Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

29 Kasım 2008 Cumartesi

Emrediyorum Mutlu Ol

Sinan Çetin'in bir kısa filmiydi bu. Youtube da hala var, izlemek siteyenler için. Gerçi kapalı ama bir yolunu bulup girersiniz. Hatırlayın blogger kapalıyken yaptıklarımızı hah işte öle.

"Sizin Mutluluğunuz Nerede ? On resimle anlatınız" , Sobemizin konusu. aysema dan geldi.
benim mutluluğum bu resimler de ilk olarak çoğunuz biliyorlar ama bilmeyenler için işte biz. Nazlının saçları şimdi koyu renk, benim saçlarımsa daha uzun, Gamsegamsenin saçlar da resimdekinden daha koyu , koca aynen :))ve biz bu resimden sonra dört yaş daha büyüdük.

Mutluluk ikinci olarak Zuz la aynı resim karesinde olmak da


Mutluluk Gamsegamsenin hala bizimle tatil yapmayı tercih etmesinde, Naziş'in yüzündeki bu gülümseme de





Mutluluk, gölgenin kızınla aynı yere düşmesin de



mutluluk sen denizdeyken seni bekleyen şezlong da, denizden çıkışdaki yorgunluk da



Mutluluk herzaman dostlara açık olan bu kapıda

Mutluluk bu yolda( köydeki evin yolu)





Bu güzel kadınlarla yürüyüp, anneden konuşmak da 150 yıllık veranda da bu pozu verebilmek de

mutluluk seni bekleyen okunması gereken kitaplarda

mutluluk keyifle yudumladığın çay da

Daha sayacak ne çok şey var. Sezen aksu şarkılarını dinlemek var, kurabiye kokusu var. Şu an da mutfaktan tarçınlı havuçlu kekin kokusu gelmekte eve yayılmak da mesela. Can'ın yüzüme bakıp gülümsemesi var. Beyoğlu var, vapurdan Kız Kulesini görmek var.

Nedir ki mutluluk, çok göreceli bir kavram. Beni mutlu eden seni mutlu etmez, seninki beni. Galiba mutluluk ortak paydalarda. Mutsuz birini gördüğünde yüzümüzde donuveren gülücük , boğazımıza düğümlenen lokma işte hala insan olduğumuzu gösteren, işte mutluluk bu
Çok güzel bir sobeydi yapmaktan mutlu olacak herkes yapsın , benim sobelediklerim bunlar. Keyifli bir hafta sonu olsun hepinize

26 Kasım 2008 Çarşamba


Siz bu satırları okuduğunuz sıralarda , ben büyük bir ihtimalle bu cadde de yürüyor olacağım. Neresimi burası. Pangaltı'ndan karşıya geçin, vurun yukarı doğru bu caddeye ulaşırsınız. Kurtuluş semti burası. İstanbulun çoook eski semtlerinden biri. Eskiden oturanların %80 ini azınlık nüfus oluştururdu. Sanırım bu oran çok ama çok aşağılarda şimdi.

Bu kitap da o günlere özlemler anlatılmış
Yaşadığımız Kurtuluş İstanbul'da Bir Kadim Semt

Hüseyin Irmak


Nahabet, Varujan, Niko, Yasef neredesiniz? Zaman zaman rüyalarımda çıkıp geliyorsunuz sadece. Nahabet, biliyor musun, çocuk hallerimizle, yine Ali abinin çay bahçesinin girişindeki toprak kaldırımda misket oynuyoruz; pirketten yapılmış duvarın dibinde. Annen pencereden bağırıyor yine. İrma yine ağlayıp sızlıyor; istediğini yapmıyorsun diye gelip oyunumuzu dağıtıyor. Kızıyoruz ona.

Ya da Niko'nun babaannesi yine kapısının önünde top oynamayalım diye bizi azarlıyor. Nahabet, Varujan, neden bilmem ama, ne zaman o günlere dair bir rüya görsem, daima günlük güneşlik oluyor hava. Eski Kurtuluş'un gökyüzü rüyalarımda hiç kapalı değil. Şimdi neredesiniz yahu? Ne yapıyorsunuz? Bir yerlerden çıkıp söylesenize! Hangi ülkedesiniz, hangi deliğin dibinde? Çıkın oğlum artık! Saklambaç oynarken bu kadar uzatmazdık. Her işin bir raconu vardı. Tadını kaçırmayın. Niko, ses ver Atina'dan. Taso, sen Selanik'ten. Aram, Hollanda'dan... Sarkis, Washington'dan... Nahabet sen nereden ses vereceksin peki? Varujan ya sen?
Kurtuluş hakkında çok anlatıcak şey var. Mesela Piri Reis'in getirdiği rum esirler buraya yerleştirilmiş. Tersanelerde çalıştırılmış ama bunlar sonra Beyoğlunun Kapalıçarşının en ünlü kuyumcuları ayakkabıcıları olmuşlar.

