Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

11 Kasım 2012 Pazar

Diş perisinden düş perisine




 Dün var, bugün var, yarın var…
Mizah var, hüzün var...
Çocukluk var, ergenlik var, olgunluk var…
Doğum var, yaşam var, ölüm var…
“Keşke” var, “iyi ki” var…

.Bu kitabın size "Evet, evet bunu ben de yaşadım/hissettim/hissettirildim..." dedirtmesini istiyorum. Okuduğunuz her anda benimle sohbet eder gibi okumanızı diliyorum, demiş Müge... Müge diyorum çünkü; o bizden biri, bizim Müge...aynı zamanda bir blogger..

Müge Kökdanar Sandıkçıoğlu, bir yandan diş hekimliği yapmış, bir yandan hayaller kurmuş. İçinden çağlayanlar akmış, çağlar gibi yazmış.Tüm enerjisini kitaba yansıtmış.Hani hep yazssa, durmadan yazssa derim ya ben sevdiğim yazarları anlatırken, Müge aynen öyle..

Şimdi bu kitapda neler  var, neden söz eder bu kitap derseniz, size cevap veremem, yok yok ki, kızdıklarınız, güldükleriniz, sevdikleriniz var, İzmirliler var...


O' iyi yazar olmak isteyen bir kadının önce kendi parasını kazanması gerekir diyen Virgina Woolf'un izinden gitmiş, bir çok hemcinsine de yol açmış...


Bu  kitabın arkası gelecektir bu belli ama yazarların ilk göz ağrıları benim için çok özeldir...Ben size geriye dönüp dönüp okuyabilebileceğiniz bir kitap vaad ediyorum...

Kitabı okudun, okuyacağım, okurum, yazara tanışayım, kitabı imzalatayım bu arada iki lafın belin kırayım derseniz, 17 Kasım Cumartesi, 11:00-13:30 arası  TÜYAP kitap fuarına gideceksiniz:)

Yağmur çamur demeden

Bizim ev tatile girdi... Yani kızların okulu 10 günlük ara tatile girince bizim eve de tatil havası geldi...Şimid bu ne tatili diyeceksiniz. Okul Alman ekolü olduğu için böle bu... Laterna  şenliği yaptılar ve ertesi gün tatile girdiler. Buğday Tanem bunu daha iyi anlatır size:))Şimdi Gamse uyuyo, Naziş teee perşembe akşamından  Paris'e uçtu... Oralardan poz veriyor bize:))

Dün Gamse, 10Kasım Atatürk'ü Anma Programına katılıp eve geldi. Dışarıda yağmur o biçim... Oh ne güzel bugün evde oturalım, film, kitap, çay, kahve takılalım dedim. Bu, bakarız dedi bana, biz kahvaltıdaydık henüz biraz bizimle takıldı , odasına gitti... Koca bey de siz evdesiniz ben çıkıyorum dedi gitti... Biz  evdeyiz moduna girdik. Ben yayılma pozisyonuna geçmiştim kiii -Annneee, çıkalım yaaaa diye bir ses.. . İyi hadi, ama yakınlarda olalım, yağmurda yürüyelim dedim.

Dışarı çıktığımızda yağmur vardı ama hafifti, biz çıkkır çıkkır yokuştan aşağı indik tam Kuzguncuk'a geldik ki amanın bir yağmur sel gidiyor. Zaten acıkmaya başlamıştık ben de acıkırsak, çoktandır duyuyorum ama fırsat olmadı, İstanbul'un en iyi 10 dönercisinden biri olan ''METET DÖNER'' buradadır...Bugün onun günü olsun dedim di.Hemen caddenin üstündedir. İçeri girdik ki misss, dökme demir tencerede çorba kaynıyor, kömürler kıpkırmızı kor, döner pişiyor ama havalandırma süper içeride hiç koku yok. Çalışanlar deseniz sanki içeriye İngiltere Kraliçesi girdi edasında karşılıyor. Döner ilk 10 dönerci arasına girmeyi hak etmiş. Ekmekle değil incecik yufkalarka servis ediliyor. Salata , ve turşu ile.... Eğer yolunuz Kuzguncuk cenahlarına düşerse sakın burayı ihmal etmeyin, notunuza alın...





