Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

7 Nisan 2013 Pazar

cadılı pazar

Serin bir pazar sabahı...Kızların biri halasında kaldı dün akşam,biri de kursta...Biz de akşamdan karar vermiştik,kahvaltıyı koruda yapalım diye ama havanın serin oluşu caydırdı...

Hadi o zaman pazar sabahını ben ısıtayım dedim...







İşte size kahvaltınızı yaparken çoluk çombak izleyeceğiniz bir animasyon filmi...Dün gece Zero,bunu çoçuk,genç,yetişkin kimse kaçırmasın dedi...Hemen duruma hakim oldum ve filmi buldum...Küçük bir cadının hikayesi...Çıtır simitli, beyaz peynirli ve daha iki gün önce yapılmış taze çilek reçelli bir masaya çok yakışacak...

İşte buradan izleyin...izledikten sonra bana haber vermeyi unutmayın ki,Zero'ya teşekkür edelim.

buraya bir tık yapın ve izleyin...

5 Nisan 2013 Cuma

Günün enleri,boyları ve günün sorusu

Kitap...Aşk Kırgınları...Nedim Gürsel ile Venedik'de kapı kapı dolaşıp Yüzyılın aşklarının geçtiği yollardan geçip,durakladıkları cafelerde soluklanıp,kaldıkları otellere gidip,otellerin pencerelerinden baktıkları manzaralara bakıyoruz...Thomas Mann, Louis Aragon, Ernest Hemingway, Alfred de Musset, George Sanda ve Marcel Proust gibi dünya edebiyatının ünlülerinin Venedik'de biten ya da başlayan aşkları...
Çok keyif alarak okuyorum ama ilk 32 sayfasının geçen ayki ''Sözcükler'' dergisinde yayınlanmış olması biraz garipti...Zaten küçücük bir kitap,kafadan 32 sayfasını okumuş olarak başladım:))




Film...Bir Romen filmi...Filantropica/Hayırsever...



Balkan sinemasını çok severim bilen çoktur..Bu filmi de sevdim. Meğer Romenler ne çok benzerlermiş bize Bizim dilencileri çalıştıranlar,sokakta rastladığımız,yolda kaldım ne olursunuz 1 lira verin diyen iyi giyimli kadınlar erkekler meğer bu filmi izlemişler 2000 yılından beri şimdi de bu yol mu? çıktı dediğimiz tüm sahtekarlıklar bu filmde...Ağzım açık kaldı...Tam bir kara mizah...


Yemek...Dün akşamdan kalan tavuk sotenin üstüne bir buçuk kase bulgur koyup onu bulgur pilavına dönüştürmek...Tavuk sote olarak kimseye yetmeyecekti ama koca bir tencere şahane bir pilav oldu...Kendimi tebrik ederim:)) yanına da yazdan dondurucuya atılmış közlenmiş kapya biberler çıktı,yine Burgaz Ada'dan alınıp,hay aklıma tüküreyim bu kadar bamya ayıklanır mı? diye söylene söylene temizlenip ,dondurucuya atılan bamyalar; hay aklımı seveyim diye diye pişirildi....

Günün aksiyonu...Ev, dip köşe temizlendi,misler gibi yapıldı...Yarın 10 günlük ikinci mi? üçüncü mü? ne ara tatile girecek kızlar rahat rahat dağıtsınlar diye hazırlandı...Yıkanan çamaşırlar katlanmadan okuma odasına atıldı,unutuldu şimdi yazarken akla geldi ve amaaaan sendeee  dendi:)

Günün haberi...Kızamık salgını nedeniyle belli yaş aralığındaki öğretmenler de kızamık aşısı olacakmış ne mutlu bize ki bizimkiler de aşı olacaklar grubunda:))

Bi de gece gece çilek reçeli yaptım...Pazar bu hafta çilek kokusuyla gönlümü fethetti:)


Günün sorusu...Biz ''Akil''siz miyiz?