E sen niye gidiyorsun oraya şimdi derseniz , bir kuzen buluşması yine. Bu kez kuzen Fato'ya gidiyorum. Hava da hafiften bir lodos var akşama yağmur çiseleyecekmiş. Meteoroloji uzmanı kaocam dedi. Akşam kızlara hava nasıl olacak bakın internete diyorum. O ta içerden bağırıyor, çok yağmur çok fırtına olacakmış diye. Ama sonra kıyamadı yok yok 21 dereceye kadar çıkacakmış sıcaklık dedi.
Hadi şimdi gittim ben...

24 Kasım 2008 Pazartesi

Falan filan işte , her zamanki gibi

Uhhuuuu bu gün ikinci yazımı girmekteyim dosta düşmana duyrulur. Haftaya hızla girmiş bulunmaktayım. Önce bi okey partisi ardından pazar gezmesi ve alışverişi. Sabah benim kabileyi yolcu ettikten sonra hiiiiç acele etmeden döndüm yatağıma geri. Giderken bi fincanda yeşil çay aldım. Berrak yeşil olanından. Taktım gözlüümü , Veda yı bitirip vedalaştım.

Dün gece de geç saatlere kadar okumuştum . Yorumunu yapmayacağım , gündemi kaçırdık)). Hemen herkes okudu. Ben baskısı yüzünden almamıştım. Yok korsana karşı mavi mürekkeple basılmış da. Kitap konusunda bazı takıntılarım var. Sesini tanıdığım yazarların kitaplarını okuyamadığımı defalarca söyeldim burada. O yüzden pek yazar röpörtajları dinlemem. Kitabı elime aldığımda resmen onlar bana okuyormuş gibi oluyo , yani yapcak bişe yok , huy işte. Bir de cep boy kitapları okumam . Ay ne o öyle. Kitap dediğin şöle kelli felli olcak, eline aldın mı? ben burdayım diyecek, elinde kaybolmayacak.

Sonra ay unutmuşum Gamse evdeymiş meğer. .. Vize haftası bu gün sınavı yokmuş. Anneeee acıktım dedi. Valla kendin hallet çıkıyorum dedim. Çünkü önce arkadaşlarla yemek yiyecek sona okeye oturacaktık. Dünden onlara gelsinler gitsinler yesinler diye bi sürü gıda takviyesi yapmıştım. Biraz hile yaptım ama olsun. Bir hamuru üçe bölüp, bir parçasının içine ıspanaklı iç( akşam yemeği için hazırlanan ıspanaklı yumurtanın harcından çalındı), bir parçaya peynirli iç, diğerine de patatesli iç kondu rulo şeklinde sarılıp yumurta sarısı da üzerine yallah fırına. Bir taşla üç kuş vuruldu. Onlar pişe dursun, hemen bir kek de çırpıldı en klasiğinden yalnızca kuru üzüm kondu içine o kadar. Yani vicdan yapacağım mesele yok. Bu günün akşam yemeği de fırındakiler çıkana kadar hazırlandı. Süperdim süper.Ha bi de Laleisyon bi mezemsi salatamsı bişe var. Makarnanın yanında servis yapılcak. Artan herşeyden yapıldı.Kriz var kriz , bulan var bulamayan var, yok öyle bişeyi ziyan etmek. Bu tarifi seferberlik .tariflerine ekleyin
. Tarif dip de en dip de)

N eyse dönelim bu güne , yemek ve ardından gelen okey partisindenden sonra Gamsegamse aradı, pazarda buluşalım biraz hava layım , kafam ambale oldu dedi. Onunla buluşunca işin rengi değişti , hiç uğramayacağım kısımlara dalınıp, almayı düşünmediğim şeyleri alıp eve geldik. Tanesi bir ytl ye bi sürü bere aldık. Satıcı organik bere bunlar organik Kaynanam örüyo ben satıyom diye bağırıyordu. Alalım bayram da kapıya gelen çocuklara şeker çikolata falan verirken yanında bunlardan da verelim dedim. Sonunda eve geldik. Ohhh evim evim güzel evim. Bu gece Elveda Rumeliyi seyredip kitaplarıma döneceğim. Naziş okulun yemeğinde , kocamın spor günü, Gamse ders çalışıyo yaşasın ev bana kaldıı.

