Aynı başlıkta olduğu gibi kar yolları kesti de ondan kaç gündür gelemedim yazamadım desem:))
Kar yağınca bir de okullar tatil olunca herkesler ev de oldu tabii. Üstelik kocam ve Zuz da kendilerine kar tatili verdiler.
Her fırsatta dışarı çıktık. O tipi fırtınalarının hiç birini kaçırmadım, gece ve gündüz. Kitabımı okudum, baharatlı kurabiyeler pişirdim. Perdeleri açıp , elim de likör bardağı karı izledim. Niye likör derseniz, bu özel ev yapımı bir likör. Kocamın arkadaşı Garo tarafından yapıldı ve hediye edildi bize. Kuşlara yem verdik. Hatta gamze akşam yemeği için yaptığım bulgur pilavını bile yedirmiş kargalara.Karı-koca filmler izledik. Kızlar dışarı çıkınca kocam onları aradı- çabuk eve dönün, fırtına çıktı dedi. Ne hikmetse onların olduğu yerlerde hiç fırtına olmadı:)).İşte böyle geçti bizim ev de karlı günler.
Bu gün tiyatro günüm, gideceğimiz oyunun adı ''BERNARDA ALBA'NIN EVİ''.Dokuz kişiyiz. Ayda iki kez gitmeye başladık. Ama bilet bulmak çok zorlaştı. O yüzden biletleri bir ay önceden alıyoruz. Eskiden DeveKuşu Kabare nin oyunları oynardı böyle kapalı gişe. İki ay önce falan bilet alırdık. Şimdi tüm tiyatro salonları bu durum da. Neyse gittim ben. Tiyatro dönüşü görüşürüz artık....
Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
20 Şubat 2008 Çarşamba
16 Şubat 2008 Cumartesi
PAZAR SİNEMASI


Nihayet beklediğimiz kar geldi.Çok güzel yağdı tüm gün. Perdelerimi açtım elime çayımı aldım. Hem kar yağışını izledim hem de bir film izledim. İlk kez bir animasyon filmini sevdim. Hatta izlerken animasyon olduğunu unuttum.
Evde kimsecikler yoktu, Gamze ille sinemaya gidelim dedi - yok dedim. Arkadaşlarıyla gitti. Çok duygusal bir filmmiş. Filmin adı - Not: seni seviyorum. İsmi bile çekiyor insanı . Ama benim filmim bu değil. Benim filmimin adı ''Ratatuille'' Çocukları olanlar mutlaka bu filmi bulup izlesinler , bu hafta sonu.
Remmy , tat ve koku alma duygusu çok gelişmiş bir fare. En büyük tutkusu aşcı olmak. Kolonisi çöpten beslenirken, o evlerden peynir falan çalıp pişiriyor, tatları birbirine karıştırıp yeni tatlar keşfediyor.
Ağız tadına son derece düşkün ve iyi yemekten çok iyi anlayan bu minik fare Remy'nin en büyük hayali aşçı olabilmektir. Bir gün bir kaza eseri, şehrin en iyi aşçısının hizmet verdiği ve en önde gelen müşterileri ünlü yemek eleştirmenleri olan çok ünlü bir lokantanın kanalizasyon çukuruna düşer.Şef Gusteau , herkesin yemek yapabileceğine inanmaktadır . Ama iki yıl önce aldığı kötü eleştiri yüzünden yıldızlarından birini kaybedince kederinden ölmüştür. Kader remmyi şef Gusteau'nun oğlu olan ama lokantada çöpcü çocuk olarak çalışan Linguini ile karşılaştırıyor. Filmde zaten burada başlıyor.Remy Linguini'nin şapkasına yerleşiyor ve ikisi muhteşem işler yaratıyorlar.
İYİ PAZARLAR
15 Şubat 2008 Cuma
hafta sonu yazısı
Sevgililer gününü de milletçe eda ettik nihayet. Ama bu arada dünya öykü günü olduğunu iki kişi hatırladı atesinsesi ve balkahve.Hatırladılarda onların sayesinde ben de bloğumuzun öykücüsü mutfaksolistini kutlama fırsatı buldum.
Bu gün eski yazılarıma bakarken şunu farkettim. Ben önce anılarımdan başlamışım işe, sonra gündelik hayata geçmişim:))).Bu günkü seçtiğim yazı eski İstanbul ile ilgili. Arada hatırlamakta fayda var, eski İstanbulu.
Üsküdar Çarşısı
Galata Köprüsü
Kadıköy İskelesi
9/2/2006 - ANNEMİN İSTANBUL'U
Annemin İstanbul'un da annem geldiğinde, tanıdığı bir kuş bile yokmuş.
suyu saka denilen su satıcılarından alırlarmış
yoğurdu kilo ile, ellerindeki zillerle sokaktan geçtiklerini haber veren , enselerine koydukları uzun sopanın iki tarafına astıkları kaplarda satan adamlardan alırlarmış
Toplu taşıma aracı tramvaymış.
