Bu gün biliyorsunuz Büyükçekmece dolaylarındaydım. Güzel bir gün seçmişiz. Hava rüzgarlıydı, ılıktı.Sabah bi güzel kahvaltı yaptık, öyle çıktık yola. Gerçi Büyükçekmeceye vardığımızda ben açlıktan ölüyorum sandım. Midemde bir garip ezilme anlayın gerisini. Kahvaltı ettik ama kocam evden çıkmak bilmediki, yok balkonda sigara keyfi yok kahve keyfi derken saat onbiri geçiyordu evden çıkarken.E ,oraya vardığımızda da trafik mrafik saat iki olmuştu.
Neyse Kocamın işinin olduğu binaya girdik önce. Daha öncede gittiğimiz için tanıyorum aradaki zevatı. Yanlarında sıkıldım bir süre sonra ben dışarı çıkayım biraz dedim. Bina içinde gezinmeye başladım. Asansörlerin önünden geçiyordum ,birileri seslendi, bayan bayan yukarı çıkacakmısınız diye,-yoooo dedim. Bir kaç kişi vardı içinde , yedi kişilermiş , sekiz kişi olmazlarsa , asansör çalışmıyormuş. Bana dedilerki, şimdi siz asansöre binin , algılasın sekiz kşi olduğumuzu sonra inersiniz. Bakın kapı kapanır mapanır, yukarı çıkmak zorunda kalırım , beni ararlar dedim.Yok yok dediler, heheh neyse bindim asansöre, biri diafona - sekiz kişi olduk, sekiz kişi olduk diye bağırdı. Bu olay tamı tamamına aynen böyle gelişiyor. Neyse asansör tam algıladı kapı kapanırken ben dışarı atladım, gittiler. Sonra kocam işini bitirdi geldi, anlattım. Tövbe tövbe , hiç yalnız bırakmaya gelmiyosun dedi.
İşimizi bitince Büyükçekmece Öğretmenevinde yemek yedik. Bina, biraz hışırcan ama manzarası deniz ve aqua park. Hem yemek yedik hem de aqua parkın dj yi tam karşımıza geliyordu , tempo tuta tuta , benim macerama güle güle yemeğimiz yedik.
Eve dönerken Gamsegamse aradı, eve geldiğini akşam için hazırladığım köftelerden yediğini, bu sebeple akşam yemeğinde köfte yemeyeceğini beyan etti. Biz de dümeni balık pazarına kırdık. Karadenizden gelme çok güzel mezgit vardı, aldık.Çok güzelde temizlediler ama ben yeniden bir güzel yıkadım tabi. Babamın usulunde yaptım. Bu sadece mezgite yakışan bir pişirme şekli, o yüzden başka balıklar için tavsiye etmem. Yıkanan , tuzlanan balıkları, önce bir güzel unladım, sonrada çırpılmış yumurtaya batırıp kızarttım. Yanına da bol limonlu roka ve domates salatası vardı. Tv de Aşk-ı Memnu seyrede seyrede yedik. İlk versiyonunu yani bunun Müjde Ar'lısnı izleyen biri olarak, bu versiyonunu da beğendiğimi söyleyebilirim. Ailenin balık düşmanı Nazlı masaya bile gelmeden odasında köfte mönü yaptı kendine.
Şimdi kitabıma dönmeliyim. Kiralık Adam'a başladım. Ebrunun isteğine uyarak.
Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
18 Haziran 2009 Perşembe
17 Haziran 2009 Çarşamba
Azcık bizim ev ve de son kitaplar
Aslında şu anda bu klavyenin başında değil de, yerden kağıt topluyor olamalıydım. Bu yer sokak değil, bildiğin bizim ev. Gamse'nin sınavları bir gün bitecek diye beklediğim bizim ev. Bu masa örtüsü sürekli yıkamaya gelen bir örtü değil, pilot kalemlerini, dışarda oraya buraya koyduğun çantanı üstüne koyma diye sızlanıp durduğum, şu anda bulaşıkların makineye atılması, lavaboların yıkanması, ve süpürülüp silinmesi gereken bir ev. Akşama yemek yapılması gereken bir ev aynı zamanda da.
