Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

28 Mart 2011 Pazartesi

Dün akşam motorda gelirken İlmiyem aradı. Yarın benimle doktora gelirmisin dedi. Aaa nası bi soru , tabiki de gelirim dedim. İlmiyem'i eski arkadaşlar hatırlar. Çok önemli bir ameliyat geçirmişti. Hatta doktoru ; bizi kitaplara geçirdin demişti. Ameliyat olalı beş yıl oldu. Bu günlerde kendini rahatsız hissetmiş. Bu gün saat iki buçukda buluştuk . Acıbadem Hastanesine gittik. Ameliyatını da orada olmuştu zaten.Daha önce İlmiyem'de tanıştığım Sema da geldi buluşma yerine. Üçümüz birlikte gittik. Doktorun yanına ben de girdim. Çok iyi , bence problem yok, ama bi emar alalım dedi. Moralimiz iyi hastaneden çıktık.Hadi deniz kıyısı bir yere gidelim yemek yiyelim dedik. Ama o arada İlmiyem'i Koşuyolunda bir tıp merkezine bırakıp biz tüm koşuyolu ara sokaklarında araba ile fır döndük. Amanın hayatta girmeyeceğim sokaklardan defalarca geçtik:)).

Deniz kıyısı deniz kıyısı dedik ya, hadi şöyle Kız Kulesi falan görelim Üsküdar sahiline gidelim dedik. Tam Kız Kulesinin karşısına çok güzel bir restoran açılmış. Filizler Köfetcisi adı. Adı köfteci ama biraz şaşalı bir köfteci:)) Dışarda oturduk. Aldık Kız Kulesini karşımıza yedik içtik , kendimizden geçtik. Saçlarımızı rüzgarda savurduk. Akşam ettik. Akşam olunca telefonlar zır zır etmeye başladı. Ben rahattım çünkü Gamse bu kez şarj aletimi okula götürmüş beni telefonsuz değil ama şarjsız bırakmıştı. Gerçi İlmiyemin telefonundan ulaşıp işlerini gördüler:)
Hastaneden aldığımız iyi haberden sonra eve geldiğimde bir iyi haberde beni evde bekliyordu. benim dün alamadığım festival biletini Zeya almış, mesaj bırakmıştı. Haruki Murakami^nin tek aşk romanı olan İmkansızın Şarkısının filmine gidebiliyorum yani.

Şimdi akşam vakti ... Herkese iyi akşamlar olsun...

27 Mart 2011 Pazar

pazar ola



Bloğun bu halinin hiiiç keyfi yok. Neyseki dışardan okuyanların nazik mailleri var... yaz biz okuyabiliyoruz diyen...Bundan beş yıl önce ilk bloğu açtığımda hemen pıt diye yorum düşmüş şok olmuştum. Halbuki kısacık bir merhaba yazısıydı. Viyana'dan bir blogcu arkadaşımız Kelebek ilk hoş geldin yorumunu yazmıştı. Okuyabilenler arada ceee deyin yahu:)))
Dün akşam çok yorgunum derken - yarına programın yok mu diyen Kocakişisine oracık da hemen bir program sundum. Yarın sabah kalkıyoruz , simitlerimizi neyin alıp Kuzguncuk'da deniz kıyısında kahvaltı yapmaya gidiyoruz dedim. Naziş facebookdan yaptığım anonsu duyup gece eve döndü. Yoksa Neslihan'da kalacaktım dedi.

