Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

17 Mayıs 2012 Perşembe

biraz resim çokça laf

Ev taşıma ve yerleşme tantanasına rastlayan Galatasarayın şampiyonluk keyfini biz tam anlamıyla yaşayamadık ama Cankuşum bunu gönlünce yaşadı. Hem stadda ki törene gitti hem de bana telefonda canlı canlı anlattı...
Yemeklerimizi artık bu bordo rengi bölümde yiyoruz.Tablolar neredeyse tavanda çıkmış gibi , bu benim eğile doğrula, çaprazlama resim çekme şeklimden dolayı biraz:)

Kendime ait bir oda dedim durdum. Burası bizim yatak odamızdan geçişi olan bir bölüm. Tam anlamiyle bitmedi. Çiçekli perdeleri asıldı, duvara tahtakaleden aldığım ahşap üzerine sanırım yapıştırma ya da şu peçete tekniği denilen teknikle yapılmış resimleri astım. Buraya bir sedir ya da ahşap , minderli bir kanepe düşünüyorum. Öyle düşünmemin nedeni ayaklarımı uzatıp yayılabilmek. Kafama göre bir şey henüz bulamadığım için şimdilik yer minderlerinin üst üste konulmasıyla elde edilmiş bir oturma alanı var. Ama sabah yataktan kalkınca buraya yayılmaya, yeşil çayımı burada içmeye bayılıyorum. En önemlisi de kendime ait olması...
































Gördükleriniz,tuvalet kapılarına asmak için Tahtakaleden aldığım süsler:)

Gelelim bugüne, bu sabah erkenden Erenköy pazarına gittik karı koca... Çoğu erkeğin aksine benim kocam sever böyle işleri ama kalabalık olmayacak. Çünkü pazara giden kadınların karakter değiştirdiğine inanıyor:)) Biz yapsak bunları taciz derler diyor. Kimbilir kaç kadın omuz attı zaallı kocama... Eee savaşta ve aşk da her yol mübahtır şimdi buna bir de alışveriş eklendi:))Benim en önemli gitme nedenim, hiç bir yerde onun gibi eşofman altı bulamadığım
Viskoncu İbo... Kendi imalatı işleri satar. Zaten bir tek eşofman altı satar. Pantolon olarak da giyilebilen dikişsiz malları, asla iz yapmaz, deforme olmaz. Her gitme de iki üç tane alırım. Bu kez de üç tane aldım. Sultan Sokak'dan girdiğinizde ilk sağa dönün ve Migros hizasına kadar yürüyün. Migros minübüs caddesinde ama burası arkadan tam Migros hizasına gelir. Karayağız bir delikanlıdır. Selamımı söyleyin:)Pazar tam kalabalıklaşmaya başlamıştı ki biz çıktık.
Eve gelirken simit aldık, çayı koydum hemen eve girer girmez. Yumurtalarımı da haşladım süper bir kahvaltı yaptık.Çıkarken üstünkörü atıştırmıştık.Bu arada diyet aynen devam. Bu ara biraz kaçamak da yaptıysam erdiğim kilo tam 15 yazıyla on beş kilogram oldu...

Şimdi ben odama gidip biraz kitap okuyacağım...

15 Mayıs 2012 Salı

Kitap ve Mim

Asortik Krepten gelen kitap mimi ile yazamama direncimi kıracağımı umuyorum...

1.Ne sıklıkta okursunuz.
Belli bir aralığı yoktur tek okuyamama nedenim yolda yürüyor olabileceğimdir. Onun dışında eğer kitap beni çok sardıysa, çorba karıştırırken, tv izlerken bile okuyabilirim. Sehpamın üzerinde daima bir kitap olur. Bu kitap ya bir denemedir, ya da bir hikaye kitabı... Reklam aralarında bir deneme okurum, ya da bir hikaye...Bundan korkunç zevk alırım. Hatta reklam aralarını dört gözle beklerim. Kitap okumak benim için olması gereken, göre icabı yapılan birşey değildir. Hayatımın doğal bir parçasıdır. Nasıl yiyip içiyorsam öyle de okurum.

