Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

24 Aralık 2009 Perşembe

Dün bütün gün Cancanla idik. Yine kızlar gelene kadar mutlu mesut oynaştık yedik içtik okuduk, temiz temiz oturduk. Amma kızlar gelince her tarafa dağıldılar yine. Yeni oyun, Gamsenin takı kutularından birini alıp hızla kaçmak, Gamse arkasından koşar o çığlıklar atar, bazen kutu açılır , içindekiler saçılır...

Akşam Gamsegamse ileCapitole gittik. Hediye çekilişi yapmışlar okulda hediye aldık. İnşalah beğenir arkadaşı , çok güzel bir hırka aldık.Ay sonra malum her tarafa daldık, D&R a girdik , kart standının altını üstüne getirip, yeni yıl kartları seçtik. Yıllar sonra yeniden kart yazmak ,seçmek çok hoşuma gitti. Ben kitaplara doğru hamle yaptım ama Gamse - Anneee sen oralara hiç dalma , ben çok acıktım dedi, yemek yedik kızımla başbaşa çok hoş bir dekorda.

Eve gelince biraz tv takıldım, Naziş yatmaya hazırlanıyordu, kocam maç izliyordu. Ben de yatakta kitap okumaya çekildim. Kazım Karabekir'in Hayatım adlı kitabını okuyorum. Anlatım dili çok hoşuma gidiyor. Bu kitabı okurken bir kez daha anladım ki, hiç birşey tesadüf değil, Kazım Karabekir Paşa , Kazım Karabekir Paşa olmak için doğmuş. Daha öğreniminin ilk yıllarında insiyatifini kullanmaya başlamış. Ev de kendinden büyükler varken evin idaresi bile O'na bırakılmış, hesap kitap kabiliyetinden dolayı . Bu kitaptan sonra Günlüklerinide okumak istiyorum.


Bu gün hep evdeydim nevresim operasyonu yaptım , tüm yataklara:))) Akşam yemeğine de fırında hamsi. Bu kez değişik usulde yaptım. Soğanları piyazlık doğradım sıvı yağ, tuz , karabiber ve kekikle harmanlayıp tepsiye yaydım. Kılçıkları temizlenmiş hamsileride aynı işlemden geçirip açık bir biçimde soğanların üstüne dizdim. Ocağın üstünde bir kaç dakika tutup öyle fırına koydum. Hamsiler kızarana kadar fırında tuttun. Bir kaç da defne yağrağı koydum. Gamse çok hafif buldu , kocam da . Naziş zaten yoktu, seminerdeydi, olsada ağzına koymazdı zaten:))))

Bu gece Aşkı Mem-nu izleyip peşine Bir Bulut Olsam takıcam. Bu gece finali var , en favori dizimin.

Bizim ev de hal böyleyken böyle ya siz de ne var.

22 Aralık 2009 Salı

günün tabağı aslında dünün tabağı:)))



Bu tabak dünkü koru yürüyüşü sonucu oluştu. Yapraklar defne; en sevdiğim ağaç. Mutlaka elimde cebimde defne yaprağı olur. Evimize çıkan sokak da iki yanlı olarak defne ağaçları vardır. Baharda Belediye gelir onları budar, defneleri yol kenarına yığar.Ben her ordan geçişte bir kaç yaprak alırım cebime koyarım, bir tanesinide ortadan kırar koklaya koklaya eve gelirim. Koru deseniz çam ve sedir ağaçlarının yanında kocaman kocaman defne ağaçlarıyla dolu.O gördüğünüz üzüm benzeri şey:)))palmiye ağacından. Kopardığımı gören bir adam tartalım mı? diye espri yaptı.Diğerleride zaten at kestanesi ve çam kozalağı. Kozalaklar biraz nemli. Kurusunlar boyanacaklar.

İlkokuldaydım, öğretmenimiz sonbaharda yaprakların dökülmesini gözlemlememiz için; bizi ormana götürmüştü. Bir taraftan da yaprak topluyorduk. Sonra bu yaprakları kartonlara yapıştırır , altlarına isimlerini yazardık. Yaprağını döken ağaçlar ve dökmeyenler diye de kategorilerdik. Defneyle o zaman tanıştım işte. O dur budur, her paltomun cebinden defne yaprağı çıkar.

yunan mitolojisinde daphne olarak yer alir. kendisi bir nymphedir. apollon'un kendisine asik oldugu daphne, ona hic yuz vermezmis. bir gun ormanda apollon tarafindan yakalanmis daphne. ve babasinin yakarislari sonucu orada bulunan irmak tarafindan bir agaca donusturulmus.

