Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

15 Şubat 2014 Cumartesi

Fotoroman

 Vira Bismillah deyip Mehmet Eroğlu'nun Fay Kırığı Üçlemesine başladım...
Bundan gerisi Naziş ile benim bugün kü Kadıköy gezimden...
Kahve Dünyasından... Tüm zamanlarımın en sevdiğim pastası;Mozaik pasta... Lisedeyken öğrenmiştim yapmasını, sürekli yapar buzluğa koyardım. O kadar çok yaptım ki Zuz nefret etti...Hala da eder:) Öyle yapmasaydın çok sevdiğim bir pasta olabilirdi der hep:)
Bugün kendime çoktandır istediğim led tarzı okuma lambası aldım. Bilmiyorum kullanışlı bir şey mi?...Deneyip göreceğiz... Bugün yine Vatan Kitap günüydü...Her ayın 15'inde çıkıyor... Kitap: Kılıç Yarası Gibi/Ahmet Altan... Okumuş çok beğenmiştim ama Zuz'dan alıp okumuştum. Alkım kitapevi yeniden basmış 3 Lira ya satılıyor tüm Ahmet Altan kitapları... Kitaplıkta bulunsun dedim. Belki yeniden bile okuyabilirim... Bardakta tarçınlı su var... Alkali Diyet toplantısından beri içtiğim sular limon dilimli ya da tarçınlı  faydasını çok gördüm, anlatıcam...
Mimozalar, bugün tüm Kadıköy çiçekçileri mimozalarla doluydu...Görüntü muhteşemdi...
 Kadıköy'de açılan  dilim pizzacıdan birer dilim pizza alarak yapılacak tüm serserilikleri tamamlayıp eve döndük Naziş ile...Eve dönünce Naziş ben öğrenciliğimde yaptığım gibi pilav yapıcam dedi ve pilavımızı o yaptı...

Yarın valla da billa da sedece kitap okuyup film seyredicem...

13 Şubat 2014 Perşembe

BUGÜN

İstanbul erken bahara devam ediyor. Dün açmaya başlayan erik ağaçları gördüm. Çiçekçiler mimoza satmaya bile başladılar.Mimoza; nasıl severim bilseniz. Ağacı bir sarı bulut gibi kaplaması beni mest eder. Bir mimoza ağacı gördüm mü  gözlerimi alamam...Ressam Osman Hamdi Efendi bir gün eşine bir buket mimoza getirmiş ve sonra da onunla resmini yapmış. Bence de bir kadına hediye edilecek en güzel çiçeklerdendir.Yrın sevgililer günü ya o yüzden çiçek böcük   yazıyorum sanırım:)






Bugün niyetim Üsküdar sahildeki    denize bakan taraçalara yayılıp kitap okumak, çay ,kahve içmekti ama son anda birden üşendim. Evde kaldım. Hemen bir köfte yoğurdum dolaba attım,sonrasında akşama kadar yattım yuvarlandım. Tembellik desen bu kadar dibine kadar yaşanırdı,yoruldum desem inanın:))



Sabah  kahvaltımı ederken kenardan kenardan da ''Kenar'ın Kitabı'' nı karıştırdım.Şenol Cantek' e ait bir derleme kitabı... Bu kez kenarda yaşayan Ankaralılar var.Seyyar satıcılar,  Kenar mahalle çocukları, kapı  önünde oturup örgü ören kadınlar var. Benim  hemen ilgimi çeken seyyar satıcılar oldu. En çok da şu cümle  içimi bir tuhaf yaptı.'' Seyyarlar için, seyyar satıcılık;yüzyüze kaldıkları yaşamsal zorluklar karşısında  kendi hayatlarını kazanmak için ahlaksızlığa  düşmeden yapabilecekleri  son şey, çalabilecekleri son kapıdır'' . Artık bu cümleden sonra çok daha başka bakarım ben seyyar satıcılara... Fatih Sultan Mehmet'den beridir de siyasette kullanılmış bu meslek. Çünkü halkın bu kadar içinde bulunabilen başka bir meslek yok. Ankaralı seyyar satıcılarla yapılan birebir görüşmeler de kitap da yer alıyor. Sonra sokak çocukları, hatta balkon sohbetleri var... Sanırım bu kitap hemen öyle rafa kalkmayacak uzun süre alimin altında kalacak...