2.En sevdiğim yazarlar


Çok sevdiğim yazarlar vardır, kitap yazsınlar diye dört gözle beklerim ve çıkar çıkmaz alırım. Mesela bu ara Ayfer Tunç bir kitap yazssa diye istiareye falan yatabilirim. Kitaplarını okumaktan korkunç haz duyarım.Haruki Murakami'nin son kitabının çıkması uzun sürünce Doğan Kitap'a mail bile attım hadiyin artık diye:)) Biraz sakat bir okuyucuyumdur anlayacağınız..Murat Gülsoy son dönem tanıdığım bir yazar ama karakterlerini çok sahici bulurum. Elif Şafak kim ne derse desin benim için iyi bir yazardır.Latife Tekin ilk kitabı olan Sevgili Arsız Ölüm ile beni tam zamanında bulmuştır. Kendimi tam da kitabın baş karakteri Dirmit gibi köklerimden kopmuş gibi hissettiğim bir dönemime denk gelmiştir.Latife Tekin yazarlığı olduğu kadar hayata karşı duruşu ile de ayrıca bir yer tutmuştur gönlümde...Cahit Uçuk ayağımı kırdığım, eve bağlandığım bir dönemde çıktı karşıma, geç keşfettim ama Bir İmparatorluk Çökerken adlı kitabıyla başlayan yürüyüşümüzü, tüm kitaplarına kadar sürdürdük.İhsan Oktay Anar üstüne tarihi kurguda kimseyi tanımam kendi adıma söylemem gerekirse...Onunla birlikte Eski İstanbul'da Galatanın karanlık dehlizlerinde dolaşmaya bayılırım. Canım Sevgi Soysal, ne erken ayrıldı aramızdan. Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu ve Yenişehirde Bir Öğle Vakti ile tam lise yıllarıma, siyasi görüşlerimin yeni yeni yerine oturmaya başladığı bir dönemime denk geldi.Selim İleri ise daha başka bir İstanbul'dan konaklardan, köşklerden seslendi ... Onunla hep şık sofralara oturup, küşklerin merdivenlerine tırmandık. Ama yazı dilini hep çok sevdim.Barış Bıçakçı , son dönem yazarlar arasında en sevdiklerimden biri... Özellikle Sinek Isırıklarının Müellifi ile...Burada daha önce yazmışım bu kitap hakkında...

Yabancı yazarlar sıralamasında herkes bilirki Murakami en sevdiğim yazardır. Onun gerçeklikle gerçek üstülük arasında ki gelgitlerinde ordan oraya savrulmak başlıbaşına bir serüvendir. Türkçede yayınlanan tüm kitaplarını okudum. Hayatı hakkında bildiklerim, en sevdiği şarkılara kadardır söyleyeyim:)) İlk kez bir rugby maçı sırasında yazma anının geldiğini anladığı ve sahibi olduğu caz barda yazmaya başladığını, iyi bir maraton koşucusu olduğunu da söyleyebilirim. Amin Maolouf'dan ne kadar Ortadoğu hikayeleri okumayı seviyorsam Gabriel Garcia Marquez'den de o kadar Güney Amerika hikayeleri okumayı severim. Birinden Semerkant diğerinden Yüzyıllık Yalnızlık... Terazinin iki kefesine koysam benim için denk değerdedir. Hangisi seç deseler seçemem. Margaret Mazzantini henüz iki kitabı basıldı Türkiye'de ama her ikisi de ilk 10 kitabım arasına girebilir diyebileceğim kitaplar oldu. Sen Dünyaya Gelmeden ve Sakın Kımıldama... Muriel Barbery yine iki kitabıyla yazarlarım arasına girdi. Ömrünün son anına kadar, damağında kalacak son lezzeti arayan Gurmenin Yemeği ve Farklı insanları nasıl gözden kaçırdığımızı anlatan Kirpinin Zerafeti...Ve bir şeyi son kez gören olan mı?, İlk kez gören olan mı? olmayı tercih edersiniz diye sorup, bana bunu aylarca düşündüren John Berger.Paul Auster tüm kitaplarıyla , özellikle Yanılsamalar Kitabıyla, Tom Robbins, Parfümün Dansı ile benim en sevdiğim yazarlardandırlar. Irving D.Yalom; yine tüm kitaplarını okuduğum sevdiğim bir yazar. Bu yazdıklarım aklıma gelenlerdir.