Sabah Naziş'le biz zırt diye uyandık. Elimizden gelen gürültüyü yapıp kocamın uykusunun açılmasını sağladık ve dokuz buçuk gibi tıngır mıngır yokuş aşağı indik kendimizi Kuzguncuk'da bulduk Çengelköy börekçisinden kıymalı böreklerimizi aldık. Hatta fırındaydı çıkmasını bekledik. İstanbul'un en güzel poğaçalarını yapan Dilim Pastanesinden poğaçalarımızı aldık. Simitleri bizim mahallenin simitçisinden almıştık.Hemen İsmet Babanın yanındaki parka konuşlandık. Burası denize balkon gibi bir yer. Garson hemen portatif sehpamızı ve duble çaylarımızı koşturdu. Önümüzden vapurlar geçti, martılar uçtu. Karabataklar denize daldı çıktı, Kuzguncuk kedileri ayaklarımıza dolandı. Çok keyifli bir kahvaltının ardından ben bir de karanfilli bir sigara tüttürdüm. Zeya , Barselona seyehatinden dönerken benim sigaralarımı da unutmamıştı.


Kahvaltı bitince hadi Çengelköyde içelim kahveleri dedik ama kalabalık korkunçtu. Hadi bi Üsküdar'a doğru gidelim dedik. Üsküdar da Naziş GALATA dedi. Karaköy motoruna binip Karaköy'e geçtik. Kamondo Merdivenlerinden yukarı çıkıp Galataya geldik.

sabah kahvemizi hemen kule dibindeki kahvede içtik. Yukarı çıkmak için o kadar uzun bir kuyruk vardı ki vazgeçtik. İstanbu'u kanatlarımın altına başka bir gün alırım dedim. Galata kulesinden sağa doğru devam edin, yol kıvrılacaktır, dümdüz yürüseniz aşağı doğru inen bir sokak göreceksiniz. Ünlü Doğan apt. buradadırburada Doğan apt ile ilgili çok güzel görseller var
. Geçen yıl İZ kanalında belgeseli gösterilmişti. Çok ünlü kişilere ev sahipliği yapmıştır ve yapmaktadır. Ben buranın dış görümünü çok severim.İstanbul'u 360 derece görebilen bir konumdadır. Doğan apt.nin önünden geçip ilk yokuştan yukarı İstiklal Caddesine çıktık. Atlas Pasajıydı, Suriye Pasajıydı yok Halep çarşısıydı derken Naziş dilim damağım kurudu dedi ve Özsütte çay pasta molası verdik.Bir kaç festival filmine bilet almak için Atlas Sinemasında uğraştım ama malesef istediğim filmlere bilet kalmamıştı. Bir tek Haruki Murakami'nin İmkansızın Şarkısı kitabından uyarlanan filme Kadıköy'de bilet vardı çok şükür. Ama Barış Bıçakçı'nın kitabı Bizim Büyük Çaresizliğimiz kitabının filmine hiç bir yerde yer yoktu. Artık legal illegal bir yerlerden bulunacak. İnşalah vizyona girer. Bir de aradığım bir film var adı : Yeşil Papaya Kokusu... hiç bir yerde bulamadım ve kafayı takmış bulunmaktayım. Gerekirse artık Vietnam'a gidicem...
Bu gün İstiklal caddesi ve Taksim'de eylem günüydü. Hemen her zaman , mutlaka bir eyleme sahne olur ama bu gün hepsi bir araya gelmişti. Bir ara kalabalıkta sıkıştık. Kendimi kötü hissettim . Naziş - Anne şuraya gir dedi neyseki bir dükkan arasına girdik . Beş on dk bekledik ama gittikçe sıkıştı. Bir de meraklı kalabalık olayı iyice içinden çıkılmaz hale getirince - geri gidip ara sokakdan Sıra selvilere çıkalım dedim. İyi ki aklıma geldi. Zaten 10 mt falan yürüyünce Sıra Selvilere açılan sokağın başına geldik. Bambi'de biraz soluklandık , bir şeyler atıştırdık ve evin yolunu tuttuk. Ev gibisi yok valla:))

