Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

15 Haziran 2011 Çarşamba

İLK 10 KİTABIM

SERROSE; Geçenlerde bana ilk 10 kitabımı merak ettiğini söyledi... Ben de tamam bunu blogda yazarım demiştim. Araya bir sürü şey girince biraz uzadı.10 kitap dedim ama ben şin ucunu kaçırınca 16 olmuş;))

İlk 10 kitabımı yazarken anladım ki, böyle bir liste yapmak benim için çok ama çok zor…Bu listeyi yaparken bir çok kitaba haksızlık yaptığımı düşündüm. Mesela Ruhlar Evi, mesela Bir Genç Kız Yetişiyor…Mesela tasvirler içinde boğulduğum Balzac’ın Vadideki Zambak’ı.,Zaide Smith’in İnci Gibi Dişleri, tüm HARUKİ Murakami kitapları ve de özellikle Sahilde Kafka mesela gizli kaçak okuduğum aşkı bilmeden aşk için ağladığım , Kerime Nadir ve Muazzez Tahsin Berkant kitapları. Ah ne kızarlardı bu tür kitaplar okuduğum için dayılarım . Şimdi o kitplar tek tek dizi yaılıyor ve yana yıkıla izliyorlar. Ama ben kesekağıdından tutunda deterjan kutularının üstelerindeki yazıları bile okuyan biri olduğum için ; gıcık kapardım onlara… Ama iyi ki öyle yapmışım. Seçiciliğe böyle ulaştım. Bu yazıyı yazarken sevinerek gördüğüm bir şey de okuma yelpazemin genişliği oldu. Siyaset de okumuşum, mizahta, aşk romanı da afferim bana..SANIRIM İYİ YOLDAYIMJ)
İşte ilk derken ilk 16 olan kitaplarım

1- Sevgili Arsız Ölüm- Latife Tekin’in ilk kitabı…Bu kitabın benim için hikayesi çok uzun… Bir tek, Banu’ya anlatmıştım . Hatta bu kitap sayesinde tanıştık onunla… Kaç kişiye hediye ettiğimi dahi unuttum .Kendimi, Dimitri gibi hissettiğim bir gün geldi bu kitap bana… Denizi olmayan yerde yaşıyordum… İnternet henüz icat bile edilmemiştir belki de… Canım Aysel, bana gönderdiği kitapların içine bir de bunu koymuştu…O gün elime aldım. Ocaktaki yemeğimi karıştırırken , çalan kapıyı açarken bile elimden bırakmadan okudum… Hep Marquez etkisiyle yazıldığı söylendi. falan filan ama ben çok ama çok sevdim…

2-Semerkant… Hayyam’dan , Alamut Kalesine, Hassan Sabbah’a ve Titanik’e kadar uzanan bir hikaye… Bir kitabı iki kez okumam olası değildir ama bunu iki kez okudum. İkinci iki kez okuduğum kitap ise ; Sevgili Arsız Ölümdür…Kitap iki bölümden oluşuyor. İlk Bölümde Ömer Hayyam’ın , Semerkand’a gelişi ve Rubai’yi yazması…İkinci Bölümde ide ise; Benjamin Omer adındaki bir Ömer Hayyam hayranı bu şaheseri bulmak için birçok zorlu yoldan geçer ve macera kitabın Titanic gemisinde kaybolmasıyla son bulur Bu arada Hasan Sabbah’ın Alamut kalesi ve ilk terör örgütlerinin kurulmasına da tanık olunur. Bu kitabı okumamak bence kayıptır.

3- Divan…Irving Yalom- hasta Psikiyatriste gider peki psikiyatrist nereye…sevgi, hakikat, teori, otorite, benlik, doğruluk, para, statü, kibir, hınç... ve yalan üzerine düşünün de düşünün…Kocasına; ikebena ile derdini anlatmaya çalışan kadına bayılmıştım ben bu kitapta…Bu listeyi yaparken aynı yazarın Nitzche Ağladığında ve Divan arasında karar verememiştim. Sonra Divan dedim….

