İki gündür yine İstanbul sokaklarını arşınlamaktayım. Önce Avrupa yakası. Kurtuluş , Nişantaşı civarı ve bu günde Kadıköy sokakları.
Güllü arayıpta, hadi gel Fato ya gidiyoruz deyince hemen okidoki dedim . Ertesi sabah dün yani erkenden kalktım , şöle bi evi programladım. Akşam yemeği, ev düzeni falan. Gamze ödevini evde unutmuş , aradı dosyayı mailme gönder anne dedi. , sonra da , sakın çıkma çok soğuk kar yağıyor dedi. Yağarsa yağsın dedim ayol, hiç mi karda dışarı çıkmıuyoruz. Hoş çıkınca kar mar görmedim ama harbi soğuktu. . Sonra banka da işlerim vardı, bankaya gittim. Benimle sıra bekleyen teyze bir meraklıydı anlatamam. Öldü , sen ne yapacaksın, para mı yatırcan - he diyorum. Nereye ,niye. Bende masus uzatıyorum lafı. O benim bir numara önümdeydi. Meğer dolarlarını teftişe gelmiş hanım teyzem. Bankada işim bitince hemen Üsküdar- Kabataş yoluyla Kurtuluşa geçtim. Ama motorda , birden aklıma geceki olay geldi. Başladım kendi kendime gülmeye , Bu kadın deli demesinler diye. Denizde dala bata balık arayan karabataklara odaklanıyorum yok gülmem geçmiyor. Şimdi ; gece kitabımı , gözlüğümü aldım yatağa girdim. Kocam da bi taraftan gazete okuyor. Taktım gözlükleri gözüme , açtım kitabı anah o da ne, görmüyorum. Ne oluyoruz ya , ne çabuk bozuldu gözlerim yeniden diyorum. Sonra anladımki kocamın gözlüklerini takmışım. Adam da gözlüklerine bi titiz, ha bire benden kollar. Ben de alıp , bi de gözüme takmışım. Siliyorum ki, acaba kirlendi de göstermiyor mu diye. Olay bu yani. Kurtuluşta kuzenler bir araya geldik, her zamanki gibi bağırış çağırış sohbet ettik.Yedik , içtik.Dönüşte daha bi soğumuştu hava.
Bu gün de İlmiyemle birlikteydik. akşamdan aradı bir şeyler yapalım dedi. - Var benim bir programım zaten , gel takıl dedim. Alkıma gitmem gerekti. Bu gün saat öğleden sonra üç gibi buluştuk. Almam gereken kitaplar vardı , onları aldık . Yukarı katta oturup bir kaç kitap inceledik. Sonra balık pazarında biraz dolaştık, yemek yedik bir yerde sohbet edip eve döndük. Özlemişim İlmiyemi.
Gelelim sobeye; Nalandan geldi. Hoşuma gitti soruları. Hadi başlayalım
Yemek olsam ne yemegi olurum?: Ben sanırım ben kocaman bir pasta olurdum. İçi krokanlı. Yumşacık lezzeti, tatlı ama , arada ağzına gelen krokanları gibi sertte olabilen
Muzik aleti olsam ne olurum?: Sanırım bateri olurdum ben. Çok sesli , çok gürültülü. Ama ahenkli
Araba olsam ne olurum?:Kesinlikle karavan. Herkes yanımda, tüm alet edavatım , mutfağım yanımda. ooooooh tıngır mıngır.
Aylardan hangisi olurum?:Eylül, eylül . Başkasını düşünmem bile. Yapraklar sararsın, hava hafiften soğusun.
Ayakkabi olsam ne olurum?.Rahat bir terlik olurum. Şıpıdık şıpıdık ses çıkaran
Kiyafet olsam ne olurum?.Sabahlık olurdum ben , pek severim sabahları salına salına sabahlıkla gezmeyi. keyfi hatırlatır bana . Bi de annemi. her sabah uyandığımda onu üstünde sabahlığı , elinde kahvesiyle hayal ederim.
Sıra geldi sobelemeye, İlknur, mavianne ve angel , ve de şekerimpembem hadi
Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
15 Aralık 2007 Cumartesi
12 Aralık 2007 Çarşamba
bu günden
Yağmurlu bir sabaha uyandık. Uy ne şairane bir girişti değil mi. Zati dün de öyle uyanmıştık , aslında da geceden başlamıştı yağmur. Cama vuran , yağmur damlalarının sesine uyandım. Sonra gece yarısı okuma lambalarım geldi aklıma. Hani şu kitaba takılanlar. Kimseyi rahatsız etmeden okuyabilirsiniz kitabınızı. Evde onlarca var. Ama hepsini malesef Gamze halletmiş. Şimdi biri bozulur ya. Diğerinden parça çıkarır ona takar. Öyle öyle zincirleme hepsini bozmuş anlayacağınız.
