Bu gün sabah kalkar kalkmaz, hemen karıkoca yardımlaşıp evi şöyle bir düzelttik ve dışarı çıktık. Yürüyerek Üsküdar'a indik. Fatih'e gittik.Hava şerbet gibiydi, ne sıcak ne soğuk.Ne kadar dışarda oturalım desem de kocam motorda içerde oturarak seyehati tercih etti.
Fatih Camiine gittik. Çok kalabalıktı.Ama avlu o kadar büyükk ki, kalabalığı hissetmiyorsunuz. Ben içeride epi bi dolaştım. Etrafı inceledim. gelen grupların yakalarındaki renk renk kurdeleleri görünce nedenini sordum. Turlar,kafilelerindekileri karıştırmamak için takıyorlarmış. Fatih Sultan Mehmetin türbesi önünde dua attim. İstanbul için teşekkür ettim O^na.Kocam dönüşte hadi bi Mısır Çarşisi, Kapalı Çarşı falan da yapalım dedi. Başlangıçta peki dedim ama iskeleye gelince , hadi evimize , yiyerek içerek çıkıyor gezmenin tadı bayramdan sonraya bırakalım dedim.
Üsküdar^da alış-veriş yapıp eve geldik. Ben içeri girer girmez doğru yatak odasına gttim,geceliğimi giydim yatağa girdim.Kocam da beni arıyormuş, getirdiklerimizi yerleştirmek için, ne yaparsan yap dedim. Bir saat yatıp, iftar hazırlığı için kalktım. Gamze^^nin verdiği listeyi hazırladım.Bu ramazan da yeni iş yaşamının verdiği yorgunlukla, oruç tutamamıştı, Kadir Gecesi münasebetiyle bu gün tutmuştu. Buğday çorbası pişirdim, köfte ve biber kızarttım.Domatesleri de ikiye bölüp ızgara ettim.Birde pilav bir de cacık, tatlı olarak da hemen en kolay kemal paşa.
Bu yazıyı sahurda yazıyorum. En büyük özelliğim sahurda;kalkmak bilmem, yatmak bilmem. Sürüne sürüne kalkarım, masada uyuklarım,ilk çaydan sonra açılır, yatmak bilmem sonrasında.Elif Şafak röportajı izledim. Tekrar programdı.Eyfel kulesine aşık olan ama harbiden aşık ha,öyle bir kadından söz ettiler. Objelere aşık olma diye bir hastalık varmış yahu.
Sahurda yaptığım canlı yayın burada sona eriyor, biraz uyuyayım gidip.
Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
16 Eylül 2009 Çarşamba
14 Eylül 2009 Pazartesi
Yazmadığım süre içinde, kayda değer hiç bir şey yaşamadık, yağmur bekledik, İstanbul'u alt eden sel, derenin intikamı olkarak yorumlandı, vatandaş suçlu bulundu. Kızlar okula gitti geldi. Yemekler pişti, yendi içildi misafirler ağırlandı.Sabahları yataktan kalkmak istemedim, geceleri ise yatmayı hatırlamadım.
Dün Nazlı'nın okulunda yapılan partiye katıldık. Bizim torpilimiz Can'dı bu kez. Çünkü parti bir buçuk iki yaş bebeklerin partisiydi. Havada köpük balonların uçuştuğu, miniklerin havuzdan kepçeyle balık avlamaya çalıştığı bir partiydi bu. Mercimek havuzlarına saklanmış oyuncakları buldular, hamur yoğurdular.Dans ettiler, müzik odasında, Uzak Doğudan gelen değişik vurmalı aletlerle müzik yaptılar.Resimleri daha sonra koyarım. Parti çıkışı kendimizi Zuz'un evine zor attık. Hışırımız çıkmıştı. Akşam altıda Berfu bizi eve bırakır bırakmaz Gamze ve Ben koşa koşa yataklarımıza gittik ve yemek saatine kadar uyuduk
Benden bu kadar, bu gün çok yoğun bir gün beni bekliyor.