Günün çağrısı...Bir köy okulu kütüphane kurmak istiyor...Mahmut Adın,bir mail atarak duyurmamı rica etti...
Tüm bilgilere buradan ulaşabilirsiniz.
 http://www.kitapkolik.net/koy-okulu-kitap-toplama-kampanyasi/



3 Nisan 2013 Çarşamba

Merak bu ya:)

Okuyucularım arasında kaç kişi Galatasaraylı merak ettim:)
Bu akşam Real Madrid'i yener veya yenmez umurumda değil...Ben Galatasaraylıyım bildiğim o...



2 Nisan 2013 Salı

1500.yazı...

Hey gidi sayın okuyucu hey, selam olsun hepinize, bloggerine, sessizine,adsızına, dışarıdan takip edip arada ses verenine hepinize...1500. yazıyı da eklemiş bulunuyorum...1500 kere kutlu olsun...Ama tesadüfe bakınki bir kutlamaya denk geldi. 34 yıldır devam eden bir şakanın kutlamasına...Tam dört yıl süren bir nişanlılığın kutlamasına:))1-Nisan 1979 bizim evin resmi tarihinin ilki sayılır...Nişan tarihimiz...Her işimiz de bir komiklik olacak ya,bu da öle işte...




Bir de filmim var bugüne...Tepenin Ardı...Katıldığı tüm film festivallerinde ödülleri silip süpürmüş...Düşman  her zaman bir tepenin ardında değil içimizde de olabiliri anlatmak istemiş...Biraz ağır ilerliyor ama oyunculuklar iyi...Çok bana hitap etmedi  fekaaatt:)  bu kadar ödül aldığına göre benim anlamadığım bişi vardır mutlaka...





Bugün hava çok güzeldi ama evde dinlenmeyi tercih ettim,nasılsa artık önümüzde çok var bu güzel havalardan,yarın gerçi sağanak yağış diyor meteoroloji  ama olsun,dinlendim...

1 Nisan 2013 Pazartesi

Asis,yarışma, sportif Lale,yarışmacı Lale,sürprizler ve fiyaskolar

Bu haftasonu bir kaç haftasonluk  etkinlikle geçti...Çok güzeldi,çok lezizdi, çok sürprizliydi,çok sportmendi:)) Herşey çok güzeldi ama iki tane fiyaskosu var:)) Biri kitap,biri film...Leylak Dalım^^O kadarcık çatlak su sızdırmaz der ^^ bu gibi durumlar için. Önce fiyaskolardan başlayalım da sonu güzel bağlansın...

Önce film...Mavi Pansiyon...Fadik Sevin Atasoy,Veysel Diker ve Özlem Tekin'in adını görünce merak etmiştim...dvd sinin çıkması da çok uzun sürdü. Sonuçda 6.7lik bir puanı var ama hiç beğenmedim...Neyseki Bodrum manzaraları vardı...Bodrum anılarımı aklıma getirdi:)) Ataletimin de dediği gibi beğenenlerin olsun...

Kitap: Grinin Elli Tonu...Bir yıldır,çok satanların en başında durup duru...E insan merak etmez mi? Allahım Allahım,iyiki de kendi kitabım değil, kendim alsaydım  sinir olurdum...Debbie Macommer'in  ''Bir Yumak Mutluluk''undan  Leylak ve Atalet sayesinde yırtmıştım ama buna yakalandım. Yarım bıraktım...Bu da beğenenlerin olsun...

Neyseki, Leylak Dalıcım'ın Antalya Kitap Fuarından benim payıma düşen  kitabı göndermesi bu fiyaskoları bir nebze olsun unutturdu...Nedim Gürsel'in son kitabı '' Aşk Kırgınları'' hemi de adıma imzalı...


Haydi şimdi başlayalım asıl maceralara....