Bu okuma lambaları , henüz daha Türkiye de bilinmezken, kocamın ikinci dereceden kuzeni Elifin şirketi bunları yurt dışından getirtmiş. -Aklıma hemen sen geldin - dedi. Kapmış üç tane getirmişti bana. Sonra her köşe başında üç tanesi bi paraya satılanları çıktı. Ama çok kullanışlı bir şey. Bu Elif , benim ruh ikizim gibidir. Bir gece toplanmışız, ortam da geyik muhabbetine dönmüş. Biri dedi ki size bir oyun yapıcam. Herkes en sevdiği iki hayvanı bir kağıda yazssın.Sevdiğin hayvanı , sevme nedenini söylüyorsun. O da karakter tahili yapıyor gibi bi şey di sanırım. Millet kuş, balık, kedi , köpek yazmış. Ben karga ve kirpi yazmışım o da kertenkele. Mesleki hayranlığı varmış:)). Biolog dur da. Neyse işte gece uyanıp, lambaları ararken aklıma Elif geldi işte. Bi de çoktandır görüşemediğimiz. Kimseyi uyandırmadan kitap okuyayım derken , arama çalışmalarım sırasında herkesi uyandırdım. Kızlar eve hırsız girdi sanmış. Kocam da - sen yine ne peşindesin dedi.
Bu gün evdeyim , başlıca görevim kaybolan terlik teklerini aramak. Hepsi de Gamzenin yatağının altından çıkar emin olun. Çünkü bir terlik giyer, bırakır, ortada kimin terliği varda onu giyer , sonra onu da bir yerlerde bırakır. Mesela kocam eve gelince bakar terliği yok, doğru gider onun odasına , nerde diye sormaz bile.
Yılbaşı ağacımız süsleyeceğiz bu gün Naziş le. Okuldan gelince. Bayılır bu işe. Tabi benim ağacı ve süsleri çıkartmam gerek önce. Süsleyelim, resmini koyarım belki. Annem küçükken bize kokinalardan yapardı. Uçlarına pamuklar takardı, kar görüntüsü vermek için. Kokinanın iki bitkiden oluştuğunu sanırım artık bilmeyen kalmamıştır. Doğada yok kokina diye bir bitki. Bir dikenli bitkinin yapraklarına, diğer bir bitkinin kırmızı meyvelerinin bağlanmasından oluşur. Adını da rumca kırmızı anlamına gelen kokino dan alır. Küçükken anneme- seni kandırmışlar anne, bak bu kırmızı çiçekleri buraya iple bağlamışlar derdim hep. Şimdi Beyoğlunda her köşe başında satılmaya başlanmıştır.Yılbaşının yaklaştığını kokinalardan anlarım ben. Yine ben geçen yıl sayfama bir kokina resmi bulamazken, sevgili pınar, ehlikeyfim benim . Evindeki kokinaların resmini koymuştu benim için. Hüzünlendim yav ben. Gittim şimdilik ...
Bu okuma lambaları , henüz daha Türkiye de bilinmezken, kocamın ikinci dereceden kuzeni Elifin şirketi bunları yurt dışından getirtmiş. -Aklıma hemen sen geldin - dedi. Kapmış üç tane getirmişti bana. Sonra her köşe başında üç tanesi bi paraya satılanları çıktı. Ama çok kullanışlı bir şey. Bu Elif , benim ruh ikizim gibidir. Bir gece toplanmışız, ortam da geyik muhabbetine dönmüş. Biri dedi ki size bir oyun yapıcam. Herkes en sevdiği iki hayvanı bir kağıda yazssın.Sevdiğin hayvanı , sevme nedenini söylüyorsun. O da karakter tahili yapıyor gibi bi şey di sanırım. Millet kuş, balık, kedi , köpek yazmış. Ben karga ve kirpi yazmışım o da kertenkele. Mesleki hayranlığı varmış:)). Biolog dur da. Neyse işte gece uyanıp, lambaları ararken aklıma Elif geldi işte. Bi de çoktandır görüşemediğimiz. Kimseyi uyandırmadan kitap okuyayım derken , arama çalışmalarım sırasında herkesi uyandırdım. Kızlar eve hırsız girdi sanmış. Kocam da - sen yine ne peşindesin dedi.
Bu gün evdeyim , başlıca görevim kaybolan terlik teklerini aramak. Hepsi de Gamzenin yatağının altından çıkar emin olun. Çünkü bir terlik giyer, bırakır, ortada kimin terliği varda onu giyer , sonra onu da bir yerlerde bırakır. Mesela kocam eve gelince bakar terliği yok, doğru gider onun odasına , nerde diye sormaz bile.