Yürüyüş sonrasında eve geldim. Akşam yemeğimizi pişirdim. Brüksel lahanası ve kıymalı salçalı sapagetti ve de zeytinyağlı pırasa. Bu ara sebze ağırlıklı yemeye karar verdik. Ama kızların ikiside akşam yemeğinde dışardalardı:))) yani biz takıldık sebzeye:)) Bu ara takıldığım başka bir şey de kabuklu badem:(((

Kızlar gelince biraz da onlarla lafladık, günün raporunu aldık ve samanyolunu izleyip yattım. Bakalım bunda romana ne kadar sadık kalınacak.Bu ara geceleri yatarken alerji ilacımı içtiğim için küp gibi uyuyorum valla.

Sabah yine beş buçukta hortladık. Kızlar gitti , benim uykuda gitti bu arada ama uyumalıyım bu gün Can gelecek. Performans toplamalıyım:))

tabiki de uyudum:))) ama yazıyı göndermeyi unutmuşum:)))

not: En çok bu yazım tıklanıyor, Bu gün baktım yine en çok tıklanan yazı, o yüzden yeniden link vereyim, yeniden hatırlayalım dedim.

düzenleme: Kurban bayramlarında sokaklar kan gölüne dönmesin, sosyal kurumlar yoluyla bu iş halledilsin, kimsesiz çocuklara, kimsesiz yaşlılara gitsin dedik ... ha onun da şeyini çıkarmışız. ..Onu bile cukkalamışlar...Hem de en saygın sosyal kurumlar...Yahu biz toptan ölmüşüz de haberimiz yok,..Kurda kuşa yem olmuşuz da ruhumuz duymamış. ..Vah bize vahlar bize..Toptan paranoyak olucaz, kimselere güvenemeyeceğiz, güven bunalımı var bu ülkede güven ...Enflasyon menfilasyon gölgede kaldı...

Yeni yıl gelirken- kokinalı yıllar

Her yıl, yılbaşı yaklaşırken mutlak bir kokinalı yazı yazmışım. Bu yıl da, yazayım yazayım derken Leylak Dalıcım koymuş bile kokinaları sayfasına. İlk kokinalı yazımı 2006 da yazmışım, acemilik bi kokina resmi bulamamışım, evdekileri çekip koyamamışım. Ataletim canım benim yetişmiş imdadıma ve kendi kokinalarını resimleyip benim için koymuş. Bknz aşağıdaki resim.Ve yazısını şöyle bağlamış, kokina resimlerini koyarken...



.


üstteki resim ne alaka derseniz..
dikkatinize ve affınıza sığınarak..
yılbaşı sözü bir kez de olsa geçti.. yazıda..
e bi de lale.. bulamamış bir kokina resmi.. ben de yardımcı ''oliiim'' dedim.. =))
bu arada kokina ne demek var mı bilen??.



İşte 2006 da yazdığım kokinalı yazı.
Ben yeni yılın geldiğini önce köşe başlarında , çingenelerin kokina satmaya başlamasından anlarım. Doğada yetişen bir bitki değidir. Dikensi bir bitkinin dallarına , diğer bir bitkinin kırmızı meyvalarının bağlanmasından oluşur. Adını rumca kırmızı anlamına gelen kokino dan alır. Ben küçükken anneme - anneee bak seni kandırmışlar, bu kırmızı şeyleri buraya iple bağlamışlar derdim:))). Annem onlara yılbaşı gecesi kar görüntüsü vermek için pamukla süslerdi. Yeşil yapraklar arasında küçük kırmızı meyveler ve uçlarında minik minik pamuklar , bayılırdık .


