Bu haftasonu bir kaç haftasonluk etkinlikle geçti...Çok güzeldi,çok lezizdi, çok sürprizliydi,çok sportmendi:)) Herşey çok güzeldi ama iki tane fiyaskosu var:)) Biri kitap,biri film...Leylak Dalım^^O kadarcık çatlak su sızdırmaz der ^^ bu gibi durumlar için. Önce fiyaskolardan başlayalım da sonu güzel bağlansın...
Önce film...Mavi Pansiyon...Fadik Sevin Atasoy,Veysel Diker ve Özlem Tekin'in adını görünce merak etmiştim...dvd sinin çıkması da çok uzun sürdü. Sonuçda 6.7lik bir puanı var ama hiç beğenmedim...Neyseki Bodrum manzaraları vardı...Bodrum anılarımı aklıma getirdi:)) Ataletimin de dediği gibi beğenenlerin olsun...
Kitap: Grinin Elli Tonu...Bir yıldır,çok satanların en başında durup duru...E insan merak etmez mi? Allahım Allahım,iyiki de kendi kitabım değil, kendim alsaydım sinir olurdum...Debbie Macommer'in ''Bir Yumak Mutluluk''undan Leylak ve Atalet sayesinde yırtmıştım ama buna yakalandım. Yarım bıraktım...Bu da beğenenlerin olsun...
Neyseki, Leylak Dalıcım'ın Antalya Kitap Fuarından benim payıma düşen kitabı göndermesi bu fiyaskoları bir nebze olsun unutturdu...Nedim Gürsel'in son kitabı '' Aşk Kırgınları'' hemi de adıma imzalı...
Haydi şimdi başlayalım asıl maceralara....
Cuma günü İsviçre'den her gelişinde mutlaka bir gününü bana ayıran ve bizim evi uzun bir süre kalori bombardımanı altında bırakan ''Asis'' ile birlikteydik...Çok öncesinden Piyer Loti programı yapmıştık ama hava şartları müsade etmeyince Beşiktaş'da buluştuk...Kitaplar arasında kahvaltı ettik Alkım Kitapevinde, sandalyelerinin renklerini beğendiğimiz kahvede ,kahvemizi içtik, yine kitaplar arasında bu kez Kabalcı Kitapevinin kafesinde çay molamızı verdik...Hepsi bahane sohbetimiz şahaneydi...Ben bunları yazarken Asis çoktaaan İsviçre'de ki evine yerleşti bile...
Akşam olunca Asis ile vedalaşınca karşıya geçmek için Üsküdar vapuruna bindim...Çok kalabalıktı...Üsküdar iskelesine geldim ,kalktım,çıkışa yürüdüm,inmek için sıra beklerken çaprazımda duran biri dikkatimi çekti, döndüm baktım...Yine döndüm,yine baktım...Sen misin? sen misin? dedim...O da cevap olarak bana sarıldı...Ordu'dan gelerek bize sürpriz yapmak isteyen erkek kardeşim Metin'e işte böyle vapurda rastladım...Halimizi bir görmeliydiniz...Eve kadar sabredemem gel şurada bi soluklanalım dedim , ''Mado'' da oturduk bir yarım saat kadar,sonra eve geldik... Evde bir şaşkınlık,bir sevinç havası esti....Ama bir gece kaldı, fuara gitmek için sabah erkenden çıktı...Ben de hemen arkasından çıktım...Nereye mi? gittim sabah sabah...Ah işte bundan sonrası tufan derler ya aynen öyle...Haydi alt paragrafa taşınalım:))Ama önce kardiş kardiş resmimiz:)
Kocamın yeğenleri, Bilge,Mehmet,Banu( yeğen Ercü'nün eşi)ve Filiz'' Aileler Yarışıyor'' yarışmasına başvurmuşlar, yengemsiz olmaz demişler ama yengeye dememişler:)) Bana ancak başvuru onaylanıp,toplantıya çağrıldığımızda haber verdiler...Toplantı çok iyi geçince bizi cuma günü yarışmanın bant çekimi için çağırdılar...Baştan söyleyeyim,kazanamadık...Karşımızda gerçekten iyi yarışmacılar vardı,çok şekerdiler onlarla yarışmadan çok kulisde eğlendik...Yarışma bittikten sonra hallerimizi anlatıp anlatıp gülmekten yerlere yattık...Sanki kaznmış gibi ,program sonrası hep birlikte yemeğe gidip,birbirimizin,kendisinin farkında olmadığı durumları anlattık anlattık güldük...Bizi en çok güldüren ,kokulu çiçekler sorulduğunda Banu'nun hiç kimsenim yetmiş sene düşünse aklına gelmeyeceği hüsnü yusufu söylemeseydi...Sunucumuz hayatında duymamış zaten:)) .Banu'nun ,çıkışta -yarışmayı kzanmak umurumda değil, yine kazanmasaydık da ben o hüsnü yusufu demeseydim deyişi,güne damgasını vurdu...Biz daha eve gitmeden haberler kulaktan kulağa yayılmış...Ercü,- söyle bana Banu, bu Hüsnü kim, bu Yusuf kim diye dalga da geçince artık üç gün boyunca hüsnü yusufla yattık hüsnü yusufla kalktık... Halbuki herkesin bildiği,gördüğü bir çiçektir ama bilmeyenler de Banuş sayesinde öğrendi:))
(yayına hazırlanırken görülmekteyim efeeem)
Cumartesi günü ,güzeldi hava, koru yürüyüşü, Paşa Limanında çay molası, akşam Banu'nun annesi Fato'da yarışmacılara verilen akşam yemeği:)) yine hüsnü yusuf geyiği, geç saatlere kadar çift masalı okey partileri ile geçti....
