Bugün günlerden yine ''Kız Kulesi''ydi... İstanbul'da en çok nereyi seversin deseler şu aşağıda gördüğünüz resimdeki yer derim sanırım.Karşımda İstanbul'un sevdiğim tüm objeleri ,Kız Kulesi, Galata Kulesi, Tarihi Yarımada daha ne olsun.... Ben yine çantama tabletimi ,kitabımı neyin doldurdum ,düştüm kocamın peşine:)) Çayımdır,kitabımdır, arada çektiğim resimleri facebooka yükleyip arkadaşlarımla eğleşmektir. Kocayla muhabbettir derken saatler geçmiş yine hiç farketmemişiz.
Eve gelirken malumnuz üzre koca beni yolda ekip arkadaşlarının yanına klübe yollandı. Ben de evcağızım evcağızım sen bilirsin halcağızım diye kapımı açıp,kanepeye serildim. Neyseki şöyle bir prensibim vardır,evde beni bekleyen hiçbir işim olmayacak, evde beni bekleyen tek şey kahve suyunun altını yakmak olmaktır o kadar:) Geldim kahvemi koydum, bi de film açtım kendime. ''İstanbul Film Festivali''nde Bagımsız Filmler kategorisinde oynayacak olan ; ''Aşk Balık Kokar''.Ben beğendim. Meksikalı arabesk şarkıcısı olan Guillermo Garibai’ye adanmış kenar mahalle müzesinde,müzeyi şleten ailesiyle birlikte yaşayan bir gencin hikayesi. Doğumundan itibaren balık kokusuyla doğan ve ne yapsa bundan kurtulamayan Mica'nın hikayesi.IMDB puanı: 7.1/10
Kitap konusuna gelince; Sol Omzuna Güneşi Asmadan Gelme/Selçuk Altun okuyorum. Bibliyomanyaklar'ın nisan ayı kitabıdır kendisi. O yüzden bu kitaba ait yorumları okumak isterseniz bi zahmet oraya buyuracak hatta bir kitap kazanma şansı yakalayacaksınız. Mart ayında okuduğumuz kitaba yaptığım yorum sanırım bu akşam yayına girecek ve bir okuyucuya Peri Gazozu/Ercan Kesal armağan edeceğiz.
not: yazı yayına girdi... Şuraya bi TIK
İşte böle böle
Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
24 Mart 2014 Pazartesi
23 Mart 2014 Pazar
pazarola
twitter ile kalkıp twitter ile yatıyoruz. Yasaklarla birlikte , hem kayıtlı kullanıcı sayısında hem de twit atma sayısında patlama olmuş. E yasaklara en çok da devlet erkanı uymayınca bize her yer bahar bahçe:)
Hava bugün çok güzel ama malum bugün İstanbul'da iki büyük miting bir de üstüne sınav olunca sokağa çıkmak delilik olur dedik.
Dün de sabah erkenden evden çıkmak zorunda olan kızlar bugün geç kalktılar. Ben de hadi çoktandır yapmadım patates mücveri yapayım dedim. Bayıldılar valla...Kahvaltının mutlulukla bir ilgisi mutlaka var gerçekten de... Onların dünkü maceralarını dinleye dinleye kahvaltımızı yaptık. ''Eğitimde teknolojiyi kullanma'' eğitimi aldılar ama daha başlar başlamaz internetin çökmesi ironik olmuş:)
Dün biraz fazla yemek yaptığım için bugün yan gel Osman bir dönüm bostan durumları var...Yatıcam yuvarlanıcam,kitap,film,çay,kahve...Acıkana dondurucudan pizza...
Size sözünü etmek istediğim bir film var. ''Yozgat Blues''...Ercan Kesal ve ''Aramızda Kalsın''dizisinin Hatçik'i Ayça Damgacı'nın baş rolleri paylaşıyor. Filmin Yozgat'da çekilmiş olmasının ya da isminde Yozgat olmasının filme hiç bir katkısı yok. Filmde öyle çok Yozgat'da yok zaten. İstanbul dışındaki her yer olabilir. Bize her yer taşra durumları.Yozgat'da bir barda Fransızca şarkılar söylemeye çalışan bir adam ve ona vokal yapan öğrencisi... Her türlü değişimi reddeden bir adam ve değişime açık bir kadın.Değişime kapalı olanın hayatı biter diğerininki başlar öyle bir hikaye. Ben sevdim. İki oyuncu da çok başarılıydı.
