Yıllar sonra frenk üzümünü dalından yemek...
Ayının kırk hikayesi varmış, kırkı da ahlat üzerineymiş benimki de yemek üstüne oldu ama :)))

(Bizim Zaferi Milli Mahallesi ile Taşbaşı Mahallesini birbirine bağlayan yokuş. Bu yokuşun dibinde aşağıda gördüğünüz kilise var. Burası bizim çocukluğumuzda yarı açık cezaevi idi. Düşünebiliyormusunuz bir mahallenin ortasında...Biz bu yokuştan iner, aşağıda volta atan erkek mahkumları ve yan tarafındaki kadın mahkumların çamaşır yıkamalarını izlerdik. Onlara el sallardık. Şimdi burası halka açıldı, restore edildi...konserler yapılıyor, sergiler açılıyor ...içinde oturup çay içebiliyorsunuz...yarın inşallah burada olacağız arkadaşlarla)
(Şiribanla Miriban'ın evi...artık onlar yaşamıyorlar ve burası yenilenip bir iş yeri olmuş. Çocukluğumuzun en güzel renklerinden biriydi bu anne-kız... çok kendilerine özgü giyim tarzları vardı. İki yana örgülü saçları, şapkaları , çantaları, çiçekli elbiseleri ile hep kolkola gezerlerdi...Yaz aylarında güneş şemsiyesiz asla çıkmazlardı... Akli dengeleri biraz zayıftı...Bazen bir bakardınız arkalarında çocuk ordusu sokakta geziyorlar)
(Ordu'nun ulu manolya ağaçlarından biri)

Buradan denize girmeye
Sabahları bu yürüyüş parkurunda yürümeye(ayıptır söylemesi evin karşısı burası)
Yürüyüşten yorulunca bu bankta oturmaya
Boztepe'ye çıkıp çay içerek Ordu'ya bakmaya gidiyorum.