Dün akşam Gülden'in teklifini kabul etseydim Beyoğlu'nda kahvemi içiyor olabilirdim şu anda. Ama ta cumartesiye salladım. Çünkü ev şefkat bekliyor benden.
İki tane Aslı Erdoğan'ı üst üste okumak yordu beni. Kafama donk donk vurdu. Bu kadar yalnızlık bağıran hikayeler gerdi beni. Şimdi üstüne hafif eğlenceli bir şey okumam gerek. Geçen gün kocam gel sana kitap ısmarlayayım dedi , yok elimde var bi sürü dedim. Ama yalancıktan tabi, ayak yaptım. O da yemedi zaten bu ayakları. Gel hadi gel dedi, senmisin öyle diyen ben de daldım içeri. Dört kitap aldım. Yazgülü Aldoğan^dan, Kiralık Adam, dikkat edin bu kitap Türkiye de bir sektörün oluşmasına fikir verebilir. İhsan Oktay Anar'dan Puslu Kıtalar Atlası, Seyit Göktepe'den Defter ve Çikolata. Hulki Aktunç , yazarın öykücülüğü için endemik demiş. Biliyorsunuz endemik, yöreye özgü, dünyanın başka hiç bir tarafında bulunmayan canlı demek. Sırf bu yüzden aldım,çok merak ettim. Sonra da Bekarlar'ı aldım, yazarı Henry de Montherland. Bir de benim Ruhdağı'nda okuyup merak ettiğim, defalarca arayıpta kendi kitapçımda bulamadığım Kirpinin Zerafeti var. Yazarı Muriel Barbery. Bu kitabı Gamse'den tüyo alarak Meral getirdi doğum günümde.Okunmak için bekleyen kitaplar rafına beş kitap daha katıldı böylece.
Naziş yıl sonu etkinliklerini bitirdi, karnelerini dağıttı . Şimdi 26 Hazirana kadar sürecek seminerlerde. Ay sonunda hemen Bodrum'a kaçacak. Zuz'u tatil kesmedi Bozcaada planlarında. Bizde hal ve gidişat böyle böyle.
Şimdi bir Ordu kahvesi ile kendime gelip işe atılayım. Yarın karı-koca , Büyükçekmece'ye gideceğiz. Yani cumaya kadar beklemeyin beni:)))
düzenleme-1: Saat üç buçuk gibi Gamse, - Anne hadi ben derse ara vereyim, biraz dışarı çıkalım, dışarda bir şeyler yiyeylim dedi. Yani duramadık yine ev de . Hava da hafif bir rüzgar var, efil efil . Bilmiyorum her yeri böylemi İstanbulun. Yoksa biz biraz Boğazın, biraz Çamlıca'nın mı ferahlığını mı? yaşıyoruz. Yemeğimizi yedik, biraz mağaza dolaşıp geldik.
Dün akşam Gülden'in teklifini kabul etseydim Beyoğlu'nda kahvemi içiyor olabilirdim şu anda. Ama ta cumartesiye salladım. Çünkü ev şefkat bekliyor benden.