4-Puslu Kıtalar Atlası…İhsan Oktay Anar benim için çok özel bir yazar .Kitap bir nehir roman tarzında…İçine alıp sizi sürükleyip götürüyor…Kitapta zaman :Osmanlı’nın en parlak dönemleri… mekanlar ise benim en sevdiğim mekanlar. Yazar mekan olarak Osmanlı döneminin en önemli kenti Konstantiniye'yi seçmiş, Galata Kulesi, Fener ve Galata Meyhaneleri Haliç gibi yerlerde dolaşıyorsunuz.Kitabı okuduktan sonra…Düşünürsem varsın…düşünmezsem yoksun lafına benim gibi fazla takılmamanızı öneririm… Bu konuya biraz takılmıştım sonradan da…

5-Bir Düğün Gecesi-Adalet Ağaoğlunun’’ DAR ZAMANLAR’’ Üçlemesinin ikinci ve en başarılı kitabı… Türk edebiyatında Sazlı damın kızı Aysel , Bataklık kızı Aysel den sonra burada bir profösöre Aysel adı vermesiyle bi gündem yapmıştı. İlk yayınlandığında… Bu kitabı okumadan önce Ölmeye Yatmak’ı okursanız… Tanıdıklar arasında hissederseniz kendinizi…Hoşnutsuzlukların, yabancılaşmaların kitabı… O zamanki Türkiye panoraması… Kitaptaki kahramanlardan birinin adını Tezel koyarak ve kitabın başında ölmeyeceksek içelim dedirterek ,Tezer Özlüye de ufak bir gönderme yapmıştır yazar…zengin bir işadamının kızı ve bir generalin oğlunun düğün gecesinde -ki alenen 12Mart'ı çağrıştırmaktadır- cereyan eden olayları,tartışmaları, iç ve dış hesaplaşmalar düğün boyunca sürer gider.…

6-Yüzyıllık Yalnızlık..Gabriel Garcia Marquez… Latin Amerika’da yaşayanlar bu kitabı İncil gibi kabul ederlermiş…Okurken , önceleri dönüp dönüp soy ağacına baktım. Çünkü her doğan çocuğa babasının adı veriliyor:))Ne kadar çabalarsanız çabalayın iisimleri karıştırmamanız mümkün değil. O yüzden bu olaya pek takılmadan okuyun. Okurken ara vermeyin yoksa hiç çıkamazsınız içinden…''dünya daha öylesine çiçegi burnundaydı ki, birçok şeyin adı yoktu ve onlardan bahsederken parmakla göstermek gerekiyordu diye başlar kitap.. özellikle uykusuzluk hastalığına yakalandıklarında eşyaların isimlerini ve ne işe yaradıklarını hatırlamak için eşyaların üzerlerine yapıştırdıkları notlar çok yaratıcı ve dolayısıyla komikti.

7-Loksandra…Bu kitabı bana Magissa hediye etmişti… Loksandra, çok eski İstanbul’lu Çok ortak yönlerimiz vardı… İkimiz de İstanbul’a aşıktık… Loksandra’nın bir sözü nerden ilk on kitabım arasına girdiğini açıklar.’’Mutluluk mu? Hiç aramam, o gelir beni, bulur’’

8-Boyalı Kuş…Boyalı Kuşla aramızda büyülü bir şey oldu… Onu kaybettim ve yıllar sonra bir sahafta karşıma çıktı… Onu gördüm elimi uzattım ve içinde kendi el yazımla , yazdığım notu gördüm…Etkileyici, korkutucu , endişe verici, kışkıtıcı, rahatsız edici bir kitap Boyalı Kuş. Farklı olmayı anlatır. Mesela kitabın adını aldığı bölüm bu hatta… Kuş avcısı, yakaladığı kargayı renk renk boyar… Sarıya kırmızıya, maviye… ve serbest bırakır. Zavallı karga , diğer kargaalrın yanına gittiğinde , kendini onlardan olduğuna inandıramaz ve parçalarlar onu… Yazarı da kitabı kadar marjinal biridir. Kafasına naylon torba geçirerek hayatına son vermiştir.