Pazar gününe gelince valla çok sportif bir gün oldu... Yarışmanın kamera arkasını dinlemek isteyen kocamın diğer yeğenleri ile buluştuk...Biraz da onlar bizi tiye aldılar, bi de sizi görelim dedik, biz de:)) Basketbol,voleybol,bol bol yeme içme,çıplak ayaklarla çimlerde yürüme,ağaçların altında uzanıp kitap okuma, doğumgünleri çakışan iki kuzenin çift pastalı doğum günü ile şen şakrak bir pazar günü oldu...
(Görüyormusunuz, hepsinin ağzı beş karış açık atışıma bakmaktalar:))),Bilge, instagramda, kadının fendi erkeği yendi, yengem bu kadar erkeği dize getirdi yazmış:) Uzun yıllar basketbol topu elime almasam da hafıza denen bir şey var...Ben bile şaştım kendime...
İşte böyle geçti,haftasonu...Evimi özlemişim ama...Şimdi bir tencere kabak ve biber dolması yaptım misss gibi pişmekteler... Sahi sizler neler yaptınız haftasonunda...
Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
1 Nisan 2013 Pazartesi
30 Mart 2013 Cumartesi
Curcuna
Anlatacak ne çok şey var...Aynen şu resimde gördüğünüz gibi bir curcunadayım sanki...
Asis ile buluşma var, Ordu'dan gelip,sürpriz yapmak isteyen kardeş ile vapurda evlere şenlik bir rastlaşma var ki, bizi bir çeken olsa'' you tube'' tıklanma rekoru kırardık. Arkamı dönüp dönüp sen misin?, sen misin? diye evlere şenlik bir halim vardı...
TV de bir yarışma programına görümcelerimin çocukları ve bir ben yenge olarak katılmak,hezimete uğramak ama program sonunda iki gün yerlere yata yata gülmek var....Sanki kazanmış gibi Kadıköy'de yapılan kutlama var...
Ruhi Mücerret var, Mavi Pansiyon var...Uzun koru yürüyüşleri ,plansız programsız yapılan buluşmalar var...
Antalya fuarından payıma düşen ''Aşk Kırgınları '' var bu gece başlanacak,hem de adıma imzalanmış....
Ama bunları ancak uzun uzun pazartesi günü anlatayım,biraz soluklanayım...Şimdi benim için okuma vakti....
26 Mart 2013 Salı
Bizim evin halları
Cuma günü yazmışım en son ,hadi o zaman başlayalım:)
Cumartesi günü Naziş kursa gitti Gamse ile biz evde dinlenmeye karar verdik ama kurstan çıkıp bizi arayan Naziş'in telefonu ile kendimizi beş dakikada dışarda bulduk. Üstelik ben nasılsa evdeyiz yemeği akşama doğru yapayım demişken:)) Hava yağmurluydu halbuki ama yine de çıktık. Capitol'de buluştuk,D&R dı, mağazalardı ,kan şekerimiz düştü ayağına''Sütiş'' de tatlı molasıydı derken akşam oldu...Tabi bu arada akşam yemeği mafiş...''Gülüyorum oynuyorum eski oynaşım aklımdan çıkmıyo'' diye bir söz vardır,Ordu'da,hah aynen öyleyim...Bi taraftan da ne yapsam ne pişirsem diye düşünmekteyim...Migros'a girmiştik ki fikrim geldi:)) Hemmen bir bütün tavuk aldım...
Eve geldikkk, ben hemenn tavuğu yıkayıp haşlanmaya koydum...Bi koşu dondurucudan bezelye çıkardım,onu da haşlanmaya koydum mu? koydum...Sonra iki kase pirinci sıcak suyla ıslattım... Tavuk 45 dk da pişti...Hemen suyunun birazını bir tencere aldım içine şehriye attım.. Limonlu ve de karabiberli çorbamız elde var bir, geri kalan suyla da hemencik bir pilav yaptım,üstüne haşlanmış bezelyeleri de ekleyinceee hatta oldu garnitürlü pilav:))..tavuğu tencereden çıkarmadım bile, azıcık terağ koydum,tencerenin dibinde çatal ,bıçak yardımıyla parçaladım, bu da oldu sana pilavın yanına kızarmış tavuk , bir kavanoz da kış için yazdan hazırladığım közlenmiş biberli ve közlenmiş patlıcanlı sosumdan açtım yanına ...Bunların hepsi bir saat sürede oldu o da 45 dk sını tavuk pişmesi beklendiği için...Neymiş efenim önemli olan organize olmakmış. Bugünlere gelene kadar rokadan ıspanak yemeği pişirmiş, dövülmüş buğdaydan bulgur pilavı yapmış, keklerine kabartma tozu diye pudra şekeri koymuş, sonra da benim keklerim hiç kabarmıyo diye hayıf hayıf hayıflanmış biri olarak ben çektim siz çekmeyin diye yazıyorum:))
Pazar günü, kızlar horozlar öterken kalktılar vallah da billah da:) birinin toplantısı birinin seminer gibi bi şeyi vardı.Biz de erkenden hortladık tabi...Kocam, hadi sana kahvaltı ısmarlayayım bir şey hazırlama dedi...Atladım bu teklifin üstüne ve Koruda ki ''Bordo Köşk'' e gittik...
