Ben bu şehirde doğdum.Beni kovalayıp,gözümü oymak isteyen horozu babam yakalayıp kesti. Şemsipaşa; Şemsi Paşa Çayırı iken oynadım orada... Annem içme suyunu sakalardan aldı.Yoğurtçuların çıngırakları uyandırdı öğle uykularımdan.
Bu şehrin sokaklarında özgürlük sloganları ata ata yürüdüm...Karartma gecelerinde pencerelerimiz mavi kağıtlarla kaplandı...Benzin kuyrukları, yağ kuyrukları,gaz kuyrukları gördüm.
Moda plajından, Florya'dan, Ataköy'den denize girdim. Oscarlı filmleri Emek Sinemasında izledim.
Aşık oldum bu şehirde,evlendim,çocuklar doğurdum,Annemi uğurladım.
Can arkadaşlarım,can dostlarım var bu şehirde...
Bu şehir benim hayatım.Bu şehir ben,ben bu şehirim.
Ve ellbette ki bu şehirdeki yaşam alanları hakkında söyleyecek sözüm var. Bu şehirde hakkım var bu şehrin ben de hakkı var. Hakkımı da yedirtmem.
Bugün benim doğum günüm...Çook yıllar yıllar önce bu şehirde bugün doğdum.Bu sabah uyandığımda, keyifli bir kahvaltı hediye etmek isterdim kendime, Turgut Uyar'dan ^^Göğe Bakma Durağı^^nı okumak isterdim. Ama bu şehir şimdi boğazıma dizili...Ne diyeyim...
Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
13 Haziran 2013 Perşembe
12 Haziran 2013 Çarşamba
| Yazacak bir şeyim, söyleyecek bir sözüm yok sanki...Ruh halim çok garip bir çok mutlu, umutlu bir çok kızgın...Hop oturup hop kalkıyorum...Uykularımız kuş uykusu gibi, acaba şu an ne oluyor,birilerinin canı yanıyor mu? acaba, yarın nasıl bir sabaha uyanacak ülke sorularıyla cebelleşe cebelleşe sabah ediyoruz. Utkulu Halk
Yüreğim bu kavgada,
Kazanacak halkım. Bütün halklar kazanacak bir bir. Bu acılar sıkılacak mendiller gibi Ta ki bütün gözyaşları akana dek çöllerin yeraltı dehlizlerinde, mezarlarda, insan şehadetinin merdiven basamaklarında. Fakat utkunun saati yakın. Bırak nefret ayarlasın cezanın ellerinin titremesini, bırak saati çalsın temiz lahzanın ve bırak halk doldursun boş sokakları yeni ve keskin boyutlarıyla. O gün için alın benim hoşgörümü. Biliyorsunuz. Başka bayrağım yok benim. Türkçeye çeviren: İsmail H. Aksoy ('La arena traicionada' / 'İhanete Uğramış Kum'; 'Canto General'den) |
Pablo Neruda
|
7 Haziran 2013 Cuma
Aşk ve Gurur
Hepimizim malumu 11 gündür'' Gezi Parkı'' ile yatıp ''Gezi Parkı'' ile yatıyoruz. İlk gün, ne güzel dedik,çocuklar çevreye, haklarına sahip çıkıyor.Haklarını demokratik yollardan istemeyi biliyorlarmış meğer derkenn sabah daha kargalar bile kahvaltı etmeden polis,kahvaltı niyetine çocuklarımıza biber gazı ikram etti.Durmadı bi de çadırlarını ateşe verdi ve olaylar patladı.Olaylar patlarken tabi, birikmiş gaz nasıl bir gürültüyle patlarsa öyle patladı ve bugünlere gelindi.
Peki sen bu olayın neresindesin derseniz, hayatı boyunca bu şehrin yollarında kah lay lay lom yürümüş kah da hakkını istemek için yürümüş biri olarak olayın ''Gezi'' tarafındaydım tabiki. İki ihtilal, sayısız muhtıralar görmüş, seçim günü doğum yaptığı için oy verememiş,bu yüzden kucağında çocuğu ile savcı karşısına çıkmış ifade vemiş, Kocasının bu yüzden oy veremeyişi mazaret sayılmış, ama kendisine ceza kesilmiş, cezası sonra para cezasına döndürülmiş biri olarak demokratik hakkın. ekmekden sudan bile önemli olduğunu bilirim.Bilirim de hep internet çağı çocuğu dediğimiz bu çocukların bildiğini bilmezdim. Onlar, bizim gözümüzde ''dünya yansa,bir halbur samanı yanmaz'' rahatlığında olan veletlerdi... Meğer ,söz sırası onlardaymış. Hem bizim gibi de yapmadılar. Sen sus küçüksün demediler bizim gibi.Büyükleriyle elele verdiler.Bu uzanan eli tutmamak olur muydu?. Olmadı tabiki de, ana ,baba,çoluk,çocuk düştü yola...Bu arada bizim evde bir sağlık vakası yaşandı,kocamın taşları hep birlikte isyan ettiler bu gidişe ve düşmeye karar verdiler. Biz kah dahiliye kah üroloji servisleri arasında mekik dokurken,kulaklarımız bir taraftan da sokaktayken geçirdik bugünleri...
