Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

23 Nisan 2009 Perşembe

BİZİM KÖY

Bu gün size biraz bizim köyden yani Ordu dan resimler koydum ki gözünüz gönlünüz açılsın. En büyük şansımızın, Ordu'da kısa süren yaz mevsimi olduğunu düşürüz biz. Turizme yeterince açılmadı da buralar bize kaldı. Biraz bencilce ama ne yapalım ki gerçek bu. Ama yolunuzu temmuz ayında düşürürseniz Ordu ya ,denizinden de kumundan da alamuğundan da nasibinizi alırsınız. Alamuk sizi öyle bir tongaya bastırır ki, bu gün hava bulutlu dersiniz cayır cayır yanarsınz ruhunuz duymaz. Ancak gece anlarsınız:)). Ben Ordu'da doğmadım ama Ordululuk ruhu denen şey hep içimde. En az İstanbul kadar severim
Burası En büyük Teyzemin evinin olduğu yer. Denize Beyoğlu Ekibimle buradan gireriz. Ortalığı çın çınlatırz.Hemen bitişiğimizde , Belde Otel var. Dört yıldızlı bir otel. Biz nişanlıyken inşaatına başlanmıştı. Kocam da bitince kalalım burada dedi. Biz evlendikten tam 7 yıl sonra bitti. İki gece kaldık. Teyzemleri otele kahvaltıya davet ettik. Anneannem buna da gıcık oldu, onun evi , evinde ekmeği yokmu da otelde kalıyo dedi. Buranın gençleri denizden otelin havuzuna kaynak yapıp otel yönetimini çileden çıkarırlar. Biz denizdeyken diğer kuzenler tekneyle gelir , denizden çıkmadan atlarız tekneye doğru Yasun Burnu'na. Burada batık bir denizaltı var . Üzerinden geçmeye ona bakmaya bayılırım, hem de ürkerim.
Yason Burnu, burada bir de kilise vardır. Burnun üzerinde görünmekte

Yason Kilisesi



Burası kilise ama uzun yıllar hapishane olarak kullanıldı. Ön tarafı sahildir. Biz teyzeme giderken Annemden önce koşar yukarudan , bahçede top oynayan mahkumları seyrederdik.
Kilisenin sahilden görüşü. Şimdi müze ve bahçesinde yazın klasik müzik konserleri oluyor. Kapısı hep açık, içine girip oturulabiliyor.



Sahildeki ev yapılmadan önceki evimizin olduğu mahalle bu tür evlerle doluydu. Bu yanlış hatırlamıyorsan Melek Teyzelerin evi. AYŞEGÜL DAHA İYİ BİLİR O'NA SORACAĞIMM.
Ordu plajı. Metrelerce gidersin ancak dizine gelir, ondan sonra da birden derinleşir . Kıyısında sezonluk evler vardı. En küçük teyzem yani Sabahnur Teyzem yani Sebanur Teyzem yazları burada ev kiralardı.
Bizim evin önü. Burası yapılınca Anneannem çok sinir olmuştu, denizle arasına bu park girdiği için. Çünkü deniz doldurularak park yapıldı.

21 Nisan 2009 Salı

karman çorman, daldan dala, ordan burdan

Dün gözümü görümcelerimle açtım:)). Evden herkesi göndermiş , elimde çayım keyif keyif ev de dolanırken , kapı çaldı. Mutlaka kuryedir dedim. Bizim eve iki günde bir kurye gelmezsse bizim karnımız ağrır çünkü. Bir şeyler gider gelir sürekli. Ama şağıdan görümcemin sesi geldi anah dedim. Siz benim iki görümcem alışverişe çıkın sonra da bize uğramışlar. Hadi beraber kahvaltı edelim falan dedim ama yok dediler. Ben de o zaman koruya gidelimmm dedim. Çünü ben bu havalarda koruya kafayı takarım . İyiiii dediler.

