Mim ruhdağından geldi..yedi ilginç özeliğimizi yazacağız.
Ay sanki ben daha önce böyle bir şey yapmıştım gibi yav, hatırlıyorum böyle bir şeyi...
1- Bana göre en ilginç özelliğim, ay bunuda valla 40 kez yazdım herkes biliyo heheheh...
Sesini tanıdığım yazarları okuyamam ama artık aşıyorum bu durumu... yoksa hiç kitap okuyamam... promosyon denen zımbırtı yüzünden , kitabı çıkan yazarların hemen bir röportajı neyin yaınlanıyor... Bunu ilk kez Can Dündar'ın Uzaklar'ını okurken farkettim, anam bir de geceydi. Baktım Can Dündar Efendi huşu içinde kitabı bana okumakta. Ay sıhhatte olsunlara karışıyorum herhalde dedim. Sonra sen Yılmaz Erdoğan onca işinin içinde Hijyenik Aşkları bana okumaya kalk. Sen sus , yorulma ben okurum diyorum banamısımn demiyor. Bir ara yazar röportajı falan gördüm mü hemen kapatırdım tv yi neyse artık aşıldı o durum..
2.. İnansanız da inanmasanızda eskiden bir takımda basketbolcuydum, kaptandım hemide iyi stoperdim.
3. Ne resim yapabilirim ne bir müzik aleti çalabilirim. Ne de el işi falan yapabilirim. Bir şal örneğim var bir de atkı döner döner onları yaparım. Tamamiyle Allah vergisi bir özellik:)))) tarafımdan kızlarıma aktarılmıştır. Kocam ise şahane resim yapar, isterse saz çalar, evlendiğimizde benim pantolon paçalarımı bile o bastırırdı... Amma bi de düşünün ben modelisttim heheheheh bu da Allah vergisi:))) Model makinacımız sen tarif edince gözüm kapalı bile dikebiliyorum derdi heheheheheheheh.
4. Çok hızlı okurum , bir yarışmada hızlı okuma şampiyonu olmuştum. Jüri başkanı hem hızlı hem tane tane hem de anlamlı okuduğumu söylemişti.
5-Ters dönmüş terlik ayakkabı görürsem düzeltmeden duramam. Hatta giitiğim yabancı bir apt de tam yukarı kata çıkarken baktım, bir dairenin önünde ters dönmüş bir terlik var , düzeltirken kapı açıldı :)) ne düşündüklerini tahmin etmek bile istemiyorum. Bir kaç gün kendi kendime bile utandım valla.
6-Birine kitap verirken, ayraç da veririm yanında , Zeya sen hariç sen kıvırabilirsin sayfayı :))
7-Evden çıkarken ev toplu olmalı , yoksa içim içimi yer, rahatsız olurum. Azcıkta hijyen meraklısıyımdır.Tatile giderken dip köşe temizlik yapılır, nevresimler değiştirilir, eve koku sıkılır.. Dönüşte de tüm ev girer girmez dağıtılır...
bunun dışında dokuz aylıkken yürümek değil koşarmışım, sonra Gamsegamse de aynını yaptı dr bu işe şaştı.her şi aynı anda yapmaya kalkarım, Temizlik yapılan gün dolplarda dökülür, en zor yemekler pişer, akşamına da gezme ayarlanır.Annem bu huyuma otuz iki çarşambayı bir araya getriyorsun diye teşhis koyardı.
Aklıma bunlar geldi. Gördüğünüz gibi herhangi biri, bizim Lale, sizin Lale, Lale Abla...
Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
28 Ocak 2010 Perşembe
26 Ocak 2010 Salı

Dün bilgisayarımı açınca çok güzel bir mesaj aldım, beni Zonguldak'tan , blog dışı takip eden bir okuyucum varmış. Çok sıcak bir mesaj göndermiş, içim ısındı. Sonra Balkahvem'in, Gümüşay'ın ve Mavianne'nin seslerini duydum. Zeya Ankaraya gidince bir de blog toplantısı düzenlemiş:)). Ne güzel olmuş bir araya gelmişler kulaklarımı çınlatmışlar ve beni aramışlar. Sayfalarında söz edip benide davet etmişler Ankara'ya. Dün sayfama koyduğum Elhan-ı Şita, Ataletim ve Beyazgelincik Dilaram'ın anılarını da harekete geçirmiş, onlar da sayfalarına almışlar. Ne güzel oldu, sanki aynı mahallede oturan komşularımmışsınız gibi hissettim.