İki tane Aslı Erdoğan'ı üst üste okumak yordu beni. Kafama donk donk vurdu. Bu kadar yalnızlık bağıran hikayeler gerdi beni. Şimdi üstüne hafif eğlenceli bir şey okumam gerek. Geçen gün kocam gel sana kitap ısmarlayayım dedi , yok elimde var bi sürü dedim. Ama yalancıktan tabi, ayak yaptım. O da yemedi zaten bu ayakları. Gel hadi gel dedi, senmisin öyle diyen ben de daldım içeri. Dört kitap aldım. Yazgülü Aldoğan^dan, Kiralık Adam, dikkat edin bu kitap Türkiye de bir sektörün oluşmasına fikir verebilir. İhsan Oktay Anar'dan Puslu Kıtalar Atlası, Seyit Göktepe'den Defter ve Çikolata. Hulki Aktunç , yazarın öykücülüğü için endemik demiş. Biliyorsunuz endemik, yöreye özgü, dünyanın başka hiç bir tarafında bulunmayan canlı demek. Sırf bu yüzden aldım,çok merak ettim. Sonra da Bekarlar'ı aldım, yazarı Henry de Montherland. Bir de benim Ruhdağı'nda okuyup merak ettiğim, defalarca arayıpta kendi kitapçımda bulamadığım Kirpinin Zerafeti var. Yazarı Muriel Barbery. Bu kitabı Gamse'den tüyo alarak Meral getirdi doğum günümde.Okunmak için bekleyen kitaplar rafına beş kitap daha katıldı böylece.
Naziş yıl sonu etkinliklerini bitirdi, karnelerini dağıttı . Şimdi 26 Hazirana kadar sürecek seminerlerde. Ay sonunda hemen Bodrum'a kaçacak. Zuz'u tatil kesmedi Bozcaada planlarında. Bizde hal ve gidişat böyle böyle.
Şimdi bir Ordu kahvesi ile kendime gelip işe atılayım. Yarın karı-koca , Büyükçekmece'ye gideceğiz. Yani cumaya kadar beklemeyin beni:)))
düzenleme-1: Saat üç buçuk gibi Gamse, - Anne hadi ben derse ara vereyim, biraz dışarı çıkalım, dışarda bir şeyler yiyeylim dedi. Yani duramadık yine ev de . Hava da hafif bir rüzgar var, efil efil . Bilmiyorum her yeri böylemi İstanbulun. Yoksa biz biraz Boğazın, biraz Çamlıca'nın mı ferahlığını mı? yaşıyoruz. Yemeğimizi yedik, biraz mağaza dolaşıp geldik.
16 Haziran 2009 Salı
Fethi Paşa Korusuna bloglama dalış:))) ve Ordu'dan gelen kahve keyfi
Gün hakkında ne desem az, nasıl güzel başladı ve devam etti, resimler anlatıyor her şeyi. Günün en sevindirici özelliği Ece de katıldı bize arkadaşı Serpil'le. Evet biz blog ahalisi Zeya, Nalan, Ebru ve Ece ve de fasulyeden blogcu Zuz, blog camiasının yakından tanıdığı Cancan, Cancan dan torpilli Berfu ve Marmaristen gelip bize katılan Serpil Hanım ile şahanemi şahane bir kahvaltı yaptık. Benim meşhur korum da.Çam Ağaçları ve eşşsiz Boğaz manzarası karşısında yedik içtik güldük konuştuk. Pek keyifliydi pek.
Kahvaltı sırasında tüm terası işgal ettik , bizi gören başka yerlere gitti :)). Sabahın dokuzbuçuğunda başlayan kahvaltı öğlen yarımda sona erdi. Zuz işe gitmekten vaz geçti, Ben Cancanla oynayacağım sen işe git dedi Berfu'ya.
Hadi bir kahve içelim biz de de öyle git dedim ben de . Eve geldik Apartman girişinde koca bir zarf karşıladı bizi. Ordu'lu blogcu arkadaşım Nazpek hem doğum günümü kutlayan zarif bir kart yazmış, hem de eşşiz Ordu manzarası resmi göndermiş. Ama ne yalan söyleyeyim en hoşuma gideni de Ordu Kahvesi oldu. Zaten O da özlemişsinizdir Ordu Kahvesini , yazmış. Ordu da kahve ağaçları falan yok tabi. Ama tarihi bir kahvecimiz var ,çarşı içinde. Gidersin kahveni orada çektirir, alırsın. İçimi bildiğimiz kahvelerden biraz daha yumşaktır.Bunun sanıyorum kahvenin çıkış yeri ile ve kavrulma şekliyle ilgisi var. Ama her Ordu'dan misafir geldiğinde bu aaa bu kahve ne kadar acı muhabbetini yaşarız. Eve, kahve içmeye gelip de kapıda bizi bu sürprizin karşılaması muhteşem oldu. Kaymaklı ekmek kadayifi oldu. SAna canı gönülden teşekkürlerimizi gönderiyoruz Sevgili Nazpek. Temmuzda balkonunda ki kahve hakkımı saklı tutarak:)).