Trafik mi oda ne
Pikniğe Ümraniye ye gidilirmiş (bilmeyenler için ümraniye İstanbu^'un en büyük semtlerinden biri)
denize moda ve fenerbahçeden girilirmiş(ben buna yetiştim)
Annem mahalledeki herkesi tanırmış,mahalleli de onu
mahallede biri öldüğünde diğer evlerdede 40 gün radyo açılmazmış.
Şimdiller de kocamın ve benim bütün kabilem ,burada öyleki dayımın oğlu ile teyzemin oğlu ayrı ayrı gitttikleri İstiklal caddesinde(beyoğlu)birbirlerine çarpmışlar.Su satan sakalar yok ama saka marka şişe suyu var.Annemin üsküdarında artık toplu taşıma aracı tüp geçit olacak (üsküdarın tarihi dokusunun canına okuduktan sonra) Mahallede BEN KİMSEYİ TANIMIYORUM AMA ,küçük kızım mahalledeki ilkokula gittiği için yaramazlıklarından dolayı mahalledeki kilisenin papazı bile bizi tanıyor.)annemi kaybettiğim de işyerimde(tüm binada ortak radyo yayını vardı.)3gün radyo açılmamıştı) yoğurt cu geldiğini haber vermek için zil çalmıyor ama yoğurt firmaları reklamlarda tepemizde borazan çalıyor.Ama herşeyden önemlisi annem 8yıl önce gitti.
*****
********************************************************************************
eski yazıya yeni not.
Şimdi Üsküdar Meydanını görmenizi isterim. Marmaray çalışmaları yüzünden , her ne kadar tarihi doku bozulmuyor dense bile. O meydan artık Tarihi Üsküdar Meydanı değil. Avrupa ülkelerinde , şehirleşmede en önemli tutulan şey, meydanlardır. Bizim Taksim Meydanı, Kadıköy Meydanı, Eminönü Meydanı gibi . Şehirlerin en önemli yerleri bence meydanlarıdır. Ama bakalım bu gidişle ne kadarı kalacak.
Bu gün eski yazılarıma bakarken şunu farkettim. Ben önce anılarımdan başlamışım işe, sonra gündelik hayata geçmişim:))).Bu günkü seçtiğim yazı eski İstanbul ile ilgili. Arada hatırlamakta fayda var, eski İstanbulu.
Üsküdar Çarşısı
Galata Köprüsü
Kadıköy İskelesi9/2/2006 - ANNEMİN İSTANBUL'U
Annemin İstanbul'un da annem geldiğinde, tanıdığı bir kuş bile yokmuş.
suyu saka denilen su satıcılarından alırlarmış
yoğurdu kilo ile, ellerindeki zillerle sokaktan geçtiklerini haber veren , enselerine koydukları uzun sopanın iki tarafına astıkları kaplarda satan adamlardan alırlarmış
Toplu taşıma aracı tramvaymış.
Trafik mi oda ne
Pikniğe Ümraniye ye gidilirmiş (bilmeyenler için ümraniye İstanbu^'un en büyük semtlerinden biri)
denize moda ve fenerbahçeden girilirmiş(ben buna yetiştim)
Annem mahalledeki herkesi tanırmış,mahalleli de onu
mahallede biri öldüğünde diğer evlerdede 40 gün radyo açılmazmış.
Şimdiller de kocamın ve benim bütün kabilem ,burada öyleki dayımın oğlu ile teyzemin oğlu ayrı ayrı gitttikleri İstiklal caddesinde(beyoğlu)birbirlerine çarpmışlar.Su satan sakalar yok ama saka marka şişe suyu var.Annemin üsküdarında artık toplu taşıma aracı tüp geçit olacak (üsküdarın tarihi dokusunun canına okuduktan sonra) Mahallede BEN KİMSEYİ TANIMIYORUM AMA ,küçük kızım mahalledeki ilkokula gittiği için yaramazlıklarından dolayı mahalledeki kilisenin papazı bile bizi tanıyor.)annemi kaybettiğim de işyerimde(tüm binada ortak radyo yayını vardı.)3gün radyo açılmamıştı) yoğurt cu geldiğini haber vermek için zil çalmıyor ama yoğurt firmaları reklamlarda tepemizde borazan çalıyor.Ama herşeyden önemlisi annem 8yıl önce gitti.
*****
********************************************************************************
eski yazıya yeni not.
Şimdi Üsküdar Meydanını görmenizi isterim. Marmaray çalışmaları yüzünden , her ne kadar tarihi doku bozulmuyor dense bile. O meydan artık Tarihi Üsküdar Meydanı değil. Avrupa ülkelerinde , şehirleşmede en önemli tutulan şey, meydanlardır. Bizim Taksim Meydanı, Kadıköy Meydanı, Eminönü Meydanı gibi . Şehirlerin en önemli yerleri bence meydanlarıdır. Ama bakalım bu gidişle ne kadarı kalacak.
14 Şubat 2008 Perşembe
sevgililer günü şeysi....