Bu gün kalktığımızda güneşli bir hava vardı. Güneş ne kadar parlaksa ters orantı hava da o kadar soğuktu. Peki biz ne yaptık , yani ev de mi oturduk. Önce öğle yemeğimsi bir kahvaltı yaptık saat yarımda. Sonra da şöyle üstün körü bir toparlandık ve giyinip evden çıktık. Bizim buralar karlar altındaydı , hışır hışır karda yürüdük , Kadıköy'e gittik ki kardan eser yok. Bir damla kalmadan erimiş, yel yuf olmuş gitmiş.Gamse -anne dur bi resmini çekeyim dedi, atkı bere ve güneş gözlüklü. Hava işte aynen böyleydi, gözleri kamaştıran güneş ve dondurucu soğuk. Önce Alkım kitabevine gittik. Kırmızı sepetleri kolumuza taktık. Kızlar mesleki kaitaplara baktılar daha çok. ben de önce yedi sekiz kitap seçtim. Kahve dünyasına oturduk, sıcak çikolatalarımızı söyledik, herkes kendi kitaplarını inceledi, ben de hem sıcak çikolatamı y
udumladım hem kitaplara sayfa sayfa göz gezdirdim ve en sonunda Ayla Kutlu^nun Islak Güneş
udumladım hem kitaplara sayfa sayfa göz gezdirdim ve en sonunda Ayla Kutlu^nun Islak Güneş Ve Ece Temel Kuran'ın Muz Seslerinde karar kıldım. Aklım Kızarmış Palamut Kokusu ... Ağaçkakan.. ve Asi... Asi...Amat... da kala kala. Ece Temel Kuran'ı gazete yazılarından tanırdım zaten Muz Seslerini yazarken aylarca Ortadoğuda yaşamış. Geçen haftaki Yaşamdan Dakikalarda da Haşmet Babaoğlu kitaptan bir paragraf okuyunca aklıma takılmıştı. Gözlerinden öptüm Haşmet Baboğlu seni, ben promosyon diye buna derim. Yoksa kitaptan çok daha sonra haberim olurdu. Islak Güneş ise Ayla Kutlu'nun bir kitabı. Sende Gitme Tranyafandalis'te kalmışım ben, yeni çıkan kitabı Asi... Asi... yi almak üzereyken bu kitabın arka kapak yazısını okuyunca bunu okumadan son kitabı almak haksızlık olur dedim.

Alkım'dan çıkınca Mercanda Midye tava , midye dolma molası verdik. Akşam yemeği yakın olduğu için az biraz altlık yaptık :))) Ev de de sadece ezo gelin çorba vardı. Hemen makarna suyu koydum , bir taraftanda fesleğenli sos hazırladım, birazda nugget olduda bitti maşallahh yarına akşama inşallah dedim:)) çünkü yarında okeycilerle buluşuyorum :)))))
Akşam yemeğindeyken de İlmiyem uğradı, ne demişler soğuktan gelene bir tas sıcak çorba en makbul şeydir, bizde öyle yaptık.
Bu akşam Samanyolunu izleyip cici kitaplarımın içine dalacağım. Küçük Arı bitti , Günhan Kuşkan'ın Evvel Aşklar Masalına başladım. İhsan Oktay Anar kitaplarının tadında. Eski Bizansta geçen bir öykü...
Bu günün notlarıda bunlar oldu...
25 Ocak 2010 Pazartesi
Kış musikisi
En güzel kar şiiridir elhan-ı şita. Modern Lise de okudum ben, bir başka deyişle deneme lisesi. Rastladı işte. Türkiye de, üç okulda uygulandı birisi benim okulumdu. İlk yıl fiziksel bilimler adı altında sadece matematik ve fen dersleri okuduk, matematik dışında bütün dersler labaratuvar ortamındaydı. Sonraki yıllarda da ağırlaştırılmış Türkçe ve edebiyat. O yüzden kelli, vurduk edebiyatın dibine dibine. Elhan-ı şita o yılların armağanı bana. En güzel kar şiiridir bir kar musikisidir. Hiç bir mesariftaen kaçınmadım ve sizin için türkçeleştirilmiş halini buldum:)) asıl keyfi aruzla çıksada siz Türkçeleştirilmiş tadını kara baka baka okuyarak çıkarın. Açın perdeleri, elinize bir bardak çay ya da ev yapımı likör alın. Aman ha! sakına yabancı menşeyli bir kahve almayın, eşyanın tabiatına aykırı çünkü:)))
Elhan-ı şita( kar musukisi ya da kış ezgileri)
bir beyaz titreyiş, bir dumanlı uçuş,
eşini kaybeden bir kuş
gibi kar
geçen ilkbahar günlerini arar...