Koruya gittik özendirmek gibi olmasın. Çay falan içtik sohbet ettik biraz yürüdük sonra ben pazar alış verişi yapa yapa eve geldim

Pazarın en sevdiğim zamanları. Çilek kokusundan sarhoş oluyorum sanki. Çilekler de nasıl güzel kıtır kıtır. Reçellikler daha çıkmadı. Osmanlı çileği bi çıksın , hafif pembemsi olur , müthiş kokuludur ve ufaktır. Bu son derece lüzumlu bir bilgiden sonra pazar da bir de enginar tezgahları var , sultani bezelye tezgahları var bu aya özgü. Bu ay diyorum bu aydan sonra ikisi de kılçıklanıyor . Enginar yine neyse de sultani bezelye bu aydan sonra üstüne altın versen yenmez dedim nokta. Bu bezelyeyi bizim Ordu , bi güze kılçıklarını bıçakla yandan yanadan keserek temizler, haşlar , suyunu sıkar, mır unu ve bir yumurta ile harmanlar yanmaz tavada alt üst börek gibi kızartır. Anam o ne lezzet. şimdi Ordu da , ben denizden gelsem ,teyzemler bana ikindi çayının yanına bunu yapmış olsalar, balkonda dala bata yesem oyyyy daha çok var temmuza. Ammaaaa haşlanıp dondurucuya stoklandılar bile naberrrrr.

Pazardan minicik ıspanaklar aldım. Köylü pazarından. Beykoz köylülerinin tezgah kurduğu bir sokak var. Orada Beykoz Ormanının börtü böcek neyi varsa satıyorlar. Kestanesinden , böğürtlenine, otuna , orman meyvelerine hele bi koca yemiş var ben bayılırım ona. İşte o köylülerden aldım ıspanağı. Onlar da akıllı tüm pazarda bir liraya olan şey orada beş lira niyeee çünküme çünküt organikmiş, doğalmış hehehehe. O ıspanağı ben bi güzel yıkadım doğradım , bol soğanla zeytinyağda biraz soteledim çokta öldürmedim. Attım dolaba, üstüne sarımsaklı yoğurt koyup yicez( yiyeceğiz) bu akşam.

Pazardan gelmiş ıspanakları halletmişken de , Meralcim uğradı.Görümcemin kızı olur kendisi. Sevisten bizim kapıda inmiş , Naziş de gelmişti. Onlar sohbet ederken ben hemen hamburger ekmeklerini ikiye ayırdım üstüne kavurduğum ıspanaktan koydum birer çorba kaşığı , onun üstüne de bir dilim kaşar yallah fırına. Bunun üstüne birer parça da közlenmiş kırmızı biber koyarsanız daha güzel olur ama yoktu . Yani çaktırmadan iki de tarif vermiş oldum bu arada. Artık uygularmısınız ayol onlarda ne mi dersiniz keyfiniz bilir. Ben gittim çünkü

19 Nisan 2009 Pazar

FETHİ PAŞA KORUSUNA YAYILMACA

Dün kaldığım yerden devam edeyim. Nazlı'ya hadi koruda kahvaltı edelim demiştim. Üşenir sanmıştım ama hadi dedi. O dergilerini ve bir Agatha daha aldı yanına ben de kitabımı ( daha önce sözünü etmiştim Oyun kitabımın adı) aldım koruya gittik. Korunun içinden yürüyerek taa Kuzguncuğa kadar indik.
yürüdüğümüz yol

Korunun tam Kuzguncuk çıkışında çok güzel bir Cafeterya ve ona bağlı Resteurant var.
Burası cafeterya bölümü
Burası da resteurant bölümü

Cafeteryaya oturduğunuzda görünen manzara aynen bu dur.