Herkes googleden gelenleri yazmış , insanı dumur eden aramalar var, bir de benimkiler bakın bakalım.
Lale Belkıs'ın yazlık evi var mı??- Var sa napcan, yoksa, yazlık ev mi hediye etcen
Üsküdar Nüfus dairesi nerede- heheheheh demekki benim sayfa daha çok ziyaret ediliyoki , orayı arayan önce benim sayfaya düşüyo
Sivrisinek hikayesi-bu başlıktaki yazım en çok ziyeretçi alan yazım
İstanbul da bu gün neler var -heheheheh diyorum
Beyoğlun da egzilecek yerler- heheheheheheheheheheheh diyorum buna en çok
Çukurcuma nerde- uy uy ben İstanbul rehberi olmuşum da haberim yok
İstanbul da bu gün rüzgar kaç km esti- buyrun burdan yakın, üle meteoroloji yaz bak
Ayşe Tüter'den hamsili pilav- bak sen iyi yere düştün, alasını yaparım, kitabını yazarım, kuş kondururum. Hava da takla attırırırm. Parmaklarım nere gitti diye sorarsın
aşk yüzünden napcanı bilmeyen kız falı- İşte ben buna biterim
Turhal da bombalanan ev- Turhal'a en son gittiğim de 14 yaşında falandım, ama abi ya da abla yine de keşfetmiş beni
adamın biri taş düşürüyormuş-Baaak bu olur işte , var biz de öle bi adam, sen ondan düştün burayaa
pnardnmz- bu var ya bu, bir arşiv yazıma gelmiş, ehe ehe ama pnardnmz den önce bana düşmüş niyeyse he atalet sen tanırsın kıs
çatılı ev resimleri- Benim eğri çatılı eve gelmiş



EEEEn dipdeki tarif: Akşamki yumurtalı ıspanaktan artan, kavrulmuş ıspanak, yine akşamdan közlenmiş biberler. Birazda brokoli( bu Gamsenin hadi bunu da kat demesiyle katıldı). Brokoli çiğ olduğu için tavada hepsini bir kez daha çevirdim. Hem de tatlar birbirine girmiş oldu. Sonra sarımsaklı yoğurtla karıştırdım. Kocam bunu yine kesin sen uydurdun dedi. Ama çok beğenildi. Domates soslu makarnanın yanında servis edildi.

Öğretmenim canım benim canım benimm

Bir öğretmen bir de öğretmen adayının annesi olunca bu günü atlamak olmazdı.
Benim ilk öğretmenim komşumuz olan İl Halk Eğitim Müdürünün kızı Canan'dı. Benden büyüktü ve benden başka arkadaşı yoktu. O yüzden kendi öğretmen oldu ben öğrencisi ve okula gitmeden annemler baktılar ki ben okuma yazmayı öğrenmişim. Tabi bu okula başlayınca öğretmenimin başına bela olarak döndü. O daha fişleri dağıtırken ben avaz avaz ne yazdığını söylerdim. Sonun da - Lale sana baban hikaye kitapları alsın, ben ders anlatırken sen onları oku dedi ve okuma serüvenimi başlattı. Öyle bi oldu ki ders zilini duymadığım için gelip beni kütüphanelerden topladı. Şimdi var mı bilmiyorum, yoksa bizim meşuuur müdürn faaliyetlerindenmidir bilmem, biz bahçeye çıkamadığımız kış günlerinde tenefüslerde kütüphaneye gider kitap okurduk. Ertesi tenefüste kaldığımız yerden devam ederdik.

Ortaokul Türkçe öğretmenimse çok şey kattı bana. Biraz zorlardı bizi TDK sözlüğü cebimizde dolaşmamız için ama sonra anladık faydasını.

Şimdi bizim ev de iki öğretmen var. Biri henüz aday ama olsun, staja başladı artık. Onların benimsedikleri ve benimsemedikleri eğitim modelleri var. Aralarında konuşurlarken - ben o sistemi tasvip etmiyorum, tasvip etmediğim sistemi de uygulamam diyorlar. O zaman umutlanıyorum demek ki idealist bi tarafları var diye.

Avrupa da ve Amerika da en saygın meslek ve de en çok kazananlardan. Türkiye de ise malumunuz.
Öğretmenler günü kutlu olsun

23 Kasım 2008 Pazar

Karaköy iskelesine ağıt. Benim de bir tarihim var yaa


Evet aynen başlık da okuduğunuz gibi benim de bir tarihim var herkes gibi, ama benim tarihime tanık olan bir yapı dün gece battı.