9-Doğunun Limanları…Okuduğum ilk Amin Maaouluf kitabıydı… Okurken hikayenin güzelliğine çarpıldım… Ve en sevdiğim ilk on kitap arasına girer bu kitap diye ta o zaman söyledim…“Doğunun Limanları” kelime anlamı olarak “Doğunun Merdivenleri” olup, bazı Akdeniz limanlarına Fransızların taktığı isimdir.

10-Hayatım…Kazım Karabekir Paşanın kendi ağzından anlattığı hayat hikayesi… Okurken anladım ki devlet adamı olmak için ne kadar eğitim alırsan al bir de devlet adamı olarak doğmak gerekiyor. Bir de hayat dersi aldım ve hiç unutmadım. Hangi ortamda nerede olursan ol, kendine için ufacık bir zaman yarat… Çünkü o zaman sen , sen oluyorsun…

11Her gece Josephine: J.Susann… Bir mizah kitabı… Beni okurken çok güldürmüştü … Josephine bir köpeğin adı… Sahipleri olan karıkocanın ona nasıl esir olduklarını, tüm hayatlarını ona göre düzenlemelerinin komik hikayesi. Bu kitabı ancak sahaflarda ve gittigidiyor.com da bulabilirsiniz. Hatta baktım var mı diye… Orta halli durumda ve üç liraya satılıyor:).. ve bir tane varJ) Bir de Nadir Kitap’a bakmanızı öneririm…

Katilini seveceksin… Bayıldığım bir kitaptı… İsrailli yazar Eprahim Kishon’un kitabıdır. Bir ara baş ucumda dururdu. Canım sıkıldıkça, açar bir hikaye okurdum. Gönlünüzü şen edecek bir kitaptır.

12-Bir Pulsıuz Dilekçe…Uğur Mumcu’nun okuduğum ilk kitabıdır. Bu kitabı okuduktam sonra tüm Mumcu külliyatını okumuştum Pulsuz Dilekçede de 12 Mart döneminin ardından gelen ve aslinda onun devamı i olmaya çabalayan Milliyetçi Cephe Rejimnin suçluları ve güçlüleriyle isim isim , tek tek uğraştığı kitap. O zamanın koşullarında okumak çok çok farklıydı…

13-Bir çalgıcın seyehati. Bu kitap hakkında söylenecek o kadar çok şey var ki… Maalesef artık basılmıyor. Yılllar önce Zuz’a doğum günü hediyesi olarak almak için sahaf sahaf bu kitabı aramıştık ve sonunda Aslan koca bulmuştu… Kitap biz üç kardeşin tüm çocukluğuna eşlik etti. Yazlığa taşınırken bavula konan ilk şeydi. Nereye gitsek bizimle gitti geldi ama sonunda Kumburgazda ki yazlık ev giderken o da gitti…Orada kaldığını anladığımızda hepimiz artık çok uzaklardaydık.

Okurken gülmekten öldüğümüz bir kitaptı. Adeta ezberlemiştik. Okumak istediğimizde herhangi bir yerinden açar okurduk. Alfred Mullerin ve Friedrich Şuller'in maceralarinı…Alman edebiyatına ait, anonim bir eserdi. Ama çok yıllar sonra öğrendim ki; Orhan Kemal bir konuşma sırasında bu kitap için şöyle demiş; kitabın ikinci ve üçüncü baskılarını yapmış olan ikbal kütüphanesi sahibi Hüseyin Kitapçı idi. 1933 yılında kendisiyle bir konuşmamız sırasında, o da bana bu kitabın aslı yoktur. o zamanlar yabancı dilden çevrilen romanlara rağbet fazla olduğu için Mehmet Tevfik Bey bu eseri tercüme imiş gibi yazmıştır demişti.

