Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

25 Aralık 2014 Perşembe

2014 ENLERİ

Artık bir klasik haline gelen'' Lale'nin Bahçesi Enleri'' yazılarına geldi sıra...
Hadi dönüp bakalım neymiş bunlar...
2014'e şöyle girmişiz.
Yine 12 üzüm dizmişim ve yeni yıla gireken her üzüm tanesinde birer dilek dilemişiz... Güzel girmişiz yeni yıla...

Hemen yeni yılın ertesinde  Gamsegamse hastaneye yatmış ve ailece  bizim için yılın en endişe verici olayını yaşamışız... Enfeksiyöz mononükleöz denilen hiç duymadığımız bir virüs gelmiş Gamse2ye yerleşmiş ve bir ayını yatakta geçirmesine neden olmuş... Ama ziyaretçi kabul edemediğimiz halde dostlarımız bu ayı eğlenceli geçirebilmemiz için ellerinden ne gelirse yapmışlar. Romantik kitaplar, neşeli yastıklar, mis kokulu çiçekler yağmış evimize...


Sağlıktan başlamışken 2014 de ben de boş durmadım bol dizimi kolumu ağrıttım...Her zamanki gibi Ataletim canım benim yanımda oldu ve beni rölantiye aldı zaman zaman...

2014 yılında en beğendiğim yabancı kitap; İri Memeler Geniş Kalça

lar/Mo Yan... ''Çin Kültür Devrimi'' sırasında yaşananların halkın özellikle de köylü halkın üzüerindeki ahlaki ve ekonomik çöküntüyü dokuz çocuklu  bir ailenin üzerinden anlatıyor. Romanın baş kişisi bir anne... Mo Yan zaten kitabı annesinin ruhuna adamış. Kitabın ismi konusunda değişiklik yapılması istendiğinde de bunu reddetmiş. Kitabı çok beğendiğimi söyleyebilirim halen 600. sayfada olsam da:)) Gamsegamse kitabın kalınlığını görünce- anaaam ne kadar da söyleyecek şeyi varmış dedi:))



Bu yıl en beğendiğim Türk yazar kitabı: 41.Oda Mardin Kapı/Arzu Arınel...
Kiminin felaket dediği bazılarının kurtuluşu olabilir ya da çok sevdiğin ve de  onun tarafından da sevildiğini sandığın  adam sana şunu der. -
''Bu bir defalık hayatta herkes sadece kendine aittir sevgilim."
Bir genelev kadını Berna'nın hikayesi bu...Çocukluğundan başlayıp geneleve girdiği ve orada geçirdiği yılları kapsayan bir roman...
41.Oda: Mardinkapı gerçek bir hikayeden  kurgulanmış.  Hani masallardaki sarayların 40 odasına girmek serbesttir de 41. kapıyı açmamak gerekir ya, işte Mardinkapı o 41. kapı, da kolay kolay açılamayan bir kapıyı bir genelevin kapısını aralıyor bize... Bunu sembolize etmesi amacıyla yazarımız 41.Oda demiş.Sevgisizliğin,ekonomik koşulların,yasasızlığın,cahilliğin romanı... Ben çok beğendim.




Bir edebiyat akımının oluşumuna tanık olduğunuz bir film.... Yeraltı edebiyatına ilgi duyuyarsanız ve '''Beat Kuşağı'' nedir acep diye merak ediyorsanız işte size bu akımın doğuşunu anlatan film...''Ölesiye Sevmek''ev sinemasında izlediğim en güzel filmdi...
Sinemada izlediğim en güzel film ise Nuri Bilge Ceylan imzalı Altın Palmiye ödüllü Kış Uykusu oldu...
2014'ün katıldığım en güzel etkinliği 5 nisanda başlayan ''İstanbul Uluslar  Arası Film Festivali''galasına katılmamdı. Meltem Cumbul'un sunuculuğunu yaptığı gecede ünlü yönetmenler, film eleştirmenleri ve sanatçılarla birlikte olma fırsatı bulduk.