Geldik bir sevgililer gününe daha. Hıncalım Uluçumun kulaklarını çınlatalım.Dünya durdukça şanı yürüsün O nun.Bu işi Türk insanın başına saran bizzat kendisidir.
Aslı yani Angel evlenenler , aynı askerin karavanadan düşmesi gibi; onlar da sevgililer gününden çıksın demiş. Olmaz Aslı , düşemem, çıkamam)))))).
Bence bu günde seni seviyorum demenin yok bi zararı.
Bu aralar ben ve gamsegamse berduş hayatı yaşıyoruz.Gece yarılarına kadar oturup, öğlenlere kadar yatmalar, ikindiye kadar sabah kahvaltısı. Dün evden kaçtım da kendimi kurtardım biraz.
Elimdeki kitaplar bitti. Kimya Hatunu okurken biraz garipseyeceğiniz bir Mevlana ile karşılaşıyorsunuz. Bilhassa Şems ile tanıştıktan sonra.Yeni bir kitaba başladım adı''Tanrının Doğum Günü''.Henüz bi kaç sayfa okuduğum için kendi görüşlerim kitap bitince. Ama kitap tanıtımı aldım buraya sizin için.

: BURAK ÖZDEMİR Baskı Yılı : 2006 Yayın Evi : 2006 Sayfa : 521
Yeryüzünde işler hiç iyi gitmiyordu. Dünya gergin, insanlar mutsuzdu… Artık zamanı gelmişti… Tanrı, imajını değiştirmesi için bir reklam ajansıyla anlaştı. Genç reklamcı ile chat’leşmeye başladılar. Çocuk, “Nasıl olur da Tanrı insanla chat yapar?” diye sordu. “Musa ile çalılıklar arasından konuşmuştum, seninle de internetten yazışıyorum. Şaşılacak bir şey yok” dedi. "TANRI''NIN DOĞUM GÜNÜ", böyle başlıyor ve her sayfasında okuyucusunu biraz daha içine alarak kendine hapsediyor. Güzeldünya Kitapları''nın ilk eseri olan bu kitap, saatler süren bir chat''ten sonra müthiş finaliyle kişiyi kucaklıyor, hayata bakışını baştan aşağı değiştiriyor. Kimine göre roman tadında bir araştırma, kimine göre NLP''nin ulaştığı son nokta, kimine göre bir tür tefsir ya da hayat bilgisi kitabı. Adını ne koyarsanız, o. "Nereden geldim, nereye gidiyorum?" sorusuna bu kadar açık ve yalın cevap veren bir eser yazılmadı. "TANRI''NIN DOĞUM GÜNÜ", Burak Özdemir''in üçüncü eseri. "Yıl 2102" ve "Türklerim Diken Diken Oldu" kitaplarını bir solukta okuyan tiryakilerinin bile tüylerini diken diken edecek bir eser, "TANRI''NIN DOĞUM GÜNÜ"… “Ya sonra?” sorusunun kitabı
Aslı yani Angel evlenenler , aynı askerin karavanadan düşmesi gibi; onlar da sevgililer gününden çıksın demiş. Olmaz Aslı , düşemem, çıkamam)))))).
Bence bu günde seni seviyorum demenin yok bi zararı.
Bu aralar ben ve gamsegamse berduş hayatı yaşıyoruz.Gece yarılarına kadar oturup, öğlenlere kadar yatmalar, ikindiye kadar sabah kahvaltısı. Dün evden kaçtım da kendimi kurtardım biraz.
Elimdeki kitaplar bitti. Kimya Hatunu okurken biraz garipseyeceğiniz bir Mevlana ile karşılaşıyorsunuz. Bilhassa Şems ile tanıştıktan sonra.Yeni bir kitaba başladım adı''Tanrının Doğum Günü''.Henüz bi kaç sayfa okuduğum için kendi görüşlerim kitap bitince. Ama kitap tanıtımı aldım buraya sizin için.