Kapak resmi ise çok tanıdık birine Leylak Dalı'na ait...


 Şimdi  ben gidiyorum ama gitmeden ''Bibliyomanyaklar/ Kitap Düşkünleri '' de ki Dünya Ağrısı/Ayfer Tunç hakkındaki yazımın altına yapacağınız yorumla  kitap kazanma hakkına sahip olacağınızı  hatırlatayım. TIK








11 Şubat 2014 Salı

Sahillerden,kitaplardan,filmlerden ,ödüllerden

  Nasıl güzel bir hava var iki gündür. Ama hayra alamet mi? Bilemem valla...Bu ara sorular hep çalışmadığım yerlerden çıkıyo zaten. Benim anneannem gara gücük derdi Şubat için.Gücük şubat ayına atfen gara da kara kışa atfen söylenmiş bir söz. Zaten anlamışsınızdır da iş olsun işte. Ama bugün resmen pembe gücüktü:)) Berbat bir espri oldu kabul...

Biz sabah havayı güzel görünce hadi bir yürüyüş yapalım dedik. Hadi bi de değişik bir güzegah olsun  dedik. Ve bir plan yaptık. Üsküdar'dan Marmaray ile Yenikapı'ya geçelim Eminönü'ne kadar yürüyelim. Abey meğer oralarda sahil mevta olmuş bizim haberimiz yok.Yürü babam yürü denizle aramızda bir çit  var... Yürüdükçe karnım acıktı.Kum Kapı balıkçılarının oraya gelince daha da açlık hissettik. Zaten hafta içinin rehavetinde olan restoran garsonları insanın üstüne atlıyodu.Kocama pazarlık yap dedim:)) Valla buraların raconu böyle aklınızda olsun. Benim kocam da garibim hiç alışık değil böyle şeylere hahha ama baktı kapanın elinde kalıyoruz anladı olayı. Neyse ,oturduk balığımızı neyin yedik içtik.  Tabi ben zilyon çeşit balık içinde yine Karadenizliliğim tuttu hamsi yedim:)





Yemekten sonra yürü babam yürü   sahil ararken bi çıkmaza girdik sanki noluyoruz kapana mı? kısıldık leynnn derken oradakiler bize nah şu kapıyı gösterdiler. Oradan döne döne çıktık. Allahım aklıma mukayyet ol dedim. Neyse  valla bilemiyorum neresi Çatladıkapı mııı? Ahırkapı mııııı? orada denize kavuştuk. Olsun yine de uzun bir sahil yürüyüşümüz var , enseyi karartmayalım  bak ne güzel taze taze balığımızı da yedik  diyoruz ama kardeş bu sefer de yürü yürü tamam sahil güzel, deniz güzel, hava güzel de bi yudum su içebilecek bir yer yok yolun karşısında caanım kafeteryalar ,tesisler neyin var ama geçiş yok.Uzun etmeyeyim okuyucu bi daha da gitmem Davos'a diyeyim, anla sen beni. Gzözünü kulağını sevdiğimin ,ellerinden öptüğümün  Üsküdar Sahili...Miss gibi yürüyüşünü yaparsın, yoruldun, hemen denize karşı taraçalara oturursun ayağını denize uzatır kitabını açar,çayını söylersin. Karnın  açsa bi de tost  dersin. Olmadı tekneye bin Kız Kulesine geç,kahveni orada iç. Ya da geç yolun karşısı çay bahçesi dolu otur ,Tarihi Yarımadaya baka baka bi hal ol yani....






Sonuç olarak eve döndüm çok şükür, yolda kocam beni ekti,sen git yeşil çayını koy, yazını yaz ben de bi klübe geçeyim dedi. Hayde selametle dedim.Bugünün hikayesi de aksiyonu da bu...