2014'de en sevdiğim dizi Mr Selfridge oldu...Üçüncü sezon 2015 de yayınlanacakmış,sabırsızlıkla bekliyorum...




 Naziş ile başaşa yaptığımız Akçakoca gezisi ise sanırım daha uzun yıllar unutulmayacak... Geceleri otelin balkonunda Karadeniz'in hırçın dalgalarının sesini dinleye dinleye yaptığımız sohbetler... Gündüzleri Akçakoca'yı keşfetme çalışmaları... Çok ama çok keyifliydi...


Mine Flora da biz aynı çocukluğumuzdaki gibi bahçeye dalma zevkini tattık. Ağaçtan hünnap, asmasından üzüm topladık.Bugün de  yılın en çocukça günü diye adlandırabilir belki de :)
 
2014 de de en sevdiğim kitap okuma mekanlarım Kız Kulesi karşısı ve Arkeoloji Müzesi bahçesi oldu...















Nermin ve Ece ile yaptığımız bir Gelibolu gecesi ise 2014'ün en eğlenceli gecelerinden biriydi...Roman çalgıcıyla birlikte Mihriban türküsünü kafa göz yara yara bağıra bağıra söyledim :)



En yıldızlı gece ise Zeya'nın Adalara karşı terasında yaptığımız Yıldızlar Altında gecesiydi...Biz Ebru ile yine Küçük Ayı Büyük Ayı , Samanyolu bulma telaşındaydık...

2014 de ki en keyifli güne de yine Ece ve Nermin  eşlik etmiş. Yağmur Ormanları var arka fonumuzda...
Ece ve Nermin demişken 2014 de ki en güzel seyehatimde de  de yine onlarla gerçekleştirdiğim Saroz gezisi var. Nermin'in evinde konuk olduk ve şahane iki gün geçirdik...
2014'ün en bekleneni de iki yıldır ha geldi ha gelecek diye beklediğimiz Leylak Dalı'nın İstanbul'a avdet etmesiydi :) Çok kısaydı  ama çok  da hızlıydı...İstanbul'u bir baştan bir başa geçtik neredeyse ve ben geçen gelişinde Çiya'nın bir başka yeri daha vardı deyip ilk ilk Çiya'yı aramış bulamamış  o gittikten sonra bulmuştum. Herkes o karşılıklı Çiya'ları bilir ama bir minik yeri daha vardır. Bu kez de Orhan Kemal'in evini bulamadım :)


Biri İsviçre'den biri Ankara'dan aynı anda gelip aynı güne program yapmamız gerekince Mavianne ve Asis ile buluştuğumuz gün de en şaane günlerden biri olarak kayda girsin lütfen :)Ay Ecem yine baş rolde :)

Yılın en  keyifli  mekanlarından biri de   Çamlıca DSİ oldu bizim için hafta sonları sülalece toplanıo, kah ağaçlar arasında gezdik kah lokalde oturup sohbetler edip, akşam yemeklerimizi de orada yiyip döndük

Yılın en romantik seyahatini ise karı koca yaptığımız Cunda Seyehati oluşturuyor.Çocuklarımız doğduktan sonra ilk kez bu kadar uzun bir seyahat yaptık başbaşa... 11 gün  ayrılık kızlar için çok uzundu ama  :)Zuz'da şahane ağırladı bizi...
Bu yıl aldığım en anlamlı hediyeyi ise Cancan'ım kendi elleriyle yaptı...
2014'ün benim açımdan en önemli olaylarından biri de ''İmza'' üçlemesinin son kitabı olan İmza: Ben de yer almamdı...İmza:Kızın da babama İmza: Karın da kocama derken İmza: Ben de de Zuz aldı sahneyi...
Ayrıca bu yıl ''Martı Dergisi''nde ve ''Bibliyomanyaklar'' da kitap yazıları yazmaya başlayarak yazma keyfimi tatmin ettim :)
Bu yıl bizim evdeki en kalabalık gün kuşkusuz Kurban Bayramındaydı...Dilerim hep böyle keyifli kalabalıklar olsun...