ey kalplerin çılgın ezgileri
ey güvercinlerin marşları,
o baharın işte yarını bu:
yeri derin bir sessizliğe kapladı
karlar
ki sessizce sürekli ağlarlar.
ey uçarken düşüp ölen kelebek,
bir beyaz melek kanadının saçağı
gibi kar
seni solgun bahçelerde arar
sen açarken çiçek üstünde
ufacık bir çiçekli yelpaze gibi
ey ölü, şimdi senin cenazen üstünde
parça parça uçmaya başladılar
karlar.
ki gökten durmadan ağlar gibi düşuyorlar.
uçtunuz, gittiniz siz ey kuşlar
küçücük, beyaz başlı baykuşlar
gibi kar
sizi dallarda, yuvalarda arar,
gittiniz, gittiniz ey kuşlar,
şimdi yuvalar baştan başa boş kaldı,
yuvalarda - sessiz yetim kalan-
son kalan mavi tüyleri kovalayan
karlar
havada ağlar gibi uçuşuyorlar.
ev kış günlerinin gökyüzü
yasemin yaprağı, güvercin kanadı, sabah bulutu senin elinde yığın yığındır,
ey gök tabiatın özü uykudadır.
kara toprağın üstüne bembeyaz çiçekler dök.
her ağaçlık, şimdi yapraksız,çiçeksiz.
bir gölgelik, siyahlık ve ümitsizlik yığınıdır.
ey kış semasının eli, durma,
her ağaçlığın üzerine beyaz bir örtü çek.
kar emeller gibi gökten yağıyor,
kar her tarafta hayalim gibi koşuyor.
sessiz bir rüzgann saf kanadında uyuklarmış gibi
bir aralık durup sonra uçuşuyorlar.
soldan sağa, sağdan sola titreyerek ve kaçarak.
bazen tüyler gibi uçuyor, bazen dökülüyorlar.
karlar sessizlik ilahilerinin ezgileridir.
melekler âleminin bahçelerinin çiçekleridir.
cenap şehabeddin
********************************************************************************
Ankara'lılar diktiler gözlerini göğe kar beklerken, ah Leylak Dalıcım benim eski kardan adam resimlerini koymuş bloğa hasret giderirken biz doyduk kara.
Özendirmek gibi olmasında kar yağarken izlediğin film , içtiğin çay kahve, perdeleri açıp kar izleye izleye oynadığın okeyin tadı bir başka:)))
Dün okeyciler taifesi bizde toplandık. Meral , Elif ve bizim kızlarda katıldı bize. Onlara sakız muhallebili pasta yaptım hehehehe ayol sakızlı muhallebiyi pişir arasına büsküileri ufak ufak parçala, biraz ceviz koy, üstüne tekrar muhallebi, üstüne de çikolatayı benmari usulü erit dök al sana pastaa. Yanında da ıspanaklı patatesli börek.
Bu gün de sırf kara çıkmak için market alışverişi uydurduk. Ama şimdi Ezel başladı gitmezsem ufak çapta bir olay çıkabilir:)))
Elhan-ı şita( kar musukisi ya da kış ezgileri)
bir beyaz titreyiş, bir dumanlı uçuş,
eşini kaybeden bir kuş
gibi kar
geçen ilkbahar günlerini arar...
ey kalplerin çılgın ezgileri
ey güvercinlerin marşları,
o baharın işte yarını bu:
yeri derin bir sessizliğe kapladı
karlar
ki sessizce sürekli ağlarlar.
ey uçarken düşüp ölen kelebek,
bir beyaz melek kanadının saçağı
gibi kar
seni solgun bahçelerde arar
sen açarken çiçek üstünde
ufacık bir çiçekli yelpaze gibi
ey ölü, şimdi senin cenazen üstünde
parça parça uçmaya başladılar
karlar.
ki gökten durmadan ağlar gibi düşuyorlar.