: BURAK ÖZDEMİR Baskı Yılı : 2006 Yayın Evi : 2006 Sayfa : 521
Yeryüzünde işler hiç iyi gitmiyordu. Dünya gergin, insanlar mutsuzdu… Artık zamanı gelmişti… Tanrı, imajını değiştirmesi için bir reklam ajansıyla anlaştı. Genç reklamcı ile chat’leşmeye başladılar. Çocuk, “Nasıl olur da Tanrı insanla chat yapar?” diye sordu. “Musa ile çalılıklar arasından konuşmuştum, seninle de internetten yazışıyorum. Şaşılacak bir şey yok” dedi. "TANRI''NIN DOĞUM GÜNÜ", böyle başlıyor ve her sayfasında okuyucusunu biraz daha içine alarak kendine hapsediyor. Güzeldünya Kitapları''nın ilk eseri olan bu kitap, saatler süren bir chat''ten sonra müthiş finaliyle kişiyi kucaklıyor, hayata bakışını baştan aşağı değiştiriyor. Kimine göre roman tadında bir araştırma, kimine göre NLP''nin ulaştığı son nokta, kimine göre bir tür tefsir ya da hayat bilgisi kitabı. Adını ne koyarsanız, o. "Nereden geldim, nereye gidiyorum?" sorusuna bu kadar açık ve yalın cevap veren bir eser yazılmadı. "TANRI''NIN DOĞUM GÜNÜ", Burak Özdemir''in üçüncü eseri. "Yıl 2102" ve "Türklerim Diken Diken Oldu" kitaplarını bir solukta okuyan tiryakilerinin bile tüylerini diken diken edecek bir eser, "TANRI''NIN DOĞUM GÜNÜ"… “Ya sonra?” sorusunun kitabı
11 Şubat 2008 Pazartesi
yeni hafta ve geciken sobeler
Yeni bir haftaya başladık. İstanbul yağmurlu. Nazlı bu gün yarıyıl tatilinin bitmesi nedeniyle, iş başı yani okul başı yaptı. Gamsegamse daha 10 marta kadar tatil. Uhuuuuu biz artık onla ne sabah kahvaltıları , ne gece yarısı film festivalleri yaparız. Bu gün saat ikiye kadar kahvaltı yaptık, tv izleye izleye.
Geçen haftayı biraz hızlı yaşadım. Tiyatrolar, okey partileri, arkadaş buluşmalar, misafir ağırlamalar. Yani biraz yorgun ve de hasarlı çıktım. Hatta içim kan ağlayarak pazar günü bir brunch davetini erteledim.
İzlediğim ouun, Size öyle Geliyorsa öyledir. Oyuncuların hepsi ünlü ve dizilerden de tanıdık olunca , ev de tv izliyor hiisine kapıldım bir an. Ama ilk 1o dk biraz adaptasyon zorluğu yaşadım. Yani girizgah uzun tutulmuştu. Sonrası su gibi aktı.
Şimdi sobelere geleim. İlki mavianne den. Çocuk kitapları ile ilgili. Ama ben bunu kendim ce yanıtlayayım. Çocukalrımı kitap konusunda ilk yıllarda yönlendirdiğim doğrudur. İlk kitaplarını Nazlıya iki aylık hamile iken almaya başladım. Fasikül fasikül yayınlanan, dünya çocuk klasikleriydi. Her kitap beş fasikülden oluşuyordu. Kitap tamamlanınca da cilt kapağı geliyordu arkadan. Çok zevkliydi onlarla uğraşmak. Sonra, uzman tavsiyesine göre çok resimli az yazılı kitaplar aldık. Daha sonra da az resimli çok yazılıya geçtik. Biz Milliyet Çocuk kitaplarıyla büyüdük. Onlar halen Zuz da dır. İhtilal yaptı hepsine el koydu. Nazlının kitap okuma tarzı bana benzedi. Yani okurken top patlasa duymaz ve her ortam da okuyabilir. Çünkü okurken dış dünya ile ilişiği kesilir. Ama burada fırsatını bulmuşken, sesini tanıdığım yazarların kitabını okuyamam. Mesela Can Dündarın bir kitabını okumaya kalksam , o kitabı sanki bana o okur. Çok rahatsız olurum. Böyl de bir huy görülmüş mü bilmem. Aziz Nesin le öğrencilik yıllarım da tanışmıştım. O zamana kadar da ''Maçinli Kız İçin Ev '' hariç bir çok kitabını okumuştum iyiki de. Kankicim bu sobeni tam anlamıyla kapsamadı ama , iyi oldu be! bende bi çok unuttuğum şeyi hatırladım. Zuz dan kendi kitaplarımı geri alayım mesela:))
İkinci sobe Sibelden. masa üstüm ve yapamayıp içimde kalanlar
Msa üstümüz çok ilginçtir. Kızlarla ortak bilgisayar kullandığımız için. Nazlı üçe bölmüş. Hepimiz ayrı kullanıcı olarak giriyoruz bilgisayara. Benim masa üstüm de aile resmimiz var. Bir tatil dönüşü. Ayvalık - Ören den dönüyoruz. Bavullarımız önümüz de.

ikinci soru ise yapmaya fırsat bulamayıp içimde kalanlar.
Kumburgaz dönemlerimizde tramplenden atlamak için bişiğimiz de Hotel Marine vardı. Ona sızardık deniz tarafından , arkadaşlarla. Hiç en tepesinden atlamadım. Çünkü atlarken kuş gibi kollarımı açtığımdan, kollarım cayır cayır yanardı sonradan
Bir de hep sanat tarihi okumak isterdim. Zuz la düşünürüz hep, bizim üniversiteler de akşam bölümleri aç. İnsanlar gidip , ilgi duydukları konuda ağitim alsalar.
Sibelcim şimdi daha aklıma gelmiyo ama ben eklerim zaman zaman içimde kalanları ha' ne dersin.