Dün Nazlı'nın okulunda yapılan partiye katıldık. Bizim torpilimiz Can'dı bu kez. Çünkü parti bir buçuk iki yaş bebeklerin partisiydi. Havada köpük balonların uçuştuğu, miniklerin havuzdan kepçeyle balık avlamaya çalıştığı bir partiydi bu. Mercimek havuzlarına saklanmış oyuncakları buldular, hamur yoğurdular.Dans ettiler, müzik odasında, Uzak Doğudan gelen değişik vurmalı aletlerle müzik yaptılar.Resimleri daha sonra koyarım. Parti çıkışı kendimizi Zuz'un evine zor attık. Hışırımız çıkmıştı. Akşam altıda Berfu bizi eve bırakır bırakmaz Gamze ve Ben koşa koşa yataklarımıza gittik ve yemek saatine kadar uyuduk
Benden bu kadar, bu gün çok yoğun bir gün beni bekliyor.
10 Eylül 2009 Perşembe
Sabahın köründe cörk diye açtım gözlerimi. İşe giderken niye açılmazdı bilmem. Ha yağdı ha yağacak denen, yağmur buraya gelmedi, hava yine açık.Gece bir ara yağar gibi yaptı o kadar.Gündüz gözüyle hiç yağmur mağmur görmedik. Tv de ki görüntülerden tüylerim diken diken hala. Kanal 24'ün konuğu , Nasuh Mahruki idi. Çok güzel açıklamalar yapıyordu ama sunucu kadun fırsat vermedi ki. Anam bacım. madem o kadar biliyodun, sen anlatsaydın ya, adamcağız yorgun argın gelmiş, bu gün 67 kişiyi kurtardık diye anlatıyor sana rağmen ama yok sen susmadın. Ve cümle alem öğrendi senin ne kadar bilgili olduğunu kafana tüy dikerler inşallah. Zaten çok moda. İçim tuhaf oluyo o kafalarında kuş tüylü kızları görünce. Gamze de demez mi, çok hoşuma gidiyor diye:))))
Ha böyle oturup salına salına yazı yazdığıma bakmayın, akşam yemekte misafirim var. Her yer de her yerde maşallah. Yetmez gibi, Naziş de masaya su dökmüş, örtüyü banyoya atmış, masadakileri sehpaya doldurmuş.
Akşam Milli Takım da Afrika dan uzağa attı bizi. Terim hep son dakika zaferlerine alışıktı ama bu kez olmadı.Çok erken terkettik sahayı yav.
Dün hayat çok bayattı. Seldi Van'dan gelen şehit haberleriydi, Milli Takım hezimetiydi. Umarım bu gün daha bir umutlu bakıyoruzdur yarına
Ha böyle oturup salına salına yazı yazdığıma bakmayın, akşam yemekte misafirim var. Her yer de her yerde maşallah. Yetmez gibi, Naziş de masaya su dökmüş, örtüyü banyoya atmış, masadakileri sehpaya doldurmuş.
Akşam Milli Takım da Afrika dan uzağa attı bizi. Terim hep son dakika zaferlerine alışıktı ama bu kez olmadı.Çok erken terkettik sahayı yav.
Dün hayat çok bayattı. Seldi Van'dan gelen şehit haberleriydi, Milli Takım hezimetiydi. Umarım bu gün daha bir umutlu bakıyoruzdur yarına
9 Eylül 2009 Çarşamba
Hala haberleri izliyorum, sanki başka bir yerden söz ediyor gibi , bakıyorum ekrana. Çünkü İstanbul da görülmemiş felaket yazıyor ekranın alt kısmında. Dışarıya bakıyorun masmavi gökyüzü, parlak güneş. Akşama doğru gelecekmiş bu tarafa.
Karı-koca Üsküdar!a indik , yürüyerek.Yarın akşam yemeğe misafirimiz var.Kocamın yeğeni ama benimde kardeşim kadar sevdiğim FATİH ve eşi MERAL ve de çocukları gelecek. Çocuk dediysem artık birer delikanlı ve genç kız olan Cem ve Cansu. İkisi de bizim kızlarla az yaş ralıklarına sahipler ve birbirlerini de çok severler.Fatih le yıllaradır hamsilipilav muhabbeti yaparız. Kaç kez yemek yedik birlikte, ya hamsi mevsimi olmadı ya da denk gelmedi.. Acaba iftar için uygun olur mu? diye düşündüm aslında, ama kocam ,ağır olmayacağını savundu. Ve gittik hamsi aldık.Karadenizli için farketmez, yani benim kabileden birileri için asla böyle düşünmezdim, çünkü kahvaltıyı bile balıkla yapabilecek bir ailenin ferdiyim. ).Dayım inkar etsin dursun, ben çok gördüm onu sabah sabah balık yerken.