(ben geliyorum diye mi? hepsinden önce açmıştı bu kırmızı lale)
(bu yoncalar,Depresif Ayu için:))
Uzaklardan geçen bu gemi yemyeşil rengiyle büyüledi beni ama fotoğraf makinesi yanımda olmayınca telefonla ancak bu kadar olabildi...
Güya erken gittik ama o saatte bile kalabalıktı,neyseki denize karşı olan bir masa hemen boşaldı...Kahvaltımızı yaptık, dergi,gazete okuduk.,saat bir gibi eve döndük...Tam üstümü değişirken Banu aradı, DSİ'ye gidelim 51 oynayalım dedi. Kızlar yok,biz eve şimdi girdik dedim ama o kızlarla irtibatı kurmuş,anlaşmışlar:)) Sonuçda kızalr gelince,biz de gittik...Diğer kuzenlerde geldi derken ,kimi ke3ndini çayır çimene saldı,kimi 51 oynamaya oturdu, kimileri basket oynamaya gitti...Akşam yemeğimizi de orada yeyip hadi hadi Survivor başlayacak diye eve geldik:))
Ah benim pazar günü bile çalışan kızlarım, yemeklerinin pişmesini beklerken:))
Gelelim pazartesine, pazartesi ben çok çalıştım arkadaşlar...Temziliğe yardım eden hanım memlekete gitti, Bilge yani görümcemiğn kızı -Yenge, bana gelen çok iyi dedi,telefonunu verdi...Bundan sonrası komedi ama...açtığım telefona aradığım isimde bir kadın çıktı ,temizliğe gitmediğini ama çok ihtiyacım varsa kendine geleni gönderebileceğini söyledi:))Bilge Allah bilir bana aynı isimde bir arkadaşının telefonunu falan verdi:)) Ben de otururken birden kalktım,aldım tülleri aşağıya ,attım makineye onlar yıkanırken de sildim camlarımı neyin.Öğleden sonra da gittim okuma odam için Erengüller,sümbüller,laleleler ve sakız sardunyalar aldım.
( Erengül hanım nasıl ama)
Şimdi bu yazı burada bitsin ...Çünkü çok işim var hala...Haa kitap derseniz Ruhi Mücerret okumaya devam...Ruhi Mücerret Bey 100 yaşında ve korkunç alıngan biri, her gördüğü kişinin onu son kez görüyormuşcasına bakmasından da fazlasıyla muzdarip...Bir sürü film depoladım ama sanırım bu hafta izlemek için vaktim olmayacak. Bu arada artık kitaplığım bir mühüre sahip)) Gamse'nin hediyesi..
Haydi kalın sağlıcakla
Cumartesi günü Naziş kursa gitti Gamse ile biz evde dinlenmeye karar verdik ama kurstan çıkıp bizi arayan Naziş'in telefonu ile kendimizi beş dakikada dışarda bulduk. Üstelik ben nasılsa evdeyiz yemeği akşama doğru yapayım demişken:)) Hava yağmurluydu halbuki ama yine de çıktık. Capitol'de buluştuk,D&R dı, mağazalardı ,kan şekerimiz düştü ayağına''Sütiş'' de tatlı molasıydı derken akşam oldu...Tabi bu arada akşam yemeği mafiş...''Gülüyorum oynuyorum eski oynaşım aklımdan çıkmıyo'' diye bir söz vardır,Ordu'da,hah aynen öyleyim...Bi taraftan da ne yapsam ne pişirsem diye düşünmekteyim...Migros'a girmiştik ki fikrim geldi:)) Hemmen bir bütün tavuk aldım...
Eve geldikkk, ben hemenn tavuğu yıkayıp haşlanmaya koydum...Bi koşu dondurucudan bezelye çıkardım,onu da haşlanmaya koydum mu? koydum...Sonra iki kase pirinci sıcak suyla ıslattım... Tavuk 45 dk da pişti...Hemen suyunun birazını bir tencere aldım içine şehriye attım.. Limonlu ve de karabiberli çorbamız elde var bir, geri kalan suyla da hemencik bir pilav yaptım,üstüne haşlanmış bezelyeleri de ekleyinceee hatta oldu garnitürlü pilav:))..tavuğu tencereden çıkarmadım bile, azıcık terağ koydum,tencerenin dibinde çatal ,bıçak yardımıyla parçaladım, bu da oldu sana pilavın yanına kızarmış tavuk , bir kavanoz da kış için yazdan hazırladığım közlenmiş biberli ve közlenmiş patlıcanlı sosumdan açtım yanına ...Bunların hepsi bir saat sürede oldu o da 45 dk sını tavuk pişmesi beklendiği için...Neymiş efenim önemli olan organize olmakmış. Bugünlere gelene kadar rokadan ıspanak yemeği pişirmiş, dövülmüş buğdaydan bulgur pilavı yapmış, keklerine kabartma tozu diye pudra şekeri koymuş, sonra da benim keklerim hiç kabarmıyo diye hayıf hayıf hayıflanmış biri olarak ben çektim siz çekmeyin diye yazıyorum:))
Pazar günü, kızlar horozlar öterken kalktılar vallah da billah da:) birinin toplantısı birinin seminer gibi bi şeyi vardı.Biz de erkenden hortladık tabi...Kocam, hadi sana kahvaltı ısmarlayayım bir şey hazırlama dedi...Atladım bu teklifin üstüne ve Koruda ki ''Bordo Köşk'' e gittik...