26 Mart 2011 Cumartesi

gece mırıltısı isterseniz dırıltı da diyebilirsiniz

Sabah Gamse ile erkenden uyandık...biraz fazla patırtı yapmışız ki, Nazişden zılgıtı yedik.Ondan sonra ne kadar sessiz olmaya çalıştıysak o kadar çok gürültü çıkardık.
Benim bu günle ilgili iki hafta önceden yapılmış bir programım vardı. Eve geç de dönebileceğimi düşündüğümden hemen haşlanmış kuru fasulyenin altına bir Türk usulü dip sos yolladım ocağa oturttum. Ynındaki tencerenin içine de dün akşamki tavuktan kalan salçalı baharatlı sosu döktüm , kaynayıncada içine haşlanmış nohut ve bulguru yolladım oldu sana acılı salçalı , baharatlı bir bulgur pilavı. Kocama da turşu siparişi verdim oldu da bitti maşşallah afiyet olsun inşallah.

Bu gün Balkonlu Kadında toplandık. Zuz, Nalan, Zeya , Ben, Gamse, Berfu ve Magissa. Yedik içtik bin plan , proje yaptık. Közlenmiş patlıcanlı ve kabaklı börek ve o şahane tiramusu güne damgasını vurdu. Berfu^'da bu sayede doğumdan sonra ilk gezmesini yaptı.

Akşam dönüş trafiğinin korkunçluğunu anlatmaya kelimeler yetmez. Korkunçtan daha korkunç bir kelime olsaydı onunla tanımlardım bu rezaleti. Bir ara ahyaaaaak diye falan bağıracaktım.

Bu akşam kızların ikisi de firari, Gamse daha yolda beni ekti ve Zuz'a gitti. Naziş arkadaşlarıyla Cihangir cenahlarında. Ama ikisine de söylüyorum buradan , biz yarın kahvaltıyı Kuzguncuk'ta deniz kenarında yapacağız.İsmet Baba'da ... geldiler geldiler yoksa kapı duvar. İnşallah anahtarları vardır:)

Yazı bitince kitap okuma seasım başlıyor. Kaybedenler Klübü yazıma hiç şefkat göstermediniz ama bu filmi bir kaç gün sonra duyunca o yazıyı arayacaksınız :)))ya o filmde Süleymaniye camiii ile igili çok hoş bir anekdot var ama Zeya ve Zuz gidecekleri için söyletmiyolar. Film vizyondan çıkınca hatırlatın gitmeyenlere anlatayım. Unuturum diye ödüm kopuyo valla.

İyi geceler olsunnn

25 Mart 2011 Cuma

Kaybedenler Klübü




Bu gün bizim evin temizlik günüydü saat dörde kadar ev indi bindi havalara çıktı tekrar yere indi ve gıpgıcır oldu. Bu arada bi çırpıda yemek işi halloldu. Parça tavuklar tencerede arkalı önlü kızartılıp baharatlandı, bir kaşık salça ilave edilip tekrar ters yüz edilip üç su bardağı sıcak suyla biraz daha pişti, yanına da patates püresi sallandı o pişerken. E ev gıcırdadı yemek pişti... Sıra geldi ödüle. Vizyona girmesini sabırsızlıkla beklediğim Kaybedenler Klubünün ilk günüydü bu gün. Gamse okuldan cuma günleri erken geliyor. henüz servisteyken programlaştık ve birlikte sinemaya gittik.

Kaybedenler Klübü; underground kültürün filmi. Kadıköy sokaklarına adanmış...Naziş gittiğimizi duyunca beni niye beklemediniz dedi. O'nun lise yıllarının radyo programıymış...
Tam onun Kadıköyde takıldığı yılların...Bu filmi iyi film ya da kötü film diye yargılamayın. Seversiniz ya da sevmezsiniz öyle bir film. Müstakil yaşamların...okuru olmayan kitaplar basarım, dinleyici olmayan radyo programı yaparım diyen iki radyocunun, 1994 yılında Kent Fm'de yayına başlayan ve 7-8 yıl kadar süren Kaybedenler Klübü adındaki radyo programını ve o radyo programını sunan dj'ler Kaan (Nejat İşler), Mete (Yiğit Özşener) nin hayatlarını konu alan bir film.
"Sizinle yatmış mıydık" gibi replikleriyle akıllarda yer eden radyocular Mete Avunduk ve Kaan Çaydamlı'nın hikâyesini anlatan film "Ekip film tedirginlikle sunar, ?" sloganıyla cuma günü seyirciyle buluşacak. Filme içerdiği sevişme sahneleri nedeniyle 15+ yaş sınırı verildi.