Yılbaşı ağacımız süsleyeceğiz bu gün Naziş le. Okuldan gelince. Bayılır bu işe. Tabi benim ağacı ve süsleri çıkartmam gerek önce. Süsleyelim, resmini koyarım belki. Annem küçükken bize kokinalardan yapardı. Uçlarına pamuklar takardı, kar görüntüsü vermek için. Kokinanın iki bitkiden oluştuğunu sanırım artık bilmeyen kalmamıştır. Doğada yok kokina diye bir bitki. Bir dikenli bitkinin yapraklarına, diğer bir bitkinin kırmızı meyvelerinin bağlanmasından oluşur. Adını da rumca kırmızı anlamına gelen kokino dan alır. Küçükken anneme- seni kandırmışlar anne, bak bu kırmızı çiçekleri buraya iple bağlamışlar derdim hep. Şimdi Beyoğlunda her köşe başında satılmaya başlanmıştır.Yılbaşının yaklaştığını kokinalardan anlarım ben. Yine ben geçen yıl sayfama bir kokina resmi bulamazken, sevgili pınar, ehlikeyfim benim . Evindeki kokinaların resmini koymuştu benim için. Hüzünlendim yav ben. Gittim şimdilik ...
11 Aralık 2007 Salı
HER TELDEN YANİ BİZİM EVDEN
Tas gibi bir kafa ile kalktım yataktan. En son baktığımda 04.59 du. Baya bi cebelleştim yatakta. Sonra tv izledim. Kitap okuyacak mod da değidim. Elveda Rumeli ve Kelebek Çıkmazının izlemediğim bölümlerini arka arkaya izledim. Sanırım içtiğim son kahvedir bunun müsebbibi. Bakın arada böle eski kelimeler sıkıştırmaya bayılıyorum.Kitaplarımı bitirdim. Artık görüş yazmayacağım deyince , bir çok arkadaşım illede yaz demişler. İyi o zaman günah benden gitti. Bilenler bilir. Hep iki kitaba aynı zamanda başlarım. Bu kez de öyle yaptım. Siyah Süt ve Çikolata Kaplı Hüzünlere aynı zamanda başlarım. Biri hard biri soft. Aynen rock müzik gibi yani. Yazarınız bir zamanlar teeee Suzy Quatro zamanlarından. Can the can diye çığırıp az deli etmedi , anasını babasını.İşte buraya kadar sayın okuyucu, yine oldu olanlar , kitap derken geldik yine zurnanın son deliğine. Durun sabredin şimdi toparlicemmm ortalığı. Ha işte kitaplar bitti . Siyah Sütü okurken Elif Şafak bir yandan ben bir yandan, konuşup durduk içimizdeki benlerle. Ben hep derdim ki , -acep recep , benim içimde kaç Lale var. Uçan , kaçan lale, kocasının deyimiyle anarşik Lale, gezgüç Lale, anaç Lale, sevgili olan, karı olan, arkadaş olan, kardeş olan, abla olan ücralara kaçıp bulamadığım laleler mesela. E böyle hisseden yalnız ben değilmişim. Elif Şafak bunu kitap yapmış. Üstüne bi de lohusalık depresyonunu eklemiş. Onu kişileştirmiş, onlada konuşmuş. Bi süre birlikte yaşamış sonra da git demiş. Aha işte benim kitap anlatımım bu kadar olur. Şimdi onunkiler, benimkiler derken biz baya bi kalabalık olduk. Bazı onunkilerle, benimkiler arkadaş bile oldu. El ele halay çekip uykumu kaçırdılar. Neyse sonunda bitti. Okuyun derim bu tür şeyler ilginizi çekiyorsa. Bu kadar patırtı arasında ikinci kitabı ihmal etmişim biraz o 13 hikayeden oluşuyor. Henüz üç tanesini okumuşum. İyi , fena gitmiyor şimdilik.
Şimdi gelelim bu günlerde bizde ne pişti. Baharatlı kurabiyeler pişti. Hep bildiğiniz kurabiye hamuruna , birer çorba kaşığı , tarçın , zencefil, bir su bardağı dövülmüç ceviz, bir su bardağı da kuru üzüm eklendi. İstediğiniz kurabiye şekli verilerek pişirildi. Ev halkı bayılır buna. Tükendi bile. Bu hamur yapılırken fazla tutuldu. İçine şeker ilave etmeden ayrıldı birazı, bolca peynir ve dereotu eklenip bir taşla iki kuş vuruldu. Ayva kompostosu pişti. İçine yine tarçın çubukları ve karanfil atıldı, bir de bir kaç tane ayva çekirdeği. Ispanağın yenmesi ve yetiştirilmesinin yasaklanması dileğiyle yuımurtalı ıspanak pişti. Çünkü ne kadar yıkanırsa yıkansın, akşamdan sirkeli sulara basılsın asla kumlarından arınıp arınmadığından emin olamam. Hele o yıkanmış, paketlenmiş ıspanakları asla almam. Vahide Teyze pilavı pişti. Kim demeyin, ben de tanımıyorum. tarifi Tv de duydum. Bulgur pilavına, kızarmış patates ekleniyor, kırmızı biber , karabiber ve kekikle marine ettikten sonra kızartacaksınız patatesi sonra da bulguru ekleyeceksinzi. Bir kaç da domates doğranıyor. Koca çok güldü buna. İsmine mi pilava mı bilmiyorum. Beşamel soslu karnabahar ve brokoli pişti. Bu da sevilenler arasında. Karnabahar ve brokoliyi, kendi suyunda haşlayın. Kısık ateşte. Sonra onu bir fırın kabına alın . Üstüne beşamel sos ve kaşar rendesiyle fırına verin. Sunum olarak da hoş duruyor.