Yedik içtik karnımız doydu, çay kahve içelim,  dergi kitap okuyalım bir kafeye konuşlanalım sırasına gelmiştik. Gamse ''PİTA'' dedi... Baktım içerisi çok hoş görünüyor. İçeride insanlar gazete okuyup, bir şeyler içiyorlar, biz de girdik. Tamam ambians süperdi, yiyeceklerin hepsini kendileri yapıyorlarmış. Yediğim chesecake , içtiğim çay  çok lezzetliydi. Ama , sahiplerini olduğunu düşündüğüm, çünkü duvarda gazetelerde haklarında çıkan yazılar ve yapılan röportajların olduğu gazete kupürleri asılıydı...Bu iki hanım oldukça gergindi, tabak,çanak sesinden okuduğumdan bir şey anlamadım.Bi daha da gitmem Davos'a...

Yağmur


Oradan kalkınca,bir taksiye atladık doğru baba evi Capitol'e:)) Gamse'ye bir yağmur çizmesi aldık, biraz kozmatik  alışverişi yaptık eve geldik.

Akşam yemeği yemedim valla da billa da..Çay içtim sadece ve kitap okudum.'' Şelale'nin Bez Bebeği''ni bitirdim.. Kocası tarafından bir şelale yakınında eve hapsedilen bir kadının hayatı   hakkında... Beğendim  mi? beğenemdim mi? karar veremedim))

Şimdi gelelim haberlere...

İçinde benimde olduğum 114 kadının babalarına yazdığı m mektuplardan oluşan'' İMZA KIZIN'' çıktı... Aralarında ünlü kadınların ve blogger olan olmayan  kız çocukları babalarımıza mektup yazdık... Umarım okursunuz...



Şimdiki haber sağlıklı beslenmeyle ilgili... Şu gördüğünüz sebzeler sabah tarladan toplandı, akşam bizim masaya kondu. Ben maydonozu koklamaktan bir hal oldum, en sonunda kocam - sen onu niye koklayıp duruyorsun dedi. Sanki kendi elimle koparmış gibiydi... Biberler çıtır çıtırdı onları Gamse götürdü, alimallah... Zeytin desen zeytin tadında tuzu tam ayarında... Yani test ettim onayladım...Yalnız şimdilik sadece Anadolu yakasına sevkiyat var...



 Bugünlük de bu kadar...


10 Kasım 2012 Cumartesi





                                              Sevgiyle, minnetle...daima izinde...

9 Kasım 2012 Cuma

Üsküdar'a gideriken

Bugünün bilançosu ağır valla... Çünkü Üsküdar bugün ağır  bir konuk ağırladı:)) Kolay mı? benim teee ilk gençlik dönemimin  en yakın tanığını ağırlamak...

biz bugün Nermin ile sayın ki okuldan kaçtık:))


Sabah kahlvaltıda başladı olay...Kız Kulesi  manzaralı Filizler Köfte'de.. Kahvaltmızı yaptık,peçeteye notlar yazıp, masanın üstündeki camın altına attık. Bu bir Filizler Köfte klasiğidir zaten...


Kahvemizi içmek için Kuzguncuk' a geçtik... Kuzguncuk sokaklarında, kıyılarında  gezindik... Divan  Keyfi Kafede kahvelerimizi içtik,çok hoş sahibesi ile sohbet ettik...Buranın dondurmasını da tatmak şart...








Sonra Yalı Caddesi boyunca yürüdük. Paşa Limanında çay molası verdik...Martılara, karabataklara , karşı kıyılara  baka baka sohbet edip, çayımızı içtik.