Filmin yönetmeni ve aynı zamanda yapımcı ve senaristlerinden biri olan eski Deniz Kuvvetleri Komutanı olan Oramiral Özden Örnek'in oğlu Tolga Örnek'in babasısının Balyoz Davası kapsamında tutuklanması nedeniyle film beklenen vizyon tarihi 11 Mart'a yetişemedi. Bu nedenle filmin vizyon tarihi 25 mart'a alındı ve Tolga Örnek babasının gelemeyecek olması nediyle film için gala düzenlenmedi.

Filme ait ayrıntılar bu kadar... Yalnız film öyle aman ailece çoluk tombak bir film izleyelim... Nejat İşler Aliye'den Yiğit Özşenerde Ezel'den tanıdık nasılsa diyebileceğiniz bir film değil. Büyükler izlesin bu filmi...

Aysel'le 2...cenaze sergisi...Frida sergsi... baştanbaşa Beyoğlu

Bu gün İstanbul'a'' bahar indi''...Bahar indi tümcesi Yaşar Kemal'den çalıntıdır. Ben bizzat kendim çaldım...ama ne yapalım çok güzel bir tanımlama...Hava pırıl pırıl şu anda.
Bu günlerde ben bilfiil gezmekteyim... Şimdi anlatmaya başlayacağım ama baştan söyleyeyim bilanço ağır:)) Yalnız bu blogger yasağından çok ama çok sıkıldım. Kalktı falan dendi ama arkadaşlar hala giremiyorlarmış bloglarına...

Şimdi çarşamba gününden başlayalım...
Çarşamba sabahı saat 11 gibi falan Aysel'le Üsküdar iskelesinde buluştuk. Kabataş motoruna bindik. Sonra fikir değiştirip indik ve koşa koşa gidip Eminönü vapuruna binip , Karaköy'e gittik.Hedef Body Words sergisi... Naziş beni , daha önce gitmekten vaz geçirmişti. Sen dayanamazsın dedi.Bilmeyenler için açıklayalım... Yaşayan insanlar , ölmeden önce bedenlerini bu çalışma için bağışlıyorlar... ölü bedenler önce asiton havuzuna batırılıp , sıvılarından arındırılıyor. Sonra da plastik havuzuna batırılıp bedenin plastiği emmesi sağlanıyormuş. Evden çıkmadan tv yi açmıştım. Tesadüfe bakın ki Kanal D'de doktorlar programında bu sergiyi anlatıyorlardı. Gitmeden ön bilgi almış oldum bu sayede... Karaköy^de motordan inince ; limanda kahvaltı yaptık. Kahvemizi içtik. Sonra acaba sergi ne tarafımızda kaldı şu büfeceiye soralım dedik. Büfecinin cevabı aynen şöyle- Cenaze sergisini mi? soruyorsunuz , dümdüz gidin...İstanbul Modernin yanındaymış meğer. Sergi çok ama çok ilginçti. Hiç rahatsız olmadım . Aysel sürekli - insanı insan ayapan ruhtur kızım, bunlarda ruh yokk ki deyip beni teskin etti. Bir tek belgeslini izlerken biraz tuhaf oldum.

