Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

15 Mart 2010 Pazartesi

pazar notları ve pazartesiye bir bakış :))))))

Bu pazar tam çok sıradan geçiyordu ki, okuldaki toplantıdan dönen Gamse telefon açtı. Ben Cancan'ı çağırıyorum dedi. Ve gün, birden hareketlendi. O'nun sevdiği yemekler pişti. Tavuklu çorba bezelyeli pilav tavuklu patates ve erik kompostosu... Pilav hastası, pile pile diye geziniyor, pilav yapacağım sana dediğimde:))

Geldi ve çok Can^lı ve de çok heyecanlı bir gün oldu. Giderken de öpüyorum ayağına yanağımdan bi ısırık aldı hala izi var...

Gidince genel temizlik yapıldı bütün ev de:)))

Sahilde Kafka , bir sonraki sayfasında neler olacağını kestiremeyeceğim bir biçimde ilerliyor.Dün akşam okuduğum bölümde kitabın adının, kahramanın kendine taktığı takma addan ileri geliyor sanıyordum. Yazar Kafka'dan, esinlendiğini falan ama bu akşamki bölümde karşıma Sahilde Kafka şarkısı çıktı. Kitapta birbirinden bağımsız iki bölüm var birlikte ilerliyor. Satır aralarında kesisen bazı şeyler var sanırım sonunda birbirine bağlanacaklar. Yanlış hatırlamıyorsam Orhan Pamuk'un Kara Kitap da böyleydi.

Sabah kızlar gidince yeşil çayımı demledim, yatakta Tatlı Hayat izledim , uyumuşum sonra... Bu güne dair hiç programım yok. Temizlik, mecburen dün akşamdan yapıldı... bi sürü de yemek var...Acilen bir program yapmalıyım...

düzenleme-1: çok sıkıcı bir gün, hiç bir program yapmadım. Kahve içtim, sıkıntıdan kendime bisküvi ve şokella ile çakma çokoprens yaptım. Bi daha yeşil çay demledim.
Tek aksiyon, facebook da bir ilkokul arkadaşımla birbirimizi bulduk. Çok güzel resim yapardı, müdürümüzün oğluydu.

Birazdan gardrobumu döküp, hem düzelticem hem de Derya Baykal izleyeceğim. Başka seçenek yok. Çünkü; yatak odasında sadece ulusal kanallar çekiyor. Ya Derya Baykal ya evlilik programları seç beğen al.

Zuz, bu gün okuduğum kitaplar hakkında çok ipucu verdiğimi , insanlarda okuma hevesi bırakmadığımı söyledi. Loksandra'nın öldüğünü söylememi örnek verdi. İyi de 92 yaşına gelm,işti dedim :)) Bu konuda görüş bekliyorum...

düzenleme-2: Müjdemi isterim, Yaprak Dökümü yeni sezonda da devam edecekmiş:)))

13 Mart 2010 Cumartesi

Cedric, Eyvah Eyvah ve .....

Güne üst üste dört beş tane Cedric izleyerek başladım. Cedric yani adamım Sedrik, her gece üzerine mutlaka ayışığının düştüğü kocaman yatağının üstünde, kollarını başının altında kavuşturup bacaklarını kocaman açarak sekiz yaşında ve aşıksanız hayat ne kadar güzel di mi? der.Sınıfındaki küçük Çinli kıza aşık. Kankası sürekli akıl verir , en büyük desteği de dedesidir.Çocuklar için çizgi film görüntüsünde, bir sürü kocaman laflar eder , dersler verir, ahlaki değerler üzerine düşündürür insanı. Eğer hiç izlemediyseniz bir tane olsun izleyin.

Bu gün için onlarca plan vardı. İlmiyem'le buluşmak için olanı, O işten geç çıkacağı için haftaya kaldı. Sonunda sinemaya karar verdik. Yine bir Anneler ve Kızları sinema günüsü yaptık. İki anne, iki kız, bir görümce, bir hala, bir yenge, bir gelin ve iki kuzen vardı tamı tamamına dört kişiydik ama. Kısacası Görümcem ve Kızı Meral , Ben ce Gamsegamse.

Eyvah Eyvah'ı izledik. Nasıldı derseniz , güldük hem de doyasıya güldük. Çünkü ben öyle komedi filmlerine gidip bön bön bakıp gelenler taifesindenim.Bunda güldüm bi gülesim geldi valla :)))

Sinema çıkışı ayrıldık biz Gamsegamse ile biraz daha dolaştık. Ben D&R dan , çok merak ettiğim Dantel Falcısı'nı aldım.Sonra hadi eve dedik. Bu gün tv den tanıdıklarla karşılaşma günümüzdü. Sinemada İbrahim Sadri yanımızda oturuyordu, çıkar çıkmaz da baktık karşımızdan Ezel dizisindeki Tevfik gelmekte yani Tefo.