Kızlar bir bir telefon açıyorlar, okuldan çıkan program yapmış dışarda, kızım yağmur gelecekmiş diyorum ikisine de ama , ooo hava çok güzel diyorlar. İnşalah yakalanmadan evin yolunu bulurlar.
İlk kez bir günde iki yazı ekledim Allah hayırlara yazssın İnşallahhhhh:))
Karı-koca Üsküdar!a indik , yürüyerek.Yarın akşam yemeğe misafirimiz var.Kocamın yeğeni ama benimde kardeşim kadar sevdiğim FATİH ve eşi MERAL ve de çocukları gelecek. Çocuk dediysem artık birer delikanlı ve genç kız olan Cem ve Cansu. İkisi de bizim kızlarla az yaş ralıklarına sahipler ve birbirlerini de çok severler.Fatih le yıllaradır hamsilipilav muhabbeti yaparız. Kaç kez yemek yedik birlikte, ya hamsi mevsimi olmadı ya da denk gelmedi.. Acaba iftar için uygun olur mu? diye düşündüm aslında, ama kocam ,ağır olmayacağını savundu. Ve gittik hamsi aldık.Karadenizli için farketmez, yani benim kabileden birileri için asla böyle düşünmezdim, çünkü kahvaltıyı bile balıkla yapabilecek bir ailenin ferdiyim. ).Dayım inkar etsin dursun, ben çok gördüm onu sabah sabah balık yerken.
Kızlar bir bir telefon açıyorlar, okuldan çıkan program yapmış dışarda, kızım yağmur gelecekmiş diyorum ikisine de ama , ooo hava çok güzel diyorlar. İnşalah yakalanmadan evin yolunu bulurlar.
İlk kez bir günde iki yazı ekledim Allah hayırlara yazssın İnşallahhhhh:))
İstanbul bir büyük ülke, şu anda haberleri diniyorum, her taraf sular altında ditor,10 kişi hayatını kaybetmiş, arabalar sürüklenmiş. Burada sabaha karşı biraz yağdı,şimdiyse hiç bir şey yok. Anadolu yakasına, öğleden sonra gelecekmiş yağmur.İzlediklerimden şaşkına dönmüş durumdayım, Vali açıklama yapıyor.Son yılların en büyük afetini yaşıyormuşuz.Bir saatte doksan kilogram yağmur düşmüş. Ve yağmalamalar var diyor spiker. Su basan iş yerlerine yapılıyormuş. Başkalarının felaketinden yarar sağlamaya çalışamanın bir hastalık olduğunu biliyormusunuz. Hatta tıp dilinde bir adı var bunun ama hatırlayamadım şimdi.
Söyleyecek başka sözüm yok bu gün.
Söyleyecek başka sözüm yok bu gün.
7 Eylül 2009 Pazartesi
Benim gibisi yok:))))))))))))))))))))))))))))))))
Yazıma başlamadan önce hepinize selam ederim ,giriş yapmak üzere kumanda paneline girdiğimde izleme listesinden bir kişinin daha beni sildiğini gördüm heheheheh. Galiba şöyle oluyor, önce beni izlemeye alıyorlar sanırım buna karşılık benim de onları almam gerekiyor, ben de başından beri böyle bi liste geliştirmedim, hal böyle olunca siliyorlar. Canınız sağ olsun yanaklarınızdan öptüm ama bu izleme listesi işini beceremedim yav, o yüzden kusuruma bakmayın. Bi ara her gördüğüm yeniliği sayfama uygulardım ta ki bir gün o desteği veren site hacklenince benim sayfam da o yüzden mefta olunca, hatta zeya ya da sebep olunca vaz geçtim bu işlerden. Zeyaların şirketten teknik destek alıp da ancak sayfalarıza kavuşabilmiştik.