Sergiden çıkınca Kabataş iskelesine kadar yürüdük bu arada deniz kıyısında ufak bir çay molası verdik. Sonra finükülerle Taksim'e çıktık. Aysel Frida sergisini görmemişti o da bu gün itibariyle bitiyordu. Odakuleye kadar yürüyeceğiz derken, Aysel; bir duraklık metro var dedi, Şişhane'ye gidiyor. Ona binersek İstiklal caddesinin ortasında ineceğiz dedi. A aaa süper, hadi ben de öğreneyim dedim. Metronun içinde yürüdük yürüdük...merdivenden indik.... yürüdük yürürdük...merdivenden indik ... yürürdük yürüdük merdivenden indik.Yürüyen bantlarda bozulmuş. Biz habire yürüyoruz. Artık Aysel benden uzak uzak kaçıyor. Ben bağırıyorum kısa yol bumuydu diye. Sonunda metroya bindik. Aysel diyoki, şimdi İstiklalin altını metroyla geçiyoruz. Neyse indik . Yürürdük yürürdük .... merdivenden çıktık ... yürüdük yürüdük ....merdivenden çıktık yürürdük yürürdük merdivenden çıktık. Merdivenlerin eğimi neredeyse 90 derece. Neyseki yürüryen merdiven . Aysel bu arada ben aşağıdayım o taaa tepede gülüyor. Kızım , biz nereyi metroyla geldik. Normal yoldan gelsek yürüyeceğimizin beş katı fazlasını metro içinde yürüdük diye bağırınıyorum ben.(benden uzaklara uzaklara kaçarken)

O kadar yürüyünce acıktık tabi. Önce Fıccın'da mükellef bir ziyafet çektik kendimize. Haluj, fıccın ve çerkez tavuğu ile. Sokak sobasını yaktırıp dışarda yedik yemeğimizi. Çaylarımızı içip kalktık ve Peranın yolunu tuttuk; Frida sergisi için. Daha önce gezmiş olmama rağmen ilk görüyormuş gibi zevkle gezdim yeniden.

Sergiyi gezip bitirince bu kez kahve molası için Markiz'in yolunu tuttuk. Ama mönü bi saatte geldi. Bi saat de sipariş almaya gelmediler. Yan masadan gelen beğendili kebabın kokusu beni allak bullak etti. Markiz ve kebap kelimesi yanyana düşünemiyorum bile. Güya yemek klubüymüş peeeh dedik, kalktık sipariş bile vermeden . Hemen çaprazındaki Özsüte gittik. Cam kenarına oturduk, geleni geçeni izleye izleye kahvelerimizi içip sakızlı markizlerimizi, çikolatalı pastalarımızı bölüşe bölüşe yedik.. Çıktığımızda artık akşam iyice çökmüş , insanlar alemlere akmaya başlamışlardı. Sokak çalgıcıları süperdi. Hepsini dinledik. Hele bunlara bayıldık ve cdlerini satın aldık.Çingene şarkıları söylüyorlardı. Sen Antuanın kapısınıda ittik, içeri girdik. Ayin hazırlıkları vardı galiba.. içerde bir faaliyet vardı.

Artık evlere dönüş yoluna girmek için Taksim'e doğru ilerlerken Libya'ya destek yürüyüşü yapan gençlere rastladık. İkimizde bir hoş olduk. .İnandığımız şeyler için birlikte yürüdük mücadele ettik. o kanlı 1 Mayıs 'da birbirimizi kaybedip az endişelenmedik. Öğrenci halimizle yapabildiğimiz kadarını yaptık inanmadıklarımıza karşı çıkıp sokaklarda birlikte bağırdık koştuk... O gençleri görünce aralarına karışmak istedik yeniden....