Bizim aile için en önemli en güzel haber ise yıl sonuna doğru geldi.Ve kardeşim Metin dede oldu...Yeğenim Burcu'nun Doruk'u dünyaya merhaba dedi...

Bu yıl Türkiye açısından çok keyifli değildi...
Yüreklerimize kömür karası gibi çöken  Soma Maden faciasını yaşadık...Yine faili meçhuller, rüşvet skandalları hiç gündemden düşmedi.Adalet  bir türlü sınıfı geçemedi...Demeokraside yine yaya kaldık, trafik kazalarında birinciliği dünyada  hiç bir ülkeye kaptırmadık.
Biz sıcak yataklarımızda uyurken bir baba çocuğunun cesedini sırtına aldığı heybesinde taşıdı...
Neyseki eli öpülesi Kıymet Teyzeler de vardı... Belediye başkanı gelip parkın yıkılmayacağına, ağaçların kesilmeyeceğine söz verene kadar iş makinesinin önünden kalkmadı...

2015'de yine Zuz'la ayaklarımı böyle uzatsam denize, Bu senenin planları içinde olan adı şimdilik bizde saklı olan projemiz hayata geçse...Tüm dünyada iyilik çok ama çok moda olsa... Çok kitaplı çok filmli, çok gezmeli, çok sağlıklı ,bolluk bereket içinde herkesin ama herkesin gönlünce bir yıl olsa 2015... Olsa ne olur kadı günah mı yazar...Olsun o zaman...

22 Aralık 2014 Pazartesi

Ne var ne yok

Dün çok keyifli bir gündü,Banu ve Ercü ile DSİ Çamlıca'da 51 oynadık  ama malesef ben hastalıkla kapattım. Nasıl oldu bilmiyorum,gece yatağa yattıktan 10 dk sonra boğazım acımaya ve  üşümeye başladım.Sabah uyandığımda ise haşat durumdaydım...

Neyse hastalığı bırakalım.

Cuma akşamı 9 yıldır yaptığımız geleneksel yeni yılı karşılama partisini yaptık. Zeya; Masası, tavanda ve etrafımızda dönen renkli ışıkları ile evi  tam bir yeni yıl havasına sokmuştu...Yine hediye çekilişimizi yaptık ve  yine bana  Begüm'üm hediyesi çıktı :)
 Artık kısa saçlıyım fotoğrafta görüldüğü gibi...




Yeni kitabıma da müzik eşliğinde başlamış bulunuyorum :) Radyo Voyage tavsiye ederim ya da ''Spofity''den kendi çalma listelerinizi oluşturabilirsiniz...

Hadi ben anca giderim,ilacımı içer yatarım...

16 Aralık 2014 Salı

yedik,içtik,izledik

Ben bugünlerde kuzenim Aliye ile birlikteydim. Üç gün misafirim oldu. Kendisi kuaför olduğu için bizim evde onun gelmesiyle saçlar boyandı, kesildi, kızlar okula saçları fönlü gitti. Birlikte gezdik, yemekler yaptık,geç saatlere kadar oturduk ve de bugün gitti...,


Yılbaşı ağacımızı kurduk evi yeniyıl havasına soktuk.




Aliye'nin biz de olduğu günlerde kitap ancak yattığım da yatakta e-kitap okuma şeklinde oldu...Dublörün Dilemması/Murat Menteş'e devam ettim...

Film ise bugün izledim...Pembe Hayat çok güzel ve çok ilginç bir filmdi...