3. En beğendiğim kitaplar( Şimdi akla şöyle bir soru gelebilir. En sevdiğin yazarlardan bazılarının kitapları yok burada diye... Bu da okuyucunun yazara cilvesi. En sevdiğin yazar değil de hiç tanımadığın bir yazar çok sevebileceğin bir kitap yazabiliyor)


1. Sevgili Arsız Ölüm- Latife Tekin

2. Evvel Zaman Aşkları- Günhan Kuşkanat

3-Puslu Kıtalar Atlası-İhsan Oktay Anar

4-Hepsi Alev-Selim İleri

5-Kumral Ada Mavi Tuna-Buket Uzuner

6-Bir Düğün Gecesi- Adalet Ağaoğlu

7-Araf-Elif Şafak

8-Hayatım-Kazım Karabekir

9.Muz Sesleri- Ece Temelkuran

10-Çalıkuşu-Reşat Nuri Güntekin





Gelelim yabancılara

1.Semerkant ve Doğunun Limanları-Amin Maolouf

2-Nitzche Ağladığında ve Divan- Iring D. Yalom

3-Parfümün Dansı- Tom Robbins

4-Ruhlar Evi-İsabel Allende

5- Kolera Günlerinde Aşk ve Yüzyıllık Yalnızlık- Gabriel Garcia Marquez

6-Boyalı Kuş-Jerzy Kosinski

7-Her Gece Josephine-J.Susann

8- Sen Dünyaya Gelmeden ve Sakın Kımıldama- Margaret Mazzantini

9- Kirpinin Zerafeti- Muriel Burbery

10-Küçük Arı-Chris Cleave

Murakami'nin tüm kitaplarını kategori dışı yaptım. Çünkü tüm kitapları benim için bu listeye girer. Özellikle Sahilde Kafka

Aslında yazmışken çocukluk kitaplarımda burada kayda geçsin isterim.
Pal Sokağının Çocukları, Kırmızı Bisiklet,Kız Robenson, İki sene mektep tatili, Şişedeki mesaj,101 Dalmaçyalı...

4-Yerli yabancı hangi kitapları tercih edersiniz

Bu konuda düşünmem bile... Kitabı sevmem önemli olan.

5-Bu güne kadar en beğendiğiniz kitap serisi

Ayşe Kulin'in Veda- Umut- Hüzün- Hayat dörtlemesini bir Türkiye panoraması çizmesi açısından beğenmiştim.

6-Daha çok hangi tarz okumaktan hoşlanırsınız.

Kişisel gelişim dışında her tür kitap okurum. Ama biyografiler ve gezi kitapları daha çok ilgimi çeker.

7-En son hangi kitabı okudunuz

Elma Çekirdeği-Katherina Hagena

8-Şu an da hangi kitabı okuyorsunuz

Olmayan-Bahri Gördebak

9-Kitap blogları hakkında ne düşünüyorsunuz yeterli mi?

Çok severek izlediğim kitap blogları var. Ama cümleyi öğelerine ayırır gibi kitap analizi yapanları sevmiyorum.

10-Kitap okumak sizce ne ifade ediyor.

Kitap okumak kısaca beni ifade ediyor. Kitap benim için özgürlük demek, olduğum mekanın dışına çıkmak demek. Bazen, ya kitap okumayan biri olsaydım diyorum ve tüylerim diken diken oluyor.Her kitapla yeni bir yolculuğa çıkıyorum ben. Ve kitaba başlamadan önce yolculuğa haırlanır gibi hazırlanırım. Yazarını tanımıyorsam önce hakkında araştırma yaparım. Kitaba uygun ayraç seçerim. Tarihi kurgu okuyorsam, Ayasofya Müzesinden aldığım ayraçları , Murakami okuyorsam kedili ayraçlarımı kullanırım mesela.Kitap okumak bir pagan ayini gibi benim için.



Mimi ben de Anne mahsustan blogcu Ayşegül'e ve Baykuş Gözüyle'den Nataliye pasladım.

14 Mayıs 2012 Pazartesi

geceden notlar

Bu evde nedense henüz yazma ve okuma moduna giremedim...

Evde hemen hemen yerleşme işi tamamlandı gibi... Kendime ait bir yer yapacağımdan söz etmiştim. Orada bir kaç iş var.Masa almadım henüz. İKEA'dan çamaşır sepeti alarak döndüğümü hatırlatırım. Tül ve perdesini Zuz gönderdi ama henüz elime geçmedi.Belki oradaki iş biterse , kitaplarıma ve filmlerime dönerim.

