Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

27 Eylül 2012 Perşembe

Sahil boyu


Ne güzeldi hava yine bugün. Sonbaharın bugünlerini kaçırmayı hiç istemiyorum , o yüzden elden geldiğince dışarlarda olmaya çalışıyorum. Sabah, kalkmış yeşil çayımı içmiş, evi şöyle bi gezmiş, denetlemiş, günlük iş olarak şunları yap, şunları geç demiştim kendime de, sonra  dahi de kahvaltı olayını geçmiş, Leylak Hatun'un salık verdiği; Ki-duk Kim'in ''Boş Ev'' filmini izliyordum.(İsmin güzelliğine bakın yav Ki-duk Kim) hah tam izlerken telefonum çaldı ve Memo -Yenge, yürüyelim mi? dedi... Yürümezmiyiz dedim. Salacak sahiller daha bir güzelleşti bizim sayemizde bugün:)) Çay molamızı Salacak Simit Evinde verdik. Ben buranın hep önünden geçerdim, sahillere yayılma , yatma yuvarlanma, kitabını okuma, hey garson çayımı tazele , şu şarkıyı bi daha çalsan  peşinde olduğumdan burayı hep atlardım. Meğer ne güzel bir terası varmış. Yaz akşamları gece ikiye kadar , kışında gece onikiye kadar açıkmış. Manzara desen en sevdiğim İstanbul manzarası. İstanbul'u İstanbul yapan tüm simgeler, objeler karşında...Kız Kulesi, Galata Kulesi, Tarihi Yarımada... dolayısıyle Topkapı Sarayı, Ayasofya ....Martılar uçar, vapurlar geçer... hem çayımızı içtik hem de manzaralandık...


Akşam gelirken, balık pazarına daldık, balıkçıların önü tıklım tıklımdı... Üç palamut kaptım, kuzu gibi... Geldim eve birazını   sebzeli  olarak fırına attım, ama çoğunu mısır unlayıp unlayıp tavaya attım... Altına da piyazlık kuru soğan doğradım. Masaya koydum  saldırın dedim:))Henüz palamutlar tam yağlanmadığı için bu sıra tavasını öneriyorum sizlere...amma ille de mısır unlayın...

Akşam , Ayşe Kulin'in ''Veda'' romanından aynı adla uyarlanan ''Veda''yı izledik. Ben uyur uyanıktım ama, bir ağırlaşmaışımki gözlerim dalı dalı verdi. Hatta bu arada, tepemde arkadaşıyla telefonda konuşan Gamze'ye benimle konuşuyo sanıp ne anlıyosam artık abuk subuk cevaplar vermişim de gülmelerine ayıldım.


Bu gece bir de Metin Kaçan'ın yine aynı adlı romanından  uyarlanan ''Ağır Roman'' başladı... Edebiyatçıların  kapışması vardı, anlayacağınız...İki yıldır moda ya, yeni başlayan diziyi, aynı gece iki kez üst üste yayınlamak, şimdi hem bu yazıyı yazıyor hem de ikinci kez yayınlanan ''Ağır Roman''ı izliyoruz. Onur Saylak ve Sumru Yavrucuk bu diziyi ben de ağır bastırıyor ama bakalım bakalım hangisinde karar kılacağım...

Not: Bu arada filmi atlamayın, mutlaka izleyin... Kensine ait bir hayatı olmayan, başkalarının hayatın
 yaşayan bir adamla, hep aşağılanan bir kadının hikayesi...Bir genç adam...Hayatını, tatile gidenlerin boş evlerinde gizlice girip, yaşayarak hayatını sürdürmektedir.Orada  kaldığı sürece de  bozuk aletleri tamir eder, çamaşırlarını yıkar amaaa  boş sandığı evlerden birinde bir kadın girer hayatına...

its hard to tell that the world we live in is either a reality or a dream...İçinde yaşadığımız dünyanın gerçek ya da rüya olduğunu söylemek zor...Filmin son cümlesiydi...



 Geri kalanını da izleyin artık:)

5 yorum:

  1. Film nasıldı ama Lalem, şiir gibi değil mi? Ben şimdi sırayla Kieslowski'nin Dekaloglar'ını izliyorum, izlemedinse hemen al sıraya...

    YanıtlaSil
  2. amanin ben nefret ettim o filmden yahu :( ki ben Kore filmlerine dizilerina bayilirim, icimi karartti ruhumu baydi o film benim. daha da Kim ki duk falan izlemem dedim biraktim :)

    YanıtlaSil
  3. Filmlerinize ve kitaplarınıza zaten yetişemediğim için ben sadece işin, sen uyuklarken konuşma haline takılıyorum. Aslında o diyasloğun ayrıntılarını da bilmek isterdim doğrusu :)

    YanıtlaSil
  4. Senin İstanbul manzaralı, gezmeli, görmeli yazılarına bayılıyorum...

    YanıtlaSil
  5. çook merak ediyorum bu filmii.

    YanıtlaSil

içinizden geldiği gibi yorumlayın ama unutmayın ki keser döner sap döner gün gelir hesap döner:))