(Ma vie en rose - Pembe Hayat
Ludovic, cinsel kimlik bunalımındaki bir çocuktur. Her ne kadar bir erkek bedeninde dünyaya gelmiş olsa da bir gün bir kıza dönüşmenin hayallerini kurmaktadır. Bu durumu önceleri fazla ciddiye almayan ailesi, Ludovic’in okuldan arkadaşlı olan Jerome ile evlenme planları yapması üzerine telaşa düşer.)

Dün akşam Aliye bize kadınbudu köfte yaptı çok güzel oldu fotorafları bura ama tarifi ''Seferberlik Yemek Tarifleri''nde...Çok ama çok beğendik...



Bugünlük benden bu kada :)

11 Aralık 2014 Perşembe

yaza yaza

 Aralık ayını da yarıladık, yeni bir yıla doğru yaklaşıyoruz. Biz yeni yılı gelecekte görürken acaba birilerinin geçmişi olabilir mi bizim geleceğimiz? ...Ay şaşırmayın okuduğum kitap yüzünden böyle hislere kapılıyorum :)Ayrıca bu kitabın ilk okucularından biri olma ayrıcalığını da yaşıyorum...Human Form ''GERÇEK'' adlı kitabın yazarı yok, daha doğrusu ikinci kitap ''GÜVEN'' de tanışacakmış bizimle...Ben çok bilim kurgu okumam biliyorsunuz. Ursula L Kuin'e bile bin naz niyaz ederim. Ama  bu kitaba başlar başlamaz 151 sf okumuşum... Çok akıcı bir dille yazılmış ve insanı içine alan bir kitap.

 ''Herkes kadar sıradan bir hayat yaşarken, bir sabah uyanıyorsunuz ve size aslında insan olmadığınız, sentetik ortamda üretilmiş bir denek olduğunuz söyleniyor. Genlerinizin DNA'dan değil, XNA'dan oluştuğu, çok gizli bir projenin önemli bir parçası olduğunuz gerekli bütün kanıtlarla beraber size sunuluyor. Bir yanda hiç bilmediğiniz bambaşka bir varlık düzeyi, diğer yanda bildiğiniz güvenilir insan olma hali''(arka kapak)
Geceleri yatakta e-kitap okuduğumdan söz etmiştim... Dublörün Dilemması/Murat Menteş...Murat Menteş okumak bambaşka bir okuma deneyimi... Kendi okuyucu kitlesi olan bir yazar... Kitap tavsiyelerinde bulunurken  düşünürüm  hatta kıyamam kötü bir söz söylensin... İnsan dimağını oradan oraya atan bir yazar...Dün akşam ''Kısa Çöp Tarihi'' adlı bölümü okurken ya da ''Kim bu Whitcomb Judson''adlı bölümü okurken bu okuduklarım hep aklımda kalsın istedim...

 Bizim mutfak pek keyiflliydi dün...Kalpler,çiçekler,kelebekler ve onlarin arasında koşturan tavşanlar...Tarçınlı,zencefilli,ballı ve kuru yemişli kurabiyeler. vardı..
Bizim evin temizlik günüydü dün ve ben fevkaledenin de fevkinde yoruldum.Ama bugünün benim resmi olmayan tarihime yorucu,temizlikle uğraşılan bir gün olarak kayda girmemesi için bakın bakın neler yaptım.
Önce kendime misler gibi bir kahvaltı hazırladım ve kahvaltımı yaparkende,bir Rus yönetmenin çektiği İtalyan adlı şahane bir film izledim.
 
(Vanya, uzak bir Rus kasabasındaki sağlıksız bir yetimhanede yaşayan 6 yaşında bir yetimdir. Vanya ve orada yaşayan diğer çocuklar için yaşam, zengin bir aile tarafından evlat edinilmedikçe umutsuzdur. Vanya’yı evlat edinmek için İtalyan bir çift gelir. İdari düzenlemeler yapıldığı sırada, oğlunu arayan bir kadının ortaya çıkmasıyla işler sarpa sarar. Vanya, annesini bulmak için yetimhaneden kaçar ve ülkede seyahat etmeye başlar.
Berlin Film Festivalinde ödül alan bu filmi Rus yönetmen Andrey Karavchuk yönetmiş).