Eve geldik kahveleri içtik, çilek reçeli yaptık , sonra çayımızı demledik, akşamdam buzluğa yapıp, attığım mozaik pastayı da çıkardık. E daha ne olsun her gün böyle olsun.
15 Haziran 2009 Pazartesi
Anadolu Hisarında pazar günü

Anadolu Hisarı İstanbul'da en sevdiğim semtlerden biridir. Üstteki resimde eski halini görüyorsunuz. Alttaki resim ise yeni hali. Anadolu Hisarı biraz olsun korunmuş bir semt. Bozulma çok az.

Berfu yani Cancan'ın Annesi ile doğum günlerimiz bir gün arayla. Eşi pazar günü çalıştığı için onlarda kutlamalrını benimle aynı akşam yaptılar. Ben pazar günü yani dün kutlamak için arayınca hadi bir şeyler yapalım dedi. Bne de hemen hadi Anadolu Hisarı'na dedim. Önce acaba boğaz trafiği nasıldır falan dedik ama ilkinci köprü yolunu kullanınca bu problemi çözdük.
İstanbul için sıcak bir gündü ama orası uçuyordu. Hatta bakın bu resimde ben dalgaların sıçrattığı sudan kaçıyorum. Gamsegamse anında yakalamış.
Kısacası güzel bir gün oldu. Eve geldiğimiz de anladım ne kadar yorulduğumuzu. Erken yatarım dedim ama heyhattt saat dört olmuştu ben cöm cöm bakıyordum hala. Biraz okudum, salona gidip Türkmax de Oyun adlı bir program izledim. Dokuz köylü kadını tiyatroya merak sarıyorlar, ve bir oyun hazırlıyorlar. Belgeseldi, geçen yıl haberlerini de okumuştum ahtta gazetelerde. Sabah da hortladım erkenden yine. Kocamı işe gitti ben kendime yeşil çay ve tost yaptım. Maillerime baktım, Nalan'la sıkı bir mail tarafiği yaptık:)). Gazete okudum.
Bu gün de pazarımız . Durum vaziyetleri bundan ibaret. Hadi gittim ben, iyi bir hafta olsun hepimize
14 Haziran 2009 Pazar
Dün gece nasıl geçti derseniz bu video size nasıl geçtiğini açıklar sanırım. . yedik içtik ve çok güzel vakit geçirdik.
Hepinize , kart gönderen, telefon açan , sms gönderen, mail atan, yorum bırakan herkese ama herkese çok teşekkürler. Beni çok ama çok mutlu ettiniz . Sayfasında bana parti yapan ataletime de ayrı ca bin teşekkür.
Birazdan Anadolu Hisarına gideceğiz. Cancanla ayrı kutlama yapmak için. Çünkü annesiyle yani Berfu ile bir gün ara ile doğmuşuz. Kadere bakın ki Zuz da Cancanla bir gün ara ile doğum günü kutluyor.
12 Haziran 2009 Cuma
Siz bu satırları okurken ben çoktan dışarlarda olucam. Uzakta değilim Bağdat Caddesi dolaylarındayım
Doğum günü mesajı bırakanlara çok teşekkür ediyorum. Doğum günüm yarın. Şenlik ateşi yakmadan doğum günü kutlarmıyım hiç. Yarın akşam bilumum taife ile kutlayacağız .
İstanbulluların dikkatine , kocam bildiriyor ayilenizin meteorologu:))) bu gün ve yarın iki üç derece düşüyor sıcaklık.