 

 



Sonra tekrar Üsküdar'a yürüdük... O kadar yürüyüş, sohbet bizi acıktırdı... Nermin ,-Lale, balık yiyelim ama şöyle cızır cızır balık koksun, öyle balık görünmez bir yerden gelip,lap diye  konmasın önüme, öyle yiyoruz zaten balık lokantalarında dedi... ben deee dedim ki, seni öyle bi yere götürücem kiiii, tarifine cuuuk diye oturacak. Üsküdar Balık pazarı içinde, önde balık tezgahları, arkası balık lokantası olan ''Derya Deniz Balık Lokantası'' na götürdüm onu...Bayıldı, ülen balıkları canlı canlı mı? attınız tavaya dedi... Birer istavrit tava, bir tane de ortaya hamsi tava aldık ayıptır sölemesi...Şimdiii benden söylemesi, hakkını vere vereee balık yiyeyim diyosanız ben test ettim onayladım. Gidin balığa doyun... İsterseniz tezgahtan kendiniz seçin...






Balıkları yedik, üstü kahve istemez mi?, şöyle açık havada, daha nerede bulunacak bu mis gibi hava... Hadi o zaman dedim Mado'ya...Kahvelerimizi içtik bahçesinde yavaş yavaş hava da karardı, beş çayımızı da içtik günü noktaladık....




8 Kasım 2012 Perşembe

ÇARŞI herşeye karşı

Bu sabah çok keyifli bir kahvaltı yaptım, çıtır simit ve beyaz peynir eşliğinde sonra da  bi koşu yatak odalarını topladım, zıpladım çıktım evden. İstikamet önce Üsküdar iskelesi...Orada  beni bekleyen Macera Kitabım Özlem ve onun arkadaşı ama artık benim de arkadaşım olan Rezzan Hanımla  buluştuk...Hava hafiften uçuşa geçmişti ama ne gam, artık sonbahardan kışa doğru gidiyoruz, mevsim normalleri yani:)) Beşiktaş vapuruna bindik  ve Beşiktaş'a vasıl olduk. Alkım kitapevi içindeki  Kafka Kafe'de bu kez de Baykuş Gözüyle-Natali ve Annemahsustan blogcu-Ayşegül ile buluştuk. E işte bundan sonrası tufan:))


 
Kafka Kafe camından arzı endam eyleyen çantalarım ve Ayşegül'ün  hediyesi kupam, bu yılın ilk  Yılbaşı ağacı süsüm de yine Ayşegül^'den geldi...

 İkinci katta oturduk.Güne karanfilli çaylarla başlayalım da gerisi gelir nasılsa dedik.Çaylar bir iki  , sohbet derken , önümüze gelen atıştırmalıklardan atıştırırken acıktığımızı farkettik. Öğlen olmuş biz, sinemadır, kitaptır, seyehatlerdir konuşurken... Yemeği başka bir yerde yiyelim, kahveyi de Ayşegül^ün önerdiğiKaset Kafe'de içeriz dedik ve Beşiktaş çarşıya daldık. BKM'nin yakınlarına geldiğimizde ilk gördüğümüz şey uzun bir kuyruk oldu, aaa ne var burada derken  Balkan Lokantası çıktı meydana... Vitrindeki yemeklerden gözümüzü alamadık ve hadi sıraya dedik. Sıra  sokağa taşmış durumda yalnız, ama hemen ilerledi... Ama siz siz olun ne yiyeceğinize önceden karar verin, çünkü orada durayım da yemek seçeyim gibi bir şansınız çokça yok...Yemeklerin fiyatını söylesem gülersiniz. Toplam 10 liraya tıka basa doyar çıkarsınız. Macar kebabından, kadınbudu köfteye, her türlü zeytinyağlı yemeğe kadar  acaip zenginlikte  bir mönü var. Biz, mücver, kadınbudu köfte, beğendili patlıcan, semiz otu salata, ciğer, bulgur pilavı denedik ve çok beğendik.




E yemeği yedik, sıra geldi kahve içmeye...Ayşegül'ün önerisi ile gittiğimiz kafeyi de çok beğendik. Portakal likörü ve nane likörü içtik yanında...





