku kaçınca akla gelen milyon saçma düşünce de cabası...

Yeni kitabım; Kolera Günlerinde Aşk... Aslında yeni demek biraz haksızlık olur, kitap bundan dört yıl önce falan bir Bodrum tatili dönüşü konaklama tesisindeki kitapçıdan alınmıştı... Konaklama tesisi kitapçısı deyip geçmeyin, çok güzel bir kitapçıydı ve en önemlisi satıcı ne sattığını biliyordu elime aldığım her kitap hakkında konuşmuştuk... Bu kitaba ben bir ara başlamışım, hatta burada yazmış bile olabilirim. Demek ki gözlerimin bozukluğunun artık iyice doruğa ulaştığı zamanlarmış ki, ne kadar küçük baskılı, zor okunuyor falan demiş , keyif almamış bırakmışım... Sonra, O japon kadın maceramı hatırlarsınız, gözümün bozuk olduğunu anlamama neden olan... Galiba araya başka kitaplar girmiş, hatta bu kitap okunmuşların arasına kalkmış. Geçen kitaplık resimlerini çekerken gözüme ilişti...Asla atlamayacağım çok isteyerek aldığım, hatta okuyacağım diye filmini izlemediğim bir kitap... Neyse işte bundan sonraki günlerde okuyacağım ve hakkında kafanızı ütüleyeceğim kitap budur...

Bir yerlerden güneş göz kırpıyor, bu gün pazarımız da var... biraz pazar dolaşması, belki bir Üsküdar'a yürüyüş... Bu gün biraz yemek stoklamam gerekiyor çünkü bu hafta çok yoğun...

Düzenleme: Bir de filmim var sözünü edeceğim... Copie Conforme- Aslı Gibidir...Juliette Binoche severler için... Film genelde konuşmaya dayalı temposu ağır...Ama kaçırılmayacak cümleleri var... Filmi izleyin sonra düşünün aslı nedir kopyası nedir bir şeyin... bu konuda kafanızın karışması ve bu konuyu yeniden düşünmeniz garanti... Mona Lisa'nın gülüşünü bile sorgulamanız olası:)

Toskana'da aşk başka nasıl anlatılır? Aşk yuvası küçük oteller, kafelerde birbirinin gözüne bakan âşıklar... Bir çift gibi görünmeye çalışan bir kadın ve bir erkek... Adam, bir konferansa konuşmacı olarak katılan İngiliz bir yazar; kadın, Fransa'dan gelen bir sanat galerisi sahibi. İşte herhangi bir zaman, herhangi bir yerde, herhangi birinin başına gelebilecek bir öykü...

Veee günün şarkısı Leylak Dalıcımdan geldi...Yes I love you diye bağırabilenlere:)

günün yemeği: Kuru fasulye , pilav, kelek turşusu
...burada tarifi var... bizimki Babamın getirdiği lezzetlerden yoksa bunu asla yapmaya cesaret edemem... yapılışını görmüştüm bin türlü işi formalitesi var... Ana madde olgunlaşmamış kavun...

düzenleme:2- günün çay önerisi... mürdüm erikli ve üzüm çekirdekli...Doğadan'dan... kokusu mu, rengi mi, tadı mı daha güzel karar veremedim...





günün videosu ve haberi... haber konusu Hala kızı Fundanın bir araştırması...burada

18 Aralık 2010 Cumartesi


Serose ile geçen gece yarısı biraz yazıştık ve bana bizim evin kitaplığını merak ettiğini yazdı... ben de söz dedim, hem kitaplığı hemde evin sağındaki solundaki kitap birikintilerini sana resimleyeceğim... iş bu post o yüzden düzenlendi...
Üstteki kitaplar Naziş'in baş ucunda okunma sırası bekleyenler bu sayede onun büyülü , gizemli kitap dünyasına meraklı olduğunu anlayabilirsiniz... buranın bir de yan tarafı var Nartlar ve Çerkesçe ile ilgili kitaplar var, ama orası nedense silik çıkmış koymadım... Gamse'ye ait bölümde bunun devamında o resimde çok başarıszdı onlarıda başka zaman resimlerim... Gamse'nin bölümündeki kitaplar ise evin en neşeli en romantik kitaplarıdır... Ara ara oraya da dadanırım yani...


Burası benim ayakucu kitaplığım:)) Yatağın alt kısmında da ondan, baş ucu kitaplarım yerleşmek için Zuz ve Berfu'nun 10 gün önce ölçüsünü alıp hemen siparişini vereceklerini söyledikleri benim tasarımım bir aksamı bekliyor, L şeklinde yatak baş ucunu ve yan tarafını kaplayan bir şey olacak... üstü kumaşla da kaplanacak... buradan yazarsam belki hızlandırırlar...




Burası kitaplıktan çıkıp depolama alanına dönmüş bir kitaplık artık... bazı bölümler çift sıra bazı bölümler üç sıra...neyseki duvara gömme olduğundan pek kötü durmuyor...Görünmeyen alt kısımda genellikle İngilizce romanlar ve eski çocukluk kitaplarımız var, hepimize ait...

Serrosecim tamam mı:))

17 Aralık 2010 Cuma

BAL'lı yazı


Bu günün filmi çoktandır izlemek istediğim BAL'dı...Hıncal Uluç Türk Sinemasını iki bölüme ayırmıştı Baldan önce Baldan sonra diye... o sözü duyunca hemen izlemeliyim dediğim filmi bi yıl sonra falan bu güne bırakmak nasıl bir şey bilemedim ama sonunda izledim...Yakup,o ulu ağaçların altında orman yolunda yürürken onu adım adım izledim sanki... O tür ağaçların altında gezmişliğim hatta oyle bir yerde tatil amacı için bile olsa yaşamışlığım olduğu için kendimi daha bir konunun içinde buldum. O yaprakların üstüne ben de bastım sanki hırç hırç gırç gırç...Bir kaç yaz böyle ulu ulu yüz yıllık ağaçların içindeki bir evde tatil yaptık... Ağaçlar arası salıncaklar kurup, geceleri komşularla ateş yakıp , ateş etrafında doyumsuz sohbetler ettik... helva kavurduk... bi helva muhabbetim de hep var niyeyse:) yani ben Balı kendimce izledim değerlendirdim... zaten takdir edilmiş bol ödüllü bir film... İzlemeyenler varsa tiz izlesin...

Dün akşam her perşembe akşamı olduğu gibi iki diziyi üst üste çaktım... Türkan'da Fatmagül'de formundaydı dün akşam... Sonra kitabımı okudum...

Dün biz Cancan'la birlikteydik... Bir palyaço muhabbetidir gidiyor... Burnunda palyaço burnu , kafasınıda renk renk sardırıyor... Akşam telefon açtılar, munum Cicianne'de kaldı demiş, bizim yatağın içinden çıktı...Güzel haber Cancan'la Zeya artık komşu oluyorlar... Artık bir taşla iki kuş vurabileceğiz...

Ben filmimi zilerken kar yağmaya başladı, eğer şöyle güzel bir yağış olursa koruya gitmek istiyorum...

düzenleme:Kar yağmadı...koru yürüyüşünü iptal edip, zeytinyağlı yaprak dolma sardım, hatta öyle bi şeyini çıkarmışım ki afedersiniz, birazıda derin dondurucuya kalktı... Peki hepsi iyi hoş da, koru yürüyüşünün alternatifi dolma sarmak gibi bir şey olabilirmi?...e oldu bile artık... Yarına Allah kerim...