Cuma günü İsviçre'den her gelişinde mutlaka bir gününü bana ayıran ve bizim evi uzun bir süre kalori bombardımanı altında bırakan ''Asis'' ile birlikteydik...Çok öncesinden Piyer Loti programı yapmıştık ama hava şartları müsade etmeyince Beşiktaş'da buluştuk...Kitaplar arasında kahvaltı ettik Alkım Kitapevinde,  sandalyelerinin renklerini beğendiğimiz kahvede ,kahvemizi içtik, yine kitaplar arasında  bu kez Kabalcı Kitapevinin kafesinde çay molamızı verdik...Hepsi bahane sohbetimiz şahaneydi...Ben bunları yazarken Asis çoktaaan İsviçre'de ki evine yerleşti bile...



Akşam olunca Asis ile vedalaşınca karşıya geçmek için Üsküdar vapuruna  bindim...Çok kalabalıktı...Üsküdar iskelesine geldim ,kalktım,çıkışa yürüdüm,inmek için sıra beklerken çaprazımda duran biri dikkatimi çekti, döndüm baktım...Yine döndüm,yine baktım...Sen misin? sen misin? dedim...O da cevap olarak   bana sarıldı...Ordu'dan gelerek bize sürpriz yapmak isteyen erkek kardeşim Metin'e işte böyle vapurda rastladım...Halimizi bir  görmeliydiniz...Eve kadar sabredemem gel şurada bi soluklanalım dedim , ''Mado'' da oturduk bir yarım saat kadar,sonra eve geldik... Evde bir şaşkınlık,bir sevinç havası esti....Ama bir gece kaldı, fuara gitmek için sabah erkenden çıktı...Ben de hemen arkasından çıktım...Nereye mi? gittim sabah sabah...Ah işte bundan sonrası tufan derler ya aynen öyle...Haydi alt paragrafa taşınalım:))Ama önce kardiş kardiş resmimiz:)



Kocamın yeğenleri, Bilge,Mehmet,Banu( yeğen Ercü'nün eşi)ve Filiz'' Aileler Yarışıyor'' yarışmasına başvurmuşlar, yengemsiz  olmaz demişler ama yengeye dememişler:)) Bana ancak  başvuru onaylanıp,toplantıya çağrıldığımızda haber verdiler...Toplantı çok iyi geçince bizi cuma günü yarışmanın bant çekimi için çağırdılar...Baştan söyleyeyim,kazanamadık...Karşımızda gerçekten iyi yarışmacılar vardı,çok şekerdiler onlarla yarışmadan çok kulisde eğlendik...Yarışma bittikten sonra hallerimizi anlatıp anlatıp gülmekten yerlere yattık...Sanki kaznmış gibi ,program sonrası hep birlikte yemeğe gidip,birbirimizin,kendisinin farkında olmadığı durumları anlattık anlattık güldük...Bizi en çok güldüren ,kokulu çiçekler sorulduğunda Banu'nun hiç kimsenim yetmiş sene düşünse aklına gelmeyeceği hüsnü yusufu söylemeseydi...Sunucumuz hayatında duymamış zaten:)) .Banu'nun ,çıkışta  -yarışmayı kzanmak umurumda değil, yine kazanmasaydık da ben o hüsnü yusufu demeseydim deyişi,güne damgasını vurdu...Biz daha eve gitmeden haberler kulaktan kulağa yayılmış...Ercü,- söyle bana Banu, bu Hüsnü kim, bu Yusuf kim  diye dalga da geçince artık üç gün boyunca  hüsnü yusufla yattık hüsnü yusufla kalktık... Halbuki herkesin bildiği,gördüğü bir çiçektir ama bilmeyenler de Banuş sayesinde öğrendi:))

 (yayına hazırlanırken görülmekteyim efeeem)

Cumartesi günü ,güzeldi hava, koru yürüyüşü, Paşa Limanında çay molası, akşam  Banu'nun annesi Fato'da yarışmacılara verilen akşam yemeği:)) yine hüsnü yusuf geyiği, geç saatlere kadar çift masalı okey partileri ile geçti....