Sibelcim şimdi daha aklıma gelmiyo ama ben eklerim zaman zaman içimde kalanları ha' ne dersin.
Hadi gittim ben. Bu gün pazarımız var. Gamze ile dolaşacağız biraz.
Geçen haftayı biraz hızlı yaşadım. Tiyatrolar, okey partileri, arkadaş buluşmalar, misafir ağırlamalar. Yani biraz yorgun ve de hasarlı çıktım. Hatta içim kan ağlayarak pazar günü bir brunch davetini erteledim.
İzlediğim ouun, Size öyle Geliyorsa öyledir. Oyuncuların hepsi ünlü ve dizilerden de tanıdık olunca , ev de tv izliyor hiisine kapıldım bir an. Ama ilk 1o dk biraz adaptasyon zorluğu yaşadım. Yani girizgah uzun tutulmuştu. Sonrası su gibi aktı.
Konu: Esrarengiz bir aile: Adam, karısı, kayınvalidesi. Kasaba halkı yeni taşınan bu üç kişi arasındaki ilişkileri tuhaf bulur. Adam karısının kendi annesi ile görüşmesini neden engellemektedir? Karısını niçin baskı altında tutmaktadır? Genç kadın kimdir? Çevre merak içinde tartışır ve damadı da kayınvalideyi de zor duruma düşürür. Farklı yorumlar ardındaki gerçek nedir?
Şimdi sobelere geleim. İlki mavianne den. Çocuk kitapları ile ilgili. Ama ben bunu kendim ce yanıtlayayım. Çocukalrımı kitap konusunda ilk yıllarda yönlendirdiğim doğrudur. İlk kitaplarını Nazlıya iki aylık hamile iken almaya başladım. Fasikül fasikül yayınlanan, dünya çocuk klasikleriydi. Her kitap beş fasikülden oluşuyordu. Kitap tamamlanınca da cilt kapağı geliyordu arkadan. Çok zevkliydi onlarla uğraşmak. Sonra, uzman tavsiyesine göre çok resimli az yazılı kitaplar aldık. Daha sonra da az resimli çok yazılıya geçtik. Biz Milliyet Çocuk kitaplarıyla büyüdük. Onlar halen Zuz da dır. İhtilal yaptı hepsine el koydu. Nazlının kitap okuma tarzı bana benzedi. Yani okurken top patlasa duymaz ve her ortam da okuyabilir. Çünkü okurken dış dünya ile ilişiği kesilir. Ama burada fırsatını bulmuşken, sesini tanıdığım yazarların kitabını okuyamam. Mesela Can Dündarın bir kitabını okumaya kalksam , o kitabı sanki bana o okur. Çok rahatsız olurum. Böyl de bir huy görülmüş mü bilmem. Aziz Nesin le öğrencilik yıllarım da tanışmıştım. O zamana kadar da ''Maçinli Kız İçin Ev '' hariç bir çok kitabını okumuştum iyiki de. Kankicim bu sobeni tam anlamıyla kapsamadı ama , iyi oldu be! bende bi çok unuttuğum şeyi hatırladım. Zuz dan kendi kitaplarımı geri alayım mesela:))
İkinci sobe Sibelden. masa üstüm ve yapamayıp içimde kalanlar
Msa üstümüz çok ilginçtir. Kızlarla ortak bilgisayar kullandığımız için. Nazlı üçe bölmüş. Hepimiz ayrı kullanıcı olarak giriyoruz bilgisayara. Benim masa üstüm de aile resmimiz var. Bir tatil dönüşü. Ayvalık - Ören den dönüyoruz. Bavullarımız önümüz de.
ikinci soru ise yapmaya fırsat bulamayıp içimde kalanlar.
Kumburgaz dönemlerimizde tramplenden atlamak için bişiğimiz de Hotel Marine vardı. Ona sızardık deniz tarafından , arkadaşlarla. Hiç en tepesinden atlamadım. Çünkü atlarken kuş gibi kollarımı açtığımdan, kollarım cayır cayır yanardı sonradan
Bir de hep sanat tarihi okumak isterdim. Zuz la düşünürüz hep, bizim üniversiteler de akşam bölümleri aç. İnsanlar gidip , ilgi duydukları konuda ağitim alsalar.
Sibelcim şimdi daha aklıma gelmiyo ama ben eklerim zaman zaman içimde kalanları ha' ne dersin.
Sibelcim şimdi daha aklıma gelmiyo ama ben eklerim zaman zaman içimde kalanları ha' ne dersin.
Hadi gittim ben. Bu gün pazarımız var. Gamze ile dolaşacağız biraz.