Şimdi yılbaşı ağaçları süslüyoruz. Sanıldığının aksine bunun hiçbir dinle ilgisi yoktur. Bir pagan geleneğidir. Yalnız bu yıl dikaktimi çeken bir şey var. İstanbul çoktan hazırlanmaya başlardı, yeni yıla bu günlerde. Vitrinlerde , sokaklarda bu coşkuyu göremiyorum. Halbuki ayrı bir zevktir o. Sokağa çıktığınız da o görüntü, ister alış veriş yapın , ister yapmayın insanın içine umut doldurur. yeni yıl hep yeni umutlarla gelir ya. Umudumuz kaybolmasın hiç.

Ne zahmetli bir iştir kokina yapmak, o dikenli bitkinin dallarına o minik kırmızı topcukları bağlamak.Kokinayı pazarlıksız almam, öyle hoşuma giderki kokina pazarlığı yapmak.Gider gibi yapınca arkamdan satıcı kadının gel kız gel diye bağırması, gülüşmemiz...

Ne zaman bir çingene kadının elinde kokina görürseniz anlayın ki, yeni yıl yaklaşmakta. Eğer evinize kokina laıp götürürseniz ve ertesi yıl yeniden sokakta kokina satıldığını gördüğünüzde sizinki de hala yeşilse ; kırmızı boyalı , yeşil pancurlu bir eviniz olacak demekmiş:))))

Bizim ev hiç kokinasız olmadı. Annemin favori dekorasyon malzemesiydi. Yılbaşı akşamı mutlaka minik pamuklar koyar, üstüne kar yağmış görüntüsü verirdi. Sonrada girişteki büyük yer vazosundaki yerlerini alırlardı . Hiç sararmadan aylarca durabilir çünki.Gelenek bu ya ben de girişteki büyük yer vazosuna koyarım hehehehe.

Eeee hadii almadınız mı? hala kokinaları. Bu yıl İstanbuldan Adana'ya bile gitmiş kokinalar. Duydun mu?? Dilaracım...

düzenleme: Dün akşam Yule idi. yani kış dönümü yani Anneannemin deyimiyle gün dönümü. Eski Türkler yılbaşı olarak kutlarlarmış. Ne yalan söyleyeyim bu güne yule dendiğini pagan kültürüne çok meraklı olan Naziş'den öğrendim. Geçen gece Muazzez İlmiye Çığ ağaç süslemenin tamamen türk pagan adeti olduğunu sonradan hristiyanlar tarafından benimsendiğini anlattı.

20 Aralık 2009 Pazar

MİM 2010' dan beklediklerim


Yılın son mimi Oyuncak Ev den yani Peren'den geldi. Mim konusu 2010 dan beklentilerim ... O kadar çok ki , hepsi yazılamıyor tabiki :))) Ama özetle aşağıdaki gibidir... Hepimize güzelliklerle gelsin 2010 hiçbirimizin beklentileri boşa çıkmasın.

2010 beklentilerim
...Bu liste her gün biraz daha uzayabilir:))


Artık gündem değişsin acilen değişsin,

Çocuklar kaybolmasın artık bu ülkede.

Faili meçhuller olmasın.

Egenekon sadece bir Türk Destanı olarak hatırlansın.

Küre artık ısınmayı bıraksın.

Eski politikacıların hepsi politikayı bıraktıklarını, artık gençlere yol açtıklarını açıklasınlar . Topluca bir site yaptırıp oraya yerleşsinler, sadece birbirleriyle görüşsünler.Sitenin içinde bakkalı çakkalı, havuzu, sineması, tiyatrosu her bi şeyi olsun, dışarı çıkmalarına gerek kalmasın,

Hiç evsiz olmasın, şehrin ortasında donarak ölmesin insanlar.

M.Ali Alabora'nın oynadığı reklam yayından kalksın,

Yaprak Dökümü artık bitsin, rahmetli ahretten yaprak yaprak yazıp göndermekten bi hal oldu artık.

Şimdi bizim ev için dileklerim 2009 dan devredenler bunlar, gerçekleşenleri sildim.Geçen yılda böyle bir liste yapmışım. Gerçekleşenleri görünce çok sevindim.