uçtunuz, gittiniz siz ey kuşlar
küçücük, beyaz başlı baykuşlar
gibi kar
sizi dallarda, yuvalarda arar,
gittiniz, gittiniz ey kuşlar,
şimdi yuvalar baştan başa boş kaldı,
yuvalarda - sessiz yetim kalan-
son kalan mavi tüyleri kovalayan
karlar
havada ağlar gibi uçuşuyorlar.
ev kış günlerinin gökyüzü
yasemin yaprağı, güvercin kanadı, sabah bulutu senin elinde yığın yığındır,
ey gök tabiatın özü uykudadır.
kara toprağın üstüne bembeyaz çiçekler dök.
her ağaçlık, şimdi yapraksız,çiçeksiz.
bir gölgelik, siyahlık ve ümitsizlik yığınıdır.
ey kış semasının eli, durma,
her ağaçlığın üzerine beyaz bir örtü çek.
kar emeller gibi gökten yağıyor,
kar her tarafta hayalim gibi koşuyor.
sessiz bir rüzgann saf kanadında uyuklarmış gibi
bir aralık durup sonra uçuşuyorlar.
soldan sağa, sağdan sola titreyerek ve kaçarak.
bazen tüyler gibi uçuyor, bazen dökülüyorlar.
karlar sessizlik ilahilerinin ezgileridir.
melekler âleminin bahçelerinin çiçekleridir.
cenap şehabeddin
********************************************************************************
Ankara'lılar diktiler gözlerini göğe kar beklerken, ah Leylak Dalıcım benim eski kardan adam resimlerini koymuş bloğa hasret giderirken biz doyduk kara.
Özendirmek gibi olmasında kar yağarken izlediğin film , içtiğin çay kahve, perdeleri açıp kar izleye izleye oynadığın okeyin tadı bir başka:)))
Dün okeyciler taifesi bizde toplandık. Meral , Elif ve bizim kızlarda katıldı bize. Onlara sakız muhallebili pasta yaptım hehehehe ayol sakızlı muhallebiyi pişir arasına büsküileri ufak ufak parçala, biraz ceviz koy, üstüne tekrar muhallebi, üstüne de çikolatayı benmari usulü erit dök al sana pastaa. Yanında da ıspanaklı patatesli börek.
Bu gün de sırf kara çıkmak için market alışverişi uydurduk. Ama şimdi Ezel başladı gitmezsem ufak çapta bir olay çıkabilir:)))
23 Ocak 2010 Cumartesi
Karlı günden karlı anılara

Biz bu gün geç kalktık, uzun kahvaltı ettik. Karı görünce sokaklara çıkmak istedik. Çok uzaklara gitmeyelim dedik ve bize bir kaç sokak ötede oturan görümceme gittik. Hala kızı da öğretmen O da tatil pek de sevişirler bizim kızlarla, bizim biriciğimizdir Meral, uzun kitap sohbetleri yaptığım ender kişilerden biridir. Gamse'nin kep töreni resimlerinden hatırlayınız :))Yedik içtik, sohbetler ettik güldük konuştuk . İlle geceye uzatalım günü denilince - e yarında siz bize gelin dedik:))) Gamsegamse orada kaldı, yarın birlikte gelecekler.
Karda yürümek çok güzel oldu, hışır hışır. Ben adam boyu yağan,aylarca kalkmayan karlara alışığım. Denizi Olmayan Yerden.Ataletim hatırlar, Zeya da, Nalan da,bizim eğri çatılı ev hikayelerini:))). O eğri çatılı evin olduğu mahallede topu topu 30-40 ev vardı. Hepsi de müstakil. Ortalama dört kişiden hesaplasan , taş çatlasa 140-160 kişinin yaşadığı yer.
Yaşayanlar da hemen hemen yaşdaş , çocukaların da hemen hepsi yaşdaş ve aynı okulllarda aynı servislerde de gidip geliyorlar. Akşamları gitmeler gelmeler, hafta sonları bahçelerde mangal yakmalar. Yaz akşamları yine bahçelerdeki Çocukken de okul yokuşun başında ev dibinde :))) çantanı ters koy bin üstüne ışınlan eve:))).
Kar da ilk günümüz böyle geçti bizim. Cancan ilk kez kar gördü. Öyle şaşkın şaşkın bakmış ve akşama kadar her şeye kar kar demiş:)))
Şimdiiii hadi ben gideyim artık biraz ev halkına şefkat göstereyim , çay may yapayım... Ya da çay yapın diyeyim...