Tamam bu günlük de bu kadar. Kitap dedik ,müzik dedik ,yemek dedik. Daha ne olsun...
8 Aralık 2007 Cumartesi
KARARSIZ KASIM:))
Pazar günü havasında bir cumartesi yaşıyorum. Nedenini bilmiyorum Hep , pazar gibi geliyor bana. Geç kalktım , çayımı aldım oturdum buraya. Gamse uyuyor. Naziş teyzesin de yani Zuz da kaldı dün gece. Kocam da çoktan işe gitti. Belki öğle yemeği yiyordur. Beyoğlu ekibim aradı.- Hadi gel, hava çok güzel - dediler . Kararsızım. Halbuki , başka yapacak bir işim de yok. Akşam yemeğimiz de hazır. Kuru biber dolması yaptım. En sevilen yemeklerimizdendir. Biberleri Adıyamandan gelir. Kocamın arkadaşları tarafından. Kendine has bir acısı var. İnsanın sınırlarını zorlamayan. Hoş benim kulaklarıma kadar yakan acı yediğim dönemlerde olmuştur. Ama gençtik güzeldik ve de anlayışlıydık o zamanlar, iyi de dansederdik. Artık bünye kaldırmıyor, mide isyan ediyor. Bu saatten sonra da anarşik bir mide ile uğraşamam. Bari onun huyuna suyuna gideyim. Kocam hep anarşik bir duruşun var dünyaya karşı der bana. Halbuki munis bir kadınım ben:)). Karadenizi bilirmisiniz , nasıl da uysal durur. Amma bi de ...
Yani gideyim diyorum ha ne dersiniz. On beş gündür falan gitmedim. Şimdi araya bayram da girer. Gerçi ay sonunda bir süpriz buluşma var , Beyoğlu gecelerinde. Zamanı gelince anlatırım.
Hadi ben gidim , gidim.Kalkıp, hazırlanayım, düşeyim Beyoğlu yollarına.
Beyoglu Sözleri:
Beyogluna götür beni
Kitaplara bakalim
Sokaklarda gitar çalalim
Tatil için para yapalimOturalim bir yerde
Bir iki laf edelim
Sinemaya gidelim sonra
Karanlikta öpüselim
Mesela aci yok
Agri yok sizi yok
Cepte para çok
Hadi gel gidelim
yaralari saralim
Hadi gel gidelim
anilari yazalim
NAZAN ÖNCEL
7 Aralık 2007 Cuma
Yağmurdan, çamurdan, trafikten yani İstanbuldan
Dün İstanbulun, tüm başlıkta yazdığım arazlarını yaşadım. Neyseki keyfim yerindeydi de fazla üzerinde durmadım. Yoksa ... Dün Gamsegamsenin yıllık doktor kontrolü vardı. Zuz unda. Yok yok hasta falan değiller sadece yıllık kontrol. Gamsenin doktoru her zaman gittiğimiz yerden ayrılıp Göztepe - Eğitim ve Araştırma Hastanesine başhekim olmuş. O nedenle oraya gittik. Öyle de yoğundu ki meğer bizi iki toplantı arasına almış. İhale toplantıları , giren çıkan belli değildi. Biz sekreterin odasında beklerken Gamze, bura sanki hastane değil dedi. İşimiz çok sürmedi zaten . Çıkışta Zuz gidecektik; baktık ki onun saatine de az kalmış, değmez dedim. Gitmedik.