8 Şubat 2008 Cuma
KİŞİYE ÖZEL SOBE
Hafta sonu geldi ya, ne çabuk geldiyse,eski yazı ekleyeceğiz. Acaba hangi eski yazımı eklesem derken , hem sevgililer gününü eda edeceğimiz :)) gün yaklaştı , hem de blog da hazır aşk havası var(anlayan anladı). Nalanın bana yaptığı bu sobe geldi aklıma. Sadece bana yaptı , ve okurken havaalanındaydı Helsinki ye uçuyordu, ya da Helsinkiden geliyordu. Zaten onun yorumunu da yazının altında göreceksiniz. Kocamla tnasıl tanıştığım dı sobe konusu. Şimdi Nalan bu yazıyı sanırım yine havaalanında okuyacak, şimdi de Güney Afrikaya uçuyor. Galiba tarih tekerrürden ibaret sözü gerçek .
Buyrun şimdi yazıya
**************************************************************************************
16/2/2007 - KİŞİSEL SOBE-ÖZELMİ ÖZEL SOBE
Evet başlıkta da belirtilmiş olduğu üzre bu sobe tarafıma ,blogcu arkadaşım,ama artık abla kardeş gibi olduğumuz Desertwind(Nalan) tarafından yapıldı.Kendisi bir çöl aşığı
olup.Görünüm de Dubai de ikamet eder ama ,kah Fas tan yazar,kah İtalya dan,bu aralar Helsinki den sesleniyor.Helsinkinin havasıyla başı hiç hoş değil ama o mücadelesini veriyor.Efenim sobe ye gelince ,kocamla nasıl tanıştığımı yazmamı istemiş,bu da özel bir sobe olsun demiş.Hay hay seni mi kıracağım dedim.
Efenim bizim ilk tanışıklığımız 1974 yıllarına dayanır ,o zamanlar ben daha lise -1 öğrencisi,o da İstanbul Galatasaray Devlet Mimar Mühendislik Akademisin de (İGDMMA) kimya mühendisliği tahsil etmek de.Babamın ortağının dayısının oğlu olurmuş...Yani o zamana kadar haberim yoktu.Benim de beş kişilik bir çetem var o zamanlar,İstanbulun altını üstüne getirmekle meşgulüz.Paramız bittiğinde ,ya da karnımız acıktığın da soluğu babamın Sirkeci de ki iş yerinde alıyoruz.
Üniversitelerin de çalkantılı dönemleri,boykotlar falan gırla.İşta okulların boykot olduğu günlerden birin de biz yine ekiple babamın iş yerine damladık.Ama her günkünden farklı biri var orda ,zoraki selamladı bize tamam.Sonra biz oraları birbirine katıyoruz,ooo sanki hiç kimse yok gibi davranıyor zat-ı muhterem.Bu boykotlar uzadıkça bu da babamlara daha fazla takılmaya başlayınca ee biz de daha fazla takılmaya başladık ama nafile.
Sonra aradan 4 yıl geçti.Biz de bu arada boş durmadık büyüdük ,bakılır hale geldik tabiki.Artık takılıyoruz benim kuzenlerle falan denize gidiyoruz,sinemaya falan.Benim doğum günümdü,bir şeyler yapalım birlik de dedi,tamam dedim.Anam bu sen git,kardeşlerime de bilet al bizi gece önce luna parka sonra sirke götürdü.Adam karar vermiş benle aile olmaya ama ben anlamıyorum demek.Yok dedim bundan hayır çıkmaz.
Artık ben fal tutuyorum ,şu yerdeki siyah karolara basmadan yürürsem seviyo,3dakika için de evin önünden 3 kırmızı araba geçerse seviyo.Biz çıkıyomuz şimdi,e çıkmıyosak niye her gün beraber gezip duruyoruz ,derken bir gün küt -lale ben seninle evlenmek istiyorum ,öyle köşe bucak gezemem ben dedi.İyi evlenelim dedi,bu sefer düşün diyo.İç sesim diyoki tamam üle tamam dedik ya.Şimdi hadi bi kaç gün düşinim dicem,e sonra,sen tekrar sormazsan ben tamam demem.e sen de sormazsan ,riske atarmıyım heç.Yok yok dedim düşünmeye gerek yok.hemen nişanlandık.Ama tam dört yıl sonra evlendik,okul du ,askerlikdi.
Ama zorunluluk halleri hariç her gün birlik de geçen dört yıl,gidilmeyen film,tiyatro,açık hava konseri kalmamacasına ,ayağı yanık kedi gibi gezmeler.Askerliğini üç saat mesafe deki Bilecik de yaptı,sürekli gidip geldik .E işte gerisini zaten yavaş yavaş okudunuz buralar da bir yıldır. Ha adı mı ,ZEKİ
16/2/2007 - Bayildim yazina!
Yazan Desertwind
Simdi havaalanindayim.Istanbul'a kadar geldim birazdan Dubai'ye ucacagim.Hemen kosup bloglari kontrol ettim.Surda herkesin icinde kikirdamami gorleiydin.Herseyden once beni kirmayip yazdigin icin cok tesekkur ederim.
Insanin icini sicacik eden bir iliski sizinkisi ve benim hep olmasini istedigim sey ; once dost sonra sevgili ya da es olmak.