Bu yıl daha çok gezmek daha çok okumak istiyorum,

Naziş çok istediği lisans üstüne artık vakit ayırsın istiyorum,

Gamsegamse ,dil terapistliği konusunda yine düşünsün istiyorum,

Kocam yeniden resim yaptığı günlere dönsün istiyorum,
,
Kocamla o çok istediğimiz tren yolculuğuna çıkalım istiyorum,

Ege kıyısında bir ev istiyorum, alt katı kitap-cafe olsun

Zuz yurt dışı seyahatlerini daha çok yapsın bana daha çok hediye getirsin. Ege de istediği evi alsın , benim için özel bir oda döşesin istiyorum:)))

Cancan bana ben de seni seviyorum desin istiyorum, bize gelmek için annesini taciz etsin.

Eniştem iyi olsun...

Ece hobby dükkanı açsın, beni de makastar alsın( ancak onu yapabilirim:)))

Kıbrıs planım gerçekleşsin, Zuz da gelsin.

Çok istediğim Mardin, Hatay gezisini gerçekleştirebileyim.

Ay ayının 40 türküsü varmış, kırkıda ahlat üstüneymiş. Benim dileklerimde hep gezme üstüne olmuş yav.

bu yazdıklarımda önem sı
rası yoktur. Hepsi de birinci derecede öneme haizdir:))

Şimdi adet üzere sobelemem gerekenler. Zeya uuuu günler öncesi yazdı. O zıp zıplamak istiyor en çok :))))

Balkahvem, Gümüşay, Asis sanırım bu gün bir yerlere kaçtı, gitmediyse henüz Asis de yazssın. Kankiii hazırsa listen, sen de yaz.

19 Aralık 2009 Cumartesi

Bu Cumartesi

BİRAZ BAROK





Çokça Elif Şafak'lı geçti.


dip not.Bir insana, yazarın resmi ne gerek dedik beklerken, resim çektirenleri görünce, ama gördük ki Elif Şafak kendisi teklif ediyor resim çektirmeyi, çok hoştu, çok kibardı. Naziş'le anne kız olduğumuzu öğrenince Anne - kız okuyorsunzu beni çok gurur duydum dedi. Kızkardeşlikle diye imzalamış kitabımı, Naziş'inkini yollarımız tekrar keşissin diye. Aramızda baya bi espri konusu oldu.

Gamse'nin panayırı çok başarılı geçmiş. Okuldaki Alman öğretmenlerin düzenlediği bir panayırdı. Bir adı var ama Gamse gelince sorar yazarım:)))) En az yüz kişiyle birlikte boncuk dizip, broş , kolye bileklik yapmışlar. O ayağıma batıp duran boncuklar meğer bir işe yarayacak , Gamse'ye başka bir heyecan getireceklermiş.
en dip not : yıllarca acaba nerede diye arayıp durduğum, facebooklara bile abaktığım arkadaşımın kuzeni Gamse 'nin okulda öğretmen arkadaşı çıktı. Tesadüf mü? Jale'yi bulma vakti mi? gelmişti.

eeeeen dip not: panayırın adı; Why Not Bazaar mış.

*************************************************************************************

Bu pazar,

Geç kalkmalı, Simitli börekli kahvaltılı. Lodosta savrula savrula yürümeliydi, öyle bir itti ki rüzgar bizi arkadan koştur koştur bir yürüyüş oldu. Nazişli ve kocalıydı yürüyüş. . Yol sohbeti gece izlenilen Tarihin Arka Penceresinden, akılda kalnlardı. Biz yarım bıraktık ama Naziş radyosunun kulaklığını takmış kulağına sabah altıya kadar dinlemiş.

Şimdi keçeler saçacağız etrafa; taçlar, broşlar yapacağız, Çok Güzel Hareketler bunları izlerken.

18 Aralık 2009 Cuma

Dün Cancan'la geçti. Hiç evi dağıtmadık, güzel güzel yedik içtik uyuduk, Ayşegül Küçük Anneyi okuduk. Ayşegül kardeşinin bezini değiştirirken yattı , kendininkinide değiştirtti. Bir güzel uyudu tam iki saat, sonra gidip evde yoğurt yokmuş, markete gittik , ıspanağı için yoğurt aldık. O yine gitti pastaneein vitrinine dayandı, simit aldık. Amma o ablalar var ya o ablalar var ya onlar gelince nasıl azdılar nasıl, banyoya varana kadar dağıttılar. Apartmanı inim inim inlettiler.