(ben geliyorum diye mi? hepsinden önce açmıştı bu kırmızı lale)
(bu yoncalar,Depresif Ayu için:))
Uzaklardan geçen bu gemi yemyeşil rengiyle büyüledi beni ama fotoğraf makinesi yanımda olmayınca telefonla ancak bu kadar olabildi...
Güya erken gittik ama o saatte bile kalabalıktı,neyseki denize karşı olan bir masa hemen boşaldı...Kahvaltımızı yaptık, dergi,gazete okuduk.,saat bir gibi eve döndük...Tam üstümü değişirken Banu aradı, DSİ'ye gidelim 51 oynayalım dedi. Kızlar yok,biz eve şimdi girdik dedim ama o kızlarla irtibatı kurmuş,anlaşmışlar:)) Sonuçda kızalr gelince,biz de gittik...Diğer kuzenlerde geldi derken ,kimi ke3ndini çayır çimene saldı,kimi 51 oynamaya oturdu, kimileri basket oynamaya gitti...Akşam yemeğimizi de orada yeyip hadi hadi Survivor başlayacak diye eve geldik:))
Ah benim pazar günü bile çalışan kızlarım, yemeklerinin pişmesini beklerken:))
Gelelim pazartesine, pazartesi ben çok çalıştım arkadaşlar...Temziliğe yardım eden hanım memlekete gitti, Bilge yani görümcemiğn kızı -Yenge, bana gelen çok iyi dedi,telefonunu verdi...Bundan sonrası komedi ama...açtığım telefona aradığım isimde bir kadın çıktı ,temizliğe gitmediğini ama çok ihtiyacım varsa kendine geleni gönderebileceğini söyledi:))Bilge Allah bilir bana aynı isimde bir arkadaşının telefonunu falan verdi:)) Ben de otururken birden kalktım,aldım tülleri aşağıya ,attım makineye onlar yıkanırken de sildim camlarımı neyin.Öğleden sonra da gittim okuma odam için Erengüller,sümbüller,laleleler ve sakız sardunyalar aldım.

( Erengül hanım nasıl ama)
Şimdi bu yazı burada bitsin ...Çünkü çok işim var hala...Haa kitap derseniz Ruhi Mücerret okumaya devam...Ruhi Mücerret Bey 100 yaşında ve korkunç alıngan biri, her gördüğü kişinin onu son kez görüyormuşcasına bakmasından da fazlasıyla muzdarip...Bir sürü film depoladım ama sanırım bu hafta izlemek için vaktim olmayacak. Bu arada artık kitaplığım bir mühüre sahip)) Gamse'nin hediyesi..
Haydi kalın sağlıcakla
22 Mart 2013 Cuma
Haftasonu önerileri
Ben bugün yürüyüşümü yaptım ve eve döndüm...Kahve,acıbadem kurabiye,film izleme ve kitap okuma seansları yaptım...Dün hem temizlik yapıldı, hem de bir ton yemek yaptığım için bugünü yaylım yaylım yayılma günü ilan ettim pek güzel oldu..Haftasonunu sanırım yağışlı geçireceğiz...O yüzden size küçük önerilerim var...
Bu filmi izleyin...Merak etmeyin link verip bir hafta sonu kıyağı çekeceğim size...
Buradan izleyebilirsiniz...
Dün dünya şiir günüymüş kusur kaldım...O yüzden size tam haftasonluk bir şiir okumanızı öneriyorum...Haftasonluk dememin nedeni uzunluğu:) Ama çok güzel bir şiirdir,şiir sevmeyenler bile okusun...Ben en sevdiğim bölümünü aldım...Buradan sonuna kadar okuyabilirsiniz ama...Sonra belki bir Edip Cansever kitabı alırsınız. YKY de hem de içinde cd ile birlikte var...
Ben Ruhi Bey, nasıl olan Ruhi Bey
Nasılım
Bir yaz ikindisinden çıktım geldim
Diyelim bir pazartesiydi, biraz da şöyle geldim
Kapıyı iyice kapadım
- Kapadım mı, evet, kapadım -
Çitlenbik ağacının altından geçtim
Frenk üzümlerinden bir iki salkım kopardım
Dişlerimle sıyırdım
Sardunya renginde ve sardunya tadında idiler
Biri fotoğrafımı çekiyorkenki gibi durdum
Azıcık gülümsedim
Ve dünya bana gülümsedi
Bu haftasonu Murat Menteş'in yeni kitabı ''Ruhi Mücerret''okumaya devam edeceğim...
Ve sinemada Venedik ve Toronto film festivallerinden bol ödüllü ''Aşkın İzleri'' ni izleyeceğim...
İyi bir haftasonu diliyorum...