Aysel ile Taksim'de ayrıldık, bir daha ki programa kadar:))

Gelelelim düne... Dün Cancan'a kahvaltıya davetliydik. Zuz'la da orada buluştuk. Şahane bir kahvaltı yaptık. Kimse kıymalı böreği Berfu gibi yapamıyor. Mimarlığı bırakıp , börekçi açması için ikna etmeye çalışıyoruz O'nu:)). Biz kahvaltımızı bitirdikten sonra Cancan2ın dedesi geldi. Onu gezmeye götürmek için...hava soook dedi.... cicianne var dedi. Sonra cicianne üstünü giysin berabere gidelim dedi. Canım ya nasıl özlemişiz birbirimizi. Minik Uras'ı bakıcı abla ve Babaanne , dede nezaretinde bıraktık eve nasılsa dondurucu da anne sütü stoğu var:)) Biz pazara çıktık. Perşembe günleri Erenköy'ün çok güzel bir pazarı var. Ben Viskoncu İbodan bu kez baharlık eşofman aldım. İki hafta sonra kot formunda olanlar 10 haziranda da yazlıklar geliyo dedi. Olabilir pazarın en pahalı eşofmanını satıyor olabilir ama en iyisini sattığının kuşkusu yok...Asla diz yapmıyor ve yıkandıkça bozulmuyor. Reklam parası alcam zaten ondan:).
E kahvaltıyı ettik, pazar alışverişinide yaptık cümbürcemaat. Hatta Cancan bile vardı. Baktım saat daha iki... İki durak ötede de İlmiyem var. Telefon açtım- hemen atla gel dedi. Berfu ve Zuz'dan ayrılmıştım bu arada. Ben minübüse bindim onlar hala bana telefon açıp, şurda çok güzel şeyler var, bu tarafa gel diyorlar:)))İlmiyemle akşam çayımı içtim eve geldim , kapıda Gamse ile karşılaştık. Dolaptaki yemekler ısındı ev halkı doyuruldu... Mazi Kalbimde Yaradır, Fatmagül ve yarım Türkan izlendi... gerisini bilmiyorum sabah olmuş:)

not: okuyabilenler, bloğa girebilenler lütfen bi not bıraksın çünkü artık bu yasağın boyutları değişti. Kiminde mahkeme kararı çıkıyor benim gibi bir kaç kişide ise hiç bir şey yok. Blogcu olmayıpda dışardan okuyanlar artık okuyabiliyorlar mı onu merak ediyorum. Blogcular nasılsa yarlarını falan halledip girmeye başladılar...

.

23 Mart 2011 Çarşamba

Dünden başlayayım yazıya...İlk bölüm; ev toplama , yemek yapma , çamaşır yıka , as gibi ev işleriyle geçti. İkinci bölüm keyif bölümüydü. Çoktandır izlemek istediğim bir filmi izledim. Mavianne 'de tavsiye ederim deyince dün izledim nihayet.
Filmin adı;Siyah Beyaz....konusu barda geçtiği için bir çok bölgede gösterime girememiş...Siyah Beyaz filmini konusu ise bir ressamın, bir doktorun, bir avukatın ve bir iş kadının farklı hikayeler ile tek sığınabildikleri yer bir bardır. Yanlız bu bar onların hayatlarının tek rahat nefes aldıkları yer gibidir.Kadro muhteşem... Tuncel Kurtiz, Nejat İşler, Erkan Can , Şevval Sam. Film farklı bir örnek... Zengin kız fakir oğlan ya da zengin oğlan fakir kız aşkı konulu filmlerden sonra dialoğa dayalı filmlerde de nasıl başarılı olunabileceğinin en güzel örneği bence...Millet diyaloğa dayalı film yapıp Oscara oynuyor ve de alıyor. Bu yıl Kralın Konuşması filminde gördük bunu.

Akşam kızlarla Capitolde buluştuk. Bir şeyler yedik dolaştık ve dizimize yetiştik. Dün akşam ki kahramanım Aylin ve Balıkçı idi. İkisi de sevdikleri için neler yapabileceklerini gösterdiler. Mete zaten her zaman adamım.