Önce kahvaltılırımızı çayımızı falan aldık, çünkü kahvaltı self-servis. Sonra da açtık kitaplarımız dergilerimizi yayıldık da yayıldık. Bir dalmışız orası dolmuş haberimiz yok. Biz gittiğimiz de saat 11 falandı. Saat ikiye kadar öyle okuduk , kızımla lafladık , hesapta bir iki saat kalıp dönecektik. Ama öğle yemeği hazırlıkları başladı o sıra ve muhteşem kokular gelmeye başladı. Hadi yemeğimizi de yiyelim dedik. Tam yerken artık tanıyorsunuz Onu da Ayşegül aradı , hani çocukluk arkadaşım. Seçim için gitmişti Ordu'ya dönmüş - Lalemmm nerdesin diye bağırıyor. Hadi atla gel çok güzel bir yerdeyiz dedim- kocam da ev de dedi. - Al onu da, yemek de yemeyin gelin dedim. Yarım saat geçmediki arabadan aradılar nerden girelim koruya diye. Vurun Kuzguncuğa doğru deddim:)). Geldiler , Ayşegük ta uzaktan bağırıyor - Lalemmmm ne güzel bi yer bulmuşsın kız diye. Neyse onlarda yemek yediler sohbet gırla falan derken saat dört gibi Zuz aradı nerdesiniz diye , sonra bana niye haber vermediniz dedi. Hadi sende gel dedik O da geldi. Akşamı ettik , çıkışta yine yürüyerek korunun içinden bizim tarafa çıktık. Nazlı kestirmeden götürücem sizi diye bizi dik dik yerlerden tırmandırdı acnımız çıktı. Hadi korunun bizim taraftaki çıkışındaki Cafe- Resteuranta daldık bu sefer de bir saat kadar da Nakkaş Tepe, Çamlıca Tepesi- bir tarfatan da yine Boğaz manzarası izledik çay falan içtik.

Ammaa bu sırada bizim akşam yemeğimiz yok, dünden kalma bir mercimek çorbası ve fasulye pilaki var. Ay uydururuz bir şeyler artık dedim. Eve gelince bir de baktım ki babam gelmiş koccamann bir menemen yapmış bize. Ben de hemen güzel bir erişte haşladım yanına daha ne olsun her gün böyle olsun.

Bu gün tüm teklifleri geri çevirdim, yani gez gez nereye kadar , zaten dünden kollarım bacaklarım ağrımış. Önce hijyen çalışmaları yaptım sonra da yan gelip yattım. Şimdi ev tertemizzzzz, missss gibiiii. Artık haftalık planlarımı yapmaya başlayabilirim:)))

her yıl bir Fethi Pşa Korusu yazısı yazmışım bu da onlardan biri

18 Nisan 2009 Cumartesi

BİZ BU SABAH

Biz bu sabah erkenden pörtledik, Gamse kursa , my koca işe gitti. Nazlı yatakta Agatha'lara devam etmekte. Sanırım bu ay 13 kitabını okumuş böööö dedim. Toplamda 80 taneymiş.Birazdan ona koruda kahvaltı teklif edeceğim. Bakalım üşenmezsse.

Dünü hiç sevmedim. Karar verdim ki , gittiğim yerde plan dışı , ortam dışı insanlar olunca ben sevmiyorum. Bazen de ummadığın an da çok hoş insanlarla tanışabiliyor iyi ki diyorsun ama dün öyle bir gün değildi heheh. Hiç sohbet edesim yoktu kal geldi bana. Aaaaynı bir uzaylı gibiydim. Ne biçim bi kadın demişlerdir öööf öyle bir günümdeydim işte.

Bir kaç gecedir tv de kocamla Cumhurbaşkanlığı Bisiklet turnuvasını izliyoruz. Dört saat falan sürüyor. Manzaralar muhteşem, ben kendime yerleşecek yer bakıyorum o sırada , mesela Demre muhteşemdi. Geçen yaz uğrayalım demiş sonra üşenmiştik. Muhteşem bir sahili var. Bisiklet yarışı tuhaf iş, kocam dört bewş gündür bana anlatmaktan iflahı kesildi. Her etap dört saat sürdü bu turnuva da. Etebı kazanan yarışmayı kazandı diyorum yoo o yirminci oldu diyo. Nası ya diyorum en son grubun içindeki yarışmacıdan 10 dakika geride çünkü diyo. Ama sonunda çözdüm ama ne yazık ki turnuva bitti:)). En ilginç olay sa favorinin bisikleti üç dört kez üst üste arıza yapınca sinirlenip bisikleti fırlatmasıydı hemen yeni bisiklet verdiler.Yani onca gün kahrını çektim şu turnuvanın sonunda benlik bir olay oldu:))))). Ha bi de turnuva gündüz tabiki biz tekrarını izliyoruz.Benim acaip bisiklet maceralarım vardır bi gün yazayım size.