Not: Kahve Keyfi blogunun yazarı Gülter Hanım'ın blogunda yayınladığı Savaş karşıtı bu yazıya göz atarsanız sevinirim...
21 Mart 2013 Perşembe
perşembe yazısı
Yazmayalı neler oldu ,neler yaptım hadi başlayalım..Sondan başa doğru gidelim...Dün ,Zero,Natali ve Özlem (Macera Kitabım) ile önce Kız Kulsesinin karşısında Filizler Köftede kahvaltı yaptık... Kahvaltı bahane, sahilin sabah sessizliği ve sohbet şahaneydi...Sahilde yürüyüş, sohbet eşliğinde kahvaltı...Natali'nin çantasından bize çıkan sürpriz Sait Faik kitapları hangisinden söz edeyim...Kahvaltı sonrası kahvelerimizi içmek için bu kez de yine sahilde ki Simit Evine geçtik ki,terası;Tarihi Yarımada manzaralıdır...Buranıntek sevmediğim yönü self servis oluşu neyseki,ilk servisten sonra içecek servisini yapıyorlar ama yiyecek için yine sizin kalkmanız gerekiyor...Biz de ne yapalım kahvelerimizi aldık tıpış tıpış çıktık yukarıya... Yine bi dalmışız filmlere kitaplara dilimiz damağımız kurumuş ve acıkmışız hatta...Simit Evine geldik bari simit yiyelim dedi Zero ben karşı masadakilerin havuçlu kurabiyesine göz dikmiştim bile:))
Çok keyifli bir günün sonunda hepimiz evlerimize dağıldık ama ben akşam bi numara daha çektim ve bu kez 17/9 tansiyonla kendimi hastanede buldum...Artık ciddi bir takibe girildi... Umarım devamlılık arz eden bir şey değildir...
Önceki gün çıktığımız yürüyüşte fidanlığa uğrayıp okuma odama bu çiçekleri aldık...Bu sene orayı çiçekle dolduracağım inşallahhhh....
Gelelim filmlere kitaplara,bugün bir film izledim bir Rus filmi...Adı; Sessiz Ruhlar..
.Adı gibi bir filmdi...Konuşma çok az,görüntü ağırlıklı...Bir ara bir Nuri Bilge Ceylan filmi izliyorum sandım hatta...İki adam ve kafeste iki kuş...Kuşlara kiraz kuşu diyorlar ama bildiğiniz bizim serçeler...Kocam bizim kiraz ağacının tepesindeki kirazları toplatmazdı serçelerin hakkı diye...Bak belki o yüzden kiraz kuşudur onlar:) Neyse filme dönersek,oldukça ağır tempolu bir film izlerken mesela kendime çay yapmaya gittim onlar hala arabada uçsuz bucaksız yolda gidiyorlardı... Konusu şöyle, Meryalar, Orta Batı Rusya’daki Nero Gölü bölgesinden gelen kadim bir Ugro-Fin kavmidir. 17. yüzyılda Rus halkıyla kaynaşmış olsa da, Merya destan ve gelenekleri halkın yeni nesillerince sürdürmektedir... Geleneklerine göre,eşlerden bir ölünce diğer eş ''Duman'' adı verilen bir konuşma yapıyor ve aralarındaki en mahrem sırları bile anlatıyor...Duman çıkarmak diyorlar buna...Çok sevdiği eşi Tanya’yı yitiren Miron, onunla Merya kültürünün ritüellerine uygun bir şekilde vedalaşmak için en yakın arkadaşı Aist’ten yardım ister..Ve Tanya'nın cesedi ile yola çıkarlar,yol boyu Miron bol bol duman çıkarır yani evlilik hayatının en mahrem sırlarını Aist'e anlatır...Film konu itibariyle ilginç görünse de o ağır temposu beni benden aldı:)
Yeni Kitabım; Murat Menteş'in ''Ruhi Mücerret''...Murat Menteş bir kelime cambazı,o yazınca başka bişi oluyo o kelime..''.Korkma Ben Varım'' kı okumaya başladığımda bu ne yav,neyin içine düştüm demiştim ama sonra tarza alışınca bir cümbüşün içinde olduğumu anladım...Bir sürpriz yumurta vardı karşımda bir ara içinden çizgi roman bile çıktı:) Şimdi ''Ruhi Mücerret'' de beni ne bekliyor bilmiyorum ama bu kez daha hazırlıklıyım en azından...Kitap şimdilik nasıl bilemiyorum ama ilk sürpriz kapağından geldi...Kapağın üstünde gördüğünüz televizyon üç buutlu,üç boyutlu değil anam üç buutlu...Aşağı doğru tutunca Orhan Gencebay, hafif yukarı doğru tutunca Cüneyt Arkın görünüyor. Düz olarak bırakıncada eski televizyonlar gibi kumlu görünüyor...Ve televizyonun altındaki dantel ise kabartmalı sanki gerçek bir örtü duygusu veriyor insana...
Bitti...
Çok keyifli bir günün sonunda hepimiz evlerimize dağıldık ama ben akşam bi numara daha çektim ve bu kez 17/9 tansiyonla kendimi hastanede buldum...Artık ciddi bir takibe girildi... Umarım devamlılık arz eden bir şey değildir...