22 Ocak 2010 Cuma
her an yeniden düzenlenebilen yazı:)))
Bu gün gökten tatil yağacak:))). Kızlar 15 gün öğle saatlerine kadar uyuyacaklarını bildirdiler.
Dün gece kitabıma yani Küçük Arı'ya başladım. Küçük Arı ; Nijerya'lı bir kız. İngiltereye gelmiş, mülteci kampında iki yıl kalmış ve orada kraliyet ingilizcesi öğrenmiş. Yani ingilizceyi , halkın kullandığı gibi değilde sarayda , protokolde konuşulduğu gibi konuşuyor. Bu bana bir anımı hatırlattı. Haydaa sabahın yedisinde anılardan girdik olaya paldır küldür:)))Kitap beni ta başından sardı, biraz daha ilerlesin üzerinde konuşuruz...
Neyse gelelim anıya. Benim lise yılların akşamlarıda Türkiyede yeni yeni tanınmaya çalışan, labaratuvarda İngilizce kursuna gidiyorum. Bu şöle oluyo, sınıflarda tek kişilik kabinler var, öğretmen karşında onunla kulaklı ve mikrofon aracılığıyla iletişim kutuyorsun, böylece ay yanlış söylerimde sınıf bana şimdi güler kompleksise yok heheheh. Sonra diyelim bankada konuşma öğrenilecek banka satndı kuruluyor, pazar kuruluyor falan. Adı da Bilimsel Öğretim Merkezimiydi neydi. Hocalarımızda yabancı tabi. Dayımda o yıllrda İngilterede hem master yapıyor hemde dil okuluna gidiyor. Okulda bizim kitapları okuyorlarmış. Geldi , görünce afiften afiften bi şok geçirdi:))) Sonra karşılıklı konuşma yapıyoruz bunla biz, bana dedi ki- sen İngiltere'ye gelip konuşsan seni kimse anlamaz, sana gülerler, çünkü bu ingilizce Lordlar Kamarasında konuşuluyor. Hey yavrum hey, boşuna dememişti bana dersini dinlemediğini görünce ing öğretmenim Deli Nebile, dinleme dinleme , sana Buckhingam Sarayından hocalar gelecek , ondan öğrenirsin ingilizceyi diye hehehehehehehe.
Saat sabahın 07.30 u herkesler gitti. Ben de bu günümü kendime keyif günü ilan etmiş bulumuyorum. Dün temizlik ve bilumum yemek işleri halledildi. Kızlarda karneleri dağıtığ gelecekler. Onlar gelene kadar yatmaca yuvarlanmaca, okuma, tv izleme, çay , kahve içme etkinlikleri yapacağım. Mesela yazım bitince tekrar yatağa gidip bir Türk filmi bulup izleyeceğim. Dün sabah Ayşecikli,Ayhan Işık'lı Ahmet Tarık Tekçe^'li fi tarihinden kalma bir siyah beyaz film izledim.
Sabah yayınım burada sona erdi. Belki küçük küçük düzenlemelerle yeniden gelirim. Cancan için karne de hazırlayacağız daha:)))
fonda çalan şarkım Cihat Aşkın'dan Şehnaz Longa. Bana Ordu'yu hatırlatır şehnaz longa, bir 45 likten dinlediğim günleri...Sabahın bu saatlerine de ancak keman sesi yakışırdı...
Not: İstanbul'u zorlu bir hafta sonu bekliyormuş. Tek korkum elektriklerinkesilmesi. Geri kalanı
Film... eğlenceli kitaplar... çay, kahve ,... tarçınlı kurabiye...kıymalı poğaça...Ispanaklı börek... mürver şurubu...dağ kızılcığı şurubu...pizza ...kısır...mercimek köftesi...tarhana çorbası,..fesleğen soslu makarna... patates , köfte...perdeleri açıp kar izleme...Fırtına olursa , markete gitme kızlarla tabii, kocam hayatta gelmez:))
düzenleme-1: Naziş karnelerini dağıtmış geldi, Gamsegamse henüz gelmedi. O bi Kadıköy ne bilim bi Capitol ya da ne bilim bi Üsküdar yapmadan gelmez:)))
Hava ufaktan sertleşmeye başladı. Biz Naziş'le cipslerimizi aldık tv karşısına kurulduk bile. Bir de Aşk Her Yerde başlayacak saat üç buçukda MGM de onu işaretledik, sinemada seyretmemiştim.