14-Umut parkı.. Vaz geçilmez klasik yazarım Jane Austen’in bir kitabı. Filmi de kitabı kadar güzeldi. Hiç klasik okumadıysanız ve azcık romantik bir şey okuma isterseniz bu kitabı mutlaka okumalısınız. Ben , Umut Parkını okumadım diyebilen bir gerçek kitap okuyucusu düşünemiyorum bile…

15-Kumral Ada Mavi Tuna…Buket Uzuner ile bu kitapla tanışmıştım. Çok ama çok sevdim. Kitap tavsiyesi isteyenlere hiç çekinmeden önerdim ve çok kişiye hediye ettim. Kitabı okurken her kahraman için – aaa ben bunu tanıyorum diyeceksiniz…

Kitapta ben de en iz bırakan cümleler...

sen hiç kimsenin olamayacağı kadar çok şeyimsin benim... yüreğimde sana ayrılan yer herkesinkinden büyük. yalnızca bir arkadaş, bir kan kardeş, bir sırdaş, bir çok yakın dost değil, bir büyük sevgisin sen... yanında sonsuz şımarabileceğim ve hala kaybetmekten kormayacağım tek kişi... yani biraz annem, biraz babam, hatta hiç görmediğim dedem, belki hiç doğmayacak oğlum... sonra daimi hayranım ve tabi dokunulmamış sevgilim... sen benim masumiyetimsin tuna... benim en yakınımsın! aslında belki öbür yarımsın? bütün bunlar ne demek anlıyor musun? hı?

Bu kitap okunduktan yıllar sonra bile akla gelen bir kitap...

16-Fürüzan Parasız Yatılı… Çocuk kitaplarından ilk kez Füruzanla çıktım… Bir hikaye kitabı… Hala tüm hikayeleri aklımda…Hem parasız olmak hem yatılı olmak duygusu…küçük bir kızın dilinden anlatmıştı Fürüzan… İçindeki göçmen hikayeleri, eski evler , eski yaşantılar… Hala bir Fürüzan kitabı okumadıysanız şaşılacak bir durumdur benim için

Not:Yazımı tekrar okurken , katilini seveceksin'in araya karıştığını görünce çok şaşırdım...Kitap sayısı 17 olmuşmuş meğer:)



14 Haziran 2011 Salı

Doom günü yazısı olamayan yazı

Bu gün doğum günü yazımı yazacaktım. Ama baskın basanındır hesabı, Gamsegamse benden önce davranıp hem yazı koymuş hem de benim pastamla kendi resmini koymuş:))
Dün yeni bir yaş daha ayak bastım. Dilerim güzel, keyifli sağlıklı bir yaş olur... Beklentilerime cevap verir, yüzümü kara çıkarmaz.
Her zamanki gibi Zuz'un da katılımıyla bir aile yemeği yedik. Sonra da geleneksel doğum günü pastası merasimini yaptık. Yaşım konusundaki tüm imaları duymazdan görmezden geldim, espri olarak kabul ettim...

Dün gece Doom günü tantanası bitip Zuz evine gittikten sonra Cahil Perileri izledim...Serra Yılmaz'ı tekrar tekrar izlemekten bıkmıyorum.