Ardından da ya Allah ya bismillah dedim ve yanımda da bir yardımcı ile giriştik eve..
Temizlik bitince de güne iyi başladım madem iyi de bir nokta koyayım dedim ve kurabiye yaptım.Temizlik kokusuna tarçın ve zencefil kokusu karıştı..



(elma kavanoz ''Mutfak Hikayesi''nden... TIK
Hadi kurabiyeye geçelim artıkkkk derseniz  yok onun için ''Seferberlik Yemek Tarifleri''nin facebook sayfasına gideceksiniz işte buradan Tık...


E pişirdik, izledik, okuduk, temizledik de hep evde mi oturduk yani olur mu  hiç :) 
 Bir de, bir etkinliğe katıldım bu hafta... ''Tavsiye Evi ''nde  kadınların kendi vücutlarında en çok mesai harcadıkları şaçlardan konuştuk. Saç rengimizi değiştirirken nelerden etkileniriz, kimlerin fikri önemlidir, evde saç boyuyorsanız bekleme süresi olan o 40 dk da neyle oyalanırız gibi konuşarak L’oreal Paris’in yeni ürünü “Intense Excellenc ile tanıştık.Bana bakar mısınız nasıl inceliyorum. Sanırsınız dünyanın sırrını keşfedicem...Ama öyle demeyin saçları neredeyse 20 yıldır boyanan biri olarak elbette ki benim için önemli bir konu :)

 Bu tür etkinliklerin en büyük getirisi de bambaşka insanlarla tanışmak mesela taştan tablolar yapan bir arkadaş ile tanıştım. Çok nazikti, hepimize ufak ufak  taş üzerine yaptığı  boyamalardan hediye getirmişti. Ben hemennn Ayvalık'a niyet edip bu evli magneti kapıverdim, baykuşlu da çok güzeldi onu da aldım :)Taştan bir mahalle evi panosu var instagram hesabında bayıldım... tastantablolar olarak arayabilirsiniz...




E hadi ama ben gideyim artık...

8 Aralık 2014 Pazartesi

Hafta sonundan

Hafta sonunuz nasıl geçti, benimki fena değildi...
Cumartesi eskimeyen dostlarla şahane bir sofranın etrafında toplandık. Öyle şahaneydi ki sohbet bana oraya giderken içinde kaldığım o korkunç trafiği unutturdu. Üsküdar'dan Ataşehir'e tam üç saatte gittim. Aysel Abla'nın misafiriydik... Valla döktürmüştü hele bir kuru kabak dolması vardı ki akıllara ziyan. Eminönüne gidip yöresel dükkanlara bakacağım ve hemen yapacağım.Ya da sırf onun için Gaziantep'e gideceğim artık :)Sohbet öyle güzeldi ki eve dönmeyi unuttum neredeyse   ama ne kadar geç ayrılırsam ayrılayım oradan yine o korkunç trafikten kurtulamadım. Şoförler bile bugün ne oldu, böylesini hiç görmedik diyorlardı.


Lezzet falan demişken, dün  de evde ilk kez ekmek yapmayı denedim ve patatesli Rus ekmeği yaptım. Bayıldılar bizimkiler koca ekmeği neredeyse bitirdik. 


Patatesli Rus ekmeği...
1 paket instant maya
1çorba kaşığı tereyağ
2 tane haşlanmış patates
İki tane kesme şeker
1 talı kaşığı tuz
Ekmeklik un
Yapılışı: mayayı bir su bardağı ılık suda şeker ile kabarmaya bırakın.O sırada haşlanan patatesleri püre haline getirin.Yarım kg unun ortasını havuz gibi açın.Ortasına mayayı ve tereyağı,ezilmiş patatesi koyun ve yoğurma işlemine başlayın.Ele biraz yapışacak kıvamda bir hamur olması için azar azar ılık su ekleyin.Elde ettiğiniz hamuru tahminen 20 cm çapında bir fırın kabına veya tepsiye,tepsiyi hafif yağlayıp unlafoktan sonta koyun.Tepsideki hamur iyice kabarınca üstüne bıçakla kesikler atın. Ve bir çorba kaşığı kadar unu da üstüne rleyin ve 200 dercelik ısıdaki fırında pişirin...