Çıkışta , Gamze - anne çok acıktım, hadi Kadıköy'e dedi. Kızımı mı kırıcam. Şampiyona gittik. Kokoreç, midye tavalar, dolmalar karnımızı bir güzel doyurduk. Bu çocuklar bana çekmiş. Nerde bi muzurluk var , gidip onu severler. Yemekten sonra doğru Alkım Kitap evine gittik. Yedi kat kitap. Daha ne isterim. Bu arada yağmur şarıl şarıl. Dikkat edim şırıl şırıl demiyorum. Kitapçıya girdik. Oooooh missss gibi kahve kokusu. Kitap ve kahve ne yakışır birbirine. Yağmurdan insanlar dolmuş içeri. Kitabını alan kahve dünyası bölümüne yerleşmiş. Biz de elimize önce birer sepet aldık. Bütün katları baka baka gezdik. Bi baktık sepetler dolmuş. Oturup inceleyelim, biraz eleyelim dedik. Evde de okunacak birikmişler var. oturduk, ben dörde indirdim, Gamze de ikiye.
.Hemen gece başladım , birine kitaplarımın. Elif Şafak 'ın ''SİYAH SÜT''. Artık okuduğum kitapdan söz ediyorum ama, beğenip beğenmediğimi yazmıyorum. Beğendim diyorum , hemen bir yorum , ki bunlar genelde isimsiz olur. - neresini beğendin , berbat. Beğenmedim diyorum. - Neden beğenmedin, bi daha oku. Yuh yav. Sanki, herkesin okuma zevki aynı. Bir zamanlar dünyayı çalkalayan ''Bir Çift Yürek'' i beğenmedim diye az kaldı afaroz ediliyodum. Yok dermiş ki , asla asla deme. Sanki yeni bişe. Benim anneannem ölene kadar dedi bunu . Olmaz olmaz deme. Olmaz olmaz. Yaniiiiii. Elif Şafak anne olan tüm kadınların yaşadığı bir ara dönemi, lohusalığı anlatmış. Nedense kadınlar , keyifle doğumlarını , hamileliklerini anlatır da, lohusalık dönemini hiç anlatmaz. Elif Şafak, kendi bu dönemini anlatmış. Araf demiş bu döneme de. İki üç gün önce bir söyleşisinde kendi ağzından dinlemiş , ilgimi çekmişti zaten. Diğer aldığım kitap da , Çikolata Kaplı Hüzünler. Canan Tan ' a ait. Yazın da bir kitabını okumuştum. Diğerlerini de okudukça anlatırım. Şimdilik bu kadar.
Etiketler:
Bir çift yürek,
Elif Şafak,
kitap,
lohusa,
Siyah Süt
4 Aralık 2007 Salı
BU GÜNDEN
Bu gün, güne herkes bensiz başladı. Anlamadım herkes sessizce gitmiş. Kitap okuma zevkime yeniden kavuşunca, gece yarılarına kadar kitap okudum. Ben körmüşüm meğer arkadaşlar. Ne kadar küçük yazılar diyordum. Ben öyle görüyormuşum da haberim yokmuş. Kocam pek bi beğeniyor bu gözlüklü okuma hallerimi, gözlüğün üstünden bakmalarımı ama kızlar çok gülüyorlar. Yeni eğlence çıktı eve alışılana dek. My koca 25 yıldır benden gözlüğünü korumaya çalışırken , şimid benimkini benden koruyor. Çünkü her an basabilirim, üstüne oturabilirim.
Aman olsun kitaplarıma kavuştum ya.
Bu gün okey oynamaya gidiyorum yine. Herkesin görümcesinin altın günü, para günü falan olur. Benimkilerin de okey günü var işte naparsın:)).
Gelelim bu günlerde bizim evde ne pişti ye;. Elma kompostosu pişti. İçine çubuk tarçın ve bir kaç karanfil atıldı. Kendi tadında olsun diye şekeri biraz az tutuldu.
Portakal suyunda zeytinyağlı kereviz pişti. Arpacık soğanlar (10-15 adet). Sızma zeytinyağda sotelendi, bir kaç diş sarımsak. Jülyen doğranmış hehehe -yani verev verev - bir havuç, ve yine küçük doğranmış bir patates ve üç adet kereviz eşliğinde birlikte biraz daha sotelendi ve üç adet portakalın suyu ile pişti. Ha bir tatlı kaşığı da şeker. Biraz piştikten sonra kerevizin sapları ve yapraklarıda incecik doğranarak ilave edildi.
Sonra efenim zeytinyağlı pırasa pişti. Ay bunu herkes bilir geçelim. Fırında hamsi , ayrıca ocakta buğulama hamsi pişti. Hamsinin üstüne yine biraz zeytinyağ gezdirildi, bir kaç diş sarımsak atıldı, bir domates doğrandı. Bir adet kırmızı soğan halka halka doğrandı biraz da tuz ilave edilip kendi suyunda pişmeye bırakıldı. Fırında yapılana ise. tepsiye hamsiler dizildi. Üstüne kırmızı soğan , ve limon dilimleri, bir kaç defne yaprağı ve birazda yağ gezdirilip kızarana kadar pişirildi. Ama az kaldı yanıyodu. Fırını kapatayım derken , ızgaraya basmışım, yatmış kitap okurken, burnuma mis gibi kızarmış hamsi kokusu gelmeye başlayınca , o koşmamı görmeliydiniz, breh breh. Değme koşuculara taş çıkarttım. Ama kurtardım da:)) Sahi siz benim bir zamanlar ama hayli bir zamanlar, 100m. ve 110 m. engelli koşu, koşucusu olduğumu biliyormusunuz. Başka bir yazı konusu olsun bu da...
