Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

7 Ekim 2016 Cuma

Ekim Günlüğü

Ekim ayında uzun zamandır ara verdiğim yürüyüşlerime başladım,çok şükür. Sabah bir dilim ananasımı yiyorum ve giyinip çıkıyorum hemen. Banuşla  Harem'e kadar yürüyüp dönüşte Salacak Balıkçılar Barınağında çay molası veriyoruz. Sonra ben eve gelirken sıcak simit alıp, deli gibi kahvaltı ediyorum o başka :) Olsun yürümeyip de  yesem daha kötü ya:)
Geçen sabah ta iskeleden bir köpek takıldı bize, yürüyorum yürüyor, duruyorum duruyor, hatta Banu fotoğrafımızı çekerken yanımda öylece durdu,poz verdi.


Yani görüyorsunuz di mi? :) hedef 6000 adım koymuşum ama 9 binlere ulaşmışım :)

Geçtiğimiz günlerde karı koca  Ihlamur Kasrı'na gittik.Gitmediyseniz(tabi İstanbullular,İstanbul dışında olanlar da geldiklerinde) hele de şu pastırma yazı günlerinde fırsatı değerlendirin ve gidin. Şahane bir sonbahar gezisi yaparsınız bahçesinde. Bahçeye giriş 1 lira, kasrı gezmek  indirimli 2,5  tam 5 lira. Kasrın bahçesinde  Milli Sarayların işlettiği bir kafeterya var. Kahveyi makinede yapıyorlar ama kahveyi getirdiğinde bir de fotoğrafınızı çekeyim diyen güler yüzlü şahane bir garsonu var.




Bahçesinde yürüyüşler yaptık, ağaçlar altına oturup kitap okuduk. Yumurtlayıp ,yumurtasının  yanında uyuya kalan şapşal ördeğe çok güldük derken çok keyifli bir gezi yapmış olduk.
Ihlamur Kasrı pazartesi ve perşembe günleri kapalı  haberiniz olsun...
Çıkışta yürüyerek Beşiktaş çarşısına gittik. Çoktandır  kahvaltıcılar sokağında ki Bay-Kuş  Kafe de Ordu tostu yemek istiyorduk. O ne, Ordu tostu da ne demek diyorsanız siz hiç tost yememişsiniz demektir. Ordu tostu, öyle her ekmekle yapılmaz. Şöyle özel mi özel, babayiğit bir ekmeği vardır. Yedin mi tıka basa doyarsın. normal tost ekmeğini üçle falan çarpın o kadar yani. Sucuğu ise sürme sucuk denilen özel bir sucuk  tahta üzerinde iyice inceltilir ve aynı krem peynir sürer gibi ekmeğe sürülür. Servis sırasında keselim mi diye sorarlar,büyüklüğü yüzünden :)

Ben instagrama tostun fotosunu koyunca Naziş hemen görmüş gelirken bize de getirin dedi. Onlara da yaptırdık, gelince tost makinesinde ısıttım. 

Cumartesi sabahı  miss gibi bir havaya uyanınca; Gamsegamse daha yattığı yerden bağırdı kahvaltıya Kuzguncuk'a gidelim diye. Yokuştan pıt pıt yürüyerek indik  Kuzguncuk'a, kahvaltı için ''İnciden''i seçtik. Kocam başta, masa küçük  diye mır mır etti ama, kahvaltı tam bir Ege kahvaltısıydı. Yeşilçam'ın emektarı Bilal İnci'nin kızları işletiyor. masaya anne usulü yumurtalı ekmek kızartması, biberli lordan tutunda envayi çeşit kahvaltılık geliyor, kekikli zeytinyağlarına ekmek bandırmaya doyamadık. 


Dün başlıbaşına hareketli bir gündü benim için. Sabah ''Tavsiye Evi'' nde bir etkinliğe katıldım.Pek eğlenceliydi. Hem de uzun süredir görmediğim arkadaşlarla karşılaşmak hoş oldu.