Kurutulmuş kabaktan yapılmış dolmanın tarifi ve görseli için bi zahmet Seferberlik Yemek Tariflerinin facebook sayfasına gideceksiniz :) Tarifini aldım ve oraya yazdım. Sayfanın sol tarafındaki aşcı şapkalı fotoğrafıma tıklayıp sayfaya ulaşabilirsiniz...

Gelelim kitaba; Dün gece ''Dublörün Dilemması/ Murat Menteş '' e başladım.  
Hafta sonu film izleyemedim ama Nurgül Yeşilçay'ın yeni başlayan dizisi ''Paramparça''nın tekrarına rastlayınca izledim ve beğendim bu akşam ikinci bölümünü izleyeceğim.
 Hadi şimdi gideyim ben keyifli olacağını sandığım bir etkinliğe gideceğim...




5 Aralık 2014 Cuma

Blogcu Lale :)

İlk göz ağrımı blogumu nasıl bu kadar ihmal ettim ben...Hem de Türkiye'de ki ilk blogculardan olmakla övünürken. Leylak Dalım da dedi bugün hatta, sen günlük yazardın eskiden dedi. Neden böyle oldu bilmiyorum. Sanırım bir çok blog okuyucumun beni ''facebook''da da takip etmesiyle ve sinema ve yemek sayfalarını da orada oluşturmam nedeniyle tekrara düşüyormuşum gibi geldi bana... Ama yok bundan sonra eski halime dönüyorum. Siz de dağıldınız ama toplaşalım bakalım...

Mesela artık yeni bir okuma şekli edindim son günlerde. İki kitabı aynı zamanda okurdum genelde ama artık ikinci kitabımı e-kitap olarak okuyorum. Gece yatarak okurken kollarım ağrıyordu bu son düşme olayımdan sonra baya bi zorlayıcı oldu... Ama şimdi  elektronik okuyucu ile çok rahat ettim. Hem yattığım yerden,unutmak isteemdiğim satırların altını  bir tıkla çizebilip,bir tıkla  yanlarına notlar alabiliyorum.Teknoloji çağına yetiştik madem  nimetlerinden de yarralanalım di mi ? :) Şu an da çok güzel bir kitap okuyorum. Beş Parasızdım ve Kadın Çok Güzeldi/Derviş Şentekin kitabımın adı... Gençler satranç şampiyonu olduğu sırada tanıştığı bir istihbaratçı ile tanışmasıyla hayatı tamamen değişen bir adamın hikayesi...

En son izlediğim film ise değişik bir filmdi .Zarada/Bahçe... Bir Martin Sulik filmi
İzleyin Jakob olasınız gelir
Sıradınlığa, kentsel yaşama, modern yaşama, teknolojiye eleştirel bir bakış açısısı...
Babası tarafından evden kovulan Jakob'un büyükbabasının günlüğünü bulmasıyla başlar herşey.



Azcık da gezmelerden tozmalardan söz edelim. Dün Kadıköy'de kuzenlerimle birlikteydim.Funda; İzmir'de olduğu ve çok yoğun çalıştığı için ancak yazın Cunda'da buluşabiliyorduk. İstanbul' a gelince hemen buluşuverdik tabi... Füsun, Funda ve ben ne çok güldük ne çok konuşacak şey birikmiş meğer nasıl akşam oldu anlamadık.''Hamsi Pub'' da balıklarımızı yedik ''Baylan'' da ağzımızı tatlandırdık. Kitapçılara girdik çıktık,sokak şarkıcıları dinledik... Güzeldik çok güzeldik. İnanmazsanız fotoğrafa bakın :)


Dün itibarıyla, ''İçinden  İstanbul Geçen Kitaplar'' yazımla yer aldığım Martı Dergisi aralık sayısı yayınlandı...Buradan göz gezdirebilirsiniz...TIK
 
 Hadi şimdilik gittim ben ama artık daha sık görüşelim hatta her gün görüşelim...