Sabah karıkoca karşıya geçtik. Bir kaç işimiz vardı onları halletikten sonra ; hadi buralara kadar gelmişken öğle yemeğimizi Kadınlar Pazarındaki; Siirt Şeref Büryan salonunda yiyelim dedik. İMÇ yi geçmiştik ki foşşş yağmur boşaldı. Ne yapalım derken baktık ki oracıkta yarı kapalı bir cafemsi bir yer var. Cafemsiydi ama yanımızdaki masadakiler çorba içiyordu mesela.... Biz de çay molası vermiş olduk. Çayımızı içtik, oralara konmuş yemleri yemeye gelen kargaları izledik. Konuyorlar, direk kaptan almıyorlar yemi, önce kendilerine çekiyorlar kabı öyle yem yiyorlar sonra hemen su kaplarına koşturuyorlar. En son gelen direk gagasıyla kabı tutup ters çevirdi, yere döküp öyle yedi... Kargaları izlerken yağmur dindi. Hemen ışıklardan karşıya geçip, S.S.K nın yan sokağından Kadınlar pazarının olduğu alana girdik. Büryanlar yeni çengellere asılmıştı... hemen siparişlerimizi verdik. yemeğimizi yedik. Geçende burası ve büryan kebabıyla ilgili yazı yazmıştım. tekrar söylemeye gerek yok. Burada onlarca restoran var ama benim tavsiyem her zaman yediğim yer olan Siirt Şeref Büryan salonu. Fiyat olarak hepsinden biraz daha pahalı ama mekan olarak da lezzet olarak da çok farklı...
Yemek yerken Yağmur yeniden bastı. Garsona taksi çağırtıp; Eminönüne geldik, Vapura bindik. Bu günün programını yağmur nedeniyle kısa kesip eve geldik.
Tarih:13.06.2011 Pasta:Bana ait değil
Sevgili Annem,
Yazıma başlamadan önce bu yazıyı yazmaya nasıl karar verdiğimi arkadaşların ile paylaşmak istiyorum.

Karar: 00:28 sularında ben facebookta gezinir ve bir yandan da müzik dinlerken telefonum çaldı. Acaba Tuğçe mi diye düşünerekten telefona uzandım, telefonu elime aldım. Arayan "Annecim" . Şaşkınlık içerisinde telefonumu açtım:

G:Efendim?
A:Kızım yatsana artık.
G:Sen çılgınsın.
A:Uyu artık,git odana.
A: (Kahkaha)
G:(Şok+Kahkaha)

İşte bu sebep ile sana buradan seslenmeye karar verdim. Sen benden daha çılgın olamazsın anne! =)

Seni çoook Seviiyoruuuum.İyi ki iyi ki iyi ki doğmuşsuuun.İyi ki benim annem olmuşsun.Başkasının annesi olsan kıskançlıktan ölürdüm,genç yaşımda,belki de bebekken orasını bilemiyorum artık.

hım dipnot: Bugün annem nihayet 41. yaşına girdi.Ailecek kutladık.Mutlu ve gururluyuz.
2.dipnot: Ablam 28 yaşında ben 23. Annem ablamı 12 yaşında doğurmadı... =)

Sevgili annem kim daha çılgın?

Seni çooooooooooooooooooooooooook seviyoruuuuuuuuuuuuuuuuuum!!!

Gamze

11 Haziran 2011 Cumartesi

Cumartesi güzeli



Bu sabah yağmur var İstanbul'da...Kim ne derse desin seviyorum bu serin serin esen rüzgarı, ıslak kaldırımları....
Sabah erken kalktım, biraz tv izledim... Oylum Talu'nun konuğu Master Chef'in Batuhan Şefiydi... Adamın annesi İtalyan...uzun yıllara zaten İtalya'da yaşamış. Oylum Talu ona bi güzel Floransa'yı anlattı... Ne yapsın Batuhancık dinledi... Her horoz kendi çöplüğünde öter atasözünü hatırladı zaar...Arada çok doğru bir bilgi diye onayladı...Sonra yeniden uyudum...Çok hüzünlü bir rüya gördüm, baş kişi Annemdi... yazmayayım ki unutayım....

Naziş akşam Zuz'^da kaldı... O yüzden kahvaltımızı üç kişi yaptık. Üniversite arkadaşlarıyla programı olan Gamse'nin programı ertelendi , oh bu gün oturur karneleri yazarım dedi...Beş dakika sonra hem gündüze hem geceye ayrı iki program yaptı... Teklifler dışarıdan geldi ama O da hiç ıııh demedi yani...