Tavsiye Evindeki etkinlikten eve geldim. Hemen bir sebzeli palamut  ve tarhana çorbası pişirdim. Evdekilere yin gari deyip bu kez de  ''Kazım Karabekir Kültür Merkezi Kitap Kulübü''müzün  2. sezon ilk toplantısına gittim. Sezonu harika bir kitapla açtık. Tavsiye ederim sizlere de. Eğlenceli, alaycı bir dille yazılmış ironik bir roman. Daha doğrusu bir novella da diyebiliriz. Yazar, Norveç'in en tanınmış yazarlarından biriymiş. Modern hayattan sıkılıp , ormanda yaşamaya başlıyor ama bu arada kent yaşamından çok da fazla kopamadığı için ormanın kıyısında yaşıyor. Ormana gelen yürüyüşcülerle kavga ediyor,  şehir merkezine gidip   avladığı geyiğin etiyle hiç vaz geçemediği yağsız sütü takas ediyor. Bu arada en yakın arkadaşı da öldürdüğü geyiğin Bongo adını verdiği yavrusu.
Doppler/ Erlend Loe... Lale'nin Bahçesi tavsiye etmişti bana deyin  yani ... :) :)

 Ayhh  günün yorgunluğu ile bir yatmışım bi baktım sabah olmuş ve yürüyüş yapacak falan halim yok. Bir tencere zeytinyağlı biber, patlıcan dolma yaptım, yattım aşağı kitap bile okumadım, Seksenlerin tekrarını izledim. Gelin Evi diye bi program varmış ayol niye söylemiyorsunuz. Allahım yarabbim o kızlar nası hiç acımıyolar birbirlerine. Oy senin çeyizin çok kötü, o düğünde çekilen halay çok düzensiz, masanı beğenmedim, fotoğraf albümünü beğenmedim, düğünde kaç lira toplandı. Allahım ya biz büyürken bize ayıp diye ne öğretildiyse bunlar hepsini yapıyor arkadaş bu nasıl iş.

Akşama kadar aylak aylak böyle vakit geçirdim  sonra da Naziş aradı Capitol'de buluşalım, sana kitap ısmarlıyayım dedi:)  Dün gece tam yatarken görmüştüm, Hasan Ali Toptaş'ın yeni kitabının artık satışa çıktığını , hemmen onu aldım D&R a gider gitmez.Öylece rafta durmuş beni bekliyordu canım benim :)



Konu kitaba geldiğine göre artık kitaptan devam edelim. Pınar Kür on yıl sonra yeniden bir roman yazdı ''Sadık Bey''...Konusu  bir dostluk, arkadaşlık hikayesi. Arkadaş dayanışması, ihanetler, aynı kıza aşık olmalar, gençlik hayalleri falan...Beğenmediğimi söyleyemem ama ayyyy Pınar Kür  10 yıl sonra kitap çıkartmış diye sanırım çıtayı yükseltmişim ben. Sanırım en güzel kitabı '' Yarın Yarın'' olarak kalacak hep...
Şimdi ise elimde çok güzel bir kitap var. Hiç okumadığım bir yazardan ,Hikmet Hükümenoğlu'ndan dupduru bir Türkçe ile yazılmış bir kitap.  Körburun... Daha önce de söylemiştim, Özlem tavsiye etmişti. O yüzden tavsiye edeni de çok özel. Kitap bitince onun hakkında daha detaylı konuşuruz.
Film konusuna gelince Filmekimi başlıyor ve iki filme biletim var  :) 

Hayde  gidelummm hayde hayde gidelummm gi :)

28 Eylül 2016 Çarşamba

Çok faideli bir yazı :)

Ordu'dan geldiğimden beri kış hazırlıklarındayım :) Herkes domates pürelerini yaptı, kavanoz kavanoz resimledi,reçellerini kaynattı bende tıs yoktu. Neyse bu pazartesi pazara  gittim bir güzel domatesler,biberler seçtim,reçellik şeftali ve reçellik acı biber aldım. Evet evet yanlış okumadınız hem acı hem reçellik biber. ama ne şahane bişi oluyor bilemezsiniz.Sırası gelince tarifi vereceğim zaten.
Pazartesi günü pazardan gelince kendimi mutfağa kapattım. Önce radyo tiyatrosu açtım. Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nü...32 kısım tekmili birden dinledim yaparken :)
Herkesin yoğurt yiyişi farklıdır hesabı benim de bu domates soslarını yapma biçimim biraz farklı. Daha pratik bence.Öyle sıcak suda tut, kabuğunu soy, rendele yok. Valla hiç yapmam yine de öyle uğraşmam söyliyeyim. Ben bir güzel yıkadım, sirkeli suda beklettim. Sonra  sosu yapacağım tencereyi önüne aldım, domatesleri büyüklüğüne göre ikiye üçe falan kesip, tencereye attım. Yaktım ocağı. İyice yumuşayana kadar böyle piştiler, sonra soktum el blendırını içe bızzzttt bızztttt oldu bu iş. Sonra bıraktım kendi hallerine koyulaşana kadar kaynadılar. Sonra ben kavanozlara doldurdum, kocam kapaklarını sıktı, ters kapattı o kadar yani.