Akşam olup da Zuz ve Berfu gelince ; Gamse ile bende onlarla çıktık. Bizi Capitol'e bıraktılar. Cancan arabaya oturu oturmaz hemen nay nay diye bağırıyor, onun şarkısı açılacak. Ş arkısı Yalın'dan Ah be Kardeşim. Ay ben O'nu özledim galiba:))


Gamse ile Capitol'ün altını üstüne getirdik. Güya , ayağımı ağrıtıyor diye geri verdiği botu almaya gitmiştik:))). Bot konusu şöyle, Beta dan bot aldık . Ama Gamse uzun kullanımda ayağının ağrıttığını söyledi. Aldılar, incelemeye gönderdiler. Tabanın içine yumşak Jel koymuşlar.Bakalım bu gün şikayet edecek mi??. Botu aldıktan sonra bilumum mağazalara girdik çıktık. Hafta içi ve akşam olduğu için rahat bir alış- veriş oldu. Kızım bana da bir hırka aldı bu arada:))))). Sonra D&R a girdik. Defter baktım ama hiç güzel yoktu, Nezihten almadığıma pişman oldum. Bu arada boş durmadım tabi üç tane kitap aldım. Zadie Smith, ki kendisini İnci Gibi Dişlerle tandım. Daha önce tanışamazdık çünkü ilk romanı o hehehehe. Aldığım kitabı; İmza Toplayan Adam, konusu ilginç geldi. Hiç tanımadığım bir yazarın kitabını aldım bir de, Günhan Kuşkanat' dan Evvel Aşklar Masa veeee son olarak da Selim İleri'nin İstanbul serisinden , İstanbul'un Taramvayları Dan Dan. Bilmeyenler için tavsiye ederim bu İstanbul serisi çok güzeldir. Özellikle İstanbul dışında oturan , İstanbulu özleyen, İstanbulu merak edenler için çok güzel bir seçim oluyor. İstanbul Hatıralar Kolaonyası, İstanbul yıldızların altında, İstanbul Lale Sümbül ve sayamadığım bir sürü kitaplar var. Bir de Selim İleri'nin dilinden üstelik. Kitap alışverişinden sonra eve geldik ki Aşk-ı Memnu yarı olmuş. Neyse benim asıl dizim zaten ondan sonra başlıyan'' Bir Bulut Olsam'' anam o da gece bir de bitti .



Yatarken biraz kaşıntı hissetmiştim aaaah, yoksa efsane geri mi?? dönüyor dedim hemen ilacımı içmiştim. Geçen seneki maceralarımı biliyosunuz hastaneleri mesken tutmuştum. Neyse ilacı içince küp gibi uyumuşum, Üstün Dökmen'in programının sonuna yetiştim. Cuma günleri saat sekizi yirmi geçe kanal D de, Dr lar programında oluyor. Yine çok şeker bir program yaptı. Konuşurken ki yüz ifadesine bayılıyorum.

Öğleden sonra okey grubumla buluştum. Amanıın ne berbat bir oyuncuydum. Daha çok konuştum çünkü :)))



Akşam eve geldiğimde kapıda çok güzel bir sürprizle karşılaştım Nazpek , çok şeker bir kart eşliğine çok şık bir bozuk para cüzdanı göndermiş yeni yıl hediyesi olarak. Nazpek, geçen yılda arkadaşlarla korudan dönerken hadi kahve içmeye bize gidelim demiştim, geldiğimiz de çok özlediğim Ordu kahvesi ile karşılamıştı .Ordu kahvesi dediğimiz kahve arabik kahve , daha yumşak içimli.Bizimkiler hayatta içmezler Brezilya menşeyli kahveyi, çok sert bulurlar. Çok teşekkür ederim Nazpek , bana bu güzel duyguyu yaşatıp, akşam evime hoş duygularla girmemi sağladığın için.

Bu akşam önce Hanımın Çiftliği sonra okuma faslı var.


not: yarın saat iki de Capitol D&R da Elif Şafak'ın imza günü var.