Kitaplardan söze edecek olursak okuma şeklim de aynı ruhum gibi bugünlerde,karışık yani. Üç dört kitaba birden başladım. Gündüz birini, gece yatakta birini, dışarı giderken çantamdan çıkartmadığımı gibi...Ama bugün o yarımların hepsini bitiricem. Az az kaldılar zaten. Nisan ayı ''Bibliyomanyaklar'' ın okuyacağı kitap Selçuk Altun'un yeni çıkan kitabı;''Sol Omzuna Güneşi Asmadan Gelme'' adı bile ne kadar üzel değil mi?... ''Bibliyomanyaklar''ı takip ediyor musunuz bilmiyorum ama her hafta bir de kitap hediye ediyoruz.
Kitap demişken,geceleri yatakta selendirilmiş 100 hikayeyi dinliyorum. Seslendirenler de ünlü tiyatrocular. Mesela dün gece Fürüzan'ın Taşra adlı hikayesini dinledim. Bir gece önce Sabahattin Ali'nin Hanende Melek adlı hikayesini Müşfik Kenter'in sesinden dinledim. Sabah ise İnci Aral'ın Düşman adlı hikayesini... Hepsini okumaya vakti olmayanlar için çok güzel bir şey olmuş. Google'ye sesli kitap yazmanız yeterli. Dışardayken bile kulaklığınızı takıp dinleyebilirsiniz,rahatça...
Haydi gittim ben pazarola
Hava bugün çok güzel ama malum bugün İstanbul'da iki büyük miting bir de üstüne sınav olunca sokağa çıkmak delilik olur dedik.
Dün de sabah erkenden evden çıkmak zorunda olan kızlar bugün geç kalktılar. Ben de hadi çoktandır yapmadım patates mücveri yapayım dedim. Bayıldılar valla...Kahvaltının mutlulukla bir ilgisi mutlaka var gerçekten de... Onların dünkü maceralarını dinleye dinleye kahvaltımızı yaptık. ''Eğitimde teknolojiyi kullanma'' eğitimi aldılar ama daha başlar başlamaz internetin çökmesi ironik olmuş:)
Dün biraz fazla yemek yaptığım için bugün yan gel Osman bir dönüm bostan durumları var...Yatıcam yuvarlanıcam,kitap,film,çay,kahve...Acıkana dondurucudan pizza...
Size sözünü etmek istediğim bir film var. ''Yozgat Blues''...Ercan Kesal ve ''Aramızda Kalsın''dizisinin Hatçik'i Ayça Damgacı'nın baş rolleri paylaşıyor. Filmin Yozgat'da çekilmiş olmasının ya da isminde Yozgat olmasının filme hiç bir katkısı yok. Filmde öyle çok Yozgat'da yok zaten. İstanbul dışındaki her yer olabilir. Bize her yer taşra durumları.Yozgat'da bir barda Fransızca şarkılar söylemeye çalışan bir adam ve ona vokal yapan öğrencisi... Her türlü değişimi reddeden bir adam ve değişime açık bir kadın.Değişime kapalı olanın hayatı biter diğerininki başlar öyle bir hikaye. Ben sevdim. İki oyuncu da çok başarılıydı.
Kitaplardan söze edecek olursak okuma şeklim de aynı ruhum gibi bugünlerde,karışık yani. Üç dört kitaba birden başladım. Gündüz birini, gece yatakta birini, dışarı giderken çantamdan çıkartmadığımı gibi...Ama bugün o yarımların hepsini bitiricem. Az az kaldılar zaten. Nisan ayı ''Bibliyomanyaklar'' ın okuyacağı kitap Selçuk Altun'un yeni çıkan kitabı;''Sol Omzuna Güneşi Asmadan Gelme'' adı bile ne kadar üzel değil mi?... ''Bibliyomanyaklar''ı takip ediyor musunuz bilmiyorum ama her hafta bir de kitap hediye ediyoruz.
Kitap demişken,geceleri yatakta selendirilmiş 100 hikayeyi dinliyorum. Seslendirenler de ünlü tiyatrocular. Mesela dün gece Fürüzan'ın Taşra adlı hikayesini dinledim. Bir gece önce Sabahattin Ali'nin Hanende Melek adlı hikayesini Müşfik Kenter'in sesinden dinledim. Sabah ise İnci Aral'ın Düşman adlı hikayesini... Hepsini okumaya vakti olmayanlar için çok güzel bir şey olmuş. Google'ye sesli kitap yazmanız yeterli. Dışardayken bile kulaklığınızı takıp dinleyebilirsiniz,rahatça...