Acı biber reçelim ise valla akıllara ziyan.

''Sanırsın yakut 😂
Akçakoca'dan dönerken Hendek'de Park Shop da gördüm bu reçeli.Markası Alaçatı idi.Çok merak ettim bir kavanoz aldım.Ama sonra hayıf hayıf hayıflandım niye daha çok almadım diye.Hendek'e yolu düşen var mı diye arandım, her markete baktım falan.
Sonra dedim ki kızım internet denen her deva bir şey var üstelik senin de atalarından gelme uydurma kaydırma yeteneğin var😀Yeni evliyken ıspanak diye roka almışlığın,dövme buğdayı bulgur sanıp kocana ondan pilav yapmışlığın,pastalara karbonat diye birer çay kaşığı pudra şekeri eklemişliğin var ama olsun.O köprünün altından çok sular aktı.Atı alan Üsküdar'ı geçti,damlaya damlaya göl olur😂Ay o öyle değildi 😂😃😄
Sonra işte araştırıp bir kaç tarif buldum bunun şekeri az dedim şeker ekledim,oncacık biberden ne olcak dedim biber ekledim derken şu tarif çıktı ortaya ve mücevher gibi bir reçelim oldu.Hem acı hem tatlı ya adını da bu yüzden "hayat reçeli" koydum.
1kg kapya biber.
7-8 adet acı kırmızı Arnavut biberi ya da siz ona ne diyorsanız o biber.
3 su bardağı şeker.
1 su bardağı su(biberler iyice pişsin diye)
Yarım limon suyu
Biberleri ince ince doğrayın.Acı biberleri doğrarken aman eldiven takın.
Şekeri ve suyu ekleyip reçel kıvamına gelene kadar pişirin.Biberlerin rengi cam gibi oluyor.En son limon suyunu ekleyip bir kaç dk daha kaynatın.Sıcakken kavanoza koyun,ters çevirin.Bu işlemden önce yiyeceğiniz miktarı ayırın.Bu miktardan yarım kg lık kavanoz ve bu gördüğünüz kaptaki kadar reçel çıktı.''



Bir de şeftali reçeli yapıp kış hazırlıkları konusunu kapattım, Allah ağız tadıyla yemeyi nasip etsin inşallah.

Ben tabi bu kadar yorulunca kendime bir hediye falan alayım da motive olayım dedim :) Motivasyon çok önemli:)

Çoktandır istediğim kitaplar vardı onları aldım. Bi de aynı gün  Elif Kaymazlı; kendi kitabı ''Kayıp Düşler Kitabı''nı adıma imzalayıp göndermez mi, ballı lokma tatlısı oldu. Tam da kahvemi içiyordum geldiğinde hemen başladım. Elif ile telefonda şahane bir sohbet de yaptık, inşallah  darısı yüzyüze olanına olsun. Körburun/Hikmet Hükümenoğlu hiç bilmediğim bir yazardı. Özlem,Büyükada buluşmasında tavsiye etmiş, mutlaka okumalısın demişti. Sonra bir kaç arkadaşta yine gördüm çok beğenmişlerdi. Sadık Bey/Pınar Kür, Pınar Kür 10 yıl sonra roman yazmış, alınmaz mı hiç. Thibault'lar/ Roger Martin, bu artık zurnanın zırt dediği yer. Çünkü 8 kitap olarak çıkacak ama neyseki YKY üç kitapta toplayacakmış.

Kitap konusu böyle.Filme sıra gelince; Ordu'ya giderken izlediğim  çok beğendiğim çok eğlenceli bir filmden söz edeceğim.Türkçe adı Evim Güzel Evim...