Karaköy İskelesinden söz ediyorum. Tarih 1974 yılları falan. Daha lise yıllarımız yeni başlamış. Aysel'le buluşma yerimizdi. O Kadıköyden ben Fındıkzadeden gelirdim orada buluşurduk. O zamanlar böyle sık iskeleler yok, motorlar böyle vızır vızır değil. Motorlar ancak sis bastırınca çıkarlardı ortaya dolmuş yaparlardı. Karaköy iskelesinde çok güzel bir kitapçı vardı. Çoğu kitaplarımı orada Ayse'li beklerken almışımdır. İskelenin tam karşısında Murat Pastahanesi vardı, hala var mı? bilmiyorum. Yıllardır gitmedim. Orada yediğim şahane şekerparelerin tadı hala damağımdadır. Karaköy iskelesi yüzer bir iskeledir. Biraz fazla kalsanız aynen deniz tutmuş gibi olursunuz. Benim öyle araç tutmalarım falan yoktur ama orada biraz fazla oyalansak aynen leyla olurdum..


Karaköy de buluşma nedenimiz sanırım hemen tünelden Taksim' e çıkmak içindi. Neden direk Taksim de buluşmazdık hatırlamıyorum. Sanırım Aysel bu yolu yalnız gitmemek için beni kekliyordu:)). Trafik o zaman da sorundu İstanbul da. Ben Beyazıt da otobüsten iner. Çınaraltından aşağı, Nuruosmaniye falan inerdim Mısır Çarşısına, oradan karşıya geçer, Galata köprüsünü koşa koşa geçer Karaköye varırdım. Cep telefonu falan yok akşamdan randevulaşırsın, evden çıkarken de şuraya gidiyorum dersin olur biter. Çıkış saati ve eve gidiş saati arasında evle kontak kopuk. Şimdi biz kızlarla ders aralarında bile konuşuyoruz. Bir de merak eden olursa kızardık üstelik.

Dün gece battı gitti, benim 15 yaşındaki ayak izlerimle...

21 Kasım 2008 Cuma

Teyzelerden devamm


Ben köyümüüüü özledim. Uçan da kuşlara malum olsun ben köyümü özlediiiim. Şu gördüğünüz ağaçlı alan var ya tam onun karşısı bizim ayile apt nin olduğu yer. Yani balkonlarında denize bakaaa bakaaa teyzelerle dayılarla kuzenlerle geyik yaptııım. Kahvaltı masalarının en az on kişi akşam masalarının ise kaç kişi olacağının kestirelemediği yer. Bütün daire kapılarının kapı çalınmadan tokmağı çevirip girildiği Aneannemin benim yolumu dürbünle beklediği yer . Kaç kişinin anneannesinin boynunda dürbünü vardır he sorarım size. Şimdi giriş niye derseniz , bu gün teyzeme gidince hep de ORDU dan konuşunca , ben de geçtiğimiz yaz gitmeyince çoook özlediğimi anladım da ondan. Neyse bu güne dönelim biz.

Kocam gece yarısı rüzgarın sesine uyanınca , uyumakta olan bana söylediği söz , fırtına var yarın gitme sakın. Niye ki demişim, kızlar okula gitmeyecek mi? onlar da karşıya geçiyo hoş. Cevap - yarın bakarsın havaya oldu. Ama sen mutlaka bi arıza çıkarırsın da ondan diyemedi zaar. Sabah kalktım hava rüzgarlı fakat dışarı çıkınca oooh dedim ya, misss. Tıpır tıpır yürüdüm , hiç bir aracımı da kaçırmadan tıkır tıkır gittim. Yalnız doğrusunu söylemek gerekirse deniz sanki kaynağan bir kazan gibiydi. . Kuzen Gülden le buluştuk, teyzeme vasıl olduk. Masa hazırdı aynen dediğim gibi . Teyzem börekleri yapmış , çayı demlemiş, masayı tv nin karşısına kurmuş. Eniştem sucukları doğruyordu. Turşu da kavrulmuştu. Bir erik reçeli vardı breh breh. Seneye bana özel yapacak ondan. Sonra kahve faslı . Arkadaşlar inanmazsınız falım da pelikan çıktı. Bakın şimdiye kadar hiç pelikan çıkmamıştı. Hani denizde olur, ağzının altı torba gibi olur diye tarif ede ede heeee dedik pelikan bu. Helal olsun teyzemeeee, pelikanlı falım bile oldu. Bizim sohbet muhabbet iyiydi ama bizim evin telaşe müdürleri rahat verseler, önce kocam aradı - lale çok fırtına var -
-e hani nerde burada öle bişe yok.
- Yalova da vapurlar falan çalışmıyomuş
- Hasbinallah
- demekki buralara sona gelecek
Sonraki telefon telaşe müdürünün yardımcısından , Gamsegamseden
- anne ben vapurdayım, Kadıköye geçiyorum, çok fırtına var
Hay Allah ikiside böyle dediğine göre ben geç kalmayayım
Teyzem girer devreye - yat yat bura da yat.
Sonun da belki bir , bir buçuk saat sonra kalkacaktım ama kalktım. E biraz rüzgar vardı ama uy sanki ilk kez rüzgar, lodos gördük. Gülden le dışarı çıkınca ille de bir kaç yere girip bir şeyler almadan da edemeyiz. Bi de birbirimizi gazlamalar. İki tane termofor aldım. Çocukluğumdan o kadar termoforlu anılarım var ki bi gün yazıcam unutmazsam.Çok şekerler karali kareli kılıfları da var. Ama ben onlara kendi elcağızlarımla da örücem kılıf. Neyse gelirken balık pazarına da uğradım. Bi fırın palamut çekeyim akşama şunlara dedim, madem erken geldim . Ama hamsileri görünce pırıl pırıl hamsi alıp geldim.