Cumartesi günü Kızlar okulun bağlı olduğu vakfa gitmişlerdi. Naziş , oraya gitmişken Eminönünde buluşalım , Tahtakale e Mısır Çarşısına gidelim demişti. Önce yok gelmemşimdi bi sürü saçma sapan şey alır, yine ei doldururum dedim. Kocam sakın ha gıldır gıcık doldurmayın evi dedi heheh... Attıkları, verdiklerimi, dağıttıklarımı taşıya taşıya zor bitirdi adam ne de olsa...
Neyse bir tek surfle makası ve tuvaletlerin kapısına asmak için minik süsler aldım. Pek şirin şeyler. Bir kaç resim koyucam size de, ah bir fırsat bulabilsem.

Bu gün Anneler Günü münasebetiyle aile yemeği yedik. Çok uzaklara gitmedik hemen yanıbaşımızdaki KETE'de yedik. Sonra ben kendime hediye seçtim:)) Dört mevsim giyilebilen bir yürüyüş ayakkabısı aldı(rdı)m. Yarın da siftahını yaparım, artık.

Bu akşam Survivor izledik. Ailece Nihat'ı destekliyoruz. Bize ne faydası varsa:))) Ama dizilerden sonra iyi geldi...Şimdi bir taraftan da yeni başlayan 2 Yaka İsmail'i izliyorum.Erdal Özyağcılar var.

Galatasaraylı olarak şampiyonluğa çok sevindim de bir gün Türkiye'de insanlık da şampiyon olur mu? diye merak içindeyim.Neydi o rezalet.

Şimdilik bu kadar...

12 Mayıs 2012 Cumartesi

başlarımızda gelin tacı denilen çiçeğin dallarından taçlar takılırdı, bembeyaz elbiseler giyerdik ve müsamereye çıkardık. Annem nedense hep geç kalırdı ama gelirdi... Bir ay öncesinden bugüne hazırlanırdık. Çayda çıra oynarken bir tek benim mumlarım düşerdi, ta o zamanlardan sakarmışım demek ki...İnci her seferinde şiir okurken ağlardı.Ağlayınca daha bi kıymete binerdi şiiri. Ülen bi de ben ağlayabilsem, bi hislenebilsem şiiri okurken derdim ama asla  İnci gibi yapamazdım. Bi keresinde her seferinde beyaz elbise diktirmekten bıkan annem, beyaz tül altına pembe saten koydurup diktirmişti elbisemi, üstelik de bir iki tanede inci diktirmişti aralara, öğretmen görünce şok olmuştu ama sıkıysa bi laf desin. Annem cevap bile vermezdi ki...
Bir defasında da kelebek olmuştum, öğretmenim üşüyorum diye, bir başka öğrencinin eski, kocaman bir kırmızı hırkasını giydirmişti elbisemin üstüne de annem elbiseyi öldürdünüz diye kızmıştı.Bir kız bir erkek olarak sahneye çıkmıştık. Erkekler kızların bellerinden tutuyorlardı... Kon kon kelebek bu kanatlar, İlkbaharın gülü yapraklar, bak ne güzel olmuşlar, bir çiçek üstüne konmuşlar deyip, çiçek kılığında yerde oturmakta olan arkadaşlarımızın başına tünüyorduk. Benim eşim okul müdürünün oğluydu. Yıllar sonra facebook aracılığıyla karşılaşınca ikimizin de aklına o müsamere geldi ve babasından korkusuna kelebek olmaya razı olduğunu anlattı...

Anneme gidip hediye aldığımı çok az hatırlıyorum. Bir veya iki... O zamanlar yoktu bu ticari anlamlandırma olayı...

Tamam işte yazdım anneler günü yazısını...

10 Mayıs 2012 Perşembe

Bizim evden insan manzaraları

-Kocam, sence evin yerleşme işi ne zaman bitmiş olacaktır?
-Eve geldiğimde, seni elinde yeşil çay , kucağında laptopla bulduğum zaman...

Budur adamın kafasında ki Lale resmi budur...

-Naziş, resminizin yerini beğendin mi?