Haydi gittim ben pazarola
21 Mart 2014 Cuma
20 Mart 2014 Perşembe
Evvel Bahar
Bugün baharın ilk günü...Dün gece saat iki dolaylarında rüzgarın sesine uyandım. Sanırsınız evin etrafında dönüyor. Heee gündönümü dedim, dönüyo işte. Sonrasında da sağanak yağmur başladı. Ama öğleye doğru yine bahar havası hakim oldu.
Niksar'da bugüne evvelbahar diyorlar. Yüksek yerlere çıkılır ,kırlara gidilir.Doğaya çıkılır yani. Sahi kıra gitmek diye bişi vardı eskiden:)Her özel günün olduğu gibi bugünün de bir ritüeli var. Şimdi bugün ikindiden başlayıp yarın ikindiye kadar devam eden bir gün bu. Peki ne yapacağız. Ben bunları anlatmayı düşünürken tek takip ettiğim astrolog Zeynep Turan'dan bir mail geldi. Bugünün ritüleini bir güzel anlatmış. Yaparsanız hayatınız da bir hoşluk olur yapmassanız da heeee böle bişi varmış diye bilginiz olur.Resim üstünde yapılacaklarla ilgili bilgiler var.
Ben sabah erken kalktım, keyifli bir film izledim. Sonra da görümcemgillerle evvelbahar masasına oturdum. Yazı bundan geç kaldı anlayacağınız.Keyifli keyifli sohbetler ettik. Onlar eski evvelbaharlarda neler yapardılar onu anlattılar. Bir iki kez katılmış,birlikte Niksar Kalesine falan çıkmıştık hatta... Masada Niksar usulü cevizli ekmeğimiz bile vardı,hem de Niksar'dan gelmiş daha ne olsun:) Oy kocam inşalah bu resmi görmez, anamın bazlamaları diye başlar:)
(valla resimdeki el görümcemin, kesmeye de kıyamadım heheh)
Bu yazı böle...Filmdir kitaptır sonra...
Niksar'da bugüne evvelbahar diyorlar. Yüksek yerlere çıkılır ,kırlara gidilir.Doğaya çıkılır yani. Sahi kıra gitmek diye bişi vardı eskiden:)Her özel günün olduğu gibi bugünün de bir ritüeli var. Şimdi bugün ikindiden başlayıp yarın ikindiye kadar devam eden bir gün bu. Peki ne yapacağız. Ben bunları anlatmayı düşünürken tek takip ettiğim astrolog Zeynep Turan'dan bir mail geldi. Bugünün ritüleini bir güzel anlatmış. Yaparsanız hayatınız da bir hoşluk olur yapmassanız da heeee böle bişi varmış diye bilginiz olur.Resim üstünde yapılacaklarla ilgili bilgiler var.
Ben sabah erken kalktım, keyifli bir film izledim. Sonra da görümcemgillerle evvelbahar masasına oturdum. Yazı bundan geç kaldı anlayacağınız.Keyifli keyifli sohbetler ettik. Onlar eski evvelbaharlarda neler yapardılar onu anlattılar. Bir iki kez katılmış,birlikte Niksar Kalesine falan çıkmıştık hatta... Masada Niksar usulü cevizli ekmeğimiz bile vardı,hem de Niksar'dan gelmiş daha ne olsun:) Oy kocam inşalah bu resmi görmez, anamın bazlamaları diye başlar:)
(valla resimdeki el görümcemin, kesmeye de kıyamadım heheh)
Bu yazı böle...Filmdir kitaptır sonra...
19 Mart 2014 Çarşamba
Saçlarını dağıtırsın,rüzgarlarla yarışırsın:)
Aşağıdaki yazımı okuyanlar bugünkü programımı biliyordu zaten. Aynen o yazımda ne dediysem aynını yaptım.
Dizliğimi taktım. Yumşak yumşak dizimi yormadan yormadan yürüdüm.İstikamet, Kız Kulesi karşısındaki deniz taraçaları. Uzattım bacaklarımı Kız Kulesine, daha arkada Galata Kulesine karşı kah kitabımı okudum,çayımı içtim,kitabımı okudum kah resim çekip ''facebook'' daki arkadaşlarımı tahrik ettim:)Buranın sevdiğim taraflarından biri de eski 45 likleri çalmasıdır.