Aman olsun kitaplarıma kavuştum ya.
Bu gün okey oynamaya gidiyorum yine. Herkesin görümcesinin altın günü, para günü falan olur. Benimkilerin de okey günü var işte naparsın:)).
Gelelim bu günlerde bizim evde ne pişti ye;. Elma kompostosu pişti. İçine çubuk tarçın ve bir kaç karanfil atıldı. Kendi tadında olsun diye şekeri biraz az tutuldu.
Portakal suyunda zeytinyağlı kereviz pişti. Arpacık soğanlar (10-15 adet). Sızma zeytinyağda sotelendi, bir kaç diş sarımsak. Jülyen doğranmış hehehe -yani verev verev - bir havuç, ve yine küçük doğranmış bir patates ve üç adet kereviz eşliğinde birlikte biraz daha sotelendi ve üç adet portakalın suyu ile pişti. Ha bir tatlı kaşığı da şeker. Biraz piştikten sonra kerevizin sapları ve yapraklarıda incecik doğranarak ilave edildi.
Sonra efenim zeytinyağlı pırasa pişti. Ay bunu herkes bilir geçelim. Fırında hamsi , ayrıca ocakta buğulama hamsi pişti. Hamsinin üstüne yine biraz zeytinyağ gezdirildi, bir kaç diş sarımsak atıldı, bir domates doğrandı. Bir adet kırmızı soğan halka halka doğrandı biraz da tuz ilave edilip kendi suyunda pişmeye bırakıldı. Fırında yapılana ise. tepsiye hamsiler dizildi. Üstüne kırmızı soğan , ve limon dilimleri, bir kaç defne yaprağı ve birazda yağ gezdirilip kızarana kadar pişirildi. Ama az kaldı yanıyodu. Fırını kapatayım derken , ızgaraya basmışım, yatmış kitap okurken, burnuma mis gibi kızarmış hamsi kokusu gelmeye başlayınca , o koşmamı görmeliydiniz, breh breh. Değme koşuculara taş çıkarttım. Ama kurtardım da:)) Sahi siz benim bir zamanlar ama hayli bir zamanlar, 100m. ve 110 m. engelli koşu, koşucusu olduğumu biliyormusunuz. Başka bir yazı konusu olsun bu da...
Etiketler:
buğulama hamsi,
elma kompostosu,
fırında hamsi,
portakallı kereviz
1 Aralık 2007 Cumartesi
ÖNCEKİ GÜNDEN DÜNDEN , BUGÜNDEN YARINDAN
Gözlük almaya gidiyorum demişim, kalmışım. Evet , kaldığım yerden devam ediyorum. Zuz la buluşmak için Kadıköye gittim.
Ooo bizimkinin işi benden çoktu. Önce nüfus müdürlüğüne gittik. Baktım sıra var. Ben gideyim gözlük işini halledeyim dedim. Nasılsa gideceğim yerde , arkadaşımın, O da yardımcı olur dedim. Gittim , gözlüğü Eda ile birlikte beğendik.Yarın alcaksın dedi. Hoppala yarim yaz geldi dedim. Neyse yapacak bişe yok. O sıra Zuz aradı- benim işim burada bitti dedi. Tekrar buluştuk , bu kez Üsküdar- Doğancılar S.S.K da işi vardı, oraya geldik. Baktık sıra orda da almış başını gitmiş. Saat dörtte de kapanıyormuş. Acaba yetişir mi?, yetişmez mi derken baktık bir saat var daha. Bekledik, iyi de ettik , sıra bize geldi. Şimdi, sıra kime geldiyse gişeden bilgileri veriyor, sonra içeri girip evrğını alıyor. Cam bölmeli bir yer. Zuz sırası gelince , verdi kağıtları içeri, sonra evrakı almak için içeri girdi. Baktım adamlara bişey söylüyor, bir adam kalktı pencereleri açtı. Dışarı çıkınca ne oldu dedim- ne kadar havasız, nasıl çalışıyorsunuz burada, dedim dedi. Yani sana ne ne , ne karışırsın dimi olmaz, karışır.