Daha sonra meşhur 7-8 Hasan Paşa kurabiye fırınına uğradık. Burası odun ateşinde pişen , kurabiyeleri ile ünlüdür. Ben kahramanca davrandım ve almadım vallahi... Sadece Natali'nin alıp ikram ettiği un kurabiyelerinden yedim bir tane...İyi ki almamışım, dayanılır gibi değildi lezzeti...




Sonrası ayrılık vakti... Eve dönüş vakti...

Şimdi de Veda başladı onu izleme vakti:))


not: yazı başlığı, bugün Beşiktaş çarşıda olmamız nedeniyle ve de Beşiktaşlı olan kocama bir jest amacıyla öyle oldu:))

7 Kasım 2012 Çarşamba

Resimlerle

Bu kitap var elimde...Sabah güne böyle başladım..Ama resim dün çekildi...aynı be ya ne yapalım:)



Bugünün filmi...


 Temizlik sonrası , yorgunluk kahvesi... Örtü anne elinden çıkma

Portakallı kereviz pişiyo...

Dün okey grubumla buluştum, eh fena değildim ama çok da iyi değildim...

Tamam bugünlük böyle... resimli Osmanlı Tarihi gibi:)




5 Kasım 2012 Pazartesi

pazartesi salıya sarkarken

Bugün kütüphane günümdü... Sabah kahvaltısını yaptık ,şöyle bir derlenip toparlanıp evden çıktık. Kütüphanemiz tadilatta olduğu için Mihrimah Sultan Çocuk Kütüphanesine taşındı demiştim daha önce. Bir zevksiz oldu..Aradığımı bulamıyorum, bi derbederlik var sanki...Sanırım bir yıl daha buradalarmış.

Kitap bulamadım, raflara bakmaktan beynim zıngırdadı en sonunda Naşide Gökbudak'ın ''Şelale'nin Bez Bebeği''ni aldım. Kütüphane çıkışı  balık pazarına uğradık. Gamse dün , küçük balık yemeyi özlediğini söylemişti... Palamuttu, lüferdi derken bizim kız hamsi, istavrit özlemiş. Laf aramızda ben de çıtır çıtır kızarmış küçük balıkları daha çok severim. Balıkçımıza uğradık, hamsi çok güzel dedi. Hamsimizi aldık , ve dağıldık:))  Herkes başka yöne gitti...

Eve gelir gelmez hamsi, yıkandı tuzlandı dolaba atıldı... Evden çıkarken  patlıcanları tuzlu suya koymuştum, ondan da hemen  bir tencere kebabı yaptım.  Tencerenin alt kısmına yağ, iri doğranmış soğan,  15-20 diş sarımsak,bir kaç da sivri biber koydum, daha doğrusu bunları kızgın yağa attım biraz karıştırdım,  üstüne patlıcanları koyup ağzını kapattım, bir kaç dakida bir, tencerenin iki yanından tutup, bir taraftan da kapağı tutup ama:)) tencereyi hızlı hızlı silkeleyip, alttakilerin üste gelmesini sağladım.  Böylece patlıcanlar toplu kızarıma uğradılar... En üste de daha önce pişirmiş olduğum kuşbaşı etleri ve  bir kaç tane doğranmış domatesi koydum, hiç su koymadan pişirdim. Tuz koymayı unutmayın:))baharat konusunu size  bıraktım...

Akşam da yaptık hamsi tavamızı, Gamse zaten  servisten aradı tavaya koy tavaya koy diye...  Damla sakızlı, cevizli tahin helva da almıştı gelirken ne diyeyim işte biz yumulduk, balık düşmanı Naziş odasına kaçtı:))

Bu gecenin televizyon programı ''O SES'' di... Onca dizi furyasının içinde iyi oluyor, biraz şarkı türkü çığırıyoruz... ayrıca jüri de çok hoş. Mustafa Sandal'ı kızların çocukluğundan beri yani ''Onun arabası var'' dan beri severiz,izleriz, takip ederiz...


Şimdi biraz  kitap biraz dergi karıştırayım sonra tumba yatak. yarın biraz arken yürüyüşe çıkmak istiyorum, öğleden sonra okey grubumla buluşup okey oynayacağım.

Haaydi gittim ben