(önümüzde dalıp batıp çıkan karabatak da resimde çıkmış)
Yalnız size tavsiyem kesinlikle ama kesinlikle hafta içi gelmenizdir. hafta sonu yakınlarından bile geçmeyin.Bir de şimdi tam zamanı. Havalar biraz fazla ısınınca güneş rahatsız ediyor.Bugün bile saat iki buçuktan sonra başlarımız baya ısındı.
Eve gelince ,oradaki çaylar keser mi beni hemen çayımı koydum. Bu ara son çayıma limon dilimi atıyorum. Şimdiki modam da bu:)
Çayımı içerken bir iki Edgar Alan Poe hikayesi okudum. E bugün filmsiz biter mi?.Çoktan ötelediğim bir film vardı Hadi onu izleyeyim dedim. Film bol ödüllü, güzel bir film ama anam babam ne şansız oğlandı. Hırsızlığa çıktı,ay akşamdan doğdu. Ağustos ayında denize girdi,balta kesmez buz oldu. Kara bastı iz oldu, eller duydu,söz oldu...
7.0 ımdb puanlı bi dünya ödüllü film size...
Akşam yemeğimiz vardı yanına Foça'nın çekme makarnasından yaptım. Ben bir yerde okuyup da, kıs Petek ne kıs bu çekme makarna. Nası çekiyolar yane diye sorunca; Petek'im de al bak nasıl oluyo demiş ve bana göndermiş. Değişik bir şey, yani bildiğimiz makarna gibi değil. Petek kendine de almış, pişirmiş pek sevmemiş. Ben internetten araştırdım,bi kaç tarif buldum ona göre pişirdim. Önce makarnayı tereyağda kavurdum, içine bir et bulyon koydum(tarif öyleydi).Suyunu çektire çektire pişirdim. Anaaa yoksa ondan mı çekme makarna deniyo ki?... Petek'in pişirdiğinin tadı nasıldı bilemem ama benimkinin tadı mısır ekmeğine benziyodu:)Sanırım tam buğday unuyla yapılmış olduğu içindi.Üzerine peynir serptim ,yedik. Teşekkür ederiz Petek'im.
Ben dışardayken gündem biraz ağır geçmiş, meclis falan karışmış. Sabırla bekliyorum ya sabıııır şu seçimler bitseydi.
Dizliğimi taktım. Yumşak yumşak dizimi yormadan yormadan yürüdüm.İstikamet, Kız Kulesi karşısındaki deniz taraçaları. Uzattım bacaklarımı Kız Kulesine, daha arkada Galata Kulesine karşı kah kitabımı okudum,çayımı içtim,kitabımı okudum kah resim çekip ''facebook'' daki arkadaşlarımı tahrik ettim:)Buranın sevdiğim taraflarından biri de eski 45 likleri çalmasıdır.
(önümüzde dalıp batıp çıkan karabatak da resimde çıkmış)
Yalnız size tavsiyem kesinlikle ama kesinlikle hafta içi gelmenizdir. hafta sonu yakınlarından bile geçmeyin.Bir de şimdi tam zamanı. Havalar biraz fazla ısınınca güneş rahatsız ediyor.Bugün bile saat iki buçuktan sonra başlarımız baya ısındı.
Eve gelince ,oradaki çaylar keser mi beni hemen çayımı koydum. Bu ara son çayıma limon dilimi atıyorum. Şimdiki modam da bu:)
Çayımı içerken bir iki Edgar Alan Poe hikayesi okudum. E bugün filmsiz biter mi?.Çoktan ötelediğim bir film vardı Hadi onu izleyeyim dedim. Film bol ödüllü, güzel bir film ama anam babam ne şansız oğlandı. Hırsızlığa çıktı,ay akşamdan doğdu. Ağustos ayında denize girdi,balta kesmez buz oldu. Kara bastı iz oldu, eller duydu,söz oldu...
7.0 ımdb puanlı bi dünya ödüllü film size...