Angelina Jolie oynuyor.
Dün gece kitabıma yani Küçük Arı'ya başladım. Küçük Arı ; Nijerya'lı bir kız. İngiltereye gelmiş, mülteci kampında iki yıl kalmış ve orada kraliyet ingilizcesi öğrenmiş. Yani ingilizceyi , halkın kullandığı gibi değilde sarayda , protokolde konuşulduğu gibi konuşuyor. Bu bana bir anımı hatırlattı. Haydaa sabahın yedisinde anılardan girdik olaya paldır küldür:)))Kitap beni ta başından sardı, biraz daha ilerlesin üzerinde konuşuruz...
Neyse gelelim anıya. Benim lise yılların akşamlarıda Türkiyede yeni yeni tanınmaya çalışan, labaratuvarda İngilizce kursuna gidiyorum. Bu şöle oluyo, sınıflarda tek kişilik kabinler var, öğretmen karşında onunla kulaklı ve mikrofon aracılığıyla iletişim kutuyorsun, böylece ay yanlış söylerimde sınıf bana şimdi güler kompleksise yok heheheh. Sonra diyelim bankada konuşma öğrenilecek banka satndı kuruluyor, pazar kuruluyor falan. Adı da Bilimsel Öğretim Merkezimiydi neydi. Hocalarımızda yabancı tabi. Dayımda o yıllrda İngilterede hem master yapıyor hemde dil okuluna gidiyor. Okulda bizim kitapları okuyorlarmış. Geldi , görünce afiften afiften bi şok geçirdi:))) Sonra karşılıklı konuşma yapıyoruz bunla biz, bana dedi ki- sen İngiltere'ye gelip konuşsan seni kimse anlamaz, sana gülerler, çünkü bu ingilizce Lordlar Kamarasında konuşuluyor. Hey yavrum hey, boşuna dememişti bana dersini dinlemediğini görünce ing öğretmenim Deli Nebile, dinleme dinleme , sana Buckhingam Sarayından hocalar gelecek , ondan öğrenirsin ingilizceyi diye hehehehehehehe.
Saat sabahın 07.30 u herkesler gitti. Ben de bu günümü kendime keyif günü ilan etmiş bulumuyorum. Dün temizlik ve bilumum yemek işleri halledildi. Kızlarda karneleri dağıtığ gelecekler. Onlar gelene kadar yatmaca yuvarlanmaca, okuma, tv izleme, çay , kahve içme etkinlikleri yapacağım. Mesela yazım bitince tekrar yatağa gidip bir Türk filmi bulup izleyeceğim. Dün sabah Ayşecikli,Ayhan Işık'lı Ahmet Tarık Tekçe^'li fi tarihinden kalma bir siyah beyaz film izledim.
Sabah yayınım burada sona erdi. Belki küçük küçük düzenlemelerle yeniden gelirim. Cancan için karne de hazırlayacağız daha:)))
fonda çalan şarkım Cihat Aşkın'dan Şehnaz Longa. Bana Ordu'yu hatırlatır şehnaz longa, bir 45 likten dinlediğim günleri...Sabahın bu saatlerine de ancak keman sesi yakışırdı...
Not: İstanbul'u zorlu bir hafta sonu bekliyormuş. Tek korkum elektriklerinkesilmesi. Geri kalanı
Film... eğlenceli kitaplar... çay, kahve ,... tarçınlı kurabiye...kıymalı poğaça...Ispanaklı börek... mürver şurubu...dağ kızılcığı şurubu...pizza ...kısır...mercimek köftesi...tarhana çorbası,..fesleğen soslu makarna... patates , köfte...perdeleri açıp kar izleme...Fırtına olursa , markete gitme kızlarla tabii, kocam hayatta gelmez:))
düzenleme-1: Naziş karnelerini dağıtmış geldi, Gamsegamse henüz gelmedi. O bi Kadıköy ne bilim bi Capitol ya da ne bilim bi Üsküdar yapmadan gelmez:)))
Hava ufaktan sertleşmeye başladı. Biz Naziş'le cipslerimizi aldık tv karşısına kurulduk bile. Bir de Aşk Her Yerde başlayacak saat üç buçukda MGM de onu işaretledik, sinemada seyretmemiştim.
Angelina Jolie oynuyor.