Yürüye yürüye ve geldik. Sonra yeme içme faslı birazdan başlayacak olan Kavak Yellerini izleyip tumba yatak ve Sahilde Kafka'ya devam.


12 Mart 2010 Cuma

akşam mırıltısı...


Oturduğum yerden başımı çevirsem, Ayasofya, Topkapı Sarayı, Dolmabahçe Sarayı, Galata Kulesi.

Karşımda Kız Kulesi, tekerlemelere bile konu olan Şemsi Paşa, Mihrimah Sultan Camii
Başımı yana çevirdim Boğaz Köprüsü.
Deniz köpük küpük,bembeyaz martılar her tarafta uçuşuyor.Neyim ben Sait Faik Abasıyanık mı))) Akşam kızılı var gökyüzünde hatta Galata Kulesi kıpkırmızı görünüyor.'' Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta''' diyorum mırıl mırıl , şimdide Ahmet Haşim oldum diyorum aklımdan.

Valla İngiltere Kraliçesi gelse; tahtını teklif etse şu vapurdaki yerimi vermem diyorum, sırıtıyorum galiba ki, karşımda kucağında kocaman bir beyaz orkide saksısını kucaklayan kız, tuhaf tuhaf bakıyor yüzüme.

Vapurdan indim, çiçekçiler ayrı bir cümbüşle karşıladı beni. Dünya durdukça var olasın İstanbul...

Not: resim kaynak burası
Pırıl pırıl bir İstanbul sabahı... Ben birazdan Beyoğlu ekibimle kahvaltı buluşması yapmak üzere Beyoğlu seferine çıkmak üzereyim. Yeşil çayımı içtim, Serrose'nin tarifi gibi demledim bu kez. Yani önce kaynayan suyu kupama döktüm sonra demlikteki çayın üstüne döktüm. Daha lezzetli oluyor. Onun bir açıklaması var, su direk çayın üstüne dökülürse bişi oluyo heheheh valla unuttum. Bi gıynak da kestaneli pasta attım ağzıma . Bu, gıynak hikayesini sonra anlatırım. Bi lokma, küçücük bir parça gibi bir anlama geliyor.

Dünüm temizlik ve yemek yapmakla geçti. Öyle yorulmuştum ki, Aşk-ı Memnu izlerken daldım ve çok kötü bir rüya gördüm. Anlatmayı isterdim ama tekrar dile getirmek istemem. Yorumu , lüzümsuz şeylere sıkılan insanları, en önemli şeyin sevdikleri olduğunu hatırlatmakmış. Hiç gerek yoktu yani, zaten benim için en önemli şey sevdiklerimdir.Bağıra bağıra uyanmışım...

Loksandra bitti, öldü sonunda doksan küsür yaşında. Çok güzel bir söz var söylediği''' Mutluluk mu?hiç aramam, gelip o beni bulur nasıl olsa''. Umarım mutluluk hep gelir bizi bulur.

Not: Abdülcanbaz öksüz kaldı...

11 Mart 2010 Perşembe

Hayat bir sudur.

Boğazım çok acıyor, dün akşam yaptığım kola, çay, şarap , kola ,şarap, çay, elma suyu, çay sıralamasından olabilir mi?Buradan da anlayacağınız gibi iyi içerim...Ya da dünkü okey partisinde uğradığım hezimet olabilir mi, bu kadar hararetin nedeni?

En dayanamadığım şeylerden biri çayın ziyan olmasıdır. Zuz da dün akşam bir kova çay demlemiş. Soru- kaç kişi çay içiyor. Cevap- bir kişi, Zuz ve Ece'nin içtiği birer bardak çay dan bozma şeye çay denirse.

Dün akşam Zuz'da toplandık. Ece, Marmarisli Serpil, Berfu, Zeya ve ben ve yarım saatliğine Naziş , çünkü yarım saat sonra uyudu. Yine çok sohbetli , şamatalı bir gece olduğunu söylemeye gerek yok. Hatta Zeya'nın önderliğinde üç ay gecikmeli ama bizim iki gün sonra olacağını sandığımız bir doğum günü bile yaptık Ece'ye. Zeya önde , elinde pasta , ben arkada iyiki doooodun Eceeee diye bağırıken Ece'nin ve Serpil'in yüzünü siz olmasa da Ece görmeliydi. Şaşkın şaşkın , noluyooo ben nerdeyim bakışıydı:)))

Ev sahibi Zuz son dakika golünjü atıp belim incindi deyince iş benle Zeya'ya kaldı bütün gece , O' da koltuktan şu şurda bu burda dedi...