Akşam yemeğimiz vardı yanına Foça'nın çekme makarnasından yaptım. Ben bir yerde okuyup da, kıs Petek ne kıs bu çekme makarna. Nası çekiyolar yane diye sorunca; Petek'im de al bak nasıl oluyo demiş ve bana göndermiş. Değişik bir şey, yani bildiğimiz makarna gibi değil. Petek kendine de almış, pişirmiş pek sevmemiş. Ben internetten araştırdım,bi kaç tarif buldum ona göre pişirdim. Önce makarnayı tereyağda kavurdum, içine bir et bulyon koydum(tarif öyleydi).Suyunu çektire çektire pişirdim. Anaaa yoksa ondan mı çekme makarna deniyo ki?... Petek'in pişirdiğinin tadı nasıldı bilemem ama benimkinin tadı mısır ekmeğine benziyodu:)Sanırım tam buğday unuyla yapılmış olduğu içindi.Üzerine peynir serptim ,yedik. Teşekkür ederiz Petek'im. Ben dışardayken gündem biraz ağır geçmiş, meclis falan karışmış. Sabırla bekliyorum ya sabıııır şu seçimler bitseydi.
Ne ka ekmek O ka köfte
Gününüz aydın olsun blog ahalisi ve de okuyucuları...Hava güzel, defterimi, kalemimi, kitabımı,tabletimi, telefonumu ve dahi fotoğraf makinemi aldım ,çıkıyorum. Dizim istediği kadar mazarat çıkarabilir çok da tın...
Bugün 13. gün ona verdiğim süre çoktan doldu da 3 gün de uzatmalara oynadık.
Bekle simitçi, en kızarmış simiti bana ayır, yunuslar geçecekseniz beni bekleyin, çaycı çayım duble olsun.Martılar fazla cayırdamayın, Kalk kız sen de , orası benim yerim ben hep oraya otururum.
O kada,bu kada şu kada
Bugün 13. gün ona verdiğim süre çoktan doldu da 3 gün de uzatmalara oynadık.
Bekle simitçi, en kızarmış simiti bana ayır, yunuslar geçecekseniz beni bekleyin, çaycı çayım duble olsun.Martılar fazla cayırdamayın, Kalk kız sen de , orası benim yerim ben hep oraya otururum.
O kada,bu kada şu kada
17 Mart 2014 Pazartesi
Çok ama çok faideli bi yazı:)
Bu güzel havada evdeyim, hatta bugün 10.gündür evdeyim.Fizik tedavi sonrası dizimi dinlenmeye aldım biraz. Malum önümüz yaz..
Memleket havaları hiç de iç açıcı değil. Önümüzde ne var kestirmek de hiç kolay değil.Tapelerden de bitmez tükenmez seçim propagandalarından da artık hepimiz yorulduk biliyorum.Bir sabah uyandığımızda da güzel bir habere uyanalım değil mi? Yok,olmaz biz güzel haberleri hak edecek ne yaptık:)
Neyse sizin kafanız yeterince ütüleniyor bir de ben başlamayayım. Politik görüşüm oluştuğundan beri hiç değişmedi, gelseler başımda çan çalsalar 24 saat ,bu değişmez.Oyumu vereceğim yer de belli zaten....Tek dileğim artık bir bilen de bir bölen de eksik olsun biz onlar olmadan çok daha çokuz,bütünüz.
*********************************************************************************
Evde olduğum günlerde çok fazla ayakta kalmayacağım yemekler pişirip, film izleyip,kitap okuyorum. Bu arada bir sürü film izledim tabi. Kısa kısa önce bu filmlerden söz edeyim.
İlk film:'İsa Eboli'de Durdu''Carlo Levi'nin itilmişliği,kakılmışlığı, unutulmuşluğu, kör inançları, cahilliği, zorbalığı artık aklınıza ne gelirse hepsini İtalya'da sürgünlerin gönderildiği Allah'ın bile unuttuğu bir köy üzerinden anlattığı romanın filme aktarılmış hali... Zaten film bir roman okur gibi ağır ağır seyrediyor. Yani aha da sen bunu önerdin ama çok yavaş, ne kadar sıkıcı diyorsan bu film sana göre değil arkadaş:)
Ben izlerken yer yer Mahmut Makal'ın ''Bizim Köy'' romanını hatırladım
ikinci film bir Fransız filmi olan ''Altıncı Kattaki Kadınlar''...1960ların Paris'inde geçen bu film 2011 ''Malatya Film Festivali'' nde en iyi uzun metrajlı film çekilmişki yeminle böyle bir festivalden haberim yoktu:)) Filmde bir binanın altıncı katında yaşayan İspanyol hizmetçilerin renki dünyasını keşfeden aynı binada oturan bir bankerin onların hayatına karışması konu edilmiş. Son derece renkli ve eğlenceli bir film.