Nihayetinde ancak kandil günü, katılabildik aralarına, kitaplarımızla, kandil simitlerimizle gittik.Ecem ve Magissa ile.Ve Ütopyanın içine düştük.Thomas More 1516 da ''Ütopya''yı yazarken, bir gün gerçek olabileceğini düşünemezdi elbet...Bence artık sözlüklerde Ütopya karşılığı yerine geçen olmayan yer silinsin yerine Gezi Park yazılsın... Gezi Park'da para geçmiyor. Herkese açık kitaplığı var, kitaplar geliyor,gidiyor.Acıkan,paranın asla geçmediği yerden yiyecek alıyor. Ben daha susadım derken,susyan çapulcuya su diye başımda biten gencecik çocuk hiç unutmayacağım o muzip halini. Benim Gezi Park'da gördüğüm en marjinal kşiler oturmuş tesbih çeken iki teyzeydi:))
(Gaz gözlüğü satan,küçük çocuk)
Keşke ,tamam çocuklar,önemli olan sizssiniz denebilseydi...Bu kadar mizah dolu bu kadar estetik bir direnişi dünya görmemiş olacaktı. Hani aşkda gurur olmazdı...Biz milletimize aşkla bağlıyız diyorlar ya hep hani....Onu diyorum işte.
Not: Demokrasi dedikse, bu yazıya abuk subuk bir yorum gellirse acımam silerim:)) Yani demokratik hakkımı kullanırım.Yorgunum anam hiiiç polemiğe gelemem.
Peki sen bu olayın neresindesin derseniz, hayatı boyunca bu şehrin yollarında kah lay lay lom yürümüş kah da hakkını istemek için yürümüş biri olarak olayın ''Gezi'' tarafındaydım tabiki. İki ihtilal, sayısız muhtıralar görmüş, seçim günü doğum yaptığı için oy verememiş,bu yüzden kucağında çocuğu ile savcı karşısına çıkmış ifade vemiş, Kocasının bu yüzden oy veremeyişi mazaret sayılmış, ama kendisine ceza kesilmiş, cezası sonra para cezasına döndürülmiş biri olarak demokratik hakkın. ekmekden sudan bile önemli olduğunu bilirim.Bilirim de hep internet çağı çocuğu dediğimiz bu çocukların bildiğini bilmezdim. Onlar, bizim gözümüzde ''dünya yansa,bir halbur samanı yanmaz'' rahatlığında olan veletlerdi... Meğer ,söz sırası onlardaymış. Hem bizim gibi de yapmadılar. Sen sus küçüksün demediler bizim gibi.Büyükleriyle elele verdiler.Bu uzanan eli tutmamak olur muydu?. Olmadı tabiki de, ana ,baba,çoluk,çocuk düştü yola...Bu arada bizim evde bir sağlık vakası yaşandı,kocamın taşları hep birlikte isyan ettiler bu gidişe ve düşmeye karar verdiler. Biz kah dahiliye kah üroloji servisleri arasında mekik dokurken,kulaklarımız bir taraftan da sokaktayken geçirdik bugünleri...
Nihayetinde ancak kandil günü, katılabildik aralarına, kitaplarımızla, kandil simitlerimizle gittik.Ecem ve Magissa ile.Ve Ütopyanın içine düştük.Thomas More 1516 da ''Ütopya''yı yazarken, bir gün gerçek olabileceğini düşünemezdi elbet...Bence artık sözlüklerde Ütopya karşılığı yerine geçen olmayan yer silinsin yerine Gezi Park yazılsın... Gezi Park'da para geçmiyor. Herkese açık kitaplığı var, kitaplar geliyor,gidiyor.Acıkan,paranın asla geçmediği yerden yiyecek alıyor. Ben daha susadım derken,susyan çapulcuya su diye başımda biten gencecik çocuk hiç unutmayacağım o muzip halini. Benim Gezi Park'da gördüğüm en marjinal kşiler oturmuş tesbih çeken iki teyzeydi:))
(Gaz gözlüğü satan,küçük çocuk)
Keşke ,tamam çocuklar,önemli olan sizssiniz denebilseydi...Bu kadar mizah dolu bu kadar estetik bir direnişi dünya görmemiş olacaktı. Hani aşkda gurur olmazdı...Biz milletimize aşkla bağlıyız diyorlar ya hep hani....Onu diyorum işte.
Not: Demokrasi dedikse, bu yazıya abuk subuk bir yorum gellirse acımam silerim:)) Yani demokratik hakkımı kullanırım.Yorgunum anam hiiiç polemiğe gelemem.
4 Haziran 2013 Salı
1 Haziran 2013 Cumartesi
GEZE GEZE
Taksim Gezi Parkı direnişi beşinci günününe girdi...Bunu üç beş ağacın sökülmesi olayı olarak tanımlayanlara çok şaşırıyorum...Bu yaşam hakkına sahip çıkma, ben buradayım bir yere gitmedim, bu ülke benim demenin artık bunu anlamayanlara, cevabı...