Bu arada seninde dedigin gibi abla kardes oldugumuza gore lutfen bana sen de.Naber kiz ? de:)
güle güle Nalan iyi yolculuklar , iyi uçuşlar
Buyrun şimdi yazıya
**************************************************************************************
16/2/2007 - KİŞİSEL SOBE-ÖZELMİ ÖZEL SOBE
Evet başlıkta da belirtilmiş olduğu üzre bu sobe tarafıma ,blogcu arkadaşım,ama artık abla kardeş gibi olduğumuz Desertwind(Nalan) tarafından yapıldı.Kendisi bir çöl aşığı
olup.Görünüm de Dubai de ikamet eder ama ,kah Fas tan yazar,kah İtalya dan,bu aralar Helsinki den sesleniyor.Helsinkinin havasıyla başı hiç hoş değil ama o mücadelesini veriyor.Efenim sobe ye gelince ,kocamla nasıl tanıştığımı yazmamı istemiş,bu da özel bir sobe olsun demiş.Hay hay seni mi kıracağım dedim.
Efenim bizim ilk tanışıklığımız 1974 yıllarına dayanır ,o zamanlar ben daha lise -1 öğrencisi,o da İstanbul Galatasaray Devlet Mimar Mühendislik Akademisin de (İGDMMA) kimya mühendisliği tahsil etmek de.Babamın ortağının dayısının oğlu olurmuş...Yani o zamana kadar haberim yoktu.Benim de beş kişilik bir çetem var o zamanlar,İstanbulun altını üstüne getirmekle meşgulüz.Paramız bittiğinde ,ya da karnımız acıktığın da soluğu babamın Sirkeci de ki iş yerinde alıyoruz.
Üniversitelerin de çalkantılı dönemleri,boykotlar falan gırla.İşta okulların boykot olduğu günlerden birin de biz yine ekiple babamın iş yerine damladık.Ama her günkünden farklı biri var orda ,zoraki selamladı bize tamam.Sonra biz oraları birbirine katıyoruz,ooo sanki hiç kimse yok gibi davranıyor zat-ı muhterem.Bu boykotlar uzadıkça bu da babamlara daha fazla takılmaya başlayınca ee biz de daha fazla takılmaya başladık ama nafile.
Sonra aradan 4 yıl geçti.Biz de bu arada boş durmadık büyüdük ,bakılır hale geldik tabiki.Artık takılıyoruz benim kuzenlerle falan denize gidiyoruz,sinemaya falan.Benim doğum günümdü,bir şeyler yapalım birlik de dedi,tamam dedim.Anam bu sen git,kardeşlerime de bilet al bizi gece önce luna parka sonra sirke götürdü.Adam karar vermiş benle aile olmaya ama ben anlamıyorum demek.Yok dedim bundan hayır çıkmaz.
Artık ben fal tutuyorum ,şu yerdeki siyah karolara basmadan yürürsem seviyo,3dakika için de evin önünden 3 kırmızı araba geçerse seviyo.Biz çıkıyomuz şimdi,e çıkmıyosak niye her gün beraber gezip duruyoruz ,derken bir gün küt -lale ben seninle evlenmek istiyorum ,öyle köşe bucak gezemem ben dedi.İyi evlenelim dedi,bu sefer düşün diyo.İç sesim diyoki tamam üle tamam dedik ya.Şimdi hadi bi kaç gün düşinim dicem,e sonra,sen tekrar sormazsan ben tamam demem.e sen de sormazsan ,riske atarmıyım heç.Yok yok dedim düşünmeye gerek yok.hemen nişanlandık.Ama tam dört yıl sonra evlendik,okul du ,askerlikdi.
Ama zorunluluk halleri hariç her gün birlik de geçen dört yıl,gidilmeyen film,tiyatro,açık hava konseri kalmamacasına ,ayağı yanık kedi gibi gezmeler.Askerliğini üç saat mesafe deki Bilecik de yaptı,sürekli gidip geldik .E işte gerisini zaten yavaş yavaş okudunuz buralar da bir yıldır. Ha adı mı ,ZEKİ
16/2/2007 - Bayildim yazina!
Yazan Desertwind
Simdi havaalanindayim.Istanbul'a kadar geldim birazdan Dubai'ye ucacagim.Hemen kosup bloglari kontrol ettim.Surda herkesin icinde kikirdamami gorleiydin.Herseyden once beni kirmayip yazdigin icin cok tesekkur ederim.
Insanin icini sicacik eden bir iliski sizinkisi ve benim hep olmasini istedigim sey ; once dost sonra sevgili ya da es olmak.