Pazar gününe gelince valla çok sportif bir gün oldu... Yarışmanın kamera arkasını dinlemek isteyen kocamın diğer yeğenleri ile  buluştuk...Biraz da onlar bizi tiye aldılar, bi de sizi görelim dedik, biz de:)) Basketbol,voleybol,bol bol yeme içme,çıplak ayaklarla çimlerde yürüme,ağaçların altında uzanıp kitap okuma, doğumgünleri çakışan iki kuzenin çift pastalı doğum günü ile şen şakrak bir pazar günü oldu...







(Görüyormusunuz, hepsinin ağzı beş karış açık atışıma bakmaktalar:))),Bilge, instagramda, kadının fendi erkeği yendi, yengem bu kadar erkeği dize getirdi yazmış:) Uzun yıllar basketbol topu elime almasam da hafıza denen bir şey var...Ben bile şaştım kendime...

İşte böyle geçti,haftasonu...Evimi özlemişim ama...Şimdi bir tencere kabak ve biber dolması yaptım misss gibi pişmekteler... Sahi sizler neler yaptınız haftasonunda...






30 Mart 2013 Cumartesi

Curcuna





Anlatacak  ne çok şey var...Aynen şu resimde gördüğünüz gibi bir curcunadayım sanki...

Asis ile buluşma var, Ordu'dan gelip,sürpriz yapmak isteyen kardeş ile vapurda evlere şenlik bir rastlaşma var ki, bizi bir çeken olsa'' you tube'' tıklanma rekoru kırardık. Arkamı dönüp dönüp sen misin?, sen misin? diye evlere şenlik bir halim vardı...

TV de bir yarışma programına  görümcelerimin çocukları ve bir ben yenge olarak katılmak,hezimete uğramak ama  program sonunda iki gün yerlere yata yata gülmek var....Sanki kazanmış gibi Kadıköy'de yapılan kutlama var...

Ruhi Mücerret var, Mavi Pansiyon var...Uzun koru yürüyüşleri ,plansız programsız yapılan buluşmalar var...

Antalya fuarından payıma düşen ''Aşk Kırgınları '' var bu gece başlanacak,hem de adıma imzalanmış....

Ama bunları ancak uzun uzun pazartesi günü  anlatayım,biraz soluklanayım...Şimdi  benim için okuma vakti....

26 Mart 2013 Salı

Bizim evin halları

Cuma günü yazmışım en son ,hadi o zaman başlayalım:)

Cumartesi günü Naziş kursa gitti Gamse ile biz evde dinlenmeye karar verdik ama kurstan çıkıp bizi arayan Naziş'in telefonu ile kendimizi beş dakikada dışarda bulduk. Üstelik ben nasılsa evdeyiz yemeği akşama doğru yapayım  demişken:)) Hava yağmurluydu halbuki ama yine de çıktık. Capitol'de buluştuk,D&R dı, mağazalardı ,kan şekerimiz  düştü ayağına''Sütiş'' de tatlı molasıydı derken akşam oldu...Tabi bu arada akşam yemeği mafiş...''Gülüyorum oynuyorum eski oynaşım aklımdan çıkmıyo'' diye bir söz vardır,Ordu'da,hah aynen öyleyim...Bi taraftan da ne yapsam ne pişirsem diye düşünmekteyim...Migros'a  girmiştik ki  fikrim geldi:)) Hemmen bir bütün tavuk aldım...