Bu gün yine Annemin deyimiyle otuz iki çarşambayı bir araya getirdim. Yani bir sürü işi bir arada yaptım. Sabah önce banka işimiz vardı kocamla, çıkışta pazara daldık. Ha şu ha bu derken ben yıllık sebze alış verişi yapmışım. Eve gelince önce dondurucunun fişini çektim ve ve kazıma işini kocama devrettim. Arada bende el attım. Koca bir tencere şeftali reçeli yaptım, yarısı Zuz'un.Dört kilo kırmızı biberi közlenmesi için fırının ızgarasına dizdim , onlar pişerken dört beş kilo domatesi soyup doğradım. Bu arada hangi ara ben de bilemiyorum bir tencere bamya ve etli kabak ve biber dolması yaptım.Közlenen biberlerin kabuklarını soydum, kilitli buz dolabı poşetlerine yerleştirip tertemizzz bomboşşşş dondurucuya yerleştirdim. Domatesleri de aynı işleme tabii tuttum.Akşam iftardan sonrada çiseleyen yağmur altında kocamla arkadaşlarımıza çaya gittim. Üç beş sokak ötede yağmurun y si bile yoktu, elimizdeki şemsiyeye şaşırdılar. Yani anlayacağınız çocuk da yaparım kariyer de:))
Ansiklopedimi bitirdim ve yeni bir kitaba başladım. Bu ara efil efil kitaplar okdum, oruç ve Can münasebetiyle o yüzden yeni kitabım İsrail-Filistin sorununu ve bu arada yaşanan gerçek bir hikayeyi anlatan Limon Ağacı. Çoktandır kitaplığımdaydı anca sıra geldi. Hatta daha önce sözünü etmiştim. O ara başlamış, havasına girememiş bırakmıştım. Ha bi de böyle bir derdim var, kitabın havasına girmek. Moda deyimle içine girmek. Yani okumam için o olay şart. Bir problemimi aşmak üzereyim sanırım. Hani daha önce sözünü ettiğim, sesini tanıdığım yazarların kitaplarını okuyamamak. Şöyle oluyor bu hatırlayacaksınız, kitabı okurken bir kaç sayfa sonra yazar okumaya başlıyor bana heheheheh. Bunu ilk kez Can Dündar'ın Uzakları okumaya başladığımda farketmiştim. Ama Allahım adamın o romantik sesi kulağımda. Sonra Yılmaz Erdoğan'ın Hijyenik Aşklarını deneyeyim dedim, yine aynı olay oldu. O yüzden yazar röportajlarını izlemiyordum. Geçende İclal Aydın'ı denedim, olmadı, yani okumadı İclal bana:)).
Cancan'ın Babaannesi İngiltere'den döndü. Bu gün O'nunla birlikteydi, hiç yemek yememiş, Bizi özlemiştir O dedim. Yarın bize geliyor, nasılsa akşama da iftara davetliyiz, hiç işimiz yok, tek işimiz Can'la oynamak.
Tamamm yazı işini de hallettim süperim valla. Ha bu arada Konya uçağına binen kadınmış. Bundan önceki yazımda sözünü etmiştim. Ne sandınız bu sayfa süreklilik arz ediyor. Konuyu kaçırdınız mı? ne uçağı ne kadını dersiniz böyle.
Bu günlük ADİOS.
Bu gün yine Annemin deyimiyle otuz iki çarşambayı bir araya getirdim. Yani bir sürü işi bir arada yaptım. Sabah önce banka işimiz vardı kocamla, çıkışta pazara daldık. Ha şu ha bu derken ben yıllık sebze alış verişi yapmışım. Eve gelince önce dondurucunun fişini çektim ve ve kazıma işini kocama devrettim. Arada bende el attım. Koca bir tencere şeftali reçeli yaptım, yarısı Zuz'un.Dört kilo kırmızı biberi közlenmesi için fırının ızgarasına dizdim , onlar pişerken dört beş kilo domatesi soyup doğradım. Bu arada hangi ara ben de bilemiyorum bir tencere bamya ve etli kabak ve biber dolması yaptım.Közlenen biberlerin kabuklarını soydum, kilitli buz dolabı poşetlerine yerleştirip tertemizzz bomboşşşş dondurucuya yerleştirdim. Domatesleri de aynı işleme tabii tuttum.Akşam iftardan sonrada çiseleyen yağmur altında kocamla arkadaşlarımıza çaya gittim. Üç beş sokak ötede yağmurun y si bile yoktu, elimizdeki şemsiyeye şaşırdılar. Yani anlayacağınız çocuk da yaparım kariyer de:))
Ansiklopedimi bitirdim ve yeni bir kitaba başladım. Bu ara efil efil kitaplar okdum, oruç ve Can münasebetiyle o yüzden yeni kitabım İsrail-Filistin sorununu ve bu arada yaşanan gerçek bir hikayeyi anlatan Limon Ağacı. Çoktandır kitaplığımdaydı anca sıra geldi. Hatta daha önce sözünü etmiştim. O ara başlamış, havasına girememiş bırakmıştım. Ha bi de böyle bir derdim var, kitabın havasına girmek. Moda deyimle içine girmek. Yani okumam için o olay şart. Bir problemimi aşmak üzereyim sanırım. Hani daha önce sözünü ettiğim, sesini tanıdığım yazarların kitaplarını okuyamamak. Şöyle oluyor bu hatırlayacaksınız, kitabı okurken bir kaç sayfa sonra yazar okumaya başlıyor bana heheheheh. Bunu ilk kez Can Dündar'ın Uzakları okumaya başladığımda farketmiştim. Ama Allahım adamın o romantik sesi kulağımda. Sonra Yılmaz Erdoğan'ın Hijyenik Aşklarını deneyeyim dedim, yine aynı olay oldu. O yüzden yazar röportajlarını izlemiyordum. Geçende İclal Aydın'ı denedim, olmadı, yani okumadı İclal bana:)).