Not: Zeya sana Gümüşay dan mesaj var
aynen şöyle ----Sevgili zeya ya iletirseniz sevinirim.Yazılarını takip ediyorum ama bir türlü iletişimi sağlıyamıyorum.Nazik hoş geldin mesajına teşekkür cevabımı sevgili balkahve yazmıştı ama halen ulaşamıyorum beceremiyorum heralde,iletirseniz sevinirim.Sevgiler

16 Aralık 2009 Çarşamba

Çiçekli yazı

Bu gün bu şarkıyı dinledim; gelen benim- Ezginin Günlüğü söylüyor. O söylüyor benim içim gidiyor.

Mahalle arasındaki bir sokakta bir kitap cafe keşfettim. Hiç ummadığım bir yerde. Ve insanlar masalara oturmuş kitap okuyorlardı, benim de böyle bir yerim olmalı bir gün. Hatta masalara kendi ellerimle pişirdiğim tarçınlı zencefilli kurabiyelerimden koyarım.

Akşam Gamse'ye zeytinyağlı biber dolması yaptım, dün akşam söyledi, canı deli gibi istiyormuş:)))

Ağacı hala çıkarmadım, bu sene çok üşeniyorum.

Yarın Can geliyor, bir hafta oldu görüşmeyeli çook özledik. Geçen gelişinde akşam eve gitmek istemedi. Annesi kandırmak için kapıdan çıktı, kapıyı kapattı, o arkasını dönüp salona bizim yanımıza geldi.

Cuma günü okey partim var. Cumartesi artık Beyoğlu ekibimle buluşucam.



Bu gün yürüyüşten dönerken, dolmalık biber almak için yolumuzun üstündeki ' Şok' girdik. Hani Migrosun yavrusu olan. Ya da Migrosun BİM'i diyorum ben onlara. Biberleri seçerken gözüm soğanın fiatına ilişti, 2.390 lira , gerçek fiat mı ddim. Pazarda 75 kuruş, diğer markette de 65 kuruştu. Acaba farklı mı dedim , yook bildiğimiz soğan işte, hatta pazardaki çok daha iyiydi. Herhalde uzaydan falan geldi dedim . Kasadaki çocuk gayet ciddi idi, hiç cevap vermedi. Biberlerin parasını öderken arkamdam kocamla ikisi gülüşmüş. Hadi adam güldü de, kaç yıllık kocası insanın arkasından güler mi? espirikli karım dedi. Espiri yapmadım , gerçekten soğanın geldiği yeri merak ettim, dedim.

Kendime nergis alıcam, kokusu beni sarhoş eder başka bir şeye lüzum yok.Biz ona Ordu'da sümbül derdik. Bir ara fulya dedik hatta şimdi nergiz. Nergis turuncu renkta papatyamsı, daha çok dere kenarlarında olan bir çiçek değilmidir?. Hani Narsis , dereden su içerken kendi görüntüsünü görmüş suda, kendini o kadar beğenmiş ki aşık olmuş, ayrılamamış oradan , sonrada nergis olmuş işte. Bknz psikolojide Narsis Kompleksi. Halbuki bu şimdi nergis diye satılan bizim sümbül biz onu fındık bahçelerinden bile toplardık. Yanında anemonlar olurdu hatta. Fabrikada çalışan işciler , lale diye getirlerdi bizim eve de, ne lalesi derdim meğer yabani laleymiş anemon:))))



Anemon


nergiz sümbül

benim nergisim




Şimdi okuma faslı.
******************************
Artık bu gün oldu:)))

düzenleme: Artık geceleri kahve içmeyeceğim. Eskiden hiç etkilemezdi beni, kahve bardağımı , yanımdaki komodin üstüne bırakır vurur kafayı uyurdum. E zaman değişti, Çelik de değişti tabi, küresel ısınma da kapıda. Sabahı zor ettim. Bir sürü abidik gubidik şey izledim. Eski dizi tekrarlarından tutunda en ucube magazinleri bile. En son bir Türkan Şoray filmi buldum da cila yaptım. En sevdiğim filmlerinden biriydi hemde. Tatlı Meleğim. Ugly Bety uyarlaması gibi olan hani. Ediz Hun da vardı, e daha ne olsun. Yeşil çay yaptım, yanına da havuçlu kek aldım bir dilim. Hey bu sabah yedide ha, Türkan Şoray filmi, o saatte izlendi.