İşleri bitirdik ,acıktık,yorulduk.Külünkoğlu na girdik, Üsküdar da. Burası, hani fırınımsı pastaneler vardır ya ; öyle bir yer. Kendine özgü çeşitleri vardır. Mesela bülyen gibi. büyükçe bir at nalı düşünün. Hafif pembe , üstü toz şekerli gibi. İçi de badem ezmeli bir pasta. Çeşit çeşit galetaları vardır. Bir kişiyi yedimi doyuran, abartısız neredyse 10 cm çapında büyüklüğünde kurabiyeleri vardır. Ben mesela o gün bir kurabiyeyi dörde böldüm masaya koyarken. Enfes tahinli çörekleri de unutmayayım. Yolunuz düşerse uğrayın bir. Hemen balık pazarından çıkınca sola dönünce sağ tarfta . Açız ya aldık bi sürü bir şeyler . Kızları aradık çay suyu koysun , eve gelen varsa diye, biri vapurdaymış biri serviste.
Eve hep birlikte girdik. onlar doğru bilgisayarın başına toplandı, kakarakikiri facebook vaziyetleri. Ben bağırınıyorum, birlikte geldik, hani bende yoruldum acıktım diyorum. ayyy doğru , şimdi geliyoruz diyolar, ne gelen var ne giden.
Masayı hazırladım. Bizde gelenek. Eğer dördümüzsek masada. Yani Gamze , Nazlı , Zuz ve Ben. Masa annemden kalan, örtüler, çay bardakları, çay tabakları , servis tabakları , hatta çatalalları bile, onlarla hazırlanır. Çay tabakları, uçuk yeşil , uçuk mavi renkte, üstlerinde eski Fransız tipi kadınlar erkekler, ya piknikte ya baloda tasvir edilen resimler var. Kenarları da dantel gibi fırfırlı. Servis tabakları , ince , ışığı geçiren porselen , üstünde zarif natürmontlar. Aynı annemin bize hazırladığı masalar gibi olur yani. Yedik içtik , ama son golü ben attım. Hakanım Şükürüm gibi. Gördünüz mü?, yine nasıl skoru belirledi hehehe. Yani diyeceğim masadan kalktım kanepeye yattım. Gecede kestane beklediler ama , çamura yattım. Belki bu gece.
Dün akşam , eski iş arkadaşlarımdan birinin kına gecesi vardı. Garip geldi dimi? , benim iş arkadaşım ve kına gecesi. Yahu iş yerlerinde çalışan herkes aynı yaşta mı?. İlmiyemle gittik. Çok güzel oldu, sanki hiç yapmışım gibi kına yoğurdum. Tabii eldivenle. Dönüşte de taksici ile kavga ettim. Eve gelip , anlatınca, Kocam kızdı. Üç kuruş için niye böyle yapıyosun diye ama. Mesele o değil, mesele hakkını aramak. Adamı çağırdık. Taksimetreyi duraktan açmış öyle gelmiş. Hiç böyle bişe duydunuz mu. Hep duraktan çağırırm , hiç rastlamadım. Tabiki vermedim farkını. Zavallı İlmiyem de sen bi kork ,ben adama laf söylerken. . Ne korkuyosun kızım, benim atalarım sırtında top mermisi taşımış, anneannem seferberlik görmüş, o adamdan mı korkucam dedim. Uyyyy damarım kabardı yine , yine de şahlanıyor amman da kolbaşının da atlarııııı. Hasan Mutlucanı hatırladınız mı? . Hey gidi.
Bu gün evdeyim. aslına bakarsınız , iki gündür boynum tutuk, ensem, kafamın arkası hatta kulaklarım , hatta kollarım çok ağrıyor. İlaçlanıp ilaçlanıp geziyorum. Bu gün kesin ültümatom aldğım için evde dinleniyorum . Yemek bile yapma dediler. O yüzden prensses halleri takıldım. Yani bu gün dinlenmeye çekildim ki , yarın arkadaşın nikahı var. Eee bütün arkadaşlar bir araya geleceğiz. Nikahtan sonra hemen eve dönecek değiliz herhalde...
Ooo bizimkinin işi benden çoktu. Önce nüfus müdürlüğüne gittik. Baktım sıra var. Ben gideyim gözlük işini halledeyim dedim. Nasılsa gideceğim yerde , arkadaşımın, O da yardımcı olur dedim. Gittim , gözlüğü Eda ile birlikte beğendik.Yarın alcaksın dedi. Hoppala yarim yaz geldi dedim. Neyse yapacak bişe yok. O sıra Zuz aradı- benim işim burada bitti dedi. Tekrar buluştuk , bu kez Üsküdar- Doğancılar S.S.K da işi vardı, oraya geldik. Baktık sıra orda da almış başını gitmiş. Saat dörtte de kapanıyormuş. Acaba yetişir mi?, yetişmez mi derken baktık bir saat var daha. Bekledik, iyi de ettik , sıra bize geldi. Şimdi, sıra kime geldiyse gişeden bilgileri veriyor, sonra içeri girip evrğını alıyor. Cam bölmeli bir yer. Zuz sırası gelince , verdi kağıtları içeri, sonra evrakı almak için içeri girdi. Baktım adamlara bişey söylüyor, bir adam kalktı pencereleri açtı. Dışarı çıkınca ne oldu dedim- ne kadar havasız, nasıl çalışıyorsunuz burada, dedim dedi. Yani sana ne ne , ne karışırsın dimi olmaz, karışır.