Küçük bir Fransız kasabasındaki fabrika kapandığı için kasabalılar bir bir köyü terkederler. Kasabanın belediye başkanı yıllardır buraya bir yatırım yapılsın diye uğraşmakta.Sonunda bir yatırım fırsatı çıktı ama bir şart var o da kasabada bir doktorun olması.Gazetelere ilan verdiler, ilanda ki kasabayı görseniz koşa koşa gidersiniz.Sonunda bir dr baş vurdu.Doktor kasabayı beğensin diye bütün evleri boyadılar,tabelaları sildiler, dr kriket seviyormuş diye kriket sahası hazırladılar,yalancıktan kriket takımı kurdular,kasabanın en güzel evine sahip olan banka müdürü evini doktora bırakıp kayınvalidesinin evine gitti.Doktorun telefonuna dinleme cihazı koydular kız arkadaşıyla konuşurken hangi yemeği özlediğini söylese tesadüf bu ya lokantada günün yemeği o, oluyor falan...
Bir de son bir tavsiye, artık kış geceleri uzun radyo tiyatrosu dinleyin.Çok güzel oyunlar, Dünya edebiyatından, Türk edebiyatından  uyarlamalar var.Ben Tayz.org dan dinliyorum ama Googleye radyo tiyatrosu yazdınız mı dinleyeceğiniz bin yer çıkıyor.






Bu kadar yeter ay neredeyse yaza yaza, yaz yeniden gelecek:)


23 Eylül 2016 Cuma

Düğün ya da Davul

Geçen hafta Ordu'daydım. Sipahioğlu torunlarının sonuncusu en küçüğümüz Evşen'in düğününe katıldım.Çok keyifliydi çok  koşturmacalıydı çook şahaneydi. Evşen ile ortak yanımız ben en büyük o en küçük torun  ve o benin kızlarımla yaşıt olduğu halde  ölümüne kankayızdır :)
Ordu'ya sürpriz yapıp bir gün önce gidince  dayım tuh sana diye karşıladı çünkü niye o beni  ya havaalanından ya da garajdan karşılar ya da karşılatır. Yola çıktığımdan itibaren yüzbin kez arar :) onları yapmaktan eksik kalınca boşluk hissetti  :)  Benden önce bir grup gelmişti zaten o yüzden ben aşağıdan tüm zillere basıp geldiğimi ilan ettim  ve turşu kavurmalı, et kavurmalı, burma tatlılı kahvaltılıkların sadece dekor olarak kullanıldığı kahvaltıya oturdum ve burma tatlısından başladım. Ne demişler Roma'da Romalılar gibi davranacaksın :)


Daha kahvaltıdan yeni kalkmış  karşı dairenin yani Dede evinin balkonuna doluşmuş kahvelerimizi içerken Ahmet; Köye gidelim mangal yapalım dedi :) Zaten köyde kına gecesi  harmanda olacağı için hummalı bir çalışma vardı ve ben de Anneme koşmak istiyordum.

Canım ANNEM ayak ucuna Evşen'in diktiği çam ağacı kocaman olmuştu, görüşmeyeli neler oldu neler yaptık anlattım ona.Tüm kuzenler dua ettik, Oya Yasin okudu. Yeniden şükürler olsun ki seni buraya getirdik dedim. Böylece hiç ziyaretçisiz kalmıyor, tüm sevdikleri  hem de böyle  birlikte ziyaret edebiliyor, hem de ait olduğu doğduğu, büyüdüğü, koşup oynadığı yerlerde yatıyor.
Köy evimiz...
200 yıldır ayakta...Atalarım,dedelerim,ninelerim en önemlisi Annem baktı o pencerelerden. Ben baktım ben... hatta çocuklarım baktı.Deli gibi direniyor zamana,tabiata...Her Ordu'ya gidişte duvarına çentik atarım,resim yaparım,adımı yazarım.Köyde öylece bekler sessizliğin ıssızlığın ortasında)
Eve geldiğimizde hemen çantaları atıp yengemin bahçesine daldık.


akşam olunca da önce mangal sonra da ateş başı sohbeti. Güya Ahmet bize korkunç hikayeler anlatacaktı ama öyle sevimli ki ne anlatsa korkulmaz:)

Gece yarısına doğru eve yani Ordu'da ki eve giden ilk grupla dönüp hemen Evşen'in yatağını kapıp kapıyı kapattım  onlar harmandaki iş bitip de geldiklerinde gece iki falanmış :)

Ertes, gün çok  yoğunduk hemen alt kattaki kuaföre indik patır kütür biribirimizden sıra kapa kapa gülüşe konuşa saçlarımızı şekle sokturduk.