Şimdiii Nazlı teklifimi kabul etti , giyinmeliyim.

17 Nisan 2009 Cuma

Biz,

Biz dün evcek evdeydik. Nazlı Pesah tatilinde, koca kafa izninde, Gamse boş gününde, ben alerci tatilinde . Biz evcek vedeyiz ya Can da biz de tabii. Bir ton eşyası evin her yerine saçıldı, arabası kapının önüne park edilmiş. Yatak odam da biberonu, salonda oyuncakları kitapları battaniyeleri, banyoda bez torbası ve her tarafta şen kahkahaları.

Bütün günü Can la yaşadık. Berfu yani annesi bizden gittiği akşamlar resmen sızdığını eve gidince mama bile yiyemeden uyuduğunu ve gece hiç uyanmadığını söylüyor heheheh.

Dün geceki sağnak yağışı görünce yuh yani dedim, bir haftadır ilk kez yarın dışarı çıkıcam şu işe bak. Korkma dedi meteoroloji uzmanı kocam, bu gece yağacak ama yarın çok güzel olacak . Bu adam bu işten anlıyo boşuna Kimyayla falan vakit kaybetmiş:)). Zaten biliyosunuz kimya ilminin bize tek katkısı suların sertlik derecesini tespit o kaaa. Bu suyun ph sı bilmem kaç içilir içilmez ha bi de günahını almayalım yoğunlukları farklı maddeleri birbiriyle karıştırmayız ha ha bi de iyotlu tuzun iyot oranı çok yüksek olduğu için belli oranda iyotsuz tuzla karıştırırız. tastamam bu kadar işte.


Bu gün okey grubumla buluşup okey oynayacağım. Biraz erken buluşup yemek de yiyeceğiz hadi bana müsade o yüzden. Zuz'u bilen gören varsa söylesin iki gündür kayıp. Ortaya çıkmazssa zeya gibi komplo teorileri üretmeye başlayacağım haberi olsunn..

15 Nisan 2009 Çarşamba

İlkokulda ne zaman öğretmen serbest resim dersi yapsaydı. Ben hemen sayfayı çaprazlama kesen bi dere çizerdim. Derede de mutlaka ördekler yüzerdi. Aslına bakrsanız hiç derede yüzen ördek falan da görmemiştim hayatımda. Üçgen çatılı bir ev olurdu dere kıyısında , çiçekler açmış, ağaçlarda elmalar kıpkırmızı olurdu , yani görünüşe göre yaz mevsimi ama benim evin bacasından da mutlaka dumanlar çıkardı. Bulutlar masmavi, arkada bir sıra dağ, dağın arkasında güneş. Bu şablon yıllarca değişmedi. Bir ara evi büyüttüm, kapıyı da yan tarftan açtım, tavana kiremitler dizdim,pencerelere çiçekli perdeler koydum. Bahçeyi çitle çevirdim. Sanırım biraz büyüdükçe daha bi güvenliğe aldım evi :))

Bir yerlerde öylesine dururken , eğer önümde bi kağıt ve de kalem varsa dikkat ettim ya hep çam ğaçları çiziyorum ya da iç içe geçen şal desenler. Hiiç de bi anlam yüklemeye kalkmadım bunlara yok ilerde bi dere kenarında evim olsun, derede ördekler yüzsün , hadi elma ağaçlarım da olsun, bacam hep tütsün, evime gelirken çamlık bi yoldan yürüyeyim diye düşündümm taaa ilkokulda iyi de peki bu şal desen ne. Bu ev de yaşarken şal desenli elbiseler mi giyeyim dedim dersiniz.

Hani şu dergilerdeki testler var ya onları hep çözerim de niyeyse sonucuna bakmaya hep üşenirim. Bi kez yalan olmasın bi testte önceki hayatımda şarap üreticisi olduğum ve Paris te yaşadığım sonucu çıkmıştı.

Bu yazının sonucundan bir şey çıkmasını bekleyen ya da yazıyı bir şey düşünerek yazdığımı düşünen varsa yok valla, çarşamba sayıklamaları deyin...