Gece TNT de Hours'u izledim. Nicole Kidman'a Oscar getirmişti yanlış hatırlamıyorsam.
Gelelim bu güne; nihayet tüm gücümü topladım ve Body Words sergisine gidiyorum. İşin tuhafı şu anda kanal D de Doktorlar programı bu sergiyi konu almış.Yani bu kadar olur.Bu ön bilgi iyi olacak...Bu sergide sergilenen bedenler, insanların yaşarken gidip bedenlerini buraya bağışlayan, öldüklerinde plastinazasyon denilen bir işleme tabi tutulmasına izin veren insanların bedenleri.Naziş daha ilk günlerde gidip görmüş- Anne , sen gitme , kaldıramazsın demişti ama Aysel cesaret verdi. Birlikte gidiyoruz.Önce Pera'da Frida ve Çağdaş Rus ressamları sergisine gideceğiz. Ben daha önce gitmiştim ama birlikte bir kez daha gezelim dedik. Sonrası çok yüklü bir programımız var...
Şimdi , yeşil çayımı içtim ama kahvaltı babında bir şeyler atıştırıp çıkmam gerek. Aysel'le Kabataş' da buluşacağız...
İyi bir gün olsun, hava güzel olsun, dizim ağrımasın...sizin gününüz de gönlünüzce olsun.

21 Mart 2011 Pazartesi

pazar günü



Pazar gününün programı; cumartesi gece saat gece yarısını geçtikten sonra belirlendi. Aysel uyuduğumu düşünerek mesaj atıp , kahvaltıya çağırmıştı... Bize davete icabet etmek yaraşırdı haliyle:)
Sabah 10.30 gibi kızlarla evden çıktığımızda koca kişisi hala uyuyordu... Havada ki hafif çişe ve güzel serinlik ten hem hoşlandık hem de kendimize gelip sabah rehavetini attık. Pazar sabah trafik falan olmadığından yarım saatte Suadiye'de olduk. Kahvaltıyı Aysellerin binanın cafeteryasında yaptık. Menemenlere sucuklu yumurtalara gömüldük. Yetmezmiş gibi Mustafa börekler de getirtti. Sanırım üç gün acıkmayız dedim. Uzun uzun kahvaltı ettik. Kahvelerimizi içtik. Mustafa^yı da nasıl özlemişim. Hasret giderdik. Mustafa ; Aysel'in en küçük kardeşi. Biz tanıştığımızda henüz beş yaşındaydı. O zamanlar mumy blue şarkısı dillerdeydi O ' bu şarkıyı tornistan eder- aman aman bıktım ben bu yaye den diye söylerdi. Yaye ben oluyorum haliyle. Mustafa kahvaltıdan sonra bizden ayrıldı. Biz Aysel'in evine çıkıp Babama kitap seçtik. Babama kitap yetişmiyor çünkü. Bizim evdekileri okuduk , satın aldık, Gamse okulun kütüphanesinden de getiriyor ama yetişmiyor.kafede kahvaltıdaAYSEL'in mutfağında çilekli turtaya yumulmuşken...