- Resim mi?, resimleri mi? astınız.

Gamsegamse, okuldan eve gelir, kapıdan içeri girdiğinde bir taraftan da telefonda konuşmaktadır...

- Aaaa resimlerin yeri hiç olmamış, duvarı ortalamanız gerekirdi...

- Biz kapıyı ,ortaladık.

devam edecek...

Macera dolu günler

Çok yakında Lale'nin Bahçesi yeniden vizyona giriyor.Taşınma ve yerleşme maceraları ile...

Gamse nasıl elbiselerini kimselere emanet edemeyip, kedi yavrusunu taşır gibi bir bir taşıdı onları...

Naziş her defasında işlerden nasıl yırttı...

Taşımacılar neye- bu çok mu? lazım bir şeydi abla dediler...

En çok zorlanılan şeyde nasıl telefon desteği sağlandı ve iki saatte olmayan iş bir saniyede çözüldü...

Bardak dolabını bardaklarla birlikte taşıyabilen kahraman taşıma elemanı nasıl

ödüllendirildi...Ödül öncesi tehditler nelerdi...

Kocanın bardak alımını yasakladıktan bir saat sonra eve bardak alıp kim geldi... Bu bardakların özelliği neydi...

Evdeki ilk gece eşya yığıntısı içinde yapılan sürpriz parti de neyin nesiydi...

Bu hengamede yapılan Malatya Kebapçısı kaçamağı...İMÇ macerası

Koskoca bir İKEA gecesinde, balkon masası almak için gidip, pasta ve çamaşır selesi ile dönme başarısı

Artur Bey ve kedileri ve de köpekleri

Hepsi hepsi geliyor ama iki gün daha ...

1 Mayıs 2012 Salı

Son Gece


Bu evde ki son gecemizi yaşıyoruz.Bu eve gelişimiz büyük sevinçlerle birlikte olmuştu. Naziş , üniversiteyi bitirmiş, Gamsegamse üniversiteyi yeni kazanmıştı...Yine bu evdeyken kepini havaya attı...Kocam bu evde emekliliğe adım attı, ben bu evde çalışma hayatına veda ettim.Blog dünyasına bu evde girdim. Bu evde benimle sizlerde yaşadınız bir anlamda ... Pişen yemekler, okunan kitaplar, izlenen filmler. Bu eve gidenler , gelenler, bu evde yaşanan sevinçler, hüzünler hep birlikte yaşadık sanki... Anıtlar Yüksek Kuruluna kayıtlı, ulular ulusu ceviz ağacımızı bilmeyen var mı? mesela...Cancan biz bu evdeyken doğdu... Her köşesine imzasını attı... Duvarlara mercimek çorbası attı, oyun hamuru yapıştırdı olmadı çizdi...Her gelişi bayram oldu bize...giderken arkasında virane bıraksa da:)Ama gün geldi artık ev bize yetmez oldu, her taraftan taşmaya başladık.

Neyseki çok uzaklara gitmedik, yine buralardayız. Kocamın , Gamsenin ilkokuldan beri, Naziş'in ortaokuldan beri benimse doğduğumdan bu yana olduğumuz yerdeyiz, Üsküdar'dan vaz geçemedik. Balıkçısına girdiğimde- hoşgeldin yenge, Zeki abi nerelerde diyen, Yolda yürürken kızların arkadaşlarının annelerine rastlayıp - sizin kız ne yapıyor, sizin oğlan ne alemde muhabbetini yaptığım,Bir şey tamir olması gerektiğinde tamircinin- ne demek abla, yapmak ne demek hatta yıkar yeniden bile yaparım diyen... Sağda ki yokuştan indiğimde Kuzguncuk'da, soldaki yokuştan indiğimde kendimi Kız Kulesi'nde bulduğum, buram buram kar yağarken ya da şakır şakır yağmur yağarken görümcelerimle okey partileri yapabildiğim yerdeyim. Sadece başka bir sokakta devam edecek macera...

Şimdi yarın saat 08.30 itibariyle bu evden taşınıyoruz.Hazırmısınız, yeni komşulara, yeni bakkala, yeni çöpçüye, başka sokak kedilerine , köpeklerine, pencereden baktığımızda göreceğimiz başka manzaralara, yepyeni kitaplara, filmlere hazırmısınız....