Kahvaltı sonrası , çalan kapı ; günümü daha bir güzel yaptı... duygulandırdı bir sürü iyikiler dedirtti... Leylaklar gibiydi, misler gibi lavanta kokuluydu... her detay o kadar inceydi ki, hangisine bakacağımı şaşırdım.... Kutunun altına ve üstüne döşenen leylaklı ve laleli peçeteler mi, kutunun içine serpilmiş sarı laleler mi? benim arayıp arayıp bulamadığım baskıdan artık kalkmış olan kitap mı? ... ve sayamadığım daha bir sürü güzellik. Gönderen kişi benim Bacıkuşummm... Ya tanımasaydım deyip , tüylerimin diken diken olduğu biri... İki yıldır hayatımda ama sanki doğduğumdan beri birlikteymişiz gibi arkadaşmışız gibi.... Bir tek o fişgeneleri olmasa:))

Bu gün evde film kitap günü yapacağım... Kızların ikisi de akşam yemeğinde yok. Bizim yemeğimiz de karıkoca bize yeter de artar bile...

Bu gün kararlarımızı yeniden gözden geçirme günü... Yarın köprüden önce son çıkışı kaçırmamak için...

Kuzguncuk' da akşam

Bu akşam şaane bir programım var demiştim ama bu kadar da şaaaaane olacağını düşünmemiştim.
Zeya ve Oyuncak Evin sahibesi Peren ile bir Kuzguncuk akşamı yaptık. Hayat Kahvesinde yedik içtik, sohbetin dibine vurduk. Bize eşlik eden tek ses, Kuzguncuk'un sessizliği ve havaya karışan hanımeli ve yasemin kokularıydı... O koku inanılmaz...Arada denizden esen rüzgarla gelip etrafınızda dolanıyor sanki...Hayat Kahvesi kapanış saati gelince biz geceyi noktalamak istemedik tabiki :) Bu kez benim deniz balkonum dediğim ; İsmet Baba^nın yanındaki parka gidip Türk kahvelerimizi içtik. İstanbul'un gecesini seyrettik. Boğaz Köprüsü renkten renge girdi. Martlar uçtu...Işıklar içinde motorlar geçti.... Sonra Zeya , hadi Dilim Pastanesinden dondurma yiyelim dedi. Ben de hadi Paşa Limanına yürüyüp orada yiyelim deim. Yalılar boyunca yine hanımeli kokuları arasında yürüdük. Paşalimanına geldiğimizde , kapanıyoruz dediler. Biz hiiç üzülmedik, hiiiç gocunmadık. ne güzel bir yürüyüş oldu dedik. Dönüp geldik yine Kuzguncuk'a...Dilim Pastanesinden dondurmalarımızı aldık. Kuzguncuk'un ara sokaklarında dolaşa dolaşa yedik... Arabaları park ettiğimiz yere gelince yoldan geçen bir kıza resim çektirdik:)))O da hiç üşenmedi, çektiği resimleri kendi beğenene kadar defalarca çekti:)) Peren'i arabasına bindirdik. Zeya ile biz yine yanlış yokuştan çıktık.:)) Olsun hangi yokuştan çıkarsan çık çıkacağımız yer bizim mahalle:))
Ha bi de Zeya^nın yeni imajını herkesten önce biz gördük. hatta ailesinden bile önce... Çok beğendik çoook...

Bu gece kızların ikisi de dışarıda... Gamse rock konserrinde....Naziş eski çalıştığı okuldaki arkadaşlarıyla .... Ev pek sessiz o yüzden... yazım bitince kitap okuyup, okurken sızmayı planlıyorum...

10 Haziran 2011 Cuma

dün gün bu sabah çay keyfi falan işte

Baharı görmeden, yaz geldi İstanbul'a. dün yandık yıkıldık, geceyi klima altında geçirdik derken ; bu gün şükür serinledik...Öğleden sonra yağmur bekleniyormuş.yani ben bir günde pes ettim.