Hadi gittim ben iyi bir hafta sonu dileklerimi de bıraktım.
Doğum günü mesajı bırakanlara çok teşekkür ediyorum. Doğum günüm yarın. Şenlik ateşi yakmadan doğum günü kutlarmıyım hiç. Yarın akşam bilumum taife ile kutlayacağız .
İstanbulluların dikkatine , kocam bildiriyor ayilenizin meteorologu:))) bu gün ve yarın iki üç derece düşüyor sıcaklık.
Hadi gittim ben iyi bir hafta sonu dileklerimi de bıraktım.
10 Haziran 2009 Çarşamba
Uyumuşum, uyandığımda biri sepet dolusu rüya gördüğümü hatırladım. Oradan oraya koşturuyordum. Sanki gün içindeki yorgunluğum yetmezmiş gibi.
Sabah en son Gamse evden çıktınca - hadi Lale dedim durma , erken kalkan yol alır, erken evlenen döl alır. İkisini de yaptık evelallah. Bu gün temizlik günüydü. Dün Can vardı. Can olunca ertesi gün enkazın ortasında uyanıyorsunuz. Her tarafınız ağrıyor. Yerlerde yatıp yuvarlanmaktan. Yere yastık koyup yatıyorum, mal bulmuş mağribi gibi koştura koştura gelip üzerime atlıyor.Yüzümü, gözümü nere önüne gelirse öpmeyle karışık ısırıyor, ben kendimi sakındıkça yüzümü ortaya çıkarmak için saçlarımdan çekiyor. İkimiz de çığlık çığlığa bağırıyoruz.Dışardan sesimizi duyan olsa cinayet işleniyor sanır. Evinde canına okuyoruz bu arada. İşte; bu gün ev baştan aşağı temizlendi , paklandı, çamaşırlar yıkandı asıldı. Biber, kabak dolması da pişince. Doğru banyo ondan sonra da kitabımı aldım uzandım. Aslı Erdoğan'dan Kırmızı Pelerinli Kent'e başladım dün akşam. Biraz okuyunca uyku bastırdı , o kadar tatlıydı ki ama epi topu 45 dk uyumuşum.
Gözümüz aydın Mehmet Topuz Fenerbahçe ile anlaşma imzalamış. Bu konuyu size anlatmaya valla gücüm yetmez. İrgenç bir transfer hikayesi diyebilirim. Herkesin ne koparsam kardır diye üstüne atladığı yağız Anadolu futbolcusu. Kapanın elinde kalacaktı , ya da tarihe gömülecekti. Sonunda Fenerbahçe de kalmış. Bakalım spor programlarında ne konu bulup konuşacaklar. Bir haftadır kafamı şişirdiler. Maçlara yayın yasağı geldi ya bunlara da çenesi düşük kocakarılar gibi konuşmak kaldı. Hele Ahmet Çakar meydanı kimselere kaptırmıyor. Önce pehlivanlar gibi konunun etrafında dönüp dolaşıyor ta ki, rakiplerinde takat kalmıyor , voleyi vuruyor. Yanındakiler ancak Sayın Çakar, sayın Çakar , sayın çakar çakmaz çakan çakmak diye dursun atı alan Üsküdar'ı geçiyor.
Bir de bitti mi şu Türkçe Olimpiyatları , çocuklar çok şekerler de , yok Başbakanın yok Cumhurbaşkanının önüne çıkıp tekrar tekrar şarkı söylettirilmiyorlarmı gıcık oluyorum. Sanki Türkçe aşkına öğrendi bu şarkıları çocuklar. Gülen Okullarının bir promosyonu olduğunu Mısırdaki sağır sultan bile biliyo da. Bizim Zatı muhteremler haklarındaki dedikodular bu kadar ayyuka çıkmışken yinede buralarda boy göstermekten, duygu yoğunluğuna , duygu seline kapılmaktan kendilerini alamıyorlar.