21 Ocak 2010 Perşembe
işte öyle bir şey
Dün gece Cancan ve Ailesini ve de Zuz'u yolcu edip, çayımı da alıp koşa koşa yatağa girdim. Tam ben sıcacık yatağıma gömülmek üzreyken geldi sesi; buuuuuzaaaa. Bilmiyorum ki hala sokaktan boza alan, içen var mı?. Artık market rafları bie Vefa Bozası ile doldu çünkü. Eskiden sokak bozacıları bozalarını evde yaparlardı. Artık sanmam evde yaptıklarını.
Biz Fındıkzade de otururken geceleri Vefa'ya giderdik sırf boza içmek için.Niye gece içmek adettir acaba , üstelik sıcak bir içecek de değil.
Bunu daha önce sanırım blogcu yıllarında yazmıştım hatta zeya ile tanışmamıza bu günlere gelmemize neden olan yazıdır. Yani dört yıl önce falan yazmıştım. Yıllar önce sanırın 86 de falan. Biz Denizi Olmayan Yerdeyiz. Uzak bir yerdeyiz ama sevdiklerimize uzak gelmiyor. Özleyen, yaşadığımız yeri merak eden atlayıp geliyor. 13-14 saat yol yaparak. Aylin'de bunlardan biri. Aslında Zuz'un arkadaşı ama bizde gelenek , arkadaşlar da evin kızı:)) Aylin^de onlardan biri.Annem sabahları Zuz için haşlanmaya yumurta koyarken bir tane de Aylin için koyardı. Sabah ben uyurken odama girer - Laleeee diye bağırıdı. Neyse işte Aylin biz orada yaşarken oraya geldi ve müthiş 86 kışına yakalandı:))). Hani şu okulların , devlet dairelerinin bile tatil olduğu, Karadeniz'in buz tuttuğu kış.Aylin tam bir ay bizde kaldı. Neler yaptık ne eğlendik anlatamam. Zuz' la ikisi sürekli örgü ördüler, bellerine gelen karda bile oturmadılar gezdiler..
Ben o ara canım boza istedi dedim. Oralarda boza bulmayı bırak bozayı bileni bulsan alnını karışlarsın:)) . Aylin ben sana boza yaparım ama dört gün sabredecek hiç kapağını açmayacaksın dedi.Tamam dedim. Ama ben durumuyum gittm geldim açtım, boza gibi kokuyor mu acaba diye kokladım. Sonrada boza olmasa da ona benzer bişe çıktı ortaya hehehe. Sanırım bulguru mayalanmaya bıraktı ama nasıl yaptı hiç hatırlamıyorum. Biraz tarçın ve leblebi ile boza isteğim yerine geldi.
*********************************************************************
Bin Muhteşem Güneş dün gece bitti. Sonunada bir baktım göz yaşlarım yanaklarımdan aşağı süzülüyor. Uçurtma Avcısında da aynısı olmuştu. Kabil ; bin muhteşem güneşin pencerelerinden içeri sızdığı şanssız şehir...dilerim üzerine oynan oyunlar artık son bulur...
Yeni kitabım, en son kitaplığıma katılan ama ilk okunacaklar sırasına giren Küçük Arı; Zeya'nın hediyesi. Konusu çok ilgimi çekti

Dokuz parmaklı bir kadın, kostümünü hiç terk etmeyen bir süper kahraman, kimlik buhranında aklını yitiren bir adam ve Nijeryalı bir göçmen; Küçük Arı.
Yaşamları acımasız bir şaka gibi kesişen karakterlerin size sunduğu sadece bir gülümseyiş; ama buruk bir gülümseyiş... Derken coşkulu bir kahkaha ve hemen ardından kalıcı bir sızı... Ve sonra daha büyük bir kahkaha.
Kitap, içinden hızla geçip gidilen bir duygu tüneli.
Bu kitabı okuduğunuzda herkese anlatmak isteyeceksiniz. Bunu yaptığınızda, lütfen neler olduğunu anlatmayın; çünkü bütün büyü, olayların akışında..
********************************************************************************
Bu gün yoğun bir temizlik yapılacak evde, birazda kek börek çörek. Malum kızlar yarın tatile giriyor. Çayın yanına bir şeyler aranırlar, anne ne yiyim diye sorarlar. Ben tüm hazırlıklarımı yapayımda:))))
Biz Fındıkzade de otururken geceleri Vefa'ya giderdik sırf boza içmek için.Niye gece içmek adettir acaba , üstelik sıcak bir içecek de değil.