Önceki gün çıktığımız yürüyüşte fidanlığa uğrayıp okuma odama bu çiçekleri aldık...Bu sene orayı çiçekle dolduracağım inşallahhhh....
Gelelim filmlere kitaplara,bugün bir film izledim bir Rus filmi...Adı; Sessiz Ruhlar..
.Adı gibi bir filmdi...Konuşma çok az,görüntü ağırlıklı...Bir ara bir Nuri Bilge Ceylan filmi izliyorum sandım hatta...İki adam ve kafeste iki kuş...Kuşlara kiraz kuşu diyorlar ama bildiğiniz bizim serçeler...Kocam bizim kiraz ağacının tepesindeki kirazları toplatmazdı serçelerin hakkı diye...Bak belki o yüzden kiraz kuşudur onlar:) Neyse filme dönersek,oldukça ağır tempolu bir film izlerken mesela kendime çay yapmaya gittim onlar hala arabada uçsuz bucaksız yolda gidiyorlardı... Konusu şöyle, Meryalar, Orta Batı Rusya’daki Nero Gölü bölgesinden gelen kadim bir Ugro-Fin kavmidir. 17. yüzyılda Rus halkıyla kaynaşmış olsa da, Merya destan ve gelenekleri halkın yeni nesillerince sürdürmektedir... Geleneklerine göre,eşlerden bir ölünce diğer eş ''Duman'' adı verilen bir konuşma yapıyor ve aralarındaki en mahrem sırları bile anlatıyor...Duman çıkarmak diyorlar buna...Çok sevdiği eşi Tanya’yı yitiren Miron, onunla Merya kültürünün ritüellerine uygun bir şekilde vedalaşmak için en yakın arkadaşı Aist’ten yardım ister..Ve Tanya'nın cesedi ile yola çıkarlar,yol boyu Miron bol bol duman çıkarır yani evlilik hayatının en mahrem sırlarını Aist'e anlatır...Film konu itibariyle ilginç görünse de o ağır temposu beni benden aldı:)
Yeni Kitabım; Murat Menteş'in ''Ruhi Mücerret''...Murat Menteş bir kelime cambazı,o yazınca başka bişi oluyo o kelime..''.Korkma Ben Varım'' kı okumaya başladığımda bu ne yav,neyin içine düştüm demiştim ama sonra tarza alışınca bir cümbüşün içinde olduğumu anladım...Bir sürpriz yumurta vardı karşımda bir ara içinden çizgi roman bile çıktı:) Şimdi ''Ruhi Mücerret'' de beni ne bekliyor bilmiyorum ama bu kez daha hazırlıklıyım en azından...Kitap şimdilik nasıl bilemiyorum ama ilk sürpriz kapağından geldi...Kapağın üstünde gördüğünüz televizyon üç buutlu,üç boyutlu değil anam üç buutlu...Aşağı doğru tutunca Orhan Gencebay, hafif yukarı doğru tutunca Cüneyt Arkın görünüyor. Düz olarak bırakıncada eski televizyonlar gibi kumlu görünüyor...Ve televizyonun altındaki dantel ise kabartmalı sanki gerçek bir örtü duygusu veriyor insana...

Bitti...
19 Mart 2013 Salı
Günün filmi,kitabı,şaşkınlığı ve günün aperatifi
Günün filmi...Barbarların İstilası..
Baba oğul filmi ya da,tam bir sosyalizm kapitalizm çatışması diyebiliriz...
Denys Arcand’ın Barbarların İstilası (2003 Yabancı Dilde En İyi Film Oskarı,bir sürü Sezar ve En İyi Avrupa Filmi ödüllü...
Günün kitabı...Çatı Katı Aşıkları/Şükran Yiğit.Adı Çatı Katı Aşıkları ama bir aşk romanı değil...Çatı katı deyince benim aklıma tek şey gelir...Daha doğrusu bir film gelir...Parkta Çıplak Ayaklar/Jane Fonda-Robert Redford...Çatı katında yaşayan,yeni evli bir çifti oynuyorlardı...Sanırım ilkokulda falandım. Ordu sinemasında o yıllarda 18.15 matinesi vardı...Derslerimizi yapar,akşam yemeğimizi yer babamla sinemada buluşurduk...Böyle bir 18.15 matinesinde izlemiştim...Sonrasında hep onlar gibi bir çatı katında yaşamayı hayal ettim...
Roman hakkında,Şükran Yiğit'in kendisinin de bir açıklaması var; "çatıkatı âşıkları bu dünyada kendileri için mümkün olmasına rağmen, ne pahasına olursa olsun kazanmaya oynamayan iyi insanların varlığını hissetmek ve hatırlatmak için yazdığım ve de çok severek yazdığım bir roman oldu. üç iyi insanın daracık da olsa hayata çıkan bir yolda buluşabildiklerini umut etmek istedim. bu romanların belki de hepsinin ortak noktası bildiğim, sevdiğim ve özlediğim şeyleri anlatmam.
Şükran Yiğit bir de roman kahramanlarına şu kitapları okutmuş ve romanı benim için daha da güzelleştirmiş..
Niteliksiz Adam/Robert Musil
Günlerin Köpüğü/Boris Vian
Hüzünlü Kahvenin Türküsü/ Carson McCullers
Kayayı Delen İncir/Turgut Uyar
Hele de bu romanlar içinde Leylak Dalım'ın hediyesi '' Hüzünlü Kahvenin Türküsü'' de olunca daha da güzel oldu...