Ahmet'de bize çok yardımcı oldu :) Kızının saçları için internetten model buldu...

Kuaför işi bitince arabalara doluşup yeniden köye gidip oradan da Damadımızın köydeki evlerine damat bohçası götürdük. 
davullarla zurnalarla karşılandık.

kardeşler ve enişte  bohçaları taşıdı

sonra geleneksel bohça muhabbeti, ama çok eğlendik çok. En büyük kardeş olarak Ahmet ben mimarım, bu temel sağlam olmadı, arada çok boşluk var hiç boşluk kalmasın diye diye pazarlığı kızıştırdı kızıştırdı ama pazarlı bitince de paraları damadın cebine koydu :) 

Artık sıra bohça yemeğini yemeye gelmişti. Çok güzel ağırlandık Altınyurt Köyünde. Yüzümüzde az önce bohça pazarlığının neşesi var hala...



Sıra geldi kına gecemize... Tek kelimeyle muhteşem oldu. Bir Karadeniz düğününde ne yapılırsa o yapıldı diyeyim söylemediklerimi de anlayın siz:)
Harman bin kişiye yakın misafir ağırladı..
keşkekler , yahniler, pilavlar pişti...
Evşenim çok güzel olmuştu.


Sıra geldi düğüne... Biz vaz geçtik kızı vermekten  içeri giremezsiniz dedik ama:)


Evşencanım gelin oldu gitti böyle...

Bu da artık düğün bitti topuzlar netin dağıldı selfiesi kardeşimim benim Metin ve Mehmet ile :)






Gerisi onlar erdi muradına biz çıkalım kerevetine...

Ertesi gün herkes birbir dağıldı.yola çıktı. Ahmet ve ben kaldık. Yengem ile Dayım da köye gittiler biz de ne yapalım üzüntümüzden Boztepe'ye çıktık teleferikle. Ordu'ya kuşbakışı bir kahve içerek veda edelim dedik.
Herkes gittikten sonra ben iki gün daha kaldım. Çünkü hiçbir arkadaşımla görüşememiştim.
Gülden,Jale, Şerife çocukluğumun  ilk gençlik çağımın en yakın tanıkları. Birlikte  top koşturduk maçlarda, müzik kollarında mandolin, flüt çaldık.Çocuk sevinçler yaşadık. Birlikte olduğumuz saatler nasıl su gibi aktı geçti. Beni çok güzel dünya mutfağı olan bir yere götürdüler. Yok dedim ben bunları İstanbul'da da yiyorum gömün beni pancar çorbasına. balığa... Öyle güzel bir yere gittik ki her şey istediğim gibi oldu. Ne yani Karadeniz kızları buluşmuşuz fajita mı yiyelim :)

Ben daha onlardan ayrılır ayrılmaz onları özlemeye başlamışken kuzen Mehmet beni  aldı onlara götürdü. Oyam yağlı boyam da vardı.. Ay ışığında balık avlayan sandal balıkçıları, karşıda Ordu'nun ışıkları bir bir yanarken Balkonunun şahane manzarasında Ordu'da ki son gecemi yaşadım.






Ertesi gün ise  teyzemin kabul gününe gittim :) ne yani o kadar Ordu'ya gitmişim bi güne de gitmeyeyim mi ama artık günleri resteronlarda yapıyorlar:(  Akşamı da ver elini İstanbul.

Artık evimdeyim. Sonbahar iyice gelmiş İstanbul'a... Bir sonraki yazı  kitaplar, filmler ve sonbaharda alınan yeni kararlar üstüne olsun.












9 Eylül 2016 Cuma

Sonbahar, hoş geldin canım

Dün bizim ev iliğine kemiğine kadar temizlendi pür pak oldu. Negatif enerjiler de gitsin diye beyaz sirkeli sularla sildi bilmiş Nurcan :) Hen bugün Jüpiter'in iyicil etkilerini hissedeceğimiz bir döneme girmişiz. Tüm burçlar hissedecekmiş bunu hadi gözlerimiz aydın olsun.
Sonbahar en en sevdiğim, kendimi en iyi hissettiğim mevsim geldi. Bu ara o yüzden biraz dışarlardaydım.
Mine Flora'ya gittim bir gün bağbozumu yaptık resmen. Üzüm , elma, armut , ceviz, hünnap topladım. Sebze bahçesinde artık tek tük kalan domatesleri biberleri topladım. 
Eve gelİnce o güzelim İsabella üzümlerinden şurup yaptım.Şişelere doldurdum. Dayanıklı olması için biraz konsantre yaptım, artık canı isteyen sulayıp sulayıp içsin. Kırmızı yeşil domatesleri ve  minnacık biberleri sızma yağda birazcık soteledim enfes oldular.