Cancan'ın Babaannesi İngiltere'den döndü. Bu gün O'nunla birlikteydi, hiç yemek yememiş, Bizi özlemiştir O dedim. Yarın bize geliyor, nasılsa akşama da iftara davetliyiz, hiç işimiz yok, tek işimiz Can'la oynamak.
Tamamm yazı işini de hallettim süperim valla. Ha bu arada Konya uçağına binen kadınmış. Bundan önceki yazımda sözünü etmiştim. Ne sandınız bu sayfa süreklilik arz ediyor. Konuyu kaçırdınız mı? ne uçağı ne kadını dersiniz böyle.
Bu günlük ADİOS.
5 Eylül 2009 Cumartesi
Paldır küldür bir ramazan yaşıyoruz. Ev de sürekli bir devinim var. Sanki iş yetiştirmeye çalışan bir konfeksiyon atölyesiyiz ya da ha bire un öğüten bir değirmeniz, ,bir fabrikayız sanki. Bilinmedik bir telaş içindeyiz ya da tabakhaneye bi şey yetiştiriyoruz.Ay ayile kadını çizgimden kaydım hehehehe. .Bu gün akşam saatlerine doğru , pilim bitti benim dedim. Hedefim akşam yemeğinden sonra yatağa koşmak ve ansiklopedimi okumak.. Okuduğum kitabın 700 sayfa olduğunu söylemişmiydim. Bu akşam biter sanırım. Çayımı yatağıma istiyorun aklıma gelmişken onu da evdekilere beyan edeyim.
Kocam ilk kez benden önce okuyor bir kitabı demiştim ya, Bab-ı Esrarı okuyor. Geçen akşam nasıl kitap dedim güzel mi???-Adam uçakla Konya'ya gitti dedi.Valla süpermiş dedim. Hayatımda ilk kez duyduğum bu eleştiri biçimi karşısında , başka söz bulamadım çünkü:)))
Dün Beyoğlundaydım. Pek sakindi canım peek.Motorla karşıya geçerken baktım dışarda, motorun kıç tarafında , oyuracak yerler var.Daha kaç güb bulurum bu havayı dedim oraya oturdum. Biraz sonra bir genç kız geldi karşıma oturdu, sonra da yine gençten bir kadın geldi yanıma oyurdu. Genç kızın telefonu çaldı. Konuşmadan anladığımıza göre, çünü bunu hep birlikte anladık heheehehh, arayan sevgiliydi. Kızın motorda olduğunu öğrenince , neden çıkmadan araamdımn dedi, kız işte fırsat bulamadım falan dedi. Sonraki konuşma şu minvalde devam ediyor. Kız Nişantaşına gidiyor ve daha önce altı yıl orada oturmuş.Annesinin babasının iş yeri de oradaymış. Ama sevgili pek telaşlı,masıl gideceksin, metroylamı, falanla mı? filanla mı, o ses ne, motorun sesi mi???. Kız da ama hayatım, ma canım diyerek cevaplıyor, aslında diyor ki, ben altı yıl orada oturdum, salakmıyım embesilmiyim ulannnn. Ama karşıdaki zevzek, embesil, anlatılanı anlamaktan aciz, bu yollla ilgi şefkat gösterdiğini sanan dangalak tam bir saat uzattı uzattı veee sonunda oradaki üç dört kişi biz gülmekten yerlere yatacak hale geldik. Tam o sırada o topluluk kaynaştı birbiriyle, yanımdaki kadın Fındıkzade de daha önce oturduğumuz aptnin bitişiğinde oturuyormuş. Tesadüfe bak dedik.