Hafta sonu yağışlı bir hava bekliyormuş bizi. Henüz kesinleşmiş hiç bir programım yok. Bakalım ne gele gele.
Son dakika notu:
Şu an da haberler de , İstanbul da oturanların programlarını yeniden gözden geçirmeleri öneriliyor. Demek ki program; film , kitap , çay ,kahve

öyle işte

Canım yazmak istemedi , geldim gittim buralara. Çok kayda değer birşey de yapmadım bu arada. Cancan geldi gitti, yemekler pişti, dışarlara çıkıldı. Bel ağrıdı hem de çok ağrıdı. Bengay kokuldu buram buram . Ama ondan başkası da iyi gelmedi.

Yine üç kitaba aynı anda başlandı. hepinizin okuduğu kitaplardır sanıyorum biraz geç kalındı okumaya. Bir şeyden çok söz edilince okuyamıyorum. Kitaplarım Veda -Ayşe Kulin, Gece Sesleri -Ayşe Kulin ve Latife Hanım-İpek Çalışlar. Neden üç kitap diye yeni okumaya başlayanlar soracaktır. Aç gözlülük diyelim )).


Yarın sabah erkenden çıkacağım evden Teyzeme gideceğim. Kuzenlerle birlikte. Şimdi erkenden kalkar börekleri yapar, turşu kavurur, kendi yaptığı çeşit çeşit reçelleri koyar. Ne kadar erken gidersek gidelim de hep geç kaldınız der. Sonra da ille de gece de kal diye tutturur. Eniştem tüm yeğenlerinin içinde en çok beni sevdiğini söyler Gülden'i çatlatır:)). Sonra kahve içeriz bize fal bakar, hepimizin falında balık ve kuş çıkar. Uzun yol çıkar. Yeni aldığı kıyafetleri giyer giyer bize gösterir. Mutlaka altına giyeceği ayakkabıyı da giyer , koluna da uygun çantayı takar. Çok komik bir anımız var onunla tabi bana komik. Onun Ordu da ki evindeyiz bir yaz. Biz kızlar, kuzenler cümbür cemaat denize indik. Geldik ki üstünde benim elbisem, tutturmuş bu bana çok yakıştı bana ver diye. Kızları zor vazgeçirmişti, anne sana olmaz diyerek.Üstteki resimde beş teyzeden üç tanesi ve yeni bebeği olmuş bir kuzen var. Ordu- Çambaşı yaylasındayız, Dayım arkadaki kasap da et seçiyor. Geri kalanımız arabalarda oflayıp poflamak da, hadi gelin artık diyerek. Kırmızı pantolana dikaktinizi çekerim.Benim çocukluğuma gelen gençkızlıkları hala hatırım da. Ama onların ruhu hala o günlerdeki gibi. Kendileri gibi kocalarda buldular da sorun çıkmadı hiç ))

Ev de durum aynen bildiğiniz gibi, haftaya Gamsegamse'nin ıvizeleri başlıyor artık kağıtlar içinde yüzeriz. Odası dışında her yerde ders çalışır çünkü.

Öyle işte dedik başladık böyle işte deyip bitirelim yazıyı.Fonda İstanbul da Sonbahar çalıyor, Nil Karaibrahimgil söylüyor.