Sonra oturup bir de çilekli turta yedik...neremize yedik bilinmez ama süperdi neme lazım. Sonra oyuncak müzesine gidelim dedik. İkimiz de görmemişiz. Yollamdık oraya... Valla çocukluğumuza geri döndük. Hatta Aysel, bi oyuncak tavuğu benim diye tuturdu. Babam Çin'den getirmişti diye tavuğun etrafında kendi ismini , ve kendinden bir iz aradı durdu. Yüz yıllar önce bile Avrupada ki oyuncak kültürü ne kadar ileriymiş. Biz savaş vermekten, bağımsızlık mücadelesi vermekten oynamaya vakit bulamamış bir milletiz. Ben bu müzeyi gezerken sadece Sunay Akın adına değil Türkiye'de böyle bir yer olduğu için kendi adıma da gurur duydum. Çok da güzel bir kafeteryası var. Orada kahve molası adı altında bitki çayı molası verdik. Otlardan hemen kendileri yapıyorlar... hibuskuslu, tarçınlı, zencefilli bir çay içtim ki enfesti. Çaylarımızı içerken karşımızdaki ekranda ünlü ressamların , çocuklu tabloları aktı. Naziş İstanbul şekerlemesi almıştı, tarçınlı ağzımızı hem tatlandırdı hem yaktı... Aynı hayat gibi dedim... Aysel bu tanımımı çok beğendi o yüzden yazdım:))Gamse'nin olduğu resmi koymayı unutunca uyarı aldık bu resim sonradan ilave edildi:))
Aysel'in benim diye tutturduğu tavuk:)
biz kendi zamanımızın uzay kahramanlarının önündeyiz... Kaptan Kirk....Mr Sapak...MayaNuhun GemisiBu arada oyuncak ayılara neden Teddy Bear dendiğini bilmiyordum. Tedy Rosewelt bir av sırasında hiç bir şey vuramamış. Yanındakiler , jest olarak bir ayı yavrusunu ağaca bağlayıp vurmasını istemişler.Kesinlikle reddetmiş. Bir oyuncak fabrikası da onun anısına Tedy adını verdiği oyuncak ayılar çıkartmış piyasaya...Bu müze ile ilgili Naziş'in bir anısı var. Musevi okulunda çaılışırken öğrencilerini bu müzeye hetirmişler , bir arkadaşı Nazi askeri ve Hitlerin figürü olan oyuncakların önünde çocukların resmini çekmiş. Çeken arkadaşları da musevi üstelik. Hiç. dikkat etmemiş. Resimler velilere gidince , okula büyük tepki göstermişlerdi...Müze anlatısını Sunay Akın'ın bir sözü ile bitirelim. Buranın kapısından içeri girerken bir elinizle çocuğunuzun elini tutarsınız , çıkarken diğer elinizden çocukluğunuz tutar. Gerçekten de öyle oldu... Karma karış oldum ... Çocuklarımın çocukluğuna kendi çocukluğum karıştı...
Müze gezimiz bitince caddeye kadar yürüdük ve biz eve doğru yollandık. Meğer ben öyle biliyormuşum . Naziş eve devam etti ama biz Gamse ile Bahariye'de bir tur attık. Kotona uğradık.

Eve dilim bi karış dışarda düştüm. Çok Güzel Hareketler Bunları izleyip yattım. Sızmışım telefona uyandım. Kuzen Fatma arıyormuş. Beyoğlu ekibinden bin sitem etti. Uykum açıldı. Kalktım, Nuri'yi izledim ...Dün akşam hiç kitap okumadım...Kitabı elimde tutacak mecalim kalmamıştı.

Bu günü eve ayırdım . Çünkü 31 Mart akşamına kadar program kapalı...

Şimdi bir kaç selam...
İlk selam Dilber'e
Uzun zamandır görüşelim görüşelim diye konuştuğumuz, çocukluk arkadaşımın kızı Dilber'in evinin önünde poz poz resim çektirmişiz... Sunay Akın'ın kiracısıymış meğer. Dilbercim bu kez teğet geçtik ama bir dahaki sefer kahve molası sende...

İkinci selam
Bir yıl giydiği elbiseyi , bu kendi kendine sökülüyo diye geri götüren Gamse'yi tüketici bilincinden dolayı... elbiseti yeni elbise ile değiştiren Kotonunu da üretici sorumluluğundan dolayı biner kez kutlarım.
üçüncü selam
Yakın mesafeye gittiğimiz için surat sana taksici... e senin hatırın için Maltepeye mi gideydik...

Dördüncü selam
O şahane portakal ve nar kokteylini yapan Cafe çalışamnlarına
beşinci selam
Acaba bu bitki çayının içinde ne var diye merak ettiğim duyup, gelip binbir nezaketle anlatan, müze kafeteryası çalışanı bayana...
bi selam da kendime dizine kuvvet Laluş...