 Gelelim kitapdııır filmdiiir:))


Şimdiii bir kitaptan söz edeceğim ama bir taraftan da size acıyorum. Diyeceksiniz niye:) Bu kitap ''İĞNELER'' in yazarı Selgin GB nin 2011 de yayımlanan bir öykü kitabı. Sanırım internetten satış yapan kitabevlerinden arayacaksınız. Ya da bu kitap yeniden basılsın...Kitap bir öykü kitabı  ama öyle sıradan bir öykü kitabı değil. Bi kere çok lezzetli. Lezzeti şuradan;Her hikayeye eşlik eden bir lezzet ve onun tarifi var. Öyküyü okurken , bırakayım okumayı gidip şunu pişireyim diyorsunuz.  Mesela bir Gurbet Aşı var. Baz olarak bulgur pilavı ama anam içinde nar ekşisi bile var. Kesin pişiricem onu kesinnn....Bir hikayenin kahramanına başka bir hikayenin bir yerinde rastlayınca sanki yolda yürürken bir tanıdığa rastlamış duygusu ediniveriyorsunuz.

Filme gelince,filmimiz yabancı dilde en iyi  film dalında Oscar Adayı... 

Seyahat etmek yararlıdır, hayal gücünü geliştirir.
Geriye kalan her şey hüsran ve angaryadır.
Yolculuğumuz tümüyle hayalîdir. Gücünü buradan almaktadır.
Yaşamdan ölüme yol alır.
İnsanlar, hayvanlar, şehirler, olaylar birer hayal ürünüdür.
Bu bir romandır, yalnızca kurgusal bir hikâyedir.
Littré öyle söylüyor ve o hiç yanılmaz. Ayrıca o kadarını herkes yapabilir.
Siz sadece gözlerinizi kapayın. O, yaşamın diğer tarafındadır.
Louis-Ferdinand Céline
“Gecenin Sonuna Yolculuk
 
Film,bu sözlerle  bir Roma güzellemesi olarak başlıyor. Roma'daki sanat eserlerini tepeden, yandan, çaprazdan, yakından, uzaktan kamera ile geziyoruz. Sonra filmin kahramanının  güzelliği arayışı biçiminde sürüyor. Altın Küre dahil bir çok festivalde ödül almış bu film bir sanat filmi olarak düşünülmüş bence.  Görselliği yanında sözlü anlatım da  çok önemli.Alışılmışın dışında bir film olduğunu söyleyeyim ve gideyim.



Gitmeden önce bu hafta Bibliyomanyaklar da benim yazım yayında. Ayfer Tunç'un son romanı ''Dünya Ağrısı'' nı yazdım. Yazının altına bırakacağınız yorumla kitap kazanma şansınız var hatırlatayım. TIK deyin gidin yazıya:))

10 Şubat 2014 Pazartesi

Hafta Sonu Hafta Sonu

Hey gidi okuyucu, günler nasıl da patır patır geçiyor böyle...Neredeyse şubatı yarıladık. Türkiye gündemi yine ısınık yine ısınık. Valla  bana sormayın n'olcak diye... İnternet yasakları bu gece yarısından itibaren başlıyor. Uğurlu kademli olsun ... Valla Ordu^'da  hayırlı  ,uğurlu olsun'u böyle diyorlar. Gün olur da görüşemezsek hakkınızı helal edin...

Bu hafta sonu yine zıpkın gibi fişşek gibi geçti.Cumartesi günü'' İĞNELER'' öykü kitabının  ve ''Bibliyomanyaklar '' yazarı Selgin GB ile birlikte ''Kafka Cafe'' de kitap üzerine konuştuk.  Mesela öyküleri nasıl kugular, iğneler aklına nereden geldi  biz sorduk o cevapladı. Çok yakında bunları çok detaylı bir şekilde Mavianne'nin yaptığı röportajda  okuyacaksınız.Bizler de ''Bibliyomanyaklar''ın diğer üyeleri de  mart ayı içinde  yazacağız ama siz o zamana kadar bence kitabı hemen alıp okuyun. Her okuyana bir tarafından değecek hikayeler var. Ben çok hikayede kendimi, annemi, babamı, kardeşlerimi buldum mesela... Hatta hikaye kahramanlarından biri  bizim eve geliyordu az kaldı:)...