Bu akşam biraz Avrupa Yakası takılıp yine kitabıma gömülücem e hadi gittim ben.
not: Bu gün Tibetdiyarından , doğum günümü kutlayan bir kart aldım. İçim öyle tuhaf oldu ki anlatamam. Ne şahane bir şey şu blog dedim yeniden yeniden. Teşekkürler kendisine buradan da, günümü aydınlattı, renk kattı. Doğum günümü şimdiden daha bir güzel kıldı.
Sabah en son Gamse evden çıktınca - hadi Lale dedim durma , erken kalkan yol alır, erken evlenen döl alır. İkisini de yaptık evelallah. Bu gün temizlik günüydü. Dün Can vardı. Can olunca ertesi gün enkazın ortasında uyanıyorsunuz. Her tarafınız ağrıyor. Yerlerde yatıp yuvarlanmaktan. Yere yastık koyup yatıyorum, mal bulmuş mağribi gibi koştura koştura gelip üzerime atlıyor.Yüzümü, gözümü nere önüne gelirse öpmeyle karışık ısırıyor, ben kendimi sakındıkça yüzümü ortaya çıkarmak için saçlarımdan çekiyor. İkimiz de çığlık çığlığa bağırıyoruz.Dışardan sesimizi duyan olsa cinayet işleniyor sanır. Evinde canına okuyoruz bu arada. İşte; bu gün ev baştan aşağı temizlendi , paklandı, çamaşırlar yıkandı asıldı. Biber, kabak dolması da pişince. Doğru banyo ondan sonra da kitabımı aldım uzandım. Aslı Erdoğan'dan Kırmızı Pelerinli Kent'e başladım dün akşam. Biraz okuyunca uyku bastırdı , o kadar tatlıydı ki ama epi topu 45 dk uyumuşum.
Gözümüz aydın Mehmet Topuz Fenerbahçe ile anlaşma imzalamış. Bu konuyu size anlatmaya valla gücüm yetmez. İrgenç bir transfer hikayesi diyebilirim. Herkesin ne koparsam kardır diye üstüne atladığı yağız Anadolu futbolcusu. Kapanın elinde kalacaktı , ya da tarihe gömülecekti. Sonunda Fenerbahçe de kalmış. Bakalım spor programlarında ne konu bulup konuşacaklar. Bir haftadır kafamı şişirdiler. Maçlara yayın yasağı geldi ya bunlara da çenesi düşük kocakarılar gibi konuşmak kaldı. Hele Ahmet Çakar meydanı kimselere kaptırmıyor. Önce pehlivanlar gibi konunun etrafında dönüp dolaşıyor ta ki, rakiplerinde takat kalmıyor , voleyi vuruyor. Yanındakiler ancak Sayın Çakar, sayın Çakar , sayın çakar çakmaz çakan çakmak diye dursun atı alan Üsküdar'ı geçiyor.
Bir de bitti mi şu Türkçe Olimpiyatları , çocuklar çok şekerler de , yok Başbakanın yok Cumhurbaşkanının önüne çıkıp tekrar tekrar şarkı söylettirilmiyorlarmı gıcık oluyorum. Sanki Türkçe aşkına öğrendi bu şarkıları çocuklar. Gülen Okullarının bir promosyonu olduğunu Mısırdaki sağır sultan bile biliyo da. Bizim Zatı muhteremler haklarındaki dedikodular bu kadar ayyuka çıkmışken yinede buralarda boy göstermekten, duygu yoğunluğuna , duygu seline kapılmaktan kendilerini alamıyorlar.
Bu akşam biraz Avrupa Yakası takılıp yine kitabıma gömülücem e hadi gittim ben.
not: Bu gün Tibetdiyarından , doğum günümü kutlayan bir kart aldım. İçim öyle tuhaf oldu ki anlatamam. Ne şahane bir şey şu blog dedim yeniden yeniden. Teşekkürler kendisine buradan da, günümü aydınlattı, renk kattı. Doğum günümü şimdiden daha bir güzel kıldı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)