Üçüncü filmde ise bir edebiyat akımının oluşumuna tanık oluyoruz. Yeraltı edebiyatına ilgi duyuyarsanız ve '''Beat Kuşağı'' nedir acep diye merak ediyorsanız işte size bu akımın doğuşunu anlatan film...''Ölesiye Sevmek''
Beat Kuşağı New York’ta bir araya gelen ve daha sonra batı yakası kardeşliğine katılan bir grup Amerikan şairleri ve yazarlarından oluşmuştur. Bu hareket 1950 ve 60’lı yıllarda belirgin hale gelmiştir. Beat Kuşağı doğaçlama, tutkulu diyalog, açık cinsellik ve uyuşturucu deneyimleriyle ilgilenmiştir. Çalışmaları bunlara yansımış ve sonrasında yerleşik edebi dergilere sızmaya başlamıştır. Beat Kuşağının post modern edebiyata etkisi yadsınamaz. 1950'li yıllarda konformist bir hayatı yücelten ABD toplumunun değerlerine karşı olan bu yazarların en önemlilerinden biri olarak kabul edilen Jack Kerouac aynı zamanda "Beat Kuşağı" terimini de öneren ilk isimdir.(kaynak: Vikipedi)
Şimdi sırada biraz da eğlenelim filmleri var. Sabah kahvaltılarımı neşelendirdiler.
Şefkat Yerimdar: Eski Yeşilçam filmleri havasında bir film. Ben pek eğlendim. Zengin kız fakir oğlan hikayesi...Eski Türkan Şoraylı,Kartal Tibetli ,Filiz Akın,Ediz Hunlu filmleri hatırlattı bana. Hiç bir mesajı yok,bişi vaad etmiyo öylesine işte...Filmi seçme nedenim oyuncular arasında Cezmi Baskın'ında oluşuydu. Belki de es geçenilirdim ama onun adını görünce her zaman bi dururum.
Bir diğeri ise yine yerli film; Hükümet Kadın 2... İlkini sinemada izlemiştim ve de beğenmiştim. İkincisi de fena değildi....Demet Akbağ'ı zaten çok beğenirim ah bir de botox yaptırmayaydı... Komedi oyuncusu botox mu yaptırır abi ya...
Kitap ise Fay Kırıkları üçlemesinin son kitabı: Rojin
Haydi eyvallah,kendinize mukayet olun. 21 Mart gelmeden bi ritüelimiz var 20 Mart akşamından başlayacaz unutturmayın.
Ha bir de ben size pepino meyvasından söz etmiş miydim?... Kozmetikte kullanılani küçük ama tadı ve içinin görüntüsü aynı kavuna benzeyen bir meyva. Korkmayın ucuz bişi. İki lira falan sanırım. İçini yiyin kabuklarını yüzünüze sürün. Bana dua edin. TIKlayın, gidin okuyun beni yormayın
anacım:)Benimki amme hizmeti:))Durun bi de resmini koyayım da görünce tanırsınız. Her türlü markette var.
ayy çok faideli bir yazı oldu yine:))
Memleket havaları hiç de iç açıcı değil. Önümüzde ne var kestirmek de hiç kolay değil.Tapelerden de bitmez tükenmez seçim propagandalarından da artık hepimiz yorulduk biliyorum.Bir sabah uyandığımızda da güzel bir habere uyanalım değil mi? Yok,olmaz biz güzel haberleri hak edecek ne yaptık:)
Neyse sizin kafanız yeterince ütüleniyor bir de ben başlamayayım. Politik görüşüm oluştuğundan beri hiç değişmedi, gelseler başımda çan çalsalar 24 saat ,bu değişmez.Oyumu vereceğim yer de belli zaten....Tek dileğim artık bir bilen de bir bölen de eksik olsun biz onlar olmadan çok daha çokuz,bütünüz.
*********************************************************************************
Evde olduğum günlerde çok fazla ayakta kalmayacağım yemekler pişirip, film izleyip,kitap okuyorum. Bu arada bir sürü film izledim tabi. Kısa kısa önce bu filmlerden söz edeyim.