Cumartesi akşamının bombası ise internet yasakları protestosu için İstiklal'de olan  Naziş ve Neslihan'ın   bir güzel gazlanıp eve gelmeleriydi, neyseki ucuz atlattılar.


Bugünün en güzel tarafı ise Memo'nun doğum günü olmasıydı... Memom benim ne zaman bi şeye sıkışsam Hızır gibi yetişir,yengesinin işini halleder.Çoook uzun yıllar önceydi, bir akşam kapı çalındı Memo geldi,bize. Evde yalnızım ve deli gibi tutkunu olduğum '' Yedi Tepe İstanbul''u izliyorum. Ama o zaman öyle uydu antenler, Digitürkler neyin yok. Bildiğin çatı anteni var herkeste. Ne hikmetse TRT1 ne yaptık ettikse doğru düzgün çekmiyor. Ertesi akşam, bizim çatıda tangır tungur sesler, Mehmet bizim eve gelmiş pencereyi açmış atın  kabloyu falan diye bağırıyor. Canım Memom ,o gün ilk parasını kazanmış onunla da bana çatıya özel anten diktirmiş:)) Yani öle bi gönül bağımız var onunla...Görümcemin yaptığı şahane dolmalarında olduğu masada  toplanıp ona sürpriz bir doğum günü yaptık bugün...



 Yarın okullar açılıyor,kızlar da haliyle işbaşı yapıyor. Ben de normal yaşamıma dönerim inşalah maşallah...

Ay ay durun hemen gitmeyin bu pazartesi günü yani bugün:)))''Bibliyomanyaklar'' da benim yazım yayına giriyor. Yani Dünya Ağrısı/ Ayfer Tunç ile ilgili yazdığım yazı...Yazıyı okuyup yazının altına yorum bıranlar arasından yapacağımız çekilşte bir kişiye  CANAN TAN'ın özel olarak Bibliyomanyaklar-Kitap Düşkünleri  okuyucuları için imzaladığı'' İZ''romanını hediye ediyoruz.Hepinizi orada görmek isterim doğrusu:))
Şuraya bi TIK


















Hayde şimdi gerçekten de gittim:))

Not: bazı arkadaşlar sayfama girmekte sorun yaşadıklarını söylüyorlar, merak ediyorum  kimler sorun yaşıyor acaba başka....

8 Şubat 2014 Cumartesi

TOKUZ AMA AÇIZ

Başlığı görünce şaşırabilirsiniz ama dün ben  ^^ Tavsiye Evi'' nde bu başlık altındaki bir toplantıya katıldım. İyi ki de katılmışım. Dr. Ayşegül Çoruhlu bilmediğimiz hiç birşeyi anlatmadı ama neden bunları yapmamız gerektiğini öyle güzel anlattıki. Kendisinin bir biyokimyacı oluşu bir diyetisyen olmayışı, kilolarınız değil beni ilgilendiren deyişi dinlerken gözlerimi ve kulaklarımı dört değil sekiz açmamı sağladı.





(benim yanımda  oturan beyaz  gömlekli hanım Dr. Ayşegül Çoruhlu)
Ayşegül Hanım dedi ki, akşam yemeklerinizi erkene alın, mümkünse mesela saat 5  gibi yeyin. Bilmiş ben,illa bi çıkıntılık yapıcam ya  durur muyum?)) -''ama ama Ayşegül Hanım, biliyosunuz Türk kültüründe akşam yemeği çok önemlidir, aile akşam yemeğinde bir araya gelir ve en lezzetli en kalorili yemekler akşam yenir'' dedim.
Cevap: Değiştirin daha erken yeyin, daha çok sebze yeyin, kalorili besinleri gündüz tüketin. Doğum günü partilerini gündüz yapın, dedi. Suyunuzu alkali yapın dedi mesela. Bu da bir litre suya bir çay kaşığı karbonat atmakla  yapılabilecek bir şeymiş. Suyunuzun ne tadı ne rengi değişir dedi. Ya da limon sıkmakla... Enginar örneğini verdi. Nasıl enginarın kararmasını önlemek için limon sürüyor ya da limonlu suya bırakıyorsak. Limon içimizin de böyle  temizlenmesine yardım eder dedi. Et yiyorsanız yanında mutlaka bir tabak koca salata yeyin dedi. Baden,fındık, ceviz bunları miktarsızca yiyin. Yağlı tohumları (keten tohumu, çörek otu gibi mesela), baharatları yemeklerinizden eksik etmeyin dedi. Arabamıza en iyi benzini koymaya çalılırken, evimizi en kaliteli temizlik malzemeleri ile temizlemeye çalışırken bunları yapmak hiç ama hiç zor değil bence de...