Bu seni yok sayanlara cevap, başka bir şey değil...
Çayır çimen geze geze ''Diren Gezi''
Biz buradayız... Gerekirse yürüyerek
Bu seni yok sayanlara cevap, başka bir şey değil...
Çayır çimen geze geze ''Diren Gezi''
Biz buradayız... Gerekirse yürüyerek
29 Mayıs 2013 Çarşamba
Lağımlaranası ya da Beyoğlu
Başlık 14 Temmuz 1995'te yitirdiğimiz Bilge Karasu'nun, ölümünden sonra
yayımlanabileceğini düşündüğü Füsun Akatlı'ya teslim etmiş olduğu metinlerden oluşan kitabın adı....
Okunacak, taranacak, ayıklanacak, bazen yeniden düzenlenecek bir bavul dolusu kağıdı; Füsün Akatlı tam iki buçuk yıl çalıştıktan sonra böyle bir anlatı olarak yayınlatmış...

Beni en çok etkileyen yeri,teyzesi vefat ettiğinde,evindeki konsolu kendi evine götürmek istemesi,birlikte baktıkları aynaya ,bakmaya devam etmek istemesi...Hasta bir insanı yaşatmak istiyorsanız,ona anılarını anlatın demesi...Yaşamın bir anılar bütünü olduğunu söylemesi...Koruda,ağaçların altında,çayımı ,kahvemi içerken okuduğum bu satırlar şimdi sadece bir anı oldu artık. O güzel hava,saçlarımı uçuran rüzgar, ayağımın altından geçen kedi desadece bir anı artık...Emek Sinemasının sadece bir anı olması gibi...Tommy,Avcı,Rocky,Affedilmeyenler,Otobüs,Zafere Kaçış,Şampiyon o sinemada izlenen filmlerin isimleri sadece artık...Bilge Karasu'nun bu anlatısını okurken ben de kendi anlatımı anlattım ona sanki...
(arasıra da bu manzaraya baktım))
Koruda saat ikiye kadar kah kitap okudum,kah karı koca sohbet ettik,kahvaltımızı da orada yaptık,saat iki gibi de artık kalabalıklaşmaya başlayınca kalktık.Tam dönüşe geçtiğimizde görümcem aradı,okey oynayacağız gel dedi.Ben de doğruca oraya gittim. Valla günümdeydik çaktım da çaktım okeyi:))
Akşam eve geldim. Henüz yarım saat olmmaıştı ki,kızlar aradı,biz arkadaşlarla yemeğe Beylerbeyi'ne geçiyoruz,sen de gel dediler. Taksiyi çağırdığım gibi soluğu Beylerbeyi'nde aldım.Mekanımız; daha önceleri de sözünü ettiğim Yakamoz Balık... Buranın,servisinden,yemeklerinden,mezelerinden çok memnunuz .Her türlü balık,balık ürünü çok lezzetli..
.Geç saatlere kadar kaldık,sohbet ettik. Artık üşümeye başlayınca eve döndük.
Böle işte

Beni en çok etkileyen yeri,teyzesi vefat ettiğinde,evindeki konsolu kendi evine götürmek istemesi,birlikte baktıkları aynaya ,bakmaya devam etmek istemesi...Hasta bir insanı yaşatmak istiyorsanız,ona anılarını anlatın demesi...Yaşamın bir anılar bütünü olduğunu söylemesi...Koruda,ağaçların altında,çayımı ,kahvemi içerken okuduğum bu satırlar şimdi sadece bir anı oldu artık. O güzel hava,saçlarımı uçuran rüzgar, ayağımın altından geçen kedi desadece bir anı artık...Emek Sinemasının sadece bir anı olması gibi...Tommy,Avcı,Rocky,Affedilmeyenler,Otobüs,Zafere Kaçış,Şampiyon o sinemada izlenen filmlerin isimleri sadece artık...Bilge Karasu'nun bu anlatısını okurken ben de kendi anlatımı anlattım ona sanki...
(arasıra da bu manzaraya baktım))
Koruda saat ikiye kadar kah kitap okudum,kah karı koca sohbet ettik,kahvaltımızı da orada yaptık,saat iki gibi de artık kalabalıklaşmaya başlayınca kalktık.Tam dönüşe geçtiğimizde görümcem aradı,okey oynayacağız gel dedi.Ben de doğruca oraya gittim. Valla günümdeydik çaktım da çaktım okeyi:))
Akşam eve geldim. Henüz yarım saat olmmaıştı ki,kızlar aradı,biz arkadaşlarla yemeğe Beylerbeyi'ne geçiyoruz,sen de gel dediler. Taksiyi çağırdığım gibi soluğu Beylerbeyi'nde aldım.Mekanımız; daha önceleri de sözünü ettiğim Yakamoz Balık... Buranın,servisinden,yemeklerinden,mezelerinden çok memnunuz .Her türlü balık,balık ürünü çok lezzetli..
.Geç saatlere kadar kaldık,sohbet ettik. Artık üşümeye başlayınca eve döndük.
Böle işte
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