27 Kasım 2014 Perşembe

çok filmler izledim gaybubetinde :)

son bir haftayı evde geçirdim diyebilirim. Sadece salı günü akşamı ayile sinema gecesi yaptık. Aslında bir nostaljiydi yaptığımız. İlkini 20 yıl falan önce izlediğimiz ''Salak ile Avanak''ın ikincisini izledik. Filmi her zamanki gibi Capitol Spectrum sinemalarında izledik. 7 nolu salonun yataklı koltuklarında. Bu yataklı koltukların şöyle bir iyiliği var, patlamış mısırın bittiğinde hiç üzülmüyor,üstüne dökülenlerden devam edebiliyorsun :)
Bundan 20 yıl falan önceydi demiştim ya,çok sıcak bir temmuz günüydü. Aysel- bu sıcak günü çocuklarla serin serin sinema salonunda geçirelim dedi. Çok mantıklı geldi bana. Hangi sinema olduğunu hatırlamıyorum ama Kadıköy sinemalarından biriydi. Yaz olduğu için çocuklarla birlikte izlenecek film seçeneği çok azdı. Sonunda Salak ile Avanak da karar kıldık. Hiç unutmuyorum,Aysel; bize biraz hafif gelir ama çocuklar güler demişti. Sonra biz Aysel'le gülmekten öldük de çocuklar şşakın şşakın bize bakakaldı. Gamze geçen akşam, ben alt yazıları okumaya yetişemmeiştim dedi :) Daha birinci sınıftaydı.
Bunun dışındaki zaman evde geçti. Mesela dün bir tencere yaprak sarma yaptım. Yaparken de 4 bölüm Mr. Selfridge izledim. Nasıl sardı beni bu dizi anlatamam. Ama yarın çetin bir okey maçım var :) Yetti gayrı ev hapsi...
İzleyip size sözünü etmediğim filmler hangileriydi bakalım
.
Bir İsrail, Fransız ortak yapımı olan Deniz Anası/Meduzot
Denizden gelen ve konuşamayan bir kız çocuğuna zoraki bakıcılık yapan bir garson, bir düğün fotoğrafçısı, gelinin ayağı kırıldığı için balayına çıkamayıp sıradan bir otelde kalan yeni evli çift, evinden kilometrelerce uzakta bakıcılık yapan Filipinli bir kadın, hastaneden yeni çıkan sinir hastası yaşlı bir teyze ve onun tiyatrocu kızı...



 Arı Kovanının Ruhu
İspanyol iç savaşı biterken 1.Dünya Savaşının başlarında İspanya'nın küçük bir Castilla köyünde geçen şiirsel bir hikaye...
Victor Erice'nin Pera Müzesinde "yakın ve uzak, her 10 yıl için 1 film" gösterimlerinde,gösterilmişti...

Bu iki film içinde aynısını söylüyorum size...Bu filmler kolleksiyon filmlerdir. Aman içinde aşk olsun, macera olsun, gizem olsun falan  arıyorsanız yok :) O tür filmlere ben de bayılıyorum ve size ayrıca belirtiyorum zaten. Ama bu ara bu tür filmler izlemeyi seviyorum.

Hayde gittim ben dışarı çıkmayınca ben de pek bişi yok görüyorsunuz.

Bizim Evin Orta Yeri Sinema ve Seferberlik Yemek Tarifleri facebook sayfamı beğendiniz mi takip ediyor musunuz?