Gecenin sonunda , herkes evine dağılınca , Zuz da artık Suna Pekuysal gibi yürümeye başlayınca , sıcak duş ve masajla ağrı kesici, kas gevşetici bir jel sürüp onu yatağa soktum. Sabah beşte de kalkıp , Bursa'ya gittiler , Berfu ile. Sonra naziş uyandı, ona tost yaptım , okula gitti. Sonra temizlikçi kadın geldi O'na kapıyı açtım derken yeterin dedim evden çıktım. Dışarının serin havası bana bir iyi geldi. Tren yolu boyunca yürüdüm, elimde de ağaçtan kopardığım bir defne yaprağı. Artık bahar geldi ya, benim ceplerimden bol bol defne yaprağı çıkar. Bayılırım kokusuna. Neyse yürüye yürüye tam İstasyon caddesine geldim ki, İlmiyem faltaşı gibi açılmış gözleriyle karşıdan gelmekte. Bu saatte ne işin var burada dedi. Biraz ayaküstü sohbet ettik ve oracıkta cumartesi için plan yaptık. Yarın da Beyoğlu ekibimle buluşuyoruz işallah maşallah.

10 Mart 2010 Çarşamba

Düne kolay :)))

Hafiften perdelerini araladı mı? ne; güneş. El sallayıp duruyor bana.
İş bu nedenden dolayı ev de yokum bu gün. Öğleden sonra okey grubumla buluşucam , yiyip içip okey oynayacağım. Akşam da sizin tanıdıklarla:))) Zuz'da toplanıyoruz.

Dün tüm gün Cancan, Annesi ve Zuz 'la eve yayıldık.İşlerini bilgisayardan yürüttüler, işe kırdılar . Kaç kez çay demlendi , kaç kez masa kuruldu hatırlamıyorum. Kahvaltı masasını toplar toplamaz , mercimekli köfte ne zaman olur dediler ya blşicikler demem ben onlara daha...Cancan'la dile kolay tam 12 gündür görüşmemişiz. Onun kayak macerası, bizim gezmeler falan uyuşmadı , ama yok asla bir daha böyle uzatmayız. Gamsegamse hasretinden çocuğun totosundan hart diye Cancan'ın deyimiyle aaart diye koca bir ısırık aldı.Evin her bir tarafını dağıttık, dibe vurduk. O yüzden , onlar evden çıkar çıkmaz elektrik süpürgesi taktım. Sonra da kendime çay demledim hehehehe.

Canım Loksadra Yunanistan'a gitti , ama dayanamıyor İstanbul hasretine , sütçüsünü, bekçisini bile özledi. Buradakiler insanlık nedir bilmiyor diyor. Son sayfalardayım, bu ara kitap elimde, gözümde gözlük uyuya kalıyorum. Sanırım bu akşam biter. Sonra Sahilde Kafka ya devam.

Şimdilik gittim ben, keyifli bir gün olsun herkese...

9 Mart 2010 Salı

İstanbul ne renk



Üstteki resmi koru yürüyüşü sırasında sevgili Asis çekti. Pırıl pırıldı hava, bahar gelmişti İstanbul'a . Erguvanları anlatıyordum o sıra da onlara... Boğazın iki yakasını nasıl erguvani renklere boyadıklarını. Vapurla karşıya geçerken gözümü onlardan alamadığımı..

Sağ tarafta geçen yıl koruda kendi elcağızlarımla çektiğim bir erguvan görülmektedir. Henüz yeni açıyordu.


.

15 nisan- 15 mayıs arasındaki Erguvan Şenliği
yapılıyor. Erguvan zamanı koruda baştan aşağı erguvana boyanır. İşte o zaman gelin Fethi Paşa korusuna , erguvanlar arasında boğadaki erguvan şenliğini izleyin. Karşılıklı iki yakanın renklerini izlemeye doyamazsınız.




Ama bu gün kapkara , soğuk bir İstanbul var... Neyseki Cancan gelecek bu gün , Annesi toplantıya gidecek ama Zuz Teyze de olacak evde. Artık oynarız, koşarız , sulu boya çalışmaları yaparız. Geçen yaptığımız çalışmanın sonunda boyaların tadına da bakmak istedi ama olsun:)))

Dün hava birden bire sapsarı oldu, Sahra'dan gelen toz nedeniyleymiş. Dün akşam da Celal Şengör Hoca, Napoli'de Vezüv patlarsa ; İstanbul bir metre tüf altında kalır dedi. Vurun abalıya ...

Eğer şehirlerin bir rengi varsa ki vardır, İstanbul gökkuşağının tüm renklerini taşır.

Bu günkü Programı anladınız. Cancan , Zuz ,toplantıdan sonra Berfu'nun da katılımıyla çaylı , mercimek köfteli, börekli , çörekli, sazlı , sözlü:) bir gün bizi bekliyor