Bunu daha önce sanırım blogcu yıllarında yazmıştım hatta zeya ile tanışmamıza bu günlere gelmemize neden olan yazıdır. Yani dört yıl önce falan yazmıştım. Yıllar önce sanırın 86 de falan. Biz Denizi Olmayan Yerdeyiz. Uzak bir yerdeyiz ama sevdiklerimize uzak gelmiyor. Özleyen, yaşadığımız yeri merak eden atlayıp geliyor. 13-14 saat yol yaparak. Aylin'de bunlardan biri. Aslında Zuz'un arkadaşı ama bizde gelenek , arkadaşlar da evin kızı:)) Aylin^de onlardan biri.Annem sabahları Zuz için haşlanmaya yumurta koyarken bir tane de Aylin için koyardı. Sabah ben uyurken odama girer - Laleeee diye bağırıdı. Neyse işte Aylin biz orada yaşarken oraya geldi ve müthiş 86 kışına yakalandı:))). Hani şu okulların , devlet dairelerinin bile tatil olduğu, Karadeniz'in buz tuttuğu kış.Aylin tam bir ay bizde kaldı. Neler yaptık ne eğlendik anlatamam. Zuz' la ikisi sürekli örgü ördüler, bellerine gelen karda bile oturmadılar gezdiler..
Ben o ara canım boza istedi dedim. Oralarda boza bulmayı bırak bozayı bileni bulsan alnını karışlarsın:)) . Aylin ben sana boza yaparım ama dört gün sabredecek hiç kapağını açmayacaksın dedi.Tamam dedim. Ama ben durumuyum gittm geldim açtım, boza gibi kokuyor mu acaba diye kokladım. Sonrada boza olmasa da ona benzer bişe çıktı ortaya hehehe. Sanırım bulguru mayalanmaya bıraktı ama nasıl yaptı hiç hatırlamıyorum. Biraz tarçın ve leblebi ile boza isteğim yerine geldi.
*********************************************************************
Bin Muhteşem Güneş dün gece bitti. Sonunada bir baktım göz yaşlarım yanaklarımdan aşağı süzülüyor. Uçurtma Avcısında da aynısı olmuştu. Kabil ; bin muhteşem güneşin pencerelerinden içeri sızdığı şanssız şehir...dilerim üzerine oynan oyunlar artık son bulur...
Yeni kitabım, en son kitaplığıma katılan ama ilk okunacaklar sırasına giren Küçük Arı; Zeya'nın hediyesi. Konusu çok ilgimi çekti
Dokuz parmaklı bir kadın, kostümünü hiç terk etmeyen bir süper kahraman, kimlik buhranında aklını yitiren bir adam ve Nijeryalı bir göçmen; Küçük Arı.
Yaşamları acımasız bir şaka gibi kesişen karakterlerin size sunduğu sadece bir gülümseyiş; ama buruk bir gülümseyiş... Derken coşkulu bir kahkaha ve hemen ardından kalıcı bir sızı... Ve sonra daha büyük bir kahkaha.
Kitap, içinden hızla geçip gidilen bir duygu tüneli.
Bu kitabı okuduğunuzda herkese anlatmak isteyeceksiniz. Bunu yaptığınızda, lütfen neler olduğunu anlatmayın; çünkü bütün büyü, olayların akışında..
********************************************************************************
Bu gün yoğun bir temizlik yapılacak evde, birazda kek börek çörek. Malum kızlar yarın tatile giriyor. Çayın yanına bir şeyler aranırlar, anne ne yiyim diye sorarlar. Ben tüm hazırlıklarımı yapayımda:))))
20 Ocak 2010 Çarşamba
vefa sadece, İstanbul'da bir semt adı değil:))
Bi insan böyle mi? vefalı olur, düşünceli olur, açın halinden anlar , o az tuzlu, az yağlı , sütlü brokoli çorbasını paylaşır böyle canı gönülden:)))Benim saçlarımı öyle tarumar edip o şekle sokan da O^dur)). Yosa ben gayetime bakımlı , hoş bi kadınımdır heheheheheeh, bknz alttaki resimler:)))
Kendileri içerde uyumaktalar şimdi. Uzuun upuzun bir günü paylaşacağız. Çünkü anne ve baba iş çıkışı tiyatroya gidecekler. Olsunn Zuz Teyze gelecek onların yerine akşam...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)