Günün aperatifi...Tost ekmekleri üstüne ,bir akşam öncesinden kalan,yumurtalı ıspanaktan artan,kavrulmuş ıspanağı koy,üstüne bir dilim de kaşar koy,en üste de bir parça közlenmiş biber koy fırına sür...Adını vermeyeceğim bir yerde,ıspanaklı tost diye adama 20 liradan satıyorlar bunu:))
Günün şaşkınlığı...Sabah pencereyi açınca,eve miss gibi koular girince,aaa haninemeliler açtılar mı? diye bahçeye kafanı uzat ama kokunun yan apartmandaki komşunun çamaşırlarından gelen yumuşatacı kokusu olduğunu anla:)) olsun bu da bir şey,kötü bir koku geleceğine o gelsin...
Hayde gittim şimdilik yine ben...Hava çok güzel dışarıya çıkıp,okuma odam için çiçek alacağım...
Baba oğul filmi ya da,tam bir sosyalizm kapitalizm çatışması diyebiliriz...
Denys Arcand’ın Barbarların İstilası (2003 Yabancı Dilde En İyi Film Oskarı,bir sürü Sezar ve En İyi Avrupa Filmi ödüllü...
Günün kitabı...Çatı Katı Aşıkları/Şükran Yiğit.Adı Çatı Katı Aşıkları ama bir aşk romanı değil...Çatı katı deyince benim aklıma tek şey gelir...Daha doğrusu bir film gelir...Parkta Çıplak Ayaklar/Jane Fonda-Robert Redford...Çatı katında yaşayan,yeni evli bir çifti oynuyorlardı...Sanırım ilkokulda falandım. Ordu sinemasında o yıllarda 18.15 matinesi vardı...Derslerimizi yapar,akşam yemeğimizi yer babamla sinemada buluşurduk...Böyle bir 18.15 matinesinde izlemiştim...Sonrasında hep onlar gibi bir çatı katında yaşamayı hayal ettim...
Roman hakkında,Şükran Yiğit'in kendisinin de bir açıklaması var; "çatıkatı âşıkları bu dünyada kendileri için mümkün olmasına rağmen, ne pahasına olursa olsun kazanmaya oynamayan iyi insanların varlığını hissetmek ve hatırlatmak için yazdığım ve de çok severek yazdığım bir roman oldu. üç iyi insanın daracık da olsa hayata çıkan bir yolda buluşabildiklerini umut etmek istedim. bu romanların belki de hepsinin ortak noktası bildiğim, sevdiğim ve özlediğim şeyleri anlatmam.
Şükran Yiğit bir de roman kahramanlarına şu kitapları okutmuş ve romanı benim için daha da güzelleştirmiş..
Niteliksiz Adam/Robert Musil
Günlerin Köpüğü/Boris Vian
Hüzünlü Kahvenin Türküsü/ Carson McCullers
Kayayı Delen İncir/Turgut Uyar
Hele de bu romanlar içinde Leylak Dalım'ın hediyesi '' Hüzünlü Kahvenin Türküsü'' de olunca daha da güzel oldu...
Günün aperatifi...Tost ekmekleri üstüne ,bir akşam öncesinden kalan,yumurtalı ıspanaktan artan,kavrulmuş ıspanağı koy,üstüne bir dilim de kaşar koy,en üste de bir parça közlenmiş biber koy fırına sür...Adını vermeyeceğim bir yerde,ıspanaklı tost diye adama 20 liradan satıyorlar bunu:))
Günün şaşkınlığı...Sabah pencereyi açınca,eve miss gibi koular girince,aaa haninemeliler açtılar mı? diye bahçeye kafanı uzat ama kokunun yan apartmandaki komşunun çamaşırlarından gelen yumuşatacı kokusu olduğunu anla:)) olsun bu da bir şey,kötü bir koku geleceğine o gelsin...
Hayde gittim şimdilik yine ben...Hava çok güzel dışarıya çıkıp,okuma odam için çiçek alacağım...
18 Mart 2013 Pazartesi
15/9
Yine zıpkın gibi fişşekk gibi bir haftasonu geldi geçti...
Cumartesi gününü evde geçirdim,hatta şu aşağıdaki yazıda neler yaptığımı anlattım, yazımı yazdıktan sonra kendime bir kahve yapmak için mutfağa gittim.Kahvemi ocağa koydum,aniden kafamın içinde bir yanma hissettim ama öyle böyle değil...Bir anlık bir şeydi geçti...Daha sonra başım ağrımaya başladı...Bir ağrı kesici aldım,kitabımı okumaya devam etttim daha sonra baktım geçmedi yattım...Kızlar dışardaydı,gelirken halalarına uğramışlar,Meral ve halalarını yani görümcemi de alıp gelmişler...Tabi evi karanlık ve beni yatar görünce bunlarda bi panik, Görümcem hemen tansiyonunu ölçelim dedi...15/9...Ben genelde çok düşük tansiyonluyumdur 10/6 falandır genelde...Tabi bu yükseklik beni iyice salladı...Hemen diğer görümcemin kalp uzmanı olan oğlu İlker arandı...O hemen duruma el koydu,küçük bir tansiyon ilacı içirtti,ışıkları söndürttü ve yatılacak ,gezelenmeyecek dedi.:)..Zaten yarım saat sonra düzeldim ama hani bir yere bi tarafınızı çarparsınız da bir süre daha orası sızlar ya,yara izi gibi aynı öyle bi şey oldu...Sabaha kadar o durumda geçti zaten...