Yani bugün de sağlıklı beslenme konusunda tüyolar verdim size afferim bana:))

7 Şubat 2014 Cuma

YA DA

Dün biz uyurken ya da yemek yerken ya da kahvemizi içerken,kitabımızı  okurken ya da ya da ya da...
Bir baba oğlunun cesedini ,sırtındaki torbada taşıdı...



5 Şubat 2014 Çarşamba

Şubat

Bizim için sağlık sorunlarıyla dolu olarak geçen ocak ayı nihayet bitti...Sağolsun tüm aile bireylerini bi elden geçirdi öyle gitti.

Pazartesi evde büyük bir temizlik ve dezenfekte operasyonu yapıldı. Pir-ü pak oldu. Darısı memleketin başına diyelim ve  başlayalım ne ettik ne yaptık ne okuduk  ne izledik. Bu ara film konusunda yavaşladım. Daha doğrusu  bir kaç sabahtır geç kalkıyorum.Ama geceleri radyo tiyatrosu dinlemeye devam. Dün gece radyo tiyatrosu yerine Agatha Christine'den uyarlanan bir oyunu arkası yarın olarak açmışım. Aniiii, 25dk da bir biter, yeniden başlar, seslendirenlerin adını neyin yeniden söyler bi de özet geçer. Kocamın canına okudum, ben 45-50 dk lık radyo tiyatrosu oyunu seçiyordum, onun da zaten yarısında uyuyordum sen tutturdun Agatha Christine diye, dedim:) Zaten uyumuşum bir ara uyandım 12. bölüm başlıyordu arada ne oldu bilemiyorum ama yine de katili öğrenemedik. Arada uyuduğum için de fikir de yürütemedim...

Kitap; Bugün Canan Tan'ın ''Issız Erkekler Korosu'' na başladım...Canan Tan ,bu kitabında olaya erkekler tarafından bakmış... Sadece erkek müşteri kabul eden ''Ademoğlu Pansiyon'' da geçen bir hikaye...Dertli ve aşık erkekler. Hepsinin ayrı bir derdi ve hepsinin ayrı bir şarkısı var.Bu romanın özelliği; Canan Tan'ın diğer romanlarındaki kahramanlarının bu romanda da olması... Pansiyon müşterileri tanıdık yani:)...



Resimde gördüğünüz,orkidemin cinsinin adı; ''kedi tırnağı'ymış. Yılda iki kez açıyor ve çiçekleri de dört ay üstünde kalıyor. Çiçekler dokunduğunuzda sanki sert plastik gibi bir his bırakıyor. Bu yıl  ilk kez açıyor...




Tekrar bir hatırlatma ; Bibliyomanyaklar her hafta bir okuyucusuna kitap armağan ediyor. Tek yapmanız gereken yazının altına yorum bırakmak. Dünya Ağrısı/Ayfer Tunç  şubat ayı kitabımızdı biliyorsunuız. İlk haftanın yazısını,   Leylak Dalı yazdı... Çok kapsamlı çok güzel bir yazı olmuş..

Ayrıca da ikinci haftanın yazısının ödülü benden olacak  sürprizli bir ödül o yazı için de bi TIK

E bu kadar  ,gittim ben hayde...