Şimdiii, bilgisayarımız halen bozuk, Naziş'ten fırsat bulunca hemen çöküyorum O'nun laptopunun başına.Bazı sayfalara ,okuyorum ama bundan yorum yazamıyorum. Mesela çocuklaçocuğa. Örgü Aslana bayıldığımı, güllaçsız ramazan olmaza katıldığımı bilmenizi isterim kızlar.
şimdi masamızı hazırlamam, karpuzu buzluktan çıkarmam gerek. Knorun fesleğenlive kekikli ve de sirkeli sarımsaklı salata soslarını denemenizi öneririm. Tamam her şey doğal olsun tabi de arada bazı lezzeteler denenebilir:)))Kekikli ve fesleğenli sosu, pizza yaptığımda sosounun içine de koyuyorum.Hha bunları yazdım ya knor şimdi bana madalya takar artık.
Kocam ilk kez benden önce okuyor bir kitabı demiştim ya, Bab-ı Esrarı okuyor. Geçen akşam nasıl kitap dedim güzel mi???-Adam uçakla Konya'ya gitti dedi.Valla süpermiş dedim. Hayatımda ilk kez duyduğum bu eleştiri biçimi karşısında , başka söz bulamadım çünkü:)))
Dün Beyoğlundaydım. Pek sakindi canım peek.Motorla karşıya geçerken baktım dışarda, motorun kıç tarafında , oyuracak yerler var.Daha kaç güb bulurum bu havayı dedim oraya oturdum. Biraz sonra bir genç kız geldi karşıma oturdu, sonra da yine gençten bir kadın geldi yanıma oyurdu. Genç kızın telefonu çaldı. Konuşmadan anladığımıza göre, çünü bunu hep birlikte anladık heheehehh, arayan sevgiliydi. Kızın motorda olduğunu öğrenince , neden çıkmadan araamdımn dedi, kız işte fırsat bulamadım falan dedi. Sonraki konuşma şu minvalde devam ediyor. Kız Nişantaşına gidiyor ve daha önce altı yıl orada oturmuş.Annesinin babasının iş yeri de oradaymış. Ama sevgili pek telaşlı,masıl gideceksin, metroylamı, falanla mı? filanla mı, o ses ne, motorun sesi mi???. Kız da ama hayatım, ma canım diyerek cevaplıyor, aslında diyor ki, ben altı yıl orada oturdum, salakmıyım embesilmiyim ulannnn. Ama karşıdaki zevzek, embesil, anlatılanı anlamaktan aciz, bu yollla ilgi şefkat gösterdiğini sanan dangalak tam bir saat uzattı uzattı veee sonunda oradaki üç dört kişi biz gülmekten yerlere yatacak hale geldik. Tam o sırada o topluluk kaynaştı birbiriyle, yanımdaki kadın Fındıkzade de daha önce oturduğumuz aptnin bitişiğinde oturuyormuş. Tesadüfe bak dedik.
Şimdiii, bilgisayarımız halen bozuk, Naziş'ten fırsat bulunca hemen çöküyorum O'nun laptopunun başına.Bazı sayfalara ,okuyorum ama bundan yorum yazamıyorum. Mesela çocuklaçocuğa. Örgü Aslana bayıldığımı, güllaçsız ramazan olmaza katıldığımı bilmenizi isterim kızlar.
şimdi masamızı hazırlamam, karpuzu buzluktan çıkarmam gerek. Knorun fesleğenlive kekikli ve de sirkeli sarımsaklı salata soslarını denemenizi öneririm. Tamam her şey doğal olsun tabi de arada bazı lezzeteler denenebilir:)))Kekikli ve fesleğenli sosu, pizza yaptığımda sosounun içine de koyuyorum.Hha bunları yazdım ya knor şimdi bana madalya takar artık.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)