Eve geldikkk, ben hemenn tavuğu yıkayıp  haşlanmaya koydum...Bi koşu dondurucudan bezelye çıkardım,onu da haşlanmaya koydum mu? koydum...Sonra iki kase pirinci sıcak suyla ıslattım... Tavuk 45 dk da pişti...Hemen suyunun birazını bir tencere aldım içine şehriye attım..  Limonlu ve de karabiberli çorbamız elde var bir, geri kalan suyla da hemencik bir pilav yaptım,üstüne haşlanmış bezelyeleri de ekleyinceee  hatta oldu garnitürlü pilav:))..tavuğu tencereden çıkarmadım bile, azıcık terağ koydum,tencerenin dibinde çatal ,bıçak yardımıyla parçaladım, bu da oldu sana pilavın yanına kızarmış tavuk , bir kavanoz da kış için yazdan hazırladığım közlenmiş biberli  ve közlenmiş patlıcanlı sosumdan açtım yanına ...Bunların hepsi bir saat sürede oldu o da 45 dk sını tavuk pişmesi beklendiği için...Neymiş efenim önemli olan organize olmakmış. Bugünlere gelene kadar rokadan ıspanak yemeği pişirmiş, dövülmüş buğdaydan bulgur pilavı yapmış, keklerine kabartma tozu diye pudra şekeri koymuş, sonra da benim keklerim hiç kabarmıyo diye hayıf hayıf hayıflanmış biri olarak ben çektim siz çekmeyin diye yazıyorum:))

Pazar günü, kızlar  horozlar öterken kalktılar vallah da billah da:) birinin toplantısı birinin seminer gibi bi şeyi vardı.Biz de erkenden hortladık tabi...Kocam, hadi sana kahvaltı ısmarlayayım bir şey hazırlama dedi...Atladım bu teklifin üstüne ve Koruda ki ''Bordo Köşk'' e gittik...


 (ben geliyorum diye mi? hepsinden önce açmıştı bu kırmızı lale)
 (bu yoncalar,Depresif Ayu için:))


Uzaklardan geçen bu gemi yemyeşil rengiyle büyüledi beni ama fotoğraf makinesi yanımda olmayınca telefonla ancak bu kadar olabildi...


Güya erken gittik ama o saatte bile kalabalıktı,neyseki denize karşı olan bir masa hemen boşaldı...Kahvaltımızı yaptık, dergi,gazete okuduk.,saat bir gibi eve döndük...Tam üstümü değişirken Banu aradı, DSİ'ye gidelim 51 oynayalım dedi. Kızlar yok,biz eve şimdi girdik dedim ama o  kızlarla irtibatı kurmuş,anlaşmışlar:)) Sonuçda kızalr gelince,biz de gittik...Diğer kuzenlerde geldi derken ,kimi ke3ndini çayır çimene saldı,kimi 51 oynamaya oturdu, kimileri basket oynamaya gitti...Akşam yemeğimizi de orada yeyip hadi hadi Survivor başlayacak diye eve geldik:))




 Ah benim pazar günü bile çalışan kızlarım, yemeklerinin pişmesini beklerken:))

Gelelim pazartesine, pazartesi ben çok çalıştım arkadaşlar...Temziliğe yardım eden hanım memlekete gitti, Bilge yani görümcemiğn kızı -Yenge, bana gelen çok iyi dedi,telefonunu verdi...Bundan sonrası komedi ama...açtığım telefona aradığım isimde bir kadın çıktı ,temizliğe gitmediğini ama çok ihtiyacım varsa kendine geleni gönderebileceğini söyledi:))Bilge Allah bilir bana aynı isimde bir arkadaşının telefonunu falan verdi:))  Ben de otururken birden kalktım,aldım tülleri aşağıya ,attım makineye onlar yıkanırken de sildim camlarımı neyin.Öğleden sonra da gittim okuma odam için Erengüller,sümbüller,laleleler ve sakız sardunyalar aldım.

( Erengül hanım nasıl ama)

Şimdi bu yazı burada bitsin ...Çünkü çok işim var hala...Haa kitap derseniz Ruhi Mücerret okumaya devam...Ruhi Mücerret Bey 100 yaşında ve korkunç alıngan biri, her gördüğü kişinin onu son kez görüyormuşcasına bakmasından da fazlasıyla muzdarip...Bir sürü film depoladım ama sanırım bu hafta izlemek için vaktim olmayacak. Bu arada artık  kitaplığım bir mühüre sahip)) Gamse'nin hediyesi..



Haydi kalın sağlıcakla