İşleri bitirdik ,acıktık,yorulduk.Külünkoğlu na girdik, Üsküdar da. Burası, hani fırınımsı pastaneler vardır ya ; öyle bir yer. Kendine özgü çeşitleri vardır. Mesela bülyen gibi. büyükçe bir at nalı düşünün. Hafif pembe , üstü toz şekerli gibi. İçi de badem ezmeli bir pasta. Çeşit çeşit galetaları vardır. Bir kişiyi yedimi doyuran, abartısız neredyse 10 cm çapında büyüklüğünde kurabiyeleri vardır. Ben mesela o gün bir kurabiyeyi dörde böldüm masaya koyarken. Enfes tahinli çörekleri de unutmayayım. Yolunuz düşerse uğrayın bir. Hemen balık pazarından çıkınca sola dönünce sağ tarfta . Açız ya aldık bi sürü bir şeyler . Kızları aradık çay suyu koysun , eve gelen varsa diye, biri vapurdaymış biri serviste.
Eve hep birlikte girdik. onlar doğru bilgisayarın başına toplandı, kakarakikiri facebook vaziyetleri. Ben bağırınıyorum, birlikte geldik, hani bende yoruldum acıktım diyorum. ayyy doğru , şimdi geliyoruz diyolar, ne gelen var ne giden.
Masayı hazırladım. Bizde gelenek. Eğer dördümüzsek masada. Yani Gamze , Nazlı , Zuz ve Ben. Masa annemden kalan, örtüler, çay bardakları, çay tabakları , servis tabakları , hatta çatalalları bile, onlarla hazırlanır. Çay tabakları, uçuk yeşil , uçuk mavi renkte, üstlerinde eski Fransız tipi kadınlar erkekler, ya piknikte ya baloda tasvir edilen resimler var. Kenarları da dantel gibi fırfırlı. Servis tabakları , ince , ışığı geçiren porselen , üstünde zarif natürmontlar. Aynı annemin bize hazırladığı masalar gibi olur yani. Yedik içtik , ama son golü ben attım. Hakanım Şükürüm gibi. Gördünüz mü?, yine nasıl skoru belirledi hehehe. Yani diyeceğim masadan kalktım kanepeye yattım. Gecede kestane beklediler ama , çamura yattım. Belki bu gece.
Dün akşam , eski iş arkadaşlarımdan birinin kına gecesi vardı. Garip geldi dimi? , benim iş arkadaşım ve kına gecesi. Yahu iş yerlerinde çalışan herkes aynı yaşta mı?. İlmiyemle gittik. Çok güzel oldu, sanki hiç yapmışım gibi kına yoğurdum. Tabii eldivenle. Dönüşte de taksici ile kavga ettim. Eve gelip , anlatınca, Kocam kızdı. Üç kuruş için niye böyle yapıyosun diye ama. Mesele o değil, mesele hakkını aramak. Adamı çağırdık. Taksimetreyi duraktan açmış öyle gelmiş. Hiç böyle bişe duydunuz mu. Hep duraktan çağırırm , hiç rastlamadım. Tabiki vermedim farkını. Zavallı İlmiyem de sen bi kork ,ben adama laf söylerken. . Ne korkuyosun kızım, benim atalarım sırtında top mermisi taşımış, anneannem seferberlik görmüş, o adamdan mı korkucam dedim. Uyyyy damarım kabardı yine , yine de şahlanıyor amman da kolbaşının da atlarııııı. Hasan Mutlucanı hatırladınız mı? . Hey gidi.
Bu gün evdeyim. aslına bakarsınız , iki gündür boynum tutuk, ensem, kafamın arkası hatta kulaklarım , hatta kollarım çok ağrıyor. İlaçlanıp ilaçlanıp geziyorum. Bu gün kesin ültümatom aldğım için evde dinleniyorum . Yemek bile yapma dediler. O yüzden prensses halleri takıldım. Yani bu gün dinlenmeye çekildim ki , yarın arkadaşın nikahı var. Eee bütün arkadaşlar bir araya geleceğiz. Nikahtan sonra hemen eve dönecek değiliz herhalde...
Etiketler:
Hakan Şükür,
kına gecesi,
natürmont,
taksimetre
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)