İlk film:'İsa Eboli'de Durdu''Carlo Levi'nin itilmişliği,kakılmışlığı, unutulmuşluğu, kör inançları, cahilliği, zorbalığı artık aklınıza ne gelirse hepsini İtalya'da sürgünlerin gönderildiği Allah'ın bile unuttuğu bir köy üzerinden anlattığı romanın filme aktarılmış hali... Zaten film bir roman okur gibi ağır ağır seyrediyor. Yani aha da sen bunu önerdin ama çok yavaş, ne kadar sıkıcı diyorsan bu film sana göre değil arkadaş:)
Ben izlerken yer yer Mahmut Makal'ın ''Bizim Köy'' romanını hatırladım
ikinci film bir Fransız filmi olan ''Altıncı Kattaki Kadınlar''...1960ların Paris'inde geçen bu film 2011 ''Malatya Film Festivali'' nde en iyi uzun metrajlı film çekilmişki yeminle böyle bir festivalden haberim yoktu:)) Filmde bir binanın altıncı katında yaşayan İspanyol hizmetçilerin renki dünyasını keşfeden aynı binada oturan bir bankerin onların hayatına karışması konu edilmiş. Son derece renkli ve eğlenceli bir film.
Üçüncü filmde ise bir edebiyat akımının oluşumuna tanık oluyoruz. Yeraltı edebiyatına ilgi duyuyarsanız ve '''Beat Kuşağı'' nedir acep diye merak ediyorsanız işte size bu akımın doğuşunu anlatan film...''Ölesiye Sevmek''
Beat Kuşağı New York’ta bir araya gelen ve daha sonra batı yakası kardeşliğine katılan bir grup Amerikan şairleri ve yazarlarından oluşmuştur. Bu hareket 1950 ve 60’lı yıllarda belirgin hale gelmiştir. Beat Kuşağı doğaçlama, tutkulu diyalog, açık cinsellik ve uyuşturucu deneyimleriyle ilgilenmiştir. Çalışmaları bunlara yansımış ve sonrasında yerleşik edebi dergilere sızmaya başlamıştır. Beat Kuşağının post modern edebiyata etkisi yadsınamaz. 1950'li yıllarda konformist bir hayatı yücelten ABD toplumunun değerlerine karşı olan bu yazarların en önemlilerinden biri olarak kabul edilen Jack Kerouac aynı zamanda "Beat Kuşağı" terimini de öneren ilk isimdir.(kaynak: Vikipedi)
Şimdi sırada biraz da eğlenelim filmleri var. Sabah kahvaltılarımı neşelendirdiler.
Şefkat Yerimdar: Eski Yeşilçam filmleri havasında bir film. Ben pek eğlendim. Zengin kız fakir oğlan hikayesi...Eski Türkan Şoraylı,Kartal Tibetli ,Filiz Akın,Ediz Hunlu filmleri hatırlattı bana. Hiç bir mesajı yok,bişi vaad etmiyo öylesine işte...Filmi seçme nedenim oyuncular arasında Cezmi Baskın'ında oluşuydu. Belki de es geçenilirdim ama onun adını görünce her zaman bi dururum.
Bir diğeri ise yine yerli film; Hükümet Kadın 2... İlkini sinemada izlemiştim ve de beğenmiştim. İkincisi de fena değildi....Demet Akbağ'ı zaten çok beğenirim ah bir de botox yaptırmayaydı... Komedi oyuncusu botox mu yaptırır abi ya...
Kitap ise Fay Kırıkları üçlemesinin son kitabı: Rojin
Haydi eyvallah,kendinize mukayet olun. 21 Mart gelmeden bi ritüelimiz var 20 Mart akşamından başlayacaz unutturmayın.
Ha bir de ben size pepino meyvasından söz etmiş miydim?... Kozmetikte kullanılani küçük ama tadı ve içinin görüntüsü aynı kavuna benzeyen bir meyva. Korkmayın ucuz bişi. İki lira falan sanırım. İçini yiyin kabuklarını yüzünüze sürün. Bana dua edin. TIKlayın, gidin okuyun beni yormayın
anacım:)Benimki amme hizmeti:))Durun bi de resmini koyayım da görünce tanırsınız. Her türlü markette var.
ayy çok faideli bir yazı oldu yine:))
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








(