Geçtiğimiz günlerde ise günün erken saatlerinde  Adile Sultan Kasrı Öğretmenevi'nde yazı uğurladık ailece. Çok güzeldi, Çam ağaçları altında, kuş sesleri arasında etrafımızda dolaşan  minik kedilerle  çok keyifliydi.






Salı günü ise çoğunuzun tanıdığı Butterfly ile buluştuk. Her Türkiye ziyaretinde görüşmeye çalışırız. Ben her seferinde sorarım ona, en çok neyi özledin nereye gitmek istersin diye ona göre program yaparız.
Bu kez Fatih Kadınlar Pazarına gittik. Önce At Meyda'nında gülibrişim ağaçları altında Eski Kafa Kafe de kahvelerimizi içtik. Bu kez reyhan şerbeti ile sundular çok hoşumuza gitti.  Şeref Büryan her zamanki gibi muhteşemdi. Ah Ecemkuşum borcum var sana biliyorum. Yemek sonrası kahvesi için Zeyrek Divan Kafe'ye geçelim dedim ama artık orası İstanbul Kitapçısı olmuş. O eski şıklığı gitmiş biraz ama çalışanlar çok nazikti. Fonda İnce Saz çalıyordu ve tabiki fiatlar daha ekonomikti. 




Dün akşam da  Zeya ve Peren ile Kadıköy Cafer Erol'da buluştuk. Üst katları çok şık olmuş. Pastaları çok lezzetliydi, çalışanlar inanılmazdı ve de sanırım artık akşamın son konukları olduğumuz için ne ağırlandık ne ağırlandık. Bizim sipariş ettiklerimiz dışında ki ikramlarla  da gönlümüzü çok hoş ettiler.


Hani kitap hani dilm diyenlere :) Sonbaharın gelişiyle sabah sabah film şenlikleri başladı. Kah okuma odasında sabah çayımla tabletletten ya da salonda kanepede yata yata büyük ekrandan izlemeler tam gaz. Bu arada  beni yıllardır izleyenler bilir ki sabahları güne yeşil çayla başlarım. Şimdi yani 7- 8 aydır bu durum biraz değişti aslında. Artık güne vir dilim ananas ile başlıyorum. Gece yatarken bir dilim sabah vir dilim. Çok az su içtiğim için biraz su ihtiyacımı da gideriyor. Daha önce de yazmışımdır belki artık ananas semt pazarlarında bile var.
Önereceğim iki film var.
Stanley ve İris Jane Fonda ve Robert de Niro'nun gençlik filmi.  İkisi de pastane de çalışan ama birbirini tanımayan Stanley ve İris'in çok samimi bir hikayesi.İris istemeden, Stanley'in okuma yazma bilmediğini patronlarına söyleyerek onun işten çıkarılmasına neden olur ve sonradan onu telafi etmeye çalışır.
Aşk ve dostluk ise Jane Austen uyarlamaları tadındaydı fakat alt yazı çevirisi biraz sorunlu gibi geldi bana.
Kitaplara gelirsek, Büyüleyici Bağırsak bilimsel olmasına karşı çok eğlenceli  bir dille yazılmış. Özellikle bu konuda sorunluysanız tam size göre. Zavallı Berta Teyze üzerinden anlatılan sorunlar ve çözümlemeler özellikle çok eğlenceli.

İkinci söz edeceğim kitap ise ironik bir dille yazılmış olmasına karşılık insanın içini acıtan bir  kitap.Engelli iki çocuğu olan babanın ağzından anlatılan hikayeyi çok beğendim.



İşte bööle böle benden bu kadar.
Sanırım bir çoğunuz bayram tatili nedeniyle yollara düşmüşsünüzdür. Benim bayram programımda biraz memleket havası var ama bayramın sonuna doğru.
Hepinize iyi bayramlar...