Dün sabah erkenden Kadıköy'e gittik, karı koca...Bazı resmi dairelerde işlerimiz vardı. Sabah kalkınca inşalah bana gel demez diye, sanki uyanamıyormuş numaraları çektim ama olmadı. Neyse gittik.İşlerimiz umduğumuzdan çok daha kısa sürdü. O yüzden çok kalmadık Kadıköy'de.Yalnız Çaykur Çay Evinde , çay molası verdik.Yolunuz Kadıköy'e düşerse buraya uğrayıp bir çay molası verin. Dışarıda da bir kaç masası var.İki katlı güzel bir yer. Çayı enfes, su börekleri ve poğaçaları da var, çaya eşlik edebilecek. Benim öğleden sonra programım olduğu için sadece çay içtik.Çaylar demleme ve isterseniz çay da satın alabiliyorsunuz.Açılışını Çaykur genel başkanı bizzat yapmış ve Marmara Bölgesinde 50 tane açılacakmış. 50 farklı çay çeşidi sunuluyormuş. Yeri Kadıköy meydanda...Seyhan Kitapevi ile aynı sırada...

Öğleden sonra okey grubumla buluşup yiyip içip, okey oynadık.Şansım eh işteydi. İlk turda silkelendim, ikincide silkelenip kendime geldim.

Tatil rotamız dün akşam itibariyle belirlendi...

Dün gece Fatmagül izledim. Çok güzel bir bölümdü. nedir abi bu balıkçıların durumu...Öyle Bir Geçer Zaman ki de ki balıkçı filozof oldu. Fatmagül' de ki balıkçı Mustafa ise playboy...Fatmagül2den sonra üsküdar'a Giderken'i izlerken uyumuşum. Yani dün gece hiç kitap okuyamadım. Bir ara uyandığımda çok sıcaklamış olduğumu farkettim. Salona kaçıp klimayı açtım.Tv açtım, klimayı da bir saat sonra kapansın olarak ayarladım. Uyuyamadım onu iki saat yaptım. Sonra sızmışım.Gamze giderken bir ara bişey konuştuk ama hatırlamıyorum.

Bu gün büyük bir olasılıkla evdeyim ama akşama şaane bir planım var...

Yağmur başladı şu an... ben yağmurda çay keyfi yapayım şimdi...

8 Haziran 2011 Çarşamba

Dün keyifliydi aslında...Kuzenlerle Beyoğlu günüydü...Yedik içtik, sohbetler ettik...Sonrası Eniştem... Ne kadar çaba harcansa , iyi bakılsa da ; uzun süre yatakta yatmanın arazlarını yaşıyor. Bu sabah Ecem bu konuda beni iyi bir aydınlattı. Önceleri yanına gidince tanıdığını belli eder el sallardı... Dün gözlerini kapattı hiç açmadı...

Akşam Öyle Bir Geçer Zaman ki de; Mete İnci Hoca için artık yapılacak bir şey kalmadığını öğrenince, hastane merdivenlerine oturup ağladı... Gittim yanına oturdum. Çünkü Annemi kaybettiğimiz de aynı onun gibi, Marmara Hastanesinin merdivenlerine oturup ağlamıştım.

Velhasılı keyifli gibi başlamıştı gün ama sonra çok keyifli gitmedi. Gece uyku tutmadı. Ne kadar abuk subuk program varsa hepsini izledim. Bilmediğim bir sürü yarışma varmış. Nur Yerlitaş'ın jüri olduğu bir programı izledim. O tatlı , bayıldığım Nur Yerlitaş bir canavara dönüşmüştü. Bir kızın elbisesini, bir kızında uzun saçlarını oracıkta podyumda kestirdi. Hem de öyle gelişigüzel makas atıyorlar. Gözlerim pörtleye pörtleye izledim.

Tatil planlarını yaptığımız şu günlerde bu günkü kaza tüylerimi diken diken etti. İstanbul-Rize seferini yapan bir otobüs,, düz yolda bir trafik levhasını çarpıp devrildi ve yandı. Tam dokuz kişi yanarak öldü. Yeşilköye inmek üzereyken bir uçağa, sahte iniş izni verilip az kaldı düşmesine neden olacaklardı...

Velhasılı kerem durum budur...