Pazar sabahı erken uyandım,Naziş kursa gitti ben de kendime bir yeşil çay aldım,filmimi koydum tam izlerken Gamse seslendi...Ben dün akşam çok korktum,çok sıkıldım kahvaltıyı dışarda yapalım,evden çıkalım dedi...Bir türlü nereye gideceğimize karar veremedik sonunda yine kendi mahallemizde kaldık,Korudaki Beyaz Köşke gittik...Gamse,o ara Banu^'ya da mesaj atmış,biz kahvaltıya gidiyoruz diye...Biz gitmiş,henüz oturmuştuk ki onlar da çıktılar geldiler...Bir güzel kahvaltımızı ettik...kar yağdı,yağmura döndü bizim kahvaltı bitti...E artık evden çıkılmış, geri dönülür mü? Ercü-hadi DSİ ye,51 oynamaya dedi...Tabi yolda Filizler arandı,onlar da oraya geldiler ve ,sohbet,51 oynamak,yeme ,içme ,mimoza ağaçları arasında yürüyüş ile akşam ettik...Akşam yemeğimizi yedik,tekrar çaylarımızı içtik,bir parti daha 51 çevirdik ve hadi hadi Survivvor başlıyor bu akşam diye diye eve döndük...
Ballıbabalar çok güzeldi,çocukluğunda ballıbabanın çiçeklerinin dibindeki balın tadına bakmayan var mıdır?
Filiz sigara molasında bizi izlerken:))
Bu sapsarı mimoza ağacına bayıldık...
Eve gelince, banyo sırası,çay, survivor izleme sonra yeni kitap Çatı Katı Aşıkları/Şükran Yiğit...
Peki sizin haftasonunuz nasıldı...
Cumartesi gününü evde geçirdim,hatta şu aşağıdaki yazıda neler yaptığımı anlattım, yazımı yazdıktan sonra kendime bir kahve yapmak için mutfağa gittim.Kahvemi ocağa koydum,aniden kafamın içinde bir yanma hissettim ama öyle böyle değil...Bir anlık bir şeydi geçti...Daha sonra başım ağrımaya başladı...Bir ağrı kesici aldım,kitabımı okumaya devam etttim daha sonra baktım geçmedi yattım...Kızlar dışardaydı,gelirken halalarına uğramışlar,Meral ve halalarını yani görümcemi de alıp gelmişler...Tabi evi karanlık ve beni yatar görünce bunlarda bi panik, Görümcem hemen tansiyonunu ölçelim dedi...15/9...Ben genelde çok düşük tansiyonluyumdur 10/6 falandır genelde...Tabi bu yükseklik beni iyice salladı...Hemen diğer görümcemin kalp uzmanı olan oğlu İlker arandı...O hemen duruma el koydu,küçük bir tansiyon ilacı içirtti,ışıkları söndürttü ve yatılacak ,gezelenmeyecek dedi.:)..Zaten yarım saat sonra düzeldim ama hani bir yere bi tarafınızı çarparsınız da bir süre daha orası sızlar ya,yara izi gibi aynı öyle bi şey oldu...Sabaha kadar o durumda geçti zaten...
Pazar sabahı erken uyandım,Naziş kursa gitti ben de kendime bir yeşil çay aldım,filmimi koydum tam izlerken Gamse seslendi...Ben dün akşam çok korktum,çok sıkıldım kahvaltıyı dışarda yapalım,evden çıkalım dedi...Bir türlü nereye gideceğimize karar veremedik sonunda yine kendi mahallemizde kaldık,Korudaki Beyaz Köşke gittik...Gamse,o ara Banu^'ya da mesaj atmış,biz kahvaltıya gidiyoruz diye...Biz gitmiş,henüz oturmuştuk ki onlar da çıktılar geldiler...Bir güzel kahvaltımızı ettik...kar yağdı,yağmura döndü bizim kahvaltı bitti...E artık evden çıkılmış, geri dönülür mü? Ercü-hadi DSİ ye,51 oynamaya dedi...Tabi yolda Filizler arandı,onlar da oraya geldiler ve ,sohbet,51 oynamak,yeme ,içme ,mimoza ağaçları arasında yürüyüş ile akşam ettik...Akşam yemeğimizi yedik,tekrar çaylarımızı içtik,bir parti daha 51 çevirdik ve hadi hadi Survivvor başlıyor bu akşam diye diye eve döndük...
Ballıbabalar çok güzeldi,çocukluğunda ballıbabanın çiçeklerinin dibindeki balın tadına bakmayan var mıdır?
Filiz sigara molasında bizi izlerken:))
Bu sapsarı mimoza ağacına bayıldık...
Eve gelince, banyo sırası,çay, survivor izleme sonra yeni kitap Çatı Katı Aşıkları/Şükran Yiğit...
Peki sizin haftasonunuz nasıldı...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









.jpg)