Bu arada seninde dedigin gibi abla kardes oldugumuza gore lutfen bana sen de.Naber kiz ? de:)
güle güle Nalan iyi yolculuklar , iyi uçuşlar
7 Şubat 2008 Perşembe
ÇOCUK KİTAPLARI TOPLUYORUZ
Bu gün , size aslın da dün gittiğim tiyatro dan söz edecektim. Ama zeyanın sayfasına gittiğim de çok öncelikli bir konu beni bekliyordu. Çocuklar için bir kampanya.Ben baktım ki zeya bunu çok güzel anlatmış, e gelsin benim sayfamda da kendi cümleleriyle anlatsın dedim.Ve yazısını olduğu gibi buraya aldım. Şimdi yazımı ekleyip, kitaplığımı dökmeye gidiyorum, çocuk kitaplarını ayıracağım. Hadi siz de iş başına bence
*****************************************************************************
ÇOCUK KİTAPLARI TOPLUYORUZ
Sunay Akın'ın anlattığı çok sevdiğim bir hikaye vardır. Babası çocuğa pazar günü hayvanat bahçesine gitmek için söz vermiş ancak pazar günü televizyonun karşısında oturmak daha rahat gelmiş. Oğluna gazeteden çıkan dünya haritasını parçalara bölüp vermiş bunu doğru olarak birleştirirsen hayvanat bahçesine gideriz demiş. Nasılsa akşama kadar tamamlayamaz düşüncesiyle rahatça koltuğuna kurulmuş. 15 dakika sonra çocuk bitti baba hadi gidelim demiş. Adam bir araya gelmiş haritaya bakarak nasıl yaptığını sormuş. Çocuk da arka sayfasında bir adam resmi vardı adamı düzeltince dünya kendiliğinden düzeldi demiş.
İnsanları düzeltmenin en etkin yolu çocuğu eğitmekten geçiyor. İmkanı olmayan çocukların daha iyi imkanlarda okumaları iç dünyalarını kitaplarla zenginleştirmeleri için yine bir kitap kampanyası başlatıyoruz. Milli Eğitim Bakanlığından onaylı ilköğretim okuma kitaplarını topluyoruz. Bu seferlik sadece çocuk kitabı ve kırtasiye malzemesi (defter, kalem, silgi vs) topluyoruz.
Bunun için siz neler yapabilirsiniz?
-Eğer evinizde okunmuş çocuk kitapları varsa onları gönderebilirsiniz.
-Yeni kitap satın alıp gönderebilirsiniz. 1 tane bile olsa damlaya damlaya göl olur.
-Bloglarınızda ve mail listeleriniz de bu duyuruyu yayınlayabilirsiniz.
-Farklı fikirlerinizi benle paylaşabilirsiniz.
Ben kendim göndermek istiyorum veya İstanbul dışında yaşıyorum diyenler bana mail atarlarsa okulların adreslerini verebilirim.
İhtiyacı olan her okulda birer kütüphane kurulsa ne güzel olur değil mi?
İletişim:
Kazım Karabekir Paşa Kültür Merkezi
Kazım Karabekir Sok.no:8 Erenköy İstanbul
Mail: uayas@hotmail.com
*****************************************************************************
ÇOCUK KİTAPLARI TOPLUYORUZ
Sunay Akın'ın anlattığı çok sevdiğim bir hikaye vardır. Babası çocuğa pazar günü hayvanat bahçesine gitmek için söz vermiş ancak pazar günü televizyonun karşısında oturmak daha rahat gelmiş. Oğluna gazeteden çıkan dünya haritasını parçalara bölüp vermiş bunu doğru olarak birleştirirsen hayvanat bahçesine gideriz demiş. Nasılsa akşama kadar tamamlayamaz düşüncesiyle rahatça koltuğuna kurulmuş. 15 dakika sonra çocuk bitti baba hadi gidelim demiş. Adam bir araya gelmiş haritaya bakarak nasıl yaptığını sormuş. Çocuk da arka sayfasında bir adam resmi vardı adamı düzeltince dünya kendiliğinden düzeldi demiş.
İnsanları düzeltmenin en etkin yolu çocuğu eğitmekten geçiyor. İmkanı olmayan çocukların daha iyi imkanlarda okumaları iç dünyalarını kitaplarla zenginleştirmeleri için yine bir kitap kampanyası başlatıyoruz. Milli Eğitim Bakanlığından onaylı ilköğretim okuma kitaplarını topluyoruz. Bu seferlik sadece çocuk kitabı ve kırtasiye malzemesi (defter, kalem, silgi vs) topluyoruz.
Bunun için siz neler yapabilirsiniz?
-Eğer evinizde okunmuş çocuk kitapları varsa onları gönderebilirsiniz.
-Yeni kitap satın alıp gönderebilirsiniz. 1 tane bile olsa damlaya damlaya göl olur.
-Bloglarınızda ve mail listeleriniz de bu duyuruyu yayınlayabilirsiniz.
-Farklı fikirlerinizi benle paylaşabilirsiniz.
Ben kendim göndermek istiyorum veya İstanbul dışında yaşıyorum diyenler bana mail atarlarsa okulların adreslerini verebilirim.
İhtiyacı olan her okulda birer kütüphane kurulsa ne güzel olur değil mi?
İletişim:
Kazım Karabekir Paşa Kültür Merkezi
Kazım Karabekir Sok.no:8 Erenköy İstanbul
Mail: uayas@hotmail.com
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)